• Agatha Christie kitaplarını çizgi roman olarak okumayı istiyordum uzun süredir. En sonunda sipariş edip okudum ve iyi ki almışım. İlk olarak çizimleri çok beğendim. Sadece bazı yerlerde hiçbir şey belirtmeden mekan değişiyordu ve kafam karıştı. Onun haricinde beğendim.
    Olay örgüsü ise gerçekten güzeldi. Beş Küçük Domuz'u çok beğendim ama çizgi romanda bahsedilmemişti, neden 'Beş Küçük Domuz' denilmiş? Sayıyı anladım fakat domuzla alaka kuramadım.
    Yanlış Hüküm adlı bölüm de güzeldi. Ama Beş Küçük Domuz'u daha çok beğendim.
    Bu çizgi romanda en çok beğendiğim yer ise ikisinin arasındaki, 5-6 sayfa süren, Agatha'yı anlatan bölüm. Agatha Christie'nin yaşamı, çok çekingen oluşu, bir süreliğine ortalıktan kayboluşunun sırrı -bu olayı bilmeyen yoktur-. Özellikle Agatha'nın bir süre ortalıktan kayboluşunun altında yatan olayı çok merak etmişimdir hep. Ve o bölümü okuduktan sonra öğrendim ki bu olayın Pera Palace ile ilgisi büyükmüş...
    Eğer Agatha Christie okumayı, çizgi roman da okumayı seviyorsanız mutlaka okumanızı öneririm. Diğer çizgi romanları da okumayı düşünüyorum.
  • ''Restoranlarda sipariş verdikten sonra, hep yanlış sipariş verdiğim hissine kapılırım'' dedi Ayumi, garson yanlarından uzaklaştıktan sonra. ''Ya sen?''
    ''Yanlış olsa ne olacak, neticede yalnızca yemek. İnsan yaşamındaki yanlışlarla karşılaştırıldığında çok küçük kalır.''
    Haruki Murakami
    Sayfa 256 - Doğan Kitap
  • Muhteşem bir kitap. Hakikaten müthiş. Corelli' nin Mandolini de olağanüstüydü. Bu da şahane. Üzücü olan bizi bir yabancının, bizden hiçbir yazarın yapamadığı kadar iyi anlatması. Her şeyden önce yazmadan çok iyi bir araştırma yapmış. Çanakkale ve Kurtuluş savaşları hakkında anlattıkları bizim açımızdan yazılmış. Araştırmasını bizim tarih kitaplarımızdan yapmış olmalı. Neredeyse bize okulda okutulan resmi tarihle aynı. Üstelik önemsiz ayrıntılara varıncaya kadar. Atatürk' le ilgili bölümler kısa kısa ve daha çok ansiklopedik bilgi şeklinde. Ancak bizim tarihimizdeki basma kalıp hikâyelerle bezemiş. Atatürk' ün çocukken karga kovalamasından, birdir bir oynarken eğilmemesine kadar. Gerçi benim hiç duymadığım ve şaşırdığım bilgiler de var. Tarihi kısmı tamam, kaynaklardan yararlanmıştır. Beni şaşırtan bir Anadolu kasabasında o devirde yaşanan gündelik hayâtı bu kadar gerçekçi, doğal ve doğru aksettirebilmesi. Sanki burada yaşamış gibi. Bildiğim kadarıyla Türkiye' de hiç yaşamadığı halde nasıl bu kadar bizi bilerek yazmış hayret. Ya da buralarda yaşamış insanlarla bol bol sohbet etmiş olmalı. Savaş sahneleri çok gerçekçi, canlı ve çarpıcı anlatılmış. Tüm vahşeti, vandallığı, insanlıktan çıkmışlığı insanın gözünde canlandırıyor. Çok vahşi sahneleri bu kadar gerçekçi anlatırken bir yandan da üslubu çok dramatik. Son derece üzücü sahneler sergiliyor. Ve savaşı cephe gerisinde kalanların yaşayışı. Bunlar da bir o kadar korkunç ve yine dramatik. Erkeksiz kalan evler, kadınlar, çocuklar. Cephedekiler hiç değilse yiyecek ekmek, arada sırada da olsa, bulabilirken geride kalanların açlık ve sefaleti. Savaşın masum sivilleri nasıl ezip geçerek hayatları mahvettiği. Savaşa karar verenlerin yaşamı iktidar hırsıyla sürerken, savaşın başlamasında hiçbir dahli olmayan masum insanların yok yere çektiği eziyet. Osmanlı toplum yapısında aynı kasabada yakın komşuluk ilişkileriyle aynı hayâtı yaşayan insanların yok yere birbirine düşman edilişi. Onların üstünden siyasetçilerin nefret üreterek kendi savaşlarına destek araması. Sonunda mübadelenin ne kadar yanlış ve vahim bir uygulama olduğunun ispatı. Hem bireysel hem toplumsal yaşamın nasıl alt üst olduğunu son derece üzücü bir şekilde ifade etmeyi başarmış. Bunda da yine bir İtalyan subay var. Ama bu kitapta baş rolde değil. Bu kitap herkese okutulmalı. Kültür Bakanlığı tüm dillere çevirtip, bütün dünyada bedava dağıtarak herkesin okumasını sağlamalı. Kendimizi anlatmak için boşuna uğraşıyoruz. Sadece bu kitapla bile haklılığımızı pek çok insana duyurabiliriz. Asıl yapılması gereken bu işi edebiyata yüklemek. Siyasetçilerin boş ve hamasi palavralarını kimse dinlemiyor. Biz bile dinlemiyoruz. Propaganda amacıyla, lobi yapmak için para verip de sipariş üzerine yazdırmaya çalışsak böyle bir kitap elde edemeyiz. Üstelik hiç de politika kokmuyor. Her şey tamamen insani. Bunun filmini biz yaptırmalıyız. Gerekirse en yüksek bedeli ödeyerek Hollywood' a yaptırmalıyız bu işi. Mutlaka okuyun. Okumakla kalmayın kesinlikle edinin bu kitabı. Kitaplığınızda bulunması bir zorunluluk.

