• 520 syf.
    ·17 günde·10/10
    Tek bir şey söylemek istiyorum Nadia Hashimi yazdığı bu kitabı bütün Türkiye Cumhuriyeti kadınları okunmalı ve bittikten sonra kendi hayatında da var oluşun bazı şeyler değişse de toplumun kadın algısının geliştirilmesi için daha çok yolun olduğu unutulmamalı ve bu yola ışık tutan Mustafa Kemal Atatürk saygı ve derin şükranla anılmalı yani bana hissettirdiklerinin bir kısmı böyle bir kısmı ise etrafımızda görülen karamsar olan umutsuz duran kadınlar için de Türkiye adına biz kadınlar olarak daha şanslı olmamız bu paha biçilemez gerçekten iki kadının yaşam mücadelesini görünce insan kendine ben ne yapıyorum diyor ben neye üzülüyorum neleri sorun ediyorum diyor Bu kitap herkesin kendine Farklı Dersler çıkaracağı ve günümüzde her ne kadar önemsenip önemsenmediği değişken olan eğitimin bir kadın için nasıl hayat kurtarıcı olduğunu dank ettiren bir kitap .Nadia Hashimi muhteşemsin ellerine sağlık
  • 104 syf.
    Antoine De Saint Exupery: Küçük Prens

    Küçük Prens’in tek ihtiyacı bir arkadaştı. Belki adı gibi küçücük bir yüreği vardı ama o yüreği güzelliklerle dopdoluydu. Sorduğunuz sorulara asla cevap vermezdi. Ancak sorduğu soruların cevabını alma konusunda pek de ısrarcıydı. O, eşsiz bir ruhtu. Bedeni de ruhu gibi tüyden hafif olan ve başka bir gezegenden gelen küçük bir insanoğluydu…

    Hepimizin çok iyi bildiği bir başyapıt olan “Küçük Prens” kitabının, Fransızcadan Türkçeye çevirilerinin hangi yıllarda yayınlandıklarını tam olarak bilemediğim ilk üç çeviri eseri sırasıyla şöyle: ilkini, 1950’lerde Azra Erhat, mahlası olan (takma ad) Ayşe Nur’la yapmıştı. Erhat’ın bu çevirisini okumayı çok isterdim ama çeviri eseri bulamadım. İkinci çeviri eseri 1960’lı yıllarda, Can Yayınevinden Cemal Süreya ve Tomris Uyar’a yaptırıldı. Üçüncü çeviri eseri ise; yine altmışlarda Attila İlhan’ın yönetmenliğindeki Bilgi Yayınevi tarafından Selim İleri’ye yaptırılmıştı.

    Küçük Prens’in şu an elimde bulunan beş farklı çeviri eseri var. İlk ikisini epey önce okumuştum. Bunlar Mavi Bulut Yayınevinden Yaşar Avunç’un en bilindik çeviri eseri (12.Baskı-2009) ve Mor Menekşe Yayınevinin Gençlik Serisinden yayınlanan, çeviri metni olarak Mavibulut’un metniyle hemen hemen aynı olan, özel bir yönetmelik maddesiyle denetim pulu olmadan çıkartılan, içinde hiçbir Exupéry çiziminin olmadığı çeviri eser (yayına hazırlayan Murat Uludağ, Ankara-2005).

    Sansür Meselesi:

    Bu eserin hedef kitle, Türk okuyucusu için yapılan çevirisinde, bildik bir sansür noktası tartışmalara ve çevirmenlerin iyi ya da kötü olarak değerlendirilmesine neden olur. Bahsettiğim yer kitapta şöyle geçiyor: “Bir Diktatör çıkıyor ve bundan sonra Avrupalılar gibi giyinmeyi emrediyor, yoksa ölüm cezasına çarptırırım diyor…” Bu “Diktatör” hep sansüre uğratılmıştır çevirmenler tarafından. Bunun sebebiyse, diktatör denilen kişi olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün kastedilmesidir. Kitabın başında 1909 yılında yaşanan bir olay anlatılır: Bir Türk gökbilimci, başında fes, ayağında şalvar olduğundan hem buluşu hem de kendisi Batılılar tarafından ciddiye alınmıyor. Sonra sene değişiyor ve bu sefer 1920 yılında, aynı gökbilimci bu kez çok şık giyinmiş olduğundan Batılılar tarafından konuşması ve buluşu kabul görüyor. Ancak ülkenin yönetiminde –bazı kesimlerin görüşüne göre- 1909’dan 1920’ye kadar Mustafa Kemal Atatürk olmamasına rağmen mevzu hep bu noktaya getirilip düğümlenir genelde.

    Baştan alalım: Öncelikle çevirmen, eserin tamamına sadık kalmalıdır (her ne kadar bir İtalyan atasözünde: “Çevirmen Haindir,” dense de). Demek istediğim, kitapta “Türk Bir Diktatör” yazıyorsa, çevirmenin bunu sansürlemeye hakkı yoktur. Ya olduğu gibi çevirir (“Türk Diktatör” diye) ya da kendince yumuşatır. Mesela Cemal Süreya ve Tomris Uyar kendi çevirilerinde, “Dediği dedik bir Türk önderi tutmuş bir yasa koymuş: Herkes bundan böyle Avrupalılar gibi giyinecek, uymayanlar ölüm cezasına çarptırılacak,” demişlerdi. Fransızca kaynak metinde, “Türk bir diktatör, Avrupalılar gibi giyinmeyenleri ölüm cezasına çarptırıyormuş,” yazmaktadır (Fransızcasını 2-3 defa okudum). Yine çevirmen bunu da aslına göre çevirmelidir. Yumuşatmanın ucu açıktır, ancak asla sansürleme hakkı yok. Yine örneğin Yiğit Bener kendi çevirisinde, “…bir Türk diktatörün kendi halkını ölüm tehdidiyle Avrupalılar gibi giyinmeye zorlaması oldu…” Exupery’nin bu konuda bir bilgi eksikliği olduğu çok açık.

    Sansürlenmesi gerektiği düşünülen ya da yanlış bilgidir denilen bölümleri çeviriye almak istemiyorsa bir çevirmen, o kitabı çevirmek için almamalıdır, bıraksın başkaları çevirsin. Ölüm Pornosu ya da Yatak Odasında Felsefe kitaplarını çevirdiler, Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetlerini de, hiç de sansür uygulamadı o kitapların çevirmenleri, doğrusu da buydu. Çeviriyi yapmayı çevirmen kabul ediyorsa, metne sadık kalmakla yükümlüdür. Sözcükleri değil anlamı çevirirken, kaynak metne bağlı kalacak, asla hiçbir şey eklemeyecektir, hiçbir şeyi de kaynak metinden atmayacaktır, bunları yapmaya yeltendiği anda o kitabı çevirmekten vazgeçip aldığı yayınevine iade edecektir.

    Önemli bir konuya da açıklık getirelim. “1909’da bir gök bilimci konferansa gelir ve giydiği komik kıyafetler yüzünden ciddiye alınmaz” denir eserde (fes, şalvar vs. giydiğinden). Ancak aynı gözlemci, 1920 yılında yine aynı konferansta ciddiye alınır çünkü üzerinde Batılıların giydiği kıyafetler vardır. Bunun nedeni de yine eserin çevirilerinde, “…batılılar gibi giyinmeyenleri ölüm cezasına çarptıran bir Türk diktatör,” denir. Aslında “Şapka ve Kıyafet Devrimi,” Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından, halkın kılık ve kıyafetinin düzenlenerek batı ülkelerindeki normlara uygun hâle getirilmesi için 1925 ve 1934 yıllarında çıkarılan iki kanunla yapılan düzenlemedir. Yani bu Exupery’nin bilgi eksikliği ile değil aslında kitabı yazdığı ve yayınlattığı sene olan 1943 yılı ile açıklanabilir (bir sene sonra da vefat etmiştir). Yazar, yaşadığı o yılın (1943) mevcut kanunlarıyla, kitabında bahsettiği 1920’de yanlış bir kurgulama yapmış gibi görünse de kaynak metinde “Böyle giyinmeyenleri ölüm cezasına çarptıran” der, yani kanun çıkardı, ya da kanuna uymayanı dememektedir. 1920’de bu ülkeyi Atatürk’ün önderliğindeki grup yönetiyordu, yani lider Vahdettin değildi. Hoş Vahdettin de 17 Kasım 1922’de Türkiye topraklarından bir gemiyle ayrılmış olsa da fiili durumda bu topraklarda Osmanlı İmparatorluğunun değil müstakbel Türkiye Cumhuriyeti ve onun yöneticilerinin sözü geçiyordu. Son olarak, http://www.TDK.org sitesinde, “Diktatör” sözcüğünün anlamlarına baktım tekrar. Hemen herkesin bildiği “Zorba” anlamının yanında diktatör için şu da yazıyor: “Bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse.” Neticede Atatürk de aynen böyleydi o günlerde. Sadede gelirsek; kitabı ben çevirseydim: “Batılılar gibi giyinmeyenleri cezalandıran bir Türk Diktatör,” derdim.

    Çevirilere Genel Bir Bakış:

    Mavi Bulut Yayınevi Yaşar Avunç ve Mor Menekşe Yayınevi Gençlik Serisi çevirilerinde, kaynak metinde Atatürk kastedilerek söylenen “Diktatör” sözcüğü sansüre uğratılmış ve “…bir Türk Lider…” diye çevrilmiştir. Ancak “…kılık kıyafet yasasına uymayanların ölüm cezası ile korkutulduğu…” ibaresi ise; sansür yapılmaksızın birebir çeviri metnine yer almış. İki çeviri eser de aynı olduğu için, çeviri kalitesi, hedef kitle adına –çocukluğunu halen yitirmemiş biz büyükler ve gerçekten çocuk yaşta olanlar düşünülürse- kabul edilebilir düzeyde.

    Gelelim Ocak 2015 ve sonrası yeniden basımı yapılan eski iki çeviriye. Bildiğiniz üzere ülkemizde, Exupéry’nin ölümünün üzerinden yeterli süre geçtiği için 1 Ocak 2015 günü itibariyle tüm kitaplarının telifleri düştü ve bir “Küçük Prens” çeviri eseri patlaması oldu. Eserin, otuza yakın yayınevinden farklı çevirileri yayımlandı. Uzun yıllardır Türkiye’de, eserin tüm hakları Mavibulut Yayıncılık’ta olduğu için kitabı eski çeviri sahipleri dahi bastırtamıyordu. Yeniden basılanlar içinden incelediğim iki çeviri eseri var. İlki Can Yayınlarından, büyük yazar-şair-çevirmen, rahmetli Cemal Süreya ve yine aramızda olmayan değerli yazar-çevirmen Tomris Uyar’a ait olan ortak çeviri eseri. Diğeri de, Everest Yayınlarından, kendisine uzun ömürler dilediğim Selim İleri’nin çeviri eseri.

