• Kişi kendi geçmişiyle çocuğunu değerlendirmeye kalkarsa onun gerçek kişiliğini fark edemez
  • 408 syf.
    ·5 günde
    Kitap, İkinci Dünya Savaşı'nda Nazilerin Yugoslavya'yı işgalini konu alıyor. Kitabın başında gerçek bir hayat hikâyesinden esinlenerek yazıldığı söyleniyor. İlk başta kitabı elime aldığımda, konusunun İkinci Dünya Savaşı'nda geçtiğini öğrendiğim zaman büyük bir beklenti içine girdim. Yedi yaşından bu yana İkinci Dünya Savaşı Tarihi hayranı olmam ve aşırı derecede ilgimi çekmesi , bu beklentimin en büyük sebebiydi. Ancak kitap, beklentimi hiç karşılayamadı diyebilirim. 65 milyonun üzerinde insanın öldüğü bir savaştan bahsediyoruz. İnanılmaz bir vahşet, dram ortamı ve insanlığın bittiği son nokta. Böyle bir savaşın atmosferini yansıtmakta yazar yetersiz kalmış gibi. Zaten kitapta savaş değil aşk konusu daha baskın şekilde işlenmiş.(Kitabın beni etkileyememesindeki en büyük etken sanırım bu) Benim beğenmemem kitabın kötü olduğu anlamına gelmiyor. Sadece konu benim ilgimi çekmedi. Sevenin de çok olacağı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yine de ortada bir emek var. Sinan Akyüz'ün emeğine sağlık.
    Keyifli okumalar..:)
  • 224 syf.
    ·2 günde·7/10
    #okudumbitti
    #kitapyorum

    Temmuz ayının son kitabını da bitirmiş bulmaktayım.
    Bu ay tek kitap hariç komple King ayı oldu benim için ve ayın son kitabı #Tomgordonaasikolankiz..

    Kitabın ismi yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermesin,bir aşk romanı değil kendisi.
    Ormanda kaybolan ve hayatta kalmaya çalışan 9 yasindaki Trisha'nin hikâyesi.

    Peki o zaman bu Tom Gordon'da kim derseniz Boston Red Sox'un ünlü beyzbolcusu.
    Trisha'nın hayranı olduğu bu sporcu,ormanda tek başına hayatta kalmaya çalıştığı zamanlarda Trisha'nın tek dayanağı oluyor.

    Ana karakterimizi gercekten seveceksiniz.Yasindan büyük davranışları,bulunduğu durumdan kurtulma azmi ve cesareti takdir edilesi.

    Diger okuduğum King romanlarına göre biraz alt seviyede diyebilirim.Tabi ki yine kurgu harika,kendini kesinlikle okutturuyor ama beklenti yüksek ne de olsa.Hele de "o" gibi medyum gibi kitaplarini okuduysanız yazarın tadı biraz değişik gelebilir.
    #Yazarinsözü
    Bu kitap, bana beysbolla benim ona öğret
    tiklerimden çok daha fazlasını öğretmeyi başaran oğlum Owen içindir…

    #AlINTILAR

    Ya kendini nasıl hissediyordu son günlerde? Kırılmış bir şeyin iki parçasını bir arada tutan zamk gibi. Güçsüz zamk.

    Eğer ağlamaya başlarsa, kendi kendine korkmadığını söyleyemeyecekti. Eğer ağlamaya başlarsa her şey olabilirdi.

    “Her neysen, lütfen incitme beni. Ben seni incitmeyeceğim, lütfen sen de beni incitme. Ben... ben yalnızca bir çocuğum.”

    Eğer mecbur olursan her şeye alışabiliyordun. Artık bunu biliyordu.

    “Bırak bugünün kötülüğü bu kadarla kalsın,”

    #Yazarınsözü

    Ormanlar gerçektir. Eğer tatilinizde onları gezecekseniz, bir pusula ve iyi haritalar getirin ve yoldan ayrılmamaya dikkat edin.

    STEPHEN KING
    Longboat Key, Florida Şubat l, 1999

    Keyifli okumalar
  • 296 syf.
    ·5 günde·10/10
    Öğretmenler, anneler, babalar için önemli bir kaynak diye düşünüyorum. Çünkü artık bir çocuğu yetiştirirken arkamızda koca bir köy yok. Gelenekten koptuğumuz, yeni olanı yakalamada güçlük çektiğimiz bu zamanda kitaplar en iyi rehberimiz.

    "Nasıl başaracağını öğrenmek en zekice başarıdır!" (s.13)
    Kişisel başarı öykülerimizin arkasındaki gözyaşlarının nedeni nasıl başaracağımızı bilmediğimiz ve başarı baskısına maruz kalmamız olabilir mi? (Bu tümcenin uyandırdığı soru)
    ********************************************************
    Adel Faber'in komik bir itirafına yer yerilmiş kitapta: "Kendi çocuklarım olmadan önce harika bir anneydim!" (s.13)
    Ben de bu tümceyi mesleğimle ilişkilendirdim: "Öğrencilerime kavuşmadan önce harika bir öğretmendim!"
    Bunun nedeni kitapta şöyle belirtilmiş: " 'Yeni normaller' karşısında eski haritalar ve hikayeler yetersiz kalıyor."

