• Üstnot: Bu yazı evrim var mıdır, yok mudur sorusuna cevap arayan bir yazı değildir. Bu yazı evrimin doğruluğu veya yanlışlığına dair tartışma usul ve adabı nasıl olmalıdır, evrime hangi mantıksal çıkarımlarla yaklaşabiliriz sorusuna özellikle inananlar açısından cevap bulma yazısıdır. Keyifli okumalar.


    Bir Müslüman evrimci olabilir mi? Bu konudaki görüşlerimi yazmaya başlamadan önce yazıyı okuyacaklardan ricam az veya çok bu konudaki görüşlerinizi yazmanız. Çünkü burada bulunmaktaki amacım da, herhangi bir şey paylaşırken de sadece geri dönüt almak, kesinlikle ve samimiyetle söylüyorum beğeni değil, hatta bazen okumadan beğenenler olduğunu görünce engelleyesim geliyor öylelerini. Sadece benden çıkan herhangi bir kelimenin dahi karşıdaki yansımasını görebilmek inanılmaz katkı sağlıyor fikir ve düşünce olarak, bana bu katkıyı sağlamak adına fikrinizi yazmanızı istiyorum.

    Tekrar soralım; '' Bir Müslüman evrimci olabilir mi? '' Bir Müslüman olarak kendime cevap verebilmek için uzun süre araştırma yaptım, konu hakkında makaleler, kitaplar okudum. Müslüman evrimci olabilir diyenlerin de görüşlerine ve görüşlerini dayandırdıkları argümanlara baktım, hayır kesinlikle olmaz diyenlerin de. Ve en azından şu aşamada bu pilavın daha çok su götüreceğini söyleyebilirim. Ama geldiğim noktada öğrendiklerim ve gözlemlediklerimi paylaşarak bu konuda işin daha başında olan veya kafası benden daha karışık olanlara yardımcı olmak adına bu yazıyı yazmaya karar verdim.

    1- Evrim Nedir?

    Canlı türlerinin nesilden nesile gen aktarımı ve gen değişimi yoluyla farklı haller kazanması, türler arası geçiş, değişim olarak genel bir ifade ile özetlenebilir bir teoridir. Evren, dünya ya da kimyasal evrim ile karıştırılmaması adına biyolojik evrim olarak da adlandırıldığı olur. Yazıyı okuyacakların bilgi/cahillik seviyesini bilemediğimden '' ama gerçek olsa kanun olurdu '' diyecek ufak bir gogıl araması yapmaktan aciz arkadaşlar için de açıklayayım:

    Teori; '' Bilimde teori veya kuram; bir olgunun, sürekli olarak doğrulanmış gözlem ve deneyler baz alınarak yapılan bir açıklamasıdır. Teori, herhangi bir olayı, vakayı, görüngüyü açıklamak için kullanılan düşünce sistemidir. ''

    Kanun; '' Evrenin başlangıcından bu yana, evrenin her yerinde aynı şekilde etki eden değişmez ve yoruma açık olmayan yasa.''


    Kanun ve teori arasındaki bu kafa karışıklığı biraz da bizim eğitim sistemimizde bu iki kavram arasındaki ilişkinin böyle öğretilmiş olmasından kaynaklı olsa da, hipotez ispatlanırsa teori, teori daha da kesin delillerle ortaya konursa kanun olur şeklindeki hiyerarşik kabul bilimsel camiada bir karşılığı olmayan ve geçerliliğini yüzyıllardır yitirmiş skolastik düşünceden kalma bir safsata sadece.


    2- Evrim ve Yaratılış çelişir mi?