    Exupéry’nin, Türkçe çeviriye konu olan Fransızca kaynak metnini defalarca okuyup inceledim. Metinde ne var ne yok biliyorum. Cemal ve Tomris’in çevirisi, hedef kitle de düşünülerek, kabul edilebilir bir çeviri olmuş. Verilen Türkçe karşılıklarını, kitabın hedef kitlesi kolaylıkla anlar diye düşünüyorum. Edisyon da çok güzel olmuş. Kitabın kâğıt kalitesi, kitap boyu, renkli resimler vb. çok hoşlar. Ama eski çevirilerde olan benzer bir sorun devam ediyor: Resimlerin yerleri çeviri metniyle bazen örtüşmüyor. Tamam, bu durum orijinal metinde de var ama bence metin ve resimler muhakkak örtüştürülmeliydi. Yazıyı okuyup arka sayfaya geçtiğinizde resmi göreceğinize önce resmi görmeniz daha akıllıca olurdu. Malum sansürlenen yere ise; Cemal ve Tomris ila Selim Bey, kabul edilebilir bir karşılık vermişler: “…dediği dedik bir Türk önderi… Avrupalılar gibi giyinmeyenler ölüm cezasına çarptırılacak…” Kanımca bu sansür meselesi, çevirmenin kendi tasarrufudur. Biri olduğu gibi “Atatürk adında bir Türk lider” der, diğeri “Türk diktatör”, bir diğeri de “Dediği dedik bir Türk lider” der. Hepsi de kabul edilebilir diye düşünüyorum.

    Sözcük Tercihleri ve Çeviri Kalitesi Üzerine:

    Cemal ve Tomris ortak çevirisinde bazı Türkçe karşılıkları zor anlaşılır bulduğumdan sizlerle paylaşmak istedim, tercihleri başka yönde olsaydı daha iyi olabilirdi:

    Yüz bin liralık ev… (bir milyonluk deseydiler daha otururdu; günümüz Türkiye’sinde sırıtıyor bu rakam; çeviri 2015’de yeniden basılırken tashih yapılabilirdi) Tutalım… (“sözgelimi” denebilirdi) Boa yılanı… (neden boğa yılanı değil?) Uyruk… (Mavibulut edisyonundaki “kul” çok oturmuş, “halk” da olabilirdi) Aritmetik… (matematik?) Tohumdan sürmüştü… (?) Elifi elifine… Yola düzüldü… (koyuldu?) Hakçası… Yirmi mil / Bin mil… (neden kilometre değil! Amerika’da mı yaşıyoruz?) Sırça bir hazine… (hangi çocuk anlar sırçadan? “Kırılgan” de gitsin!) Gerçeğin mayası gözle görülmez… (Sf. 98, hiç anlaşılmıyor!)…

    Yukarıda da belirttiğim gibi, bunlar çevirmenin tercihi, ancak okuyucunun kabahati nedir?

    Gelelim Selim Beyinkine. Öncelikle Everest’i tebrik ediyorum. Harika bir edisyon hazırlamışlar. Tam bir çocuk kitabı kıvamında; kitabın boyutu, kâğıt hamuru, sayfa içlerindeki renkli kenarlıklar, renkli büyük baş harfler, resimlerin mizanpajı ve renk kalitesi vb. Ellerine sağlık. Ama çeviri için, bunu çocuklar kesin okumalı, harikulade olmuş diyemeyeceğim için üzgünüm. Selim Bey, çok ama çok zor bir metin ortaya koymuş. Sanırsınız modern zamanların Dede Korkut’u masal anlatıyor bize. Ama bu masal, Fransız bir pilota ait, Türklere değil. Bu kadar çok ”Öztürkçe” yazacağım diye okuyucuya bu denli yüklenmek neden? Tamam, çeviri eseri yıllar evvel yapılmış olabilir, ama yıl olmuş 2015, kendisi alsa çeviri eserini eline, kendi tashihini kendi yapsa ve günümüze uyarlasa, biraz da hedef kitleyi düşünerek, daha iyi olmaz mıydı?

    2013 yılında, Aydınlık Gazetesi Kitap Ekindeki ilk kitap eleştirisi yazım, Hasan Ali Toptaş’ın “Heba” isimli romanı hakkındaydı. O romanda da fazlaca kullanılan Öztürkçe sözcüklere, hatta tamamen yöresel olan sözcüklere takılmıştım. Kızmıştı bana bazı gazeteci ve yazar ağabeylerim. Tamam, anlıyoruz, yazabiliyorsunuz, bilgilisiniz. Ama biz okuyucuların kabahati nedir? Rahatlıkla anlayabileceğimiz yalın bir metin ortaya koysanız daha güzel olmaz mı? Zor metin istersem, şu sıralar bitirmeye çalıştığım Ulysses adlı kitabı elime alıp tekrar tekrar okurum. Neyse, bu mesele, her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır meselesi diyorsanız, kabul. Ama bizler, yeni nesle kitap okumayı sevdireceksek şayet, hedef kitlenin beklentileriyle örtüşmeyen bu tip çeviri metinleriyle bu iş asla ve katiyen olmaz, biline…

    İleri’nin tek bir yerde çeviri hatası var, tashih veya dizgi sorunu da olabilir, beni affetsin: “‘Tünaydın’ diyerek ‘feneri yakıyor’ fenerci, kaynak metinde ise ‘iyi akşamlar’ diyerek yakıyor oysa (Sf.64)”. İleri’nin çeviri metnindeki diğer zorluklara gelince, zorluk diyorum çünkü ben 45 yaşındayım ama metni okurken epey sıkıntı yaşadım:

    Gövermek… Tansık… (mucize demekmiş!) Çiçeğe durmak… Kötücül… Karaduyu… (anlamı nedir?) Yüksünmek… Çile hırkası… Merih, Çolpan, Erendiz… (gezegen isimleri, Mars/Merih tanıdık geldi!) Akanyıldız…(kuyruklu yıldız sanırım ya da meteor yağmuru?) Cangıllar… (Cangıl’ın sözlük anlamı: a. 1. Cengel. 2. mec. Karışıklık, kargaşa. “Balta girmemiş orman” desek ne olur!) Gönenmek… Çölü güzellemek… (Sf.98) Sırçadan bir hazine… (Sf.98) Kuyu bileziği… (kuyu ağzı!) Yürek yordamıyla aramalı… Ustaca ağulayacak mısın?… (Sf. 105, ağulamak zehirlemek demekmiş!) Dönenmek… Yer yuvarlağı… (dünya ya da yerküre sözcüklerinin nesi var!) Uyruk… (halk, kul!) Kakım kürküyle… (Sf.46, “kakım” sansargillerden bir hayvanmış!?) Ağlatı… Yetke… (“sulta” demesinden daha iyi tabi! Anlamı yönetim yetkisi) Sanımca… (kanımca) Esenlemek… Kutlu gezegen… Arayıp tarayıcı… (Sf.67, “kâşif” desek ne kaybederiz üstat?) Salık vermek… Kerte… Ay alacası… Hız katarı… Göz göremez özdenliği… (Sf.92, “özdenlik”, kendi özüyle var olma durumuymuş!)…

    Hem Cemal-Tomris çevirisi hem de Selim Beyin çevirisi kabul edilebilir çevirilerdir. Ellerine sağlık. Ama yukarıda da belirttiğim gibi amacımız yeni kuşağa okuma aşkı kazandırmaksa, özellikle de hedef kitlesi aslen çocuklarsa, lütfen Türkçe sözcük seçimine biraz daha özen gösterelim. Yazarı Exupéry’nin son derece yalın yazdığı bir kaynak metnin, yine yalın bir şekilde hedef dile çevrilmesi gerekmez mi? Unutmadan, bu tip masalsı bir metinde, çeviride zorlama kaçınılmazdır bazı yerlerde. Çevirmen, yazarlık ustalığı derecesince yapacaktır sanatını, karışamayız. Ama kaynak metinden bir yeri paylaşmak isterim sizinle:

    “Je soulevai le seau jusqu’à ses lèvres. Il but, les yeux fermés. C’était doux comme une fête. Cette eau était bien autre chose qu’un aliment”. Koyu karakterle seçtiğim cümle esas konumuz, ama bağlamını da verdim. Hem Cemal-Tomris hem de Selim Bey şu karşılığı vermiş bu cümleye: “Herhangi bildik bir içkiden çok başkaydı bu su”. Mavibulut’tan çevirmen Yaşar Avunç’un karşılığı ise: “Sıradan bir susuzluk gidermek olmadığı kesindi”. Anahtar Fransızca kelime burada “Un aliment”. Türkçe karşılığı ise “Besin” dir (Tahsin Saraç, Büyük Fransızca Sözlük). Çeviriye alınan metaforun yorumunu size bırakıyorum…

    Son incelemem ise; yepyeni bir çeviri üstüne. Kabalcı Yayınlarından Mart 2015’de ilk baskısı yapılmış, Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim dalından benim gibi 2014 yazında mezun olan arkadaşım ve meslektaşım Beyda Yağmur Şehitoğlu’nun yaptığı çeviri eseri. Edisyon anlamında çok güzel olmuş. Kağıt kalitesi, mizanpaj, resimler vb. iş görür. Çeviri kalitesiyse, yukarıda üç ustanın eleştirdiğim çevirileriyle kıyaslarsak, hedef kitleyi yakalayan, günümüz Türkçesiyle yazılmış, sözcük seçimlerine oldukça özen gösterilmiş ve son olarak da yerelleştirme hatalarına düşülmemiş, kabul edilebilir düzeyde bir çeviri eseri. Hatası, eksiği yok mu, var elbette. Ayrıca dizgide ya da son okumadaki eksiklikten dolayı bazı yazım hataları da yapılmış eserde. Sadece çeviriyle ilgili fark ettiğim olumlu ve olumsuz yanları paylaşmak isterim:

    Çevirmenin yerelleştirme ve yeni sözcük seçimiyle ilgili çok doğru tercihleri var: Balta girmemiş ormanlar, matematik, bin kilometre, milyonluk ev, Dünya-Mars-Venüs (gezegenlerin günümüzdeki isimleri kullanılmış), “kral ve kul” veya “kral ve uyruk” yerine “kral ve halkı” sözcüklerinin tercih edilmesi, sırça yerine “kırılgan” sözcüğünün seçilmesi vb.
    Çeviri eserde (Sf.18) sansüre uğratılmış bildik bir cümle var: “…bir Türk lider halkını Avrupalılar gibi giyinmeye teşvik etti.” Çevirmenin tercihi bu yönde olmuş. Yorumsuz…
    Çeviri hatası (Sf.15): “Zaten bununla çok uzaktan geliyor olmalısın” denmiş. Ama tam aksine cümle sonunda “geliyor olamazsın” yazılmalıydı. Kaynak metin: “C’est vrai que, là-dessus, tu ne peux pas venir de bien loin…”
    Çeviri hatası (Sf.23): “Sadece üç günü görmezden gelmişti” deniyor çeviri eserde. Kaynak metinde: “Il avait négligé trois arbustes…” Buradaki hatanın nedeni, Fransızca “arbuste” kelimesinin aslında “çalı” anlamına gelmesidir. Doğru çeviri: “Üç çalıyı görmezden gelmişti” ya da “Üç çalıya özen göstermemişti” olmalıydı.
    Çeviri hatası (çeviri eserin XVI bölümünde): “…üç yüz on bir bin kendini beğenmiş…” Kaynak metinde: “…trois cent onze millions de vaniteux…” “Bin” yerine “milyon” sözcüğü olmalıydı, doğrusu: “…üç yüz on bir milyon kendini beğenmiş…”
    Çeviride sözcük tercihi hatası (Sf.76): “Bu sadece trenlerin değişimi”. Kaynak metin: “C’est un échange”. Buradaki “échange” sözcüğü İngilizcedeki “exchange” veya “truck” sözcükleriyle aynı anlamdadır. Çeviride anlam biraz örtük kalmış. Doğrusu şu olabilirdi: “Bu sadece, bir trenin diğeriyle yer değiştirmesi”.

