• Aralık geldi çattı bak!
    Şimdi yokluğunla üşüme vakti.
    Son yapraklarım da döküldü bak!
    Şimdi çırılçıplak ölme vakti.
    Karakış ve fırtına!
    Bedenim derin bir uykuda.
    Aralık geldi çattı bak!
    Şimdi ölüme soyunma vakti.
    Uzun uzadıya sensiz geceler.
    En uzun kalbimde bu geceler.
    Aralık geldi gidiyor.
    Ardında zemheri günler ve geceler.
    Ayazlamış umutlar.
    Titretir yüreğimi geceler.
    Kuru bir ayazla günler geceler!
    Hayaller, umutlar ve karanlık düşünceler
    Kalbimde muamma bilmeceler.
    Şimdi kırk gün sürer yokluğunun acısı,
    Et kemikten ayrıldı, budur kulluğumun sancısı,
    Bir şarap verse yüreğinin hancısı
    Aralık da gidiyor bak!
    Gel artık gönlümün en nadide ramcısı.
    Kardan adam, kadın ve çocuklar!
    Bak işte bembeyaz örtüyle çoştular.
    Hani koştular, koştular ve koştular,
    Bu güzel manzaralar bize bir müjde muştular.
    Kardan adam, kadın ve çocuklar,
    Bize, bizi muştular.
    Aralık gitti gidecek!
    Bu soğuklar nasıl bitecek.
    Aşk dediğin hissikablelvuku,
    Bütün bedenleri inletecek.
    Gitti aralık, geldi ocak!
    Zemheri bütün kalpleri donduracak.
    Ve ölecek sinelerdeki köhne düşünceler.
    Diyecekler “Bu karakış”
    Yok yok “Koncolos”
    Bilmez misin ey deyyus?
    Bu benim kalbimdeki meyus.
    Hüzün ayıdır bu ay!
    Gölgesi düşmez umutların.
    Karın üstündeki bulutların,
    Gölgesidir şimdi karanlıkların.
    Ocak’taki çorba buz!
    Ocak’taki kanım tuz!
    Ayandondaki ince belli sermâ kız!
    Es de üşüyelim şimdi.
    Yanıyor şimdi her yer soğuktan.
    Abise de güneş dokunmaz hiç.
    Dokunduğu yeşili yakan piç!
    Yan ve öl şimdi soğuktan.
    Ve bitti zemheri!
    Adam öldü!
    Kadın öldü!
    Çocuk da yaşamaz çok.
    Yeşil öldü!
    Sırma saçlı ağaç öldü!
    Kurt öldü!
    Kelebek de çok yaşamaz şimdi.
    İnsanlığa yön vermiş bedevi!
    Soğukta yaşamaz şimdi.
    Şekerrenk çocukların.
    Bir elli gün daha var hatrı soğukların!
    Elli günün sonunda bahardır soğuk kadın.
    Nev ve ruz!
    Nevruz.
    Uyandı bitkiler!
    Uyandı böcekler!
    Ve bağırdı İranlı “Uyandı insanlık”
    Kavga ettiler.
    Aynı günün aynında, ölümde direttiler.
    Öldürdüler doymadılar.
    Hayat verip korumadılar.
    Can verip, candan ettiler.
    Kan verip, kandan ettiler.
    Ve pişman oldular.
    Doyumsuz bir şişman oldular.
    Pişman etmek isteseler de Tanrıyı,
    Tanrı pişman değil!
    İnsanlık doyumsuzluğa şişman;
    Aşka ve sevgiye!
    Yaşam ve ölüme!
    Şan ve şerefe!
    Keder ve kadere!
    Şöhrete!
    Kine!
    Nefrete!
    Cahillik ve bilgeye!
    İnsanlık aç şimdi.
    Üstün bir düşünceye!
    Öldürdüler şimdi. Her şeyin fazlasıyla ölümü!
    Ve,
    Şubat…
    Bir umut şimdi cemrenin düşmesi!
    Hava, su ve toprak!
    Bir bir doğrularak, selam veriyor insana.
    Ve insanlık ekiyor toprağı,
    Yeşil yeşil olsun diye!
    Yaşam verirken doğaya,
    Tekrar tekrar ölsün diye!
    İlk cemre havaya!
    Güneş şimdi ısıtmak için var sanki,
    Yağmur sulamak için toprağı,
    Bulutlar hoş bir gölgelik,
    Ve rüzgarlar serinletmek için esiyor bedenlere.
    Bedenler diyorum!
    Bulutun gölgesinde,
    Rüzgârın ılık ılık esmesiyle ferahlık bulurken,
    Neden diğer bedenlere zulmeder ki?
    Leylekler de gelir şimdi.
    Heybesinde kıtipiyoz insan mı taşır şimdi?
    Leylekler de gelir şimdi.
    Heybesinde fevkalbeşer mi taşır şimdi?
    Ve 15 Şubat günü!
    Doğdu mu şimdi bu ikisi arasında kalmış kişi?
    Bir de suya düşer şimdi ikincisi cemrenin!
    Balıklar mutlu,
    Balıkçılar umutlu!
    Papatyalar da gelir bir vakit sonra,
    Papatyalar mutlu!
    Başına taş yapmış ince belli,
    Uzun saçlı, ceylan gözlü kız umutlu!
    Tutup kanatlarından uçmasın diye,
    Sinesine bir ok attı,
    Başına taç olsun diye!
    Bak! Yine yaşattı insan.
    Daha çabuk ölsün diye.
    Ve nihayet düştü toprağa ateş!
    Yakmak için değil, yeniden ve yeniden öldürdüğünü diriltmek için.
    Şimdi her yer yeşil!
    Şimdi her yer umut!
    Ve her yer mutlu şimdi.
    Üçü bir oldu cemrenin.
    Üç kor bir den yaşam verdi doğaya.
    Dirilti şu vakitler, zamanında öldürdüğü ne varsa.
    Tekrar öldürmek için insan gibi,
    Bir vakit yaşasın diye,
    Dirildi şimdi doğa.
    Mart…
    Mart oldu aylar!
    Cemre toprağa düşmek için zaman kollar.
    Sular çekilir ağaçların gövdesine,
    Kalem aşısı yapar insan,
    Su yaşatmak, insan öldürmek için.
    Kalem aşısı da yapıldı.
    Ağaçlar meyvelensin diye.
    Bağlar da budandı şimdi,
    Daha çok versin diye.
    İnsan bu!
    Verene iyi bakar.
    Budar ve sular,
    Kökündeki piçleri de kopar,
    Daha iyi olsun diye.
    Meyve veren ağacı da taşlar bir vakit.
    Ve alkışlar yaptığını iyi zanneden it.
    Hani sevsen ya çiçeksiz bitkiyi, bitki diye,
    Meyvesiz ağacı, ağaç diye,
    Ekmek getirmez insanı, insan diye,
    Sevsen ya olmaz mı?
    Canlı bir varlıkmış aylar,
    Koca karı öyle dedi.
    Husûm fırtınasında, yaşama veda etti.
    Kaplumbağalar uyanır birazdan!
    Dolaşır dışarda bir vakit.
    Sırtına oyun olsun diye basan it!
    Koyun olur kötülüğün koynunda.
    Ve işte!
    Seslendi insan: “Nedir bu karabulut?”
    Karabulut da ne! Bu gelen kırlangıç.
    Şenlendi şimdi evler ve dükkanlar,
    Her birinde on tane çamurdan yapılmış yuvalar.
    Sayıyor hayvansever, küçük çocuk!
    “Bir, iki, üç, dört…”
    Çamurdan yapılmış musmutlu yuvalar!
    Bir girip bir çıkıyor,
    Uçmayı bilmez çocuk kırlangıçlar.
    Eşitlendi gece-gündüz.
    Orman haftası da kutlandı.
    Martın sonu gelince,
    Ağaçlar yeşile,
    İnsanlar bayrama durdu.
    Ağacın sinesindeki asil kurdu,
    Kelebek yapma zamanı.
    Ve Nisan!
    Gelinlik kız gibi süslendi doğa.