    Çelişmez. Evrim dediğimiz şey kısaca süreç içerisindeki değişim ise bu yaratılış ya da inanma ile nasıl çelişebilir? Hayır Allah bir sürece tabi olmadan bir anda, olduğu şekli ile yaratır diyorsanız; Fussilet suresi 9, 10, 12. ayetlerde geçen Allah'ın yeri iki, yeryüzündekileri dört, Araf suresi 54. ayette geçen altı günde gökleri ve yeri yarattı ifadelerini nasıl açıklıyorsunuz! Haşa Allah tüm bunları bir anda yaratmaktan beri olduğu için mi sürece yayarak yarattı, yoksa yarattıklarını bir sürece tabi olarak yaratmak takdiri ve kanunu olduğu için mi bu şekilde yarattı? Akıl ve muhakemesini yitirmemiş her inanan kabul eder ki ikinci seçenek hem inanç için hem de akıl için daha doğru bir seçenek. (Burada insanın tabi olduğu evrensel ve zamansal süreçten bahsediyorum, yoksa Allah zaman ve mekandan bağımsız olduğundan evrimsel süreçle de yaratıyor olsa bu yine bize göre süreçtir, Allah'a göre andır, Kendisi zamandan bağımsız olduğu gibi Kendi açısından yaratmak ve yok edip yıkmak da zamandan bağımsızdır.) Mesela kendimize bakalım; kendim dahil hiçbir insanın bir ağaç kavuğundan fırlar gibi bir anda şuan olduğu şekli ile birden ortaya çıktığına şahit olmadım. İnsanın kendisinin meydana gelişi bile bir süreç, evrim. İnsanlar olarak en başta sperm ve yumurta olarak zigota> sonra bir çiğnem ete>sonra kemiğe>sonra tekrar ete>sonra doğum ile dünyaya gelmeye>sonra bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik, yaşlılık, derken ölüm ve çürümeye yani bir sürece tabi değil miyiz? Yaratılışı ismen bilsek de yaratmanın ne demek olduğunu, nasıl gerçekleştiğini bütün dinamikleriyle bilmiyoruz. Burada altı çizilmesi gerekilen bir nokta daha var. Kur'an'ı Kerim'in bahsettiği yaratılışın bir süreçle gerçekleşmesi kesinlikle şuan bildiğimiz evrimdir diyemeyiz. Evet benziyor ama Kur'an'ın bahsettiği evrim süreci tam olarak bu süreç mi bu mu bunu kimse söyleyemez. Ve ciddiyetle araştırmak yerine bu şekilde sırf ego tatmini için tartıştığımız sürece de tavuk mu, yumurta mı paradoksundan ve gevezelikten öteye gidemeyiz.



    Bu noktada öz eleştiri yapıp bugün İslam camiası olarak neden araştırma yapabilecek imkanlarımız, teori ortaya koyabilecek bilim insanlarımız olmadığını tartışmak gerekir. Bugün gavur, kafir, ataiz, ya da müslüman olduğu halde ecnebi memlekette yaşıyor diye hain diye aşağılayıp, şeytanlaştırdığınız insanlar atomun en küçük bir özelliğini bulabilmek için bütün servetlerini, enerjilerini, zamanlarını, hayatlarını, belki aileleriyle geçirecekleri mutlu saatlerini hem de büyük bir öğrenme aşk ve şevki ile vakfedebiliyor. Peki biz ne yapıyoruz? Allah'tan geldiğine inandığımız kitabı bir başkasının aklı ve yorumu ile okumaktan öteye gidebiliyor muyuz? Allah kelamı dediğimiz kitabı anlayabilmek için tıpkı bu insanların yaptığı gibi her şeyimizle kendimizi adayabiliyor muyuz? Yoksa Nilgün Bodur kitabı okur gibi ayak ayak üstüne atıp, hiçbir efor ve çaba sarf etmeden rahatlıkla anlayabilmeyi mi umuyoruz Kur'an'ı ve Kainatı? Ya da bunların hiçbirini yapma gereği hatta '' ulan şu burnuma konan sinekten ne farkım var '' demekten bile aciz bir halde, sorgulamadan, düşünmeden, tedebbür etmeden zaten bizim için daha önce düşünmüş hacı, hoca takımının bize söylediklerine kusursuz teslim olup, çaba içinde olana da çamur atıp, darlamak ve kafayı yedirmekle mi yetiniyoruz? Ki bu daha elimizin altında olan Kitap için geçerli olanlar. Bir de içinde yaşadığımız güneş sisteminin bile çölde kum olmadığı kainatı anlamak için sarf edilmesi gereken enerjiden hiç bahsetmedim, oraya girsek hiç çıkamayız işin içinden!



