• Mutlu son diye bir şey var mı?
    Her şey bir yana, yaşam bir Hint filmi değil. Afganların en sık yinelediği deyiştir: Zendagi migzara. Hayat devam ediyor.
  • 265 syf.
    giovanni papini bu konuda; ''kuşkucu muyum? maalesef hayır. kuşkucu şanslıdır: en azından bir inancı vardır.'' diyerek dikkatimi uzun zamandır üzerine çekmeyi başardı. ve ne zaman papini'nin adı geçse bu sözü aklıma gelip durur. kuşkucunun neden inancı olmalıdır? kuşku duyan sorguladığı için kuşkucu değil midir zaten? inançtan kastı neydi papini'nin çözemedim. inancı felsefeye olduğu için mi kullanmış diyorum bazen ama felsefenin de ihtiyacı inandırmak değil sorgulatmak. felsefeye inanç zaten olmaz. papini'nin ne kastettiğini bilemem ancak kuşkuculuğun temeli sorgulayabilen* bir zihinden geçtiği su götürmez.

    doğru ve kesin bilginin olmadığı ve bilinemeyeceği bugün bilimin dili olduğu içindir ki bilimde çok ilerlemiş durumda insanoğlu. insanı bu kadar yücelten bir değer olan kuşkuculuk insanın bünyesine sirayet ettiği vakit obsesif bir kişilik bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. keza insana getirisi acıdan başka bir şey değildir. hayat basit ve tekdüzedir. yaşam şekli de böyle olmalıdır insanın ancak kuşkucu yapıdaki bir insan için getirisi mükemmeliyetçilik olduğu için kendini çok kanatır. bu, bitmeyecek olan acıdır.

    kuşkuculuk, mistik ve dini konularda çekimser duran bir felsefi harekettir. genelde reddeden olarak algılanır ancak kuşkuculuk, dini argümanların iç çelişkileri, yapısal bozukluklarından hareket eder ancak yoktur demez, bilemeyiz der. diğer bir deyişle, gerçeğe ulaşana kadar nötr kalmayı önemser. keza bu insan için gelişim demekti.

    bir diğer yanlış anlatım da, akıl yoluyla kesin bir bilgiye ulaşılamayacağını iddia ettiğinin dillendirilmesi. bu şekilde bir tanımlama kuşkuculuğu akılcılıktan çıkarıp tamamen dini noktada değerlendirmek olur. kuşkuculuğun temel kıstası akıldır. her 'şey' akılla bilinebilir ancak 'şey'e ulaşacak net bilgiye ulaşılamaz diyerek büyük bir gelişimin önünü açmış ve insan, fenomenoloji, filoloji ve özellikle de epistemolojinin gelişimini sağlamıştır.

    bugün, kuşkuculuğu değerlendirirken dil felsefesi ve bilgi felsefesini de beraberinde değerlendirmemiz gerekmektedir. salt bir kuşkuculuk antik dönem felsefesinden öteye geçmez. sınırlıdır. varlık felsefesini oluşturan, bilgi, dil ve septik felsefenin önemi bugün bilimsel araştırmalarla sınırlandırılmış olsa da içinde yaşadığımız hayatın temel sorgusu burada yatmaktadır.

