• İlk olarak kitabın içeriği kadar önsözün de beni çok etkilediğini söylemem gerek. Önsözün Ursula K. Le Guin tarafından yazılmasını yazarın kendisi istemiş. Önsözün çoğunda çok çarpıcı bilgiler yer alıyor. Le Guin ile yazarın arkadaşlığı gibi ya da yazarımızın aslında bir erkek değil de sadece erkek ismiyle eserler yayımlayan bir kadın olduğu gibi. Özellikle yazarın bir kadın olması üzerinde çok duruluyor önsözde. Bununla alakalı bir iki alıntı da paylaşayım:

    "Feminen üslup" hakkında onu "maskülen üslup"tan aşağı ve üstün kılan şeyler hakkında ve ikisi arasındaki kaçınılmaz, mecburi fark hakkında yazıp çizilenleri düşünmeliyiz. (S. 11)

    "The Woman Men Don't See/ Erkeklerin Göremediği Kadınlar" (ah, artık içyüzünü bildiğimize göre, başlığın ironisi ne kadar nefis!) adlı güzel öyküsüne 1974 nebula ödülü adaylığı yağdı. Fakat bir erkeğin de kadınlar hakkında anlayış ve sempati ile yazabileceğini kanıtladığı için övgülere boğulan öyküsüne verilecek ödülü almanın sahtekârlık olacağını düşündü Tiptree.
    Siyasette olduğu gibi sanatta da hüküm süren kişi kültü ona göre değil. (S. 11)


    Şimdi kitabın içeriğine geçecek olursak 70 sayfalık, içerisinde bilime ilişkin bir çok öğe barındıran gerçekten de bir bilimkurgu kitabı. Ancak kısa olmasından ötürü yazarın kurguladığı dünyayı ben kendi kafamda çok fazla canlandıramadım. Çünkü bazı yerlerin yeterince açıklandığını düşünmüyorum. Sadece isimler verilmiş ama bunların tam olarak nasıl işlediğinden bahsedilmemiş çoğu yerde.

    Kitabın ana teması reklam üzerine. Tabi kitapta yani kurgulanan dünyada reklam olarak değil de sosyal sekans olarak geçiyor bu terim. Her neyse, bu dünyada reklamlar tamamen yasaklanmış çünkü artık eskisi kadar ekonomik değiller. Halk, reklamların ekonomik olmayışına isyan edince markalar sadece ürünün nasıl kullanılacağına ilişkin teşhirler kullanabilir hale gelmiş.

    Ama insanoğlu reklamsız durabilir mi? Elbette hayır! Çok uğraştırıcı ve çok da maliyetli olduğunu düşünsem de insanlara ikon olabilecek bedenler üretmeye başlıyorlar. Kitapta bu bedenler "Pk'ler. Plasental kabuklar. Değiştirilmiş embriyolar" olarak geçiyor. Üretilen bu bedenlerden bir tanesini ise hiçbir şekilde fiziksel çekiciliği olmayan bir kızın kontrolüne veriyorlar. İşte olaylar bu çerçevede ilerliyor.

    Markaların ürünlerini her şeye rağmen tanıtma çabaları, ürünleri deneyen modeller üzerinde olumsuz etki bıraksa da devam ediyor. Yani reklamların ne kadar aldatıcı ve ısrarcı olduğuna da değiniyor kitap. Aynı zamanda üretilen mükemmel bir bedenin arkasındaki zavallı kızın aşık olması da olayların gelişmesine katkı sağlıyor.

    Ha bir de son olarak başka bir karakter daha var. Saman altından su yürütürmüş gibi yapılan reklamların yer aldığı bu sistemin yapmacıklığına baş kaldıran bir karakter. Her bilimkurgu kitabında yer alabilecek türden yani :)