    İstediğiniz kadar kendinizi çağdaş olarak tanımlayın. Kültürel kodlarla savaşmak gerçekten çok zor. Kişinin kendiyle savaşması gerekiyor. Şu da bir gerçek. Geleneklerden koptuk, yeni dünyada çocuklarla yalnızız.
    Ne yapalım yani? Geleneği alıp çöpe mi atalım?
    Bunu isteseniz de başaramazsınız.
    Başarmamız gereken gelenek ile yenilik arasında denge kurmak...
    Kitapta geçen tümcelerle sözlerime derinlik kazandırmak istiyorum: "Çocukları, 'nasıl olduğunu henüz bilmediğimiz' bir geleceğe hazırlıyoruz. Özgürlük ile disiplin, yenilik ile gelenek, emek ile teknoloji, yetenek ile çabanın ideal dengeleri yeniden tanımlanıyor." (s.14)
    ************************************************************
    Kitapta Amazon.com'un kurucusu Jeff Bezos'un yaşam öyküsüne yer verilmiş. "Üç yaşındayken ikide bir annesine "büyük bir yatakta" yatmak istediğini söylemiş. Annesi "Henüz değil büyüyünce." diye ertelemiş. Birkaç gün sonra odasına girdiğinde, Küçük Jeff'i elinde bir tornavidayla, beşiğini sökmeye çalışırken yakalamış." (s.15)
    Burada durup düşündüm.
    Kendi çocuğum böyle bir şey talep etseydi ne yapardım?
    Yanıtım beni hep yakındığım kültürel kodlarımla karşılaştırdı.
    Yapılması gereken ise çocuğun yanına oturup onun bir deneyim yaşamasına izin vermek!
    Annesi de böyle yapmış...
    Çünkü kitapta belirtildiği gibi: "Başarılı çocuk yetiştirme sürecinde neyi desteklemek, neyi sınırlandırmak gerektiğini bilmek çok kritik bir karar."
    ***************************************************************
    Çocuğun başarısıyla ilgilenmek, onun başarısını olumlu etkiler.
    AMA NASIL?
    #80153713
    Çocuğun başarılı olacağı alanı kendisinin seçmesine izin vermeliyiz. Biz ne yapıyoruz peki? Sözel ve dilsel zekası iyi olan bir çocuğu götürüp başarısız olduğu dersle, genellikle matematik, karşı karşıya bırakıyoruz. Bol bol başarısızlık duygusu tattırmaktan başka bir işe yaramıyor. (Gardner'in çoklu zeka kuramını hepimizin öğrenmesi gerekiyor. )
    Balıklar çok şanslı.
    Anneleri, babaları, öğretmenleri onları uçamadıkları için suçlamıyor.

    Gelelim şimdi önemli bir araştırmaya:
    "Araştırmalara göre genellikle başarı beklentisi başarıyı, başarısızlık beklentisi başarısızlığı çoğaltıyor." (s.16)
    Bir çocuğa başaramayacağını söylemek ona yapılabilecek en büyük kötülüklerden yalnızca biridir, diye düşünüyorum.
    Kişisel tarihimdeki "Çabana güveniyorum!" diyen azınlık sesin yüreğimi nasıl ısıttığını tarif edemem. Etkisi ölümsüz olmalı ki öğrencilerime de "Çabana güveniyorum!" dediğimde bu tümce varlığını gözlerinde ışıltı olarak sürdürüyor...