    Yaylalara çıkıp karnını doyurdu boğa.
    Ağaçlar giyindi kuşandı şimdilerde.
    Çiçekler gelinin belinde oya iken nakış nakış.
    Ey rahmetli yağmur!
    Bu ne bereketli yağış.
    Sevdiğinin ellere gelin gittiğini gördü sanki insan!
    Bülbülün güle ettiği feryad-ı andelıp gibi,
    Aşık, maşuğuna feryadı figan etti şimdi.
    Laleler de baş verdi bir vakit.
    Hükmetti toprağa.
    Bir insan ki kükreyip,
    Küfretti toprağa.
    Mart kapıdan bastırırdı.
    Avril insanı kıstırırdı.
    At ile eşek donunca,
    Enişteler küstürüldü.
    Güller de budandı şimdi,
    Kırmızısı, moru yeşili, beyazı seçmeden,
    Kolları koparıldı şimdi.
    İnsan gibi doğa!
    Doğa gibi insan!
    Biri öldürürken diğeri gömerken pişman.
    “Sitte-i sevir her saati bir devir.”
    Soğuktur bu zamanda altı günlük devir.
    Hangi yöne çevirirsen çevir gözlerin,
    Yavruladığı zamandır serçelerin.
    Hızır ve İlyas buluştu.
    Mazlumlar aşka, sevgiye ve ekmeğe kavuştu.
    Gönüllerden kötülük savuştu.
    İnsanlar arasında dolaştı bir vakit;
    Bolluk dağıttı!
    Bereket dağıttı!
    Birlik!
    Beraberlik!
    Birliktelik dağıttı.
    Ulu bir ermişti!
    Bir söylenti de İlyas!
    Bir söylentide Allah dostu,
    Peygamberdi de belkide.
    Mayıs da geldi!
    O da gider bir zaman!
    Yeşil halıya işlenmiş çiçek motifleri,
    Rüzgâr da yok artık çiçeklerle oynayan,
    Yağmur da kaçtı şimdi gönülleri sulayan.
    Kabak meltemi eser sabahlara.
    Gözyaşı ile uyanan gönüllere sıcaklıkla birlikte ferahlık gelir.
    Kabak melteminden sonra samyeli gelir.
    Gelir de sinelere nâr olup gelir.
    Eyvah yandı bizim çocuklar!
    Bir mayıs günü aldanır küçük çocuklar.
    Az giyinse üşür, sıkı giyinse yanar,
    Güneşin tatlı yüzüne kanar.
    Doğanın yeşilinde sevdiğini anar.
    Anar da akıllanmaz bizim çocuklar.
    Şimdi haziran geldi!
    Uzun gecelerden alıp bayrağı,
    Gündüzlere verdi.
    Doğanın en yeşilinde gündüz sevindi.
    İnsanlar bunu da mahveder şimdi.
    Filizkoparan aldı yeşili, insana bırakmadı.
    Sular topraktan çekildi, insana bırakmadı.
    Yârim narin ellerini, gönlüme bırakmadı.
    Kuzey Rüzgârı da esti bak!
    İnsan hasatla başları kesti bak!
    Ey şerefli toprak!
    Şerefli gök!
    Ve şerefli!
    Pak ol da ak şimdi!
    İnsanı hasat etmek, size kaldı şimdi.
    Temmuz’a girişler oldu!
    Ay’dan ay’a kirişler oldu!
    Memet emmi ter yumağı oldu.
    Gel de terinden içme şimdi,
    İçip içip köşede pişme şimdi!
    Eyyam-ı bahurunda yanma şimdi.
    Aşkın ateşine de kanma şimdi.
    Bir güzel sevdim sanma şimdi.
    Kurudu mu kuruyacak mı odlar?
    Bir su döksem soluyacak mı otlar?
    Abdallar ,aptallar ayrışacak mı şimdi?
    Gel Temmuz! Farklılıkları bit kapta yak şimdi.
    Ey Ağustos!
    Dalından bir meyve vermez misin?
    İnsan istese boyun eğmez misin?
    Göçmen kuşlara evinden, kov vermez misin?
    Hurma verip de sen yemez misin?
    Arı kovanından bal süzmez misin?
    Ve bitti sorular.
    Harallara basıldı beyaz sayfalar.
    Şimdi üstümüzde renk renk;
    Pantolon, penye ve umutlar.
    Bir bir beyazı siyaha boyadılar.
    Bir de gittiler turnalar!
    Gitsin diye komşular,
    Davul zurna çaldılar.
    Buna üzülen yapraklar,
    Sararıp soldular.
    Kan ağlayan çocuklar,
    Zamana alkış tuttular.
    Ve zaman…
    Ağustosu da eritti.
    Eylül’e ramak kala,
    Leylekler göç etti.
    Hoş geldin Eylül!
    Hoş geldin dökülen yapraklar!
    Umutlar!
    Neşeler!
    Kırılgan otlar!
    Hoş geldiniz.
    Süzülerek düşen sarı tenli insanlar.
    Birbirinin üstüne basıp durdular!
    Ve zevk aldılar,
    Hışır hışır, hışırtıdan.
    Selaya durdu yanık sesli imam.
    Öldü, bir bir yere düştü iman.
    Ey gönüllere su veren çoban.
    Sürü de git şimdi! Yeşile inan.
    Dinlen bakalım tabiat ana!
    Yeniden dirilmek için.
    Öl ve diril! Ölüp ölüp dirilmek için.
    Ve esti yüreklerin Çaylak Fırtınası.
    Koçlar son ayrıma geldi.
    Çaylaklar uçtu ve götürdü kanatlarında ateşi.
    Eylül akşamları hüzün!
    Nice şiirler yazıldı, sonu hep hazin.
    Ekim’in kış uykusuna hazırladığı gibi tabiatı,
    Şairler uykuya daldı, hülyası hep hüzün!
    Hadi, şimdi gidin turnalar!
    Zaman gitme vakti.
    Bağbozumu geldi.
    İnsan budadığından, payını istedi.
    Kuşlar yola çıkıp, tekrar dönmeyi istedi.
    Uçun kuşlar, uçun!
    Zaman uçma vakti.
    Baklaların dikilip, filize durma vakti.
    Suların soğuyup, balıkların üşüme vakti.
    İşte Kasım!
    Sondan önceki son dönemeç.
    Balıklar üşümekten yorgun.
    Ekmeği oluyor insanın.
    Bir oltanın ucundaki ekmeğin, kurbanı oluyor yorgunlar.
    Şimdilerde çığ da düştü umutlara.
    Küf sandığım bulutlara, karalık da düştü şimdi…
    Çekildi şimdilerde böcekler yuvaya!
    Karınca çalıştığını yemek için,
    Ağustos böceği dilenmek için.
    Şimdi bitti bütün aylar.
    Bir yıl daha geçti ömürden.
    Hayat dediğimiz çark, bir turu daha bitirdi yeniden.
    Ölüm, işte bu!
    Yeniden ölmek için!
    Doğup tekrar ölmek için!
    Ölüp, dirilip, tekrar ölmek için.
    Ölümü dörde böldüler.
    İsmine mevsimler dediler.
    Dördü on ikiye ayırıp,
    Aylar, işte bunlar dediler.
    Ayları da günlere bölüp,
    Günün böyle dediler.
    Günleri saatlere,
    Saatleri dakikalara,
    Dakikaları saniyelere,
    Saniyeleri de saliselere,
    Saliseleri milisaniyeye,
    Milisaniyeyi mikrosaniyeye,
    Mikrosaniyeyi nanosaniyeye,
    Nanosaniyeyi pikosaniyeye,
    Pikosaniyeyi femtosaniyeye,
    Femtosaniyeyi attosaniyeye,
    Attosaniyeyi de Planck saniyeye bölüp,
    Bir insan yetmiş dokuz yıl eder dediler.
    Ömür biçtiler bir nefeslik insana…
  • BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN 10 ALTIN YÖNTEM

