• İkizler burcu kadını, Merkür tarafından yönetilir. Merkür de zekayı ve aklı ifade eder. Onun bu özelliği İkizler kadınına doğrudan yansımıştır. Çelişkileri çok fazladır. Çünkü akıllı ve düşünen bir kadın olarak duygularını da göz ardı edemez. Duyguları ile aklı zaman zaman çatışma içerisine girebilir. Bu da onun zihinsel olarak karmaşık bir yapıya sahip olmasına neden olur. Duygu ve düşünceleri biraz dağınıktır.Kullandığı giysilerin renkleri ile kendini ifade etmekten hoşlanır. Onun için her bir rengin ayrı bir anlamı vardır. Her bir renk ayrı bir ruh halini temsil eder. Çok çabuk ve sık bir şekilde duygusal değişim yaşar. Şimdi çok üzgünken, bir saat sonra onun eğlenceli şarkılar söylediğini görebilirsiniz. Çünkü kalbi ile beyni çelişebilir.İkizler kadını hayalperesttir; ama mantığı ile hareket etmeyi iyi bilir. İnanılmaz derecede güçlü bir zekaya sahiptir. Bu noktada hayalleri ile mantığının uyuşması gerekir. Aksi halde duyguları ile aklı karşı karşıya gelebilir. Bu çatışma da onu huzursuz edebilir.Yenilmeyi hazmedemez. Bunun için girdiği işte azimle mücadele eder. Sonunda amaçladığı noktaya bir şekilde ulaşır.Özgürlüğüne çok düşkündür. Kaliteli bir yaşam sürmek ister. Hayatının her noktasında lüksü ve konforu arar.
    Zodyak’ın en değişken, en ele avuca sığmayan, asla da büyümeyecek olan çocuğudur. Hakikaten o, küçük ve yaramaz bir çocuk gibidir. Onun yaramazlıkları şirin yaramazlıklardır. Kıpır kıpır ve hareketli bir yapıya sahiptir.
    Espritüeldir, çok keyiflidir ve adeta bir renk cümbüşü gibidir. Eğlenmeyi sever, eğlenir ve çevresindeki insanları da eğlendirir. Ancak çok değişken bir yapıya sahiptir ve onun bu yapısını çözmek pek mümkün değildir. Bu değişkenliği onu anlamamıza engel olabilir. Çünkü siz bir konuda daha onu anlamaya çalışırken o başka bir konuya geçmiştir. Oldukça hareketli ve değişkendir. Dolayısıyla onun bu temposuna ayak uydurmak da pek kolay değildir. Güzel konuşur, konuşmasıyla insanları metheder ve göklere çıkarır.Yine konuşmasıyla insanları yerin dibine de sokabilir. Böyle hep uç noktalarda gezinir. Gökkuşağı gibidir, her an değişir. BİR İKİZLER BURCU KADINI BİN KADINA BEDELDİR!) Onu çözmeniz mümkün değildir. İç içe geçmiş matruşka bebekleri gibi sürekli içinden farklı bir şey çıkabilir. Sürekli böyle bir yapı sergilediği için onunla iletişim kurmakta da zorlanabilirsiniz. Bir fikre siz daha yeni alışırken o başka bir fikre çoktan geçmiştir. O hıza ayak uydurmak zordur.Yılın her günü başka bir kadındır o.Herkesi heyecanlandıran bir tartışma esnasında birden saçınızın yanlış yerden ayrılmış olduğuna veya yeni kazağınızın yerdeki halıya uymadığına karar verebilir.İkizler kadını için mantık çok önemlidir. İkizler uçakla gidebileceği hiçbir yere trenle gitmeyecektir. Konuşabileceği hiçbir yerde sessiz kalmayacaktır. Yardım edebileceği hiçbir yerde başını çevirip geçmeyecektir. Ve koşabildiği hiçbir yerde yürümeyecektir.O, kuşkusuz donuk, boş veya monoton bir kadın değildir.İnanılmaz derecede maymun iştahlı ve ne yapacağı belli olmayan biri olabileceği gibi son derece tutarlı ve kararlı biriymiş gibi de görünebilir.Çözdükçe dolanan bi kördüğüm gibidir.Cam gibidir; kırarsanız acımaz,keser..İkizler burcu kadını çözülmesi zor bir kadındır)
  • İkizler burcu kadını, Merkür tarafından yönetilir. Merkür de zekayı ve aklı ifade eder. Onun bu özelliği İkizler kadınına doğrudan yansımıştır. Çelişkileri çok fazladır. Çünkü akıllı ve düşünen bir kadın olarak duygularını da göz ardı edemez. Duyguları ile aklı zaman zaman çatışma içerisine girebilir. Bu da onun zihinsel olarak karmaşık bir yapıya sahip olmasına neden olur. Duygu ve düşünceleri biraz dağınıktır.Kullandığı giysilerin renkleri ile kendini ifade etmekten hoşlanır. Onun için her bir rengin ayrı bir anlamı vardır. Her bir renk ayrı bir ruh halini temsil eder. Çok çabuk ve sık bir şekilde duygusal değişim yaşar. Şimdi çok üzgünken, bir saat sonra onun eğlenceli şarkılar söylediğini görebilirsiniz. Çünkü kalbi ile beyni çelişebilir.İkizler kadını hayalperesttir; ama mantığı ile hareket etmeyi iyi bilir. İnanılmaz derecede güçlü bir zekaya sahiptir. Bu noktada hayalleri ile mantığının uyuşması gerekir. Aksi halde duyguları ile aklı karşı karşıya gelebilir. Bu çatışma da onu huzursuz edebilir.Yenilmeyi hazmedemez. Bunun için girdiği işte azimle mücadele eder. Sonunda amaçladığı noktaya bir şekilde ulaşır.Özgürlüğüne çok düşkündür. Kaliteli bir yaşam sürmek ister. Hayatının her noktasında lüksü ve konforu arar.
    Zodyak’ın en değişken, en ele avuca sığmayan, asla da büyümeyecek olan çocuğudur. Hakikaten o, küçük ve yaramaz bir çocuk gibidir. Onun yaramazlıkları şirin yaramazlıklardır. Kıpır kıpır ve hareketli bir yapıya sahiptir.
    Espritüeldir, çok keyiflidir ve adeta bir renk cümbüşü gibidir. Eğlenmeyi sever, eğlenir ve çevresindeki insanları da eğlendirir. Ancak çok değişken bir yapıya sahiptir ve onun bu yapısını çözmek pek mümkün değildir. Bu değişkenliği onu anlamamıza engel olabilir. Çünkü siz bir konuda daha onu anlamaya çalışırken o başka bir konuya geçmiştir. Oldukça hareketli ve değişkendir. Dolayısıyla onun bu temposuna ayak uydurmak da pek kolay değildir. Güzel konuşur, konuşmasıyla insanları metheder ve göklere çıkarır.Yine konuşmasıyla insanları yerin dibine de sokabilir. Böyle hep uç noktalarda gezinir. Gökkuşağı gibidir, her an değişir. BİR İKİZLER BURCU KADINI BİN KADINA BEDELDİR!) Onu çözmeniz mümkün değildir. İç içe geçmiş matruşka bebekleri gibi sürekli içinden farklı bir şey çıkabilir. Sürekli böyle bir yapı sergilediği için onunla iletişim kurmakta da zorlanabilirsiniz. Bir fikre siz daha yeni alışırken o başka bir fikre çoktan geçmiştir. O hıza ayak uydurmak zordur.Yılın her günü başka bir kadındır o.Herkesi heyecanlandıran bir tartışma esnasında birden saçınızın yanlış yerden ayrılmış olduğuna veya yeni kazağınızın yerdeki halıya uymadığına karar verebilir.İkizler kadını için mantık çok önemlidir. İkizler uçakla gidebileceği hiçbir yere trenle gitmeyecektir. Konuşabileceği hiçbir yerde sessiz kalmayacaktır. Yardım edebileceği hiçbir yerde başını çevirip geçmeyecektir. Ve koşabildiği hiçbir yerde yürümeyecektir.O, kuşkusuz donuk, boş veya monoton bir kadın değildir.İnanılmaz derecede maymun iştahlı ve ne yapacağı belli olmayan biri olabileceği gibi son derece tutarlı ve kararlı biriymiş gibi de görünebilir.Çözdükçe dolanan bi kördüğüm gibidir.Cam gibidir; kırarsanız acımaz,keser..İkizler burcu kadını çözülmesi zor bir kadındır)
  • 224 syf.
    ·8/10
    Çocukluğumuz dünya bizim gibi hissettirir. Dünya mahallemizden ibarettir. Yaramaz ve aklı haytalıkta olan bir çocuk ise mahalleyi krallığı ilan etmeye kalkar. Diğer arkadaşlarını da yanına alıp çeteleşip mahallenin en büyüğü olduğunu düşünür. Hayal dünyası bambaşka yerlerdedir. Ne kadar kötü görünse de güzeldir. Mahalleli illallah eder. Komşular şikayetçi olur. Haylaz olan çocuklar ise eğlenir. Büyüdükçe o çocuklar bunların saçma olduğunu düşünür. Yetişkinliğe eriştiğinde ise aklına geldikçe güleceği anıları olur. Çocuk yaramazlık yapabilir. Önemli olan o çocukların büyüyüp bu dünyayı bırakmalarıdır. Çocukluğundan geriye kalması gereken nasıl eğleneceğini ve nasıl mutlu olacağını bilmesidir. Bir insan nasıl güleceğini unutmamalıdır. Çocukluğunda öğrendiği eğlenme hissini yaşlılığına kadar içinde saklamalıdır. Hayal dünyamız çocukluğumuzdaki kadar geniş olmasa da insan büyüdüğünde hayal kurmayı unutmamalıdır. İnsan eğer kendini mutlu edecekse hayaller kurup umut etmelidir. Çölde çiçek yetiştirmek imkansız gelebilir ama umut ve çaba orayı çiçeklerle donatabilir.

    Selçuk Aydemir'in bu kitabı çocuklardaki yaramazlığı, hayal dünyasını ve ne olursa olsun gülebilmeyi anlatıyor. Kitap Selçuk Aydemir'in çocukluk anılarından oluşuyor. Çocukken yaptığı haylazlıkları kaleme almış. Çete kurup mahallede kabadayılık taslama merakı olan Selçuk, çetesinin devamlı kendini yarı yolda bırakma ve akıllı düşünememe olaylarını anlatıyor. Bu olaylar insanı hem güldürüyor hem de çocukluğuna geri getiriyor. Mizahı açıdan çok iyi bir kitap. Sıkıntı gidermek ve çocukluğu hatırlamak için okunabilir.
  • 184 syf.
    ·2 günde·7/10
    Tüm alıntılar
    Sıkıntı,
    üzüntü ve vicdan azabından bütün gece
    uyuyamadım. Hâlbuki vicdan azabının ruhu
    rahatlattığını söylerler.

    Nasıl oldu bilmem ama
    gururum mutsuzluğuma karıştı.


    Bugüne dek kaderimde tanışmamız yazılı
    olan insanların en garibi, en görülmemişi ve en
    acınacak hâlde olanı hakkında bir şeyler
    söyleyeceğim şimdi. Onun hakkında şu anda
    konuşmamın sebebi, o ana kadar pek dikkatimi
    çekmemiş olmasıdır. Oysa şimdi Pokrovski’yi
    ilgilendiren her şey, birden özel ilgimi çekmeye
    başladı.


    Taşıdığı tek insanca duygu
    oğluna olan sınırsız sevgisiydi


    Acaba yazı mı yazıyordu yoksa
    düşünüyor muydu?