    Gelelim diğer araştırmaya: "Birçok araştırma, "öğretmenin öğrencisinden başarı beklentisi"nin çocuğun başarısını birinci derecede etkilediğini gösteriyor. Çocukların başarı davranışları, okul öncesi dönemde ailelerinden, ilkokul yıllarında öğretmenlerinden, ergenlik döneminde de arkadaşlarından daha fazla etkileniyor." (s.17)
    ***************************************************************
    "Kızının başının etini yiyen" yüksek beklentili annelerin kızlarının hayati karar anlarında daha az hata yaptığı ortaya çıkmış. (s.18)
    Bu araştırma beni çok şaşırttı. Nasihatlerin bilinç altında yönlendirici bir işlevinin olduğunu öğrenmiş oldum.
    ***************************************************************
    Bir çocuğun başarısına katkıda bulunmak için ne gerektiğini dair üç tane önemli nokta üzerinde durulmuş:
    "Birincisi çocuğun fabrika ayarlarını tanımakla işe başlamak gerekir. Çocuğun kişiliği, yetenekleri, ilgileri, istekleri, değişen ve değişmez yönlerini taramak gerekiyor." (s.19)
    Her çocuk biriciktir.
    Ortaya ödül koyduğunda çalışanlar, ödülün onda stres oluşturduğu ve çalışma sürecini olumsuz etkilediği çocuklar vardır. Bu yüzden kişiye özel teknikler belirlenmelidir.
    "Başarılı çocuk yetiştirenler, konfeksiyonculardan çok terzilere benzer; kalıplara değil, vücut ölçülerine bakarak çalışırlar." (s.19)
    İkinci önemli nokta, "bütünsel/holistik bakış açısıyla yaklaşmaktır."(s.20)
    Yani başarının nedenini tek bir öncüle indirmek yanlıştır. Her bir değişkeni göz önünde bulundurmak gerekir.
    Üçüncü önemli nokta ise "Çocukları başarılı veya başarısız yapan faktörleri kanıtlanmış veriler ışığında berrak bir şekilde anlamak gerekir." (s.20)
    Kısacası yukarıda sözünü ettiğim başarıyı etkileyen farklı öncüllerin neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Bu "önemli başarı unsurları" önemlidir. Çünkü "Nasıl ki, koca bir ağaç tek kök üzerinde duramazsa, büyük bir başarı da tek bir şeyi doğru yapmakla gelmez." (s.20)
    *************************************************************
    Einstein'a göre, hayatta iki türlü bilgi vardır: canlı bilgi ve cansız bilgi. (S.21)
    Canlı bilgi tozlu raflardan alınıp yaşama geçendir.
    "Hepimiz biliyoruz ki, dünyayı değiştirenler kitaplar değil, onları okuyanlardır." (s.21)
    **************************************************************
    Kitapta benim de ilgimi çeken bir araştırmadan söz edilmiş: Japonya'nın kuzeyinde Kojima adındaki adada, dış dünyayla bağlantısı olmayan bir yirmi kişilik maymun sürüsü yaşamakta. Kahramanımız ise "Küçük Imo"
    Araştırmacılar 1952 yılından itibaren düzenli olarak adadaki kumsala patates bırakmaya başlamışlar. Suyu sevmeyen makaklar patatesin üzerindeki kum taneciklerini elleriyle süpürüp yemeklerini mideye indirmişler. Bir sene sonra ise 1,5 yaşındaki bir dişi makak patatesini eliyle temizlemek yerine insan gibi suda yıkamayı denemiş.
    Zaman içinde diğerleri de onu taklit etmeye başlamış. 5 yıl içinde makak sürüsünün %56'sı patateslerini yemeden önce suda yıkamaya başlamış. Bu oran dokuz sene içinde %73'e yükselmiş.
    Devrimci Imo 1956 yılında da araştırmacıların kumsala bıraktığı buğday tanelerini yemeden önce suda yıkamaya başlamış. 1962 yılında 49 makağın 19'u Imo'yu taklit etmekteymiş.
    1959 yılında da Ego adındaki dişi bir makak tıpkı bir insan gibi deniz keyfi yapmaya başlamış. 1962 yılına gelindiğinde sürünün 31 üyesi düzenli olarak yıkanıyor, kayalardan denize atlıyor, hatta nefeslerini tutup su altına dalıyormuş.
    50 sene sonra ise makaklar patateslerini ve buğdaylarını yemeden önce suda yıkıyor ve serinlemek için denize giriyorlarmış.

    Bu araştırmanın bize söylediği girişimci çocukların mutlaka aileleri tarafından desteklenmesi gerektiğidir. Çünkü ailenin desteklediği yenilikçi gençler toplumu dönüştürür. Evet burada aile bağları çok önemlidir. Aynı zamanda sosyal çevredeki etkileşimin de yadsınamaz bir payı vardır. Bu araştırmada görülen ayrıca şudur. Yetişkin erkeklerin, patates yıkama işini kesin olarak reddetmesi. Anneler ise yaşlı değillerse öğrenmeye daha açıklar.
    Bu araştırmadan öğrendiğim eski köye yeni adet getiren gençlerin açık fikirli anneler anneler tarafından yetiştirildiği gerçeğidir.
    **************************************************************
    KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET

    "Bir insanın beklentilerinin, başka bir insanın performansını etkilemesine Pygmalion etkisi veya beklenti etkisi deniyor.
    Bu çok bilindik bir araştırma. Öğretmenlere, öğrencileri hakkında gerçek bilgiler verilmemiş. Yalnızca belli çocukların yıl sonunda çok başarılı olacağı üzerinde durulmuş. Öğretmenler o gruba dair olumlu bir beklenti içerisine girip daha fazla bilgi aktarmışlar, kendilerini ifade etmeleri için daha çok zaman tanımışlar. Onlara duyuşsal, bilişsel destekte bulunmuşlar. Sürecin sonunda ise gerçekten başarı elde edilmiş.
    * Araştırmaya göre beklenti etkisinin yaş ilerledikçe bir rolü olmadığı. Çünkü küçük çocukların desteklenmeye daha çok gereksinimi var.
    *Öz güveni yüksek çocuklar bundan pek etkilenmiyor.
    BEKLENTİ ETKİSİNİ NASIL İŞE KOŞABİLİRİZ?
    -Çocukların doğrularını yakalayıp onları onurlandırabiliriz.
    -Güçlü olduğu durumları keşfetmelerinde yardımcı olabiliriz.
    -Saçma sapan övgülere boğmak yerine gerçeğin bilgisiyle yolunu aydınlatabiliriz.
    - Ona uygun sorumluluk vererek hem öz güvenlerinin gelişiminde olumlu bir rol oynayıp hem de övgü için gerçek bir yaşantı sunabiliriz. :)
    *****************************************************************
    Yıkıcı Golem Etkisi:
    Çocuğa kırk kere başarısızsın dersen başarısız olur mu?

