• İzmir ekmek ve onur işçi derneğine ve Antalya Aksu Dumanlar okuluna kitaplar topluyoruz. 15 şubat'ta teslim edeceğiz. Bugün'de kitap verenler oldu. Omuz verenlere selam ile..
    Yaşasın dayanışma..
  • Bir akşam konuğum ol
    oturup konuşalım biz bize
    Anıların çubuğunu yakıp
    uzatalım geceyi biraz

    Geçmişe bir el sallayıp
    yaşanan günleri konuşalım
    ve günlerin üstüne çöken
    dumanlı, isli havaları

    Kendimize daha az zaman
    ayırsak da olur geceden
    Çünkü boğulabilir insan
    yalnız kendini düşünmekten

    Kapağı açılmayan kitaplar
    unutulmuş aşklar gibidir
    Kitaplardan söz edelim
    ve onların gizli kalmış
    sessiz tadlarından

    Sabaha doğru perdeyi
    aralayıp ufka bakalım
    ve bir çocuk gibi
    hayretle seyredelim
    güneşin kızıllığını

    Konuşulmadan kalan
    daha çok şey vardı
    diye düşünerek çıkalım
    güneşle kucaklaşan balkona
    - Üşütmesin sabah serinliği

    Bir bardak demli çay
    burukluğu gibi kalsın
    gecenin ve sabahın tadı
    yaşasın anılarımızda

    Konuğum ol, oturup
    konuşalım bir akşam
    ve uzatalım geceyi
    sözün çubuğunu yakarak
  • 100 syf.
    ·2 günde·10/10
    Öncelikle Allah hak etmeyen hiç kimseye böyle yalnız bir ölüm yaşatmasın diyerek başlamak istiyorum. Çünkü bu kitapta insanı asıl yaralayan İvan İlyiç'in ölümü değil, kalabalıklar içinde yapayalnız ölümüdür.

    Hayatta çok sevdiği birini kaybetmemiş insanlar da bu kitaptan benim etkilendiğim kadar etkilenir mi bilmiyorum. Ben, çok sevdiğim babamın gözlerimin önünde ölüşünü izlediğim içindir belki, kitabı okumadım adeta yaşadım. Hastalığı sırasında ve ölürken acaba ne düşünmüştür, ne hissetmiştir diye düşündüm durdum bütün kitap boyunca. Aynı şekilde acaba ben ölürken neler yaşayacağım, nasıl hissedeceğim düşüncesi de sürekli aklımdaydı.

    Şu dünyada psikolojik sorunları olmayan hiç kimse, ne kadar zor bir hayat yaşarsa yaşasın yine de ölmek istemez. İvan İlyiç de işte herkes gibi, hepimizden biri. Aslında ne kadar mutlu bir hayatımız da olsa, bizler de yine İvan İlyiç gibi yapayalnız gideceğiz bu dünyadan. Nasıl geldiysek öyle, bir başımıza...

    Kitabın ilk bölümünde İvan İlyiç'in ölümünü her karakterin kendi açısından değerlendirişi anlatılıyor. Arkadaşları ondan boşalan yere atanma derdinde, eşi kocasının ardından ne kadar maaş alacağının derdinde, hem de daha cenazesinde!.. İşte hayat da tam olarak böyle. Yani bu hikaye, ufak tefek farklar dışında, aslında hepimizin hikayesi. Hepimizin kaçınılmaz sonu.

    Kitapta İvan İlyiç'in yalnızlığı öyle güzel anlatılmış ki insanın içine işliyor. Kendi haline acı çekişi, ölmek istemeyişi, kafasından geçenler... Aman Allah'ım! Yalnızlık ve ölüm korkusu ancak böyle anlatılabilirdi.

    Bazı kitaplar vardır çok güzeldir, hoş vakit geçirtir ama o kadardır, sonrası yoktur. Bazı kitaplarsa okunduğu an bir milat olur okuyan için, ömür boyu hatırlanır. İşte bu kitap ömür boyu hatırlayacağım bir kitap oldu benim için. Size ne hissettirir bilmiyorum ama ben okumayanın çok şey kaçıracağını düşünüyorum.