    Ben aptalın biriydim, hiçbir şeyden
    haberim yoktu. Tek kitap bile okumamıştım ama
    o bilgiliydi. O anda kitapların ağırlığıyla
    yamulmuş raϐlara kıskançlıkla baktım. Hayal
    kırıklığı, ümitsizlik ve öϐke duyuyordum. Bütün
    kitaplarını tek tek ve mümkün olduğunca çabuk
    okuma hevesine kapıldım. Bilmem, belki de onun
    bildiği her şeyi öğrenirsem, onun arkadaşlığına
    daha çok layık olurum diye düşündüm. Hemen
    ilk rafa koştum ve elime geçen ilk tozlu cildi hiç
    tereddüt etmeden alıverdim. Korku ve
    heyecandan titreyerek kıpkırmızı bir hâlde
    çalıntı kitabı odama götürdüm. Annem yattıktan
    sonra kandilin ışığında gece boyunca okumayı
    kafama koydum.

    “Bittim ben!
    Sonum geldi!”

    “Bittim ben!
    Sonum geldi!” diye düşündüm. “Hapı yuttum,
    belaya çattım! On yaşında bir çocuk gibi aptalca
    bir yaramazlık yaptım. Aptal, küçük bir kızım
    ben! Tam bir budalayım!


    “Böyle aptalca şeyler yapmaktan utanmıyor
    musunuz? Adam olmayacak mısınız?”

    “Ne zaman
    kendinizi kontrol edip değişiklik olsun diye akıllı
    uslu davranmayı öğreneceksiniz? Size bakan da
    artık bir çocuk olmadığınızı, on beş yaşında
    kocaman bir kız olduğunuzu sanır!


    Acı çekiyordum.


    Şiddetli bir acı kalbimi sıkıştırdı...
    Sandalyeden fırladım, içimdeki ezici sıkıntıyla
    çığlığı bastım. Tam o anda kapı açıldı ve
    Pokrovski içeri girdi.


    Hatırladığım tek şey, kendime geldiğim
    zaman kollarında olduğumdu. Beni sandalyeye
    oturttu, bana bir bardak su verdi ve soru
    yağmuruna tuttu. Ne yanıt verdiğimi
    hatırlayamıyorum.

    “Kendi başınıza oturmak can sıkıcı olur,”
    dedi. “Alın size bir kitap getirdim. Okursanız
    sıkılmazsınız.”


    . O anı bütün kalbimle beklediğim
    hatta bütün gün hayalini kurup sorularını ve
    yanıtlarımı hazırladığım hâlde yine de utangaç,
    sıkılgan ve kendimden rahatsız olmuştum,


    Okumak, bazı şeyler öğrenmek istediğimi, küçük
    bir kız olarak görülmenin beni rahatsız ettiğini
    anlattım...


    Garip bir ruh hâli içinde olduğumu
    tekrar söyleyeyim. Kalbim hassaslaşmıştı,
    gözlerimden yaş geldi. Ondan hiçbir şey
    saklayamadım. Her şeyi, her şeyi anlattım.
    Onunla arkadaş olmak, sevgi içinde yaşamak, onu
    avutmak istediğimi söyledim. Bana utanmış,
    hayret etmiş biçimde baktı, hiç sesini çıkarmadı.


    Pokrovski ellerimi
    tutuyor, öpüyor, göğsüne bastırıyordu.


    Kalbim
    ısındı!.. Duygularımı ondan saklamaya
    kalkışmadım.

    Hem hüzünlü hem neşeli günlerdi.
    Şimdi de hem hüzün hem de neşeyle
    hatırlıyorum. Acı tatlı anılar hep üzüntü
    kaynağıdır,

    Kalbim ağırlaştıkça, içim
    sıkıldıkça, hüzünlendiğimde, tıpkı sıcak bir
    günün ardından gelen nemli bir gecede çiy
    tanelerinin, güneşte kavrulan zavallı, solmuş
    çiçeği tazeleyip canlandırması gibi anılar da kalbi
    canlandırır ve tazeler.


    Yeni düşünceler, yeni
    izlenimler, coşkulu bir hızla kalbime aktı. Bu yeni
    duygu ne kadar heyecanlı, karmakarışık ve
    büyük bir çaba gerektiriyorsa, o kadar da
    çekiciydi; ruhumu tatlı tatlı titretiyordu. Ansızın
    kalbime hücum ettiler. Garip bir karmaşa tüm
    bedenimi rahatsız etti. Ama bu çılgın saldırı
    benim dengemi bozamadı. Kendimi hayallere
    kaptırdım, bu da benim kurtarıcım oldu.

    Onu hemen benim kitapçıma doğru çektim.
    “İşte,” dedim, “bu on bir kitap sadece otuz iki
    buçuk ruble ediyor. Benim otuz rublem var, eğer
    iki buçuk ruble de siz eklerseniz o zaman bunları
    alıp oğlunuza beraber hediye ederiz.”

    “Hepsini mi? Yani bütün kitapları mı?”
    “Evet, bütün kitapları.”
    “Kendi adıma mı?”
    “Evet, kendi adınıza.”
    “Sadece kendi adıma? Yani yalnız ben
    almışım gibi?”
    “Evet, evet, sadece kendi adınıza...”

    Çok garipti, ağlayamıyordum
    ama içim parçalanıyordu.


    Son bir kez
    aydınlığı, dünyayı ve güneşi görmek
    arzusundaydı.


    annemin kucağına
    atıldım. Onu bütün gücümle kollarımda sıktım,
    öptüm ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
    Sanki son kalan dostumu da ölüme teslim
    etmemek için sıkı sıkı sarılıyordum. Ama ölüm,
    zavallı annemin de üzerinde dolaşıyordu...



    ***
    Dünkü adalar gezimiz için size nasıl
    minnettarım Makar Alekseyeviç! Ne güzeldi, taze
    ve yemyeşil! Yeşil doğayı görmeyeli çok uzun
    zaman olmuştu. Hastayken öleceğimi, ölümümün
    çok yakın olduğunu düşünüp duruyordum. Şimdi
    dün yaşadıklarımın benim için ne demek
    olduğunu bir düşünsenize!




    Gökyüzü de soluk ve bulutsuzdu, güneş
    batıyordu.

    Kalbim parçalandı, gözyaşlarımı
    tutamadım. Ama bütün bunları size neden. yazıyorum ki?



    Bunlar başkalarına kolay kolay
    anlatılabilecek şeyler değil, insan kendisi bile zor
    anlıyor. Ama belki siz beni anlarsınız. Aynı anda
    hem hüzün hem kahkaha! Siz ne kadar iyi bir
    insansınız Makar Alekseyeviç!



    Dün neler
    hissettiğimi anlamak için gözlerimin içine
    baktınız ve coşkumu görüp memnun oldunuz.
    Her çalıda, ağaçta, su birikintisinde şöyle bir
    durup güzellikleri gösteriyor ve sanki bunlar
    benim diyordunuz. Bunlar da sizin çok iyi bir
    kalbiniz olduğunu gösterir Makar Alekseyeviç.
    İşte sizi bu yüzden seviyorum.




    Beni unutmayın, sık sık uğrayın.
    V. D.


    Varvara Alekseyevna!
    Benim küçük güvercinim; ben dünkü
    gezimizi şiirsel bir anlatımla sergilemenizi
    beklerken, siz tek bir sayfada geçiştiriverdiniz.
    Küçücük mektubunuzda bile her şeyi ne güzel
    anlatmışsınız.

    Bana kinsiz,
    insanları incitmeyen, Tanrı’nın doğada ortaya
    koyduğu güzelliklerin değerini bilen iyi bir adam
    olduğumu söylüyorsunuz ve bana bir sürü övgü
    yağdırıyorsunuz. Bütün bunlar doğru. Her şey
    doğru.

    Ben cahil ve aptal bir insan olabilirim ama kalbim
    herkesin kalbi gibidir.

    Kötü niyetlinin biri bana
    neler etti biliyor musunuz Varenka? Bana
    yaptıklarını anlatmak bile utanç verici. Şimdi siz,
    ‘neden yaptı?’ diye sorabilirsiniz. Uysal bir insan
    olduğum için. Sakin ve iyi niyetli olduğum için!


    Ben her şeye alışabilirim, çünkü uysal
    bir adamım, küçük bir adamım. Ama bütün
    bunların sebebi ne diye soruyorum? Kime ne
    yaptım? Kimin rütbesini çaldım? Kimseyi
    üstlerine ispiyon ettim mi? Hak etmediğim
    ikramiyeye el uzattım mı? Yalan uydurdum mu?
    Bunları yapabileceğimi düşünmek bile
    haksızlıktır. Neden böyle bir şey yapayım ki?
    Bana bir baksanıza. Kalleşliğe ve hırsa eğilimli
    biri gibi görünüyor muyum?


    Siz beni yine de
    değerli biri olarak görüyorsunuz hayatım. Siz
    onların hepsinden çok daha yüce bir insansınız.

    En büyük vatandaşlık erdemi nedir?

    Öyleyse geçimimi böyle kazanmamın nesi kötü?
    Bu iş günah mı? “Sadece evrak kopya eder,”
    diyorlar. “Şu kâğıt faresi adam kopyacılıkla para
    kazanıyor,” diyorlar. İyi de bunun utanılacak nesi
    var?

    Hoşça kalın benim
    sevgilim, küçük güvercinim, tek tesellim! Söz
    veriyorum sizi görmeye geleceğim. Sakın
    sıkılmayın, size kitap getireceğim. Şimdilik hoşça
    kalın Varenka.
    İyiliksever dostunuz,
    MAKAR DEVUŞKİN


    Sayın Makar Alekseyeviç!
    Size çok acele yazıyorum, çünkü hemen
    bitirmem gereken bir işim var. Bakın size ne
    söyleyeceğim. Çok avantajlı bir alışveriş
    yapmanız mümkün. Fedora bir erkek arkadaşının
    yenisi kadar iyi bir üniforma, çamaşır, yelek ve
    şapka sattığını söyledi, hem de çok ucuza. Neden
    siz almıyorsunuz? O kadar da parasız değilsiniz.
    Biraz paranız var, kendiniz söylemiştiniz. Artık
    cimriliği bir tarafa bırakın lütfen! Bunlar gerekli
    şeyler. Kendinize bir bakın, yırtık pırtık giysilerle
    dolaşıyorsunuz. Ayıp ediyorsunuz! Her tarafı
    yamalı. Hiç yeni bir şeyiniz yok. Olduğunu
    söyleseniz de ben olmadığından eminim. Lütfen
    söylediğimi yapın, bu giysileri alın. Bunu benim
    için yapın. Eğer beni seviyorsanız alın onları.

    Ah Makar Alekseyeviç kendinizi
    harap ediyorsunuz. Benim için harcadıklarınız
    hiç de küçümsenecek bir miktar değil. Korkunç
    bir para! Benim bunlara ihtiyacım yok. Nasıl da
    müsrifsiniz. Bunların hepsi gereksiz. Beni
    sevdiğinizi biliyorum. Buna inanıyorum. Onun
    için de bana bunu hediyelerinizle kanıtlamanıza
    gerek yok. Üstelik ne kadar pahalı olduklarını
    bildiğim için bana acı veriyor. Size son kez
    söylüyorum, vazgeçin artık, duyuyor musunuz?
    Sizden rica ediyorum, yalvarıyorum.