    Robert Rosenthal ve Elisha Babad başka bir sorunun peşine düşüyor: Çocuktan beklenti yüksek olunca başarılı oluyorsa, beklenti düşük olursa ne olur?
    Bir grup beden eğitimi öğretmeni ve öğrencilerle bu araştırma yapılıyor. Ön yargılı öğretmenlerin eline düşen çocuklar adeta karanlığa yuvarlanıyor. Bizde "Ondan adam olmaz." tümcesiyle mağdur edilen çocuklar bunlar...
    *Golem etkisinin adı Musevi mitolojisinden gelmektedir.. Birini yanlış yetiştirerek, kendine düşman yaratmaya "Golem etkisi" deniyor. Bir grup Musevi din adamı, işlerini görmesi için çamurdan bir dev yaratırlar ve o dev Frankeştayn gibi bir gün kontrolden çıkar, etrafına zarar verir. Golem etkisi, kendisine zarar verecek kişiyi kendi elleriyle yaratmak demektir. Golem argoda "kaz kafalı" anlamına da gelir. (s.38)

    Benim yorumum: Gerçekleşmeyen potansiyeller zamanla yıkıcı olur. Kıskançlık, saldırganlık, yakınma olarak ya kişinin kendisine ya da çevresine zarar verir.

    Yapılması gereken "Golem etkisine karşı bağışıklık sistemini güçlendirmek"
    *Öncelikle böyle bir güruhun varlığından haberdar olmalarını sağlayabiliriz.
    *Senden bir şey olmaz diyenlere karşı iyi bir savunma hattı oluşturulmasında yardımcı olabiliriz.
    *Kişinin kendisini çok iyi tanımasına ve başarılı olduğu durumlara tutunmasına destek olarak ikinci maddeyi gerçekleştirebiliriz. :)
    *************************************************************
    Evdeki kitap sayısının, hangi ülkede doğduğundan, ailenin eğitim düzeyinden, ülkenin refah seviyesinden, babanın mesleğinden ve ülkedeki politik sistemden daha önemli olduğu ortaya çıkmış. (s.43)
    Çocuklarınıza bırakacağınız son maddi miras mal varlığınızdır. Ortanca miras kütüphanenizdir. İlk miras ise kelime hazinenizdir. (s.46)
    Kullanılan sözcük sayısı kadar "yıkıcı ve destekleyici dil kalıpları çocukların başarısını çok etkiliyor." (s.49)
    ***********************************************************
    Zekaları eşit olan insanlar arasında, farkı yaratan "Dayanıklılık eğitimidir."
    #80287877

    Dahileri Fanilerden Ayıran 4 Özellik

    1. İleriki hayata aktif hazırlık
    2. Karşısına başka bir şey çıkınca başladığı işten vazgeçmemek.
    İstikrarlı istek sahibi olmak
    3. Bir yola girdikten sonra o yolda irade ve sebat göstermek.
    4. Engeller karşısında işi bırakmamak, içsel kararlılık.

    Dayanıklılık 4 temel özelliği kapsıyor.
    -Hedef Odaklılık
    -Motivasyon
    -Özdenetim
    -Pozitif bakış açısı
    Çocukların bu beceriyi edinmeleri için
    1. Sıkılmalarına izin verin.
    2. Evde herkesin pes etmeyeceği zor bir etkiliği olsun.
    3. Çocukların spor yapmasına destek olun, teşvik edin. :)
    ************************************************************
    LOKUM GİBİ ARAŞTIRMA :)
    Bu araştırmada da çocukların istekleri ile iradeleri karşı karşıya getiriliyor. "Ya şimdi bir tanesini alıp ye ya da biraz bekle iki tane vereyim" söyleminden sonra bekleyen çocukların daha iradeli ve daha başarılı oldukları ortaya çıkmış.
    Hayattaki sıkıntılarla daha iyi baş ettikleri, daha girişken oldukları, stres altında çökmedikleri, baskı altında odaklarını yitirmedikleri de ortaya çıkan beceriler arasında.
    LOKUMA HAYIR DEMEK İÇİN
    *Çocuklarınızın iç disiplinini geliştirmek için öncelikle siz güvenilir, tutarlı ve dürüst olmalısınız.
    *Kendinizi yönetmelisiniz. (Erken yaşlarda bunu başarmak daha kolaydır.)
    *İsteğe ket vurup iradeli davranmak için dikkati başka bir tarafa çevirin.
    *Dürtüden kaçmak için başka alternatifler yaratın. Bilgisayarla daha az vakit geçirmek istiyorsanız spor yapın, doğada yürüyün vs.
    *Günlük hedefleriniz uygulanabilir nitelikte olup gelecekteki hayalinizi de desteklemelidir.
    ****************************************************************
    İNATÇI ÇOCUĞU AZİMLİ ÇOCUĞA DÖNÜŞTÜRME
    * İletişim kanallarını açık tutun. Ona her zaman nedenini açıklayın. Kışın tişörtle sokağa çıkarsa hasta olabileceğini uzun süre dışarı hiç çıkamayacağını kendisine keşfettirin.
    *Onlara gerçekten saygı duyun. Onların doğal eğilimi inat. İşlenirse ortaya mucizeler çıkar. Bunu hiç unutmayın.
    * Mantıksız geliyorsa söylediği ya da yaptığı onun mantık kurmasına izin vererek bunu kendisinin bulmasına destek verin.
    *Söylediği mantıklıysa geri adım atın. Sizi model alacaktır.
    *İşlerin kitlendiği noktada el ele verip çatışmayı çözmek için yollar arayın. Yaratıcılık ve iletişim böyle böyle gelişir. :)
    * Seçenekleri siz hazırlayın seçimleri ona yaptırın:
    Önce oyun mu oynayalım masal kitabını mu okuyalım?
    Böylece kendi iradesiyle yaşadığını düşünecek.

