• Öldüğü günü hatırlayanınız var mı?

    Sadece kulağa değil zihnimize de saçma gelen bir soru değil mi?

    Saçmadır; ölümden sonra bir hatırlayan var olamayacağı için, bizzat hatırlayacak olan öldüğü için saçmadır.

    Gelin üstada kulak verelim;

    'Bana yanmak düşüyor yangın görsem resimde;
    Yaşıyorum zamanın koptuğu bir kesimde.' diyor şair 'Hâlim' isimli şiirinde.

    Bu ne demek a dostlar!

    Duygular,hisler ince işlenmiş ruhlarda deneyimlenmeye ihtiyaç duymadan varlık bulabiliyor.

    Ah o ince işlenmiş ruhlar!

    Onlara yeter, bir şeyin bir şeyi çağrıştırması. Bazen bizzat kendileri çağırır. Nerede görseler ölümün resmini oracıkta ölüverirler. Ve bazen resmini kendi elleriyle çizerler de bir ömür seyre dururlar.

    ***


    Ah şu zamanın koptuğu bir kesimde yaşayan gölgeler.

    Evet gölgeler.

    Yani aslında var olmayanlar. Varlığı bir nesnenin varlığına işaret edenler. Sırf işaret edebilmek adına var olanlar.

    Günün birinde varlığını elinden yitirip, ölümün soğuk nefesiyle mekanın bir yerlerine düşen gölgeler.

    Gölge 'ben'ler.

    'Sen'i işaret edebilmek adına var olan 'ben'ler.

    Çoğul değil,tekil olanlar.Tek olanlar. 'Biz' değil,'ben'ler.

    ***

    Gölge, hakikatte nesnenin kölesi. Nesne de hakikatte ışığın kölesi.

    Işığı işarete adanmışlar.

    Bakın bir gölge ne diyor;

    'İki sevgili arasında hatırlanmaya değer tek gün:ilk tanıştıkları gün.'*

    Nasıl da biliyor, nasıl da hatırlıyor öldüğü günü.

    ***
    Işığın idrakiyle gölgeleşenler,o gölge 'ben'ler sakın ola ışık olmaya meyletmemeli.

    Tevazu ile boyun eğmeli.

    Çünkü o ne 'sen'in ne 'ben'in işi.

    O, 'hiç'lerin işi.
  • “Yanmak kötü, en kötüsü.”
  • Bir zamanlar üç kelebek birlikte gezerlerken ateşi görürler.Merak ederler nedir ateş? Ve sonunda öğrenmeye karar verirler.Birinci kelebek biraz yaklaşır,geri döndüğünde şöyle der:

    -Ateş etrafına ışık veren bir şeydir.

    Bu tarifi yeterli bulmayan ikinci kelebek de gider ateşin yanına birinci kelebekten daha fazla yaklaşır ateşe, geri döndüğünde şöyle der:

    -Ateş etrafına ışık ve ısı veren bir şeydir.

    Ancak kafalarında hala soru işaretleri vardır ve tam olarak öğrenmek isterler ateşin ne olduğunu.Bu sefer üçüncü kelebek gider ateşin ne olduğunu öğrenmeye.Ateşe doğru yaklaştıkça ışık verdiğini anlar,biraz daha yaklaşır ve ısı verdiğini de anlar ama bunlar yeterli değildir.Biraz daha yaklaşır ateşe derken ateşe kapılır ve yanar.

    Üçüncü kelebek anlamıştır ateşin yakıcı bir şey olduğunu ancak bunu dönüp arkadaşlarına söyleyemez.Sevgi ve bağlılık da ateşe benzer.Yakıcıdır kavurur içine düşeni.Gerçek sevgiyi yakalayabilenin içinde bir kor yanar durur.Ancak bunu kendinden başka kimse bilmez... Anlamak için ne bakmak ne de yakınlaşmak yeterli değildir.YANMAK GEREKİR ...
  • Senin derdinle yanmak bir sâadet yâ Rasûlallah
    Şu âlemde hemân sensin hakîkat yâ Rasûlallah

    — Lâedri

    Gönüllerin senin derdinle yanması saadettir ey Allah’ın elçisi;
    çünkü şu âlemde yegâne hakikat sensin...
    İskender Pala
    Sayfa 563 - Kapı Yayınları
  • "Tekneler mesela denizin üstündeyken yanabiliyorlar. Enteresan değil mi ?
    Derdinin devası yanıbaşındayken yanmak.."
  • Bana yanmak düşüyor yangın görsem resimde,
    Yaşıyorum zamanın koptuğu bir kesimde.
  • YEMİN OLSUN İNCİRE ZEYTİNE!

