• 584 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Merhabalar gobeller !! Nassınız? İyisiyiiz işşşallah !! Aman iyi olasınız .. Yarın ülkemizdeki bir kısım çok akıllı zümre tarafından inatla noel zannedilen yılbaşını kutlayıp yoldan çıkacağımız , efenime söyleyim ar , haya ve doğru yol denilen düzlemden sapacağımız için incelemeyi bugünden yazayım dedim .. Noel 'i de göççüh yazayım ki kapı dururken bacadan giren aksakallı zatın da kemikleri sızım sızım sızlasın! Yarın ÇILDIR ÇILDIR ORTAMLAR.. Neme lazım sonra ne olacağı belli olmaz öyle değil mi ?! Görüyorsunuz herşeyler sizin için !! Tuco daha ne yapsın ?!?!

    Şimdi efenim .. Kendim kitabı açıp bakmazdan evvel de medyada dönen "Bir Karacahil : Soner Yalçın - VURUN VURUN ÖLMEDİ" adlı linç kampanyasını az buz takip ettim .. Aynı muhabbet , aynı linç kampanyası bundan evvelki kitabı olan Saklı Seçilmişler döneminde de vuku bulmuştu .. Kendim gaz sektöründe çalıştığım için de biliyorum az buz gıda sektörünü ..Bu denli etkilememişti beni söylenenler o yüzden.. Aldım okudum ve cidden hak verdim kendisine kısmen .. Medyada olsun , sosyal medyada olsun , tv sektöründe olsun Kara Kutu için söylenenler öyle bir duruma geldi ki okusam mı okumasam mı diye kararsız kaldım .. Neyse Amazondan verdim siparişi .. %50 indirimle cukkaladım .. Kısa zamanda da okuyup bitirdim .. Kitapta eleştirilecek çok konu var .. En baştan anlaşalım .. Ben olayın tıbbi boyutuyla falan ilgilenecek değilim .. Alanım değil .. Hiçbir bilgim yok bu konuda ..Tıbba dair anca biyoloji dersinde gördüğüm bir takım deyimler ve kelimeler kalmış aklımda .. Alyuvarlarla akyuvarları ,kitabı okuyacak olan dohtur emmiler ve bacılar çarpıştırsınlar .. Tıp litaratürü ile alakalı hiçbir şey okumayacaksınız şu incelemede .. O yüzden gelip bana yok hücre duvarı dibinde kına gecesi yapmaya yeltenen bilmem ne virüsü mü olur ? Aman da kalın bağırsakta yapılan incelemelere göre felanca doktor şu şu ilacı alırsak işsizlik bitecekmiş kıvamında yorumlar yapmış..Ya buna ne diyeceksin?!? Yok efendim alyuvarın teki dişi bir akyuvara abayı yakmış da Parasetamol ekmeğe kan doğramış kıvamında itirazlarla gelmeyin .. Bu arada kitapta işsizliğe son verecek bir yatıştırıcı ya da anti-depresanın muhabbeti hakkaten geçiyor .. Resmen KANIM DONDU !! İŞSİZLİĞİ YEDİRMEYİZ ULAN !! Kapitalizm bizim cenaha dahi el uzatmaya yeltenmiş ?!?! Yok artık deme , okuyunca göreceksin .. İnanılır gibi değil ama CİDDİYİM !!! =))

    Nerden başlayalım .. En güzeli bu aşı ve antibiotik karşıtlığı iddaalarından başlamak sanırsam .. Bakın çok AÇIK ve NET altını çizerek ifade etmek istiyorum ki bu kitap içerisinde ne aşı karşıtlığı , ne modern tıp karşıtlığı , ne de antibiotik karşıtlığı var .. Adam zaten kitabı bitirirken , sonlara doğru KABAK gibi yazmış bunu .. Bu kitap aşı karşıtlığı, modern tıp karşıtlığı için yazılmadı diye ...Daha pek çok şeyi yazmış alt alta .. İnceleme uzamasın diye buraya aktarmayacağım .. İsteyen olursa fotoğraflayıp atarım .. Bunu iddaa edecek olan varsa da alnını karışlarım .. Kitapta bahse konu olaylar çok daha değişik ve KİRLİ mevzular .. Tartışılması gerekenlerden.. Şimdi size iki soru soracağım .. Bu iki sorunun nesnesi de , aynı ideolojinin kulvarında koşan farklı öznelerin elinde .. Tıbbı ve tıp sektörünü düşündüğümüzde, sağlık sektörü kimlerin elinde ? Misal Dünya Sağlık Örgütü ! Kime çalışır bunlar ? Kim finanse ediyor bunların eylemlerini ? Kime bağlılar ? Misal bu tıbbi tetkikler için kullanılan araçlar .. Bu röntgen , tomografi cihazları .. O MR cihazları ? Kim üretiyor ? Alımı satımı kimin elinde ? Kim hakim o piyasaya ? Bir kulvarda Rockefeller , diğerinde Bill Gates.. Oynanan futbol .. Kalede de bunlar var, hücumda da .. Bill Gates hem tıbbi tetkik cihazları hem de aşı işinde top koşturuyor .. Rockefeller 'ı defalarca yazdım .. O da aşı işi ile yakından alakalı .. Dünya Sağlık Örgütünü fonlayan yegane adam .. Ve yeryüzünde HİÇBİR güç, içinde Rockefeller 'ın adının geçtiği bir işi bana tamamen doğrudur diye kabul ettiremez .. Şu dahi sorgulamak için yeterlidir benim nazarımda ..Bakın şimdi şuraya kitaptan bir alıntı bırakıyorum ..

    "Sağlık hizmetleri , piyasaya bırakılamayacak denli kritik önemdedir."

    Kim demiş bu lafı ? Bugün cebimizden algıyla ,vergiyle , manipülasyonla paramızı , emeğimizi hortumlayan kapitalist sistemin EN BÜYÜK SAVUNUCUSU Adam Smith emmimiz !! Orda geçen piyasa lafının ve o piyasada kokoreç tezgahındaymışçasına kıyılıp ekmek arasına süpürülenlerin , GÜNÜMÜZDE bizler olduğunu açıklamama gerek var mı ? Serbest piyasa ekonomisi diye diye , kanımızı şırıngayla en abes yerlerimizden GUP GUP "DEYEREKTEN" nasıl çektiklerini açıklamama gerek var mı ? 80 lerde ve hatta daha öncesinde buna karşı çıkanlara , " sen servet düşmanısın" diyip GOMONİS damgası vurduklarını izah etmeme gerek var mı ? 90 lara gelindiğinde , turgut özal emmimizin KIF KIF GÜLÜP göbeğini kaşıya kaşıya Sağlık ve Sosyal Yardımlaşma Bakanlığının ne hikmetse "SOSYAL YARDIMLAŞMA" kısmını kapattığını sizlere hatırlatmama gerek var mı ?!?! Evet!! Şimdiki "sosyal yardım vermeksizin" devam eden Sağlık Bakanlığımızın tam adı bu idi bir zamanlar!! Bilir misiniz bilmem ? Tevellütten kurtaranlar hatırlar .. Ben hatırlıyorum misal .. Kendi milli aşımızı ürettiğimiz günleri hatırlayanınız var mı misal ? Muhetemeldir ki yok !! Bakın aşı karşıtıymış Soner Yalçın ... Aynı Soner Yalçın'dan devam ediyorum .. Bakın ne diyor ..