    Yukarıda gördüğünüz birkaç olumsuzluğu dikkate almazsak, Şehitoğlu’nun çeviri eseri kabul edilebilir düzeyde olduğu gibi, beş çeviri eserin içinde okunması en rahat olan metindir. Eserin hedef kitlesi olan çocukları ve elbette biz içindeki çocuğu hala öldürmeyenleri dikkate aldığımızda, çeviri eserdeki hava, tam da bir çocuk masalı kıvamındadır. Sınıf arkadaşım ve meslektaşım olan Şehitoğlu’nu tebrik ederim.

    Son Söz

    Bu eserin çevirisinde hep takıldığım bir nokta vardır: Malumunuz “koyun” meselesi! Çizimlere baktığınızda, aslında Exupéry, küçük bir “kuzu” çizmiştir. Hatta üç defa çizmiş kuzuyu. Fakat kaynak metinde “le mouton” diyor Fransızca, yani “bir koyun”. “Kuzu” nun Fransızca karşılığı “l’agneau”. Haklısınız, kuzular büyüyünce hem koyun, hem de koç oluyorlar. Ama bu çeviriyi ben yapsaydım “koyun” demez, “kuzu” derdim emin olunuz…

    Bu çok özel, masalsı hikâyeyi okumayanlarınız varsa derhal okusunlar; okuyanlarınız da tekrar tekrar okuyup sevdiklerine okuttursunlar lütfen.

    Süha Demirel, İstanbul, 28 Nisan 2015.

    Sansür Konusunda Eklemeler, 24 Aralık 2016.

    ***

    İncelediğim Fransızca Kaynak Metin Hakkında:

    Novembre 2008

    À propos de cette édition électronique. Texte libre de droits.

    Corrections, édition, conversion informatique et publication par le groupe :

    Ebooks libres et gratuits

    http://fr.groups.yahoo.com/group/ebooksgratuits

    Adresse du site web du groupe : http://www.ebooksgratuits.com

    Élaboration de ce livre électronique :

    Les membres de Ebooks libres et gratuits qui ont participé à l’élaboration de ce livre, sont : PatriceC, Coolmicro et Fred

    ***

    İncelediğim Çeviri Eserlerin Künyeleri:

    Yazar: Antoine de Saint Exupéry
    Kabalcı Yayınları
    Çevirmen: Beyda Yağmur Şehitoğlu
    1.Basım Mart 2015
    ISBN: 6059872010

    Can Yayınları
    Çevirmen: Cemal Süreya-Tomris Uyar
    4.Basım Mart 2015
    ISBN: 978-975-07-2443-5

    Everest Yayınları
    Çevirmen: Selim İleri
    2.Basım Ocak 2015
    ISBN: 978-605-141-833-9

    Mavibulut Yayıncılık
    Çevirmen: Yaşar Avunç
    12.Basım Şubat 2009
    ISBN: 978-975-310-050-2

    Mor Menekşe Yayınları
    Çevirmen: ?
    2005 Ankara
    ISBN: 975-9110-68-7

    ***

    Ek: 16 Aralık 2015, Epsilon Yayıncılık, Yiğit Bener Çevirisi

    Bu çeviriyi henüz okudum. Yiğit Bener, hem çevirmen hem de akademisyen olarak son derece saygı duyduğum bir edebiyat aydınıdır. Çevirisinde ilk gözüme çarpan, benim yukarıda eleştirdiğim hemen tüm olumsuzlukların onun çevirisinde olmamasıydı. Bener, orijinal metne tamamen sadık bir çeviri yapmış. Kabul edilebilirliğin üstünde usta işi bir çeviri olmuş. Ayrıca çok sevindiğim birkaç şey de şunlar: Küçük Prens’in hemen tüm çevirilerinde bir “koyun” resminin çizilmesi olayı vardır. Bener ise buna aynen benim kafamdaki gibi “kuzu” karşılığını vermiş. “Boa yılanı” ayrı yazılır diye eleştirmiştim, o da aynen benim dediğim gibi kendi çeviri metnine “boa yılanı” olarak almış sözcüğü. “Küçük Prens” iki sözcüğü, tüm çevirilerde büyük harfle yazılmıştır. Ancak kaynak metinde küçük harfle yazılıdır. Yazar ne yazdıysa Bener de buna uyup “küçük prens” şeklinde çeviri metnine almış, harikulade. Bener’i bu kaliteli çevirisi nedeniyle kutlarım. Takıldığım bazı noktalar ise aşağıdaki gibidir:

    Yerelleştirme konusunda, Bener kitaba sadık kalmış. “Fersah”, “Frank”, “Mil” gibi sözcükleri birebir kullanmış çeviri metninde. Tek bir yerde milin yanına kilometre karşılığını da almış (mesela sayfa 23).
    Sayfa 39’da şöyle bir cümlesi var Bener’in: “Rayihası içimi açıyordu.” “Rayiha” sözcüğü Arapçadır ve anlamı “Koku” dur. Orijinal metinde bu sözcüğün kaynağı Fransızca “Embaumer” sözcüğüdür. Türkçe anlamı ise: “Güzel kokularla doldurmak; güzel kokmak, hoş kokular yaymak.” Büyük bir sorun gibi görünmese de, küçük okuyucuların “Rayiha” yı bilmesi kanımca imkânsız.
    “Küçük Prens” özel adını Bener, çevirisinin tamamında küçük harflerle “küçük prens” olarak yapmıştır ve bu olumludur.
    Sayfa 22’de olan şu cümlede: “Ölüm tehdidiyle Avrupalılar gibi giyinmeye zorlayan bir Türk diktatör…” Bu karşılıkla Bener, orijinal metine birebir bağlı kalmıştır ve bu da olumludur.

    Kitabın Künyesi:

    Küçük Prens (Karton Kapak)
    Antoine De Saint Exupery
    EPSİLON YAYINLARI
    Çevirmen: Yiğit Bener
    Yayın Tarihi 2015-10-26
    ISBN 6051730561
    Baskı Sayısı 1. Baskı
    Dil TÜRKÇE
    Sayfa Sayısı 112
    Cilt Tipi Karton Kapak
    Kağıt Cinsi 1. Hm. Kağıt
    Boyut 11 x 18 cm
    Kitabın Orijinal Dil Fransızca
  • 508 syf.
    Hugh Howey: Silo / Wool Serisi 1. Kitap ve Vardiya / Wool Serisi 2. Kitap

    Sessiz ol bir tanem, ağlama,
    Bir ninni söyleyeceğim sana.
    Her ne kadar görünsem de çok uzaklarda,
    Birlikte olacağız hep rüyalarında.

    Sessiz ol bir tanem, hadi daluykuya,
    Koruyacak melekler seni daima.
    Gece gündüz bekleyecekler başında,
    Tutacaklar korktuğun şeyleri uzakta.

    Sessiz ol bir tanem, ağlama,
    Bir ninni söyleyeceğim şimdi sana.
    (Sf. 318)

    Yanlış hatırlamıyorsam Wool Serisi’nin ilk kitabı olan Silo’yu 22 Mart 2014 günü okumuştum. Motosikletimle kaza yapıp köprücük kemiğimi kırdığım günden üç gün sonrasıydı. Kırılan kemiğim ve ezilen ciğerlerim yüzünden, acılar içinde evdeki odamda tek başımaydım. Sağ olsun kız kardeşimden rica etmiştim bu kitabı satın almasını. 520 sayfa bir kitaptır Silo. İnanın o 22 Mart günü, o tuğlayı tek bir günde soluksuz okumuştum. Aslında kitabı okumamıştım, adeta yiyip bitirmiştim onu. Tanrım, nasıl bir kurgudur o! Okuduğunuz sayfadayken bile, ilerlerde, sonraki sayfalarda neler oluyor diye içinizi yiyip bitirdiğiniz türde bir romandır Silo. Wool Serisi bir distopya üçlemesi. İlk iki kitap malumunuz üzere şu an piyasada. Üçlemenin sonuncusu Toz ise halen çeviri sürecinde, yakında zatı alilerine kavuşacağız diye umuyorum. Shift yani Vardiya’yı ise; 17-21 Şubat 2016 tarihleri arasında dört günde okudum. O da yine 508 sayfalık bir tuğladır. Beni, serinin ilk kitabı kadar yoğun bir şekilde sarmasa da, Vardiya’yı da çok beğenerek okudum. Serinin çevirmenlerinden biri olan, Monokl Yayınları çevirmeni ve editörü Rasim Emirosmanoğlu, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde benden birkaç dönem önce mezun olmuş lisanslı bir çevirmen meslektaşımdır. Genç yaşına rağmen gelecek vadeden bir çevirmen kendisi. Kaynak dilleri geçtim (Fransızca ve İngilizce), hedef dil olan Türkçeye de oldukça hâkim bir edebiyat neferi olduğunu düşünüyorum. Ayrıca diğer çevirmenler Gökhan Sarı ve İhsan Tatari’yi de tebrik ederim. Ellerine sağlık üçünün de. Silo’yu pek hatırlamıyorum ama Vardiya’da sadece iki tane dizgi hatası yakaladım. Nefis bir ekip çalışması olmuş. Tüm Monokl çalışanlarının ve özellikle de üstat Hugh Howey’in elleri dert görmesin diyorum.

    Yerin dibinde, bir çukurun içinde, tek bir silodan ibaret bir dünyaya göz açtığınızı, orada doğup büyüdüğünüzü, benzer dünya sorumluluklarınızı –eğitim, meslek, çalışma, yeme-içme, evlenme vb.- yerine getirdiğiniz ve nihayetinde de bir gün ecel geldiğinde cesedinizin bitkilere gübre olduğu distopik bir dünyada olduğunuzu hayal edin.

    İlk kitap Silo’da sadece Silo-18’den bahsediliyordu. Ancak orada yaşayanlar ona sadece Silo diyorlardı. Kitap ilerledikçe öğreniyordunuz ki aslında bir de Silo-17 varmış. İlk hikâyenin kahramanlarından benim en çok sevdiklerim Lukas Kyle ve elbette dünyalar güzeli, güzel olduğu da kadar da akıllı, pratik ve cengâver mekanikçi Juliette var. Unutmadan, Solo’yu da atlamamak lazım. Kendine münhasır deli dolu bir karakterdir o da. Silindir şeklindeki, toprağın yüzlerce metre derinliğine inen, gökdelen gibi, yüzden fazla katı olan bir dünyada, siloda yaşıyorsunuz. Dışarıda neler olup bittiğini ise; kafeteryada kurulu olan dev ekranlardan izleyebiliyorsunuz. Suç işleyenler veya kurada çıkanlar, yılda sadece bir defa, dışarıya kameraları temizlemeye çıkıyorlar. Ama bir daha asla geri dönemiyorlar siloya. Bir gün bu rutine birileri dur diyor ve işte o an büyük isyan patlak veriyor. Ayaklanma sonucu, bu dikey lahitlerden aslında tam 50 tane olduğu anlaşılıyor.

