• Kur'anın bir cenahı mazide, bir cenahı müstakbelde, kökü ve bir kanadı eski peygamberlerin ittifaklı hakikatları olduğu ve bu onları tasdik ve teyid ettiği ve onlar dahi tevafukun lisan-ı haliyle bunu tasdik ettikleri gibi; öyle de evliya ve asfiya gibi ondan hayat alan semereleri, hayattar tekemmülleriyle, şecere-i mübarekelerinin hayatdar, feyizdar ve hakikat-medar olduğuna delalet eden ve ikinci kanadının himayesi altında yetişen ve yaşayan velayetin bütün hak tarîkatları ve İslâmiyetin bütün hakikatlı ilimleri, Kur'anın ayn-ı hak ve mecma-ı hakaik ve câmiiyette misilsiz bir hârika olduğuna şehadet eder.
    Sözler - 447
  • -Ayrılık öyle bir ateştir ki alevi yürek yakar.
    -Amca sende de güzel sözler varmış.
    -Bu yüreğimin dilidir.
    -Burada yalnız mı yaşıyorsun?
    -Yalnız yaşayan Allah'a komşu olur.

    Baran
    2001.
  • Peşinen ifade edilmelidir ki evrim zarurât-ı diniyye sınırlarında bir konu değildir. Yani kişinin evrim kabulünde olması onun İslâm dairesinden çıkmasını tek başına gerçekleştirmez. Kişi Kur’ân’ın ilgili bahislerdeki buyruklarını, bu konudaki delâlet bahislerini, bilimsel çalışmaların kat’îyyet durumunu bilmeyip bir tercihe kendi bilgileri çerçevesinde yönelmiş olabilir.

    Bu durumda konu zarurât-ı diniyyeden olmadığı için bu cehaleti, araştırma eksikliği ve bilgi boşluğu kendisini mazur kılabilir. Lakin bu konudaki durumun kendisine ortaya çıktıkça elbette durum değişecektir.

    Birde burada önemli bir hususa daha temas etmemiz gerekir ki o da evrim kabulünün herhangi bir felsefî-ideolojik anlayışa hizmet eder sunumunu kabullenme durumudur. Eğer evrim kabulü materyalist bir felsefenin parçası olarak yaratıcının inkârı, cebr-i mutlak vb. iman esaslarına taalluk edecek'bir muhtevada kullanılıyorsa o zaman bu kabul temel bir iman meselesi olur. Bu muhtevada sunulan teoriyi kabul etmek de eğip bükmeden söylemeliyiz ki hakiki mânâsıyla küfürdür.

    Kur’ân’da evrimin bulunduğu iddiasının taalluk ettiği itikadi uzantıları bilmiyorum dolayısıyla mâzur olur muyum diye düşünenler, öncelikle kendilerine bilgi eksikliğim olduğu hâlde neden Kur’ân’da evrim olduğunu kabul ve beyân ettim diye sormalıdırlar. Çünkü bu samimiyetten ve muhasebe-i nefsten yoksun olanların mâzur olamamasından korkulur.

    Takdir edileceği üzere tüm iman meseleleri sadece zarurât-ı diniyyeden ibaret değildir. Evrim nazariyesinin de bu itibarla imana taalluk eden pek çok uzantısı olabilir. Mesela farz edelim ki evrimi kabul eden bir Müslüman, Hz. Adem (a.s.)’m çamurdan yaratıldığını beyân buyuran âyetlerin zahiri mânâsıyla istihzâ etse, çamurun basitliğini, düşüklüğünü vurgulamak için gülse, hafife aldığını aşikâr etse, yazsa bu gaflet hâlinin o kimseyi imanî bir hezeyana sürüklediğinden, küfre düşürdüğünden korkulur.

    Yine evrim nazariyesi neticesinde bir kimse kendisinin ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s.)’dan daha mütekâmil bir canlı olduğuna inansa bunun da aynı neticeye çıkarmasından korkulur, endişe edilir. Bu gibi bir çıkarım İslâm’ın ortaya koyduğu hakikat ölçüleriyle taban tabana zıttır. Yine bir insan evrim nazariyesi gereği ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem (a.s.) ile Hz. Havva annemizi -hâşâ- hayvanlara daha yakın bir canlı olarak tasavvur etse bu da Kur’ân’ın muhkem beyanlarına uygun olmayan bir bâtıl itikad olacaktır. Evrim teorisi yalnız biyoloji sınırında duran bir nazariye değildir.

    Konunun felsefî uzantılarından hareketle 'sosyal darwinizm’41 -yahud buna 'sosyal evrimcilik’ de diyebiliriz- düşüncesiyle kendimizi en ileri insan türü bizden önceki insanları -ki' bunların içerisine peygamberler ve ashab-ı kiramda girmektedir- geçmişe gittikçe ilkel, düşük olarak tasavvur da aynı şekilde İslâm’ın Müsiiimanlara sunduğu tarih ve insan şuurunun ötesinde kabuller
    olacaktır. Böyle bir çıkarımı evrimden hareketle makul görmek, bilimsel bulmak, doğruluğuna diretmek itikadi tehlikelerle baş başa kalmaktır. Bu düşüncenin bizi götüreceği en makul( !) netice bugün Tarihselcilik adı altında karşımıza çıkan anlayıştır.

