FATİME TURAN, Papatya Kokulu Hikayeler'i inceledi.
06 Kas 23:19 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Hiç kimsenin yanınızdan mutsuz ve kötü ayrılmasına izin vermeyin.
Bulunduğunuz konumda mutlu olmaya bakın.
Papatya sevin, kitap okuyun. Hayatı yarım bırakmayın!

FIRAT SATICI, bir alıntı ekledi.
 02 Kas 21:12 · Kitabı okuyor · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Yarım Papatya
Kapına bir yarım papatya bıraktım.
Benden olduğunu bilme.
Utanırım ben.
Her tarafıma bulaşmış gönül mürekkebi,
her yanım şiir lekesi.

Tüm "sevmiyor" yaprakları koparılmış,
sadece sevgisi kalmış,
bir yarım papatya bırakıp kaçtım işte.

Ben kendi adına "sevmiyor" yapraklarına razı.
Avucumda onlar,
kendime sarındım, gidiyorum.
Sen zaten benden habersiz.
"Seviyor" yapraklarıyla dolu bir çiçekle berabersin.

Boş ver beni ve başla bakalım
koparmaya. Sevgiden yaprakları.
Her yaprakta farkına varacaksın,
ben de dahil, seni herkes,
Seviyor...
Seviyor...
Seviyor...

Ruhumun Bağ Bozumu, A. Bahadır Üge (Sayfa 40 - İnova Kitapları)Ruhumun Bağ Bozumu, A. Bahadır Üge (Sayfa 40 - İnova Kitapları)
Selim, bir alıntı ekledi.
12 Eyl 16:23

Tutunamayanlar Üniversitesi
"Az gelişmiş aşklar ülkesi olarak dünya milletleri arasında ön sıraları işgal ediyoruz. Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre ancak Nijerya ve Gana bizden daha az gelişmiş. Âşık olma oranı yüz binde kırk iki. Beş yıllık plan yüzde yüz gerçekleştiği takdirde bu oran bin dokuz yüz seksende yüz binde seksen altı olacak. Gene yeterli değil. Planlama örgütünde herkes evli olduğu için, meselenin üzerinde çok durmuyorlar. Beş yıllık planın uygulanmasına geçeli bizim sınıftan yalnız Güner âşık oldu: o da bir bar artistine.Cinsi aşk olduğu için sayılmadı. Aşkta geriyiz de başka şeylerde ileri miyiz sanki? Yalnız trafik kazalarında birinciyiz.Buyrun bakalım. Binde dört onda iki. Gururumuza dokunuyor. Selim kadar olamıyoruz. Ayrıca, büyük şehirlerde bir bakıma yüksek görünen bu oran, köylere doğru gittikçe azalıyor. Milli gelirin dağılımı gibi. Aşk sağlığı enstitüsünün bültenine göre, bir yıl içinde sadece on iki bin yedi yüz onaltı muhallebicide buluşma, yedi bin sekiz durakta buluşma(bunun bin sekiz yüz yirmi beşi gerçekleşmemiş), bin dörtyüz altmış iki çeşitli açık yer gezintisi (parklar, kırlar, ada-lar v.s.) ve yalnız altı yüz on iki sinema locası olayı tespit edilmiş. Buna gizli aşkları da ekleyin (bültende Selim’inadına rastlanmadığı için, bunu gizli aşk olayları arasındadüşünebiliriz.) Gizli aşk sayısının da, ihtimal hesaplarınagöre dört bin altı yüz kadar olduğu tahmin ediliyor. Emniyet genel müdürlüğünün tespit ettiğine göre de (yuvarlakolarak) yüz yirmi altı bin sekiz yüz bakıp da iç geçirme,kırk dört bin otobüs ya da dolmuşta hafifçe temas, dört biniki yüz peşinden gidip de vazgeçme, sekiz yüz elli eve kadar izleme ve on beş bin yedi yüz uzaktan âşık olma ve sadece (bu sayı kesin) sekiz yüz on dört ümitsiz aşk olayı kaydedilmiş. Bu arada, park bekçileri, seksen iki bin kadarçifti düdük çalarak, tabanca çekerek ve benzeri tehditlerle korkutmuş. Parklar, bahçeler ve kırlar genel müdürlüğüne göre de, altmış bin papatya sevgi falı için koparılmış ve âşıkların üzerinde uzandığı yirmi sekiz bin metrekarelik bir sahanın çimleri ezilmiş. Tahmini zarar, yarım milyon lira civarında. Uzun sözün kısası, nefes alışın bile izleniyor Selim. Manastıra çekilmekten başka çare yok. Onun istatistiği henüz tutulmamış. Yalnız, geleneklerimize uygun görülmüyor. Medreseye çekilseydin, daha milli olurdu. Ne iyi olduğunu bilemezsiniz gelişinizin Günseli. Bu bilgileri, sizden başka kime verebilirdim? Yoktan neler yarattığımı görüyorsun. Bütün az gelişmişliğime rağmen, elimden geleni yapıyorum. Sen bir cümle söyle, ben ondan neler çıkarırım şa-şarsın. Selim de öyle söylerdi. Sen Selim’e bakma. Asıl şim-di görmeliydi beni. Selim baba, oğlunla iftihar ediyor musun? Derslerine iyi çalışmış mı? Ezberini iyi söylüyor mu?Babasının sözleri hep kulağında çınlarmış. Ders çalışmıyor bu çocuk, diye durmadan homurdanırmış Numan Bey. Bu çocuk kitap yüzü açmıyor. Ben de açmıyorum canım Selim.Gene de tutunamayanlar üniversitesinden mezun olmayı hayal ediyorum."