    Prof. Erdal Atabek konuyla ilgili anlamlı bir ayrım yapıyor:
    "İrade ile inat arasındaki fark, akıldır. Akılla direnme azim, akılsız direnme inattır."
    İnadı iradeye ve azme çevirme bizim elimizde!
    ***************************************************************
    ÖZE DÖNÜK ZEKA
    Gardner'in zeka türleri arasından biridir. İnsanlar bu zeka türündeki kişileri "öz güvensiz" olarak yaftalar. Bu yanlıştır!
    Bazı insanlar gücünü kalabalıklardan değil kendinden alır.
    Ben de o insanlardan olduğum için gururla söylüyorum! :)
    Bizim türümüz için yalnızlık yakınılacak bir durum değil, başlı başına bir besin kaynağıdır.
    Gelelim çocuklara...
    Bazı çocuklar oyunlarda yoktur.
    Çocuğum sosyal değil mi diye korkmaya gerek yok!
    Çünkü çocuğun kendi oyununun kendisinin kurmasına izin verin.
    Bu doğrultuda araştırmalar yapılmış.
    Dışlanmanın yaratıcı başarıya olan etkisi üzerinde durulmuş.
    Araştırmanın ilk adımında benlik algısı ve yaratıcılık arasındaki ilişki incelenmiş. "...kalabalıklar arasından sıyrılma isteğinin ne derece güçlü olduğuna bakılmış..." (s.85)
    İkinci adımda katılımcılara "şimdiye kadar herhangi bir proje grubundan dışlandınız ya da atıldınız mı?" diye sorulmuş.
    Üçüncü adımda da katılımcılara çok basit bir görev verilmiş.
    "Bize bu dünyanın dışından gelen bir yaratık çizin!"
    (s.86)
    İnsana benzemeyen her bir unsur için 1 puan vererek seviyenizi tespit edin.
    "Kural net; çizdiğiniz şey insana ne kadar az benziyorsa yaratıcılık seviyeniz o kadar yüksek!" (s.86)

    Yaratıcı düşünme yeteneği yüksek olan kişi, özgüveni de yüksekse, tek başınayken üretken bir yalnıza dönüşüyor. Yalnızlık üretkenlik için gereken sosyal izolasyonu sağlıyor. Arkadaşları onu yoldan çıkaramadığı için, üretken bir yalnızın başarısı hızla büyüyor. Özgüven düşükse, bu defa aynı durum depresyon gibi yıkıcı duygular üretebiliyor. (s.86)
    ****************************************************************
    SOSYAL ZEKANIN BAŞARIYA ETKİSİ
    "Kendini ezdirmeyen ama başkalarını da ezmeyen, kırılgan olmayan ama kırıcı da olmayan, gerektiğinde hayır diyebilen, zorbalık yapmayan, çatışmaları diyalogla çözen, empati kurabilen, ikna yeteneği yüksek, sevilen ve liderlik eden bir çocuk pek çok anne babanın hayali" (s.91)
    Araştırmalar sosyal ve duygusal becerilerin okul başarısını da arttırdığını söylüyor.
    Çocuğun sosyal zekasını desteklemek için
    *Çocuk için oyun sosyalleşmenin anahtarıdır.
    Oyunlar oynamasına izin verin. Oyun sırasında çatışma çözme, oyun kurma becerilerini edinmelerini sağlayın.
    *Çocuklarınızla sık sık sohbet edin.
    Not: Bizler okullarda, evde kendisiyle sohbet edilen çocukları ve edilmeyen çocukları hemen fark ediyoruz.
    *Evcil hayvanlarla oynamasına izin verin.
    *Üç yaşından önce ekran kültürü edinmelerinin önüne geçin.
    *Çocuğun ikna becerilerini geliştirin.
    *Film izlerken ya da roman okurken oradaki karakterle empati kurdurun.
    *Bol bol seyahate çıkın. Sosyal sorumluluk projeleri içinde yer almalarını sağlayın. Yaratıcı drama ve spor gibi etkinliklerin içerisinde de bulunmalarını destekleyin. :)
    ******************************************************************GENLER ÇOCUĞUN BAŞARISINI NE KADAR ETKİLER
    Yapılan araştırmaların "Çocukların akademik başarısında %60 genetik, %40 çevresel koşulların etkili olduğu sonucu çıkmış. (s.99)
    Dolayısıyla "Doğal eğilimlerle uyumlu eğitimler organik başarılar yaratır." (s.99)
    Çocukların genetik eğilimlerini keşfetmek için
    *Siz de çocuğunuzun doğal başarı alanını keşfetmeye çalışabilirsiniz. Sevdiği ve öğrenirken hızlı ilerlediği alanlar bir göstergedir. Çocuğun doğal eğilimini körelten değil, güçlendiren eğitimleri tercih edebilirsiniz. Einstein'in dediği gibi, yüzmek için doğmuş balıklara ağaca tırmanmayı hedef koymamak gerek! (s.100
    Gardner'in çoklu zeka kuramını araştırmanızı salık veririm.
    **************************************************************
    İncelemeyi bitirmeden önce önemli gördüğüm birkaç yere daha değinmek istiyorum.
    *Çocukları överken zekayı değil, çabayı övün.
    "Sen çok akıllısın" yerine "Emeğin çok güzel!" "Çabana güveniyorum!"

