• 4.bölüm

    * Mutualist, kommensal, patojen ya da parazit gibi etiketler, sabit kimlik kartları değildir. Bu terimler daha çok aç, uyanık ya da canlı olmak gibi varoluş durumlarına veya işbirliği yapmak, kavga etmek gibi davranışlara benzer. İsimlerden çok, sıfat ve fiildirler; iki ortağın belirli bir zaman ve mekanda birbiriyle nasıl ilişkilendiğini tarif ederler. (…) Yerleşimin önemli olduğunu unutmayın: Mikroplar, bulundukları yere göre faydalı müttefik ile ölümcül tehdit olmak arasında gidip gelebilirler. O yüzden birçok hayvan, mikrop bahçelerinin etrafını duvarla çevirmek için gerçek bariyerler kurar. (…) Böcek türlerinin yaklaşık beşte biri, simbiyontlarını bakteriyosit denen özel hücrelerin içine almıştır.

    Bakteriyositler, farklı soylarda defalarca evrimleşmiştir. Bazı böcekler onları diğer hücrelerinin arasına yerleştirir; bazılarıysa bağırsaklardan üzüm salkımına benzer kümeler şeklinde dallanan, bakteriyom dediğimiz organlar halinde bir araya toplar. Kökenleri ne olursa olsun hepsinin işlevi aynıdır: Bakteriyel simbiyontları barındırmak ve kontrol etmek; diğer dokulara yayılmalarını önlemek ve onları bağışıklık sisteminden saklamak.
    (…)
    Kanser, bir hücrenin vücudun kurallarına karşı geldiği bir hücresel isyan hastalığıdır. Hücre kontrolsüzce büyüyüp bölünerek, konakçının hayatını tehlikeye atan tümörler oluşturur. İnsan hücreleri aslında aynı hayvanın parçasıyken bunu yapabiliyorsa, konakçısı olan karıncadan hâlâ ayrı bir organizma olan Blochmannia gibi bir bakterinin de aynısını yapabileceğini düşünmek hiç de zor değil. O da kontrolsüzce çoğalan, karıncanın kendisi için ihtiyaç duyduğu enerjiyi emen ve uzak durması gereken hücreleri istila eden simbiyotik bir kansere dönüşebilir.

    Böcekler, bakteriyositlerle bunun önüne geçebilir. Besin maddelerinin bakteriyositlere girişini kontrol ederek, bakterileri kira şartlarını ihlal eden ve zaruri faydaları sağlamayan hilebaz simbiyontlara dönüşmekten alıkoyarlar. (…) Önlemek, bizim gibi omurgalı hayvanlar için daha zordur. Herhangi bir böceğe göre çok daha büyük bir mikrop konsorsiyumunu kontrol etmek, üstelik bunu BAKTERİYOSİTLER OLMAKSIZIN yapmak zorundayız. (…) Birçok bilimci, patojenleri savuşturmanın sadece bir ikramiye olduğunu düşünüyor. Bağışıklık sisteminin asıl işlevi, yerleşik mikroplarımızla olan ilişkimizi idare etmektir. Savunma ve yok etmeden çok, denge ve iyi yönetimle ilgilidir.

    * Bekçilerin işsiz olduğu tek dönem, hayatımızın mikrobiyolojik açıdan boş sayfa olduğu başlangıç dönemidir. İlk mikropların yenidoğanın vücudunda kolonileşmesini sağlamak için özel bir bağışıklık hücresi sınıfı, vücut savunmasının geri kalanını BASKILAR. Bu yüzden bebekler, hayatın ilk altı ayında enfeksiyonlara karşı savunmasızdır. Hassas olmalarının nedeni, yaygın kanının tersine, BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN HENÜZ OLGUNLAŞMAMIŞ OLMASI DEĞİL, mikroplara serbest geçiş izni verdiği bu dönemde KENDİ KENDİNİ BASKILAMASIDIR.