Tutunamayanlar, Oğuz AtayTutunamayanlar, Oğuz Atay

Mehmet Babacan
Ben mi erkenciyim, sen mi geç kaldın?
Bu istasyon bana yabancı gülüm.
Yorgun yüreğime zamansız geldin,
Korkarım öldürür bu sancı gülüm.

Serap mı, hayal mi, düş mü gördüğüm;
Özlem gergefinde tel tel ördüğüm?
Ayrı dünyalarda umut kördüğüm,
O yüzden yüreğim isyancı gülüm.

Sarmaldır arzular, giz saçak saçak,
Düş olmuş umutlar, tutulmaz kaçak;
Kim derdi şarkılar yarım kalacak,
Neyi çalsın şimdi kemancı gülüm?

Mevsimler geçiyor, şimdi sonbahar,
Yıllar sicim sicim saçlarımda kar;
Seviyor dese de beyaz yapraklar
Papatya çiçeği yalancı gülüm.

Sibel Kalın, Yarım Kalan Öyküler'i inceledi.
 29 Haz 16:17 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 10/10 puan

Çok güzel. Öykülerin hepsi birbirinden güzel. Öykü sonlarındaki siyah motiflerle süslenmiş sözlere de ayrıca bayıldım. Bazı öyküler özellikle sanki yaşadıklarımı anlatmış. Mendilin arasında kurutulmuş papatya öyküsü ile unutulmuş sevgili öyküsünü çok çok beğendim.

Duyduğum en güzel aşk hikayesi
Bu zamana kadar duyduğum en güzel aşk hikâyesi Orta Karadeniz’deki bir Çerkes köyünde geçiyor. Bana bunu anlatan arkadaşım o köydendi.

Çerkeslerin, bir kısmı hayli katı olan gelenekleri varmış. Buna göre mesela Çerkeslerde akraba evliliği yasakmış. Hoş karşılanmazmış. Üstelik öyle çok yakın akraba olunması bile şart değilmiş. Arkadaşımın ‘geçen yıl vefat etti’ dediği İlyas Dedesinin öyküsü de bu geleneğin yansımasıymış.

Altmışlı yıllardır; İlyas ile Aysel bu köyde yaşayan iki gençtir. Birbirlerini severler. İlyas, kumral, dalgalı saçlı, bir Kafkas yiğidi. Başlığının önünden perçemleri sarkar, ela gözleri şimşek gibi çakar. Tüfeğinin fişeklerini çapraz bağlayıp ava gider; taşı sıksa suyunu çıkarır. Yalan bilmez, sırtı yere gelmez bir dağ aslanıdır. Aysel, belik belik ördüğü saçlarını çemberinden aşağı salıverir. Yeni açmış bahar çiçekleri gibi güzel, zarif, ince, narin bir kızdır. Yeşil gözleri İlyas’ın yüreğinin yağlı kurşunudur. Öyle mahcup öyle derinden severler ki, bugünün aşklarında bu sevdanın bir emsali yoktur. Suskunluğun sarmaladığı, suskunluğun konuştuğu bir sevdadır bu. Bir kaçamak bakışın, bir utangaç tebessümün binlerce karşılığı vardır yüreklerinde. Seni seviyorum diyemeden onu sevmektir. İlyas askere giderken, ‘bekle beni, geleceğim’ der. Aylar boyunca hasret çekerler ve İlyas döner. Aysel bekler onu. Ancak önlerinde büyük bir engel vardır. Akrabadırlar. Dinen nikâh düşse bile Çerkes geleneklerinde bu evlilik mümkün değildir. Ayıptır, yasaktır, günahtır. İlyas, ailesine bir iki açılır olur ama olurlar olmaza dönüktür. Gelenekler çiğnenemez; genç yürekler çiğnense de…