    1. Sigara içmeyin ve içilen ortamlardan uzak durun!

    2. Stresten uzak ve mutlu bir hayat yaşayın.

    3. Günde en az 3 porsiyon yeşil sebze tüketin.

    4. Günde en az 1 porsiyon probiyotik yoğurt yiyin.

    5. Günde en az 2 litre su için.

    6. Öğün atlamayın, yemeklerinizi düzenli
    yiyin.

    7 Fazla kilolarınızı verin. Obezite bağışıklık sistemini zayıflatır.

    8. Gecede en az 7 saat uyuyun. (Kişinin durumuna göre azaltılabilir)

    9. Haftada en az 3 gün, günde 1 saat egzersiz yapın. Hareketli yaşayın,

    10. Yalnız kalmayın, sevdiklerinizi arayıp hatırlarını sorun. Sizin kadar şanslı olmayanlara yardımcı olun.
    Ümit Aktaş
    Sayfa 25 - Hayykitap
  • Benim için her şeydin aşkım,
    Ruhumun özlediği-
    Yeşil bir adaydın aşkım, denizde,
    Bir mabet, bir çeşme.
    Efsunlu meyvelerin ve çiçeklerin çelengi;
    Bu çiçeklerin hepsi benimdi.

    Ah, er geç bitecek berrak bir düş;
    Ah, bulutlara karışıyor yükselen
    Yıldızlı Umut!
    Bir ses haykırıyor Gelecek'ten:
    "İleri!" ama Geçmiş'in (o karanlık girdabın) üzerinde
    Salınıyor ruhum,
    Dilsiz, devinimsiz, dehşet içinde!
    Ah, yazık ki söndü
    Yaşam ışığım.

    "Yeter-yeter-yeter,"
    (Böyle diyor kutsal deniz
    Kıyıdaki kumlara,)
    Filiz vermez bir daha yıldırım düşmüş dal,
    Bir daha yükselmez göğe kanadı yaralı kartal!

    Şimdi zamanım esrimeyle geçiyor;
    Geceleri düşlerimde,
    Kara gözlerin,
    Adımların ışıldıyor,
    İlahi danslarla,
    İtalyan nehrinin kıyısında.
    Lanet olsun!
    Seni kabaran dalgalar üzerinde
    Aşktan soylu bir çağa ve suça,
    Ve meşum bir yastığa götürdükleri zamana-
    Aldılar seni benden
    Ve gümüş söğüdün ağladığı puslu ülkemizden.
    ~To One In Paradise, Edgar Allan Poe
  • BEN RUHİ BEY NASILIM

    I

    Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda
    Gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi
    Büyük bahçelerin küçük içinde
    Saksılardan birinde
    Gördüm de
    Uyurken uyandırılmış gibi
    Beni bir sardunya büyüttü belki.

    O ben ki
    Bir kadında bir çocuk hayaleti mi
    Bir çocukta bir kadın hayaleti mi
    Yalnızca bir hayalet mi yoksa.

    Ne peki
    Yere dökülen bir un sessizliği mi
    Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
    İşini bitirmiş bir org tamircisinin
    Tuşlardan birine dokunacakkenki
    Dikkati ve tedirginliği mi.

    Bekler mi beni
    Her yanı, ama her yanı çocuklar gibi gülümseyen
    Bir sürü yaz gününün içinde
    Acaba bekler mi beni
    Uykularım, o sonsuz uykularım
    Yanmış bir limonluktaki
    - Ve limonlar ki her gün bir yaprak ayininde
    Sesini hiç eksiltmeyen -
    Ama bilmez miyim ben
    Bilmez miyim hiç
    Böyle sığ hayallerle oyalanmak yerine
    Kısacık bir zaman olmalıydı elimde
    Turfanda meyva gibi bir zaman
    Yollar yollar kateden tadı ve ekşiliği
    Geçerek erguvanların dönemecinden
    Leylakların dörtyol ağzından
    Yapıştırıncaya dek beni dudaklarına
    Acının dudaklarına ve geçmişin
    Bir yaban gülü yaprağı gibi beni
    Ama ne gezer.

    Korkmuyorum artık solmaktan
    Solmaktan ve solgunluktan
    Gelmişim nerelerden böyle
    Kurumuş bir dere yatağı gibi
    Ya da pek kurumamış da
    Baygın, hasta ya da cançekişen
    Çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında
    Ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini
    Yorgun düşerek taşımaktan
    Ve ne çıkar ayırmasam kendimi
    Suların büyük içkilere kavuştuğu koylardan.

    Koylardan
    Kapsayan o sevimsiz, o küçük aşkları da
    Eskiyen turunçlar gibi ilk rengini pek aratmayan
    Ayırmasam kendimi
    Diyorum ayırmasam
    Köhnemiş bir geminin -izine pek rastlanılmayan-
    İçindeki bir yolcudan da, değerli taşlarla dolu cepleri
    Cepleri yüreği cepleri
    Ayırmasam da ben
    Kim görürdü o yolcuyu, yani kim farkederdi beni
    Sıradan acılardır çünkü bütün ilgileri toplayan
    Oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan
    Bu kımıltısız gövde
    Görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi
    Görülmediği gibi gündoğumundan havalanan kuşların
    Ya da bir oda kapısını açtığınız zaman
    O müşiş öğle sıcağında
    Pencerenin önünde örgü ören birinin
    - Örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-
    Görülmediği gibi
    Ama var mıydı sanki görülmek isteyen
    Var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden.


    II

    Ve her şey hızla yetişti sonra
    Sarı bir günün kahverengi yarınına.

    Yıkılmış bir ağacın üstünde yıllarca oturdum da
    Gözleri avına benzeyen bir avcıydım sanki
    Ağaç da çürümüş zaten
    Kazımış, oymuş bir yerlerinden gelip geçen onu
    Ağaç mı, içi yıllarla dolu bir kutu mu
    Çözmek için mi acaba içlerindeki bir gizi
    -Gizi mi, bir giz gereksinmesini mi-
    Yoklamışlar orasından burasından
    Kim bilir.

    Ama sessizlikten başka ne bulmuşlar
    Önemsiz bir iki anıdanbaşka
    Ya insan kılığında ya da bir dekor taşkınlığında
    Sorarım ne bulmuşlar
    Çoktan yeni bir umuda dönüşmüştür onlar da
    Anılar.

    Oysa bambaşka şeyler olmalıydı ağaçta
    Kazılmış, oyulmuş yerlerinde ağacın
    Buruk mayhoş, daha çok da bir zehir tadındaki
    Bir şeyler olmalıydı. Ve sanki
    Yıllar var ki saklamışım orda ben

    Saklamışım anlaşılan
    Odasında yapayalnız doğuran bir kadının
    Dışa vurmak istemediği
    Ya da pek gereksinmediği
    O iniltiyi andıran
    Duyurulmayan her şeyi.


    III

    Ve her şey dönüştü işte
    Kahverengi bir çarşambadan
    Sapsarı bir cumartesiye.

    Ansızın bir rüzgar çıktı demin
    Çölde yanıt arayan alaycı bir rüzgar
    Kolalı bir örtü gibi acıtıyor yüzümü
    Yakıyor gözkapaklarımı da
    Toplayıp getiriyor anılarımı bir bir
    Uzun yolları hiç sevmeyen anılarımı.

    (Kaç türlü girilirdi anılardan içeri?
    1 - İşte bir zambağın özsuyunun içilişi gibi
    2 - Süt emer gibi bir memeden
    Bütün renklerin ve bütün kokuların bir anda bilinişi
    3 - Dibini kazıyor alanlar: dünyanın iç çekişi.)