    3- Peki madem Evrim Yaratılış ile çelişmiyor, inanan kesim neden Evrim lafını duyunca kutsal damacadan su fırlatmak suretiyle ifrit kovalar gibi evrim lafını edenleri şeytanlaştırıyor?


    Durumun böyle olmasında birkaç farklı etken olduğundan cevapları da farklı farklı. En azından kendi gözlemlediklerimi yazacak olursam;


    1-Dini alandaki hemen her türlü kabulü değişmez yorumlar olarak kabullenen, inandığından bihaber inananların bu konudaki bağnaz tutumu. Bu kesim Kur'an'ın '' atalarının dininin peşinden gidenler, akletmeyen, düşünmeyenler '' diye nitelendirdiklerinin şuanki torunları aslında. Şu hoca ne demiş, bu gavs şu yorumu yapmış, şu tefsir şunu demiş, şu hacı bunları gördüğünüz yerde katledin demişten öteye gidemeyen, akletmeyi günah sayan, '' mantık mı? asla! istemezük '' diyen, şuur seviyesi olarak aslında reddettikleri ata maymunlardan gelmiş olması gereken kitledir bunlar.


    2- İnananlar içinde beni hayrete düşüren bir başka gurup var ki bunlar birden bile beterler. Akletmeyi isteyen, biraz da akleden ama gerçekçi bir dünya görüşleri olmadığından, tembellikten, beklentileri realite ve dünya gerçekleri ile uyuşmadığından, hayatla meşgulümcülükten sıyrılamamaktan (dünyaya geçici diyen, cennet ve cehenneme inanan ama dünya menfaatlerine öyle ya da böyle taptığı için bir türlü dininin emrettiği gibi düşünüp araştıramayan kafasızlık! ilahi komedyaaaaa ), ya da yukarıda yazdığım gibi edebiyatta seviyesi en fazla Nilgün Bodur olabilecek kadar düşünme üşengeci ve hazırcı olduklarından bir türlü neticelerini kaldırıp harekete geçemeyen bu yarın hallederimcilerin sığınacak bir liman bulamayınca el mahkum bize daha yakınlar deyip gidip birinci guruba sığınmalarından kaynaklı olan bir evrim karşıtlığı gerçeği var bu ülkede maalesef.



    3- Evrimi savunan kesimdeki en az birinci sınıftakiler kadar bağnaz olan kesim evrim karşıtlığının bana göre en büyük sebebi. Neden böyle diyorum? Bir kere şu hakikati bilelim. Kutsalına salya atarak duygusal tepki oluşturduğunuz, duygusal olarak provake ettiğiniz bir insana karşı durduğu bir şeyi asla akıllıca ve mantıklı da olsa kabul ettiremezsiniz. Duygular provake oldu mu akıl devre dışı kalır ve o insan duyguları ve kalıplaşmış kabulleri ile akletmeye, düşünmeye başlar. Ve duygunun kaptan köşküne geçip dümeni akıl ve şuurdan aldığı bir geminin kime ya da neye çarpacağını asla kestiremezsiniz, neyi kabul edebileceğini de. Bu sadece evrim için değil, genel olarak insana dair her şey için geçerlidir. İki inanan arasındaki anlaşmazlıkta dahi bu kesin geçerliliği olan bir önermedir, deneyin görün.


    Evrimi savunanların büyük bir kısmı ateist ya da deist arkadaşlardan oluşuyor. Biraz inananların bağnaz tavırları, biraz inanmıyor da olsa coğrafyanın verdiği içsel bağnazlık ile inançsızlık yobazı olmuş evrim savunucusu insanların tavırları yüzünden her iki taraf da duygusal olarak provake oluyor ve bu konuda çıkan hemen her tartışma akıl, mantık dahilinde bir çıkarım sağlamaktan çok her iki taraf için de çizgilerin ve dillerin daha da keskinleşmesine neden olan bir ağız dalaşından öteye gitmiyor. Çünkü yukarıda da değindiğim gibi sunduğunuz argümanlar kesin deliller dahi olsa her iki taraf da duygusal olarak hareket ettiğinden akıl devre dışı kalmıştır. Ve kesin deliller ile duygular değil, akıl ikna olur. Babanız katil olursa, aklınız size onun kötü ve uzak durulması gereken biri olduğunu söylerken, duygularınız size onu sevdirmeye devam eder. O yüzden önce insan olarak bizi hemen her anda veya tartışmada neyin yönlendirdiğine dikkat etmemiz ve ayırt etmemiz gerekir ki hataya düşüp de bakarkörler olmayalım.



