• Bu gece aşkı biraz fazla kaçırdım galiba
    Kalbim dönüyor 🌌🌙💕🍷
  • Günler nehir gibi akmıyor. Nehrin serinliği var, sularında yıkanabilirsiniz, gümüş pullu balıklar yaşar koynunda nehrin...

    Hayata zincirliyiz kollarımızdan, zaaflarımızdan çiviliyiz.
    Ve günler, çehrelerinde kamçıdan sert bir istihza(alay). Ve günler, bakışlarında hançer...Birer birer geçiyor önümüzden. Kimi suratımıza tükürüp durup, kimi tokatlıyor bizi.

    Kim çözecek ellerimizi Tanrım? Kim çözecek?
    Günler kükreyerek geçen canavarlara benziyor, uluyarak geçen canavarlara...
    Gök karanlık, kulaklarımızda acı bir nârâ...
  • Günler nehir gibi akmıyor. Nehrin serinliği var, sularında yıkanabilirsiniz, gümüş pullu balıklar yaşar koynunda nehrin...
    Hayata zincirliyiz kollarımızdan, zaaflarımızdan çiviliyiz.
    Ve günler, çehrelerinde kamçıdan birer istihza. Ve günler, bakışlarında hançer...birer birer geçiyor önümüzden. Kimi suratımıza tükürüyor durup, kimi tokatlıyor bizi. Kim çözecek ellerimizi Tanrım? Kim çözecek?.. Günler kükreyerek geçen canavarlara benziyor, uluyarak geçen canavarlara... Gök karanlık, kulaklarımızda acı bir nara...
    Nehre benzemez günler Heraklit! Yanan alnımızı serinletir kardeş suları nehrin. Nehir bir gözyaşıdır, bize ağlayan. Nehir bir busedir. Nehrin sularında gök var, altın yıldızlarıyla gök.
    Neden azgın rüzgarların önüne kattığı kumlara benzetmedin günlerin geçişini, neden dökğlen yapraklara benzetmedin, eriyen kara benzetmedin Koca Hafız! Günler belki de önünüzden şuh birer kadın gibi göz süzerek geçiyordu. Bir an serin bir rüzgar gibi dostça dolaşıyordu yanan alnınızda parmakları. Günler birer arı, siz kovandınız. Belki zaman zaman yandınız alevden dudaklarıyla, ama aydınlandınız, aydınlattınız...Günler belki dilber zaman zaman, belki o canavarlar kafilesinden sonra bir Meryem, bir Mesalina. Ama zincirli ellerin, koparsan da zincirlerini, günlerin saçını okşayamazsın, kadın sandığın canavarlaşır birden, Meryem ifritleşir, Mesalina ısırır parmaklarını zavallı dostum! Çok çok, yırtılan entarilerinden birer parça kalır avuçlarında...
    Korkuyorum günlerden, korkuyorum. Uçsuz bucaksız bir uçurum günler, anlamıyorum söylediklerini. Dörtnala giden azgın bir atın yelelerini sarılmışız bir elimizle, yarların arasından geçiyoruz...ve tarlalarda başaklar, şiirin başakları, mananın başakları...Yoluyoruz yolabildiğimiz kadar. Yazık ki dikenle başak yan yana avuçlarımızda, bir avuç diken, bir avuç ısırgan!
    Günler birer kelebek belki. Ama ellerine konmuyorlar ki bilesin ve bir anda tozlaşan o çiçekleri hatıraların defterine gözyaşlarınla iğneleyesin! Günler birer kuş belki de Neden saçlarına konmuyorlar? Kanatları birer el gibi dokunsa alnına ne olur?
    Günler senden birer parça götüren haramiler, kırk haramiler, kırk bin haramiler. Günler sam yeli, sen çöl, sen kumdan bir tepecik. Günler yaramaz birer çocuk, sen çerden çöpten kurdukları bir evcik...Günler geçiyorlar, geçtiler...Her biri bir parçanı kopardı, koparacak...Onlardan sana ne kaldı? Hiç. Senden ona şarkıların kalacak. Ne şarkıları?