    Not: Kitapta rahatsız edici derecede çeviri hatası var. Çevirmen İngilizceyi biliyorsa da Türkçesi yetersiz. Buna bir de göze batan basım hatalarının çokluğunu ekleyince ortaya ürün olarak kötü bir kitap çıkmış. Ayrıca çok da pahalı. Yayınevi iyi iş çıkartamamış.
  • Liman Caddesi Cedar Cove Serisi'nin beşinci kitabı. Cedar Cove sakinlerinin hayatlarından kesitlerin anlatıldığı bu serinin her kitabında ayrı bir kişi veya aile ile ilgili temel bir konu var. Yani örneğin serinin ilk kitabında Yargıç Olivia Lockhart'ı daha çok kapsayan bir hikaye anlatılıyor, Gül Ağacı Sokağı'nda ise Kütüphaneci Grace Sherman vb. Liman Caddesi'nde ise emekli polis memuru Roy McAfee ve eşi Corrie'nin çevresinde gelişen bir hikaye mevcut. Ama tabii ki kasabada yaşayan diğer kişileri de birer birer kitabın bölümlerinde görüyoruz.

    Roy ve Corrie McAfee kapılarına bırakılan, tehdit içermeyen ancak geçmişlerine dair imalarda bulunan notlar, arayanın kimliğinin belirsiz olduğu telefonlar alırken ve bu notların, telefonların arkasında kimin olduğunu bulmaya çalışırken kasabamızın diğer sakinleri de hayat maratonunda koşuşturmaya devam ediyorlar. Macomber'ın kitaplarının genelde orta yaş kadın kitleye hitap ettiği düşünülse de, kitaplarda 16 yaşındaki bir karakterden tutun, 70 yaşındaki karaktere kadar oldukça farklı yaş aralıklarına sahip karakterler mevcut. 16 yaşındaki Allison ve 70 yaşındaki Charlotte buna en iyi örnek. Bu karakterlerin ortak yanı ise -birbirlerini tanımalarının dışında- hepsinin benzer kalp kırıklıklarına, mutluluklara, duygusal durumlara sahip olmaları yani tıpkı bizler gibi. Dolayısıyla gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Macomber kitapları her yaştan okura hitap ediyor.

    Bu seriye dair en sevdiğim noktalardan biri de kitaplarda anlatılan mekanlardaymışım gibi hissetmem. Karakterlerin gün içinde gittikleri mekanları gözümde canlandırmayı, sipariş ettikleri yemeklerin görsellerine bakmayı çok seviyorum. Pancake Palace'ta yenilen Limonlu Mereng, Meksika Restoranı'nda sipariş edilen Enchilada... Kitabı okurken bir taraftan bu yemeklere ve tatlılara bakmak beni sebepsizce mutlu ediyor. Ayrıca Cedar Cove bir sahil kasabası olduğu için sahilde yer alan Deniz Feneri Restoranı da favorilerimden. :)

    Kitap konusunda sohbet ederken gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim yazarlardan olan Debbie Macomber Liman Caddesi ile yine beğenimi kazanmayı başardı. Yazarın şu ana kadar farklı serilerinden 16 kitabını okumuş biri olarak, Cedar Cove'un en sevdiğim serisi olduğunu söyleyebilirim. Serinin aynı isimle yayınlanan dizisini de izlemek planlarım arasında ve diziyi de beğeneceğimden kuşkum yok.

    Sona yaklaşırken şu konuya da değinmek istiyorum. Sevdiğiniz bir yazarın sevdiğiniz bir kitabının -hattâ hiç okumadığınız bir yazar da olabilir- incelemesi yapılırken 'boş zamanlarda okunabilir' cümlesini görmek son derece sinir bozucu oluyor. Ben okuduğum veya okuyacağım her yazara, her kitaba ayrı ayrı önem ve değer verirken, hangi türde olursa olsun hiçbir kitaba 'boş zaman geçirici bir tarzı var' şeklinde yorum yapmayacağımın da garantisini verebilirim. (İçinde bolca cinsellik, küfür olan ve yazan kişinin hiçbir şekilde yazar ünvanı taşıyamayacağı Pucca tarzı kitapları dışarda bırakıyorum.) Bu algının yanlış olduğunu düşünmekle birlikte şunu da söylemeliyim ki, eğer bir kitap için boş zamanlarda okunabilir şeklinde bir görüşte bulunuyorsanız kitapların sizin için önemini sorgulayın derim. Sizin boş zaman geçirmek için okunabilir dediğiniz kitap için insanlar boş zaman yaratmaya çalışıyor olabilirler.