    Toparlarsak; Müslüman evrimci olabilir mi? Müslüman kuantumcu olabilir mi? Müslüman bing-bangci olabilir mi? Müslüman izafiyetçi olabilir mi? Müslüman .... cı olabilir mi? Bunun gibi yüzlerce -cı -cu lar bulunabilir. Akıl mantık dahilinde olduğu sürece bunların hepsi birden olabilir, ama olmak zorunda mı? Tabii ki değil. Müslümanın olmak zorunda olduğu tek şey Müslüman olmak! Bunun dışındaki hemen her tartışma yapaydır ve aslolanın yapılmasının önünde bir engel teşkil eder ki bilimsel bir teori olan evrimin tartışılmasının bilim adamlarına bırakılması gerekir. Toplum düzeyinde durmadan bu teoriyi tartışmak ve bölünüp, var olan sorunlarımızı çözmek yerine sürekli bu yapay gündem ile meşgul olmak bizi hiçbir yere götürmediği gibi sorunlar yumağının içinde nefessiz bırakır. Evrimin varlığı ya da yokluğu, ya da ortaya çıkan deliller ile teorinin nereye evrileceği bilimin konusudur ve bu bilim yapanlara bırakılmalıdır. Yazıyı yazmaktaki amacım da ne teoriyi birilerine kabul ettirmek, ne de kendimce teori yanlışlamak. Sosyal hayatta çıkan tartışmaların kaynağının dayanaksızlığı ortaya konursa bu tartışmaların da son bulacağını umuyorum sadece ve biraz da bu motivasyonla yazma gereği duydum.



    İlanihaye bu yazı daha da uzar gider ama şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Bu konuda soruları olanları bildiğim ölçüde cevaplamaya hazırım. Toplum olarak hemen her şeyde ikiye bölünme ve bir şeye tabi olma, kitle olma, haklı veya haksız olmasından bağımsız illa bir otoriteye bağlanma fetişizmimiz bize bu zamana kadar çok şey kaybettirdi. Belki de iki seçenek arasında haklı taraf yoktur. Ya da her iki taraf içinde de farklı farklı doğru ya da yanlışlar vardır. Neden bireye yönelik ve onun haklı olduğuna şüphesiz bir teslim olma fikri yerine, düşünceyi esas alan hevadan ve kişisel düşüncelerden kaynaklı yanlışları kimde olursa olsun reddetmeyi doğru bulan bir tavır içinde olmayalım :) Bence bunu başarabiliriz, elin anglo saksonu, cermeni, amerikalısı, çinlisi bölünmek yerine fikir bazlı hareket edip ortaya ülkelerini ileriye taşımaya yönelik bir davranışı ve disiplini uygulayabiliyorsa biz neden uygulayamayalım :) Bu ülkede olan tek iki taraf iyi niyetli ve kötü niyetli olan insanlardır. Diğer bütün ideolojiler tamamen yapay sınırlardır. Sınırları aşıp ortak değerler ve ortak bilim üretebiliriz. Tek biricik mesaimizin bu olması dilek ve duası ile :)



    Not: Yazıyı yazmaktaki amacım şuanki bilimsel otoritelerin sunduğu evrim kanıtlarını ve evrimi anlatmak ya da ispatlamak değil. Evrim çok farklı alt dalları olan bir teori zaten, bunu istesem bile bir yazı ile ne kadar anlatabilirim. Burada evrimi Tanrı yerine koyup Tanrının yaratmasına açık kapı bırakmayanlar ve dini kabullerini baz alıp evrime asla açık kapı bırakmayan zihniyeti sorguladım ve her iki taraftaki sıkıntılı mantıksal yaklaşımı ortaya koymaya çalıştım. Ki her iki taraf da tarafını seç savaş zihniyetindense, beraber hakikati arama seçeneğini daha makul ve kabul edilebilir bulsun.