    80 lerde aşı pazarında dönen para 1 MİLYAR DOLAR ..
    2000 lerde 6 MİLYAR DOLAR ...
    2015 'te 33 MİLYAR DOLAR ..
    2024 'te 45, YAZIYLA -K I R K B E Ş - MİLYAR DOLAR OLMASI BEKLENİYOR !!!!

    Hayırdır bilader ?!?! Postapokaliptik bir dünyada mıyız ? Ne oluyor yauw ?!?!? Nedir yani ? Zombi virüsü mü peydah oldu ? İnsanlık kırılıp geçiyor mu salgın hastalıklardan ?!?! 80 ler ila 2000 lerin son çeyreğindeki nüfus artışına bakıyorum .. Bu o da değil !! Bambaşka bir durum bu!!! KİME YAPIYORSUNUZ BU KADAR AŞIYI SAYGIDEĞER CANİKOLAR ?!?!? Bakın biz bunu daha evel de yaşadık .. Dünyalar gozeli , Anadolu'nun gözbebeği , annesinin bir tanesi , Paris'i kıskandıran güzel Yozgatımızda kuş gribine , yok efendim domuz virüsüne yakalanan 3 kişi saptandı ! VER POMPANIN UCUNU MEDYANIN ELİNE !! POMPALA KORKUYU HALKA !! ÇEK BABA ORDAN BİZE BİLMEM NE AŞISINDAN 200 "K" LIK BİR SİPARİŞ .. Fillerle dolu bir bahçeye farenin teki girmiş misali .. Bakın ben önlem alınmasın demiyorum .. Pek tabii önlem alınsın .. Ama yukarda ismini saydığım bu isimlerin elindeki sektör at koştursun diye neden insanımız KEVGİRE döndürülüyor onu soruyorum diyor SONER YALÇIN .. Sadece bu değil .. Pek çok konuyu yatırmış masaya .. Şehir hastanelerinin mantığı nedir misal ? Evet bakınca gurur duyuyoruz .. Geçen gittim Ankaradakine .. Birleşmiş Rezidanslar Birliği kıvamında yapılar .. Ucu bucağı yok!! İşletmeyi sormuş Soner Yalçın .. Hastaneler tükkan , hastalar müşteri yapılıyor .. Sağlıkta parası olan zurnayı çalayor diyor .. Tüm bu sektördeki geçerli akçe ilaçlar.. Kim veriyor buna yetkiyi ?Kim veriyor buna patenti? Amerikadan FDA kurulu ! NEYE GÖRE VERİYOR ? KİM VERİYOR O İLAÇLARIN OLURUNU ? PİYASAYA GİRİŞİNE KİM ONAY VERİYOR TAKIR TAKIR YAZMIŞ ADAM ! SADECE O DA DEĞİL !! O sektörde jenerik ilaçlarda dönen kayıkçı kavgalarını , yapılan çevrilen dolapları , o dolaplar sonunda İMAMIN KAYIĞINA BİNENLERİ , o kayığa binenlerin yakınlarının açtığı tazminat davalarına müteakip küresel ilaç sektöründeki dev firmaların ödemek zorunda kaldığı tazminatları .. Hepsini yazmış .. Şu modern tıbba götünü dönüyor diye eleştiren kesimden , şu yazdıklarıma dair TEK SATIR OKUMADIM ELEŞTİRİ DİYE!! VARSA YAZDIM BEN DİYEN.. BUYUR GEL MIRNIK !!! Anti depresanları yazmış adam .. Geçen arkadaşın hiperaktif çocuğunun ilaçları için şehir hastanesine gittiğimizde ,8 yaşındaki çocuğa yatıştırıcı yazıldığını gördüm .. Antidepresan mıdır bilemicem .. Ama ben şu yaşımda böyle bir olayı ilk kez gördüm .. Bir de demişler ki .. Efenim şunu bir içirin ... Eeee? Geçmezse geri gelin bakalım .. Yauw kardeşim !! İltihap mı kurutuyorsun , irin - cerehat mı akıtıyorsun yaradan ? Bu nasıl bir mantık ?!?! GRİP Mİ ULAN BU ?!?!? Anlamanın imkanı yok !! Bunların hepsini yazmış .. Medya eli ile antidepresan kullanımına özendirme durumlarını falan .. Hepsinin eleştirisi var bu kitapta .. Bu arada zaman içerisinde antidepresan kullanan onlarca arkadaşım oldu çevremde .. Bir tanesi dahi mutlu son yazısını göğüsleyemedi .. Belki tesadüftür ..

    Hafta içinde bir arkadaş meclisine gittim .. Sordular ne okuyorsun diye .. Dedim Kara Kutu .. Mırın kırın ettiler .. Yaa işte o da bu komplo teorilerine fazla daldı da falanda fistan da... İşin içine Rockefeller ya da Rothschild'lerin ismi girince nedense herşey bir anda KOMPLO TEORİSİNE dönüyor !! Norveç'ten gelen ve aynı tayfanın hem üretimini , hem de satışında reklamını finanse ettiği bilmem ne marka çiğnenebilir balık yağı tabletlerinin reklamında oynayan güzel Mankenimiz ," BEN BİR ANNEYİM .. TABİİ Kİ ARAŞTIRIYORUM .. GÖNÜL RAHATLIĞIYLA ÇOCUKLARINIZA VERİN " dediğinde bu milletin GIKI ÇIKMIYOR !! Soner Yalçın , "Hep tartışalım. Tek doğru yok" dediğinde kıyametler KOPUYEAAAH !! AŞI DA AŞI !! AŞI AŞAĞI , AŞI YUKARI !! Öyle yaaa !! Reklamda oynayan sarı gacımız İsviçreli bilimadamlarıyla turneye çıktı gavur ellere , geçti mikroskobun başına , defetti tüm mikropları da TÜRKÜ OLDU DEDİKLERİ BİZİM DİLLERE !!
    Her 10 anneden 9 'u da onun gibi memnunumuş!!!
    Bak sen baaaaak !?!?
    Ne ara geldi bu hap Türkiye' ye ? 1 sene oldu mu ?
    Yooo !!
    Ne ara kullandı bu 10 anne de memnun oldu 9 'u ?
    Bilemeyom!!!

