• Yaşam başkasına aktarılamaz, herkes kendi hayatını yaşamakla yükümlüdür; kimse yaşama uğraşında başkasının yerini alamaz; çektiği diş ağrısıyla kendi canı yanmak zorundadır, o ağrının bir parçacığını bile başkasına aktaramaz; başka hiç kimse onun vereceği vekaletle onun yapacağı ya da olacağı şeyi seçemez ya da kararlaştıramaz; hiç kimse duygularında ve sevgilerinde kendini onun yerine koyamaz, onun yerini alamaz; nesnelerin dünyasında ve insanların dünyasında yönünü bulabilmek, o sayede doğru tavır koyabilmek için düşünmesi gereken şeyleri kendi yerine düşünsün diye bir yakınını memur edemez; sonuçta bir şeye inanmak ya da inanmamak, açık seçik fikirlere ulaşmak ya da saçmalıklara toslamak ancak tek başına yapmak zorunda olduğu bir şeydir, kimse onun yerini tutamaz, delegesi ya da vekili olamaz.
  • Sen gittin ya..!

    senden sonra da sevmeye çalıştım.
    İlkinin adı hasretti.
    Önce uykularıma sonra da hayallerime kastetti.
    Bir türlü alışamadım,sessizce ağlamaya,
    her nefes hıçkırık oldu takıldı boğazıma.
    Sevemedim hasreti.
    Çünkü sana hiç benzemiyordu,
    çok soğuktu ve ben üşüyordum,
    savunmasız bir serçe gibi,kanatlanmaya çalıştıkça düşüyordum
    ve düştüğüm yerlerde sen yoktun.
    Çaresizlikle tanışmam da o günlerden kalma zaten.
    Sensizlik ne lanet şeymiş,ilk kez o zaman öğrendim.
    Ama biliyordum,aynı geceyi izleyip,milyarlarca yıldızın içinden aynısına dilek tutuyorduk.
    İnan bana yıldıza dokunmak,sana dokunmaktan daha kolaydı.
    Çok gece gözyaşlarıyla yakalandım hasrete,
    yapamadım,alışamadım,sevemedim hasreti.
    Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak bu olmalıydı ki,
    hasretten kaçarken,kendimi merhametsiz özlemin kollarında buldum.

    Evet,ikincisin adı özlemdi.
    Hasret yüzüme çarparken tüm gerçekleri,
    özlem sinsice işliyordu damarlarıma,
    hani mutluyum,
    mutlu yaşayacağım diye kendini şartlandırırsın da
    zorda olsa unutabilirim diye yalanlar söylersin ya
    sonra ilk bulduğum aynada arafı yaşatırdı özlem bana.
    Yani denizi izlerken boğulmak gibi bir şey di aslında,
    güneşi izlerken ıslanmak,
    sağanak bir halde yanmak gibi bir şey.
    Anlayacağın bitmek bilmeyen bir inadı vardı özlemin
    ve çözümlemesi çok zor bir kini.
    Hemen,hemen her günün ilk ışıklarında,başucumda belirirdi,
    sanki çok uyumuşum gibi kan çanağı olan gözlerimden öperdi,
    gölgem gibi ardımdaydı,
    nereye gitsem oda benimle gelirdi,
    her adım yeni bir sona,
    yeni bir isyana gebeydi
    ve her isyanın baş aktörü,tabi ki kaderdi.

    Evet,üçüncüsün adı kaderdi.
    En çok ona sığınmıştım oysa,
    belki bunlar bir işarettir,
    her şey daha yeni başlıyor,
    her şey daha güzel olacak diye ümit etmiştim hep.
    Çok çabaladım, çok uğraştım ama kaderim beni bir türlü sevmedi,
    bir kez olsun gülmedi bile.
    Ne kadar pişmanlık varsa omuzuma yükleyip,
    beni kaçınılmaz sona doğru hızlıca sürükledi,
    artık gücümde tükendi,sabırımda.
    Tek ihtiyacım olan şey sevgiydi aslında,
    sıcacık bir gülümseyiş,
    içten bir dokunuştu.
    Ne bileyim resmini bile öpsem mutlu olabilirdim belki,
    kimseye belli etmeden içimden de sevebilirdim seni.
    Düşünüyorum da tüm bunları neden ve nasıl hak ettim?
    Sana sarılmak varken,neden hasretine sarılıp,
    özlemini kucaklayıp,kaderime yenildim?
    Kısacası senden sonra yüzüm hiç gülmedi,
    ne yaşadıysam,
    ne yaşattıysan bir,bir anlattım,
    yemin ederim ben seni,
    yalnız seninle aldattım.

    Sinan Yıldızlı /Sahildeki Şair
  • "Güneş doğar ama sokak lambası yanmaya devam eder ya hani... Bilmez neden yandığını ve faydası bitmiştir artık çünkü yoktur ortada bir karanlık. Ben o sokak lambasıyım işte. Seviyorum seni ama bilmiyorum ne işe yaradığını. İhtiyacın olsa da olmasa da seviyorum. Niyetim karanlığın aydınlansın değil, bir karanlığın var mı onu da bilmiyorum. Niyetim bir yerlerde senin için yanmak işte..."
    Ahmet Batman
    Sayfa 144 - Destek Yayınları
  • Üç Kelebek
    Bir zamanlar üç kelebek birlikte gezerlerken ateşi görürler.Merak ederler nedir ateş? Ve sonunda öğrenmeye karar verirler.Birinci kelebek biraz yaklaşır,geri döndüğünde şöyle der:

    -Ateş etrafına ışık veren bir şeydir.

    Bu tarifi yeterli bulmayan ikinci kelebek de gider ateşin yanına birinci kelebekten daha fazla yaklaşır ateşe, geri döndüğünde şöyle der:

    -Ateş etrafına ışık ve ısı veren bir şeydir.

    Ancak kafalarında hala soru işaretleri vardır ve tam olarak öğrenmek isterler ateşin ne olduğunu.Bu sefer üçüncü kelebek gider ateşin ne olduğunu öğrenmeye.Ateşe doğru yaklaştıkça ışık verdiğini anlar,biraz daha yaklaşır ve ısı verdiğini de anlar ama bunlar yeterli değildir.Biraz daha yaklaşır ateşe derken ateşe kapılır ve yanar.

    Üçüncü kelebek anlamıştır ateşin yakıcı bir şey olduğunu ancak bunu dönüp arkadaşlarına söyleyemez.
    Sevgi ve bağlılık da ateşe benzer.
    Yakıcıdır kavurur içine düşeni.
    Gerçek sevgiyi yakalayabilenin içinde bir kor yanar durur.
    Ancak bunu kendinden başka kimse bilmez...
    Anlamak için ne bakmak ne de yakınlaşmak yeterli değildir.
    YANMAK GEREKİR ...

    Kelebek hikayesindeki gibi gidip gelmeyen kelebeği seçtim ben. Aşk yükü ağır gelip kaldıramayanlar, sevdiğini unutanlar o yolun bir lokmasında doyup geri dönenlerdi.
    Sevdim diye anlatsalar nefesleri boşa giderdi.
    Onlar uzaklaşıyor ben yaklaşıyorum.
  • "Ölmeyi bayılmak zannediyordu şimdiki ateşli gençler ve resimdeki yangına bakarak yanmayı, yanmak zannediyorlardı."