    Not: Yazı uzun olmuş diyeni Allah Tuco Herrera ile yanına üç şey de almadan ıssız bir adada bir yıl survivor yaşamak zorunda bıraksın İNŞALLAAAAHHHH asdfghjklş :))

    Not: - buraya kadar yazıyı okuyup, uzunluğundan dert yakınmayacak arkadaşlar için sarılıyormuşum gibi hisset ve kabul et müziği:
    https://www.youtube.com/watch?v=wDjeBNv6ip0
    https://www.youtube.com/watch?v=4Iiycfiq1Zs

    Sümme haşa okudum ama gavur dinlemem diyenler için alternatif; https://www.youtube.com/watch?v=ZLq_m3bOelI
  • 154 syf.
    ·10/10
    ...
    Anlam denen tin ne olsun ki!
    Niçin bu kadar ehemmiyete bürünsün.

    Oysa gizlice içimizi Ferhat'ın dağı deldiği gibi oyuk oyuk eden o adını bir türlü koyamadığımız şey.
    Bir yemeğe tadını veren yağı tuzu
    Ya da bedenin olmazsa olmazı ruhu.
    Hayat anlama bürününce bir ruh giyinmiş oluyor. Bu gün her ne yapıyorsak ve bundan sonra her ne yapacaksak anlam yüklenmedikçe bizler mutluluk denen o şeyi arayıp durmaya ve huzursuzluğun kitabını yazmaya devam edeceğiz.
    Bu gün bir yılın sonu. Yeni bir senenin başlangıcı olacak birkaç dakika sonra.

    Ritmik artışların kendi başına bir ehemmiyet taşımadığını biliyoruz. 2018 in bizim için bir manası var mıydı? 2019 neyi anlatacak?
    Yoksa öylesine dünyadan geçerken mecburiyetten mi yaşıyoruz.

    Bu gün milyonlara ulaşmış, yüksek mevkilere gelmiş insanların intihar vakalarına şahit olmuyor muyuz!

    Peki niçin?
    Kitapta da belirtildiği gibi birçok intihar vakası anlam arayışının bulunamamasından kaynaklı olduğudur. Bakıldığında ekonomik durumun yüksek olduğu, insanların refah içinde yasadığı ülkelerde bile intihar oranı yüksektir ve bu durum insanin her şeye sahip olsa bile bir anlama sahip olmamasının, insani yasama dair anlamsızlıkla ölüme bıraktığını çok iyi şekilde göstermektedir.

    Frankl, kitabında logoterapiyi, psikoterapi’nin temel tabiri olan “büzüşme” tabirine zıt olan, “gerdirme” tabirini kullanmıştır. Bunu kullanmasındaki amacı, logoterapinin, psikoterapi gibi insani çok yüksek değerlendirmemek gerektiği görüşünün zıddını benimsemesidir ve Goethe’nin de sorduğu gibi insani küçümsemek daha tehlikeli değil mi? Sorusunu sorarak insanin anlam bulması sonucunda yüceleceğine dem vurmuş ve yücelen insanin yozlaşmayacağını belirtmiştir.

    Duyulmayan anlam çığlığı, toplumların ve kişilerin hayattaki anlamını bulmalarına dair yardımcı olabilecek en iyi kitaplardan biridir.

    Özellikle lisede, üniversitede derse giren hocalarımız (bence branşı farketmez) derslerinin on onbeş dakikasını bu kitabı okumak ve analiz etmek için ayırmaları geleceğe insanlık adına güzel bir yatırım olacaktır. Çünkü hayatının manasını keşfedemeyen gençler bu işin çözümünü kendilerini farklı yollarda uyuşturmakta buluyorlar.