    (Ansak mı anmasak mı
    Yeri mi şimdi değil mi
    Bir tren yolculuğunda ve her yerde
    Her şeyin ya da hiçbir şeyin hiç mi hiç çekilmezliğini
    Bir hafta tatilini, bir öğle vaktini, belki bir pazartesiyi
    Saatler iyi
    Adamlar gülüyorlarsa iyi, gülmüyorlarsa gene iyi
    Ve bütün yolcuların dalgın
    Koparıp koparıp bir şeyler yediklerini
    Görünüşte kararsız
    Görünüşte üzgün, endişeli
    Görsek mi acaba, görmesek mi
    Açıp da kapalı gözlerini arada
    Şöyle bir görünümü tek bir solukta
    Yalandan, inatla içine çekenleri
    Ya da bir köprüden geçerken, bir tünele girerken
    Belirtip yüzlerinde çok görmüşlüğün izlerini
    Bir tilki çevikliğiyle, acele
    Katarak yolculuğa hiç yoktan bir gizemliliği
    Bilmem ki, görmesek mi
    Durunca tren bir istasyonda
    Dudakları çatlamış, ateşli, hasta bir istasyonda
    Dünyanın bütün elma satıcılarına bakıp
    Bakıp da her şeyi ilk defa tanıyormuş gibi
    Uzanıp pencerelerden sarkık gerdanlarıyla
    Tutarak parmaklarıyla yalancı
    Ve ucuzundan bir kolyeyi
    Acaba görmesek mi
    Bir treni ve dünyada tren olan her şeyi.

    Ansak mı anmasak mı acaba
    Yeri mi şimdi, değil mi
    Sırasını bekleyen bir kadının, hasta
    Gereğinden fazla abartılmış yüzünü
    Besbelli iğrenirdiniz
    Çevirirdiniz gözlerinizi yer tahtalarına
    Bir duvar saatine ya da kapıya
    Telefona bakardınız, tırnaklarını incelerdiniz uzun uzun
    Kısaca
    Kaçınmak isterdiniz o yüzden -ama bitmedi-
    Gördünüz, görüverdiniz bir daha
    Sıyrılmış acılardan ansızın
    Sevecen, durgun, sade
    O yüzü
    Belki de, orda, acele
    Karar verdiniz
    Bir anneniz olsun isterdiniz böyle
    Ve belki sarılıp öpmek isterdiniz onu
    Her neyse...

    Söylesek, yeniden mi söylesek şimdi de
    Ben uzun yolları hiç sevmem
    Doğacak bir çocuk gibi beklemeli anılar
    Ansızın doğmalı, ansızın ölmeli saniyelerde.)


    IV

    Bırakıp gidiyor anılarımı rüzgar
    Denize bırakılmış çöpler gibi
    Yol kenarlarında birikmiş gereksiz eşyalar gibi
    Geri veriyor ve çekip gidiyor usulca.

    Bulanık bir havuzun yanında buluyorum kendimi
    Bakımsız, taşları kırık bir havuzun yanında
    İçinden koyu yeşil bir çocuğun baktığı
    Çürümeye yüz tutmuş yaprak renginde
    Ağlaması yağmurlu bir sundurmaya benzeyen
    Kırık iskemleleri, çatlamış mermer masasıyla
    Yağmurlu bir sundurmaya
    Ve pencerelerde belli belirsiz bir kadın
    Pencerelerde ve her yanda.

    Bir çocukta bir kadın hayaleti mi
    Bir kadında bir çocuk hayaleti mi
    Yalnızca bir hayalet mi yoksa.

    (Nerdeyim
    Kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim
    Para bozduranların az çok bildiği
    Adres soranların gene bildiği
    Bir sokakta bir aşağı bir yukarı
    Saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği
    Amansız bir güceniğim.)

    Geri getiriyor bunları rüzgar
    Geri getiriyor anılması kırmızı bir konağı da
    İniltili, hasta bir konağı da
    Çatısında baykuşların tünediği
    Birtakım iplerin düğümlendiği tahtaboşlarda
    Ve bütün konuşmaların tek bir cümlede toplanıp
    Suskunluğu bir anıt gibi yükselttiği
    Bir konağı ve konağın olanca görkemini
    Geri getiriyor rüzgar.

    (Konaksa yandı çoktan
    Tertemiz bir asfalt ezip geçti onu
    İyi biliyorum tertemiz bir asfalt
    Ezip geçti onu
    Kırmızı bir konak mezarı gölgesi bırakarak.)

    Ve yıllar ve günler ve saatler ayarlandı
    Caddeler, işhanları kahveler ayarlandı
    Meyhaneler, genelevler
    Pasajlar, dar sokaklar, geçitler
    Soğuk biralar ayarlandı, soğuk her şey
    Ve bütün ilişkiler
    Birden yerini aldı.

    Ve her şey yetişti gene
    Sarı bir çarşambadan
    Kahverengi bir cumartesiye.


    V

    Ben Ruhi Bey, nasıl olan Ruhi Bey
    Nasılım
    Bir yaz ikindisinden çıktım geldim
    Diyelim bir pazartesiydi, biraz da şöyle geldim
    Kapıyı iyice kapadım
    - Kapadım mı, evet, kapadım -
    Çitlenbik ağacının altından geçtim
    Frenk üzümlerinden bir iki salkım kopardım
    Dişlerimle sıyırdım
    Sardunya renginde ve sardunya tadında idiler
    Biri fotoğrafımı çekiyorkenki gibi durdum
    Azıcık gülümsedim
    Ve dünya bana gülümsedi
    Çakılların üstünden yürüdüm
    Yürüdüm ki, bir sese benziyordum sanki
    Yüzyıllarca önce kırılmış bir kemik sesi
    İyice duydum
    Çıkarken bahçe kapısını açık bıraktım
    - Çok yüksekti. Deniz dibi renginde ve demirdendi. Üstünde aslan başı
    kabartmalar vardı. İki yanında çok yüksek iki duvar uzar giderdi.
    Dışardan çam ğaçları görünürdü. Bir kırbaç gibi görünürdü. Ve
    ağaçların üstünde kırbaç kılıflarına benzeyen ve evlatlıkların mavi
    pazen giysilerini andıran kalınlaşmış bir gökyüzü dururdu -
    On sekiz on beş trenine yetiştim
    Geniş kadife koltuğa oturdum
    Puromu yaktım - iki kibrit harcadım -
    Akşam gazetelerinde pek bir şey yoktu
    Haydarpaşa'ya kadar bulmaca çözdüm
    İskelede saçları çok iyi taranmış bir kız bana baktı
    Bakışından tedirgin oldum
    Giyimsizdi, boyasızdı, bakımsızdı
    Vapurla Karaköy'e geçtim
    Tokatlı'ya uğradım
    Köprüden aldığım Fransız dergilerini karıştırdım
    Kirazla bir kadeh rakı içtim
    Çıkarken boy aynasında kendime baktım
    Oldukça yakışıklıydım
    Gömleğim temizdi, beyaz ceketim
    Tertemizdi ve ayakkabılarım
    Pantolonum ütülü
    Yelek cebimde ince altın bir zincir
    Sarı ve ince bıyıklarım
    Tam Ruhi Bey bıyığıydı
    Ve iki parmağın arasında bir çiçek sapı
    - Zakkum muydu, değil miydi, belki yazpatı -
    Boynumda menekşe rengi bir papyon
    Hafifçe sarkık
    Dudağımda bitti bitecek bir sigara
    Kenarında dudağımın
    Dışarı çıktım.
    Tünele bindim, Asmalımescit'teki Viyana lokantasına geldim.
    Avusturyalı karı koca beni karşıladılar
    İkisi de eğilerek ben dimdik durdukça onlar bir kez daha eğilerek beni
    karşıladılar
    Benden başka oldukça şişman iki adam daha vardı. Beyaz Ruslardandılar, gözleri
    necef taşı gibi sert ve parlaktı
    Tezgahta bir Leh Yahudisi votka içiyordu, yüzündeki ince damarlar fırçayla
    çizilmiş gibiydi, bir silinip bir canlanıyorlardı.
    Soğuk et getirdiler bana, omlet, bira filan getirdiler
    Üstüne kremalı ahududu getirdiler, likörle kahve getirdiler
    Çıkarken bolca bahşiş bıraktım.
    Markiz'e uğradım, dört mevsimden süzülmüş bir konyak içtim
    Düzeltip arada bir bıyıklarımı
    Uçları hafifçe ıslak
    Bir ara pencere camında kendime baktım
    Baktım ki, ben Ruhi Bey
    Nasıl olan Ruhi Bey
    Daha nasılım.