    ... YERSEN SPOR !!!! Bu arada bu rakamlar normalde bol haneli ve küsüratlı olur ki daha bilimsel ve inandırıcı olsun .. Türkiye 'de , düşünürken halkımızın devreler yanmasın diye onluk sistemden gidilmiş ..ZOHAHAHAHAHAA =)) TAM EKMEK ARASI SOĞAN SENİN ANLAYACAĞIN ARTIK !! =))

    İstatistik verilince bilimsel oluyor .. Öyle yaa !! OECD de istatistiklere dayandırıp bir dolu liste yapıyor .. En son , gelir bölü nüfus diyip oluşturdukları listede Meksika , refah oranında Amerika'nın üstünde yer alıyordu ! Hangi Meksika bu ? Amerika 'nın sınırına , açlıktan kırılanlar bizim bu yana geçmesin diye DUVAR ÖRDÜĞÜ MEKSİKA! Nasıl güzel di mi? Pek bilimsel !!! Sıkılmadınız mı salak yerine konmaktan ?!?

    Tekrar ediyorum !! Soner Yalçın bu kitapta %100 doğru yazmıştır demiyorum .. Muhakkak ki eksikleri vardır.. Ben olayın siyasal boyutundan bakarak yazdım tüm yazdıklarımı ..Ekonomik ve politik yönünden üç beş örnek verdim sadece ... Ve hak da verdim pek çok noktada .. Ama kısmen ama komple hepimizi ZEHİRLEYİP SUSTURUYORLAR !! Tıbbın şu an önümüze getirdiği gerçekler bir tabu değil ..Tıp bir bilim ve bilim deneme yanılma yoluyla ilerliyor .. Yanlış biliyorsam uyarın .. Bilimde kesin gerçekler yok bildiğim kadarıyla.. Kaldı ki bu kitapta eleştirilen tıp da değil .. Sağlık sektörünün KAPİTALİST SİSTEM ile işley(EMEY)işi .. Herşey tartışılabilir .. Tartışılmalıdır da .. Aklımıza yatmazsa farklı alternatiflere bakarız ..

    Şu da bonusunuz olsun ..

    https://www.youtube.com/watch?v=k61ch9AP3f8
  • Kaybolduktan 35 Yıl Sonra Geri Dönen Uçak




    Yıllar evvel ardında hiçbir iz bırakmadan kaybolan sıradan bir yolcu uçağı.
    Uçağı bulmaya kendini adamış eski bir gestapo şefi.
    Federal Alman hükümeti tarafından örtbas edilen belgeler. Kaybolmasının ardından geçen 35 yılın sonunda sanki birkaç saat evvel havalanmış gibi Brezilya’da bir hava alanına indi. Bu uçak 35 senedir neredeydi? Ayrıca kaybolduktan yıllar sonra havaalanlarına iniş yapan başkaca uçaklarda var…




    4 Eylül 1954 uzun boylu, pardesülü, fötr şapkalı gizemli bir adam aceleci adımlarla elinde valiziyle Aachen havalimanına gelir. 513 Numaralı uçuşla Santiago Amerika’ya bir bileti vardır. Valizini teslim ettikten sonra uçağın kalkış saatini beklemeye başlar. Derken bir anda aceleyle ayağa kalkar ve arkasını dönerek havaalanından çıkıp gider. Bu gizemli yolcu kimdi? İsmini deepweb de çok aramama rağmen bir türlü bulamadım. Eğer siz bir yerlerde bulabilirseniz Lütfen yorumlara yazın. Uçuş saati geldiğinde Trans World Airlines’ a ait Lockheed L-049 Constellation modeli Star of Lisbon isimli uçak 88 yolcu 4 personel olmak üzere toplam 92 kişi ve birde gizemli adamın valizi ile rutin uçuşunu gerçekleştirmek üzere sorunsuz şekilde havalanır. Gece yarısına doğru uçak Atlantik okyanusu üzerindeyken kaptan pilot Miguel Victor Cury Aachen’de ki kule ile bağlantıya geçerek Yoğun bir türbülansa girdiklerini ve uçağın elektrik sisteminde kesintiler olduğunu rapor eder. Daha sonra telsiz kapanır. Yaklaşık 30 dakika sonra telsizde yine kaptan pilot vardır. Sesi korkmuş ve hırıltılı duyulurken önlerinde masmavi bir ışık bulutu gördüklerini söyler. Bu uçakla kurulan son irtibat olmuştur. Bir faha uçaktan kimse haber alamadı. Uçağın radarda kaybolduğu tam konum ve civarında 1 hafta süren aramalar neticesin de yaklaşık 450 km çapında alan pek çok ülkenin katılımıyla ortak oluşturulan arama kurtarma ekipleri ve askeri donanmalarca tarandı. Uçağa dair en ufak bir iz yoktu. Eğer okyanusa düşmüş olsaydı ufakta olsa bir parçaya muhakkak su üzerinde rastlanırdı. Uçak sırra kadem basmıştı. Uçağın soruşturma dosyasını Münih kayıp büro departmanı üstlendi ve dosyanın başına da son derece sert ve inatçı bir mizaha sahip olan eski gestapo şefi Paul Kramer atandı. Uçağa dair elde fiziksel bir kanıt yoktu. Kramer bu yüzden yolcu listesi üzerinde çalışmaya başladı. Yolcular sıradan insanlardı. Ancak listede olup da uçağa binmeyen gizemli yolcu dikkatini çekti. Bilet almak için verdiği ikamet adresi İtalya’nın bir liman kenti olan Triesteydi.

    Yapılan incelemede adamın havalimanından ayrılıp aynı gün trenle İtalya’ya gittiği anlaşıldı. Bunun üzerine Kramer gizemli yolcunun ikamet adresine gitmek üzere İtalya’ya doğru yola çıktı. Adrese vardığında buranın eski bir katedralden eve çevrilmiş bir yer olduğunu fark etti. Görünüşe göre evde kimse yoktu. Arama yapmak için İtalyan polisine izin başvurusunda bulundu, başvuru sonucunu beklerken Fedaral Alman hükümeti apar topar dosyayı kapatarak uçağı kayıp ilan etti ve Kramer geri çağırıldı. Federal hükümetin kayıp bir uçak vakasına müdahale etmesi son derece sıra dışıydı. İnsanlar uçağın bir şekilde düştüğünü ve bulunamadığını düşünüyordu. Sonralarındaysa bu olay unutulup gitti. Tarihler 12 Ekim 1989’u gösterdiğin de yani olaydan tam 35 sene sonra Brezilya’nın Porto Alegre havaalanının radarlarında uçuş planında olmayan bir uçak belirdi. Uçak alçak irtifada ve standart süratin altında yavaş yavaş havaalanına yaklaşıyordu. Kuleden yapılan telsiz çağrılarına hiçbir cevap vermedi. Uçağın silüeti uzakta belirdiğinde etrafında yıldırım benzeri mavi ışıklar dolandığını gören kule yetkililer tekrar telsiz iletişimi kurmaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Ne olduğuna bir anlam veremediler bir elektrik arızası olduğunu düşündüler ve uçağın iniş yapmasına izin verdiler. Garip şekilde bir anda ortaya çıkan bu uçak İnişe geçtiği esnada etrafında ki şimşek benzeri ışıklar bir anda kayboldu ve ardından naif biçimde başarılı bir iniş yaparak pistin sonunda durdu. Fakat bir şeyler yanlıştı. Uçak rölanti vaziyette çalışır durumdaydı Pilot motorları stop etmemişti. Uçaklar sadece kalkış esnasında piste ilk çıktıklarında motorlarını rölanti de çalıştırırdı. Protokole göre indikten sonra aprona yanaşarak motorlarını stop etmek zorundaydılar. Ayrıca yanlış olan başka şeylerde vardı. Bu uçak pervaneliydi ve çok eskiydi Pervaneli motorların yolcu uçaklarında kullanımına 25 sene önce son verilmişti. Uçak çağın getirdiği teknolojik koşulların çok gerisindeydi yinede oldukça yeni görünüyordu. Üzerinde Trans World Airlines yazısı vardı oysa bu havayolları 1956 senesinde kapanmıştı. Bu 513 sefer sayılı star of lisbon uçağıydı ve görünüşe göre 35 sene sonra geri dönmüştü? Fakat bu nasıl olabilirdi? Olaya anlam veremeyen yetkililer havalimanı güvenlik personelinden bir ekip kurarak uçağı incelemeleri için yolladılar. Uçağa giren araştırma ekibi kaptanın telsiz mesajlarına neden cevap vermediğini hemen keşfetti. 88 yolcu ve 4 mürettebattan geriye sadece iskeletleri kalmıştı. Kaptan Miguel Victor Cury’nin iskelet haline gelmiş eli hala uçuş lövyesinin üzerindeydi. Havalimanı yetkilileri Brezilya hükümetiyle bağlantıya geçerek durumu aktardılar.