    Bu rüya aleminin tabirini yapacak sağlam kalplerin, öğretmenlerin ve aklı selim herkesin gençlere, yolunu kaybetmiş hayattan bunalmış insanlara rehber olması şart. Ama evvel bu işe yoldaş olacak yüreklerin hayatlarını anlamlandırmaları elzem.

    Madem,
    Hayat yolda olmaksa esas anlam yoldaşlarımızı ve beraberimizde ki yolcuları anlamakla anlam bulacaktır.

    Keşke değil duam budur,
    İçinden geçtiğimiz anları rakam olarak görmekten öte okuyup hakikatine vakıf olabilelim inşallah.

    Dünyamızın yepyeni yaş aldığı şu demde
    Günaydın umut..
    Günaydın mana...
    Günaydın dünya...
    Sevgiyle...
  • Uygulamayla alakalı yardımcı olabilecek bir arkadaş var mı? Tam olarak çözemedim.
  • Bağırıyordu avaz avaz. Empati yoksunu herif, ne anlarsın sen kadın ruhundan. Gözlerimi açtım, sarı bir gülün içindeydi kafası. Sinirli sarı bir gül. Uçarak yaklaşmaya çalıştım. İtiyordu sesiyle beni. Nerede olduğumu anlayamadan gözden kaybetmiştim., ama sesi hala kulaklarımda yankılanıyordu. Bir şarkı vardı, kayıp bir şarkı- ya da kayıp olması gerekiyormuş da sanki benim kulağıma saklanmış. Uyanmadan önce son hatırladıklarım bunlar, yardımcı olabilecek misiniz peki bana?

    İlk defa böyle bir rüyayla karşılaşıyorum. Yüzüne daha dikkatli bakıyorum. O eski zaman insanlarına övgü vakur bir hali var, ser verip sır vermeyen. Böyleleri gelmez normalde bana, en yakınlarına bile anlatmazlar kafalarındakilerini, rüyalarını aktarmak şöyle dursun. Paraya ihtiyacı var kuşkusuz, ama o gözler içeri almıyor ki bir türlü.

    Başka bir şey yok değil mi, zaman kazanmam lazım , anlamalıyım karşımdakinin kim olduğunu. Yok, sadece -önemli mi bilmiyorum- uyanınca başım çatlıyor genelde, susuz kaldığımdan herhalde, rüyadayken olduğu gibi. Nereden bileyim ben önemli mi , değil mi- doktor muyum ben? Hiç bir ayrıntıyı gözden kaçırmamamız gerekiyor, ama ilk önce bana güvenmelisiniz. Anladığım kadarıyla ilk defa böyle bir yere geliyorsunuz ve bir parça çekingenlik var. Ama emin olun tek amacım size yardım etmek, hem ruhsal, hem de mali olarak. O yüzden biraz rahatlamanız gerekiyor önce. Kendinizi bırakmanız lazım. Ulan, kasıyor herif kendini. Giremedim hala. Sanki paraların yerini söyleyecek piç.

    Ne yapmam gerek, bırakmak istiyorum ama işte daha önce yaşamadım ki böyle bir şeyi. Bakın Timur Bey, Timur'du, di mi? Ben hayatımı böyle rüyalara adamış birisiyim, bir yerden duymuşsunuz bunu bana geldiğinize göre. Üstelik sizi bunlardan kurtarmak için ödeme bile yapıyorum, ama işbirliğiniz olmadan bunu gerçekleştiremem farkındaysanız. İsterseniz biraz kendinizden bahsedin. Daha iyi hissedersiniz belki