    Oradan Galatasaray'a kadar yürüdüm
    Bir kadının pembe beyaz teni dağılıp uçuşarak
    Gezindi ortalıkta bir süre
    Ve durdum
    Durdum bu güzel yaz ikindisinden çıkıp
    Bambaşka bir sonbahar sabahını giyinceye kadar Nasılım.


    VI

    Nasıl olacaksınız Ruhi Bey
    Bugün de erkencisiniz Ruhi Bey
    Şarapla bira mı içiyorsunuz Ruhi Bey
    Böyle sabah sabah Ruhi Bey
    Akşam akşam Ruhi Bey
    Akşam sabah Ruhi Bey
    Cıgara alır mıydınız Ruhi Bey
    Yakalım Ruhi Bey, yakalım
    Böyle üşümüyor musunuz Ruhi Bey
    Benim de ayakkabılarım su alıyor Ruhi Bey
    Ne olur ne olmaz
    Önümüz kış Ruhi Bey
    Ee, daha nasılsınız Ruhi Bey
    - İyiyim, iyiyim.

    (Gelsem gelsem bir solgunluktan gelirim
    Kızgın bir sardunyanın üstelik üvey çocuğu
    Pembe pembe azarlanırım
    O ölür ben azarlanırım
    Kocaman bir konakta uzarım kısalırım
    Ellerim tırnaklarım
    Yeni kırpılmış bir koyun derisi gibi pespembe
    Ve sıcak
    Gözlerim, gözlerim benim
    Denizi ilk defa gören bir çocuğun
    Birdenbire yaşlanması neyse.)

    Sizinle görüşelim Ruhi Bey
    Vaktim yok, vaktim yok
    Ruhi Bey, görüşelim
    Vaktim yok görüşmeye kimseyle
    Ruhi Bey
    Kendimle bile, kendimle bile.
    (Olmaz ki, kimse kimseyi sevemez
    ama hiç kimse)


    Edip Cansever

    NOT: Tiyatroya aktarılmış bir eserdir. Hasan Ali Toptaş 'ın Sonsuzluğa Nokta isimli kitabında bu şiire atıf vardır.
  • İçinde değerli ve kırılgan bir şeyi gizlemesi gereken insanın, yaşamın içinde eski yeşil ağır bir şarap fıçısı gibi hantal ve sarsak yuvarlanıp gittiğini tasavvur edebilirim:utancının inceliği böyle gerektirir. Utancında derinlik olan bir insanın, çok az kişinin ulaşabildiği ve varlıklarının en yakınlarının ve en güvendiklerinin bile bilmemeleri gereken yollarda, karşısına yazgılar ve narin kararlar da çıkar:yaşamsal tehlikesi de, yeniden elde ettiği yaşam güvencesi de onların gözlerinden gizlenir. İçgüdüsel olarak susmak ve susarak gizlemek için konuşmaya ihtiyaç duyan, konuşmaktan kaçmaktan yorulmayan biri, dostlarının kafalarında ve kalplerinde kendisinin yerine bir maskesinin dolaşmasını ister ve teşvik eder;tut ki istemiyor, günün birinde orada yine de kendisinin bir maskesinin bulunduğuna uyanacaktır, ~ve bunun böyle iyi olduğuna. Her derin tinin bir maskeye ihtiyacı vardır, dahası her derin tinin etrafında bir maske sürekli büyür, onun her sözcüğünün, her adımının, verdiği her yaşam işaretinin sürekli yanlış, yani yüzeysel yorumlanışı sayesinde. ~
  • “Joker” makyajlı örümcek
    keşfedildi

    Yeni keşfedilen bir örümcek türünün
    sırtındaki çarpıcı kırmızı-beyaz
    desen, Batman’in ezeli düşmanı
    Joker’in sırıtışına benziyor. Benzerlik öyle
    şaşırtıcı ki örümceği tanımlayan
    araştırmacılar, 2019 yapımı Joker filminde
    baş karakteri canlandıran oyuncu Joaquin
    Phoenix’in adını örümceğe verdiler.
    İronik bir şekilde, renkli örümceğin cins
    adı (Loureedia) ise punk rock şarkıcısı Lou
    Reed’den geliyor. Reed, siyah giyinmesi ve
    hiç gülümsememesiyle ünlü. Bilim
    insanları, İran’da keşfettikleri bu yeni
    örümceğe Loureedia phoenixi adını verdi.
    Bu, Akdeniz bölgesi dışında keşfedilen ilk
    Loureedia örümceği. İlk olarak 2018’de
    tanımlanan cins, şu anda dört tür içeriyor.
    Joker’in sinir bozucu sırıtışının beyaz yüz
    makyajıyla tezat oluşturması gibi, erkek
    L. phoenixi örümceklerinin sırtlarında
    beyaz zemin üzerinde canlı kırmızı bir leke
    göze çarpıyor. Ancak örümcek yalnızca 8
    mm uzunluğunda olduğundan onu net bir
    şekilde görmek için büyüteç gerekiyor.
    Bu örümcek, müzisyen Lou
    Reed’in adını taşıyan
    Loureedia cinsinde
    tanımlanan dördüncü tür.
    How It Works 011
    Loureedia örümceklerinin keşfi zor
    çünkü her yıl yalnızca üç hafta boyunca yer
    üstünde aktif oluyorlar. İranlı araknolog ve
    taksonomist Alireza Zamani, “Bu
    örümcekler hayatlarının çoğunu yeraltı
    yuvalarında geçiriyor.” diyor. “Erkekler
    genellikle ekim sonundan kasım ortasına
    kadar dişileri avlamak amacıyla yuvalarını
    terk ediyor. Yavru örümcekler de
    annelerinin yuvasından ayrılıp yüzeye
    çıkıyor.”
    Şimdiye kadar bilim insanları sadece
    erkek L. phoenixi örümceklerini keşfedip
    tanımlayabildi. Bulunması daha zor olan
    dişileri, erkeklerin bulunduğu yerlerin
    yakınlarında aramaya devam ediyorlar.
    Zamani şöyle diyor: “Yeterince zamanınız
    ve sabrınız varsa gezgin bir erkeği izlemek
    ilginç olabilir. Dişiyi nasıl bulacağını o
    herkesten daha iyi bilir. Bu şekilde
    çiftleşme davranışını gözlemleme ve
    fotoğraflama şansınız da olabilir. Çiftleşme
    davranışı henüz hiçbir Loureedia türü için
    belgelenemedi.”
    11