Ama gönle söz geçmez. Köyde herkes bilir onların birbirlerini sevdiklerini ama bir Allah’ın kulu çıkıp da seslendiremez. O yiğit İlyas inat eder –ki Çerkes erkeklerinin inadı meşhurdur, evlenmez. Daha ötesi o peri kızı Aysel de inat eder –ki Çerkes kadınlarının inadı da hiç aşağı değildir, evlenmez. Bir Çerkes ‘olmaz’ demişse yedi düvel bir araya gelse olmaz o iş. Madem gelenekler öyle demiştir, geleneği çiğnemeyiz ama sevmediğimiz biriyle de evlenmeyiz demişlerdir. Üstelik bu kararı konuşup almamışlardır bile. Yüreklerinin sesini dinlemişlerdir. Zaten köy yeridir, konuşmak, görüşmek pek mümkün değildir. Ancak bu işin tek istisnası vardır; köy düğünleri…

İşte bir Çerkes düğünü olunca İlyas da Aysel de koşa koşa gidermiş. Onları ilgilendiren esas şey ne evlenen çiftlerin mutluluğu ne düğünün neşesiymiş. Sadece ve sadece halkanın içinde ikisinin çıkıp karşılıklı oynadıkları o muhteşem Kafkas dansıymış. Başka kimseyle oynamazlarmış, sadece ikisi… Herkes onların bu sevdalarını bildiği ama asla dillendirmediği için düğünü yöneten hatiyako da ikisinin dansına hep müsaade edermiş.

Akordeon çalmaya başlarmış evvela. Kafkas Dağlarından kaynağını alan ve dünyanın dört bir yanına dağılan o melodiler yayılırmış ortalığa. Kalkarlarmış karşılıklı. Gözleri gözlerine kilitlenir; başka hiçbir şeyi görmez olurlarmış. Asalet dolu, dik bir yürüyüşle süzülerek birbirlerine yaklaşırlarmış. İlyas dağ gibi delikanlı; Aysel onun omuz hizasında, boylu poslu bir Kafkas prensesi. Karşı karşıya geldiklerinde birbirlerini selamlarlarmış. İlyas elini kalbine götürürmüş; Aysel boynunu bükermiş. İlyas’ın üstünde siyah, Aysel’de ise kırmızı bir kıyafet olurmuş çoğunlukla. Ve sonra gözleri hep gözlerinde, karşılıklı süzülerek başlarlarmış oynamaya. Ellerini, kollarını, ayaklarını öyle ustaca kullanırlarmış ki; müzik adeta onların ruhlarına dönüşüverirmiş. Herkes susar, onları seyredermiş. Gelinle damat bile başrolü onlara verirmiş. İki bedende bir can olurlarmış. Her figürün her salınışın bir manası varmış, yalnızca onların bildiği… Çoğu hasret kokan, sitem dolu sevdalı figürlermiş bunlar. Akordeondan çıkan her nağme, yüreklerinin atışı olurmuş. Karşılıklı durduklarında birkaç adım geri atsalar yürekleri yanarmış; bir nefes mesafesi yaklaştıklarında ise bir kuş kalbi gibi çarparmış kalpleri…

Zaman dururmuş… Dünya onları seyre dalarmış… Söylenmemiş her şey dile gelirmiş…

Sonra akordeon içli içli inlerken İlyas bir dizini yere koyarmış. Çökermiş yere, sanki sevdasının ağırlığından. O yerde öylece durup havaya kaldırdığı kollarıyla alkış yaparken Aysel bir kuğu gibi süzülürmüş etrafında. Zarif figürler eşliğinde sevdasını tavaf edermiş tabiri caizse. Sonra kalkarmış İlyas ve karşılıklı danslarına son verirlermiş.