    Hükümetse uçağa kesinlike dokunulmamasını söyledi. Aynı gün akşam saatlerinde Brezilya hava kuvvetlerinde bir ekip uçağı yakınlardaki bir hava kuvvetleri üssüne götürdü. Gazeteler konuyu haberleştirdi ve olay dünya çapında yankı buldu. Amerika’nın Weekly World News gazetesinin ünlü muhabirleri Irwin Fisher aracılığıyla olayı araştırmaya başladı. Bilim adamlarından fikir alındı. Çoğu fizikçi aynı görüşteydi. Uçak bir solucan deliğine girerek zaman yolculuğu yapmıştı. Fakat bu konuda kamuoyuyla paylaşılan bir delil yoktu. Weekly World News gazetesi yetkililerden cevap alabilmek adına pek çok defa Brezilya hükümetine başvuru yaptıysa da bir sonuç alamadı. 1996’da paranormal araştırma uzmanı Celso Atello Uçağın Ambarlara çekilmesinden sonra neler olduğunu öğrenmek üzere kapsamlı bir araştırma yaptı. Ayrıca cenazeler uçaktan ölenlerin ailelerinden kalan bireylere de teslim edilmemişti. Uçak ordu ambarlarına çekildikten sonra bir grup uzman uçağı incelemiş ayrıca Brezilya hükümeti Alman arşivlerinde bulunan uçağın soruşturma dosyasının kopyasını talep etmişti. Ekip yolcuların 1954 ten kalma eşyalara sahip olduğunu görmüş kimliklerini tespit etmişlerdi. Ayrıca uçağın kara kutusunda yapılan incelemede kaptanın 1954 te yaptığı son telsiz konuşmasından sonra başka bir şey kayıt edilmediği anlaşıldı. Kargo bölümünü açtıklarında çoğu valizin sağa sola savrulmuş ve eşyaların ortaya saçılmış olduğunu gördüler. Ortalık adeta bir müzeyi andırıyordu çünkü etraftaki tüm eşyalar çok eskiydi. 1954 tarihli gazete ve dergiler, koleksiyon parçası plaklar gibi binlerce demode eşya vardı. Ayrıca iskeletlerin bulunduğu koltuklarda hafif yanık izleri göze çarpıyordu. Metal kısımların bazı kesimlerinde de hafif erimeler tespit edildi. Uçakta eser miktarda radyasyonda bulundu. Ertesi günü Paul Kramer’in 1954 te üstlendiği dosya Almanya’dan geldiğin de Esrarengiz adamın valizi için uçağa tekrar girildi fakat kargo bölümünde valize rastlanmadı. Acaba Kramer hayatta olsaydı bu olay karşısında nasıl bir tepki verirdi? İncelemelerin ardından iskeletlere otopsi yapıldı. Ortaya cevap yerine daha fazla soru çıkmıştı. Çünkü otopsi sonucuna göre insanlar 1954te bulundukları yaştaydı daha da ilginci ise yeni ölmüşlerdi. İnsanlar bir anda yüksek enerji ile içten yanarak buharlaşmışlardı. Belki de uçak iniş yaptığı esnada henüz herkes halen hayattaydı ve o mavi şimşekler kaybolurken uçağın içinde ki insanları da öldürmüştü. Brezilyalı yetkililer cesetleri ve eşyaları yakarak yok etti. Uçağı da üzerindeki yazıları boyayla kapattıktan sonra bir uçak mezarlığına koydular 1995 senesinde uçak parçalara ayrılarak sırlarıyla beraber yok edildi. Atello’ya göre uçak kesinlikle bir zaman yolculuğu gerçekleştirmişti ve yolcular uçak indiği sırada ölmüşlerdi ve 35 sene geçmesine rağmen hiç yaşlanmamışlardı. Konuyla ilgili pek çok bilgi ve belge toplayarak bir kitap yazdı. Kitabın içerisinde uçağın askeri hava üssüne çekildikten sonra yapılan incelemeler de çekilen fotoğraflara da yer verdi.



    Ancak kitabın basımına ve dağıtılmasına asla izin verilmedi. Yıllar sonra konuya ilgi duyan bir gazete Atello’ya ulaşarak bilgi edinmek istedi. Atollo’nun elindeki neredeyse tüm materyallere izinsiz şekilde devlet tarafından el konulmuştu. Gazete konu hakkında uzun bir makale yazarak olayı tekrar gündeme getirdi. Makalenin sonundaysa Celso Atello’nun şu sözlerine yer verdi. Halkın bu uçakla ilgili her şeyi bilme hakkı vardır ve hükümet olup biten her şeyi kamuoyuyla paylaşmak zorundadır. Bu uçak bir zaman tüneli içine girdi ve mucizevi şekilde 35 sene sonra çıktı. Olay delillerle sabittir, tüm dünyaya anlatmak yerine örtbas etmeyi seçtiler. Böyle bir şey dünyamızı görme biçimimizi ve bilim anlayışımızı sonsuza kadar değiştirebilir. Bu sır gibi bilgileri, özellikle uçuş 513’te ölen insanların akrabalarından saklamak bir insanlık suçtur. Aslında 513 numaralı uçuş bu konuda tek örnek değildir. Buna benzer birkaç olay daha delil ve belgeleri ile havacılık tarihine geçmiştir. Pan Amerikan hava yollarına ait 914 sefer sayılı uçakta 1955 te Newyork’tan Miami’ye gitmek üzere havalanmış benzer şekilde kaybolmuş, aradan geçen 37 yılın ardından 21 mayıs 1922’de Venezuella Karakasta yerel havalimanının kulesiyle irtibata geçmiş ve izin alarak iniş yapmıştı. Uçakta 4 mürettebat 57 yolcu bulunuyordu. Uçak indikten kısa süre sonra tekrar havalandı ve yeniden ortadan kayboldu. Hava alanı çalışanlarından oluşan görgü tanıkları yolcuların halen genç göründüğünü söylemişlerdir. Ayrıca Uçağın pilotu kuleyle telsiz bağlantısı kurarak nerede ve hangi tarihte olduklarını sormuştur. Uçak ardında 1955ten kalma bir takvim bırakarak sırra kadem basmıştır.
  • "DÖŞEĞİMDE ÖLÜRKEN"İ NASIL OKUMALI?