    Yazar Hugh Howey çok disiplinli bir adam. O kadar fazla karakteri, inanılmaz bir sinir sistemi ile birbirine öylesine güzel bağlamış ki, metin su gibi akıyor ve zihninizde adeta şekilsiz bir mermer yontula yontula harika bir heykele dönüşüyor. Howey büyük bir mimar, bir edebiyat duvarcısı o.

    Vardiya’ya gelince. İlk kitap Silo’nun öncesinde neler yaşandığını anlatıyor bizlere. Üç zırdelinin, adları Victor-Erskine-Thurman olan, biri eski asker ve şimdilerde nüfuslu bir Senatör ile iki bilim insanının, dünyanın çivisini nasıl çıkardıklarını ibretle okuyoruz kitapta. Tam 500 yıl sürecek Vardiya’da esas oğlanın adı ise Donald, yakınları Donny de diyorlar ona. Aslında mimarlık eğitimi almış olmasına rağmen çiçeği burnunda bir siyasetçi. Helen adında bir kadınla evli. Çocukları yok ancak sevimli bir köpekleri var. Donald, Amerikan Temsilciler Meclisi’ne yeni seçilmiş bir üyeyken ve iki yıllık görev süresinin henüz başlamışken, Senatör Thurman’dan önemli bir görev alır. Üniversite eğitimi mimarlık üzerine olduğundan, nükleer bir sızıntı durumunda sığınak olarak kullanılacaklarına inandıkları siloların tasarımcısı olarak çalışmaya başlar. Kolejden eski kız arkadaşı ve de Senatörün kızı olan, bilişim uzmanı güzel Anna ile Donald’ın yakın arkadaşı Temsilci Mick de bu operasyona katılır. Üçü de birbirlerinin yaptıklarından bihaber, 50 silonun inşaatında görev alırlar. Ancak zırdeli Thurman ve kendisi gibi paranoyak iki bilim insanı, hem kendi ülkelerini hem de tüm dünya vatandaşlarını, hiçbir kimsenin aklına dahi gelmeyecek bir sona, yeni bir başlangıca doğru sürüklerler. O büyük gün geldiğinde, Silo-1, tüm siloların merkez komutası durumunda olacaktır ve diğer silolar –sadece bir iki üst düzey yönetici hariç- birbirlerinden bihaber yeni yaşantılarına uyanacaklardır.

    Çok fazla spoiler vermek istemiyorum. Vardiya’da insanın zihnini karıştıracak çok fazla şey var. İlkine göre kurgu çok daha karmaşık. İlkinde konu Silo-18 ve Silo-17’de geçiyordu. Ancak bu yeni kitapta üç farklı siloda (1-17-18) yaşananlar anlatılıyor ve hikâye ilk kitap Silo’ya çok incelikli bir biçimde bağlanıyor. Bu arada Solo’nun esasında kim olduğunu bu yeni kitapta öğreniyoruz. Unutmadan, kitapta Thurman’dan bahsedildikçe aklıma hep Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni başkan adayı Donald Trump geldi, ilginç…

    Temiz çeviri, temiz dizgi; harika bir hikâye; müthiş bir kurgu. Howey, içinizde atlarını koşturmak istiyor, ürkek davranmayın, öne doğru bir adım atın ve bu iki kitabı bir an önce edinin. Ve derhal peş peşe okuyun onları. Daha sonra da izlenimlerinizi dostlarınızla paylaşın. Silo ve Vardiya, tapılası distopik iki kitap. Üçüncüsü Toz‘u (Dust) bir an önce okumak için sabırsızlanıyorum…

    Elinizden kitap, kalbinizden huzur hiç eksik olmasın.



    İnceleme: Süha Demirel, 28 Şubat 2016, Balıkesir-Altınoluk.



    Çeviri ve dizgide zihnime takılanlar:

    Sayfa 261 – …kablosuz katsıklıklar… (Bu bir bilişim terimi, orijinali “odd harmonic”, Türkçe karşılığı ise (ODTÜ Bilişim Sözlüğü); “tek katsıklık” veya “harmonik”. (çevirmenlerin sözcük tercihi)
    Sayfa 265 – …yanaklarında çıkan aftları diliyle yokladı… tdk.org.tr Aft: Ağız ve dudak mukozasında görülen küçük, içi grimsi sıvıyla dolu ağrılı yara veya şişlik. (çevirmenlerin sözcük tercihi)
    Sayfa 407 – Bunu unutmaya meyyaldi… tdk.org.tr Meyyal: Çok istekli, düşkün; eğilen, meyleden. (çevirmenlerin sözcük tercihi)
    Sayfa 441 – …her türlü mücazatı dikte eden… tdk.org.tr Mücazat: İşlenen bir suçtan ötürü ceza verme. (çevirmenlerin sözcük tercihi)
    Rasim’le, zihnime takılan bir sözcük hakkında konuştuk. Vardiya’da çok gözüme batmıştı bu sözcük, değişik şekillerde de yazılmış: “Mndliyle, mndlini, mendli, mndle, mendlle, vb.” Tamam, bu sözcüğün bir tür mendil olduğu anlaşılıyor, ancak Rasim’e kaynak sözcük nedir diye sorduğumda orijinalinin “chief” sözcüğü olduğunu söyledi. “Handkerchief” in kısaltılmışı. Aslında “kerchief” diye de bir sözcük var ve anlamı “atkı, fular, vb.” Peki, bu mendil ne işe yarıyor derseniz; siloda bir tür kast yapısı var ve insanlar bunları ait oldukları gruba göre farklı renklerde takıyorlar. Kanımca “fular” çok daha güzel otururdu çeviri metnine. Neticede çevirmen tercihi diyeceğim ancak çok göze batıyor, insanda dizgi hatası izlenimi uyandırıyor. Ben olsam ikinci baskıda tamamını değiştirirdim. Bir listesini vermek gerekirse: Sayfa 172-176-177-187-224-230-249(3)-250(4)-257-258-279-280(2)-281(2)-282-308.
    Dizgi hatası (sayfa 269): …diğerlerinden hiçbir farkı olamayan bir kapının… (olmayan)
    Dizgi hatası (sayfa 350): …o kıyafetlerden biriyle hareket etmeninin zorluğunu… (etmenin)



    Kitapların Künyeleri:

    Silo / Wool Serisi 1. Kitap
    Hugh Howey
    MONOKL YAYINLARI
    Çevirmen: Mehmet Rasim Emirosmanoğlu
    Çevirmen: Gökhan Sarı
    Yayın Tarihi 2014-03-10
    Orjinal Adı Wool / Silo
    ISBN 6055159115
    Baskı Sayısı 1. Baskı
    Sayfa Sayısı 520
    Kitap » Edebiyat » Bilimkurgu-Fantazya
    Kitap » Orijinal Dil » İngilizce

    Vardiya / Wool Serisi 2. Kitap
    Hugh Howey
    MONOKL YAYINLARI
    Çevirmen: Mehmet Rasim Emirosmanoğlu
    Çevirmen: M. İhsan Tatari
    Yayın Tarihi 2015-11-19
    Orjinal Adı Wool / Shift
    ISBN 6055159320
    Baskı Sayısı 1. Baskı
    Sayfa Sayısı 508
    Kitap » Edebiyat » Bilimkurgu-Fantazya
    Kitap » Orijinal Dil » İngilizce
  • Bu ümmetin fidanları çocuklarımız yazar Nurettin Yıldız.


    Öncelikle kitabın 2 ana temasını verip sonrasında başlıklar ve altında not aldığım maddeleri sıralayacağım.

    1.Aile Allah'ın onlara verdiği bir emanete sahip olduğu bilincinde olmalıdır.

    2.yarının ümmetine bir fert yetiştiriyorsun. Unutma! senin çocuğun yarınki ümmeti Muhammed'in şekli olacak.


    🔴Bir çocuk doğurmak🔴

    1.İnsan öldüğünde defteri kapanır ama salih çocuk yetiştireninki açık kalır.

    2.Mürüvvetini görmemiz evlenmeleri veya torunlarımızı onların kucağında seyretmemiz değil,Mezarın karanlığında iken onların bize göndermeye devam edecekleri namazlar sadakalar ve diğer sevaplara şahit olmaktır.

    Annelik babalık bizim gözümüzde budur böyle olmalıdır.

    3.Müslüman anne baba demek ile kastedilen; mezarda bile sevabının kesilmemesine vesile olacak nesli yetiştiren kimsedir.

    4.Bir çocuk doğurmak müslüman anne-baba için jinekologların yardımıyla çocuğu çıkarmak şeklinde değil, şeytanın bütün tasarruflarına karşı Allah'a kul olan, anne babaya mezarda hayat getirecek bir çocuk doğurma olarak anlaşılmalıdır.

    5. Çocuklarımız mezarımızda Umudumuz Cennet garantimizdir. Müslüman anne baba "sen şahit ol Allah'ım doğurduğum çocuğum beni cennete sokmaya vesile olsun da,Ben 20 sene boyunca ona hizmet edeyim,sadece kundakta iken değil ergenlik çağına kadar çocuğun en ayrıntılı hizmetleri ile ilgilenilmeli bunu almamalı bu hissiyatla çalıştıktan sonra işin gerisini Allah'a bırakıp,en azından niyetiyle kazanmış olmalıdır.

    6.Cennet gözümüzde kaç para ediyorsa dünyada çocuğumuza vereceğimiz emeğe bakışımız da o kadar olmalıdır.

    7. Ümmeti Muhammed'in fertleri çocuklarının her birine Kudüs'ü tek başına fethedecek bünye gücünde yetiştirmeli, hiç kimse Kur'an okumasa bile Mukaddes kitabımızı tek başına yaşatacak imanı taşıyacak çapla hazırlamakla mükelleftir. bir ellerine dünyayı Diğerlerine cenneti koyacak bir mantıkla hareket ederken sağlıkları ile de o ciddiyetle ilgileneceğiz.

    8. Oyunu ev içinde ki hareketleri bile şeriata göre Dizayn edilen bir çocuk Allah'ın izniyle aşın gölgesi için hazırlanan çocuktur.

    9. böyle bir çocuk için özel gayretimiz olacak namaz kılan ağzı besmeleli anne fiili bir duadır zaten.

    ☆Mümin anne baba son tahlilde cinsiyet tanımaz. Allah'ın emanetini tanır.

    10. mülk Allah'ındır ve o dilediği gibi yaratır. Çocuğun cinsiyetinden önemli;Onu yaratandır, teslimiyettir.Şura Suresi'nin 49 ayeti;göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır o dilediğini dilediğine verir.

    11. tabiin neslinden Muaviye bin kurrenin evladın doğunca tebliğe gelenlere ikramlarda bulunup sonrasında "Ben dua edeceğim sizde Amin deyin" demesi ve ilerleyen zamanlarda "o gün ben dua eder ve o sahabiler Amin diye icabet ederken neler söylediysem daha sonra hepsini çocuğum da gördüm" demesi bizim için bir örnek olmalı. Allah'a İtimat etmeli  ve duaya güvenmeliyiz.

    12.çocuk 7 gününe geldiğinde sağ kulağına ezan sol kulağına kamet okunup sana şu isim verdim diye babaları tarafından söylenmeli,saçları tıraş edilip ağırlığınca Gümüş de vermek sünnettir.

     14.çocuğa isim verilirken kesinlikle akıldan çıkarılmamalı ki herkes kıyamet günü ismi ile çağrılacaktır.