    Artık benden daha ne istiyorlar? Fedora bunların
    dedikodu olduğunu, beni artık rahat
    bırakacaklarını söylüyor! Umarım öyledir!
    V. D


    Benim güvercinim!

    Sizin
    varlığınız bile yetiyor. Ben hiç böyle bir şey
    yaşamamıştım. Artık iyice hayata karıştım.
    Öncelikle artık iki kat daha güçlü yaşıyorum
    çünkü siz benim çok yakınımdasınız ve beni çok
    mutlu ediyorsunuz.

    Çocukların düşünceli olmalarına hiç
    dayanamam Varenka, bunu görmek bile çok
    üzücü!

    Yerde paçavralardan yapılmış bir bebek
    duruyordu. Onunla oynamıyordu. Parmağını
    ağzına sokmuş hiç kıpırdamadan dikiliyordu
    orada. Ev sahibi ona şeker verdi, şekeri aldı ama
    yemedi. Ne hüzünlü değil mi Varenka?
    Makar DEVUŞKİN

    Sevgili Makar Alekseyeviç!
    Kitabınızı geri gönderiyorum. Hiçbir işe
    yaramaz bir şey! Boşu boşuna göz yormak! Böyle
    bir hazineyi nereden kazıp çıkardınız? Şaka bir
    yana Makar Alekseyeviç siz gerçekten böyle
    kitaplardan hoşlanıyor musunuz? Yakında bir
    yerlerden kitap gelecek. Eğer isterseniz sizinle
    paylaşırız. Şimdilik hoşça kalın. Hiç yazacak
    zamanım yok gerçekten.
    V. D.


    Ah Varenka edebiyat harika bir şey. Önceki
    gün bu insanlarla beraber olunca bunu daha iyi
    anladım. Çok esrarlı bir şey! İnsanların kalplerini
    güçlendirir, ders verir. Ellerindeki küçücük bir
    kitapta bir sürü şey var. Harika bir kitap!


    “Kontes!” diye bağırdı. “Kontes! Bu
    tutkunun ne kadar korkunç olduğunu, ne delilik
    olduğunu biliyor musunuz?


    Sizi seviyorum, sizi delice, çılgınca
    seviyorum



    Önemsiz şeyler
    bitkin kalbimi tüketen cehennem ateşini
    söndüremez. Zinayida, Zinayida...”


    “Beni sevdiğini söyle Züleyha! Söyle, söyle.
    Hadi söyle!”
    “Seni seviyorum Yermak,” diye fısıldadı
    Züleyha.




    “Şükürler olsun! Çok mutluyum!..
    Gençliğimden beri zavallı ruhumun istediği her
    şeyi verdin bana. Yol gösterici yıldızım, beni
    buralara sen getirdin. Beni Kamenni Poyas’a
    [15]
    sen getirdin. Züleyha’mı bütün dünyaya
    göstereceğim. O vahşi canavarlar beni
    suçlamaya cesaret edemeyecekler!



    Ah şu seven
    ruhumun gizli acılarını bir anlayabilselerdi!


    Tek
    bir damla gözyaşındaki şiiri görebilselerdi!



    Bırak da gözyaşlarını öpeyim, o kutsal yaşı kurutayım...
    O bu dünyaya ait bir kadın değil!”


    “Yermak,” dedi Züleyha, “dünya çok kötü,
    insanlar çok acımasız! Bize rahat vermezler, bizi
    kınarlar sevgili Yermak! Baba yurdunda,
    Sibirya’nın karları içinde yetişmiş zavallı bir kız
    senin soğuk, buz tutmuş, acımasız, boş dünyanda
    ne yapsın? İnsanlar beni anlamazlar, canım!”









    Ama dikkat edin de ağzınızda
    eritin, sakın çiğnemeyin, dişleriniz ağrır. Belki de
    meyveli şekerleri seversiniz. Lütfen bana yazıp
    haber verin. Şimdilik hoşça kalın. Tanrı sizi
    korusun küçük güvercinim. Sonsuza dek sizin en
    sadık dostunuz olan,
    MAKAR DEVUŞKİN

    İnsanın alıştığı yerde
    yaşaması iyidir, zamanının yarısı seϐillikle geçse
    bile iyidir.


    Neden beni hiç görmeye
    gelmiyorsunuz?


    Çok yakında öleceğimi
    düşünüyorum -aslında bundan eminim-. Kimse
    bana cenaze töreni düzenler mi? Tabutumun
    arkasında duran olur mu? Kimse beni özler mi?..

    Neden beni
    şekerlerle besleyip duruyorsunuz? Nereden
    bulursunuz bu parayı bilmem!



    Kalbimden
    geçenleri söyleyebildiğim zaman kendimi daha
    iyi hissediyorum. Hoşça kalın, hoşça kalın
    dostum!
    V. D.

    Artık bu perişanlık yeter! Kendinizden
    utanmalısınız! Yeter artık küçük meleğim. Nasıl
    oluyor da böyle şeyler düşünebiliyorsunuz?
    Hasta falan değilsiniz. En küçük bir hastalığınız
    bile yok. Gayet iyisiniz, biraz soluksunuz ama
    iyisiniz.


    Siz giderseniz ben ne yaparım, benim
    kimim kalır? Hayır, Varenka sevgilim, bu ϐikri
    kafanızdan çıkarın. Bizim neyimiz eksik? Sizi çok
    seviyoruz, siz de bize düşkünsünüz, öyleyse
    böyle sakin sakin yaşamaya devam edelim.



    Sadık dostunuz,
    Makar DEVUŞKİN
    NOT: Kitap için teşekkür ederim. Biz de
    Puşkin okuyacağız. Bu akşam size uğrayacağıma
    söz veriyorum.

    Sizin benim
    yüzümden kendinizi nasıl mahvettiğinizi, son
    kuruşunuzu bile bana harcadığınızı görmediğimi
    mi sanıyorsunuz? Varınızı yoğunuzu satıp beni
    güç durumdan kurtaracağınızı yazıyorsunuz.
    Size inanıyorum dostum. İyi kalpliliğinize
    inanıyorum ama her şey söylendiği gibi kolay değil.

    Sizin gibi iki iyi kalpli insanın perişanlığını
    seyretmekten doğan keder, o kadar. Size küçük
    de olsa nasıl bir yararım dokunabilir? Bana ne
    diye ihtiyacınız olsun? Size ne iyilikte bulundum
    ki?



    Bütün ruhumla size bağlıyım.



    Sizi tüm
    kalbimle seviyorum ama acı kader! Sadece
    sevmekle kalıyorum.


    Sizi seven,
    V. D.

    Saçmalık, saçmalık bunlar Varenka! İnsan
    size bir saniye için arkasını dönse aklınıza kim
    bilir neler gelecek. Hiçbir konuda haklı değilsiniz!
    Hepsi saçmalık!



    Neyimiz eksik küçüğüm, söyleyin bana. Biz
    size düşkünüz, siz de bize. Hepimiz hâlimizden
    memnunuz. İnsan başka ne ister? Yabancıların
    içinde ne yapacaksınız? Bu ne demektir, bilir
    misiniz?..



    Siz olmadan ne yaparız? Benim
    gibi bir yaşlının hâli ne olur?



    Bana büyük bir yararınız var Varenka. Üzerimde
    çok iyi bir etkiniz var. Sizi bir an düşünmekle bile
    neşeleniyorum... Size mektup yazıp içimden
    geçenleri anlatıyorum, sizden de ayrıntılı bir
    yanıt alıyorum. Size giyecek alıyorum, şapka
    alıyorum, bazen siz bana sipariş veriyorsunuz,
    onu yerine getiriyorum... Bana yararınız
    olmadığını nasıl söylersiniz? Bu yaşımda yalnız
    başıma kalsam hâlim ne olurdu? Belki siz bunları
    düşünemezsiniz Varenka ama düşünmelisiniz




    “Ben olmazsam hâli ne olur?” diye kendi
    kendinize sormalısınız.

    Siz
    olmasanız Neva’nın dibini boylardım! Evet,
    Varenka sonum bu olurdu. Siz gidince bana
    yapacak ne kalır? Belli ki bir arabacı beni
    arabaya yükleyip Volkovo’daki mezarlığa
    götürsün, tabutuma da elbisesi çamur içinde,
    yaşlı bir dilenci kadın eşlik etsin, mezarım
    toprakla doldurulsun ve oracıkta yapayalnız
    kalayım istiyorsunuz. Bu haksızlık küçüğüm

    Neler yapmışım ben? Hangi dağ başındaymışım?


    Örneğin beni
    düşünün. Ben aptalım, doğuştan aptalım. Çok
    önemli kitapları okuyamıyorum ama bunu
    okuduğum zaman sanki kendim yazmışım gibi
    hissettim. Sanki kalbimi elime alıp, insanlar
    içindekileri görsün diye içini dışına getirdim ve
    ayrıntısıyla tanımladım. İşte böyle! Öyle sade ki.
    Böyle bir kitabı ben de yazabilirim. Neden ben
    yazmadım? Ben de kitapta anlatılan aynı şeyleri
    hissediyorum.



    Her şey olabilir. İşte böyle
    küçüğüm. Ama siz bizi terk etmek istiyorsunuz.
    Benim başıma kötü bir şey gelmesini mi
    istiyorsunuz Varenka? Hem kendinizi hem de
    beni mahvedeceksiniz. Ah sevgilim, Tanrı aşkına
    bu geçici hevesleri küçücük kafanızdan çıkarın
    da bana gereksiz bir acı yaşatmayın. Benim
    küçük kuşum, siz daha olgunlaşmadınız,
    kendinizi kötülüklerden nasıl koruyacak, nasıl
    savunacaksınız? Lütfen Varenka, artık kendinizi
    toplayın. Aptalca ϐikirlere kulak asmayın. Saçma
    öğütlere aldırmayın.

    Her şey olabilir. İşte böyle
    küçüğüm. Ama siz bizi terk etmek istiyorsunuz.
    Benim başıma kötü bir şey gelmesini mi
    istiyorsunuz Varenka? Hem kendinizi hem de
    beni mahvedeceksiniz. Ah sevgilim, Tanrı aşkına
    bu geçici hevesleri küçücük kafanızdan çıkarın
    da bana gereksiz bir acı yaşatmayın. Benim
    küçük kuşum, siz daha olgunlaşmadınız,
    kendinizi kötülüklerden nasıl koruyacak, nasıl
    savunacaksınız? Lütfen Varenka, artık kendinizi
    toplayın. Aptalca ϐikirlere kulak asmayın. Saçma
    öğütlere aldırmayın.

    V. D.
    NOT: Eğer tiyatroya gidecek olursak yeni
    şapkamı ve pelerinimi takacağım. Nasıl
    kaderindeki her şeyi Tanrı yazar. Birinin
    kaderinde general apoleti takmak varken,
    ötekinin düşük dereceli bir memur olmak
    yazgısıdır. Biri emirler yağdırırken öteki de
    verilen emirlere hiç homurdanmadan titreye
    titreye korkuyla boyun eğer. Her şey insanın
    yeteneğine göre olur. Birisinin bir şeye, ötekinin
    de başka bir şeye yeteneği vardır ama bunların
    hepsi de Tanrı vergisidir.

    Saçlarım ağaracak
    kadar uzun yaşadım, bu süre içinde büyük bir suç
    işlediğimi hatırlamıyorum.