    1- "Döşeğimde Ölürken" ve Faulkner

    William Faulkner, beşinci romanı “Döşeğimde Ölürken”i 1929'da yalnızca altı haftada, Büyük Depresyon’ın başlangıç tarihi olan 29 Ekim 1929’dan bir gün önce başlayarak, yazdı .

    1930'da küçük düzeltmeler yapıldıktan sonra yayınlanan roman,
    Faulkner'ın önceki romanı “Ses Ve Öfke”de başladığı deneysel anlatım tekniğini sürdürmesiyle ünlüdür. Döşeğimde Ölürken’de, çoğu Bundren soyadı taşıyan on beş karakter sırayla hikâyeyi bilinç akışlarında anlatıyor. Her şey bazen birbiriyle örtüşen 59 bölüm hâlinde anlatılır.

    Faulkner’ın roman ve yazı stili, hayal kırıklığına uğramış İkinci Dünya Savaşı sonrası yazarları ve şairleri için, anlamsız bir dünyada bir tür anlam bulmaya çalışan, büyüyen Modernist harekete önemli bir katkıda bulundu.

    Faulkner ayrıca, bilinçaltı hakkındaki teorileri 1920'lerde giderek daha popüler hale gelen Sigmund Freud'un çalışmalarından da etkilendi. Roman içindeki italik metnin uzun bölümleri, karakterlerin zihinlerinin içsel çalışmasını yansıtıyor ... hepsi farklı görünüyor.

    Ve mesele bu. Faulkner için farklı bakış açıları farklı gerçeklikler anlamına gelir.

    2- Bilinç Akışı Tekniği ve “Döşeğimde Ölürken”

    Muhtemelen "bilinç akışı" terimine aşinasınızdır. Değilseniz, rahatlayın: gevşek biçimde biçimlendirilmiş bir düşünce dalgasıdır bilinç akışı. Birisi sizden bir kağıt parçasıyla oturup, düşündüğünüz her şeyi, gramer veya form hakkında endişelenmeden yazmanızı istese, yazacağınız şey bir bilinç akışı olacaktır. Bunun en iyi örneğini romanın 35. bölümünde okuruz.

    Merak ediyorsanız, evet, tüm bunların bir anlamı var. Faulkner, insan beyninin görüntüleri işleme biçimini ve onları kelimelere sokma şeklini ustalıkla taklit etti. Okuyucular olarak, gerçekten çeşitli karakterlerin kafalarının içine yerleştiriliyoruz. Diyelim ki, bilgisayarınızda oturup Faulkner’in Döşeğimde Ölürken adlı kitabındaki stili hakkında çok güzel bir yazıyı okuyorsunuz. Sonra anneniz içeri gelir ve size akşam yemeği vakti geldiğini söyler. Bu bilgiyi nasıl kaydedersiniz? İlk önce birinin yürüdüğünü fark ettiniz. O zaman onun anneniz olduğunu gördünüz. Şimdi bu çizgiye Cora’nın bakış açısından bakın: "Biri salondan gelir. Darl." Eğer anlatının amacı bize bir hikâye anlatmaksa, bu boşa harcanan metindir. "Darl salondan geliyor" demek daha temiz ve daha etkili olurdu. Fakat mesele sadece bize bir hikâye anlatmak değil, karakterlerin düşüncelerini görmemizdir. Karakterlerin çok az fiziksel özelliğini okuduğumuza dikkat edin romanda . Aynı mantığı uygulayın. Vardaman kahverengi saçlı ve kahverengi gözlü bir genç kız görmüyor; Sadece kız kardeşi Dewey Dell'i görüyor. Demek onu tarif etmek için kullandığı kelimeler bunlardı.

    Bu tür bir bilinç akışı, kitabın on beş anlatıcısının hepsi arasındaki stilsel süreklilik ile ilgilidir. Faulkner, her karakter tarafından kullanılan dili ve stili kişiselleştirir ve elbette her bir stil, her bir karakter hakkında bize daha fazla bilgi verir. Jewel, birkaç kelimeden oluşan bir adam, bize sağlam bir eylem adamı olduğunu hatırlatıyor. Darl inanılmaz derecede beyinsel, belirgin, keskin ve kendi dilinde bile şiirsel. Vardaman dünyaya tahmin edilebileceği gibi küçük bir çocuğun gözüyle bakıyor. Anse zayıf eğitimli ve dili onu yansıtıyor. Cash, düşünme sürecinde inanılmaz derecede mantıklı ve disiplinli bir karakter.

    3- ÖZET(Romanın tamamı)

    Anse Bundren'in eşi ve fakir bir güney ailesinin annesi olan Addie Bundren çok hasta ve yakında ölmesi bekleniyor. En büyük oğlu Cash, tüm marangozluk becerilerini kullanarak Addie'nin yatak odasının penceresinin önünde tabutunu hazırlamaya koyuyor. Addie’nin sağlığı hızla geçemese de, diğer oğulları Darl ve Jewel, eşi ve iki kızı Addie’yele ilgilenen Bundren ailesinin komşusu Vernon Tull’a teslimat yapmak için şehirden ayrılırlar. Darl ve Jewel ayrıldıktan kısa bir süre sonra Addie ölür. En genç Bundren olan Vardaman, annesinin ölümünü o gün erken yakaladığı ve temizlediği bir balıkla ilişkilendirir. Biraz yardımı ile Cash, tabutu şafaktan hemen önce tamamlar. Vardaman, annesinin bir kutunun içine çivilenmiş olması nedeniyle rahatsız olur ve diğerleri uyurken, ikisi de annesinin yüzünden geçen, kapakta delikler açıyor. Addie ve Anse’nin kızı, Lafe adında bir çiftçi çalışanından hamile kalan Dewey Dell, hamile kalmaktan dolayı o kadar endişe duymaktadır ki annesinin ölümünün yasını tutamaz bile. Ertesi gün, kadınlar Bundren evinin içinde ilahi okur, erkekler birbirleriyle konuşurken cenaze hizmeti düzenlenir.