    🔴Allah'ın fidanları🔴

    1.imran'ın karısı hanne gibi bebek ta karnındayken Hedefini belirle.

     Ali İmran Suresi 35 37 ayetler şöyle demiştir; bir şekilde senin hizmetini adadım benim bu adamı kabul eyle.Şüphesiz duaları kabul eden niyetleri bilen Yalnız Sensin.-Çocuk dünyaya gelince- Rabbim ben kız doğurdum (Oysa Allah Zaten onun ne doğurduğunu biliyordu) erkek kız gibi değildir Onun adını Meryem koydum onu ve soyunu Lanetli şeytanın şerrinden senin korumana emanet ediyorum"

    2.bir  kadın imranın karısının bu sözünden sonra çıkıp bütün dünyaya ilan etse "Ey Havva'nın kızları Kadınlar sizin bir aradığınız Allah'a açılmış elleriniz dualarınız ve emekleriniz bütün insanlığın kıyamete kadar ki yürüyüşü ile oynayacak güç ve kudrettedir kendinizi bilin anne adayları kaderinizi bilin.Allah'a bu şekilde dua edin vs haksızlık mı etmiş olur?

    ☆ Ey ümmeti Muhammed'in kadınları! sizde doğuracağı çocukları Allah'ın fidanları olarak yetiştirin. O fidanlara Umut bağlayın. Siz de dünyanın kaderini değiştirecek Allah'ın yeryüzünde tecelli ettireceği kaderini sebep olacak çocukların anneanneleri olun babaanneleri olun.sebep siz olun.Kur'an yeniden inmeyecek sizin adınıza bir sure konmayacak olsa bile, göklerde melekler sizi Ahmet'in karısı Mehmet'in kızı demişti ki diye ansınlar demek değil midir?

    ☆Sabahlara kadar uykusuz kalma pahasına heyecanla teheccüde kalkıp"Rabbim Ben de Bu ümmetin Ahmet'in karısı olarak Mehmet'in karısı olarak karnımdaki ne sana adadım" niye demeyelim? farkımız ne?

     4. belki de o çocuk, o Lider, O Fidan senin çocuğun. Benmi diyen cahildir!

    5. Allah sana bir fidan verdi meyvesini yemek için çabala, asla vazgeçme! ana baba olarak çocuğumuz oldu demeden önce Rabbim bizim bahçemize bir fidan dikti Ben o Fidanı büyütüp meyve verdi günü görmek için uğraşıyorum demeye mecburuz.

    6. Hannenin sözlerini duyup Peki kabul ettim diyen Allah bizim de Allah'ımız dır.O günkü Adak Bugün de mümkündür.

    7.Artık benim oğlum benim kızım benim talebem benim kursum grubun talebesi sözleri iptal olmalı. Allah'ın fidanları denmelidir. Elhamdülillah Rabbim benim evime Bir Fidan verdi buna büyütüp ümmetimin bağrına dikeceğim İnşallah diye iman etmek gerekmektedir.

     8. her şey niyet ile başlıyor. Gerçekçi bir niyet ve o niyeti doğrulayan tavırlar olmalı

     9.samimiyete bak yüreğine bak dilini de dolaştırdığın sözlere bak ve Allah'a bak. Allah Ali İmran suresinde bu kadını senin önüne boşuna koymadı! bunu anladıysan nereye davetli olduğunu da anladın demektir. bunu anlamadıysan sözde  bitmiştir.


    🔴Çocuğun sahibi Allah'tır🔴

    1.Allah geçmiş şimdi ve gaybı en iyi bilendir. çocuklarımız asla bizim değildir, Allah'ındırlar.Biz ise emanetçileriyiz.

    2.çocuk planlarını Haşa Allah değil de teknoloji ve gelişen siyaset politikaları yüzünden yapılıyormuş zanetmekten vazgeç.

    3.Biz ümmetiz birimizin çocuğu hepimizindir.

     4.devletler kullanacakları memurlar ve robotlaştıracaklari insanlar aradıklarından böyle politika güdebilirler ama Biz Allah'ın kulu Ahmetler Ayşeler olarak gördüğümüz çocukları konuşmalıyız, eğitimleri ona göre vermeliyiz.

     5. Bir mümin olarak benim dünyanın en zeki çocuğunun babası olduğum zaman hissettiğim mutlulukla,dünyanın en zor engeliyle doğan çocuğun babası olduğunu da hissettiğim aynı değilse ortada pratiği bir türlü görülmeyen bir iman var demektir.Allah'ın beni görmek istediği gibi değilim demektir.

     6.ne kadar Yusuf güzellikteki çocuk Allah'ın cennetine girmemize sebep olmadıkça değerli değildir..

    《《《7 tespit 

    1. insanlık ilk defa Adem aleyhisselamdan bu yana çocukların anne babadan daha fazla bilgi sahibi oldukları dönemi yaşıyor bu konuda tedbir ve dikkat gereklidir.

    2.İnsanoğlu Allahü teâlânın yarattığı günden beri çocuğunu bugünkü kadar eşya yerine koymamıştır.her şey çocuklar için diyerek sorumluluk ondan ona ondan ona atılıyor.

    3.yine insanlık ilk defa hiçbir engel olmaksızın en küçük yaştan itibaren cinsel hürriyetine sahiptir.

    4 asrımızın büyük sorunlarından biri de farklı dillerin konuşulduğu evlerde yaşanıyor oluşudur.ana baba genç aynı evde farklı dil konuşmaktadır.

    5 israfın mübahlaşması günümüzde olduğu kadar tarihte hiçbir devirde böylesine ileri gitmemiştir.

    6 ebeveynlerin ilk defa böylesine yoğun halde başa geldiği için oturup düşünmeleri gereken bir diğer nokta da din içerikli tartışmalardır.bunlara kesinlikle fırsat verilmemelidir.

    7 Allah'a kulluğu bilmeyen çocuğunu feda etmeye razı ve hazır olmayan anne babalar o imparatorların önünde kesinlikle eğileceklerdir.espri için ifade ediliyor olsa daana babanın korkusudur;ekselansları sinirlenip Sabahleyin kahvaltı sofrasına oturmazsa değil mi?》》》

    7. Cihat meydanlarındayız birleşmeliyiz.

    çocuk psikolojisinden anlayan Hoca Efendiler olmalı. Çocuğun ne olmak istediği bir pedagog uzman tarafından yönlendirilerek yapılmalı ana baba istiyor diye değil.

     8 Nuh aleyhisselamın son gemisine binmeyi kabul etmediğini gördüğü halde oğluna yavrum diye hitap ettiği kulaktan çıkmamalı asla umudumuzu kesmemeliyiz.

    9 günü ezanla alay eden çocuğun peygamber terbiyesi ile Kabe'ye müezzin olduğunu ve bu örnekteki çocuğa davranış şeklimizi hep gözden geçirmeliyiz.

    10.Süfyan ibni üyeyne isimli bir Alim zat vardı.Ebu Hanife'nin arkadaşlarından Bu mübarek zat bir gün mescide ders anlatırken içeriye küçük bir çocuk giriyor o da Çocukla oyun oynamaya başlıyor.sonrasında alimlere dönüp öyle demiş; Bu çocukla ilgilenmem sizi rahatsız mı etti?Bir zamanlar bende çocuktum ve alimlerin Meclisine böyle girerdim alimlerin ortasında otururdum.Annem bana kalem verirdi ceviz kadar bir kalemim vardı ve onunla bir şeyler yazardım.Ben gelince meclisteki zatlar 'Şeyh efendiye yer açın'diye şakalaşırlardı.

    o gün beni büyük adam yerine koydukları için şimdi sizeleride okutuyorum. bu çocuğu da yarın onun Allah ve rasullullah diyebilmesi için büyük tutmam lazımdır.

    11.50 kere Eşek herif dediğin çocuğun Hafız olmasını isteyen iyi bilmelidir ki; Allah'ın kanununda eşeklere hafızlık yoktur eşek hayvan dönen kimse Hafız olmaz Alim olmaz insanda olmaz.


    🔴Çocuk insandır🔴

    1. Çocuklar bizim malımız ürünümüz değil birer insandır. 

    2. çocuklarımız insan olarak doğarlar insanlığın umudu olarak yaşarlar,her anne-baba 'hiç kimse secde etmiyor olsa da benim çocuğum secdeyi ayakta tutan Son Umut olacak' duası ile çocuğunu büyütmelidir.

    3.bizim çocuklarımız insandır ama aynı zamanda insanlığın umududur biz farklıyız.

     4.Ey Allah'ım sen verdin ya Ne güzel verdin diyen anne baba olmalıyız.

     5 çocuğun namaz kılmasını istiyorsan kendi namazına bak.çocuğun Kur'an okumasını istiyorsan kendi Kuran okuyuşuna bak. çocuğun kötü şey kullanmaması istiyorsan kendi kullanmamaya bak.çocuğun akraba kıymetini bilmesi istiyorsan sen bilip bilmediği ne bak!

     6 anne babalar evladı Allah'ın nimetlerinden bir nimet olarak görmeliyiz.

    7 önce kendimizi ıslah edeceğiz.Salih amel yapan anne-baba olacağız.

    8 çocuklarımız için Rabbimizden bir şeyler isteyeceğiz biz yapalım gerisini de Allah'a bırakalım.

    9 Her çocuğun kütüğü var. anne babalar Yardım almak için görüştüğü psikolog ve Hocaefendi aile büyüğü dışında çocuklarının ayıplarını yaptıkları yaramazlıkları hataları Kimseye anlatmamalidılar.

    11 çocukları birer pyt edinmemeliyiz.

    12 Fil Suresi Nuh Aleyhisselam İbrahim Aleyhisselam Musa Aleyhisselam'ın yaşadıklarını birer çocuk hikayesi değil aile kuralları haline getirmeliyiz. 

    ☆ Yakup aleyhisselamın örnek alınmadığı bir toplumda Müslümanlık çok zor.

     13 İbrahim Lut Nuh Yakup aleyhisselamın evimizin başöğretmeni yaptığımız gün Allah'ın rahmeti de bize gelecek ve ciddi şekilde Rabbimizin rahmeti ile tüm Zorluklara rağmen Allah'ın izniyle ümmeti muhammed kalitesinde çocuk yetiştireceğiz

     14 Peygamberimizin yaptıklarından davranışlarından dersler çıkarmalıyız 

    16 çocuk yetiştiren Her anne-baba Allah'ın izniyle Bedir mücahidi Uhud Mücahit Hendek kazan mücahittir

     16 yetiştirdiğimiz çocukların diplomaları olsun yakışıklı elbiseleri olsun her ay yeni ayakkabıları olsun ama rabbani olsunlar. Kula kulluk etmem Allah'tan başkasına secde etmem diplomaya tapınma hiçbir şekilde karşı cinse esir olmam ancak helal ederse Allah eş olurum diyen rabbaniye genç...

    17.17 yaşında bir yiğit Usame Bin Zeyd Hep örneğimiz olmalı.Peygamberimizin onu İslam ordularının başkumandanı yapması ve Arafat'ta akşam ezanı buradan gideceğiz diyen peygamberin 120000 kişiyi sırf Usame'yi göremeyince(abdestten geliyormuş)gelsin diye bekletmesi geldin mi yavrum diye buyurması Şimdi gidelim demesi efendimize oradakilerin burnu eğri çocuk için mi burada bekliyoruz demesi Evet bunun için bekliyoruz buyurması hep kulaklarınıza küpe olmalı..