    * Süt, memelilerin mikroplarını kontrol etmesini sağlayan en şaşırtıcı yollardan biridir. (…) Her memeli anne, bebeğini, kelimenin tam anlamıyla KENDİ VÜCUDUNU ERİTEREK yaptığı ve meme başından salgıladığı beyaz sıvıyla besler. (…) İSO’lar (insan sütü oligosakkaritleri), laktoz ve yağların ardından insan sütünün en büyük üçüncü bileşenidir ve […] zengin bir enerji kaynağıdır. FAKAT BEBEKLER ONLARI SİNDİREMEZ. (…) Bu şekerler, mide ve bağırsaklardan zarar görmeksizin geçip, bakterilerimizin çoğunun yaşadığı kalınbağırsaklarımıza ulaşır. Bunlar ya aslında bebekler için değil de, mikroplar için besin kaynağıysa? (…) Ekip 2006’da şekerlerin seçici olarak B.infantis denen belli bir alt türü beslediğini buldu. Bu bakteri, onu İSO’larla beslediğiniz sürece, diğer bağırsak bakterilerine üstün gelecektir. (…) B.infantis boğaz tokluğuna çalışır. İSO’ları sindirirken, bebeğin bağırsak hücrelerini besleyen kısa zincirli serbest yağ asitlerini açığa çıkarır. Dolayısıyla ANNELER MİKROBU, MİKROP DA BUNUN KARŞILIĞINDA BEBEĞİ BESLER. Ayrıca B.infantis doğrudan temas yoluyla bağırsak hücrelerini, hücreler arasındaki boşlukları mühürleyen yapıştırıcı proteinler ve bağışıklık sistemini kalibre eden iltihap karşıtı moleküller yapmaya teşvik eder. Bu değişiklikler sadece ortamda İSO’lar varsa gerçekleşir; onun yerini laktoz alırsa, bakteri hayatta kalır ama bebeğin hücreleriyle herhangi bir diyaloğa girmez. POTANSİYEL FAYDASININ TAMAMINI YALNIZCA ANNE SÜTÜYLE BESLENDİĞİNDE SERGİLER. BENZER ŞEKİLDE, ÇOCUĞUN SÜTÜN SUNDUĞU NİMETLERDEN TAM ANLAMIYLA FAYDALANABİLMESİ İÇİN ORTAMDA B.İNFANTİS BULUNMALIDIR. O nedenle, […] David Mills, B.infantis’i memede yapılmamasına rağmen sütün bir parçası olarak görüyor.

    İnsan sütü, diğer memelilerin sütünden farklılığıyla dikkat çeker; içerdiği İSO tipleri inek sütündekinden beş kat, miktarıysa yüzlerce kat fazladır. Şempanze sütü dahi, insan sütünün yanında fakir kalır. Bu farkın nereden kaynaklandığını kimse bilmiyor ama Mills’in birkaç iyi tahmini var. Bunlardan biri, bizim boyutlarımızdaki bir primat için büyüklüğüyle nam salmış, yaşamın ilk yılında olağanüstü hızla büyüyen beynimizle ilgili. Bu hızlı büyüme kısmen, İSO’larla beslenen B.infantis’in salıverdiği kimyasallardan biri olan siyalik asit adlı besleyici maddeye bağlıdır. Bu bakteriyi iyi besleyerek, annelerin daha zeki bebekler yetiştirmesi mümkün.
  • 1. Eve geldiğinizde her şeyden önce onu bulup sarılın.

    2. Ona günü hakkında, ne yaptığıyla ilgilendiğinizi gösteren belirli sorular sorun. (Örneğin, “Doktorla randevun nasıl gitti?”)

    3. Kendinizi, dinlemeye ve soru sormaya alıştırın.

    4. Onun sorunlarını çözmeye çalışmak yerine anlayış gösterin.

    5. Yirmi dakika sürekli, yoğun ilgi gösterin (bu süre zarfında gazete okumayın ya da başka bir şeyle ilgilenmeyin).

    6. Özel günlerin dışında ara sıra sürpriz olarak da ona çiçek getirin.

    7. Cuma gecesini bekleyip ona ne yapmak istediğini sormak yerine, birkaç gün öncesinden özel bir gece planlayın.

    8. Genelde yemek yapmak onun göreviyse ya da sıra ona gelmiş ama yorgun ve meşgul görünüyorsa, yemeği kendiniz hazırlamayı teklif edin.

    9. Görünüşüne iltifat edin.

    10. Bir şeye canı sıkıldığında ona hak verin.

    11. Yorgun olduğunda yardım etmeyi önerin.

    12. Yolculuklarda iki ayağını bir pabuca sokmamak için fazladan zaman ayırın.

    13. Geç kalacağınız zaman arayıp haber verin.

    14. Yardım edip edemeyeceğinizi sorduğunda, onu buna pişman etmeden evet veya hayır deyin.

    15. Duyguları incindiğinde ona anlayış gösterin ve, “İncindiğine üzülüyorum,” deyin. Sonra susun; onun sizin anladığınızı hissetmesine fırsat verin. Çözüm önermeyin ya da incinmesinin sizin hatanız olmadığını açıklamaya kalkışmayın.

    16. Biraz başınızı dinlemeniz gerektiğinde ona düşünmek için zamana ihtiyacınız olduğunu, ama geri döneceğinizi söyleyın.