    2
    Saçlarım ağaracak
    kadar uzun yaşadım, bu süre içinde büyük bir suç
    işlediğimi hatırlamıyorum.

    Kaldırımın kötü
    olduğu yerlerde çizmelerimi korumak için
    parmak uçlarımda yürürsem ne olur sanki?
    Param yoksa ve çay bile alamıyorsam bundan
    söz etmeye ne gerek var? Sanki herkes çay içmek
    zorundaymış gibi! Ben ne yiyorlar diye insanların
    ağzının içine bakıyor muyum?

    Şimdiye kadar
    kimi aşağılamışım?

    Şimdiye kadar
    kimi aşağılamışım? Yo hayatım, benimle
    uğraşmayan insanları neden aşağılayayım?

    Bazen içine düştüğüm durumları
    anlatamamak kaygısıyla herkesten kaçar,
    saklanırım. Bazen yüzümü göstermeye korkarım.
    Kim bilir kötü diller hakkımda neler
    konuşuyordur diye düşünürken bile titrerim.
    Çünkü insanın aleyhine sürekli bir şeyler
    uydurup dururlar


    İnsanın tüm özel ve genel
    yaşamı edebiyata konu olur, basılır, okunur,
    gülünür, dedikodusu yapılır! Bu durumda da
    artık sokağa çıkmak imkânsızlaşır. Her şey
    öylesine ayrıntılı anlatılır ki sokaktaki
    yürüyüşümden bile hemen tanınırım.


    Peki, siz neden bana
    böyle bir kitap gönderdiniz? Bu kötü bir kitap
    Varenka. Gerçek hayat bu değil. Çünkü böyle bir
    memur olmaz. Böyle bir kitap okuduktan sonra
    insan kederleniyor.
    Sadık köleniz,
    Makar Devuşkin


    Nasıl olur? Nasıl olur da
    cesaretinizi kaybedersiniz Makar Alekseyeviç?
    İnsanlar sizin için ne düşünür?

    ? Benim ve herkesin saygı
    duyduğu sevecenliğiniz, alçak gönüllülüğünüz ve
    bilgeliğiniz ne oldu?



    Ah
    dostum! Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır



    Zavallı ve mutsuz insanlar daha kötü olmamak
    için birbirlerinden uzak durmalıdırlar.


    Size
    yazmam için beni zorlayan şey onurum
    konusundaki bencilliğim değil, kalbimden hiçbir
    zaman silemediğim sevgi ve dostluk. Hoşça kalın.
    Mektubunuzu sabırsızlıkla bekliyorum.



    Ah Varenka, ah! İşte bu kez suçlu olan
    sizsiniz! Mektubunuzla beni hayal kırıklığına
    uğrattınız ve şaşırttınız. Ancak şimdi sakin
    hâldeyken kalbimin derinliklerini inceleyince
    haklı olduğumu fark ettim. Ben sarhoş olmamdan
    söz etmiyorum. -Onu boş verin hayatım- Ben size
    duyduğum sevgiden söz ediyorum. Bu sevgi hiç
    de mantıksız bir sevgi değil. Siz bu konuda bir şey
    bilmiyorsunuz.


    Sizi sevmekten başka yapılacak bir
    şeyim olmadığını bilseydiniz böyle şeyler
    söylemezdiniz. Siz sadece düşündüklerinizi
    söylüyorsunuz, eminim ki kalbiniz başka şeyler
    söylüyordur.


    Benim
    meleğimi hiç kimse aşağılayamaz.

    kaderimde varmış, hiç
    kuşkusuz kaderimmiş. İnsan kaderinden
    kaçamaz, biliyorsunuz.



    Duygularım ölmüş gibi.

    Tanrı aşkına gelip
    beni görün, hemen bugün gelin.


    Aslında her
    gün gelseniz ne güzel olur.


    Melek
    kalbinizin iyiliğine inanıyorum Varenka. S


    Kalbimin
    derinliklerinde acıdan başka bir şey yok.

    Neler hissettiğini
    mi merak ediyorlar?

    Nasıl biri olduğunu mu
    düşünüyorlar?


    Şu yazar
    bozuntuları ne yazarlarsa yazsınlar zavallı
    insancıklar hiç değişmez.


    Paralarını bağış için verdiklerini düşünüyorlar
    ama hiç de öyle değil. Onlar zavallı insancıkları
    sergilemek için böyle yapıyorlar. Bağışın bile
    günümüzde bir amacı var...

    Peki, nasıl oluyor da
    zavallıcıklar bütün bunları biliyorlar ve böyle
    düşünebiliyorlar? Çünkü tecrübeleri var!


    Kabalığımı affedin, siz kimsenin içinde
    soyunmazsınız, değil mi? Aynı şekilde onlar da,
    insanların onların gizli köşelerine dalıp özel
    hayatını öğrenmelerini istemezler. O hâlde
    dürüst bir insanın onuruna, şereϐine saldırmaya
    kalkışan düşmanlarla birlik olup beni
    aşağılamanın bir gereği yok.

    Sizi mutlaka görmek
    istiyorum.
    V. D.

    Meleğim Varvara Alekseyevna!


    Sonuç olarak bütün
    cesaretimi toplayıp, utancımı delik deşik cebime
    sakladım ve Pyotr Petroviç’in yanına gittim.
    Umut doluydum ama aynı zamanda da
    heyecandan ölecektim

    Görüyorsunuz Varenka, belki
    değerli insanlar olabilirler ama hepsinin de burnu
    büyük. Neden onlara muhtacız sanki?


    Yarın onu görmeye gideyim mi? Ne diyorsunuz
    meleğim? Eğer borç para bulamazsam başım
    derde girer. Ev sahibim beni evden çıkarmak
    üzere, artık yemek de vermeyecek. Çizmelerim
    de berbat durumda. Ceketimde düğme kalmamış.
    Ya amirlerimden biri bu durumu fark edecek
    olursa? İşte o zaman çok kötü olur Varenka!
    Makar Devuşkin


    Size yardım edememektense ölürüm daha iyi!
    Yapamayacak olursam ölürüm Varenka, ölürüm!

    Neden dikiş dikmek zorunda kalasınız?
    Neden çalışmak zorundasınız? Neden güzel
    başınızı ağrıtıyorsunuz, güzelim gözlerinizi
    yıpratıyor, sağlığınızı bozuyorsunuz? Ah Varenka
    ah!

    Yani sizce ilk görüşte böyle
    bir güven bırakabilir miyim? Daha ilk bakışta
    benim hakkımda iyi bir izlenim edinirler mi?
    Görünüşümü gözünüzün önüne getirin, sizce
    güven verebilir miyim? Ne dersiniz?

    Bütün
    mektuplarınızı dikkatle okuyorum ve her bir
    mektubunuzda kendiniz için olmadığı kadar
    benim için endişelendiğinizi görüyorum.
    Kuşkusuz insanlar iyi bir kalbiniz olduğunu
    söylerler ama bence bu çok fazla.

    Eğer insan başka
    birisinin dertlerini bu denli ciddiye alıp ilgilenirse
    sonu mutsuzluk olur!


    Göreceksiniz, her şey yoluna girecek. Her şey
    düzelecek. Aksi hâlde böyle yaşamanız, hep
    insanların acılarına üzülmeniz, perişan olmanız
    çok kötü sonuçlar doğuracak. Hoşça kalın
    dostum. Size yalvarıyorum benim için
    endişelenmeyin V.D



    Varenka, küçük güvercinim!


    Evet meleğim, ben de kendi
    kendime yüreksiz olmamam gerektiğini
    söylüyorum.

    işe giderken giyeceğim
    ayakkabılarımın hâlini siz de biliyorsunuz. Sorun
    bu Varenka. Bilirsiniz böyle sorunlar insanı yer
    bitirir. Ama aslına bakarsanız ben sadece kendim
    için üzülmüyorum, sadece kendim için sıkıntı
    çekmiyorum. Ben ayazda bile dışarı paltosuz ya
    da ayakkabısız çıkmaya aldırmam. Buna
    dayanabilirim, her şeye katlanırım. Sıradan, basit
    bir insanım ben. Ama insanlar ne derler? Paltosuz
    dolaşırsam sivri dilli düşmanlarım neler
    konuşurlar? Bilirsiniz, insan başkaları için giyinir.
    Ayakkabılar insanın onurunu ve adını korumak
    içindir. Delik ayakkabılarla insan hem onurunu
    hem de namını kaybeder. Buna inanın,
    deneyimlerime güvenin küçüğüm. O çalakalem
    yazan yazar müsveddelerini değil, dünyayı ve
    insanları iyi tanıyan bu ihtiyarı dinleyin.


    Bilirsiniz, insan başkaları için giyinir.

    Ah Varenka, o anda keşke yer yarılsaydı da
    içine girseydim. Donakaldım. Ayaklarım kaskatı
    oldu. Buz gibi bir şey sırtımdan aşağı indi. Ona
    baktım, o da bana baktı.

    İşte herkes bana böyle davranıyor. Bu
    insanlar için ayakkabılarını sildikleri bez kadar
    değerim yok.

    İşte herkes bana böyle davranıyor. Bu
    insanlar için ayakkabılarını sildikleri bez kadar
    değerim yok.

    “Seni aptal seni,”
    “Sensin,

    Böyle yaşamak utanç verici.


    Sanki yersiz yurtsuz
    bir serseriyim.

    Bu büyük bir felaket! Bu benim
    sonum! Bir daha iϐlah olmaz bir şekilde
    mahvoldum.
    M. D.

    Bugün bizi ziyarete gelirseniz biraz teselli
    bulacağım.
    V. D.


    Aklımı
    kaçıracağım. Hiç utanmıyor musunuz? Kendi
    kendinizi mahvedeceksiniz. Adınızı bir düşünün!


    Onurlu bir beyefendi ve kendisine saygısı olan
    bir insansınız. Herkes duyarsa neler olur?
    Utancınızdan ölürsünüz! Hiç Tanrı korkunuz yok
    mu?

    Size
    bizi görmeye gelmenizi söylemiştim ama
    gelmediniz. Demek ki benim gözyaşlarımın ve
    yalvarmalarımın sizin için bir anlamı yokmuş
    Makar Alekseyeviç

    Lütfen bize gelin, göreceksiniz size iyi gelecek.
    Beraber okuruz, geçmişi anarız.



    Ben yalnız sizin için
    yaşıyor, sizin hatırınız için burada kalıyorum.

    fakirliğin günah
    olmadığını unutmayın. Aslına bakarsanız
    ümitsizliğe kapılacak ne var? Hepsi geçici!

    Tanrı’ya
    güvenin, o her şeyi düzeltecektir.
    V. D.


    Utanç duyuyorum Varvara Alekseyevna,
    canım, utanç duyuyorum.

    Ayakkabımın tabanı düşüyor ve ben buna hiç
    aldırmıyorum. Taban dediğiniz nedir ki? Sıradan,
    çamurlu, pis bir şey! Zaten ayakkabılar
    saçmalıktır! Yunanlılar ayakkabısız dolaştılar da
    bizim gibi insanlar neden acaba böyle önemsiz
    şeyleri konu ederek zaman kaybediyorlar ki? O
    zaman neden beni küçümseyip aşağılıyorsunuz?