    18 efendimizin şu sözleri unutmamalıyız;insanları parayla da doyuramazsınız tatlısöz ve Güler yüzünüz ve doyurun..

    ☆ hadisi şerif; Her doğan çocuk Fıtrat üzere doğar anne babası onu Yahudileştir hıristiyanlaştırır veya mecusileştir. Yani Hadis bize şunu söylüyor; çocuk 16 yaşına 20 yaşına geldi Hatta 30 yaşına geldi iyi bir ümmet olamadı ise ilk sorumluyu Efendimiz gösteriyor anne ve baba... Ayrıca bu sorumluluğumuzu başkalarına havale edip etmediğimizde incelemeliyiz..

    🔴En iyi çocuk🔴

    Bizler anne babalarımızın önüne onların kaderinin sonuçu olarak konduk. Herhangi birimiz Annesi veya babasının seçeneği değildir. bizim çocuklarımız da bizim seçeneğimiz seçeneklerimiz değillerdir. imtihanda olduğumuzu unutmamalıyız rabbim böyle münasip gördü.Başüstüne Rabbim deriz. 

    Sakatına seviniriz,Sağlamına endişeyle seviniriz. Endişemiz nedendir;acaba kazanabilecek miyim bu imtihanı? Çünkü sakat verdiyse imtihan edecek demektir. sağlam verdiyse gene imtihan edecek demektir. 

    ☆Asıl sıkıntımız söz sahibine gerçek sahibini unutup kendimizi yetkili makama koymamımızdadır.


    🔴Ha Çocuk Ha Cennet🔴

    1. Büyük düşün ve en büyük hedefin gayen; cennete yerleştirilmiş evlat olsun.

    2.Hanne gibi Allah'a adanmış evlat için çabala.

    3.Kadın hamile iken bilinçli olmalı.

    4 bir kızın gençlik çağından itibaren yatırımı başlamalıdır.

    5kendini Mücahit bil Hele ki üç kız evladın varsa ne mutlu.

     6 Sen cennete giriş biletini ya yırtarsın ya korusun.

    7.Elbette abdestsiz kıldığın namaz seni cennete sokmayacağı gibi berbat büyüttün bir çocuk da Cennet sebebin olmayacaktır.

     8.ha namaz Ha Çocuk, Ha Cihat ha çocuk, yani Cihat çocuk demektir.Kabe'nin etrafını tavafla İhya edecekler ve camileri ön safından arka safına kadar dolduracaklar; melekler değil insanlardır. Yani Cami yapmaktan evlâ değildir bir çocuk yetiştirmekten.

     10 çocuk belki Cennet Belki de cehennemimizdir. Ama Nuh Aleyhisselam oğlu yüzünden cehenneme girmedi.Lut Aleyhisselam karısı yüzünden cehenneme girmedi.

    Asiye Aleyhisselam kocası yüzünden cehenneme girmedi Çünkü üzerlerine düşeni yapan rahattır…

    ☆☆Dalgalar boğuyor dünyayı Sen neredesin? Nuh'un dalgaları internet dalgası oldu şimdi Medya dalgası oldu çevre dalgası oldu neredesin Anne? neredesin  sen ey Baba?

    ☆☆Allah'ın tesettür örtü hicap dediği şeyi erkeğin dikkatini çekecek hataya davetiye oluşturacak bir şey haline getirdin,bunu düşün! sen yatak odasında bile kullanılsa bir erkeği çıldırtacak kıyafeti tesettür diye bir genç kızın üstüne koydun!

    ☆☆çocuklarımız  cennettir.Her Çocuk bir cennet olmasaydı eğer Allah her doğurduğu yavrusuna karşılık olarak Annenin ayağına Cennet koymazdı. Neden Allah anaların ayaklarının dibine Cennet getiriyor? Doğurdun diyor? Eğer çocuk cennet demek olmasaydı Allah doğum yaparken acısından kıvranıp ölen bir kadına şehit saymazdı.



    🔴Ibadet donanımlı çocuk🔴

    1.Gayen Mümin yetiştirmek ama maksatın halin dünya olmasın.

     2 konuşurken Allah ve peygamberden konuşup iş yaparken paradan betondan Diplomadan konuşursan olmaz.

    3 melekler gördüğünü yazar ne yazdırdığı na dön bak.

    4 sahip değil emanetçisin unutma.

     5 vazifen ibadetten zevk alan çocuk yetiştirmek.. annelerin babaların öğretmenlerin muallimleri vazifesi Kur'an adamı yetiştirmektir.yorulunca hastalanınca bunalınca  stres başında duman olunca İki rekat namaz kılayım da atlatayım diyen insan yetiştirmek ve büyük Gaye asıl Hedef odur.

     İnşallah bunu yakalamanın anne baba Öğretmenler olarak vazifemiz olduğunu anlayacağız ve gayret edeceğiz.

    6. çocuğa öğrettiğin her ezber,secde imsak için sahura kalkması tuvalete götürüp tahareti öğretmen sadakadır, insan bilmeli ki 20 Sene 50 sene 100 sene sonrasının yatırımını yapan bir proje üzerindesin.

    7. ibadet olmalı öğretilmeli ama kuru kuru içi boş değil.

    8 vazifemiz kuran adam Olmaktır. Çocuklarımızı Kur'an donanımlı Kur'an ahlaklı insanlar olarak yetiştirmektir.

    9 hiçbir anne baba buluğ çağına kadar proje yapmamalıdır. bizim projemiz "Ya ben ya o kabre girinceye kadar" diye olmalıdır.

     10 öğreten ben olduğum için ölüp gitsem bile o namaz kıldığı sürece biiznillah melekler benim namazım devam ediyormuş gibi yazacak bilinci olmalıdır.

     11 Teknoloji sayesinde çocuğun öğretmene değil eğitilmeye lezzet alması için uğraşmaya ihtiyaçlardır.

    12 anne ve baba sen lezzet tohumu ekmeli.

    13 hamilelikte bilinçli ol.

     14.3 yaşına kadar anne çocuğa kendini verecek ve bir nevi Karantina altına alacak(melekler Allah dostları ile)

     3-5 yaş arası çevre biraz genişleyecek' hayır ve şer Gündem az az  verilecek,5-10 yaş arası öğretilme dönemi,10 yaş sonrası uygulama döneminde denetimi..

    15.Sen çevresi olmalısın.

    16 çevresini dezenfekte etmelisin.

     17.niye teyzemler halamla eniştemler geldiğinde haremlik selamlık otururuz diye sorduğunda Biz müminiz diyeceğiz bunu izah edeceğiz. niye biz Her gördüğümüz sucuğu almıyoruz dediğinde biz müminiz helal ve haram standardımız var niye bizde falanca kanal yok dediğinde Eee gözümüzün gördüklerinin hesabını vereceğiz. Biz müminiz mümin haram yemez harama bakmaz demeliyiz.


    🔴Işte Cennet🔴

    1.kız çocuğu Cennet garantisidir.

    2.kız çocuğu %100 cennettir.

    4 kız kardeşine bakan da cennettedir 5 bu sırları bizden önce öğrenen Şeytan da gayet iyi biliyor ki; bir kız çocuğunu batırır diploma ile lise lise gönderir,yabancı diyarlarda zillete rağmen okumaya devam ettirsem Müminler Bir Ana kaybetmiş olacak, ümmetin kaybettiği her ana Resulullah'ın gözünde bir damla yaş demektir bunun için şeytan tuzağına dikkat..


    ☆☆ Peygamberimizin kim üç kız çocuğuna bakar onların terbiyesini verirse ve onları vakti gelince evlendirirse ve onlarla iyi geçinmeye daha devam ederse onun cenneti vardır buyurmuştur. Burada üç noktaya vurgu yapılmaktadır;1.terbiyesi,2 evliliği,3 seni üzdüğü zaman bile edeceğin sabır.

    ☆☆Ahmed bin Hanbel'in kız çocuğu sevgisi.. oğlu diyor ki "babama bir kız evladı doğduğu haberini verdiğimde gözleri doldu Rabb'im sana şükürler olsun peygamberine de kız çocuğu Vermiştin Bana da kız çocuğu verdin diye secdeye kapanmıştı"



    🔴Kur'an aşısı🔴

    1.Kur'an'ı en çok konuşanlar onunla en az ilgisi bulunanlar olduğu zaman bunun adına münafıklık denir.

    2. Kur'an'ı sadece konuşmak da Müslümanlık değildir. Kur'an konuşmak için değil ruhlarımızı terbiye etmek için Ashabı ikram gibi Müslüman Olmak içindir.

    3.ne balı konuşmak ağzımızı tatlandırır ne de Kur'an'ı konuşmak imanımızı güçlendirir. Bal tatlıdır diye 100 defa Söylemek yerine kapağı açarak parmağı bandırıp diline sürenin bal tadı aldığı gibi bir kere Sabah namazına kalkmak bin kere Kur'an büyüktür demekten daha önemlidir. Kur'an büyük olduğunu söylememize muhtaç bir kitap değildir.

    4.Bir fitnenin içine düştük.

    Maşallah çocuklarımız Kuran hatmi ediyor ama kendinize sorun; çocuğun Kuran'ı hatim etmeden,Elif cüzü bilmeden önce kaç puanlık müslümandı ve Allah'a ne kadar yakındı? Kuran'ı hatim ettikten sonra ne değişti?

    5.çocuğu boğmamalıyız. çocuklarımıza  ekmeği bütün bütün olarak ağızlarına koyar gibi Hafız yapıp sonra bilgisayarların önüne salmamalıyız.

     6 Kuran'ımızı artık çocukluktan itibaren aşı yaptığımız gibi birbirlerimizi aşısını kontrol ettiğimiz sağlık kitabı haline getirmeliyiz.Rabbimin huzuruna çıktığımız da "Rabbim Biz ailece Aşılanmış tık Kur'an'dan ve bu kadar becerebildik" demeliyiz. Bu cevabımız kıyamet günü ama toplum çok kötüydü demekten çok daha iyidir.

    8 Kur'an aşısını verirken çocuğun anlayış seviyesine yaşına kapasitesine dikkat etmeliyiz.

    bir günde 1 fırın ekmek yedirmeye çalışıp çocuğumuzu boğmamalıyız.


    🔴Medine'de çocuk olmak🔴

    1.Efendimizin uygulamaları bir müthiş bir çocuk sevgisi vardı Onun yüreğinde.

    2. çocuklara bol bol dua ederdi.

    3 çocukları adam yerine koyardı.

     4 dağlar gibi sabırla çocuklara muamele etti.

    5 çocuklarla oyun  oynardı.

    6 önce anaları yetiştirdi sonra her ana kendi evladını yetiştirdi.

    ☆☆saksıda buğday yetişmez her kreş, Her okul saksıdır Seradır,ana ise bir vadidir.

     7.namazda nasıl örnek alıyorsak çocuk yetiştirmede de efendimizi örnek almalıyız.

     8 çocuklarımızı sevmeliyiz.Çünkü çocukları çok seven bir peygamberimiz vardı.

    9 bir anne bir baba evine ekmek taşıdığı kadar çocuklarının dosyasına da dua taşımalıdır.

    10 Çocuklarımızı nasıl görmek istiyorsak doğduğu günden itibaren çocuklara o beklentimizin gerektiği muameleyi etmeliyiz.