    17. Kafanızı toplayıp geri geldiğinizde sizi neyin rahatsız ettiğini saygılı, suçlamayan bir ifadeyle anlatın ki, en kötüyü hayal etmesin.

    18. Kışın bir ateş yakmayı önerin.

    19. Sizinle konuşurken elinizdeki dergiyi bırakın ve TV’yi kapatıp tüm ilginizi ona verin.

    20. Eğer genelde bulaşığı o yıkıyorsa, ara sıra yorgun olduğu günlerde siz yıkamayı önerin.

    21. Yorgun ya da sıkıntılı olduğunda fark edin ve neler yapması gerektiğini sorun. Sonra, yapması gereken işlerden birkaçını üstlenmeyi önerin.

    22. Dışarı çıkarken bir şey lazım olup olmadığını sorun ve almayı unutmayın.

    23. Kestirmeyi veya dışarı çıkmayı planladığınızda haber verin.

    24. Günde dört kez ona sarılın.

    25. işten arayıp hatırını sorun, heyecan verici bir olayı paylaşın ya da ona, “Seni seviyorum," deyin.

    26. Ona her gün en az iki kez, “Seni seviyorum," deyin.

    27. Yatağı yapıp yatak odasını toplayın.

    28. Çoraplarınızı o yıkıyorsa, yüzünü çevirip bırakın ki bunu o yapmak zorunda kalmasın.

    29. Çöp kovası dolduğunda fark edip dökmeyi önerin.

    30. Kent dışındayken sizi bulabileceği bir telefon numarası bırakın ve oraya vardığınızda haber verin.

    31. Arabasını yıkayın.

    32. Onunla çıkmadan önce kendi arabanızı yıkayıp içini temizleyin.

    33. Cinsel ilişkiden önce yıkanın ve eğer seviyorsa koku sürünün.

    34. Birine kızdığında onun tarafını tutun.

    35. Sırtını, boynunu ya da ayaklarını (veya her üçünü birden) ovmayı önerin.

    36. Zaman zaman cinsellikten uzak olarak ona sarılıp kucaklamaya özen gösterin.

    37. Duygularını paylaşırken sabır gösterin, saatinize bakmayın.

    38. Sizinle TV seyrederken kanalları değiştirip durmayın.

    39. Kalabalıkta sevginizi gösterin.

    40. El ele tutuşurken elinizi gevşek bırakmayın.

    41. Ona sevdiğini bildiğiniz bir şeyi ikram edebilmek için en sevdiği içkileri öğrenin.

    42. Yemeğe çıkmak için değişik lokantalar önerin; nereye gideceğinizin sorumluluğunu ona yüklemeyin.

    43. Tiyatro, konser, opera, bale ya da sevdiği başka bir sanat türü için ona mevsimlik bilet alın.

    44. Her ikinizin de resmi giyinebileceğiniz fırsatlar yaratın.

    45. Geciktiğinde veya üstünü değiştirirken anlayışlı olun.

    46. Kalabalıkta başkalarından çok ona ilgi gösterin.

    47. Eşinize çocuklardan daha fazla önem verin. Çocuklara öncelikle ve en çok ona ilgi gösterdiğinizi belli edin.

    48. Eşinize küçük bir kutu çikolata veya parfüm gibi ufak tefek armağanlar alın.

    49. Ona bir giysi alın (seçerken yardımcı olabilmeleri için mağazaya eşinizin bir resmini götürün ve bedenini söyleyin).

    50. Özel günlerde resimlerini çekin.

    51. Küçük, romantik kaçamaklar yapın.

    52. Cüzdanınızda bir resmini taşıdığınızı ve zaman zaman yenilediğinizi bilmesini sağlayın.

    53. Otelde kaldığınızda odaya bir şişe şampanya ya da çiçek gibi özel şeyler koydurun.

    54. Yıldönümleri ve doğumgünleri gibi özel günlerde bir not yazın.

    55. Uzun yolculuklarda arabayı kullanmayı teklif edin.

    56. Onun tercihlerine saygı göstererek arabayı yavaş ve dikkatli kullanın. Ne de olsa o ön koltukta, eli kolu bağlı oturmaktadır.

    57. Kendini nasıl hissettiğini fark edip bunu belirtin: “Bugün çok mutlu görünüyorsun,” veya, “Yorgun görünüyorsun,” gibi. Sonra, “Günün nasıl geçti?” gibi bir soru sorun.