    * Kahvaltı yapan çocukların okulda daha başarılı olduğu tespit edilmiş. Can da başarı da boğazdan gelir. :)

    *Odaklanamamak çağın hastalığı. Çocuğun bu beceriyi de edinmesini sağlamalıyız.
    Birkaç öneri
    -Düzenli bir masa.
    - Sessiz ortam.
    -Çalışma sırasında telefon ve bilgisayardan uzak durmak.
    Yardım almak için SelfControl, Freedom, FocusMe gibi uygulamalara bakabilirsiniz. İnterneti kesmek için...
    -Doğal ortam
    -Yoğunlaşma eşiğini iyi bilip, ona göre mola verme.
    -Nasıl dinlendiğinizi iyi bilme.

    Ayrıca özellikle vurgulamak gerekir ki (benim de bu konuda kusurlarım var.) TEK BİR İŞE ODAKLANMAK GEREK!
    "Saçımı tararken, sadece saçlarımı düşünürüm, başarımın sırrı budur" diyen Fransız başkanı Clemenceau'nun sözü kulağıma küpe olsun benim de. :)

    Önemli gördüğüm noktalardan biri de şu bir araştırma sonucuna göre "babanın çocukla geç ilgilenmeye başlaması, çocuğun okul başarısını olumsuz etkiliyor."
    Babalar sadece tehlike çanları çalmaya başlayınca sürece dahil oluyor. Biz öğretmenler sadece o zaman babanın yüzünü görebiliyoruz. Bu konuda penguenleri örnek almalıyız diye düşünüyorum. Anne ve baba penguenler ebeveynliği adilce paylaşıyor.