    Kur’an-ı Kerim’de üzerine yemin edilen unsurlar çok yönlü değerlendirilirse,algılama-bakış açımızda yeni idraklerin açılmasına vesile olurlar.Dikkatle tefekkür edildiğinde üzerine yemin edilen yıldız, meyve,vakit yada mekanlar çok özel seçilmiş kavramlardır.Onların zahiri anlamlarından öte,değişik manaları yüklenmiş olduğunu bazen hayretle,hayranlıkla müşahede ederiz.
    30.cüzde bulunan kısa surelerden İnfitar Suresini “Bilinç Yarılınca” başlığı altında incelemiştik.Bu hafta yeminlerdeki hikmetlere yoğunlaşarak TİN SURESİ üzerine birlikte düşünelim.
    TİN SURESI (95.Sure/Mekke’de İndi/8 Ayet)
    Bismillahirrahmanirrahim. 

    1-Yemin olsun İncire ve Zeytine: Üzerine yemin edilen bu iki meyve türü elbette bir hikmete binaen seçildi.Müfessirlerin bir kısmı;Akdeniz Havzası ve Ortadoğu Bölgesinde yetişen iki önemli ticaret metaı olmaları hasebiyle incir ve zeytine yemin edildiğini zikrederler.Biz bu iki meyvenin zahir özelliklerinden yola çıkalım,bakalım batın boyutunda hangi anlamlar karşımıza çıkacak?..
    a-İncir;çok çekirdekli-Zeytin tek çekirdekli: İncir Kesret(Çokluk Alemine) işaret ediyor.Tek meyvede yüzlerce çekirdek barındırıyor.Zeytin ise tek çekirdekli.Zeytin bu haliyle ilk planda Vahdet Alemini (Teklik-Tevhid Boyutunu) çağrıştırıyor.
    Kesret;yaşanacak boyutların ilki.Yaşadığımız alem;kesret alemi.İnsanın kendini içinde hazır bulduğu ilk boyut kesret.O sebeple önce İncire yemin ederek sure başlıyor.Vahdeti temsil eden zeytin,incirden sonra geliyor.Burada gizli bir hedef koyma ve yönlendirme söz konusu.Adeta Rabbimiz,yürümemiz gereken yolu çiziyor ve:”Kesret boyutunda kalmayın,kesret içinde vahdeti bulmaya çabalayın.Hedefiniz Tekliğe ermek olsun”,diye gönlümüze hitap ediyor.
    b-İncirin kullanımı,fayda alanı dar-Zeytinden çok yönlü istifade edilir:İncirin çok boyutlu kullanımı yok meyve ve tatlı olması dışında...Kesrette;Hakikatten alacağınız çok bir şey yok.Tek boyutta kalır, dar bir pencereden bakarsınız.
    Zeytin öyle mi ya? Sofrada gıda olur.Yemeklere yağ olur.Hatta sabun olur da pak eyler insanı...Ve insanın kullanımına sunulan eşyayı...
    Vahdete ermeye bakınız!...Bir ererseniz o sırra ne boyutlar açılır sizde!...Ne farklı manalarla projektör olursunuz kendinize ve insanlığa...Vahdete erince sabunlanmış gibi temizlenirsiniz Şirkten. Arınırsınız.
    Arınmakla kalmaz çevrenize de arıtıcı olursunuz...
    İncirden yedikleri için Adem ve Havva’nın dünya boyutuna düştükleri de zikredilir.Kesret boyutu,en alt boyuttur.Kesret,cennet yaşamından uzaklaşmak demektir.Kesret,aşağıların aşağısıdır.
    c-İncir;dalından alınıp,doğrudan kullanılır-Zeytin;birtakım işlemlerden geçmeden kullanılmaz: İncir olgunlaşır,toplanır,gıda olur.Zeytini dalından alıp da yiyin bakalım,yiyebilirseniz.Isırmanızla çıkarmanız bir olur.Zeytin,bir takım işlemlerden geçmeden yenmez..Sıkılır yağ olur,eritilir ateş görür de sabun olur...