    Bu ilk bölümün çoğunu anlatan Darl, birkaç gün sonra Jewel ile birlikte geri döner ve evlerinin üzerindeki zillerin varlığı, annelerinin öldüğünü anlamalarını sağlar. Darl, bu tabelayı görünce, nankör ve umursamaz olarak bilinen Jewel'e, sevgili atının ölmediğinden emin olabileceğine dair güvence verir. Addie, Anse'ye Jefferson kasabasına gömüleceğine dair söz verdirmiştir ve bu istek, onu kendi yurdunda gömmekten çok daha pahalıya patlasa da, Anse'nin yükümlülük duygusu, bir dizi yeni takma diş satın alma arzusu ile birleşmektedir. Bir şantiyede bacağını kıran Cash, ailenin dengesiz tabutu kaldırmasına yardım eder, ancak hemen hemen tek elle araba vagonunun içine el koymasıyla sonuçlanan Jewel'dir. Ancak, Jewel aslında vagonla gelmeyi reddeder ve ailesinin gençken aldığı komşunun topraklarında gizlice çalışarak satın aldığı atına binerek ailenin geri kalanını takip eder.

    Bundren ailesi, seyahatlerinin ilk gecesinde, Bundrens’in yolculuğuna şüheyle yaklaşan cömert bir ailenin evinde kalır. Ciddi taşkın nedeniyle, yerel nehrin üstünden geçen ana köprüleri su basmış ya da yıkılmıştır, Bundren ailesi geri dönüp bir derme çatma salla nehri geçmeye çalışır. Başıboş bir kütük vagonu çarpınca, tabut çalınır, Cash'in kırık ayağı yeniden kırılır ve vagonu çeken katırlar boğulur. Vernon Tull enkazı görür, Jewel'in tabut ve vagonu nehirden kurtarmasına yardım eder. Aile üyeleri ve Tull nehir yatağında Cash’in araçlarını bulmaya çalışır.

    Tull’un karısı Cora, Addie’nin Tanrı’dan çok oğlu Jewel’a Hristiyanlığa uymayan sevgi bağlılığını hatırlar. Addie, tabutundan ya da zaman sıçramasıyla ölüm döşeğinde konuşur, hayatındaki olayları hatırlar: Sevgisiz evliliğini; Jewel’in babası din adamı Whitfield ile ilişkisi; ve çeşitli çocuklarının doğuşu. Whitfield, Anse'ye olan ilişkiyi itiraf etmek için Bundren ailesinin evine gittiğini ve nihayetinde hiçbir şey söylememe kararını hatırlar.

    Bir veteriner Cash’in kırık bacağını düzeltir, Cash hiç şikayet etmez, acıdan kurtulur. Anse, çiftlik teçhizatını ipotek ederek, takma dişleri için biriktirdiği parayı kullanarak, Cash'in yeni bir gramofon için biriktirdiği parayı ve Jewel’in atında işlem yapmasını sağlayarak yeni bir katır takımı satın almayı başarır. Aile yola devam eder. Mottson kasabasında sakinler, Bundren vagonundan gelen pis kokulardan iğrenir. Aile şehirdeyken Dewey Dell, istenmeyen hamileliğini ortadan kaldıracak bir ilaç almaya çalışır, ancak eczacı ona satmayı reddeder ve onun yerine evlenmeyi önerir. Aile kasabada satın aldığı çimento ile Darl, Cash'in kırılmış bacağına geçici çözüm bulur, ama o da işe yaramaz ve sadece Cash'in acısını artırır. Bundren ailesi daha sonra geceyi Gillespie adlı bir adamın sahibi olduğu yerel bir çiftlikte geçirir. Bir süredir ailenin yaptıklarından şüphelenen Darl, tabutu ve Addie’nin çürüyen cesedini yakmak niyetiyle Gillespie ahırını ateşe verir. Jewel ahırdaki hayvanları kurtarır, Addie'nin tabutunu dışarı çıakrmak için hayatını tehlikeye atar. Darl, annesinin tabutunun üzerine yatar ve ağlar.

    Ertesi gün, Bundren ailesi Jefferson'a varır ve Addie'yi gömer. Aile, Darl’ın ahırları yaktığı için için açılan bir dava ile uğraşmak yerine, Darl’ın delirdiğini iddia eder ve onu akıl hastanesi Jackson’a yatırmak üzere iki adama teslim eder. Dewey Dell, yerel eczanede kürtaj ilacı almaya çalışır; tezgâhın arkasında çalışan bir genç adam doktor olduğunu iddia eder, Dewey adamın kendisiyle yatmaya çalıştığını anlar. Ertesi sabah, yeni dişleri ve yanında hem gurur hem de utanç hissetmesine sebep olan, Addie’yi gömerken için kürek satın alırken tanıştığı ve artık yeni karısı olan kadınla Anse ailesinin yanına döner.

    4-KİTABIN ANA TEMLERİ

    a-Varlığın ve Kimliğin Geçiciliği

    Addie Bundren'in ölümü, oldukça büyük varoluş ve kimlik sorularıyla boğuşmaları için birkaç karaktere ilham veriyor. Vardaman, yakaladığı ve temizlediği bir balığın “balık olmayan parçalara” dönüşmesiyle şaşırmakta ve dehşete düşmekte ve bu görüntü Addie'yi tanımlanamayan bir kişiye dönüştürmektedir. Jewel asla kendisi adına konuşmaz, ama kederi Jewel’in annesinin bir at olduğunu söyleyen Darl tarafından özetlenmiş olur. Darl, kendi adına, ölü Addie'nin şu anda “dır” değil de “dı” olduğu için artık varolmadığı sonucunu çıkarmanın gerektiğini düşünür. Eğer annesi var değilse, o zaman annesi yoktur ve kendisi de yoktur Darl’a göre. Bu spekülasyonlar sadece dil ve mantık oyunları değildir. Aksine, romanın karakterleri için somut, hatta korkunç sonuçları vardır. Bu soruların en ciddi durumda olduğu karakterler olan Vardaman ve Darl bu tür sorular sordukça gerçekliği kavrayışları gevşemeye başlar. Vardaman romanın başlangıcında anlamsız sözler söyleyip durur, Darl kitabın sonunda delirir. Anse yeni eşini “Bayan Bundren” olarak , yani bir zamanlar Addie’ye ait bir isimle tanıttığı zaman, insan varlığının kırılganlığı ve belirsizliği, romanın sonunda daha da belirgin bir hâl almış olur. Eğer Bayan Bundren'in kimliği o kadar çabuk yok olup unutulabiliyorsa, kaçınılmaz sonuç, herhangi bir bireyin kimliğinin aynı şekilde istikrarsız olduğu şeklindedir.