    sextus empiricus bu düşünce biçimi yaşadığı dönemde oluşturmuş bir üstinsandır. felsefenin kendisine ulaşmak... sanırım yok olup hiçliğe karışacağımız bu canlılık formatı içerisinde en çok zevk aldığım kitaplardan biri bu oldu.
  • Aşırı iyimser idealize bir çocuk figürünün çizildiği Pollyanna kitabı da çocuk klasikleri arasına girmiş, filmleri ve çizgi filmleri yapılarak geniş kitlelere ulaşmıştır. Pollyanna aşırı iyimser idealize çocuk figürüyle dünya çocuk yazınında önemli bir yere sahiptir.
    Rahip olan babasıyla Hindistan'da yaşamakta olan Pollyanna'nın annesi ölmüştür. Babasıyla olan yaşamı yoksulluk içinde geçmektedir ama babası ona bütün güçlüklere karşı iyimser bir bakışla bakmayı ve onlara direnmeyi öğretmiştir. Günün birinde babası da ölür ve onu teyzesinin yanına gönderirler.
    Pollyanna'nın teyzesi Bayan Polly kırk yaşlarında, büyük bir konakta yalnız yaşayan bir kadındır. Annesi, babası ve kardeşleri ölmüştür. Babasından kalan servetin getirdiği zenginliğe rağmen içine kapanık, katı kurallarla sarılı bir yaşam sürmektedir. Çevresine karşı acımasız, duygusallığın ötesinde kuralcı bir görev anlayışıyla yaklaşmaktadır. Bu nedenle Pollyanna'nın gelişini de hiç hoş karşılamamış, hatta Pollyanna'nın varlığını gereksiz bile bulmuştur.
    Nancy, ablam aptallığı yüzünden evlenip, insanlarla dolu olan bu dünyaya gereksiz çocuklar getiren bir kadındır, onun için bu çocuklarla ilgilenmek bana düşmez. Ama biraz önce de söylediğim gibi görevimi bildiğimi sanıyorum.
    Teyzenin insanlara, evliliğe ve çocuklara bakışındaki katılığın yansımasıdır bu sözler. Ablasının sevgi evliliği yapmış olması bile, onun Pollyanna'ya olumlu bakmasını sağlamaz. Aslında onun bu denli içine kapanmasına ve kurallara sığınmasına neden olan yitirilmiş bir sevgidir.
    Pollyanna tiplemesinde ise, her türlü olumsuzluğa mutlak bir iyimserlikle bakma vardır. Burada rahip tiplemesiyle karşımıza çıkan Pollyanna'nın babası dini sembolize etmektedir. Kötülük ve iyiliğin Tanrı'dan geldiği inancına dayanarak, onlara sabır ve iyimserlikle katlanmak, toplumsal bir davranışın dinsel yansımasını oluşturmaktadır.
    Pollyanna babasıyla yaşarken, onlara gönderilen bir yardım sandığından koltuk değnekleri çıkar. Oysa Pollyanna oyuncak bebek beklemektedir. Babası koltuk değneklerinin çıkmasına sevinmesini söyler, çünkü onlara ihtiyacı yoktur. Kaderine razı olarak mutlu olmaya çalışmanın bir yöntemidir bu. Yaşamın akışını değiştirmeye çalışmaksızın, bu akışın içinde yakalanan güzelliklerle doyuma ulaşmak, ya da olmayan güzellikleri olmuş sayabilmektir bu yöntem.
    Teyzesinin evinde ise, teyzesi ona “Bana babandan söz etmeni istemiyorum,” der. Pollyanna, teyzesinin bu sözlerine çocuksu bir tepki gösterecekken frenlenir ve iyimser figürü ön plana çıkar.
    Pollyanna konuşmadan teyzesinin arkasından yürüdü. Gözleri yaşlarla dolmuştu. Ama başını cesaretle havaya kaldırmıştı.
    Küçük kız “babamdan söz etmemi istememesi bir bakıma beni hoşnut kılmalı,” diye düşünüyordu. “Böylesi benim için iyi olur belki. Sanırım teyzem de bunun için babamdan söz etmemi istemedi.”
    Teyzesinin iyi niyetine inanma vardır burada ya da bu inanç ona zorla yüklenir. Hatta bu zorlamada suçluluk duygusu da kullanılır.
    Pollyanna başını salladı. “Ama ben kötü bir insanım. Gerçekten çok kötüyüm,” diye hıçkırdı. “Tanrıyla meleklerin babama benden daha çok gereksinimleri olduğunu bir türlü kafama sokamıyorum.”
    Sıkıntıları iyimserlikle karşılamada teyzenin onu tavan arasındaki bir odaya atması da vardır. Teyze böyle yapmakla hem çocuğun yaramazlık yapıp, değerli eşyalarına zarar vermesini önleyecek, hem de küçük yaşta maddi şeylerden gurur duymasını önlemiş olacaktı. Buna karşılık Pollyanna, o odaya atılmasına iyimserlikle bakmış, hiç değilse çillerini göreceği bir aynanın olmamasına sevinmiştir. Üstelik tavan arasında yıldızları seyredebileceği bir pencere vardır.
    Pollyanna'nın yetişkinler dünyasına geçmesi, burjuva kültürünün temel değerlerini aldıktan sonra olacaktır. Bayan Polly'nin ona çizdiği günlük program bu süreci ortaya koyar.
    Her sabah dokuzda bana yarım saat kitap okuyacaksın. Bundan önce odanı toplayacaksın. Çarşamba ve cumartesi sabahları saat dokuz buçukta Nancy'le mutfağa gidip, yemek pişirmesini öğreneceksin. Böylece geri kalan zamanda da benimle dikiş dikeceksin. Öğleden sonra müzik için boş zamanın olacak. Sana hemen bir müzik öğretmeni bulacağım.