    Güneş’ten 2,5 milyon
    kat parlak yıldız kayboldu

    2019’da bilim insanları, Güneş’ten
    milyonlarca kat daha parlak olan
    büyük kütleli bir yıldızın iz
    bırakmadan kaybolmasına tanık
    olmuştu. Astrofizikçilerden oluşan bir
    ekip, kayıp yıldız vakası üzerine
    çalışmalarını yakın zamanda
    tamamladı. Sundukları olası
    açıklamalar arasından sürprizli bir
    açıklama öne çıkıyor: Büyük kütleli
    yıldız ölmüş ve süpernova patlaması
    yaşamadan kendi içine çöküp karadeliğe
    dönüşmüş olabilir. Ama böyle bir yıldız
    intiharının eşi benzeri yok.
    Araştırmacı Jose Groh, “Yakın evrenin
    en büyük kütleli yıldızlarından birinin
    yavaşça karanlığa karıştığını tespit
    etmiş olabiliriz.” diyor. Çalışmanın baş
    yazarı Andrew Allan ise “Tespitimiz
    doğruysa bu, böyle devasa bir yıldızın
    hayatını bu şekilde sonlandırdığının ilk
    doğrudan tespiti olacak.” diyor.
    75 milyon ışık yılı uzaklıktaki Kova
    takımyıldızında bulunan söz konusu
    yıldız, 2001-2011 yılları arasında iyi bir
    şekilde incelendi. Bu yıldız mükemmel
    bir “mavi ışık değişeni” (LBV) örneğiydi.
    LBV’ler, ömrünün sonuna yaklaşan ve
    öngörülemeyen parlaklık değişimleri
    gösteren büyük kütleli yıldızlar. Bunun
    Gizemli bir şekilde kaybolan
    mavi ışık değişeni
    (sanatçının tasviri)
    gibi yıldızlar nadir görülüyor ve şimdiye
    kadar evrende sadece birkaç tanesi
    keşfedilebildi. 2019’da Allan ve
    meslektaşları, bu LBV’nin evrimini daha
    iyi anlamak için Avrupa Güney
    Gözlemevi’ndeki Very Large Telescope’u
    kullanacaklardı ki yıldızın tamamen
    ortadan kaybolduğunu fark ettiler.
    Normalde Güneş’ten çok daha büyük
    yıldızlar ömürlerinin sonuna gelince
    muazzam bir süpernova patlamasıyla
    patlar. Bu patlamalar, uzun ışık yılları
    boyunca her yöne uzanan iyonize gaz ve
    güçlü radyasyon yaydıkları için kolayca
    fark edilirler. Patlamanın ardından
    geriye kalan yıldız maddesinin yoğun
    çekirdeği, karadeliğe veya nötron
    yıldızına dönüşebilir. Bunlar uzayın en
    büyük ve gizemli nesnelerinden ikisi.
    Ancak kayıp LBV böyle bir radyasyon
    yaymadan sırra kadem bastı.
    Gizemi çözmeye çalışan araştırmacılar,
    2002 ve 2009 yıllarında yapılan eski
    gözlemleri incelediler. Yıldızın bu süre
    zarfında güçlü bir patlama dönemi
    geçirdiğini, çok büyük miktarda yıldız
    maddesini normalden çok daha hızlı
    püskürttüğünü keşfettiler. LBV’lerin
    yaşlılık döneminde bunun gibi çok
    sayıda patlama yaşanabiliyor. Bu
    patlamalar yıldızın normalden çok daha
    fazla parlamasına neden oluyor. Söz
    konusu patlama muhtemelen 2011’den
    sonra sona erdi.
    Bu durum, önceki gözlemler sırasında
    yıldızın neden bu kadar parlak
    göründüğünü açıklayabilir. Yine de
    yıldızın kaybolmasına neden olan
    patlamadan sonra ne olduğunu
    açıklamıyor. Bunun bir açıklaması,
    yıldızın patlamadan sonra parlaklığını
    önemli ölçüde yitirmesi ve ardından
    kalın bir kozmik toz perdesiyle daha da
    gizlenmesi olabilir. Eğer durum
    gerçekten buysa yıldız gelecekteki
    gözlemlerde yeniden ortaya çıkabilir.
    Daha tuhaf ve daha heyecan verici
    açıklamaysa şöyle: Yıldız, patlamadan
    sağ kurtulamadı ve süpernovaya
    dönüşmek yerine kendi içine çökerek
    karadeliğe dönüştü. Ekip, bunun nadir
    bir olay olacağını kabul ediyor. Yıldızın
    kaybolmadan önceki tahmini kütlesi göz
    önüne alındığında, kütlesi Güneş’in 85
    ila 120 katı büyüklüğünde bir karadelik
    yaratmış olmalı. Ancak bunun görünür
    bir süpernova olmadan nasıl
    gerçekleşebileceği hâlâ belirsiz. Yanıt
    bulmak için yıldızın galaksisi üzerinde
    daha fazla gözlem yapılması gerekiyor.
    12

    Avustralya kıyılarında
    devasa sualtı nehirleri
    akıyor

    R
    obot sualtı araçları, Avustralya
    kıyılarında sualtında gizlenen devasa
    nehirler keşfetti. Bilim insanları, bu
    nehirlerin kıyılardan okyanusun
    derinliklerine malzeme taşımada rol
    oynadığını düşünüyor. “Yoğun sahanlık
    suyu taşması” denilen gizli nehirler, soğuk
    geçen aylarda kıyılardaki sahanlık
    suyunun ısı kaybetmesiyle oluşuyor. Bu su,
    yaz aylarında buharlaştığı için oldukça
    tuzlu. Kıta sahanlığının (kıtanın genellikle
    sığ suya gömülü kenarları) iç kısmındaki bu
    soğuk ve tuzlu akarsuyun yoğunluğu
    derindeki sudan daha fazla. Yoğunluk
    farkından dolayı bu nehir, okyanus tabanı
    boyunca açık sulara doğru akıyor.
    Batı Avustralya Üniversitesi’nden bir grup
    araştırmacı, 2008-2019 arasında Avustralya
    kıyı şeridindeki sekiz noktadan sualtı keşif
    araçlarıyla toplanan verileri analiz etti.
    Üniversiteye bağlı Okyanus Enstitüsü’nden
    Dr. Tanziha Mahjabin, bu verilerin denizde
    2.500 gün geçirmeye eşdeğer olduğunu
    hatırlatıyor. Avustralya’nın Entegre Deniz
    Gözlem Sistemi kapsamında kıyılara
    konuşlandırılan otonom sualtı araçları,
    suyun sıcaklığı ve tuzluluğu (tuz derişimi)
    hakkında veri topladı. Bu ölçümler
    sayesinde araştırmacılar suyun
    yoğunluğunu belirleyerek sualtı
    nehirlerinin varlığını ortaya çıkarabildi.
    Ekip, Avustralya’da 10.000 kilometreye
    yayılan bir alanda sonbahar ve kış
    aylarında düzenli olarak sualtı nehirlerinin
    oluştuğunu buldu. Ayrıca, sualtı
    nehirlerinin suyu sık sık karıştıran şiddetli
    rüzgârlara ve gelgitlere dayanabildiğini
    keşfettiler. Bu, dünyada benzeri
    görülmemiş bir olaydı.
    Sualtı keşif araçları, organik maddeleri ve
    klorofili tespit eden sensörlerle de
    donatılmıştı. Klorofil; bitkilerde, alglerde ve
    siyanobakterilerde bulunan yeşil bir
    pigment. Bu sensörler sayesinde
    araştırmacılar, sualtı nehirlerinin kıta
    sahanlığı boyunca ve okyanusun
    derinliklerinde malzeme ve madde
    taşıdığını keşfettiler.
    Batı Avustralya Üniversitesi’nden
    Araştırma Görevlisi Yasha Hetzel şöyle
    diyor: “Besinleri, bitki ve hayvan
    parçacıklarını ve kirleticileri içeren asılı ve
    çözünmüş maddeler ‘kıyı okyanusu’ denilen
    bölgeye ulaşıyor. Karanın derin okyanusa
    bağlandığı bu bölge, okyanus çevresi için
    önemli bir bileşen.”
    14

    İskandinavya’da
    gizemli radyasyon
    artışı

    H
    ollanda Ulusal Halk Sağlığı ve
    Çevre Enstitüsüne göre Kuzey
    Avrupa üzerindeki atmosferde
    radyoaktivite seviyesi yükseldi. Bu
    durum, Rusya’nın batısındaki bir
    nükleer santral arızasına işaret ediyor
    olabilir. Radyoaktivite artışı, nükleer
    yakıt elemanının zarar gördüğünü
    gösteriyor. Ancak Rus nükleer enerji
    operatörü Rosenergoatom, bölgedeki
    Kola ve Leningrad şehirlerinde faaliyet
    gösteren santrallerde hiçbir sorun
    olmadığını öne sürdü.
    İskandinavya’daki gözlemci
    kurumlar, atmosferde radyonüklit
    (radyoaktif izotop) seviyelerinin
    arttığını tespit etti. Radyonüklitler,
    çekirdekleri kararsız olan atomlar:
    Radyoaktif bozunma yoluyla
    çekirdeklerinin içindeki fazla enerji
    açığa çıkıyor. Kapsamlı Nükleer Deneme
    Yasağı Antlaşması Örgütünün (CTBTO)
    açıklamasına göre Finlandiya, Güney
    İskandinavya ve Kuzey Kutbu’nun bazı
    bölgelerinde özellikle sezyum-134,
    sezyum-137 ve rutenyum-103
    radyonüklitlerinde artış görüldü.
    Bunlar insana zarar vermemelerine
    rağmen nükleer fisyonun yan ürünleri.
    İzotop verilerini inceleyen Hollanda
    Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü
    şu açıklamayı yaptı: “Radyonüklitler
    yapaydır, yani insan yapımıdır. Bu
    çekirdeklerin bileşimi, nükleer enerji
    santralindeki bir yakıt elemanının
    zarar gördüğünü gösteriyor olabilir.”
    Ancak yapılan ölçüm sayısı yetersiz
    olduğu için radyonüklitlerin gerçek
    kaynağı belirlenemedi
    14