    b- Kelimeler ve Düşünceler Arasındaki Gerilim

    Addie’nin sözlerin “sadece kelimeler” olduğu iddiası, sürekli olarak iletmek istedikleri fikir ve duyguların yetersiz kalması, romanın bir bütün olarak sözlü iletişimi ele aldığı güvensizliği yansıtıyor. Romanı oluşturan iç monologlar karakterlerin zengin iç yaşamlara sahip olduğunu gösterirken, bu iç yaşamların içeriğinin çok az bir kısmı bireyler arasında meydana gelir. Aslında, konuşmalar karakterlerin o zaman ne düşündüğü ile alakasız lgili kısa, duran cümlelerdir. Örneğin, Tull ve diğer bazı adamlar, Addie’nin cenazesi sırasında kırık bacağı hakkında Cash ile konuşurken, birbirinden tamamen ayrı iki konuşma okuruz. Birincisi, normal, belirsiz ve basittir ve muhtemelen gerçekleşen konuşmadır. İkincisi, italik olarak yazılmıştır, içerik bakımından çok daha zengindir ve muhtemelen karakterlerin akıllarından geçeni söyleseler duyulacak olan sözlerdir. Karakterlerin hepsi iç düşüncelerini o kadar hararetle koruyorlar ki, zihinlerinin zengin içeriği sadece en yanlış, en yalın bir diyalog hurdasına dönüşüyor, bu da yanlış anlamalara ve kötü iletişimlere yol açıyor.

    c- Çocuk Doğurma ve Ölüm Arasındaki İlişki

    Döşeğimde Ölürken, kendi başına, amansız bir şekilde sinik bir romandır ve çocuk doğurmanın insanı rehabilite eden gücünü bile etkisiz hale getirir. Ölümün bir panzehiri olmak yerine doğum kitpata ölüme bir giriş gibidir- hem Addie hem de Dewey Dell için doğum yapmak, fiziksel olarak hayatta olsalar bile, en doğuma en yakın olan insanları öldüren bir olgudur. Addie'ye göre, ilk çocuğunun doğuşu acımasız bir oyun, kıymetli yalnızlığının ihlâli gibi görünür ve Addie'nin Anse'yi ölü olarak kabul etmesine neden olan da işte bu ilk doğumdur. Doğum Addie için nihai bir zorunluluk haline gelir ve hem Dewey Dell'i hem de Vardaman'ı, evlilik dışı ilişkisinin ürünü olan Jewel’ın varlığının tazminatı olarak görür. Dewey Dell'in hamilelik konusundaki duyguları artık olumlu değildir: durumu için sürekli kaygılanır, tüm erkekleri potansiyel cinsel avcı olarak görmesine neden olur ve kitabın ilk kısımlarında dediği gibi tüm dünyasını “barsak dolu bir küvete dönüştü”rür. Doğum, kadınlar için öngörülen bir ölüm anlamına gelir ve bütün hanelerin mecazi anlamda ölümlerini ifade eder.

    5-SEMBOLLER
    a-Hayvanlar

    Addie’nin ölümünden kısa bir süre sonra, Bundren çocukları hayvanlara ölen annelerinin sembolleri olarak tutunur. Vardaman, annesinin yakaladığı balık olduğunu söyler. Darl, Jewel’in annesinin onun atı olduğunu iddia eder. Dewey Dell ailenin ineğine kadın der, çünkü Addie'yi kaybettikten birkaç dakika sonra kendi hamileliği için kaygılanmaktadır. Çok farklı nedenlerden dolayı, kederli karakterler hayvanları kendi durumlarının bir sembolü gibi görür. Vardaman, Addie'yi balığında görür, çünkü balık gibi Addie de yaşadığı zamandakinden farklı bir şeye dönüşmüştür. Memeleri sütle şişmiş inek, Dewey Dell'e istenmeyen bir yükle yaşamanın ne kadar tatsız olduğunu gösterir. Jewel ve atı, hayvanların sembol olarak kullanımına yeni bir basamak ekler. Bizim için, Darl’ın sözüne dayanarak, at, Jewel’in annesine olan sevgisinin bir sembolüdür. Bununla birlikte, Jewel için at, Bundren ailesinden zor kazanılmış bir özgürlüğü sembolize ediyor. Romanın karakterlerinden böylesine farklı sonuçlar çıkartabileceğimiz at, birçok yönden Döşeğimde Ölürken’de yer alan sembollerin tahmin edilemez ve öznel doğasını temsil eder.

    b- Addie’nin Tabutu

    Addie’nin tabutu, Addie’nin ölümünün ve genel olarak var olan koşulların Bundren ailesinde sebep olduğu muazzam işlevsizlik yükünü temsil eder. Her zaman sakin ve düz başlı olan Cash,, tabutu büyük beceri ve özenle üretir, ancak saçmalıklar ânında üst üste gelir - Addie tabutun içine baş aşağı yerleştirilmiştir ve Vardaman Addie’nin yüzünde delikler açar. Addie’nin cesedi sadece tabutun dengesini değil ailenin de dengesini alt üst eder. Tabut, ailenin işlev bozukluğunu temsil eden bir noktaya dönüşür ve onu düzeltmek de ailenin normale dönebilmesi için çok önemlidir.

    c-Araçlar
    Cash’in marangozluk aletleri ve Anse’nin çiftlik ekipmanı gibi araçlar, yolculuk sırasında yaşanan dikkatsizlikler nedeniyle tehlikeye atılan saygın bir yaşam ve istikrarın sembolü haline gelir. Cash’in alet edevatı sanki sadeceCash için önemliymiş gibi görünüyor, ancak bu araçlar nehrin taşması ve başıboş suda dolanan büyük kütük tarafından sağa sola dağılınca hem aile hem de Tull onları bulmak için uğraşır durur. Anse'nin çiftlik ekipmanından çok az bahsedilir, ancak Anse yeni bir katır takımı almak için bu aletlerin en pahalı parçalarını ipotek eder ve böylece ailenin yolculuğunda çok önemli bir rol oynar. Bu ticaret, Anse’nin Cash’in gramofon fonundan ve Jewel’in atının satışından elde edilen para, bu karakterlerin en büyük hayallerinin feda edilmesini temsil ettiği için önemlidir. Fakat Anse'nin çiftlik ekipmanlarını para elde etmek için olaya dahil etmesi gerçeği göz ardı edilmemelidir, çünkü bu ekipmanlar ailenin geçimini sağlarlar. Cenazenin sebep olduğu parayı denkleştirmek için Anse, ailenin toprağı sürmek ve hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu bütün araç gereci tehlikeye atar.

    6-MOTİFLER

    a-Anlamsız Kahramanlık Davranışları

    Döşeğimde Ölürken, büyük kahramanlık anlarıyla ve neredeyse epik mücadelelerle doludur, ancak romanın bu tür savaşlara bakışı ironiktir, hatta bazen tamamen absürd ve sıradan birşeymiş gibi görür. Bundrenlerin vagonlarını selle kabarmış nehirden karşıya geçirme gayreti, daha geleneksel bir macera romanında çok güzel görünecek bir mücadeledir, ancak sorgulanabilir bir amaç uğruna gerçekleşmesi sebebiyle burada bu özelliği göremeyiz. Addie’yi Jefferson’a gömme misyonunun aslında Addie’nin vasiyetinden çok Anse’nin sahte dişleri hakkında olduğunu iddia edilebilir. Cash’in kendini feda etmesi çok asil görünür, ancak yaralarından o kadar şikayet eder ki ortada kahramanca bir şey kalmamış olur. Jewel’in hayvanları kurtarması cesaret vericidir, ancak aynı zamanda suçlu da olsa romanda kahramanca sayılabilecek eylemlerin başında gelen Darl’ın ahırı yakmasını da geçersiz hale getirir. Her kahramanlık eylemi, hem kendi içinde gülünçtür hem de epik bir eyleme karşı durur, ve bu roman açısından hem komik hem trajik bir absürdlükle sürüp giden kötülük dolu bir çember gibidir.

    b- İç monologlar

    Faulkner, yirminci yüzyılın başlarında edebiyat kariyerine başladığı için, bir dizi Modernist yazar, bireysel bir bilinç arayışına bir hikaye oluşturmaktansa bireysel bilinci keşfetmeye odaklanan anlatı teknikleri ile denemeler yapıyordu. James Joyce’un “Ulysses”i ve Marcel Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde” bu deneylerin en ünlüsü ve başarılıları arasındadır, ancak Faulkner da bu çabaya önemli katkılarda bulunmuştur.