    Kesreti yaşamak kolaydır.Dalından alıp incir yer gibi rast gele kesret boyutunu yaşarsınız.Ne düşünce lazım,ne duygu,ne akletme!..Bedeni boyutta nefsiniz ne diyorsa onu yapar,yuvarlanır gidersiniz.
    İçgüdülerin yaşamıdır Kesret. Hırs,öfke,takıntı,haset sahibi,dedikoducu insanların basit hayat tarzıdır.
    Vahdet öyle mi?!..Vahdeti öyle ucuza vermezler insana.. Vahdet lezzetine erebilmeniz için bir takım aşamalar görmeniz lazım...Sıkılacaksınız önce...İmtihanlar göreceksiniz...Belalar kuşatacak sizi.Sonra biraz da yanacaksınız ki,nefsiniz erisin şöyle..Nefsiniz sıkılıp eridikçe RIZA yağı çıkacak özünüzden.
    Ne lezzetlidir o yağ!...Neye katsan tadına doyum olmaz.İbadet de,hayat da tat vermez Rızasız.Yağsız yemeğin yavan oluşu gibi.Rızaya erince,kemâlâta yol açılır,insan-ı kamilden ışık alınır.
    Rızaya erene Rabbinden selam gelir.(Yasin-58)Selam; kurtuluş,selam; barış, selam, iç huzuru,selam; kendiyle barışık olmak demektir.Cennetin kapısındaki meleğin adı RIDVAN;Çok hoşnut,çok razı olmuş kimse anlamına gelir.O halde;Razı olan yaşar dünyada cenneti…
    Erimek için ateş,yağ çıkarmak için sıkmak gerek.Ateş;aşk,sıkmak;çiledir.Zeytini korumak için salamura şart sonra.Tuz yani,acı şeyler yani...Vahdet bilinci diri kalsın diye sürekli bela lazım desek çok mu ileri gideriz? Mevlevi dervişler ayrılırken birbirlerine:“Belân Bol Olsun Kardeşim” derlermiş.Vahdet yaşamını en üst düzeyde yaşayan Nebi-Rasüller en fazla belaya uğrayan kimseler olmuşlar.Yurtlarından sürülmüşler,savaşlar yapmışlar,hatta can vermişler o uğurda.Sonra Veliler çekmiş bu ıstırapları.
    Yanmışlar, kavrulmuşlar, erimiş benlikleri…Yananlar ve ıstırap çekenler çağlar ötesine ışık saçmışlar.
    Aşk deyince Mecnun’u, İnsan Sevgisi deyince Mevlana’yı konuşuyoruz asırlardır.Onlar benliklerini rafine ederek özü bulmuşlar.Rafine için ateşe,darbeye,bin bir işleme maruz kalmaya gönüllü razı olmuşlar.
    Kesretten vahdete geçişin doğası bu.Çile-Ateş-Istırap ve Bela.Onlar olmadan hakikati kavramak,işi tıkırında giderken Hakka ermek neredeyse hiç görülmüş değil!...Hasret,ayrılık,dert çoğaldıkça artarmış aşk ateşi.Ateş arttıkça pişer,yandıkça olgunlaşırmış insan.
    Veysel Karani yıllarca yanmış Rasül diye.Medine’ye gelmiş görememiş Onu.Görse dayanamazdı belki de.Ama ayrılık ateşi onu öyle bir noktaya getirmiş ki; Rasül, sahabesine:” Benden sonra Veysel size gelecek,duasını almaya bakınız!” buyurmuş. Hz.Ömer günlerce beklemiş Veysel’in gelişini…
    Yananlar,ayrılık çekenler ilham olmuş nesillere..İnsanlığın vazgeçilmez gıdası olmuş Evliyalar-Aşıklar Silsilesi…
