• Hasta ve yaralı vücudumla zorlanarak yürürken bıraktığım ayak izlerim sana narin ve dingin bir uyumda gözükebilir..
  • Mahmut böyle deyince kız anladı ki şahin onundur. Kara saçlarından üç tel ayırıp saz gibi göğsüne bastırarak ona şöyle cevap verdi:
    Ben bilirim bu şahinin işini,
    Kerem eyle, şahinini al götür!
    Şahin gerek yesin avın döşünü,
    Kerem eyle, şahinini al götür!
    Mahmut:
    Sırtına giymişsin allı karalı,
    Tarak ile zülüfleri taralı,
    Avcı olan şahinini soralı,
    Ela gözlüm, şahinimi getir ver!
    Meryem:
    Avın olmuş bedeninden yaralı,
    Bülbül gül görmese rengi saralı,
    Niçin durdun öyle benden aralı?
    Kerem eyle, şahinini al götür!
    Mahmut:
    Mahmut der ki neler geldi başıma,
    Gidip söyleyim mi yar yoldaşıma?
    Avım sensin, güzel, çıktın karşıma
    Ela gözlüm, şahinimi getir ver!
    Meryem:
    Aslı dedin, güzellerin gözüyüm,
    Âşıkların sohbetiyim, sözüyüm,
    Adım Meryem, Kara Keşiş kızıyım,
    Kerem eyle, şahinini al götür!
    Söz tamam olunca kız dedi.
    – Oğlan, kerem eyle, çabuk buradan çık git, keşiş babam gelip bizi görmesin.
    Mahmut dedi.
    – Giderim ancak bir ricam var.
    Meryem dedi:
    – Ne ricası?
    Mahmut dedi:
    – Ben istiyorum ki senin adın Aslı olsun.
    Meryem baktı, Mahmut çok ısrar ediyor, adının Aslı çağrılmasına razı oldu.
    Mahmut dedi:
    – Madem sen benim ricamı reddetmedin, adının Aslı olmasına razılık verdin, bundan sonra sen de benim adımı Kerem diye çağır.
    Meryem saçından iki tel ayırıp saz diye göğsüne bastırdı, aldı bakalım Kerem’e ne dedi:
    Kerem, kuşun geldi kondu kucağa,
    Kerem oğlan, kerem eyle, kuşun al!
    Gözlerinden ateş yansır ocağa,
    Kerem oğlan, kerem eyle kuşun al!
     
    Burada durmuşuz karşı karşıya,
    Dur burada sakın geçme karşıya,
    Ziyad Han babandır uzun yaşıya,
    Kerem oğlan, kerem eyle, kuşun al!
     
    Bülbüller ötüşür baharın faslı,
    Gözlerin iç çeker sanki çok yaşlı,
    Adım Meryem idi, sen koydun Aslı,
    Kerem oğlan, kerem eyle, kuşun al!
  • "Al bu yara sende kalsın. Artık beni acıtmıyor."
  • Ne zaman bir yağmur yağsa hemen Haydar Abi gelir aklıma sorsalar kaç kitabını okudun diye sadece bir ama
    "40 Şiir ve Bir" öylesine mavi öylesine sevdalı..
    "Mavi bir yağmurluğun da olsa şiirden ıslanırdın!" Diye diye bisikletimin pedalını sürerdim kimsesizliğe. Her gittiğim yer onunla, ansızın durup bir noktadan okurdum şiirini seslice..
    (İnsanlar anlamıyordu bu deli hallerimi ne de olsa anlaşılmak için yazılmadık maviye) Tam gidicem diyorum bir şiir daha önümü kesiyor sanki bisiklet yarışındasın ve senin hızından etkilenen herkes önüne bir buket koyar gibi geçiyor dizeden.. "Nereye? Bir hayal arası bile vermeden bir filmden diğerine koşturur gibi böyle?" ve ona onun sözüyle ikramda bulunuyorum o anda " Sözlerime gülecek kadar yakınıma gelecek birini aramaya.." Hoşgeldin demek istiyorum bende belki maviye belki de bir şiire.. Kim bilir bir gün diyerek sürüyorum kendimi hiçliğe...
    "Üç yanım kara benim bir yanım ıssız
    denizsiz, vapursuz, yolcusuz, susuz.."
    Ülen denizi görmedik diye maviyi de unutacak değiliz ya diyerek göğü liman belledik kendimizce. (Bizim şehirde kimse görmez denizi vapuru ama hep "Boğulayazarlar karanın sözleriyle açıldıkları şiire" neden bilmem..) velhasılı yürü git uzaklara derken hooop (İsmail abi gelmiyor tabii, keşke gelse..) yerde bir çocuk görüyorum hiiii dizi yaralı bisikletten düşmüş sanırım o da giderken uzaklara, yakalandı yağmura.. İşte diyor Haydar Abi " Benim çocukluğum şurda duruyor, pek uzağa gitmedi, sen bulut ol o yağmur.." diye kaldırıyorum kendi çocukluğumu yerden .. dizindeki kırmızı renkse maviye boyalı yağmur yıkadı şiirle orayı diyerek yürüyorum usulca. Elimde Mavi varken daha bir cesaret alıyor insan ve bağırıyorum düştüğüm noktadan hayata "YOK MU GELEN ÇOCUKLUĞA YOK MUSUN?"...
    Haydar Abi anlatılarak bitmez bende sizin dizleriniz kanamasın ama her kanayan yerinize bir mavi konsun ki unutmayalım çocukluğumuzu ve soruyorum yok musunuz?...
  • Yaralı bir hayvan gibi yürüdüm eve. Neresinden vurulduğunu anlamayan ama öleceğini hisseden bir köpek gibi..
    Hakan Bıçakcı
    ot dergi
  • Yaralı olmak ruhumuzu hikmet ve merhamete açıyor.

    Kemal Sayar