    Döşeğimde Ölürken, karakter düşüncelerinin nesnel bir anlatıcıya dayanmadan bütün sansürsüz kaosları içerisinde sunulduğu bir dizi bilinç akışı monologu olarak yazılmıştır. Bu teknik, karakter psikolojisini önemli bir kaygıya dönüştürür ve bu psikolojiyi daha geleneksel bir anlatım tarzından çok daha fazla karmaşa ve yetkinlikle sunabilir. Aynı zamanda, metni anlamak için çok çalışmamız için bizi zorlar. Objektif bir olay çerçevesini takip etmek yerine; görüntülerin, hatıraların ve açıklanamayan kinayelerin arasında bir yerlerde her bir karakterin verdiği parçaları alıp kendimiz bir anlam çıkarmak zorundayız.

    c-Sosyal Sınıf Meseleleri

    Faulkner'in yaşadığı ve yazdığı Amerikan Güneyinde, sosyal sınıf daha hiyerarşikti ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki diğer yerlerden daha büyük bir endişe kaynağı olmuştur ve Döşeğimde Ölürken’in dokusuna kazınmıştır. Faulkner, fakir kırsal halkı zarafet, haysiyet ve şiirsel ihtişamla, kusurlarını gizleyerek veya koşullarını göz ardı etmeden tasvir etme kabiliyetinde olağandışı bir kalem olduğunu kanıtladı. Bundren ailesi, komşu kırsal çiftliklerde istekli ve zarif ev sahiplerini bulur, ancak daha varlıklı kasabalarda soğuk karşılanırlar: Bir mareşal, ceset iğrenç kokuyor burada kalamayız der, bir kasaba adamı Jewel'e bıçak saplar ve ahlâksız bir eczane çalışanı Dewey Dell'den yararlanır. Öte yandan, zayıf gramerlerine ve sınırlı kelimelere rağmen, Faulkner’ın karakterleri düşüncelerini bir tür beceriksiz şiirsellikle ifade eder. Faulkner'ın kırsal bölge sakinleri için ne arzu ettiği tam olarak net değildir - Döşeğimde Ölürken hem kırılgan bir övgü olarak hem de kırsal güney değerlerinin saçma bir ifadesi olarak okunmuştur- ancak Bundren ailesinin geçmişi ve kökeni, yolculuklarını ve birbirleriyle olan iletişimlerini biçimlendirir.

    * sparknotes ve shmoop'dan derleme çeviridir.
  • Yurduna saldıran düşmanla işbirliği edenlere, düşman hesabına kendi milletini kurşuna dizdirenlere, milletin kurtuluş hamlesine önayak olabileceklerin kökünü kazımak için kendi yüksek mekteplerini kapatıp talebesini toplama kamplarına yahut mecburî iş yerlerine gönderenlere "milliyetçi" dediler; hulasa, insanlık nâmına mukaddes ne varsa hepsini keyifleri ve menfaatleri uğruna çiğneyenlere "milliyetçi" dediler.
  • Lewis Carroll‘un Alice ile ilgili iki ünlü kitabı ve geçtiğimiz yüzyılın en etkileyici felsefi eserlerinden biri olan, Wittgenstein’ın Felsefi Soruşturmalar’ı arasındaki şok edici benzerlikler bir çok kişi tarafından fark edilmiştir. Az bilinen bir gerçek ise Alice Harikalar Diyarında kitabının Wittgenstein’ın, dilin yanlış kullanımına dair bir mantıkçının kataloğu olarak, İngilizcede yazılmış en sevdiği kitaplardan biri olduğudur. Wittgenstein, metninde Carroll’un adını iki yerde anar ve onun felsefi saçmalığa dair işaret ettiği yerler ve Alice’in Carroll’un karakterleriyle girdiği saçma etkileşimler arasında çok sayıda benzerlik vardır. Öyle görünüyor ki, Wittgenstein, soruşturmalarını yazarken Harikalar Diyarı’nı düşünmekteydi; lakin onun düşüncesinde olduğu gibi, hiçbir şey tam bir kesinlikle söylenemez.

    http://www.dusunbil.com/...isinde-bulustugunda/
  • 410 syf.
    Günlük hayatımızda kullandığımız dil üzerine çok yararlı bir kitap. Devam kitapları var. Okuduğum üç kitap için bir yazı yazıyorum. Dilimizi konuşurken de yazarken de nasıl bozduğumuzu çok iyi açıklamış. Başta basın kaynaklı, bilhassa televizyonlar, sonra da okullarda doğru dürüst öğretilmediği için Türkçeyi nasıl yanlış bildiğimiz, yanlış kullandığımız somut örneklerle açıklanmış. Kalıplaşmış, dile ve yazıya yerleşmiş doğru bildiğimiz yanlışlar. Ortak yanlış bilgiyle nasıl anlaştığımızı, aslında anlaşamayıp dilimizi giderek bozduğumu insanın gözüne sokuyor. İfade bozuklukları, reklamların ve haber bültenlerinin yerleşik dil faciaları örnekleri ve doğrularıyla açıklanmış. İlk kitap çok faydalı oldu benim için. İkinci kitapta konular basitleşmeye başladı. Üçüncü kitapta, "yok artık, bu kadarını da herkes bilir", dediğim konulara girmiş. Ama yazma ihtiyacı hissettiğine göre eminim vardır bilmeyen. Üçüncü kitapta daha önce yazdıkları hakkında yazılanlara , olumlu olumsuz tepkilere de yer vermiş. Evet aldığı olumsuz eleştirilere yer vermiş ve bunlara cevap da vermiş. Kiminde kendi bildiğinde ısrar etmiş Hepçilingirler, kiminde gelen eleştiriyi haklı bulup kendi yanlışı düzelterek teşekkür etmiş uyarı için. Her kitaplıkta bir sözlükmüş, yazım kılavuzuymuş gibi mutlaka bulunması gereken bir kitap. Sözlük ve kılavuzlarda bulunamayacak konular içeriyor pratik dil kullanımına dair. Israrla tavsiye ederim bir başvuru kitabı olarak.