    Kitabı taradıkça bu da önemli diye yazdıkça yazıyorum. Sanırım bu inceleme uzadıkça uzayacak.
    Yine yapılan araştırmalara göre
    * Eğer kişi farklı deneyimlere açık ise göçün başarı üzerinde önemli bir etkisi var.
    Sınıfımdaki Suriyeli öğrencilerimi bu gözle de değerlendireceğim. Bu araştırma da işime yaradı.
    Peki bütün çocuklar için ne yapılmalı?
    *Yurtdışına seyahat etmek, yaratıcı düşünceyi tetikler.
    Farklı bakış açıları edinilmesini sağlar.
    *Yurtdışına çıkarma imkanımız yoksa, farklı ortamlara sokmaya çalışmalıyız çocuğu. Farklı mekanlar, farklı insanlar, farklı deneyimlerle karşı karşıya kalmalı. Doğal yaşam en güzeli ancak kitaplardan filmlerden de yararlanabiliriz.
    *Yeni deneyimlere biz ne kadar açığız? İşte bu çok önemli. Çocuk mutlaka bundan etkilenir.
    *Hayvanlarla zaman geçirme de düşünme esnekliği kazandırır.
    *İnternet dünyayı gezmek için harika kaynaklar sunuyor. Google'ın sanat ve kültür sayfasının lingini buraya bırakıyorum. "www. google.com/culturalinstitute
    Yaratıcı düşünce için ezber bozan yaşam aklımızın bir köşesinde kalsın diyerek başka bir konuya geçeyim.
    ***************************************************************
    Bilgisayar Oyunlarının Başarıya Etkisi
    "Oyun doğru dozda ve uygun şekilde kullanıldığında son derece faydalı olabiliyor. Buna karşın aşırı derecede oynayanların, ders başarılarında gözle görünür düşüş meydana geliyor." (s.169)
    Peki bu dozu nasıl ayarlayacağız?
    Sevgili Bahar Eriş'in sosyal medya paylaşımında buna yanıt buldum:
    "Çocuğunuzun yaşına uygun ekran süresini çok kolay hesaplayabilirsiniz. Çocuğun yaşından 1 çıkarıp değeri 10 dakika ile çarpın. Dakika olarak ekran süresi hakkı çıkar. Örnek: 5 yaş için 4x10 = 40 dakikadır."
    Bu konuda uzman olan isim "Orhan Toker"dir.
    https://orhantoker.com
    Çocuğun yaşamından bilgisayar oyunlarını çıkartıyorsanız yerine mutlaka başka seçenekler oluşturmalısınız.
    Yoksa onu salt bilgisayar oyunlarına mahkum edersiniz.
    Hem geliştirici nitelikte bilgisayar oyunları da var.
    "çocuklara; dikkati toplama, stratejik düşünme, engelleri aşma, işbirliği yapma, aşamalı ilerleme, sabırla bekleme ve bir işte ustalaşma konularında fayda sağlayabilir. " (s.168)
    Şiddet içermeyen ve gelişimi destekleyen oyunları çocuklara önerebiliriz. Onlardan önce biz oynamalıyız ve hangi gelişim alanına yönelik olduğu bilgisini edinmeliyiz.
    ***********************************************************
    TELEVİZYONU KAPATMAK ÇOCUĞUN AKLINI AÇAR!
    "2,5 yaş öncesi için TV izlemek, eğitici program olsa bile zararlı." (s.172)
    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca (2015) 12 bin aile üzerinde bir araştırma yapmış. Sonuçlara göre "Öğrenciler yılda ortalama 1000 saatlerini okulda, 1500 saatlerini ise televizyon ve bilgisayar başında geçiriyor. (s.173)
    Rakamlar korkunç.
    Önüne geçmek için
    *Televizyonu kimse izlemiyorsa kapatın. Mekanik sesler yerine doğal sesler gelişimi daha da destekler.
    *Çocuk tv izlerken onunla izlediği program hakkında konuşun. Eleştirel izleme/dinleme yapmasına katkı bulunursunuz.
    *Çocuğun odasında Tv olmaması çok iyidir.
    *Yemek yerken Tv izlemeyin. Birbirinizin farkında olmanız daha önemlidir.
    * Televizyonu ödül ya da ceza aracı olarak kullanmayın. Bu televizyonu çocuğun gözünde yüceltir. (s.174)
    ***************************************************************
    Çocukların ilgi ve yetenek alanlarını keşfetmek için neler yapabiliriz?
    *Oyunlar sırasında onu izleyin. Oynadığı oyuncaklar kadar onlarla nasıl oynadığı da önemli ipuçları verebilir. (s.182)
    Araba ile oynarken ne yapıyor?
    Araba ile konuşuyorsa sözel, dilsel, sosyal zekası daha yüksek olabilir.
    Arabayı söküp içerisindekileri inceliyorsa "mühendis kafalı" olabilir gibi gibi :)
    *Çocukların hangi faaliyetlere daha uzun zaman ayırmak istedikleri de öncü bir işarettir. (s.182)
    *Çocuğa izlediği bir gösteri, film ya da okuduğu bir kitaptan ne hatırladığını sormak da iyi bir yaklaşımdır. En çok aklında kalan sahneler ya da cümleler ilgi alanıyla ya da eğilimleriyle ilgili ipucu verebilir. (s.182)
    Sözgelimi Rob Buyea'nın Sınıftan Yükselen Sesler adlı kitabını onlara önerdiniz. Bu kitapta farklı yetenekte, ilgide ve kişilikte karakterler var. Acaba çocuğunuz hangi karakteri kendine yakın buldu? Alın size harika bir ipucu :)
    Bunu öğrencilerim için mutlaka uygulayacağım.
    Buna "Bağ kurarak okuma tekniği" diyelim. :)
    *Çocuğun genel konuşmalarda en sık kullandığı kelimeler hangileri? Duygulara mı, eylemlere mi, duyulara mı (koku, tat, vs) odaklı? Bu da değerleri ve düşünme biçimleri üzerine ipuçları verir. (s.183)
    *************************************************************
    SANATIN BAŞARIYA ETKİSİ
    "Her çocuk bir sanatçıdır," der Picasso, "Asıl sorun büyüdüğümüzde nasıl sanatçı kalabileceğimizdir." (s.185)
    Araştırmalara göre sanatın başarı üzerinde olumlu bir etkisi var. Sanat eğitimi çocuğa ince zevk, estetik duygusu kazandırdığı gibi çocuğu düşüneni duyan üretken bir insan kılıyor.
    "Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir," diyor Atamız. Onun bu anlamlı sözlerine kulak verip müfredatta olsa da olmasa da konuyla ilişkilendirip sınıflara sanatı taşımalıyız.
    ÖNERİLER
    *Çocuklara yönelik sanat etkinliklerine katılın.
    *Evde imkanlar doğrultusunda sanat köşesi oluşturabilirsiniz.