    Aslında hiç düşünmediğim bir şeydi buraya gelmek, eşim ikna etti- Meltem, kendisi sizi internetteki arkadaşlarından duymuş. Israr etti epey, kadın kısmı çok meraklı böyle şeylere. Yani öyle demek istemedim elbette. İstemezsin tabi. Yani sizin yaptığınız işe saygım var tabi ama ne bileyim benim gibi birisine göre değil fazla, hem böyle bir şey yapıp üstüne para almak, kim olsa şüpheye düşer biraz. Ben de gelmeyecektim ama rüyalar dayanılmaz hale geldi artık. Meltem de tehdit etti sonra. Neyse, ayrıntıya girmeyeyim ben daha fazla. Yavaş yavaş gevşiyor, galiba birazdan girebileceğim. Anladım Timur Bey, burada yaptığımız şey tamamen empatik yeteneklerin geliştirilmesi ile ilgili, o rüyadaki gibi değil ama, işte ikimiz de kazanıyoruz işin sonunda, siz o rahatsız rüyalardan kurtuluyorsunuz, bense... işte ben de kendimce bir şeyler öğreniyorum diyelim. Hazırsanız başlayalım, konuştuğumuz miktar yolculuk bittikten sonra hesabınıza yatacak. Buradan sonra uysallaşıyor hepsi. Yavaş yavaş, evet. Bağıran Meltem miydi Timur Bey? Hatırlamıyorsunuz demek. Peki bir fotoğrafı var mı yanınızda, yolculuk sırasında lazım olabilir belki. Tamamen kaybolmak istemem. Nasıl mı olacak, sizi ayrıntılara boğmak istemiyorum. Tamamen güvenli olduğunu bilmeniz yeterli. Ve bir daha görmeyeceksiniz o rüyaları, emin olabilirsiniz.

    İnandı hepsi gibi, buraya geldikten sonra ne yapacaktı ki başka. Birazdan bulanıklaşacak görüşünüz, sonra gri bir uykuya dalacaksınız. Ben de aynı anda sizin uykunuza gireceğim. Sorununuzu anlayıp çözmeye çalışacağım. Söylediğim gibi bunlar olurken hiç bir şey hissetmeyeceksiniz. Gri olacak her yer, gri ve boş. Sizin yerinize o dönemi ben yaşayacağım. Bakın kapanmaya başladı bile göz kapaklarınız. Nihayet, az uğraştırmadı adam. Bakalım ne varmış burada.

    Girmek de zor oldu buna ya, zorlu çıktı gerçekten herifçioğlu, bulanık hala her yer - nerede adam, ha, köşede sızmış. Ne kokuyor burada, kükürt galiba. Zaten garipti anlattığı rüya da. Değişik şeyler iyi oluyor neyse ki. En son gelen kadında aptal soyut şeylerle uğraşmıştım bütün gece. Çaydan nehirler nedir ya, çay manyağı olmuş herkes. Görüş hafiften açılmaya basladı. 3 dakika oldu, kayıt cihazını çalıştırmam gerek artık.

    Etrafta pembe bir sis var, hayır bir duman. Kükürt kokusu içinde yavaş yavaş yürüyorum. Yer çekimi yok gibi, istersem uçabileceğim. Deniyorum , evet havadayım, ama yükseldikçe küçülüyorum karınca gibi sanki. Aşağıya inebilir miyim peki, evet aşağıda kendi halimdeyim galiba. Perspektif tabanlı bir dünya galiba burası, insan rüyalarda oyalanınca bolca kendi jargonunu oluşturmaya başlıyor. Küçük olmayı yayan olmaya tercih ediyorum ve başlıyorum etrafa yukarıdan bakmaya .

    Pembe dumanın üstünde klasik mavi gökyüzü var - güneş ay ikisi de görünüyor. Bir de Mars olduğunu düşündüğüm başka bir gezegen ya da cisim var burada. Aşağıya bakıyorum pembeliğin arasında bir boşluk var, gerçekten büyük görünüyor yukarıdan buradakiler- canlılar var burada evet, insan olabilir mi bilmiyorum. Sanki gözlük takmam gerek. Marsa kaçak bir bakış atıp aşağıya doğru iniyorum, indikçe küçülüyor canlılar, ben gözlüklü oluyorum belli bir irtifada - net olarak görüyorum artık. Net ve küçük. Hemen hepsi karınca, yada karınca boyutunda insanlar. Ben iniyorum yanların , çok küçükler görmek için - ezmemeyi başaramıyorum bir türlü tekrar uçuyorum mecburen, havalanırken bir şarkı söylemeye başlıyorlar. İyice yükselene kadar anlamıyorum ama ne olduğunu şarkının.