    Günler bir akbaba, çelikten gagası bu akbabanın ciğerlerine kadar saplanmıyor ki avaz avaz bağırasın, ışık olsun çığlığın, fırtına olsun, baykuş olsun, kurt olsun...Çelikten gagası akbabanın alnında dolaşıyor biteviye. Muhteşem değil ıstırabın, parlak değil...Günler bir akbaba ama gagaları çelikten değil ve sen Kaf'lara değil, karanlıklara zincirlisin. Karanlık demek adem demek, adem yani mutlak, yani Tanrı, yani sükut. Adem şarkı söyler mi ahmak!
    Günleri saçlarından yakalayacaksın, canavar, bir genç kız oluverecek. Gözlerinin içine bakacaksın günlerin. Birer ağaç gibi meyve verecek günler. Günler kısır değil, kısır olan sensin. Günler erkeğin karşısında diz çöker...İhtiyar Homer'in ayaklarını lepiska saçları ile okşayan onlar değil mi? Hala donuk gözbebekleri ihtiyar Homer'in, onlar için kutsal birer ateş...
    Seni denemek istiyor günler, dostum. Onlar birer masal sfenksi, büyülerini çözdün mü perileşirler, akbaba güvercinleşir, yardan yara atlayan kızgın küheylan, seni Himalaya'ya Olemp'e kanatlandırır. Senin Himalaya'da işin ne? İstemiyorsun, günleri kelimeleştirmek istemiyorsun. Mezarlaşan saatleri hayata kavuşturmak, ölüleri diriltmek belki elinde, ne biliyorsun? Belki kader bütün oklarını bunun için saplıyor kalbine. İstiyor ki, oradan akan kan günlere dokunarak ebedileştirsin onları...Kan ve gözyaşı: Simyagerlerin aradığı felsefe taşı.
    Cemil Meriç
    İletişim Yayınları (29.Baskı 2018, İstanbul)
  • 144 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Yazarın 2 kitabı var bir şiir kitabı(Anestü Nara) ve bu romanı. Tokat'ın Reşadiye ilçesinin Kabala köyünde geçen çocukluğunu anlatmış. Bir otobiyografi. Bir çocuğun gözünden köy yaşamını aslında bir çocuğun masum dünyasını anlatmış. Herkes kendi yazgısını yaşar ancak başkalarının kaderinden de pay alır. Küçük yaşta öfkeli olarak anımsadığı babasını kaybetmiş ölümü anlamış o yaşta. Köy yaşamını o kadar güzel anlatmış ki bu yaşamı tadan her yetişkin kendinden bir şey bulacaktır. Bir çocuğun hayal dünyasını, heyacanlarını ve korkularını bulacaksınız. Köyde çocukluğu geçipte korkutulmayan çocuk var mıdır bilmem ama benzer korkuları ekmişler zihinlerimize. Korkular hayalleri de farklılaştırır. Köyde her çocuğun bir lakabı vardır. Kahramanımızın lakabı Kepenek, Tokat yöresinde uçan bir böcek. Kepeneğin çok güzel betimlemeleri ve hayal dünyası var. İnsanın kendini çok dinlediği bir zamanı yaşıyoruz. Kepenek kiraz ağacı oyuğunda dinlemiş kendini. Gizlenmiş. Hayaller kurmuş. Herkesin kendi dünyasını dolduracağı bir kiraz ağacı olsa. Bence bu kitabın ilköğretimde yada lisede okutulması gerekiyor. Ben en çok Ellez kızıve Eğri Şapkanın hikayesini birde yazarın ibrik betimlemesini sevdim.  

    #okuduğunkitabıpaylaş 

    #bilgiylekalın 

    #Allahkitabınızıversin 

    #dünyayıdoldurankiraz

    #şükrükaraca
  • Çamdan sakız akıyor
    Kız nişanlım bakıyor
    Koynundaki memekler
    Turunç olmuş kokuyor

    Aman aman kara kız
    Zülfünü tara kız
    Baban bekçi tutmaz mı
    Koynundaki nara kız