    Beyin, vücudunuzdaki en
    çok enerji tüketen organdır.
    Enerjinizin %20’sini beyin
    harcar. Bu enerji sadece
    beynin işlevlerinde değil,
    bakımında da kullanılır.
    17

    Yıldırım, 100.000 dilim ekmek kızartmaya yetecek 5 milyar jul enerji içerir.
    17


    EN VERİMLİ ELEKTRİK SANTRALİ
    Brezilya ile Paraguay arasındaki Itaipu Hidroelektrik Barajı,
    dünyadaki tüm santrallerden daha fazla enerji üretiyor: 98 terawatt
    saat. Su, saniyede 62.000 metreküp debiyle akıyor.
    19

    Ortalama bir ABD vatandaşı bir Hindistan vatandaşının on katı enerji kullanıyor.
    19

    En fazla enerjiyi hangi olay
    açığa çıkarır?


    A-İnsan hapşırması
    B-Kasırga
    C-Atom bombası

    Cevap:
    Kasırgalar günde 1019 jul enerji açığa
    çıkarabiliyor. Bu miktar, Hiroşima’ya atılan
    atom bombasının bir milyon katı. Hapşırma
    sırasında damlacıklar yüksek hızda dışarı
    atılsa da açığa çıkan enerji çok küçük.
    21


    1848
    İlk modern petrol
    kuyusu Azerbaycan’da
    açıldı. 1900’lerin
    başında küresel
    üretimin yarısını
    oluşturuyordu.
    23

    Ağır el işçiliği yapan bir kişi, 100 W’lık bir ampulü çalıştırmaya yetecek kadar enerji üretir.
    23

    İzlanda’nın
    yenilenebilir şansı
    İzlanda’ya vuran jeolojik piyango sayesinde ülke,
    enerjisinin %80’inden fazlasını (ve elektriğinin
    %100’ünü) yenilenebilir kaynaklardan üretebiliyor.
    Tektonik levha hareketlerinin merkezi Atlantik Ortası
    Sırtı’nın ortasında yer alan İzlanda, birçoğu 250 derece
    sıcaklıkta kaynar su fışkırtan 200’den fazla volkan
    ve yaklaşık 600 kaplıcayla kaplı. Bu ısı sayesinde
    ülkenin enerji ihtiyacının %65’ini jeotermal
    enerji karşılıyor. Evleri, yüzme havuzlarını ve
    seraları doğrudan ısıtmak için bu sıcak su
    kullanılırken, jeotermal santraller de ısıyı
    elektriğe dönüştürüyor. Ülkedeki nehir
    ve şelale bolluğunun mümkün kıldığı
    hidroelektrik ise İzlanda’nın enerji
    ihtiyacının %20’sini daha
    karşılıyor. Yenilenemeyen
    enerjinin oranı %15. O da
    çoğunlukla petrol yakan
    taşımacılıkta kullanılıyor.
    23

    Genç anne babalar hasta çocukları yüksek
    ateş, yeşil burun akıntısı ve halsizlik
    şikâyetiyle doktora götürünce bol sıvı
    tüketme ve istirahat etme gibi standart
    önerileri duymak istemiyorlar. Semptomları
    anında hafifletecek bir şey, yani antibiyotik
    istiyorlar. Ne yazık ki bazı doktorlar da
    hastaların gerçekten antibiyotiğe ihtiyacı
    olup olmadığına bakmadan reçeteye
    antibiyotik yazıp geçebiliyor.
    24

    Amerikan Hastalık Kontrol Merkezlerine
    (CDC) göre vakaların yaklaşık %50’sinde
    antibiyotikler yanlış veriliyor.
    24

    2009 tarihli bir araştırmada sekiz doktordan birinin cep telefonunda MRSA bakteri kolonileri bulundu.
    25

    SÜPER
    MIKROPLARI
    ÖNLEMEK IÇIN
    ON IPUCU

    1
    Gereksiz
    veya yanlış
    antibiyotik kullanımının
    antibiyotik direncini
    artırdığını unutmayın.
    2
    Antibiyotiklerin nezle ve
    grip gibi viral
    enfeksiyonları değil, sadece
    bakteriyel enfeksiyonları
    tedavi edebildiğini bilin.
    3
    Asla kafanıza göre
    antibiyotik kullanmayın.
    4
    Doktor antibiyotik
    verdiyse talimatlarına
    uyun ve söylediği miktarın
    tamamını (genelde tüm
    kutu) kullanın.
    5
    Semptomlarınız aynı
    görünse bile
    arkadaşınıza verilen
    antibiyotiği kesinlikle
    kullanmayın.
    6
    Semptomlar şiddetli
    değilse sizi etkileyen
    patojenin belirleyecek
    tahlillerin yapılmasını
    bekleyin. Bu sayede
    doktorunuz geniş spektrum
    tedavisi yerine hedefli bir
    antibiyotik verebilir.
    7
    Doktordan antibiyotik
    istemeyin. Antibiyotik
    kullanmadan hastalığı
    giderebilecek tedavileri
    doktorunuza sorun.
    8 Hayvan enfeksiyonlarını
    gidermek için profilaktik
    antibiyotik tedavisi
    kullanmayan çiftlikleri ve
    işletmeleri tercih edin.
    Tarımsal antibiyotiklerin aşırı
    kullanımı, antibiyotik
    direncinin en büyük
    nedenlerinden biridir.
    9
    Kronik akneleri gidermek
    için düşük miktarda
    antibiyotik kullanmayın,
    diğer yöntemleri deneyin.
    10Sağlık çalışanları ve
    hastane ziyaretçileri,
    özellikle immün yetmezliği
    olan hastaların çevresinde
    el yıkama ve genel temizliğe
    dikkat etmelidir.
    27


    Ortalama bir insan günde en az iki kez hipnoz yaşıyor.
    31

    Bıçak altında
    hipnoz
    Açık kalp ameliyatlarını ve organ
    nakillerini sadece hipnotik ağrı hafifletme
    ile gerçekleştirmek mümkün görünmüyor
    ama o kadar invaziv olmayan ameliyatlar
    sırasında ağrıyı hipnozla yönetmek
    mümkün. Paris’te yaşayan Gineli şarkıcı
    Alama Kante, 2014’te boğazındaki
    paratiroit bezi tümörünün alınması için
    ameliyat edildi. Hayati risk taşıyan bir
    tümör olmasa da alınmaması şarkıcının
    kariyerini bitirebilirdi. Kante dünyada ilk
    kez, anestezi almak yerine hipnotize
    edilerek ameliyata girdi. Bu sayede
    ameliyatın kritik anlarında şarkı
    söyleyebiliyor, cerrahlar da ses tellerine
    zarar vermediklerini anlıyorlardı. Ameliyat
    başarılı geçti. Kante ise ameliyat boyunca
    çok uzaklardaki Senegal’i düşünüyordu
    ve hiçbir şeyin farkında değildi.
    32

    2017 yılında 73 yaşında bir hastaya dünyanın hipnoz altındaki ilk derin beyin ameliyatı yapıldı.
    33

    ünya genelindeki
    petrol rezervleri (varil)
    1 Venezuela
    298 milyar
    2 Suudi Arabistan
    268 milyar
    3 Kanada
    173 milyar
    4 İran
    155 milyar
    5 Irak
    141 milyar
    6 Kuveyt
    104 milyar
    35


