• 88 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Birgül OĞUZ – Hah

    Birgül Oğuz, şimdiye kadar 2 kitap yazmış. Bence daha fazla yazmalı. Durmadan yazsa yeridir. Cümleleri çok düşündürücü. Öykü okumayı pek sevdiğim söylenemez fakat Birgül Oğuz’un kalemini çok sevdim ve takdir ettim. Şiirsel bir dille oldukça güzel bir öykü kitabı ortaya koymuş.. Okumalı ve kararınızı vermelisiniz.. 2014 Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü’ne de layık görülmüş.

    Kitap, 12 Eylül günlerinde, gidenin ardındaki (baba) dolmaz boşluğu, kalanların yaşam korkularını ve yaşadıklarını yerinde cümleler ile anlatmış. Acındırmadan çok harika kelimeler ile okuyucunun bamteline dokunmuş.. Fakat sadece bu konuları kişiselleştirmemiş, genele dokunarak yazmış. Kimseye yakıştırmadığımız, tutamadığımız YAS aslında ortaktır.. Hepimizindir.. Ve layıkıyla yaşanmalıdır, yasaklanmadan.. Aslında bu kitap bir nevi “Tutulmamış yasa ağıt” niteliğinde..

    Alıntılar;

    • “Bilmezler ki gölge, ağacın yere düşen düşüncesidir.”

    • "Çünkü onlar 'annelerini erken, babalarını ölümlerine yakın seviyor'..”

    • “Anımsamanın ilk hecesi ah, ikincisi vah..”

    • “Şuur ki cana acıdır, ben şuuru canıma tattırmadım. Ben tenha, dünyanın uzağıyım.”

    Hah kolay bir kitap kesinlikle değil.. Okurken sessizlik en güçlü silah bence..

    Herkese keyifli okumalar...

    Not: Birgül OĞUZ aynı zamanda kelime sihirbazı şairimiz Birhan KESKİN’in okunmasını tavsiye ettiği bir kalemdir. İlgilenenlere duyurulur
  • Çünkü o, o istenç sihirbazı Balzac, başkalarına ait olanı eriterek kendine mal eder, rüyayı yaşam haline getirir. Onun gençken çatı katında kuru ekmekten ibaret yemeğini yerken, sadece iradi telkin yoluyla en pahalı yemeklerin tadını hissetmek için masanın üzerine tebeşirle tabaklar çizdiği, orta yerine en sevdiği yemeklerin adını yazdığı söylenir.
  • 572 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Viktor HUGO; Sefiller de, Bir İdam Mahkumun da ve bu eserinde de izlediğim şu ki: Yaşadığı dönemin ve çok daha öncesinden Orta Çağın hukuk, yargı, yaşam, toplum düzenini bir hikaye etrafında mükemmel bir yargılamaya yatırıyor. Bu eserini 1831 de yayımlamasına karşıt 1400 lü yılların gerek Fransa nın gerek Avrupa nın hukuk düzenini mükemmel yargılıyor. Kendi adıma ben şahsen o günlerden modern hukuk sisteminin temel taşlarını ortaya koya bilmesi, savunması içinde bulunduğumuz yüz yıl itibariyle dahi, "acaba" larla kafa yorduğumuz hususlarda net bir tavrı, fikri , olması gereken düşünsel yapıyı bize sunması alkışlanacak bir olay olarak görmekteyim. Bir de bunları mükemmel bir hikayenin giysileri ile sunmuyor mu? Muhteşem bir defileye şahit oluyoruz Edebiyat dünyasının içinde.
    Gelelim Notre Dame'ın Kamburu na:
    İlk şunu söylemeliyim ki bu roman bir Sefiller kadar değil elbet...Elimdeki kitap 547 sayfa ama romanın ana konusu çok dar bir alanda bölüm bölüm fasılalarla kaleme alınmış. Amacı Roman okumak isteyen okuru sıkacak kadar bir hava veriyor.
    Haddimiz olasa da, kısaca özetlersek eleştirilerimizi;
    Kitap 4. ncü kitaba gelene dek ki bu 150 sayfa yapıyor Ana konudan bir gıdımlık, tadımlık bahis dışında bir şey yok denebilir daha ziyade Dönemin N. Dam'ın mimarisi, Paris'in tasviri, tanımlaması ve bolca Latince değim yada sözcük bu kitabın sonuna kadar devam eden bir husus.
    Hugo, bu kitabın da o kadar çok isme boğmuş ki anlatımını, adeta kalabalık bir cadde de kim kimin kimliği ile dolaşmakta, bilmece misali bunu oturup çözmeniz gerekiyor.
    Teferruat denilen dipsiz kuyuyu o kadar derinlere kazmış ki çukurun indiğinizde içine, girişin aydınlığı ile birlikte teferruatın karanlığında boğulup gidiyorsunuz.
    Bir de o günlerin yada olayların oluştuğu ifade edilen zamanın Fransa sının yaşam koşullarının tarihsel kronolojik anlatımı içinde yepyeni bir başka sayfa açılmıyor mu? Yukarıda da değindiğim teferruat hazretlerinin içinde kendinizden şüpheye düşecek denli bunalıyorsunuz.
    Zaman zaman sanat tarihi, zaman zaman tarih dersleri veriyor okuyucuya. uzun uzadıya Gotik mimarinin nasıl yok edildiği husunda olduğu gibi mesela.
    Bu kitabın adı: Notre Dam'ın Kamburu yani QUASİMODO ana kahraman bu olmalı gibi geliyor ilk çağrışımda insana oysa ilk başlarda biraz bahsi geçse de, 8.ci kitabın sonlarında ortaya çıkıyor, 10 ve 11. kitap da biraz daha var...Kitabın tamamı 11 kitap olduğunu dikkatinizi çekmek isterim. Bir de şunu anımsatmak isterim. Kanbur dan ziyade yazar " sağı" olarak tanımlıyor Quasimodo yu.
    Bunların dışında kitap beklentileriniz bir bütünlükse "harikulade bir eser" derim.
    Hugo, cümleleri o denli güzel ve gizemli kuruyor. O denli gizemli başlayıp farklı bir anlamda bitiyor ya... İnsan "bu adam bir ifadeler cambazı, Anlatım sihirbazı olmalı" dedirtiyor. Bir sihirbaz misali şapkasından çıkmayan tılsımlı tanımlama, ifade, anlatım kalmıyor adeta.
    5.inci kitabın sonlarına doğru "Bu Şunu Öldürecek" başlığı ile insanlığın tarihi yaşam sürecinde mimariyi, yazıyı ve insanlığı o kadar muhteşem benzetişimlerle o kadar güzel tanımlarla ve ifadelerle yorumluyor ki bu kısım bence zihinlerimize kazına kazına okunmalı...
    Yine 10. ncu kitap da xı Lous'in Dualarını Okuduğu Sığınak bölümü o dönemi mükemmel açıklamış...
    Sözün özü; birkaç eleştiri dışında fevkalade bir yapıt...