Bu herkesin bildiği ritüel yıllarca devam etmiş. İlyas, İlyas’lıktan İlyas Dedeliğe kadar gelmiş; keza Aysel de Aysel Nine olmuş. Ama yan yana bir fotoğrafları bile olmamış. Bir gün bile seni seviyorum diyememişler; sadece bir defasında İlyas ana dillerinde ‘se ş'ü wuselheğu’ yazan bir notu, bir papatya demetine sarıp da tütün dizerken yanlarında bulunan sepetinin içine bırakıvermiş. Aysel ise ona o zamanlar küçük bir çocuk olan arkadaşım aracılığıyla ikisinin baş harfleri ile bir kalp işlenmiş olan bir mendil göndermiş. O kadar…

Gençlik gidip, yaşlar kemale ermeye başlayınca her ikisi de ebeveynlerini kaybetmiş. Kardeşleri birer birer evlenip çoluk çocuğa karıştıkça baba evleri onlara kalmış. Evleri birbirine yakın sayılırmış. Gerçekten de inatlarını sürdürmüşler ve hiç evlenmemişler. İlyas yaşlanınca köy camiine sürekli gider olmuş. Ve her öğle namazına giderken Aysel’in camına tıklayıp, ‘bir isteğin, eksiğin var mı?’ diye sorarmış. Her öğle namazında, istisnasız. Sadece bu; ‘bir isteğin, eksiğin var mı?’ Cevap ekseriyetle ‘teşekkür ederim’ olurmuş. Olur da bir öğle namazı öncesinde İlyas gelmezse ya da Aysel camdan bakmazsa ikisinin de felaketi olurmuş. Yetmişli yaşlarında iki insan ve yarım kalan bir aşk hikâyesi…

Onlar da bu hayatı yaşamışlar mı? Yaşamışlar işte. Evet, Kimine göre eksik yaşamışlar belki ama eksiksiz sevmişler…

Önce Aysel vefat etmiş; İlyas günlerce ağlamış ardından. Çerkesçe ağıtlar yakmış. Köyün gençleri anlamamış neler dediğini ama tahmin etmişler elbette. Sonra, kısa bir süre sonra da İlyas vefat etmiş. Allah, onları cennette kavuşturacak bence. Çünkü kişi sevdiğiyle beraberdir.


Arkadaşım bana bunları anlatınca çok etkilendim. Gencecik iki aşığın o muhteşem Kafkas düğünlerindeki dansları canlandı gözümün önünde ve sonra da başında Çerkes kalpağı olan bir ihtiyarın, bir köy evinin camının tıklatması. Sadece şunu sordum; ‘madem hiç evlenmediler neden İlyas Dedem diye bahsediyorsun ondan?’ Meğer aslında dedesinin kardeşiymiş ve Çerkesler büyük amcalara dahi dede derlermiş.

Bir ömür sevmek bu olsa gerek…

Mehmet Y. - Üstünde çalışılan bir roman denemesinden...

Hiç kimsenin yanınızdan mutsuz ve kötü ayrılmasına izin vermeyin. Bulunduğunuz konumda mutlu olmaya bakın. Çiçek büyütün, kitap okuyun. Hayatı yarım bırakmayın!

Okurken içinizi huzurla dolduracak, yüreğinizi ısıtacak, iyilik, sevgi, dostluk ve mutluluğu dile getiren birbirinden güzel 53 adet hikâyeden derlenen bu kitapla hayata keyifli bir mola verip kargaşadan sıkıntılardan uzaklaşacaksınız.A.