    Burjuva kültürünün kadına biçtiği rol budur. Kitap okumalı, iyi yemek yapmalı, iyi dikiş dikmeli ve bir enstrümanı çalmayı bilmelidir. Ancak Pollyanna'nın karşı çıkmasında Romantizm’in burjuva kültürünün dayatılmasına isyanını çocukça da olsa sezinlemek olanaklıdır.
    Ama Polly Teyze, siz bana yaşamak için hiç zaman bırakmadınız. Ben yaşamaktan söz ediyorum. İstediğiniz şeyleri yapabilmekten. Bahçede oynamak, kendi kendime kitap okumak, tepelere tırmanmak. Ben buna yaşamak derim Polly Teyze. Yalnızca soluk almak yaşamak demek değildir.
    Ama burjuva kültürü çocuğa az da olsa oyun hakkı tanır. Ancak bu kurallara dayalı bir görev anlayışının küçük bir ayrıntısı gibidir.
    Sana oynamak için de yeterli bir zaman bırakılacak kuşkusuz. Ama iyi bir şekilde yetiştirilmen için görevimi yaparken sen de üstüne düşeni yapmalısın. Böylece gösterdiğim özen ve verdiğim bilgiler boşa gitmemeli.
    Yaşamı yalnızca bir görev olarak algılayan teyzeye karşı Pollyanna mücadele etmeye çalışır. Acaba bu görev denilen şeyden hoşnut olmanızın bir yolu yok mu?
    Ancak bu mücadele daha başında yenilgiyle biter. Ve Pollyanna çok uzun sürecek sıkıntılı bir dönemi omuzlamak zorundadır. İşte çocuğa yüklenen ağır sorumluluk burada başlar.
    Küçük kız sıcak tavan arasındaki tahta iskemleye oturdu. Artık onun önünde yalnızca görev olan tatsız bir yaşam uzanıyordu.
    Bundan sonraki süreçte Pollyanna'nın çocuk görüntüsünde olabildiğince bilge bir yetişkinin kimliği ortaya çıkar. Çocuksu görüntü sanki bir aldatmaca gibidir. Doğal hayatın içerisinde “Bu kadarı da olmaz” diyebileceğimiz iyimserlikler çıkar karşımıza. Pollyanna, çevresine sürekli mutluluk dağıtır. Adından memnun olmayan hizmetçi kız Nancy'ye adını sevdirir. Kimseyle konuşmayan ve kendisine oldukça kaba davranan Bay Harrington'u insan içine çeker. Ve yine hasta bir kadın olan, her şeyi olumsuz bir şekilde yorumlayan Bayan Snow'a da hayat verir. Yoksul bir çocuğa ev bulur. Bununla da kalmayıp yaşadığı kasabada herkese mutluluk ve iyimserlik dağıtır.
    Çocuk figürüne gizlenmiş bir misyonerlikle görevlendirme vardır bu davranışlarda. Bu misyonerlikte burjuva kültürünün toplumda ortaya çıkardığı bunalımları aşma görevi de yüklüdür. Kimi zaman örtülü, kimi zaman da belirgin bir biçimde dinin sorunlara çözüm getirici etkisi vurgulanır. Zaman zaman da Romantizm’in Aydınlanma’ ya duyduğu tepkiden de yararlanılır. Pollyanna'nın, teyzesinin Doktor Chilton ile evlenmesini sağlaması, Bayan Snow'u iyileştirmesi, Bay Harrington'u yaşama döndürmesi Romantizm’ in çocuk saflığını kullanarak zafer kazanması gibi yansır. Pollyanna'nın sakatlandığında insanca duygularla isyan etmesi, okuyucuda rahatlama sağlamak içindir. Aynı rahatlama Pollyanna iyileştirilerek de sağlanır.
    Sonuç olarak, kahramanının çocuk olması bir kitabın salt çocuk kitabı olduğunu göstermez. Kitapta verilen mesajlar salt çocuklara yönelik değildir. Bu kitapta da Pollyanna tiplemesi kullanılarak çocuklara, dolaylı olarak da büyüklere idealize bir insan figürü mesajı verilmeye çalışılmıştır. Bu mesajlar farklı biçimlerde de olsa Türk filmlerinde de yer almıştır. Nubar Terziyan'ların, Adile Naşit'lerin, Hulusi Kentmen'lerin ve küçük bir yığın oyuncunun yer aldığı mutluluk filmlerini az mı seyrettik. Ayakları yere basmasa da az mı mutlu olduk. Gerçek dışılığını bilsek de böyle kitaplara ve filmlere sanırım gereksinme duyuyoruz ve “Pollyannacılık oynamak” deyimi de toplumdaki yerini bulmuş oluyor.
    (Necdet Neydim)
  • 135 syf.
    ·2 günde·10/10
    Yaşayan Şehit Abdullah Galip Bergusi, bu ismi artık duymayanımız davasını mücadelesini bilmeyenimiz kalmamıştır diye düşünüyorum.
    Filistinli bir kadın direnişçinin yaşam öyküsüyle beraber 3.kitabını tek kişilik bir hücrede yazıyor. Bir insan nasıl karanlıklar içerisinde aydınlığa nur olabilir? Bunlar bu fikirlerin somut delilleri elhamdülillah.
    Ey Yaşayan Şehit, kaleme aldığın bu kitap senin hayatın için bir dua vesilesi olsun ve inşaAllah ailenle birlikte ÖZGÜRLÜĞÜN FECRİNDE Gazze sahilinin kumları üzerinde yürüyeceğin günler gelir.(Amin)
    Rabbim şu an söylediğin gibi Sana o karanlık hücrende gölünü ve yolunu aydınlatacak nuru ve kalbine hayat verecek emeli en yakın zamanda nasip etsin.
    Bu Ümmetin senin gibilere, Macidelere, umuda ve emele ihtiyacı var!
    Karanlık hücrenden aydınlat dünyamızı...
    Ey Yaşayan Şehit, Sen ne güzel bir umutsun...
  • İnsanları sevmeyi yaşam hikayenin anafikri haline getirirsen, sonu olmayan bir hikaye yazabilirsin.
  • Hayat şartları
    küfürsüz yaşam için
    hiç elverişli değil.