    Son olarak Debbie Macomber ve Cedar Cove Serisi herkese tavsiyemdir. Mutlu günler!
  • Sanki bir restorandaydım ve garson önüme yanlış sipariş koymuştu. Ölüm mü? Hayır, mutlaka bir yanlışlık olmalıydı. Bunu ben sipariş etmemiştim.
    Colleen Oakley
    Sayfa 118 - Yabancı
  • Fi hakkında tek bir negatif bakış açım var o da; gereksiz ve itici bir betimlemelere sahip porografik içeriklere yer verilmesi.Güzel başlayan öyküleminin yer yer sapık ve çarpıtık diye nitelendirebileceğim anlatımlarla seviyeyi düşürmüş sayın Azra Hanım.
    Yanlış anlaşılmasın, cinsel içeriklere yer verilmesini sapıkça bulmuyorum; Fi de olduğu gibi tek bir cümleyle bile pedofili ve türevi sapık zihniyetin yattığı ve aşılandığı anlatımdan kaynaklı seviyenin düşüklüğünü şikayet ediyorum.
    Bu gereksiz detayların dışındaki olay örgüsünün ve Fi de geçen diyalogların altında yatan derin anlamlar çok başarılı ve etki altına alıcak derece çekiciydi.Psikanaliz uslamlamalarıyla zihnimde yeni kapılar açmayı tetikleyen bir kitap olup teritoryasına çekmeyi başarıp bir solulta kalan seriyi sipariş etme arzusuna düşürmüştür :)
    Bu arada dip not: kitabın finali, Can Manay'ın kairosunu ayakta alkışlattırır derecede başarılıydı.

    İyi okumalar
  • Kitabı okuyalı yaklaşık iki sene falan oldu. Yanlış hatırlamıyorsam bir alışveriş sitesinden birkaç parça eşya alımım esnasında site, kitabı indirimli olarak önermişti. Tabi o zamanlar bin kitap falan yok, hızlıca internete yazıverdim; “vişne çürüğü”. Herhangi detaylı bir incelemeye veyahut yoruma ne yazıkki rastgelmedim. Hal böyleyken elimde olan tek fikir verici yazı ise kitabın arkasında basılı olan tanıtım bülteniydi.

    Tanıtım bülteninde: ” Aşkın ve tutkunun rengi olan kırmızı, vişne çürüğüne dönüştüğünde; hayaller de hayal kırıklığına dönüşür...” Vaov cümleye bak! Hem indirimli hem de çok sağlam bir aşk romanı! Neyse son birkez de şu alışveriş sitesinde kitabı alanların yorumlarına bakayım dedim: “Sarsıcı bir aşk romanı…” Yorumları okurken zihnimden, yahu ülkemizde yeni bir Jane Austen doğmuşta bizim haberimiz yok gibi düşünceler falan geçiyor. Kitabı sipariş ettim ama nasıl merak ediyorum. Kitap gelecek okuduktan sonra, Petersburg sokaklarında hüznünü dağıtmaya çalışan bir Nastenka veyahut Goethe’nin o tutarsız Lotte’si kıvamında gerçekçi, hayatın içinden karakterlere şahit olacağım ve ciddi manada sarsılacağım düşüncesine girdim.

    Aman Allah’ım kitabı iki saatte bitirdim. Bitirdim ama nasıl bitirdim. Ziyan olan her dakikama, her saniyeme neden olan herkese küfürler savurarak. Şaka gibi bir kitap. Sarsıcı bir aşk romanını geçtim bir aşk romanı bile değil. Dedim benim verdiğim para ve harcadığım zaman ziyan oldu milletin olmasın. Girdim siteye açık açık ve bir o kadar sert olan eleştirilerimi dizdim. Tabi ben yorumum yayınlanacak diye beklerken birde ne öğreneyim. Yazarımız alışveriş sitesinde çalışan bir arkadaşmış. Haliyle yorum ne yayınlandı ne de milletin haberi oldu. En azından içimdekileri geç de olsa buraya kusabildiğim için huzurluyum.

    Kesinlikle önermem. Sakın ha! Yazık olur paranıza, zamanınıza… Son olarak Aykut Hocamın hatırlatmasıyla Hakan S. Hocamın kötü kitaplar için söylediği o müthiş sözü paylaşayım: " Hayat o kadar kısa ki özenle seçmeliyiz okuyacak olduğumuz kitapları, aksi takdirde bir gün vakit kalmayabilir ve okuyamadığımız her güzel eser için üzülebiliriz."