    Adamın bahsettiği kayıp şarkının bu olduğunu anlıyorum sonunda. Anladığım anda şarkının ismini unutuyorum, dilimin ucunda dolaşıyor isim, sonra kaçmaya başlıyor benden. Hızlı olmam lazım yakalamak için. Sanki yakalasam çözeceğim her şeyi. Ama hızlı şarkı olabildiğince. Pembe dumanlı bölgeyi geçiyoruz. Bir çiçek bahçesine geliyoruz. Kocaman çiçekler var yine. Biliyorum küçücükler aslında. Alice gibi bir hap lazım bana ya da kurabiye. İstediğim zaman istediğim gibi olabilmem lazım, çıkarabilmem lazım şarkıyı. Aşağıya dalıyor şarkı, ben de peşinden. Mars artık kayıp bir gezegen, güneşle ay pis pis sırıtıyor ben düşerken.

    Yere indiğimizde ben büyüyorum şarkı küçülüyor,çiçekler aynı kalıyor benim gibi. Binlerce farklı çiçek var burada. Sarı gülü bulmam lazım, Teksas'da iğne arıyorum sanki. Burası kükürt kokmuyor, çiçek sadece ama sarı gül kokusunu bilmiyorum. Küçükken sarı güllerim kokusunu öğrenemediğim için lanet ediyorum kendime. Biraz ara vermem gerebilir, çok dolandım bu rüyaya. Duruyorum. Pause düğmesine basıyorum. Durmuyor bu kez rüya eskisi gibi. Stop'a basıyorum, yine durmuyor. Ne oluyor ulan? Niye çalışmıyor bu kumanda. Tekrar deniyorum, tekrar deniyorum. Hep o şerefsizin yüzünden. Bir şey yapmalı. Uçmam lazım, belki uyandırsam. O zaman delirir adam. Geri zekalıdan bana ne, dur şu çiçeği bulayım önce. Belki alakası vardır,kırık bir rüyadayım galiba. Tamamlamak gerekir diye duymuştum böylelerini.

    Tepeye doğru çıkıyorum, ben küçülüyorum çiçekler büyüyor tekrar. Şarkı tekrar çıkıyor karşıma, kaçmıyor ama ben de uğraşmıyorum yakalamak için. Yavaş yavaş beni bir yöre götürüyor bahçenin sonunda. Şarkıya bırakıyorum kendimi, götürdüğü yere kadar gidiyorum her zamanki gibi. Evet, orada sarı gül. Şarkı yaklaşıyor çiçeğe içine giriyor. Ben de yaklaşıyorum, bir yüz var orada , bakıyorum cebimdeki resme. Hayır Meltem değil. Erkeğe benziyor daha çok. Yaklaşıyorum daha çok, Timur olabilir mi? Benziyor biraz, daha fazla yaklaşmasam daha iyi olur belki ama çekiyor kendine beni çiçek, hayır ben girmek istiyorum, ya da çekiyor bilmiyorum, merak sadece belki. İyice yaklaşıyorum, Timur da değil bu, tanıdık bir yüz ama. Anlıyorum birden, durmam gerek, basıyorum tekrar kumandaya sürekli, olmuyor çiçek çekiyor beni ben kumandayı atıyorum çiçeğe. Şarkı bangır bangır çalıyor beynimde, biliyorum şarkıyı artık ve kayboluyorum çiçekteki kendimin içinde.

    Evet doktor bey, aynen dediğim gibi sarı bir gülün içinde bağıran birisi. Ve kayıp bir şarkı. Sizden önce eşimin ısrarlarıyla bir sahtekara girmek zorunda kaldım. Az kaldı verecektim ruhumu. Kaybolmuş adi herif, paramı da vermedi, yok empatik yolculukmuş da, beni rahatlatacakmış da, yalanın biri bir para. Neyse doktor bey kurtarabilecek misiniz peki beni bu kabuslardan?

    Bonus Track :
    https://www.youtube.com/watch?v=PV5oDDelJrM