    c-İncir;yeşilden kahverengiye dönüşür-Zeytin,yeşilden kahverengiye,kırmızıya,siyaha dönüşür: İncir yeşil olur dalında.Saklamak isteyince kurutursunuz,kahverengiye dönüşür.Varacağı boyut bellidir.
    İki rengin ötesine geçemez incir. İkilikten çıkamaz yani.
    Kesrette kalan ya tek düze bir yaşam sürer,yada ikilemler içinde zihinsel-bedensel bocalamalarla ömrünü yok yere hebâ eder.Stres,bunalım,isyandır ikilik.İslam literatüründe Şirktir adı.
    Zeytin önce yeşildir.Rızanın,Nübüvvet kemalatının rengidir yeşil. Rızaya ermek ilk aşama.Yeterli mi?..
    Değil! Ya ne lazım?!..Kırmızı lazım...Yanmak lazım kızarmak için...Gül de kan kırmızısı ya...Şehadetin rengi de kırmızı.Aşkın rengi de..İşte ondan lazım..Vahdete adım atan;bu aşamalar için yola çıkmış demektir...Önce Rızanın yeşili,sonra Aşkın kırmızısı,sonra da yangın sonrasının,hiçliğin Simsiyahlığı...
    Neyin rengi Siyah? Kabe'nin!..Siyah Velâyetin rengi.Vahdete erenin rengi.Belki de SIBĞATULLAH=ALLAH BOYASI siyah.Benlikten geçip,hiçlikte hepliği yaşayanların rengi.Siyah örtülü Kabe’nin Sarı sırmalı kuşağı var alnında.Zeytin yağı da saf sarı!..Bakara Suresinde Rabbimizin Yahudi zihniyetine sahip kişilerden kurban edilmesini istediği sığırın rengi de açık, parlak,görenlere sevinç veren bir sarı. (Bakara-69)
    Sarı Sığır; içimizde bizi durmadan yiyerek,tıkınarak semiren nefsimizden başkası mı ki?!..Yahudi zihniyeti;dünyaya dönük yaşamın sembolü.Dünyaya dönük yaşayanın,dünya dünya diye feryat eden nefsi boğazlaması o kadar zor ki!..O boğazlanmaksızın Vahdete ermek de mümkün değil.
    Aslında tamamen ölmesi de istenmiyor.Ölmesinden ziyade kontrol altına alınması emrediliyor.Islah edilmiş Nefis,Vahdeti yaşarken de lazım olacak.Ama ölçülü olmak kaydı ile.Kabe’nin siyahına nispetle sarı sırmalar ne kadarsa işte o kadar nefis yeter yaşamak için…
    ….
    İncir;kesret sembolü.İncir;ilk günahı,ilk düşüşü çağrıştırıyor.Zeytin;Vahdet sembolü.Varılacak bir hedefin timsali.İncir;tek düze-ikilemli bir yaşam.Zeytin;aşamalı bir eğitimin,tedrici gelişimin simgesi.
    ….
    Kesret;aşağı bir boyut ama o da Sünnetullah(Allah’ın Sistemi) gereği..Kesreti küçümsediğimiz, aşağıladığımız sanılmasın. Cenab-ı Hak İncire yemin etmekle tıpkı incirin yüzlerce çekirdeği içinde barındırıp BİRleştirmesi gibi kesret boyutunda vahdetin yaşanabileceğini de ima ediyor.
    Kesret önemsiz bir boyut olsa;dünya hayatı olmazdı.Dünya ve ahiret boyutlarının var olması da imtihan sırrının bir gereği(Mülk-3).Vahdet ne derece ideal ve ölçülü ise;Kesret de aynı,o derece mükemmel bir boyut.Hatta vahdete kesretten gidiliyorsa,İncir zeytinden öne alınıyorsa,çok çok mükemmel ve önemli bir boyut.Kesret boyutunda yaşamakta olduğunu fark eden insan,Vahdete yönelme arayışı içine girecek.Ama nerede aranacak vahdet?..Ötede dışarıda mı?..Yoksa içte,özde mi?