    58. Eşinizi bir yere götürürken yolu bulma sorumluluğunu ona bırakmamak için yolu önceden inceleyin.

    59. Onu dansa götürün ya da birlikte dans dersleri alın.

    60. Bir aşk mektubu veya şiiriyle onu şaşırtın.

    61. Eşinize ilişkinizin başında davrandığınız gibi davranın.

    62. Evde bir şeyleri onarmayı önerin. “Biraz zamanım var, neler onarılacak?” diye sorun. Yapabileceğinizden fazlasını üstlenmeyin.

    63. Mutfak bıçaklarını bilemeyi önerin.

    64. Kırılan şeyleri onarmak için biraz yapıştırıcı alın.

    65. Yanan ampulleri hemen değiştirmeyi önerin.

    66. Çöpün ayrılmasına yardım edin.

    67. Gazeteden onu ilgilendirecek bölümleri kesin ya da yüksek sesle okuyun.

    68. Onun için aldığınız telefon mesajlarını düzgünce not edin.

    69. Banyoda yerleri temiz tutun ve duş aldıktan sonra kurulayın.

    70. Ona kapıları tutun.

    71. Bakkaldan alınanları taşımayı önerin.

    72. Ağır kutuları taşımayı önerin.

    73. Yolculuklarda bagajlarla ilgilenin ve arabaya siz yerleştirin.

    74. Bulaşıkları o yıkıyorsa veya sıra onunsa, tencereleri ovmayı ya da diğer zor işleri yapmayı önerin.

    75. “Onarılacak şeyler" listesi yapıp mutfakta bırakın. Zamanınız olduğunda o listeden bir şey yapın. Çok uzatmayın.

    76. Yemek pişirdiğinde iltifat edin.

    77. Onu dinlerken gözlerine bakın.

    78. Eşinizle konuşurken zaman zaman ona dokunun.

    79. Gün içinde neler yaptığıyla, okuduğu kitaplarla ve görüştüğü insanlarla ilgilenin.

    80. Onu dinlerken ilgilendiğinizi belli eden sesler çıkarın.

    81. Kendini nasıl hissettiğini sorun.

    82. Hastayken hatırını sorun.

    83. Yorgunsa çay yapın.

    84. Uyumaya birlikte hazırlanın ve yatağa beraber girin.

    85. Ayrılırken onu öpün ve hoşçakal deyin.

    86. Yaptığı esprilere gülün.

    87. Sizin için bir şeyler yaptığında teşekkür edin.

    88. Saçını yaptırdığında fark edip iltifat edin.

    89. Baş başa kalmak için fırsat yaratın.

    90. Özel anlarda ya da o size içini dökerken telefona cevap vermeyin.

    91. Kısa da olsa birlikte bisiklet gezisine çıkın.

    92. Bir piknik düzenleyin.

    93. Çamaşırı o yıkıyorsa temizleyiciye gidecekleri götürmeyi ya da makinede yıkamayı önerin.

    94. Onu çocuklar olmadan yürüyüşe çıkarın.

    95. Eşinizle onun istediğini elde etmesini sizin de istediğinizi açıklayan ve bu arada kendi isteğinizi de belirten bir tavırda konuşun. Şefkat gösterin ama kendinizi kurban etmeyin.