    11 Peygamberimizin aile hayatına yaptığı katkıları bilmeliyiz.

    12 rukü etmeyi öğreten Peygamber çocuk Öpmeyi de öğretiyor.

     13 Efendimiz hazır Pamuktan yastık yapmadı,kayaları öğüterek pamuk haline getirip yastık gibi kullandı. bugün evlerimizde Biz ne kadar Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sabrını gösteriyoruz bir bakın?

    ☆Merhamet! Merhamet! Bu Merhameti gösteren anneye de Allah'tan rahmet

    14.ayetler gökten aşağıya azametle boşalıyorken Peygamber Aleyhisselam çocukları dizmiş yarış yapıyordu.Biz peygambere göre namaz kılar oruç tutar ona göre zekat veririz Hac yaparız kurban ona göre Keser teheccüte ona göre kalkarız Kur'an'ı ona göre okuruz ve onun büyüklüğü gibi de çocuk büyütürüz.

     15.gazabın şiddetin heybetin Allah'ın dini için olmalı.

    16 En sonunda da yine sabır! Nuh Aleyhisselam kadar sabredeceğiz! Bıkmak usanmak beddua etmek yok.


    🔴Musap gibi anne🔴

    1.biz anneliği sadece bebeğe en iyi sütü veren süt firması gibi görürsek neslimizi kaybederiz. En iyi sütü emziren çocuğuna bakışı ile bile susmasına vesile olacak derecede şefkat dolu anne gibi öğretmen asla bulunamaz,bilgi veren ciltler dolusu kitap Okutan bulabiliriz belki ama Allah'ın adını anınca tüyleri diken diken olacak yüreği veren kimse bulamayız.

    2 kafa karıştırmak için çocuğu sıraya oturtmak herkesin işi Allah derken ninni okur gibi mutluluk verecek Duygu ise ananın işidir.

     3 çocuğu en kirli zamanlarından bile ana olduğu için iğrenmeyen kadın çocuğuna 10000000 kere besmeleyi tekrar etse ve çocuğu öğrenmese 10 milyon bir kere yine tekrarlar ve Usanmaz Çünkü Analar Usanmaz Anadan başka herkes çocuktan Usanır.

     4 analarımız Allah dedirtmeyı bildikleri sürece İslam kıyamete dek payidardır.

    ☆Bu ümmetin ilk muallimleri Tıpkı Hira'dan geldiğinde korktuğunu söyleyen Efendimize ilk cesaret veren Anamız gibi Kur'an aşçıları annelerdir. Analara evlad emanettir ve her Anne musab olmak zorundadır yesripleşmiş yerleri Medine'ye dönüştürülmelidir.

     6.her sözün  zamanı kulağı vardır

    7 Allah'a secde edecek çocuk yetiştirmek üzere niyet halinde olmalıyız. Duamız "Rabbim musab ile yesribi yeşerttiğin gibi benim yavrumun imanına ve ibadetlerini de benim emeklerim İle yeşert"

    Böylece Ben hem doğurdum hem de onu seninle buluştrup durduğum için kıyamet gününde iki analık ile bilineyim diye Rabbine niyaz etmelidir.

    8.kan ve irin dolu bir göğüsten çıkıp bembeyaz sadece Çocuğun ağzına gidecek sütü Emziren anne 1001 haramla dolu şehrin içinde de Allah'a imanı çocuğunun kulağına koyabilir.

    9 annenin Hafız olması Arapça bilmesi şart değildir. Müslümanlığı namaz kılıyor oluşu yeterlidir.

     10 annelik Musap Olmaktır ve büyük bir şanstır anneler için.

    11 çocuğa nasıl ki 3 dakikada süt emziriyor ama yarım gün ağlamıyorsa 3 dakikalık bir eğitimin sonucu da bu orandan bile daha fazla meyve verebilir.

    12 musablaşma derdi taşıyan Analar asla umutsuzluğa yanaşmamalıdır. Şeytan'ın en sevdiği Müminler umudu kırık müminlerdir



    🔴Kız çocuğu rehberi

    1.Sabır tüm eziyetlerin karşılığının cennette muhakkak verileceğini unutma.

    2.bir Nimet büyüdüğü kadar sıkıntı doğurur.

     3 Allah kız çocuğuna direkt Cennet vaad ediyor,yetiştir Cennet Senin Olsun diyorsa peygamberlerin lisanında Kur'an'da da bu işaretler varsa bundan müslümanlığa anlar ki bir de yetiştiremez Sen Vay Halime o zaman dayandım işte.

     4 yetiştirilememiş kız çocuğu senin kaybettiğin bir cennet şansı demektir.

    5 Müslümanın evlat yetiştirirken Özellikle de kız çocuğu yetiştirirken en güçlü silahı sabırdır.

    6 ağzını açıp da beddua etmek için 910 sene beklemen lazım yoksa acele etmiş olursun.Tıpkı Nuh aleyhisselamın 950 sene sabrettiği gibi dönmeyeceksin bağırmayacaksın beddua etmeyeceksin. 

    ☆☆Erkek çocuğuna beddua etmek bedduadır da, kız çocuğuna beddua etmek Onun doğuracağına da beddua edip nesilden nesile zehir akıtmaktadır.

    8 cennetlik kız kuralları.

    A.Kız çocuğu sahibi olacağın da ilk tepkiyi melekler kaydedecek unutma sonrasında Kur'an kursuna gönderdik şu yaşta başını örtüp diye çok boğa çalarsın daha sen ilk günden Suratı asık bir ana baba değil miydin ki 

    B.kız çocuğu büyütmek ibadettir

    C. Ilk altına giren süt damlasından sonraki dönemlere kadar harama helale dikkat et

    D. Allah Kadın neslini erkeğe göre daha taklitçi yapmıştır O yüzden çocuğunun etkilendiği kişilere dikkat et çevrenin temizle

    E. Çocuklar arasındaki adaletsizlik zulümdür zulmün olduğu yerde Allah'ın rahmeti yoktur.

    F. Şu beş tehlikeye dikkat et bir çocuğun kontrolsüz boş vakti olmasın iki kötü örnekler göreceği çevresi Olmasın 3 çocuğun Şehitlerini takip altında olsun 4 çocuğun cahil almasına müsaade etme 5 ay olmadan annelikle ilgili Allah'ın ona verdiği fıtratı öğret

    G. Çocukların içe eğitiminde kız çocuğu için sorumluluk sıralamasında anne ilk Baba 2. Hoca ve eğitimci 3 sırada olmalı

    H. Kız çocuğuna tesettürden başörtüsü ve etekten önce Allah'ı tanıt 3 yaşından itibaren bu eğitimi başlat 5 yaşına kadar cennet cehennem Allah Konuş 67 yaşlarına çocuğun vazifelerinin bulunduğunu farklılığını Hissettir 7 yaşından itibaren de tesettür örneği olan verilebilecek kıyafetler çocuğa giydir

    I. Kız çocukları için fıkıh yani ilmihal bilgisi Kur'an bilgisinden önce gelmektedir öğret.


    Mümin genç kız🔴

    1.Kabe'nin İstanbul'da olmasını istemek nasıl çılgınlıksa erkek olsaydım kadın olsaydın demek de aynı hatta daha fena çılgınlıktır.

    2 Rabbimiz en güzel en gerekli ve en uygununu yapmıştır. kadın yarattıysa en uygunu o,erkek yarattıysa en uygunu o. Çocuk vermedi ise de en uygunu odur.zenginlik fakirlik de buna dahildir. her yaptığını güzel yaptı Allah'ımız.

     3 "İtiraz etmiyorum Ama şöyle olsa daha iyi olmaz mıydı"demez bir mümin. dili ile de demez içinden de demez. 

    4 kalbini şeytanın avucuna koymaz.

     5 hacdan dönene Ne mutlu sana diye gidiyorsan üç kızı olana da aynı mutlulukla tebrikle gitmeli Mümin kişi.

    Olan da aynı mutlulukla karşılamalı çocuğunu.

     6 Batı hilekardır ikiyüzlüdür kültürü bataklıktır.

    7 kız çocuğu üzerindeki yatırım bu ümmetin en büyük projesidir. En büyük umududur. Kızları yetiştiremeyenler koca koca camiler yaparak açık kalan boşlukları kapatacaklarını sanmak da kendilerini oyalamaktadılar.

    8 genç kız hayatın içinden gelmelidir özellikle kız çocuklarının 18 20 li yaşlarda Kur'an kursu bile olsa yurtlarda bırakmamalı eğitimlerini vermelidir.

    9 ilmihal hayatı kuşatan bir ilmin adı olmalıdır.

    10 kız çocuğu yetiştirmek ona Elbette Allah'a ilmihali öğretmektir. hayatı Öğretmek de kız çocuğuna yetiştirme mantığımızı içinde olmalıdır.

    11 internette bilgisayar başında helak olmuş nesil istemiyoruz ama hastaneye gittiğinde Kimlik bilgilerini dolduramayacak kadar yaşadığı Çağın Kültürü'nden anlamayan nesil de istemiyoruz.

    12 namazında tesettürün de dilinde etinde kusur olmadığı gibi kadınlığın da ve anneliğin dede leke olmayacak şekilde yetiştirilmelidir.

    13 genç Mümin kız ümmetin 100 sene sonrası demektir. 100 sene Kudüs'ün durumunu Afrika'daki Müslümanların vaziyetin merak edenler sıradan 3 müslüman Evin kapısını vursunlar owenin kızları ne durumda olduğuna baksınlar ümmetimiz 100 sene sonra da orada demektir.


    🔴Namaz eğitimi🔴

    1.peygamberimiz 7 yaşından itibaren çocuklarınıza namazı Emredin 10 yaşından itibaren de kılmazlar sa onlara hafifçe vurun demiştir.Ama bir günde kaç vakit namaz var 5 kameri aylar ile konuştuğuna göre Efendimiz bir yılda 354 gün var gün 5 defa ve 3 yıl Yani 5 x 354 x 3 eşittir 5310 Demek ki bir baba annenin çocuğuna namaz kılmıyor ye Tokat durabilmesi için 5310 defa namaz kıl yavrum demesi lazımdır. çocuğuna namazı 5310 defa hatırlatan Bir babanın sinirlenmeye hakkı vardır.

    Çocuklar Allah'ın emaneti namazda yine onun emridir.

    ☆☆Allah'ın emrini Allah'ın emanetine yaptıracağız bunun için çektiğimiz çile sıkıntı attığımız gözyaşı bir ibadettir.

     3. İki kazancımız olacak;kılması için mücadele ettik ama kaldıramadık,elde bir kazanç yine bizim nedir? Nuh aleyhisselam da çocuğuna namaz kıldıramadı. Lut Aleyhisselamın oğluna Kaldıramadı İbrahim Aleyhisselam da babasına Kıldıramadı.kaybetmediller ama... çünkü namazsizligin önünde pes etmediler.

     4. 29 Mayıs akşamı alnında Ne Güzel Adam yazan Sultan Mehmet Fatih ertesi gün 'sabah namazı gündüz uyanınca kılarız' deseydi onu Fetih bile kurtaramayacakdı kıyamet günü.

    5. Edirne'de top döktürüp öküzlere çektirip Kasımpaşa ya geçirirsin ama bundan daha ağır olan çocuğunu Sabah namazına alıştırma mücadelesidir.