Yasin YALÇIN, bir alıntı ekledi.
 01 May 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Aşk
Yaşamak diye bir problem yoktu bizim için. Böyle bir problem çözmedi asistanlar tatbikatlarda. Sonunda hepimizi kurt kaptı tabii. İnsan taklidi yaptığımız için, kurtlar bizi adam sandı. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir rezalet görülmemiştir. Az gelişmiş aşklar ülkesi olarak dünya milletleri arasında ön sıraları işgal ediyoruz. Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre ancak Nijerya ve Gana bizden daha az gelişmiş. Âşık olma oranı yüz binde kırk iki. Beş yıllık plan yüzde yüz gerçekleştiği takdirde bu oran bin dokuz yüz seksende yüz binde seksen altı olacak. Gene yeterli değil. Planlama örgütünde herkes evli olduğu için,
meselenin üzerinde çok durmuyorlar. Beş yıllık planın uygulanmasına geçeli bizim sınıftan yalnızGüner âşık oldu: o da bir bar artistine. Cinsi aşk olduğu için sayılmadı. Aşkta geriyiz de başka şeylerde ileri miyiz sanki? Yalnız trafik kazalarında birinciyiz. Buyrun bakalım. Binde dört onda iki. Gururumuza dokunuyor. Selim kadar olamıyoruz. Ayrıca, büyük şehirlerde bir bakıma yüksek görünen bu oran, köylere doğru gittikçe azalıyor. Milli gelirin dağılımı gibi. Aşk sağlığı enstitüsünün bültenine göre, bir yıl içinde sadece on iki bin yedi yüz on altı muhallebicide buluşma, yedi bin sekiz durakta buluşma (bunun bin sekiz yüz yirmi beşi gerçekleşmemiş), bin dört yüz altmış iki çeşitli açık yer gezintisi (parklar, kırlar, adalar v.s.) ve yalnız altı yüz on iki sinema locası olayı tespit edilmiş. Buna gizli aşkları da ekleyin (bültende Selim’in adına rastlanmadığı için, bunu gizli aşk olayları arasında düşünebiliriz.) Gizli aşk sayısının da, ihtimal hesaplarına göre dört bin altı yüz kadar olduğu tahmin ediliyor. Emniyet genel müdürlüğünün tespit ettiğine göre de (yuvarlak olarak) yüz yirmi altı bin sekiz yüz bakıp da iç geçirme, kırk dört bin otobüs ya da dolmuşta hafifçe temas, dört bin iki yüz peşinden gidip de vazgeçme, sekiz yüz elli eve kadar izleme ve on beş bin yedi yüz uzaktan âşık olma ve sa- dece (bu sayı kesin) sekiz yüz on dört ümitsiz aşk olayı kaydedilmiş. Bu arada, park bekçileri, seksen iki bin kadar çifti düdük çalarak, tabanca çekerek ve benzeri tehditlerle korkutmuş. Parklar, bahçeler ve kırlar genel müdürlüğüne göre de, altmış bin papatya sevgi falı için koparılmış ve âşıkların üzerinde uzandığı yirmi sekiz bin metrekarelik bir sahanın çimleri ezilmiş. Tahmini zarar, yarım milyon lira civarında. Uzun sözün kısası, nefes alışın bile izleniyor Selim. Manastıra çekilmekten başka çare yok. Onun istatistiği henüz tutulmamış. Yalnız, geleneklerimize uygun görülmüyor. Medreseye çekilseydin, daha milli olurdu.

Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 451)Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 451)
İlay Yüksel, bir alıntı ekledi.
29 Şub 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

"Aşk sağlığı enstitüsünün bültenine göre, bir yıl içinde sadece on iki bin altı yüz on yedi muhallebicide buluşma, yedi bin sekiz durakta buluşma (bunun bin sekiz yüz yirmi beşi gerçekleşmemiş), bin dört yüz atmış iki çeşitli açık yer gezintisi (parklar, adalar, kırlar vs.) ve yalnız altı yüz on iki sinema locası olayı tespit edilmiş. Buna gizli aşkları da ekleyin. Gizli aşk sayısında da, ihtimal hesaplarına göre dört bin altı yüz kadar olduğu tahmin ediliyor. Emniyet genel müdürlüğünün tespit etdiğine göre de (yuvarlak olarak) yüz yirmi altı bin sekiz yüz bakıp da iç geçirme, kırk dört bin otobüs ya da dolmuşta hafifçe temas, dört bin iki yüz peşinden gidip de vaz geçme, sekiz yüz elli eve kadar takip etme ve on beş bin yedi yüz uzaktan aşık olma ve sadece (bu sayı kesin) sekiz yüz on dört ümitsiz aşk olayı kaydedilmiştir. Bu arada park bekçileri, seksen iki bin kadar çifti düdük çalarak, tabanca çekerek ve benzeri tehditlerle korkutmuş. Parklar, bahçeler ve kırlar genel müdürlüğüne göre de altmış bin papatya, sevgi falı için koparılmış ve aşıkların üzerinde uzandığı yirmi sekiz bin metrekarelik bir sahanın çimleri ezilmiş. Tahmini zarar, yarım milyon lira civarında. Uzun sözün kısası, nefes alışın bile izleniyor."

Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 451)Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 451)