Yalçın Tosun, diliyle ve anlatım biçimiyle şahsına münhasır değerlerimizden bir tanesi kesinlikle. Anlatılmamış bir konu değil onun derdi. Her gün önünden geçip gitmeyi seçtiğimiz gölgelerin, bazen bakmayı sevmediğimiz aynaların bir yansıması öykülerinin karakterleri. Görmeyi kabullenemediğimiz gerçek hayatların altını çizmekte gerçek bir usta. Süslü püslü cümlelerdense durumu olduğu haliyle apaçık izah etmekten hiç kaçınmıyor. Anlatısını bu kadar çarpıcı ve tedirgin kılanın da bu seçim olduğunu düşünüyorum.
Her öyküsünde şahıslar ve hayatlar değişirken bende değişmeyen bir his bıraktı okuduğum süre boyunca. Adını koymakta biraz zorlansam da bu his en kesin haliyle; tuhaf bir tedirginlikti. Her öyküde bir duvara toslayacağımdan emin gibiydim neredeyse. Ama bir yanım tam tersi olması isteğiyle yanıp tutuşuyordu. Babaların oğullarına bir tebessüm etmesi ihtimali, toplumun yargılayıcı tutumları arasında o aşkın ısrarla mutlu sona kavuşmasını, klişe ama mutlu bir son arzuluyordum kısacası. Spoiler sayılmaz; tıpkı hollywood senaryosu olmayan gerçek hayattaki gibi, arzuladığım hiçbir şey gerçekleşmiyor. Bile bile her öyküde o hayal kırıklığını tadarak, ummaya devam ederek ve Yalçın Tosun’un insanın duygularını bu kadar derinlemesine tek bir cümleyle ifade edebilme kabiliyetine hayran kalarak okudum. Ne de olsa kendisinin deyimiyle ‘’mümkünlerin içinde bir mümkün’’dür umut da. Hayat gibi.