    6. ihlasla davet etmeye devam etmelisin 

    7.Allah'ın emrini hatırlatıyorsun umutsuzluğu unut.

     8.ana baba ortak çalışmalı- alıştırmalıyız.

    9.Salih arkadaş açısından çevresiz kalmamalı.

    10.komşularla anlaşarak dönüşümlü çocukları camiye ısındırmalı.

    11.Eğer çocukları namaza alıştıracaksanız işe uyku ile başlamalısınız. namazın en sinsi düşmanı yataktır.

    12.Güneş endeksli bir yaşam tarzınız olmalı.En azından tavuklar kadar ciddi olmalıyız ve çocuğumuzu grip olmuş birinden uzak tuttuğumuz gibi namaz ciddiyeti olmayan aile çocuğundan da korumalıyız. namaz deyince cenneti hatırlamayanlar evimize misafir gelmeye bilirler hiçbir sakıncası yoktur..

    13.psikolojik açıdan sıkıntı varsa gerekiyorsa bu süreç 6 yıla kadar uzayabilir..

    🔴🔴Rabbimiz  bizi duamızdaki heyecanımız kadar görüyor, bizim ve çocuklarımızın kesiştiği yerdeki dua samimiyetimiz de ne kadar yardım gördüğümüzü ve göreceğimizi gösterecektir. Bir ömür süren, karanlık gecelerde ki,dua edilenle edenden başkasının bilmediği o Dualar var ya...🔴🔴
  • Maamafih şunu da itiraf eylemeliyim ki milletlerine hıyanetle size hizmet eden "kardeşim... ağa"ların bir çoğunu da sinema salonundan dar ağaçlarına göndermek suretiyle bizler hesabına icrayı adalet ettiniz. Bu hareketinizi Kürdlüğe hizmet şeklinde kaydeylemekliğime müsaade buyurunuz.
  • 44 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    John Berger'i ilk kez okudum. Bu kısa anlatı, bu ağıt, yazarın hastalık sebebiyle kaybettiği annesine yazdığı bir metin, bir yâd etme çabası; acıyla merakın ve mazi özleminin bir arada bulunduğu, resimler ve fotoğraflarla, çizimlerle dolu güzel sayfalardan oluşan acı dolu bir edebiyat eseri. Güzel kapağında dağlara ve yollara yağan karın ortasında açmış bir güneşin izini, bir gökkuşağını görüyoruz, kış yani ölümün, doğallığı ve heybetiyle bütün hayatı kuşattığı bu yerde gökkuşağı rengârenk gülümsüyor. Belki hatıralar..belki ümit..bilmem..ama yine de yaşama arzusu uyandırıyor işte. Okudukça, dayanamayıp ağladıkça ve son o güzel iki üç sayfada kendimi tamamen bıraktığımda damla damla, artık John Berger'in hayatından kesitler okumuyordum, kendi hayatıma bakıyordum, kendi hayatıma, ve kendimi Rahmanlar sahilinde , bu soğuk ama yine de güneşli günde, kayalıklarda oturmuş ağlarken gördüm, zihnimde. Hayatım boyunca hep annemi kaybetmek korkusu yaşamışımdır. Üniversitede okurken annemin öldüğü rüyalar görür ama babamı kaybedeceğimi düşünmezdim hiç... ama önce o gitti. Babam çok güçlü bir insandı benim, çevresi kalabalık, bol sevgi ve hayranlık yaşayarak, ilgisini çektiği bütün insanların yarenliğiyle geçirdi 63 senelik ömrünü ve ölümünden on yedi sene sonra bile sevgiyle hatırlanıyor. Bense onun tek oğlu olarak edebiyata sığınmış, kitaplarda okurken dahi hayal edemediğim, gözlerimin önünde canlanamayan ama kelimelerle anlatmaya kalktığımda gerçekleşen bir ormanda, bir dil ormanında, Faruk Duman'ın sevgi ve maharetle zihnimde canlandırdığı; nice güzel yazarın, eserin ve edebiyat karakterinin nefes aldığı bir dünyada yaşayan birisiyim. Bir Çehovcuyum ve Gusev'denim, bir Sylvia Plath seveniyim, ortalama bir Sait Faik talebesiyim. 45 hatta 46 yaşım bana artık herşeyin değiştiğini haber veriyor ama: cildim eskisi gibi değil, çöküyorum artık yavaştan, 6 sene önce kendini belli eden sorunlarım bana el sallıyor uzaktan yeniden, sağlık problemlerim çoğaldıkça yazma arzum artıyor, belki de hayatım boyunca hayâl ettiğim şeylerden birisi, yani Maltepe'deki o sanatoryumda ve onun o güzel bahçeleriyle çevrili, sakin, sessiz ortamında kalacak ve iyileşmeyi belki beyhude bir umutla arzu ederken, bir yandan da hastane koridorlarında, sararmış ve hastalık kokulu duvarlarına dalarak gün ve geceler boyu, gelip geçmiş nice merhum ve merhumenin anısıyla, yazacağım. Ancak Berger'in kitabı, bana sanki başka birşey hatırlatıyor inadına: şu an annem yan odada, yatağa uzanmış, dodim hemen yanıbaşında, yine gürültüyle nefes alarak, zorlanarak yatıyor ve beraber televizyona bakıyorlar... John Berger'in bölük pörçük anılarla anlattığı ama duygu olarak kitabın tamamına yayılmış ve son sayfalarda artık ağlamamamı imkânsız kılan cümleleri bana annemi düşündürüyor... yetmiş senelik ömrünü bana harcamış, heybetli bir adamın eşi olarak yaşadığı güzel yıllardan sonra kitaplarıyla başbaşa yani evde:) kalmış bir oğulla yaşayan, kütüphaneyi temizlikçi kadınla silerken hayatından bezen ve birkaç aydır devam eden kütüphane tasfiyemi memnuniyetle karşılayan annem, yani liseye dek her sabah, sabahın köründe benimle kalkıp, beni uğurlayan bu kadının buruşmuş elleri bana yine sarılıyor sabahları, yorulmuş gözleri yine de ümitle bakıyor ve yolcu ediyor beni, bana bakıyor ama kırk beş senedir bakıp da kendisine aşina ve onu seven bir yabancıyla yaşadığından habersiz, ümit ediyor, oysa ben kütüphanemi boşaltmaya devam ediyorum, torbalara konmuş eski kitaplar gönderilme zamanını bekliyor, bir çok poşet ve torba içerisinde sıra sıra dizili kitaplara bakarak bana "peki bunlar ne zaman gidecek ?" diye soruyor annem... yorgun ellerine bakıyorum annemin, "yarın" diyorum, "yarın göndereceğim onları". Bazen komşularıyla bir araya geliyor, benden veryansın ediyor, ya da memnun gülüyor hayatından, veya bazen somurtuyor, aynen şu anda olduğu gibi, kapıyı açarak, dodi yanıma gelirken, "ışığı kapa" diyor bana. Anneme bakıyorum ben de, ve onda büyük bir emeğin insanın belini nasıl büktüğünü, umutların hiç bir zaman tükenmediğini, ümit etmenin en insanca yönlerimizden birisi olduğunu görüyorum, ümit ediyor o çünkü, hâlâ ediyor. Berger'in annesinin ümitleri peki? Berger'in kitapta annesini hatırlama biçimleri zaten kitabın ilk sayfasındaki iki sayfaya yayılmış fotoğraftan belli: kitaplar, yazı makinesi, çalışma odası, ama inadına kitaplar, kitaplar, kitaplar... Berger annesini yazdıklarıyla, yaptıklarıyla hatırlıyor, bazen resimlerle, bazen çizimlerle, bazen fotoğraflarla önümüze koyuyor onu. Acı çekerken bile güzel olduğunu söylerken, "güzelliğin kıyas kabul etmezdi" diyor annesine. Peki ben annemi kaybetmiş olsam onu nasıl hatırlardım, böyle bir kitap yazmış olsaydım? Mavinin en koyusu gözlerinin olduğu bir fotoğrafla, çocukluğumda beş sene yaşamış olduğumuz evimizin güzel bahçesinde çekilmiş fotoğrafımızla başlardım belki. Her sabah, bugün bile, aldığım öpücüğün, artık yorgun, yorulmuş, çökmüş yanakları yanaklarıma değerken hissettiklerimle, bunca sene yaşadığımız bu hayattan hatıralar ve fotoğraflarla devam ederdim ve ardından bana 80'li yıllarda ptt'nin başlattığı bir kampanya için yazdığı ve 2000 yılında teslim edilmesi gereken o mektupla bitirirdim kitabımı: ilkokul mezunuydun ve yazın kargacık burgacıktı, ama ne güzel anlatıyordun anne, 86 yılında yazmıştın, yani ben 15 yaşındaydım ve elime 30 yaşımda geçecekti mektubun. Ptt'ye vermediğin o mektubu senelerce bulamadın ama, bohçalara mı bakmadın, kütüphaneyi ve kitapları mı didik didik etmedin, değil mi? Bulamadın, çünkü onu ben aldım, sakladım, ve ara sıra okuyarak ağlarım hâlâ. Çünkü artık 30 yaşında değilim, ve hiç birşey ne senin ne de benim istediğim gibi olmadı... mektupta övünerek, gurur duyarak bahsettiğin o insan da ben değilim...ama hayat böyle..senin ve benim hayatımız, şu dünyada misafir nice insanın hayatından neden farklı olsun ki? Hakikaten bir kum tanesiyiz her birimiz. Bu rüzgâra karşı kim durabilir? Kim durdurabilir yorulmak bilmeyen koca kaderin tekerini? Milyarlarca hayattan öğütülen nice insan hikâyesiyle koca devran döner durur.. Ama seneler önce sen işte böyle umutluydun...Umutlarınla sen ne kadar güzeldiniz ve ne kadar güzelsiniz, hâlâ, anne. Aynen yazarın bahsettiği gibi...

    "Nerdesin, annem? Ölülerin asıl mekânının hiç bir yer olduğunu söylemişti birisi. Ama bu ne demek oluyor? Bizim hayatlarımızda bunun karşılığı yok. Hiç bir yerin neresi olduğunu bilmiyoruz biz".

    Gözlerim dolu dolu okudum, yazar annesinin yokluğuyla içi acıyarak onu hatırlıyor ve o boşluğun acısıyla bütün ruhu titriyordu. Son iki sayfada ise artık okuyamıyordum ağlamaktan... Okumam bitince kalktım ve annemin odasına geçtim: artık ışığı kapamıştı, televizyonda görüntüler geçiyor, baş örtüsü başını iyice örtmüş, üzerinde hem yorgan hem battaniye, sessizce uzanıyor, ben de yavaşça yanına eğildim . "Ne oldu gene?" diye çıkıştı bana, saçına dokunmamdan hiç hoşlanmaz, ama yine de alışık bu hallerime. Ölülerin asıl mekânının neresi olduğunu o da ben de biliyoruz ve bizim hayatımızda bir karşılığı var bunun. Hiç bir yer diye bir yer bilmiyoruz biz çünkü...Anneme bakarken bunu düşündüm. Başımı başına yasladım . Derken.... karanlık odada bir ümit ve teselli ışığı yavaş yavaş büyüdü, karanlıkta göremediğim ama ezberimdeki o masmavi gözlerinde, büyüdü usul usul, ağırdan ve sonra, odada hiç karanlık kalmadı....