    96. Uzaktayken onu özlediğinizi söyleyin.

    97. Eve sevdiği pasta ya da tatlıdan getirin.

    98. Normalde yiyecekleri o alıyorsa, siz almayı teklif edin.

    99. Romantik günlerde hafif yiyin ki sonradan yorgun olmayın.

    100. Bu listeye içinden gelenleri eklemesini isteyin.

    101. Tuvalette klozetin tahtasını indirip bırakın.
  • Belki bir RNA ateşi ilk dünyada kendi kendine tutuştu, sonra dönüp RNA ve ardından egemen çoğaltıcı olarak işi devralan DNA sentezlenmesine yardım eden proteinler yapmaya başladı. Bu, "RNA Dünyası" kuramının umududur. Bu kuram, Columbia Üniversitesi'nden Sol Spiegelman'ın haşlattığı ve yıllar geçtikçe başkaları tarafından çeşitli biçimlerde tekrarlanan bir dizi deneyden dolaylı destek alır. Spiegelman'ın deneyleri, hileli olduğu düşünülebilecek bir protein enzimi kullanır; ama o kadar görkemli sonuçlar üretir, kuramda o kadar önemli bağları aydınlatır ki, buna değdiğini hissetmeden edemezsiniz.
    Önce, arka plan. QB denilen bir virüs vardır. Bir RNA virüsüdür; yani genleri, DNA yerine tamamen RNA'dan oluşmuştur. RNA'yı çoğaltmak için QB replikaz denilen bir enzim kullanır. Yabanıl durumda QB bir bakteriyofajdır -bir bakteri paraziti, özellikle de bağırsak bakterisi Escherichia colı'nin. Bakteriyel hücre QB, RNA'yı kendi haberci RNA'sı "sanar" ve ribozomları onu tam olarak öyleymiş gibi işler; ama imal ettiği proteinler, konak bakteri yerine virüse iyi gelir. Bu tür dört protein vardır: Virüsü koruyan bir örtü protein; virüsü bakteriyel hücreye yapıştıran bir yapıştırıcı protein; biraz sonra tekrar değineceğim bir çoğalma faktörü; ve virüs çoğalma işini bitirdiğinde bakteri hücresini yok eden, böylece de her biri kendi protein örtüsü içinde başka bir bakteriyel hücreye toslayıp döngüyü yeniden başlatana kadar seyahat edecek on binlerce virüsü ortalığa salan bir bomba protein. Çoğalma faktörüne döneceğimi söyledim. Bunun QB replikaz enzimi olması gerektiğini düşünehilirsiniz; ama daha küçük ve daha basittir. Küçük vira! genin yaptığı tek şey, bakterinin kendisi için (tamamen farklı amaçlar için) yaptığı diğer üç proteini birbirine diken bir protein yapmaktır. Bu üç protein, virüsün küçük proteini tarafından birbirine yapıştırılınca
    oluşan bileşik QB replikazdır. Spiegelman yalnızca iki bileşeni, QB replikaz ile QB RNA'yı sistemden yalıtabildi. İkisini birlikte küçük-molekül hammaddeli -RNA yapımını sağlayan yapıtaşları- suya koydu ve olanları izledi. RNA küçük molekülleri yakaladı ve Watson-Crick eşlenme kurallarını kullanarak kendi kopyalarını yaptı. Bu başarıya bakteriyel bir konak olmadan, protein örtü ya da virüsün başka bir parçası olmadan ulaştı. Yaban yaşamda bu RNA'nın normal eyleminin bir parçası olan protein sentezinin,
    ilmekten tamamen çıkarıldığına dikkat edin. Protein yapma zahmetine
    katlanmadan kendi kopyalarını yapan yalın bir RNA çoğalma sistemiyle karşı karşıyayız. Sonra Spiegelman acayip bir şey yaptı. Tamamen yapay, hiçbir hücrenin bulunmadığı bu test tüpü dünyasında, bir evrim biçimini harekete geçirdi. Düzeneğini, her biri QB replikaz ve ham yapıtaşları içeren, ama RNA içermeyen uzun bir test tüpleri dizisi olarak düşünün. İlk tüpe az miktarda QB RNA ekti ve beklendiği gibi bunlar, kendilerinin bir sürü kopyasını yaptı. Sonra sıvıdan küçük bir örnek alıp, bir damlasını ikinci tüpe koydu. Ekilen bu RNA ikinci tüpte çoğalmaya koyuldu ve bu bir süre devam ederken, Spiegelman ikinci tüpten bir damla alıp, bakire olan üçüncü tüpe koydu. Böyle devam edip gitti. Bu, bir kıvılcımın kuru otlarda yeni bir yangının tohumunu atmasına, yeni yangından bir kıvılcımın da başka bir yangının tohumunu atmasına ve böyle devam edip gitmesine benzer. Ama sonuç çok farklıydı. Yangınlar niteliklerini tohum kıvılcımdan miras almazlar; oysa Spiegelman'ın RNA molekülleri alıyorlardı. Sonuç ... En basit ve yalın biçiminde doğal seçilimle evrimdi. Spiegelman, "kuşaklar" geçtikçe tüplerinden RNA örnekleri aldı ve bakterilere bulaşma gücü de dahil özniteliklerini izledi. Bulguları büyü­leyiciydi. Evrilen RNA fiziksel olarak giderek küçülüyordu ve aynı zamanda giderek daha az bulaşıcı oluyordu. 74 kuşak sonra tipik RNA molekülü, "yabanıl ata"sının küçük bir parçacığı kadar olmuştu. Yabanıl RNA yaklaşık 3.600 "boncuk" uzunluğunda bir kolyeydi. 