    Ben de çok
    üzülüyorum ve ağlıyorum. Size mutluluk ve
    sağlık diliyorum. Bana gelince mutluyum,
    sağlığım yerinde meleğim.
    Dostunuz,
    Makar Devuşkin

    Suçlu olduğumu bilerek cesaretimi
    kaybettim.
    Ben kötü bir insan değilim, zalim değilim

    İnsanın sizi incitebilmesi için kana susamış bir
    kaplan olması gerekir güvercinim. Oysaki benim
    kuzu gibi bir kalbim var

    Çok duygulu ve iyi bir
    insan. Ben de çok duyguluyum, bütün bunlar bu
    yüzden başıma geliyor zaten

    Benim aptal olduğumu
    söylüyorlardı, ben de onlara inanıyordum. Ama
    siz gelince, karanlık dünyam aydınlandı. Kalbim
    ve ruhum aydınlandı. İçime huzur doldu. Başka
    insanlardan daha kötü olmadığıma inanmaya
    başladım


    Siz
    her şeyi bildiğinize göre gözümde yaşlarla size
    yalvarıyorum, lütfen artık beni sorgulamayın.
    Kalbim kırılıyor, bu bana çok acı geliyor.
    Saygılarımı sunuyorum.
    Sadık dostunuz,
    M.D



    3

    lütfen artık beni sorgulamayın.
    Kalbim kırılıyor, bu bana çok acı geliyor.
    Saygılarımı sunuyorum.
    Sadık dostunuz,
    M.D


    Köydeyken sonbaharı nasıl da severdim! O
    zamanlar çocuktum ama ne duygular yaşardım.
    Sonbahar akşamlarını, sabahlarından daha çok
    severdim. Evimizin birkaç yüz metre ilerisinde
    bir tepenin altında bir göl olduğunu hatırlıyorum.
    Hâlâ görür gibiyim. Bu göl kocaman, aydınlık ve
    kristal kadar pürüzsüzdü. Bazen eğer durgun bir
    akşamsa göl de sakin olurdu. Su ayna gibiydi.

    Su ayna gibiydi.
    Taptaze ve soğuk!

    Çok
    mutlu olurdum! Daha küçücük bir çocuktum...


    Çok
    mutlu olurdum! Daha küçücük bir çocuktum...

    Biz çocuklar,
    dudaklarımızda gülümsemeyle birbirimize
    sokulurduk.

    Çocukluğum
    hayatımın altın çağıydı!..

    Onları hatırladıkça çocuk gibi ağlıyorum.
    Her şey öylesine canlı gözlerimin önüne geliyor
    ki, bütün geçmişim aydınlık bir şekilde önümde
    duruyor ama bugünüm karanlık ve kasvetli! Nasıl
    bir sonum olacak acaba, nasıl? Biliyorsunuz, bu
    sonbahar öleceğime inanıyorum. Çok hastayım.
    Hep ölümü düşünüyorum. Ama böyle ölmek ve
    buraya gömülmek istemiyorum.
  • Not: Yazdığım yazıların tamamını bu gönderide okuyabileceğiniz gibi, her bir yazının başlıklarının yanına koyduğum linklerden gönderilerin sayfasına tek tek de ulaşabilirsiniz.

    MASALLAR:
    1- Çoban Köpeği ile Sokak Köpeği: #36186167
    2- Minik Kedi Yavrusu: #36584901
    3- Köpek Balığı ile Hamsi: #48983632

    ŞİİRLER:
    1- Sirâyet: #35767399
    2-

    --------------------------------------------------------------------

    ÇİÇEK ile ODUN

    Gözyaşlarınla soldun
    Saçını başını yoldun
    Yüreğimin ta derininde
    Sessiz sevdâm oldun

    --------------------------------------------------------------------

    Varlığım yokluk benim.

    --------------------------------------------------------------------

    CİLVEGÂH*

    Âşkın derine devir
    Cânan nâdide nevir**
    Gönlüme vur ateşi
    Yangın yerine çevir

    * Cilve edilecek yer.
    ** Bet beniz, yüz rengi.

    --------------------------------------------------------------------

    Yüreğim, sende tutundu.

    --------------------------------------------------------------------

    Nerede olursan ol, nereye gidersen git, nereye bakarsan bak, sana olan sevdâm; sözlerimdedir, gözlerimdedir, yüreğimdedir, seninledir...

    --------------------------------------------------------------------

    Sevdiğim her şey sende vukû' bulmuş...

    vukû': olmak, meydâna gelmek.

    --------------------------------------------------------------------

    Sen; yağmurlardan sonra gelen, içimi ısıtan bir güneşsin.

    --------------------------------------------------------------------

    Mükemmel insân yoktur; kusurlarını örtbas edebilen, mükemmeliyetçi insân vardır.

    --------------------------------------------------------------------

    İnsânların en güçlü silâhları kitâplarıdır. En büyük cephâneleri de düşünceleridir. En başarılı askerleri ise fikirleridir. Güç, cephâne ve askerden daha mühim olan bir şey varsa o da insânın, içten teslimiyetle kalbinde hâsıl olmuş, samîmî bir imân varlığıdır.

    --------------------------------------------------------------------

    DÂVET-İ RÂHMANÎYE*

    Tâlibim kapına ey yâr!
    Aç kollarını beni sar...
    Seni yaşadıktan sonra
    Bu kalp senin için var.

    * Râhman-î Dâvet

    --------------------------------------------------------------------

    ANDELÎB-İ ÂŞK*

    Söyle anne yerin dolar mı?
    Nûr gibi mis yüzün solar mı?
    Dünyaya getirdiğin evlâdın
    Kokladığın gülleri yolar mı?

    * Âşk Bülbülü

    --------------------------------------------------------------------

    Râvîyi* hârık** sandık ama anlamayı muktedir*** saydık.

    * anlatan
    ** hârika
    ** güçlü

    --------------------------------------------------------------------

    Doğru olanı, doğru zamanda kavuşmak için beklemenin, daha doğru olduğunu düşünüyorum.

    --------------------------------------------------------------------

    ADEM-İ MALÛMİYET*

    Bir pınarın taşındayım
    Umutların başındayım
    Kardelenler çiçek açmış
    Ekmeğinde aşındayım

    * belirsizlik.

    --------------------------------------------------------------------

    BÎ-RÂHE*

    Taştım taşacağım, bir türlü sığamadım benliğimde,
    Cefakâr bedenim, sarıp sarmalıyor bilinmezliğimde,
    İki bahar arasında sıkıştım kaldım, ağlasam mı gülsem mi?
    Esip gürlesem, yaksam yıksam her şeyi, sensizliğimde.


    * Çıkmaz sokak.

    --------------------------------------------------------------------

    * Yazmakla yanmak arasında ne kadar güçlü bir bağ var ise kanmakla kanamak arasında da mutlak bir bağıntı vardı.

    --------------------------------------------------------------------

    * Düşen, ayağa kalktığında, daha sağlam adımlar atar.

    --------------------------------------------------------------------

    * Ölümü bir kere tadan, bir daha dünyaya meyletmiyordu.

    --------------------------------------------------------------------

    * Hadi tut elimden
    Bana, senin gözünden yaşamayı öğret!

    --------------------------------------------------------------------

    * Annem: Gelen, giden oldu mu?
    Ben: Gelmeyenler ve gidemeyenler...

    --------------------------------------------------------------------

    * Sen, benim kalbimin elektriğisin. Aramızda çok büyük fırtınalar da kopsa sen gitme!

    --------------------------------------------------------------------

    * Ben, sana; âşk, sadakât ve güven vadediyorum.

    --------------------------------------------------------------------

    * Gözyaşların, bu gökyüzünün yağmurları gibi; rûhumun en karanlıklarına işliyor, beni benden alıyor, derinden sarsıyor, hüznün sancağına yerleştiriyor.

    --------------------------------------------------------------------

    YOLUNA DİLLER DÖKTÜM
    "Dünyadaki varlığım seninle bütünleşti."

    --------------------------------------------------------------------

    VUSLAT*

    Bağışlayan'a:

    Sen, dışarıdan anahtar deliği olmayan kalbimin kapılarını, içeriden sonsuza kadar açılmamak üzere kilitleyip en merkezine yerleştin. Rûhumun yönetim merkezini ele geçirip tüm bedenimi, en ufak zerresine varana kadar, her yerini istîlâ ettin. Bütün duyu organlarımın ayarını bozup hâkimiyeti Sen'de olmak üzere kontrolü ele geçirdin. Sen var ya Sen, varlığı bir, kudreti sonsuz olan, eşi ve benzeri olmayan Sen, O'nu bana bağışladın! Hamd-ü senâlar** sana...

    Bağışlanan'a:

    Cennet kokulum, nûr yüzlüm, hoşgeldin... Gönlü pak, neşesi huzur olan yârim, hoşgeldin... Hoşgeldin, güzel sultânım, biricik sevgilim, sonsuz ve tek âşkım... Hoşgeldin, varım yoğum, alınyazım, gönlümün şifâsı, cânım, cânanım hoşgeldin...

    * (Sevgiliye) ulaşma, erişme, kavuşma.
    ** Cenab-ı Hakk'a hamd ve O'nu isimleriyle medhetmek.

    --------------------------------------------------------------------

    BOZUK RİTİM

    Yaradan,
    Her şeyi yoktan var eden,
    Yaratılanları birbirine
    Bağlayan, kenetleyen!
    Onu çıkardı karşıma.
    Kâderime yazılan,
    O yazılmışların en güzeli...
    Nâdîde bir şiir, belki sıradan!
    Ama zâtıma* mahsûs,
    Okudukça okuyasım
    Dinledikçe dinleyesim
    Gelir, bir âfet-i devrân!**

    Gayritabiî*** bir durumu da yoktu öyle.
    Olması gerektiği gibi
    Sade ve yâlın,
    Biraz serseri,
    Biraz da şımarık...
    Ve nev-i şahsına münhasır****
    Bir karâkteri,
    Bir de muvâzenesiz***** bir
    Hâli vardı, beni benden
    Alan, vermeyen!

    *********************
    * kendime
    ** devrin güzeli
    *** olağan dışı
    **** kendine özgü
    ***** dengesiz

    --------------------------------------------------------------------

    GİRDÂP*

    Gözlerinin keskin uçurumlarından düşüyorum.
    Kendimi, kalbinin kuytu köşelerinde buluyorum.
    Mide sancılarında çalkalanıp kaybolurken
    Bilinmez karanlıkların içinde savrulup gidiyorum.


    * burgaç, dönme, eğrim, çevri, anafor.

    --------------------------------------------------------------------

    ACZ

    Deniz adamı sakin denizlerde
    Yüzerdi her zaman ki gibi
    Bir daldı mı derinliklere
    Amansız çırpınışlarda
    Bulurdu kendini

    --------------------------------------------------------------------

    CANHIRAŞ*

    İçimin hengâmesinde** sarardı yapraklarım
    Gönlümün yıkılışında kapandı kapılarım
    Anlamak kâderimde yaralanmaksa
    Rûhumun çırpınışında sonlandı duygularım

    * Yürek parçalayan, dayanılamayacak şekilde üzüntü veren.
    ** Patırtılı, gürültülü olay; kavga.

    --------------------------------------------------------------------
    Link: #35767399

    SİRÂYET¹

    Ey fâni, tefekkür² et, eyleme gönlünü vîrân³
    Zevâhirine⁴ aldanıp da sanma kendini mîrân⁵
    Haddizâtında⁶ şu ehven-i şer⁷ dünyada
    Âmiyâne⁸ şeylerle meşgul olma her ân

    1 başkalarına geçme, bulaşma
    2 düşünme, düşünüş
    3 yıkılmış, yıkık
    4 dış görünüş
    5 sultan, paşa, bey
    6 aslına bakacak olursak, aslında
    7 kötünün iyisi
    8 basit, sıradan

    --------------------------------------------------------------------

    VURACAKSAN SEN VUR

    Vuracağım seni demiştin ya!
    Çoktan vurdun sen beni.
    Ateş ettin!
    Bitmeyen şarjörünle*
    Mermi gibi gözlerinle
    Delik deşik ettin.