    Peygamber (s.a.v.)’in ve ashab-ı kiramın miladî 6. yüzyılda yaşayan insanlar olmaları hasebiyle herkes için örnek olacak, genel geçer bağlayıcılık taşıyacak sözler ve fliller ortaya koymaları, böyle bir anlayışa sahip olmalarını mümkün görememeye sebebiyet verecektir. Ki bu durumda her günün bir önceki günden farklı bir tarihselliği ve Kur’ân anlayış-yaşayışının bulunması gibi kimden ne istediği konusunda herhangi bir sabitesi olmayan bir din tasavvuruna kapı aralanabilecektir. Bunun itikadi bir müşkül oluşturup oluşturmayacağı zannediyorum ki izahtan varestedir.
  • Çökmekte olan bir toplumda yaşayan yazar, bu çöküşü betimlemekten kendini alamaz. En kötüsü ise yazarın kendini ve okuru tedirgin edici olgular konusunda aldatmaya kalkışması, pisliği altınla kaplaması ve dünyanın çoktandır çığrından çıkmış olmasına karşın sanki bu dünyada her şey çok iyi gidiyormuş gibi yapmasıdır; boş sözler ve yalan, edebiyatın ölümcül günahıdır.
  • 424 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Uzun süredir okumak istediğim kitabı sonunda bitirdim. Bu güzel eseri okumak isteyenlere fikir oluşturması açısından kitaba dair ufak bir analiz yapmak istiyorum. Taşrada yaşayan ve beş bekar kıza sahip olan Bennet ailesinin, zengin ve soylu bir beyefendinin kendilerine komşu olmasıyla değişen hayatını konu ediniyor kitap. Olaylar Bennet ailesinin kızlarından olan Elizabeth Bennet'in bakış açısıyla anlatılmış. Dönemin getirdiği sosyal sınıf farkı bariz derecede işlenmiş. İnsanların evlilik yaparken sececekleri eşin özellikle maddi durum ve asalet açısından kendilerine denk olmasi, daha aşağı seviyede olanların hakir görülme durumuyla karşı karşıya kalması çok güzel anlatılmış. Bunun yanı sıra gurur ve önyargının insanların kararlarını gelecekleri adına nasıl etkilediği Elizabeth Bennet ve Mr.Darcy arasındaki münasebet ile okuyucuya yansıtılıyor. Genç ve soylu bir adamın tutkulu bir sevgiye karşı gururu ve önyargısıyla verdiği mücadeleyi de içeriyor eser. Sevginin var olan gurur ve önyargıyı yıkıp, insana faziletler yüklediği gerçeğiyle karşılaşıyor okuyucu. Kitap içerisinde yer alan diyaloglar insanı içine çekiyor. Kurgu o kadar sağlam kurulmuş ki, bu eser için sadece aşk kitabı söylemini kabul etmiyorum. İçerisinde aşk var tabi ki fakat bu aşkın yanı sıra toplumsal ilişkiler, insanların iki yüzlülükleri, karakterlerin analizi görmezden gelinmemeli. Kitap bu unsurların aşk ile birleşmesiyle anlam kazanıyor. Okurken sayfalar nasıl aktı gitti anlayamadım doğrusu. Anlatım biçimi, karakterlerin net olarak yansıtılması, nokta atışı yapan sözler ve dahası beni kitaba gönüllü bir esir yaptı. :) Kitabı okumadan filmi izleyerek büyüyü bozmak istememiştim. Şimdi sıra filmde. Bakalım kitap kadar iddialı mı. Okuyacak olanlara keyifli okumalar dilerim.
  • 147 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Uzun bir zamandır inceleme yazamıyorum. Artık bu kitap için inceleme yazmaya kendimi zorladım. Kitap Fransa'daki bir toplama kampından yola çıkılarak bir karganın ağzından yazılmış. Oldukça enteresan ve dili çok keskin. İnsanoğlunun bırakın kötü yanlarını size göre normal olan yanlarını bile yerin dibine sokulmuş. Aslında o normal hareket ve davranışların mantıken ne kadar absürt olduğunu kitabı okuyunca anlamış oluyorsunuz.

    Efsaneye göre Kargaların 150-200 sene yaşadığından bahsediliyor. En uzun yaşayan karga şuan Avustralya Kargası ve tam 22 yıl yaşayabiliyor. Hayvanlar içinde belki de en uzun yaşayan canlı türü. 59 yıl kadar yaşayan karga cinsine de rastlanmış.

    Bu sevimsiz ama çok zeki hayvan türünün ağzından bir toplama kampındaki insan türünün bütün kötülük ve azgınlıklarına tanık olacaksınız. İçinde altını çizebileceğiniz güzel beylik sözler var. Benim şahsen en çok beğendiğim sözü buraya yazmak istiyorum.

    "İnsan saat gibidir: Şayet iyiyse yıllarca dayanır, kötüyse kimse çıkıp da onları tamir etmez."