74 kuşaklık bir doğal seçilimden sonra, bir test tüpünün ortalama sakini küçülüp yalnızca 550 boncukluk -bakterilere bulaşmakta değil, ama test tüplerine bulaşmakta başarılı- bir kolye olmuştu. Olanlar açıktı. RNA'da kendiliğinden mutasyonlar gerçekleşmişti ve hayatta kalan mutantlar, parazitlenmeyi bekleyen bakterilerin doğal dünyasına karşıt olarak, test-tüpü dünyasında yaşamaya çok uygundular. Herhalde ana farklılık, tüp dünyasındaki RNA'nın, çalışan bir bakteri paraziti olarak yabanıl virüsün hayatta kalması bakımından gerekli örtü, bomba ve diğer gereçleri yapmak için ihtiyaç duyulan dört proteini yapmaya adanmış kodlamadan vazgeçebilmesiydi. Geriye kalan, QB replikazla ve hammaddeyle dolu test tüplerinin kuştüyü yataklı dünyasında çoğalmak için gerekli minimumdu.
    Yabanıl atanın onda biri büyüklüğünde olan ve hayatta kalan bu minimum, Spiegelman Ucubesi olarak bilinmektedir. Daha küçük olan elverişli varyant rakiplerinden daha hızlı ürer ve bu nedenle doğal seçilim, nüfus (virüslerden ya da organizmalardan değil, serbest yüzen moleküllerden söz etmemize karşın, nüfus doğnı bir sözcüktür) içindeki temsilini giderek artırır. Deney tekrarlanınca, neredeyse aynı Spiegelman Ucubesi tekrar tekrar evrildi.
  • 158 syf.
    ·12 günde·10/10
    Parça ve bütün. Zihin ve benlik. Duygular ve düşünceler. Siyah ve beyaz. Işık ve ses. Dünya ve Güneş. Sevgi ve acı. Sen ve ben.
    İçlerinde anlamlarını bilmediğiniz herhangi bir kelime var mı? Yoktur herhalde. İkili kavramların tanımladıklarının yakın ve uzak ilişkilerini de biliyorsunuz dimi? Peki hepsini karman çorman hâle getirdiğimizde de benzerlikleri fark edebilir misiniz? Mesela siyah ve sen, sevgi ve bütün, Dünya ve zihin vs. bu şekilde sonsuz sayıda ikili yaptığımız zaman bilincinizle bunları birleştirebiliyor musunuz? Hatta işi daha da eğlenceli kılıp kombinasyona katılan öğe sayısını arttıralım. Siyah, Güneş, düşünceler, sen ve parça olsun. Bütün bunları alt küme olarak düşündüğümüzde ya da duyumsadığımızda üst kümeye kadar yol alabilir misiniz? Yani hepsinin bağlı olduğu birliğin varlığını fark ederek en derinindeki öze ulaşabilir misiniz? Güneşten farkımızın sıcaklık, parlaklık ve büyüklük olduğunu söylediğimde, bana "Hayır! Düşüncelerim de güneş gibi sıcak, parlak ve büyük olabiliyor. Çünkü Güneş'ten bir parçayı içimde barındırıyorum. Tıpkı Güneş'in beni içinde barındırdığı gibi", diyebilir misiniz? Yoksa "Deli misin be avanak? Ne matrak yapıyorsun? İnsan nerede, güneş nerede! Göz var, nizam var. Kendine gel ayol!" mu dersiniz? Zihninizin çalışma şeklini parçalardan bütüne götüren bir yol olarak mı yorumlarsınız, yoksa bütünden parçaları koparıp kendi içlerine hapseden bir özümseme ocağı olarak mı görürsünüz? Gelişmiş bir canlının, tek bir hücrenin sonsuz sayıdaki çoğalma ve bölünme işlemiyle oluştuğunu öğrendiğimizde bir karıncadan veya bir virüsten bambaşka bir bene sahip olduğunuzu söyleyebilir misiniz? İçinizdekilerin aslında içeride diye ayrılmadığını nasıl fark edebilirsiniz ki? Bedeninizin, ruhunuzla ya da metafiziksel boyutunuzla bitişik ama bambaşka bir şey olduğunu bilinçle nasıl kavrayabilirsiniz ki? Sizi eyleme ve/veya söyleme iten düşüncelerinizin aslında eylemi gerçekleştiren olduklarını da duyumsayabilir misiniz? Duygularınızın, düşüncelerinizi doğurduğuna fakat bu doğumun kendi içine doğru, yani kendindeliğinden kendi kendine doğru olduğuna inanabilir misiniz ki? Duyumsama yoluyla olmadan bir düşüncenin gerçekliğinden nasıl emin olabilirsiniz ki? Duyumsadığınız bir gerçeğin de aslında içinizde çoktan beridir olduğunu fark ettiğinizi nasıl unutabilirsiniz ki? Gerçeğin, anlamını ve kendisini oluşturanın yine siz olduğunu nasıl görebilirsiniz ki? Bilincinizi suyun akışında giden bir yaprak gibi bıraktığınızda, sunduklarından dolayı kendinizden kaçan siz değil misiniz? Kendi içinize yönelmenizi engelleyen yine siz değil misiniz? Dışarıya baktığınızda da yine kendinizi gören de sizsiniz dimi? Kaçan, kovalayanın her yerde ve her şekilde olduğunu bilmesine rağmen neden kaçarsınız peki? Aynaya baktığınızda yansıttığı bedeniniz mi, yoksa aynanın üzerine yansımış siz mi gerçeksiniz? Sizi bire bir aynı şekilde taklit edebiliyor ve maddesel ile ruhani bütününüzü olduğu gibi sunabiliyorken bir kaç kum tanesinden ne farkınız kalır ki? Parçalara bölünmüş benliğinizi tekrar