    26.700.000
    TÜRKİYE’DE 2019’DA
    SATILAN AKARYAKIT (LİTRE)
    38

    13.000
    TÜRKİYE’DEKİ AKARYAKIT İSTASYONU SAYISI
    38

    0,02 $ VENEZUELA’DA BİR
    LİTRE BENZİNİN
    YAKLAŞIK FİYATI
    39

    Kolza yağı, geleceğin en büyük
    biyoyakıtlarından biri olabilir.
    39

    Dünyanın ilk yoğun bakım ünitesi 1953’te Kopenhag’da kuruldu.
    41

    231.000
    Türkiye’deki
    hastanelerin
    yatak
    kapasitesi
    42

    NHS Nightingale Hospital Londra,
    COVID-19 hastalarına hizmet vermek
    üzere dokuz günde inşa edildi.
    43

    Sosyal hizmet uzmanı
    Çoğu vakanın sonucu
    baştan belli olmaz. Yatakta
    yatan hasta kadar
    akrabalarının ve sevenlerinin
    de desteğe ihtiyacı olabilir.
    Bazı ülkelerde ve
    hastanelerde, ziyaretçilere
    duygusal destek veren
    sosyal hizmet uzmanları
    görev yapar. Hasta
    yakınlarına danışmanlık
    vererek durumu daha iyi
    anlamalarını sağlarlar.
    Sosyal güvencesi olmayan
    hastaların yönlendirilmesini
    de sağlayabilirler.
    43

    Avrupa’da hava kirliliğinden kaynaklanan en çok ölümün yaşandığı ülke İtalya.
    49

    DÜNYANIN EN BÜYÜK KARANTİNALARI
    Hindistan 1.380.000.000
    Çin760.000.000
    ABD297.000.000
    Bangladeş 165.000.000
    Rusya142.000.000
    Filipinler100.000.000
    Türkiye 83.000.000
    İngiltere68.000.000
    Fransa65.000.000
    İtalya60.000.000
    52

    Retba Gölü,
    Senegal
    Dünyanın en tuzlu
    göllerinden biri. Bu
    konuda Ölü Deniz’e
    rakip. Bu gölde yüzerken
    hiç batmazsınız.
    55

    Cidde Kulesi’nin 1,6 km olması planlanmıştı ama arazi analizinden sonra bu fikirden vazgeçildi.

    Cidde Kulesi
    Yükseklik: 1.000+ metre
    (planlanan)
    Kat sayısı: 200
    Kullanım alanı:
    Daireler ve ofisler
    İnşaat tarihi:
    2013-günümüz
    Mimar: Adrian Smith
    Yüzölçümü:
    530.000 metrekare
    Hedef:
    Dünyanın en yüksek binası
    57


    Dünyanın ilk gökdeleni, 1885’te Chicago’da inşa edilen 45 metrelik Home Insurance Binası’ydı.
    59

    Silisyum (silikon), dünyada en çok bulunan ikinci element. Ondan daha fazla olan tek element oksijen.
    63

    Dünyada 150 metreden daha uzun olan yalnızca yedi tane motorlu süper yat var.
    77

    Kare pencerelerde oluşacak basınç birikmesini önlemek için uçak pencereleri oval şekildedir.
    80


    Raspberry Pi’a PS2 emülatörü
    yükleyip PS2 kontrolcüsü bağlamak
    mümkün mü?

    Kesinlikle mümkün.
    Bunun için Raspberry Pi 2
    veya daha yeni bir modele, ek
    donanım olarak Raspberry
    Pi’a bağlayacağınız bir
    Playstation 2 portuna ve
    uyumlu bir emülatöre
    ihtiyacınız var.
    89


    Ekmek yanınca
    neden kararıyor?
    Organik maddeler (ekmek kızartma
    makinesindeki ekmek dilimi) ısınınca bir
    tepkime gerçekleşir. Ekmeğin içindeki
    karbon tutuşur ve atık ürün olarak yanmış
    karbon bırakır. Yanmış tost ekmeğinize
    siyah rengini veren budur.
    89

    Vücudun hangi kısmının büyümesi
    veya gelişimi en son durur?

    Ergenliğin sonunda vücudun tam gelişmiş haline
    ulaştığını düşünen birçok insan var ama aslında
    vücudumuz yaşam boyunca değişmeye devam ediyor.
    Hatta vücudun bazı kısımlarının büyümesi hiç durmuyor.
    Beyin gibi iç organlar, yeni bilgileri ve vücuttaki
    dalgalanmaları sürekli olarak işleyerek ölene kadar
    gelişmeye devam ediyorlar.
    Tüyleri ve tırnakları saymazsak (Bunlar ölümden sonra
    bile kısa süreliğine büyümeye devam ediyor.)
    vücudunuzun dışında yer alan ve boyutları yaşam
    boyunca büyüyen sadece iki organ var: kulaklar ve burun.
    Bunların ikisi de yumuşak doku ve kıkırdaktan oluşuyor.
    Bazı bilim insanları kıkırdak hücrelerinin daha uzun süre
    çoğalabildiğini düşünürken, bazıları ise bu büyümenin
    yerçekiminin desteğiyle gerçekleştiğini düşünüyor.
    90


    Vampir yarasalardan
    başka kan içen
    yarasa var mı?
    n Dünyada birkaç vampir yarasa türü var.
    Başka hayvanların kanını içerek yaşamını
    sürdürdüğü bilinen tek memeliler onlar. Meyve
    ve böcekle beslenen akrabalarının aksine,
    vampir yarasalardaki bağırsak mikropları
    farklı şekilde çalışarak kanı sindirebiliyor ve bu
    yarasalar kanla bulaşan virüslere karşı yerleşik
    bir dirence sahip. Ayrıca DNA’ları öyle
    programlanmış ki böbrek fonksiyonları,
    kandan ibaren beslenme tarzının getirdiği
    yüksek protein alımını tolere edebiliyor.
    90


    Evrenin ortalama
    rengi kabul edilen
    “kozmik latte”nin
    soluk bej rengi
    nereden geliyor?
    n 2002 yılında 200.000’den fazla yıldızın
    ışığının incelendiği bir çalışmayla evrenin
    ortalama rengi hesaplandı. Evrenin büyük
    kısmını simsiyah bir boşluk olarak hayal
    ederiz ama aslında yıldızların parlaklığı
    evrenin ortalama rengini değiştiriyor: Her
    şeyi karıştırırsanız ortaya sütlü kahve rengi
    gibi bir renk çıkıyor.
    91

    Vücudumuzdaki
    “iyi bakteriler” ne yapıyor?
    Sağlıklı kalmamıza yardımcı olan
    bazı bakteri türlerini “iyi” kabul
    ediyoruz. İnsan bağırsağı, “bağırsak
    mikrobiyotası” denilen geniş bir
    bakteri ve mikroorganizma
    popülasyonuna ev sahipliği yapıyor.
    Bakteriler bağırsaktaki yiyecekleri
    parçalamaya ve hastalıklarla
    savaşmaya yardımcı oluyor. Bu yüzden
    sağlığımız için hayati öneme sahipler.
    Bağırsak mikrobiyotanız beslenme
    tarzınızdan, yaşam tarzınızdan,
    çevrenizden ve antibiyotik
    kullanımından etkileniyor. Son
    bulgulara göre alerjiler, diyabet ve
    hatta kanser gibi birçok hastalık,
    bağırsak mikrobiyotasındaki
    bozulmalarla bağlantılı olabilir.
    92

    LCD ne anlama geliyor?
    LCD’nin açılımı “liquid crystal display”, yani “sıvı
    kristal ekran”. LCD ekranlarda kullanılan sıvı
    kristal molekülleri, ışık miktarını değiştirerek
    görüntüyü oluşturuyor.
    92

    Mideniz neden
    gurulduyor?
    Midenizde ve bağırsaklarınızda gıdaları,
    gazları ve sıvıları sindirim sisteminize
    iten kaslar var. Kasların gıdaları
    sıkıştırması gurultu sesini ortaya
    çıkarıyor. Mideniz boşsa beyniniz
    kaslara geriye kalan her şeyi
    itmelerini emrediyor ve bu de
    mide gurultusu dediğimiz sese
    neden oluyor.
    93