    * güzel düşüncelerinle, aşkınla, sevginle, cilvenle

    --------------------------------------------------------------------

    HÂLETİRÛHİYE*

    Biz olmalıydık, sokağımızdan güz gitmeden
    Haşin rüzgârların kızgınlığı sönüp dinmeden
    Gözlerden uzak iki göz evimizde
    Diz dize dinlediğimiz, en son şarkı bitmeden

    * Rûhsal durum

    --------------------------------------------------------------------

    DERT ÇUKURU

    Âşk hiç ummadığın bir ânda gelir rûhuna,
    Hesap etmeden, ânsızın...
    Kala kalırsın, anlamazsın bîçâre*
    Derinliklerde kalır bir yâr, bir de yâre...*

    * Çâresiz.
    ** Yara.

    --------------------------------------------------------------------

    SERZENİŞ

    Gülüşünü ömrüme,
    Gecemi gündüzüne,
    Sevdâmı sevdâna,
    Kat da sev beni...

    --------------------------------------------------------------------

    MEBHÛT*

    Uyku denen illet
    Vakit desen zillet
    Günün bu saatinde
    Uyunur mu millet?

    * Şaşkınlık içinde kalmış olan.

    --------------------------------------------------------------------

    ADEM-İ TAHAYYÜZ*

    Yokluğun suya hasret bir kara toprak
    Kâderim derin, bulanık bir bataklık!
    Sensizlik, hırçın okyanuslarda
    Liman arayan bir gemi!

    Battıkça çıkamadığım, çırpındıkça
    Dibe gittiğim bir girdâp gibi...
    Zaman sanki belirsizliği seçmiş
    Kurtar beni bu bilinmezlikten.

    * Mekândan münezzeh oluş.

    --------------------------------------------------------------------

    NAMÜTENÂHÎ* ÂŞK

    Seni tanımak istiyorum, sana dair her şeyi...
    Her ân'ını yaşamak, mutluluğuna ortak olmak...
    Huzûr bulduğum, neşem, varım yoğum, alın yazım
    Seninle sonsuzluğa el ele yürümek istiyorum...

    * Sonsuz

    --------------------------------------------------------------------

    KASVET*

    Aralandı bana bir ara
    Gecenin rengidir kara
    Zehriyle hemhâl** oldu
    İçimdeki kapanmayan yara!

    * Sıkıntı.
    ** Bütünleşmek.

    --------------------------------------------------------------------

    Şeb-i Âlâ*

    Ve bir gün daha bitti.
    "Merhaba" yeni bir günde, güneşe hasret gecelerimin güzelliği...
    Gönül penceremden sesleniyorum:
    "Uykunun en tatlı rüyâlarında bul kendini. İyi geceler..."

    * İyi geceler

    --------------------------------------------------------------------

    Bâd-ı Hazân*

    Rüzgârlı bir bahçem var, gönlümün serinliğinde.
    Rûhum seni arıyor, düşüncelerin gizliliğinde.
    Buğulu, bulanık gözlerde saklıyorum
    Hüznün terketmediği, ömrümün derinliğinde.

    * Sonbahar Rüzgârı

    --------------------------------------------------------------------

    GÜZE GÜN AYDI

    Gözlerini aç hadi, senli benli rüyâları bırak da
    sonbaharın hüzünlü yağmurlarını seyret, sabah pencerenden.
    her gün aslında yağmurlu bir gün bende, gözlerimdeki yaşlar
    oluk oluk akan sular gibi, seller oldu herşeyi yıkıp geçen.
    sen pencerenden bakmaya devam et,
    ıslanmış bir ben olacak senin âşkından.
    eğil de bir şey fısıldayacağım:
    Günaydın, beni sonbaharında ıslatan ey güzeller güzeli kız...

    --------------------------------------------------------------------

    HAFÎ*

    yıpranmış sayfalarda buldum seni...
    baş harfini kazıdığım...
    sonu yazılmamış kelimelerde...
    çizilmiş karalanmış kalplerde...

    * Gizli, saklı şey.

    --------------------------------------------------------------------

    GÜZ

    Dalgalar sahile çarpar
    Esme ey deli rüzgâr
    Sen esince nasıl da
    Yüreğim sızlar

    --------------------------------------------------------------------

    AŞK-I HÜDÂ

    Savrulan bir kıvılcımınla parlıyorum.
    Sevgime ateşini atıp harlıyorum.
    Dünya yansa ne yazar!
    Gönlümdeki yangınınla kavruluyorum.

    --------------------------------------------------------------------

    KALBİMDEKİ İMÂN*

    1
    Âşk seninle güzel
    ve ekledi:
    Gerçek âşka giden yolda
    Benimle gel...

    2
    Kutsal itâatim koşulsuz
    ve gökler aydınlandı:
    Hakk emânetimi korumak için
    Benimle uç...

    3
    Rabbinin adı ile başla
    ve okurken dedi:
    İndirilenlerin doğruluğuyla gerçekliğini
    Benimle gör...

    4
    Müjdeleyicilerin yolundan yürü
    ve açıkladı:
    Haber verilen emirlerle yasakları
    Benimle bil...

    5
    Sadakâtim sonsuz
    ve devam etti:
    Sonu olmayan başlangıcı
    Benimle sev...

    6
    Farket bütün olan, biteni
    ve teslimiyetle söyledi:
    O'ndan gelip O'na giderken
    Benimle kal...

    *İmânın şartları

    --------------------------------------------------------------------

    GELECEKTEKİ GELMEKTE OLANA BİR MEKTUP!

    Bugün ayrı bir özledim seni. Biliyorum ve inanıyorum ki bir gün karşılaşacağız ve ebediyete kadar ayrılmayacağız. Söylesene bensiz ne yapıyorsun? Sahi ne yapıyorsun şimdi? Günün nasıl geçti? Dün ne yaptın meselâ? Günlerin, ayların, yılların bensiz nasıl geçti? Düşünmeden alamıyorum kendimi. Sen de beni merak ediyor musun? Nerede kaldı bu adam? Hangi boş işlerle uğraşıyor diye düşündün mü hiç? İnan seni bekliyorum, hasret kaldığım! Sensiz yarım yaşamaya çalıştığım hayâtımı, tamamlamanı bekliyorum. Arıyorum seni! Aranmaması gereken yollarda, çıkmaz sokaklarda... Deli divâne dolaşıyorum, kuytu köşelerde, bîtap bir vaziyette, sana ulaşmaya çabalıyorum. Arada bocalıyorum da. Ama olsun seni bulacağım elbet. Bir umut vîrâne binâlarda, ıssız mekânlarda, sana bakınıyorum. Bir iz ümidiyle girmedik yer, çalınmadık kapı, ulaşılmadık şehir bırakmıyorum. Seni arıyorum her yerde. Cadde cadde ilânlar asıyorum. Kaybımı arıyorum! Sensiz geçen zamanlarımın kaybını... Bulamadığımı, özlem duyduğumu arıyorum.

    --------------------------------------------------------------------

    Son Durak!

    Bundan seneler önce, yeni taşındığımız mahallemizdeki hânelerin sayısı 20-30 kadardı. Şimdiki gibi yüksek binâlar da pek yoktu. Herkes birbirinden haberdâr olur, oturulup kalkılır, muhabbetler esirgenmezdi. Yeni birileri taşınsa hoşgeldine gidilir, tanışılır, kaynaşılırdı. Ya şimdi!

    ***

    Bir kış günü, yeni evimizden ilkokula gitmek için, sabah yedideki otobüse binmek üzere evden çıktım. Durağa varır varmaz arkamda sakallı, 65-70 yaşlarında, dinç, yaşlı bir amca belirdi. "Esselâm-ü Aleyküm evlâdım" dedi. Ben de "Ve Aleyküm Selâm amca" dedim. Amca, kendini tanıttı. Aşağı sokaktaki evlerden birinde oturduğunu, komşumuz olduğunu söyledi. Kimin çocuğu olduğumu, ismimi, okulumu, kaça gittiğimi, kısaca öğrenmek istediği bütün soruları bir bir bana yöneltti ve soruların cevaplarını sırayla tek tek verdim.

    Bir süre muhabbet ettikten sonra otobüs geldi. Otobüse bindik, amca yol boyunca kendinin duyabileceği şekilde duâlar okudu, tesbihler çekti. Okula varmam yarım saat kadar sürdü. Amca da benden bir durak sonra ineceğini söylemişti. Ben inerken amca da inmek için hazırlık yapıyordu.

    Ertesi gün, durağa yine erken gelmiştim. Birkaç dakika sonra o amca geldi. Selamlaştık, hâl hâtır sorduktan sonra "Boş boş beklemeyelim, otobüsün gelmesine daha var, gel iki durak geriye yürüyelim, spor da olmuş olur" dedi. Her gün bir iki durak artırıp geriye doğru yürüdük.

    Bir müddet sonra evden daha erken çıkmaya başladık ve son durağa kadar yürüyüyorduk. Yürürken amca duâlar okuyor, tesbihler çekiyordu. Dediği gibi spor da oluyordu. Böylece kendini daha iyi hissediyordu.

    Bir gün "Evlât" dedi. "Biliyor musun, bu otobüs duraklarının bir son durağı olduğu gibi insânın da bir son durağı var. İnsânın son durağı, otobüs durağı gibi değil, istesen de istemesen de son durağına varacaksın. Mühim olan son durağına gelirken tuttuğun yoldur. Yolun bazen pürüzsüz bazen de yolunda çakıl taşları, çukurlar olacak. Bu yol hem yokuşlu hem de inişli bir yol... Tökezleyip düşebilirsin de... Ama ne olursa olsun sabrederek yoluna devam edeceksin." dedi.

    Bugün zil çaldı, kapıyı açtım, yine o amca. "Hadi gel, aşağı sokaktaki komşunun düğünü var, pilav yiyelim" dedi. Ben de "Peki amca, hemen hazırlanıp çıkıyorum" dedim.

    Hazırlandım, çıktım. Yolda yürüyoruz amca sözüne devam etti: "Sıla-i Rahîm'in büyüğü akrabayı, konu komşuyu ziyaret etmek, davetlerine icabet etmektir. Özellikle bayramlarda, düğünlerde, hastalandıklarında ziyaretlerini aksatmamaya gayret göstermektir. Bir gönül alabiliyorsan ne mutlu sana! Sıla-i Rahîm'in küçüğü ise camiyi ziyaret etmek yani cemâatle beş vakit namaza imkânların dâhilinde tâbi olmak, namazında, tesbihâtında ve duânda gönlünü Allâh'a bağlamaktır." dedi.

    Bir iki dakika yürüdükten sonra düğüne katıldık. Düğün sahibi bizi görünce yüzü güldü, memnun oldu. Bize "Hoşgeldiniz, Allâh razî olsun." dedi. Pilavımızı yedik, karnımızı doyurduk. Öğle ezanı okunmaya yakın düğünden ayrılmak için ayaklandık. Düğün sahibi, biz düğünden ayrılırken de "Ayağınıza sağlık, yolunuz açık olsun." dedi. Biz de "Allâh'a ısmarladık" dedikten sonra caminin yolunu tuttuk.

    Velhasılıkelâm, Allâh hiçkimseyi doğru yoldan ayırmasın. İstikâmetimiz ne ise vardığımız yer de orası olacak.

    Selâmetle...