birleştirebilir misiniz ki? Özünden koparılmış olan her şeyi bir bütün olarak kavrayabilir misiniz ki? Kendinizi -yani her şeyi- kelimelerden ve bilincinizden yoksun bir şekilde duyumsayabilir misiniz ki? Derinlerinize indiğiniz zaman katmanları birbirinden ayırdıkça çelişkinin arttığını fark edebilir misiniz ki? Derinliğin seviyelerden değil, içiçe geçmiş yoğunluklardan oluştuğunu hissedebilir misiniz? Dikkatinizi kendinize en son ne zaman yönelttiniz ki? Yönelttiğiniz de bir yönelim mi vardı, yoksa bir zorlama mı? Dışarıya baktığınızda kendinize dair ne görüyorsunuz? Kelimelerin oyunlarını fark edebiliyor musunuz? Yazdığım kelimeleri okuduğunuz zaman zihninizi oradan oraya sürüklediğimi anlayabiliyor musunuz? Her birinin oluşturduğu çağrışım ya da gittiği yolun diğerlerinden farklı olduğunu görebiliyor musunuz? Kelimelerimi aradan kaldırdığım zaman ise onlara baktığınız ve peşinden gittiğiniz gibi bana yaklaşabilir misiniz? Karşınızda tüm zihinsel ve bedensel çıplaklığımla duruyor olsaydım eğer, siz de soyunabilir miydiniz? Soyunmayı geçtim bana bakabilir miydiniz? Yoksa açıkta olan yerlerim size komik ki gelirdi? Ya da daha da kötüsü iğrenç mi gelirdi? Cinsel organımın görüntüsü nasıl bir duygusal durumunuzu tetiklerdi? Daha önce hiç görmediniz mi yoksa? Hiç seks de mi yapmadınız? Hani bir canlıyı, beninin dışındaki bir benle kurabileceği en yakın ve etkili teması duyumsamadınız mı? Günah olduğu için mi bundan kaçındınız? Yoksa hayvansal bir içgüdü olarak gördüğünüz için aşağılayıcı bir eylem olacağı kanaati mi verdiniz? Peki eylemin kendisi yaşamı barındırabilicek kadar özel ve güzel iken, zihninizde kaçınılması gereken bir eylem olmasını sağlayan ne olmuş olabilir? Parça pinçik olmuş düşünceleriniz, size, aslında cinsel organınızının siz olduğunu söylemedi mi? Hatta benimkinin bile siz olduğunu söylemedi mi? Sevginin bir araya getireceği cinsel organların sadece hayvansal bir zevk ve ürüme olduğunu mu düşündürdü yoksa? İşin içine evlilik girmedikçe kutsallığı ve güzelliği yok mu yoksa? Sizinle dünya ve insan arasındaki bağlantı kağıt üzerine atılan bir imzada mı veya imam ya da papazın söyleyeceği duada mı yoksa? Zevkin ve acının bahşedildiği canlılıkta böyle sınırlar gerçekten var mı? Yoksa bu sınırları çeken bizim kelimelerimiz mi? Bir insana dokunduğumuzda, aklımızın sunabilecekleri o temasın karşılığı olabilir mi sizce? Kelimelerin uzanabiliceği bir sonsuzluk var mı sizce? Kelimeleri ve zihni çıkardığınızda geriye duyumsadığınız ne oluyor peki? Bir insanın bedenini oluşturan sizin dokunuşunuz ve gözünüz değil mi? Aynı şekilde kayayı sert yapan da sizin parmaklarınız değil mi? Olanları iyi ve kötü diye ayıran sizin bilinciniz değil mi yoksa? Yargılarınızdan uzak bir şey var mı sizce? Sizin sınırlamanıza kendiniz bile maruz kalmışken, dışarıda herhangi bir şeyi bağımsız görebilir misiniz? Kendiniz evrendeki herhangi bir şeyden bağımsız olabilir misiniz? İnandığınız Tanrının ya da herhangi bir şeyin siz olduğunu anlayabilir misiniz? İnandığınızı, inancınızla sınırlandırdığınız farkında mısınız peki? Araya çizdiğiniz tüm sanrısal sınırların üzerinde geçebilecek cesarete sahip misiniz? Dünün ve yarının sadece kafanızda olduğunu da biliyorsunuz dimi? Tam şu anı ise ebediyetin içinden alıp kendinizde duyumsayabildiğinizi ayırt edebiliyor musunuz peki? Yaşamın ölümden hiçbir farkı olmadığını kanıtlayabilseler ya da duyumsayabilenler benzetme yoluyla sizlere anlatsa herhangi bir şekilde deli olmadığını düşünebilir misiniz ki? Sevginin kapsamadığı hiçbir zerrecik olmadığına düşünce yoluyla varabilir misiniz peki? Acının ve sevginin özde içiçe geçiren ve bütünleştiren yegâne yapıştırıcı olduğunu hissedebilir misiniz peki? Tüm bu soruları soranın siz olduğunu söyleyebilir misiniz? Aslında sorular size değil, bana yönelik olduğunu söyleyebilir misiniz? Bunları kitabın yazdırdığını düşünebilir misiniz? Okuduklarınızın oluşturacağı etkiyle bana yaklaşabilir misiniz? Bana yaklaştığınızda kitabı da içinize almış olamaz mısınız? Aslında kitabın sizin ve benim, aslında sadece bütünsel benin hikâyesi olduğunu görebilir misiniz? Buradaki soruların barındırabiliceği her şeyin bizden öteye gidemeyeceğini öğrendiniz mi? Her şeyin bizde başladığını ve bizimle sonsuza gideceğini tüm benliğinizle duyumsayabiliyorsunuz dimi?