    Herkese güzel günler, keyifli okumalar diliyorum.
  • 622 syf.
    ·Puan vermedi
    Merhaba arkadaşlar! Okulun yoğunluğundan dolayı kitap okumaya, fotoğraf çekmeye, yorum yazmaya pek zaman bulamadım. Bugün sonunda bir paylaşım yapabildim. Yaşasın! Bazı kitaplar kuzenimden alıp okuduğum kitaplar olduğu için okuduğum an geri veriyorum. Fotoğraf çekene kadar bekletmiyorum. O yüzden o kitapları temsilen tabletimle görsel atacağım. Görünce yadırgamayın.
    Çıkmaz Sokak #starkyorumluyor
    Kuzenim çok beğendiği kitapları benimde okumamı istiyor. Bende merak edip okuyorum tabii ki. Bu kitap Wattpad’den çıkan bir kitap. Yazarı oldukça küçük yaşta yazmış bu kitabı. Öncelikle yazarını bu yaşta bu kadar uzun bir kitap yazabildiği için kutluyorum. Kitapta gözüme çok takılan yazım hataları ya da mantık hataları yoktu. Oldukça akıcı ve bir çırpıda bitirilebilen bir kitaptı. Bazı yerlerde klişe olaylara kaçılsa da genel itibariyle farklı bir konusu vardı. Konusu genel olarak genç bir kızın ilk aşkıyla son aşkı diyeceği kişi arasındaki mücadelesi. Klişe geliyor değil mi? Ama önce bir okuyun, sonra karar verin. Açıkçası kitabın arka kapak yazısını okurken çok klişe bir konu bekliyordum. Kitabı okuyunca yazar beni şaşırttı. Arka kapakta sağ gösterip sol vurmuşlar diyebilirim.
    Kitap ilerledikçe güçlü dostlukları, aşkları, yanlış kararları, ayrılmayı, kavuşmayı çok güzel şekilde görüyoruz. Bence kitap güzel bir şekilde bitti. Fakat kitabın devam kitabı geleceğini duydum. Ne kadar doğru bilmiyorum ama bence devam kitabına gerek olmayacak şekilde bittiğini düşünüyorum. Keyifle okumanız dileğiyle...
  • 216 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

    Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan Bu kuşun kanadı neden beyaz değil? diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin… İki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

    Sen, Ama senin için şunu yaptım derken o, şunu yapmadın diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.

    Peki, o ne yaptı deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu…

    Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

    Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. Acılara tutunarak yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki...

    Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası...

    Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesini bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.

    Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
  • Bir aşk için yapabileceğin  her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan,için rahat olsun.Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme olusturmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.Hani ağzınla kuş tutsan 'Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?' diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin. İki ucu keskin bıçaktır bu işin.Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın hep.Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.İyi halin cezanda indirim yapmaz. Sen,'Ama senin için şunu yaptım' derken o, 'Şunu yapmadın' diye cevap verecektir.Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme,sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin,ağladın,güldün,şarkılar söyledin,düşündün,şiirler yazdın. 'Peki o ne yaptı?' deme.Herkes kendinden sorumludur aşkta.Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin.Onun varsa,bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.Her zamanki gibi yaşayacaksın sen.'Acılara tutunarak' yaşamayı öğreneli çok oldu.Hem ne olmuş yani,yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asıl olan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.  Elbet bitecek güneşe hasret günler.Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil,güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini. Unutma; Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin..
  • Nurdan Ernur
    Nurdan Ernur Babamın Gözleri Kedi Gözleri'ni inceledi.
    @nurdanernur·29 Ara 2019·Kitabı okumadı
    Spoiler içerir...
    Kitap öykü kitabı değildir. Küçük bir kızın günlüğüdür. Çocuk, bilmediği ve bir türlü de kendisine anlatılmayan bir nedenle babasından ayrı düşmüştür. Babasını düşlerinde yaşatmaya çalışırken onu yeniden keşfeder ve babasını gerçekten tanımaya başlar. Hobileri yüzünden evi birbirine katan, eve gelen misafirlere karşı utandırdığı düşünülen bir babadan kurtulunca neler düşünürsünüz. İlk önce bir oh! dersiniz ve artık utanmadan misafirleri kabul edebilirsiniz.
    Şimdi rahatız. Ivır zıvır, babamla beraber eski evde kaldı. Yeni evimiz bu yüzden çok temiz ve düzenli gözüküyor. Artık annem de ben de, eve arkadaşlarımı hiç sıkılmadan çağırabileceğiz. Çünkü bizim ev de tıpkı onlarınki gibi oldu.
    Ancak bu rahatlama, bir süre sonra yerini özleme bırakır. Babasına ait küçük bir diyot parçasını bulduğunda onu yastığının altına koyup uyuyacak kadar özlem doludur. Özlemle birlikte babasına duyduğu sevgiyi keşfeder ilkin. Ve babasının ona duyduğu sevgiyi sorgular. Emeğin sevgi yüklü olduğunu anneannesinden öğrenen çocuk büyük bir emekle şişirdiği, sevgi yüklediği balonları babasına salar.
    Anneler babalara niye gereksinme duyar ki? Salçayı açabiliyorsa, otomatik sigortayı kendi tamir edebiliyorsa babanın gereği mi vardır. Ama ya çocuk, “Bana hala gereklisin, baba” diyen çocuk babasına niye gereksinme duyar?
    Babanın varlığını yaşatmak ilkin onun özlemini paylaşarak mümkündür. Babasız bir başka arkadaşıyla paylaşır derdini. Ama ondan bir şey öğrenir. Babasının yüzünü unutmamayı. Unutursa babası aklından silinecektir. Babanın resmi pencere kenarına yerleşir. Artık yüzünü hiç unutmayacaktır. Yine de özlem dayanılmazdır. Bir arkadaşı kedisini kaybetmiştir ve ağlamaktadır.
    Nerdeyse bir ay oluyor ben de babamı kaybettim. Bunu söylemedim Bilge'ye Kollarımı Bilge'nin boynuna doladım. Gözyaşlarım onun gözyaşlarına karıştı. Ağlamak hiç de sanıldığı kadar kötü bir şey. Ağladıkça yüreğini sıkıştıran karamsar duygular gözyaşlarıyla dışarı akar. Böylece yüreğin ferahlar, rahatlarsın.
    Çocuklar resim yaparken kendi duygu dünyalarındaki gerçekleri aktarırlar. Ama yetişkinler bunu bir türlü anlamazlar. Derste yaptıkları sevgi konulu bir resimde pencere kenarında oturan kedinin gözlerini çizer, Çünkü baba, gözlerini kedi gözlerine benzetir. Öğretmen bunu bilmez elbette ve resmi arkadaşının gözlerine benzetir.
    Sonunda babadan bir mektup gelir ve mektuplarla haberleşme başlar. Bu mektuplar babanın bir başka yönünü keşfetme sürecini başlatır. Babanın kişiliği:
    Benim babam, arkadaşlarımın babaları gibi kahvelerde vakit tüketen ve sigara üstüne sigara tüttüren babalardan değilmiş meğerse. Üretmekten hoşlanan, yaratıcılığını her fırsatta kullanmaktan zevk alan, çok tatlı bir babam varmış.
    Baba bir şeyi daha öğretmiştir kızına: Sahip olduğu bir canlının özgürlüğünü yok etmemek gerektiğini.
    Kedi senin diye özgürlüğünü kısıtlamaya kalkma. Sadece koru ve besle onu. Bırak dilediği gibi yaşasın.
    “Eski odamda sandalyelerin, masanın, kitaplığın da bir ruhu vardı sanki... Yeni eşyalarım benimle hiç konuşmuyorlar” derken de kendi yarattığı eşyaların onun kimliğinin bir yansıması olduğunu anlatır.
    Çocuklar yaşamla ilgili bazı gerçekleri yetişkinlerin hiç ummadığı bir olgunlukla kavrayabilirler. Yeter ki yetişkinler onları önemsesinler. Aslında bu kızın babası da, annesinin boşanmak istemesi nedeniyle ondan ayrı kalmıştır. Küçük kız rahatlamıştır. Nedeni öğrenmiştir hiç değilse.
    Annemle babam boşanıyor! Bu sözü duyduğum an gözlerimden sağanak halinde gözyaşlarının dökülmesini beklerdim. Ama öyle olmadı. Kafamdaki sıkıcı sorulara yanıt bulduğum için sevindim bile.
    Ne güzel artık iki evim olacak!
    Ama bir şeyden emin olmak önemlidir:
    Çok uzakta bile olsa babam benim en yakınımdır. Beni karşılıksız ve tertemiz bir sevgiyle sever. Annem de. Onların beni sevdiğini bilmek, bu koskoca dünyada yalnız olmadığını bilmektir.
    Ancak daha da önemlisi umuttur:
    Sevgi varsa eğer, kaybettiğimizi sandıklarımız bir gün mutlaka geri döner!
    Medya çağı olarak tanımladığımız günümüzde yetişkinlerle çocukların dünyalarını kesin çizgilerle ayırmak sanırım artık olanaksızlaştı. Onlara farklı bir dünya sunmaya çabalarken, onların bizim hayatımızın tam ortasında durduklarının farkında olamayabiliyoruz. İşte bu nedenle çocuk kitaplarının hem yetişkinlere hem de çocuklara seslenmesi ortak bir dilin yaratılması gerekli diye düşünüyorum. Kitaplardaki iki perspektiflilik anlamayı ve anlaşılmayı kolaylaştıracak ve kitaplar buyurgan bir didaktizmden kurtulmuş olarak yaşamı daha bir anlaşılır kılacaklardır. Sevim Ak'ın kitaplarında göze çarpan bu özellik onun okur kitlesini çocuklardan yetişkinlere uzanan geniş bir alana yayabilecektir.