    --------------------------------------------------------------------

    KÖPEK BALIĞI İLE HAMSİ MASALI

    Bir zamanlar Karadeniz'in derin sularında, sürü hâlinde yaşayan, "Çılgın Hamsiler" lâkaplı balıklar varmış. Bu balıklar, dans ede ede yüzerlermiş. Çılgın Hamsiler'in kıvrak ve çevikçe dans edişleri o kadar hârikaymış ki dillere destânmış. Komşu balıkların hem ilgisini çekermiş hem de komşu balıklar gıpta ile hamsileri izlerlermiş. Güzelliklerine de hayran olmayan yokmuş.

    Çılgın Hamsiler'in bir de lideri varmış. Lider, asîl ve güçlüymüş. Liderin birçok yavrusu varmış. Yavrularından biri, diğer yavrulardan daha uyanık ve kötü kişilikliymiş. Bu yavrunun ismi Hamsicân'mış. Hamsicân kanaâtkar olmadığı için, hiçbir şeyden memnun olmaz, menfaâtine uymayan ufacık bir şeyde hır gür çıkarırmış. Geçimsiz ve huysuzmuş. Hamsicân'ın olduğu yerde kavga gürültü hiç eksik olmazmış. Hamsicân, sürekli kardeşleriyle dalaşır, huzursuzluk çıkarırmış. Kardeşlerine karşı baskın çıktığı gibi sürüdeki diğer yavru balıklara karşı da üstünlüğü ele geçirmiş.

    Günlerden bir gün, yavru hamsilerin ebeveynleri her zamanki gibi evlerine yiyecek getirmek için, açık denize açılmışlar ama ne olduysa akşam ebeveynler evlerine dönmemişler. İlk defa, büyükleri olmadan denizin sığ yerindeki yuvalarında yavrular; korku ve tedirgin içinde bir geceyi geçirmişler. Sabaha doğru ebeveynlerinden biri; yaralı, yorgun ve bitkin bir şekilde yuvalarına yaklaşmış. Çok yüksek sesle bağıramasa da "Kaçın!.. Kaçın!.." diye sesini yavru balıklara duyurmaya çabalıyormuş. Hamsicân erkenden uyandığı için, uzaktan gelen sesi, yavruların içinden ilk fark eden o olmuş. Sesi, daha sonra bütün yavru balıklar işitmiş. Yaralı ebeveyni hemen tanımışlar. Bu gelen, Bilgin Dede'ymiş.

    Yavruların yanına gelen Bilgin Dede, biraz soluklandıktan sonra, gözleri yaşlı bir şekilde, yavru balıkların ebeveynlerinin başına gelenleri, tek tek anlatmaya başlamış:

    "Yavrucaklarım!.. Dünkü yiyecek arayışımız sırasında, daha önce hiç karşımıza çıkmayan, efsânelere konu olan, ismine Köpek Balığı denilen, dev bir balık yolumuzu ânsızın kesti ve sürümüzde ne kadar balık varsa, hepsini parçalayıp yuttu. Malesef ki ebeveynleriniz artık hayâtta değil, çok üzgünüm." demiş.

    Bilgin Dede'nin yaralı hâlinin şokunu üzerlerinden henüz atamayan yavrucaklar, bütün ebeveynlerini kaybettiğini anlayınca, önce derin bir sessizliğe bürünmüşler, daha sonra feryat figân ağlamaya başlamışlar. Bütün yavruların gözyaşları, denizin tabanında kümelenmiş. Çünkü, gözyaşlarının tuz yoğunluğu, deniz suyundan daha ağırmış ve ilginçmiş ki denize karışmıyormuş. Bilgin Dede, bu sıradışı durumu daha önce yavrucaklara anlatmış ama onlar, bu doğa olayını şimdi farkedemeyecek kadar üzgünlermiş. Bilgin Dede evine geçip yaralarını sardıktan sonra dinlenmeye başlamış.

    Aradan biraz zaman geçince Hamsicân, intikâm dolu sözlerle Köpek Balığı'nı yok edeceğini haykırıp yavru sürüsüne kendi liderliğini ilân etmiş:

    "Arkadaşlarım!.. Bundan böyle sürümüzü ben yöneteceğim. Benim söylediklerimi harfiyen yerine getirmenizi ricâ ediyorum." demiş.

    Yavruların hiçbiri, bu durumdan memnun değilmiş. Bilgin Dede hayâttayken, bu duruma razî olmayacağını da biliyorlarmış.

    Bilgin Dede, birkaç gün dinlenip kendini topladıktan sonra yavruları bir araya toplamış:

    "Yavrucaklarım!.. Elzem bir olay sonucunda bu duruma düştük. Aç olduğunuzu biliyorum. Yakın bir mesâfede, daha güvenli bir yer var. Orası, yiyecek bakımından buradan daha iyi ve güvenilir. Birazdan oraya geçeceğiz. Hazırlığınızı yapın." demiş.

    Bilgin Dede önderliğinde yavrucaklar, hüzünlü bir vedâ ile büyük ve görkemli yuvalarını terketmişler. Bilgin Dede, eski yuvalarına arada bir ziyârete gidebileceklerini de belirtmiş. Yeni yuvaları hem güzel, hem güvenilir, hem de yiyecek bakımından epey zenginmiş. Eski yuvalarına göre yeni yuvaları, biraz küçük bir alana sahipmiş ama sürü eskisi gibi kalabalık olmadığı için, sorun teşkil etmiyormuş.

    Günlerden bir gün Hamsicân, intikâm almak için, Köpek Balığı'nı aramaya koyulmuş. Çok toy olduğu için, açık denizde yolunu kaybetmiş. Birkaç gündür aç, sefil ve yorgun bir hâlde ilerlerken, bir yiyecek alanına rastgelmiş. Güzelce karnını doyurup tekrar yola koyulmuş. Hamsicân yola koyulmasıyla bir ânda, Bilgin Dede'nin anlattığı o dev balık, karşısına çıkagelmiş. Önce biraz tırsmış ama cesaretlenip Köpek Balığı'na doğru ilerlemiş. Hamsicân, tek başına olduğu için Köpek Balığı, onu farketmemiş ve önünden geçip gitmiş. Hamsicân, Köpek Balığı'nın kendisinden korkup kaçtığını sanarak arkasından kovalamaya başlamış.

    Bir müddet sonra, Köpek Balığı kocaman ağzını açıp âni bir manevra yaparak hızlı bir şekilde, 180 derece dönmüş. Zavallı Hamsicân, bir ânda kendini karanlık bir boşlukta bulmuş. Artık, Köpek Balığı'nın midesindeymiş ve nefes almakta güçlük çekiyormuş. Hırsına kurban gittiğini anlamış anlamasına ama iş işten geçmiş ve son nefesini verip ölmüş.

    Günler, haftalar geçmiş. Sürü, Hamsicân'dan ümidini kesmiş. Bilgin Dede, her zamanki gibi yavruları arada sırada toplayıp nasihâtlerde bulunuyormuş. Yine günlerden bir gün:

    "Yavrucaklarım!.. Öfkeyle kalkan, zararla oturur. Dik başlı olmayınız. Önemli konularda ortak karar alınız. Birliğinizden ayrı hareket etmeyiniz. Herkes farklı fıtratlardadır. Önemli olan, birbirinizle iyi geçinmektir. Hâl ve hareketlerinizde uyum sağlayınız. Birbirinizi daima koruyup kollayınız. Yapıcı olunuz, yıkıcı olmayınız. Saygı ve sevgiyi her zaman, ön planda tutunuz. Birbirinizin hakkına riâyet ediniz ve hak yemeyiniz. Âdil davranınız. Adâletle hareket ediniz. Çalışkanlığınızdan ödün vermeyiniz. İstikâmet üzere dosdoğru olunuz. Hâyır ve yardımda öncü olmaya devam ediniz." demiş.

    Yavrucaklar, Bilgin Dede'nin nasihâtlerine uyup musmutlu, güzel bir hayât sürmüşler.

    --------------------------------------------------------------------

    MİNİK KEDİ YAVRUSU MASALI

    Bir zamanlar, büyük bir şehirde, dokuz yaşında, zeki mi zeki, güzel mi güzel, ismi Ayşecik olan bir çocuk yaşarmış. Ayşecik'in hiç kardeşi yokmuş. Annesi ve babası çalıştığı için, evde cânı çok sıkılıyormuş.

    Bir gün, annesine:

    "Anneciğim, cânım çok sıkılıyor. Okulda kardeşi olmayan arkadaşlarımın kedisi veya köpeği var. Ben de bir tane kedi istiyorum. Ne olur, bir tane kedi alalım!" diyerek ağlamaya başlamış.

    Gerçekten de Ayşecik'in evde cânı çok sıkılıyormuş. Annesi, kızının bu hâliyle ilgilenmemiş. Çünkü kedileri pek sevmiyormuş. Zaten kızıyla da vakit geçirmezmiş. Ayrıca vicdânsız bir kadınmış. Ailesini pek önemsemezmiş. Varsa yoksa hayatı işten ibâretmiş. İş çıkışı eve geç gelirmiş. Haftasonları da alışveriş merkezlerinden hiç çıkmaz, pahalı pahalı eşyalar alır, maaşını har vurup harman savururmuş. Ayşecik de küçük yaşına rağmen pek hamaratmış. Olgun insânlar gibi evin temizliğini yapar, yemek pişirir, bulaşıkları yıkar, yıkanan çamaşırları serermiş. Çamaşırlar kuruduktan sonra da ütülermiş.

    Ayşecik, annesine anlattığı gibi, gözyaşları içinde, babasına da durumu anlatmış.

    "Annem, kardeşimin olmasını istemiyor, kedi almamıza da olumlu bakmıyor. Bir tane kedi istiyorum babacığım! Lütfen alalım, evde çok bunalıyorum. Okuldan eve gelince evde yapayalnızım. Siz, eve çok geç geliyorsunuz. Benimle doğru düzgün ilgilenmiyorsunuz. Apartmanda hiç arkadaşım da yok. Ne olur, bir tanecik kedi istiyorum. Olur mu babacığım?" demiş.

    Babası, kızının bu hâline çok üzülmüş. Ertesi gün, babası işten çıktığı gibi, ismine petshop denilen evcil hayvan dükkanına gitmiş. Dükkandan bir tane yetişkin bir kedi satın almış. Kediyi güzel bir kafese koydurtup eve doğru yola çıkmış.

    Odasında ders çalışan Ayşecik, babasının evin ziline basmasıyla koşar adım giderek kapıyı açmış. Karşısında babası ve babasının elindeki kafeste, tüyleri pamuk gibi bembeyaz olan bir kedicik varmış. Ayşecik mutluluktan kulakları çınlatan bir çığlık atmış. O kadar çok sevinmiş ki ağzı kulaklarına varmış.

    Babasının elinden kafesi aldığı gibi odasına götürmüş. Kafesi açmış. Kediyi kafesten çıkartmış. Kediye önce sarılmış, sonra da kediyi öpüp koklamış. Mis gibi kokuyormuş kedi. Ayşecik bu kez mutluluktan ağlıyormuş. Kedi de çok sevildiği için mutluluktan mırlıyormuş. Kedi o kadar çok mırlıyormuş ki, Ayşecik kediye 'Mırmır' ismini vermiş.

    Ayşecik'in artık cânı hiç sıkılmıyor, günlerinin büyük bir bölümünü, Mırmır ile eğlenerek geçiriyormuş.

    Gel zaman git zaman, Mırmır komşu evlerin balkonlarında gezmeye, yeni arkadaş kediler edinmeye başlamış.