    "Bu görünüm gerçeğe uyuyor mu diye kendimize soracak olursak alacağımız ilk yanıt, bir başına, öteki şeylerden soyutlanmış gerçek diye bir şeyin olamayacağıdır. Gerçek her zaman bakış açılarına göreli olarak vardır. Ateş derimize görece olarak sıcaktır. Dünyanın yapısı duyu organlarımıza ve beynimize yansıdığı kadarıyla bilincimize ulaşmaktadır. Öyleyse örneğin sözü geçen yaşantıda olduğu gibi insanın zihinsel ve bedensel oluşabilecek değişiklikler, algılarını ve sezgilerini güçlendirebilir. Ama başka yönde oluşabilecek değişiklikler şu dünyanın gerçeğini şizofreni ya da çöküntü içinde olan kimseye gösterdiği biçimde bize de sunabilecektir."

    "Eğer bilinçli imanla aşk arasında bir fark varsa bu fark kıl payından daha büyük olmamalı."
  • KARANLIK MADDENİN "KARANLIK YILDIZLAR" ÜRETMESİ MÜMKÜN MÜ ?

    Karanlık maddeyi göremiyor, inceleyemiyor ve özelliklerini ortaya çıkaramıyoruz. Galaksilerin dağılmadan bir arada kalmasını sağlayan olağanüstü bir kütleçekimsel etki yarattığı ortada.Tıpkı bir yapıstırıcı gibi, gökcisimlerini birbirine tutturuyor.

    Isıkla etkilesime girmediği için göremediğimiz karanlık maddenin (sonuçta madde olduğuna göre) belirli bölgelerde bir araya yığılıp bizdeki yıldız oluşumlarına benzer gökcisimleri olusturması mümkün mü? Bu, onun, özünde ne olduğuna bağlı...

    Teorik fizikçiler, karanlık maddeyle ilgili yaklaşımlardan bazılarında, karanlık yıldızlar üretebileceğini ortaya koydu. Ama bu, karanlık maddenin kendisine etkileştiği varsayımı üzerinden geliştirilen bir model. Oysa bundan da emin değiliz.
  • Başarı, her zaman sanıldığının aksine, en iyi yapıştırıcı değildir...
  • “Ortak düşmana karşı birleşme gibi mi?” Dedi Ada ve Dawson’a bakarak gülümsedi. “Yapıştırıcı oldum. Bunu tahmin edebilir miydin?””

    Dawson, ciddi bir ifadeyle bakarken teselli edercesine sırtına dokundu. “Seni ilk gördüğüm an yapışkan olduğunu anlamıştım.”

    “Kabasın,” dedi Ada, hâlâ nasıl olur da buna şaşırdığına anlam veremeden.

    “Sen de yapışkansın,” diyip avucunu öptü.