    Bir gün, Mırmır hamile kalmış. Hamileliğinin son günleri hastalanmış. O kadar hâlsizleşmiş ki, yattığı yerden kalkamıyormuş.

    Bir müddet sonra Mırmır'ın dört tane yavrusu dünyaya gelmiş gelmesine ama yavrulardan üç tanesi ilk günü atlatamamış, ölmüş. Mırmır ölen yavrularına o kadar çok üzülmüş ki, gözyaşları içinde miyavlıyormuş. Mırmır'ın da pek durumu iyi değilmiş. Mırmır, ölen yavrularının acısına dayanamayıp iki gün sonra o da ölmüş.

    Ayşecik, bir yandan Mırmır'a, bir yandan da ölen yavrulara ağlıyormuş. Yaşayan yavru ise anne sütü ile beslenemediği için, o kadar cılızmış ki tüy gibi hafifmiş. Ayşecik, yavruya bakmakta zorlandığı için, Ayşecik'in annesi yavruyu, Mırmır'ı aldıkları dükkana götürüp vereceğini söylemiş. Annesinin çok sevdiği, maaşının yarı fiyatına satın aldığı ayakkabının, işe yaramayan kutusunun içine annesi yavruyu koymuş. Kutunun içindeki yavruyu, arabasının ön koltuğuna koyup arabayı sürmeye başlamış. Hava bir ânda kapanmış. Simsiyah bulutlar, her yeri kaplamış. Hafiften yağmur atıştırmaya başlamış. Dükkan epey uzaktaymış. Yavrunun çıkardığı sese Ayşecik'in annesi daha fazla dayanamamış. Yolun daha yarısına gelmeden arabayı, yolun kenarında durdurmuş. Ayakkabı kutusuyla birlikte minik yavru kediyi, elektrik direğinin dibine koymuş. Arabasına binip işine doğru arabayı sürmeye başlamış.

    Yağmur şiddetini artırmış. Ayakkabı kutusunun içine yağmur suyu dolmaya başlamış.

    Yoldan gelip geçenler, yağmurdan daha fazla ıslanmamak için, hızlı adımlarla ve koşarak aceleyle gidiyorlar, ayakkabı kutusunun içindeki minik yavru kediyi farketmiyorlarmış. Yavrucuk ise yoldan geçenlere sesini duyuramıyormuş. Zavallıcığın, ıslanmaktan ve üşümekten sesi zaten çok az çıkıyormuş. Yavru kedi, tir tir titriyormuş. Minik kediciğin gözyaşları, yağmur tanelerine karışmış.

    O kadar çok yağmur yağmış ki, yağmur suları sel olmuş. Ayakkabı kutusu, sele kapılıp gözden kaybolmuş. Ayakkabı kutusunu, ne gören olmuş ne de duyan. Kimse, ayakkabı kutusuna ne olduğunu bilmiyormuş.

    --------------------------------------------------------------------

    ÇOBAN KÖPEĞİ İLE SOKAK KÖPEĞİ MASALI

    *************************************

    (Tekerleme Alıntıdır.)

    Bir varmış, bir yokmuş...

    Allâh'ın kulu çokmuş...

    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde...

    Develer tellal iken, pireler berber iken...

    Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken...

    Ak sakal, sarı sakal...

    Berber elinden, yeni çıkmış, kırkılmış, yok sakal...

    Kasap olsam, sallayamam satırı...

    Nalbant olsam, nallayamam katırı...

    Hamama girsem, sorarım natırı...

    Nadan olan bilmez, ahbap hatırı...

    Dereden geldim, sandığa girdim...

    Bir de ne göreyim, köşede bir hanım oturuyor...

    Şöyle ettim, böyle ettim...

    Yüzüne baktım, hanım yerinden kalktı...

    Çıktık birlikte yola...

    Ne sağa baktık, ne sola...

    Gide gide, kaf dağının arkasına geldik ki...

    Ne ileri gidilir, ne geri...

    Sana bir masal söyliyeyim gel beri.

    *************************************

    (Masal Başlangıcı)

    Vaktiyle köyün birinde bir çoban yaşarmış. Köyün bütün koyunlarını dağlarda, ovalarda gece gündüz otlatmaya çıkarırmış.

    Köyün havası şehir merkezlerine göre biraz serin ve soğuk olduğundan, çobanı soğuklardan ve gece ayazlarından koruyan, kolsuz ve dikişsiz, keçeden dövülerek yapılmış, ismine kepenek denen kıyafetini, çoban üzerinden hiç çıkarmazmış. Sürüyü otlatmaya çıktığı zaman kavalını çalar, sürüye hâkimiyet sağlarmış.

    Bir de çobana hem arkadaşlık eden hem de koyunları koruması için çobanın yanında bulundurduğu, heybetli mi heybetli, güçlü mü güçlü bir çoban köpeği varmış. Çok bakımlı, tüyleri görkemli ve parlakmış. Çoban köpeğinin bir hırlamasıyla yer gök inlermiş ki havlamasını siz düşünün artık!

    Çoban köpeği o kadar kuvvetli ve atikmiş ki, sürüye yaklaşacak olan kurtlara hemen müdâhele edermiş. Çoban köpeği ile baş edemeyen kurtlar bir daha sürünün bulunduğu yere yaklaşma cüretinde bile bulunamazlarmış.

    Bir gün, sürünün yanından, sünepe mi sünepe, sefil mi sefil, başı boş, işe yaramaz bir sokak köpeği geçiyormuş. O kadar bakımsızmış ki tüylerinin birçoğu dökülmüş. Sokak köpeğinin dökülmeyen tüylerinin üzerinde ise pireler uçuşuyormuş. Açlıktan derisi kemiklerine yapışmış, kemikleri sayılıyormuş. Sokak köpeği, kuru bir kemik verene, kırk yıl köle olabilirmiş.

    Çoban köpeği hemen sokak köpeğini farketmiş. Yıldırım hızıyla sokak köpeğinin yanında soluğu almış.

    Çoban köpeği:

    "Hey dostum! Niye geziyorsun buralarda?" demiş.

    Sokak köpeği çok yorgun, aç ve susuzmuş ki, çoban köpeğinin söylediklerini zor anlamış.

    Sokak köpeği, çoban köpeğinin yüzüne mânâsız mânâsız bakarak:

    "Hiç, ne olsun, bir parça yiyecek arıyorum. Bir de bir yudum su bulmayı ümit ediyorum." demiş.

    Çoban köpeği, sokak köpeğinin görünüşüne çok üzülüp, hâline acımış. Kendi tabağındaki yiyeceklerden, sokak köpeğine ikrâm etmiş. Yalağındaki sudan da kana kana su içmesine izin vermiş.

    Sokak köpeği güzelce karnını doyurmuş. Susuzluğunu gidermiş.

    Çoban köpeğine dönüp:

    "Dile benden ne dilersen!.. Ne söylersen yapacağım. Emrine âmâdeyim." demiş.

    Çoban köpeği ise:

    "Ben, bu koca sürüyü, zor zaptediyorum. Eğer bana hem arkadaş hem de yardımcı olursan, barınacak bir yerin olur, ayrıca aç susuz kalmazsın!" demiş.

    Sokak köpeği bu teklife çok sevinmiş. Hemen teklifi kabûl etmiş.

    Günler geçtikçe sokak köpeği kendini toparlamış. Sokak köpeğinin dökülen tüylerinin yerinden daha güzel tüyler çıkmış, sarkan kasları kuvvetlenmiş. Eski hâlinden eser kalmamış. Hatta bir süre sonra sokak köpeği o kadar güçlenmiş ki çoban köpeğini bile geride bırakmış.

    (Masal bitişi)

    *************************************

    (Tekerleme Alıntıdır.)

    Gökten üç elma düştü; biri bana, biri dinleyenlere, diğeri de bütün iyi insanlara...

    Artık ne bir dert, ne bir mihnet…

    Devlet üstüne devlet sürüp, balı kaymağa katıp yemişler, içmişler...

    Gayrı karardı köz, tükendi söz; gökten üç elma daha düştü. Anasız kuzulara, kol kanat olanların başına…

    Günlerini gün ettiler ama bir gün geldi, bunlar da adı kalanlara karışıp, hikâyeleri dillere destân oldu.

    --------------------------------------------------------------------

    HAYAT TECRÜBELERİ

    (Yoruma siz de tecrübelerinizi yazabilirsiniz...)

    Kullandığım faturalı telefon hattını başka bir operatöre taahhütlü taşıdım. Yalnız taşıma işlemi yasalara göre 2 ile 4 gün sürüyor ki bu süreyi siz 5 gün olarak hesap edin. Çünkü hesap kesim tarihinize göre fatura geleceği için, taşıma işlemini takip eden birkaç gün sonrasına hesap kesim tarihi vermeyin ki ekstradan fatura ödemek zorunda kalmayın. Yani taşıma işlemini talep ettiğiniz günden bir gün öncesini hesap kesim tarihi yapabilirsiniz. Taahhütten olur da vazgeçmeyi düşünürseniz mümkünse hemen ilk aydan vazgeçin, zîrâ ilerleyen aylarda taahhüt gereği, her ay için faturanın yarısı kadar da cezâ ödüyorsunuz.

    Bir de şöyle bir şey var. Günümüzde internetsiz ev yok sayılır. İş görüşmelerini dâhil etmiyorum, günlük muhabbetler için telefon görüşmelerini yapabileceğiniz uygulamalar mevcut. Mümkünse görüşmelerinizi evdeyken yapın. Operatör firmalarına ekstradan ücretler ödemek, aylık olarak çok gibi görünmese de çekirdek bir aile olduğunuzu düşününce yıllık olarak hesap edilince epey bir fazla meblağ oluyor.

    Bir diğer konu, akıllı telefonlar. Evet, teknoloji çağındayız, en ucuz akıllı telefon şimdi ortalama gelirli birini düşününce maaşının yarı fiyatıyken, en pahalıları maaşının 2-3 katı olabiliyor. Bir de en ufak bir düşürmede, darbede telefonumuz kullanılmaz hâle gelebiliyor veya tamirciye hatrı sayılır miktarda paralar ödeyebiliyoruz. Ayrıca telefonumuzda hiçbir sorun yokken yeni model çıktı, hemen onu almalıyım gibi beyin altına işlenen reklamlar da cabası. Nefsimiz de devreye girip "bak onlarda en yenisi var sende niye yok" dediği ân kaçınılmaz son bizi bekliyor oluyor. Daha telefonumuz eskimeden, kullanışsız hâle gelmeden yenisini almak! Bir de akıllı telefonların tüm özelliklerini kim kullanıyor? Saysak akıllı telefon kullanıcılarının yüzde biri bile değildir.

    Telefonumuzun akıllı olması ekstra maliyetlere sebebiyet vereceği aşikâr. Hâlbuki akıllı olmayan, ucuz yollu, sağlam telefonlar alabiliriz. Evde 1-2 tane dayanıklı tablet olmasının hiçbir sakıncasının olacağını sanmıyorum. İnternet ihtiyacını tabletlerden karşılayabiliriz. Fotoğraf mı çekmek istiyorsunuz, alın iyi bir marka fotoğraf makinası, 20-25 sene kullanın.

    Yani uzun vade de düşününce cebinizde epey bir para kalacağı malum. Teknoloji güzel bir şey ama akıllı kullanınca daha güzel. Büyük bir kitlenin bu yönde kullanımı gerçekleşirse cari açığı da büyük oranda kapatacağımızı da düşünüyorum.

    Hayat tecrübelerden ibâret. Bazen tecrübe elde etmek için cebinizden bir miktar para çıkabilir...