    (Boya, tuval, kağıt, kalem gibi sanatsal çalışma yapacakları malzemeler de bulundurabilirsiniz.)
    *Online sanat sitelerinden yardım alabilirsiniz. Google'ın Sanat ve Kültür sitesi (Google Arts and Culture) muhteşem kaynak. (s.188)
    *Seçtiğiniz bir sanat eseri hakkında konuşabilirsiniz. Farklı bakış açılarınızı karşılaştırabilirsiniz. Bu esnek düşünme egzersizidir.
    Bunu yaparken önce ayrı ayrı düşünün, sonra birlikte.
    ***********************************************************
    Sınıftaki başarıyı oturduğunuz sıra etkiliyor.
    Bu da bir araştırma sonucu.
    Önde oturanlar başarıda da ön sıralarda.
    Ortada oturanlar dengeli gitmeyi sevenler.
    Arka sıralar asiler.
    Pencere sevenler, hayal severler. (Benim yerim) :)
    Kapıya yakın oturanlar aceleciler.
    Araştırma sonucu da bu genel izlenimi destekler nitelikte.
    Bu araştırma benim hoşuma gitmedi.
    Ön sıralara oturtacağın öğrenciyi seçmek diğerlerine bir haksızlık değil mi? Çünkü ön sırada oturan her açıdan şanslı. Kolayca not alabilir, öğretmeni dikkati bölünmeden dinleyebilir, düşüncesini ifade ettikten sonra arkadaşlarının baskılayan bakışlarına maruz kalmaz.
    Sırasını değiştirince öğrencinin kişiliğinin bile değiştiğini fark etmiştim. Bu kişisel yaşamıma yönelik bir çıkarımım da olmuştu. Ancak bu araştırma bilgisi bana ciddi bir sorumluluk yükledi.
    ***************************************************************
    Sayfa 195'teki hoşuma giden bir kavram üzerinde durmak istiyorum. "Kar küreyici anne ve babalar" ifadesi.
    Çocuğun önünden gidip karşılaşacakları engelleri temizlersek onların elinden şu becerileri çalarız: "Azim, adanma, yaratıcılık."
    Çocuklarımız, bir kısım Suriyeli Çocuklar gibi, şunu öğrenmeliler: "Hayat sana füze atıyorsa, sen de ondan güzel bir salıncak yap!" (s.196)
    **************************************************************
    Güçlü ve Güvenli Bir İmaj İçin
    *Dik durun ve geniş bir ayala yayılın.
    *Ayaktayken oturanlardan daha güçlü görünürsünüz
    *Oturuken iki ayağın yere değmesi, kolların bedenden açık olması, tek dirseği kolçağa dayamak, masaya eşyaları yaymak kendi alanınızı belirleme hakkı verir.
    Unutmayın evrende yer kaplamak hepimizin hakkı.
    Ezilip büzülmek kendi varlığımızı yeryüzünden silme çabasıdır.
    *Ayaklarınızın arasını açın! Ayaklarınızı bedeninizin alt kısmına verin.
    *"'Başarılarım' defteri tutun." (s.202)
    (Bunu mutlaka yapacağım.)
    *Güçlü duruşun kimyası. Ayaklarınızı iki dakika masaya uzatmak, ellerinizi başınızın gerisine doğru esnetmek, güç hormonu olan testosteron düzeyini artırıyor. Stres hormonu kortizon azalıyor. Risk toleransınız azalıyor. (s.202)
    *Göz teması kurmak bizim kültürümüzde karşı cins ile iletişimde yanlış anlaşılabiliyor. Ancak " önerilen 'karşınızdakinin göz rengini algılayabilecek kadar' bakmak.
    (s.202)
    *Gülümseyin!
    *Avuç içlerinin görünmesi karşıya güven ve samimiyet verir.
    *Eller havaya! Elinizi kolunuzu hareket ettirerek konuşmak, düşünceyi ve anlatımı güçlendiriyor. "Immm"lar, "eee"ler azalıyor, ağzınızdan daha düzgün cümleler çıkıyor. (s.202)
    Peki iletişimde yapılmaması gerekenler
    1)Kıpraşmayın.
    2) Elleri ovuşturmayın.
    3)Ayakları yere vurmayın.
    4)Masaya tık tık dokunmayın.
    5)Saçınızla oynamayın.
    6)Kolları ovuşturmayın.
    7)Elleri saklamayın.
    8Avuç içini bedene yapışık tutmayın.
    *************************************************************
    DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN
    Araştırma sonuçlarına göre
    *Okula yürüyerek gitmek başarıyı olumlu etkiliyor.
    (Sağlıklı ve başarılı bir yaşam için her gün 10.000 adım. Hareketsizlik yeni sigaradır.)
    *Özgürlük ile disiplinin eşsiz birleşimi mucize yaratabilir. (s.219)
    *Her başarılı kadının arkasında başarılı bir anne vardır.(s.221)
    (Annelerin sözleri bilinç altında varlığını korumaktadır.)
    Anne demişken Michael Caine'nin annesi: "Annem bana ördek gibi ol derdi. Yüzeyde sakin kal ama suyun altında bacaklarını deli gibi çırp!" (s.223) demiş.
    Bu sözler çok hoşuma gitti. :)
    *Okulda kızlar daha başarılı, yaşamda da erkekler.
    (Çünkü kadınlar yaşamda toplumsal kabul görmek için arka sıralara geçiyor. Başarılı olduğun zaman hırslı etiketi yiyorsun. Dahası da var. Çirkin yakıştırmalara burada yer vermeyeyim. Biliniyor zaten. Kadınlara kariyer desteği sunmak gerekir. Türkiye'de kadının işgücüne katılım oranı yüzde 30'larda. Tevfik Fikret ne demiş: "Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer." Daha fazla söze de gerek yok.)
    *Uykunun başarı üzerinde olumlu bir etkisi var.

    not: Zamanım olduğunda devamını getireceğim :)
  • 832 syf.
    ·22 günde·Beğendi
    Kişinin biri kişinin birine ‘senin yerin yurdun neresi’ diye sormuş. Kişinin biri ‘nereyi seversen orası senin dünyandır. Ben edebiyatı severim, edebiyatlıyım’ demiş. Güya edebiyat günlük yaşamdan kaçmak için en iyi ülkeymiş. Kaybolmak isteyenler en iyi orada kaybolurmuş. Sevmek isteyenler en iyi orada severmiş. Orada hayallerimize ulaşmak istesek vergi almazlarmış. En acımasız katiller, aman vermeyen haydutlar da oradaymış. Katiller insan yerine umut öldürür, haydutlar para yerine zaman çalarlarmış. Orada yaşayanların evleri kitaplar, çatıları da kitap kapaklarıymış. Kimi süslü, zor, modern evleri severmiş, kimi de sade, klasik evleri. Önyargılar bir kenara bırakılmalıymış. İçeri girerken kural böyle imiş. Yoksa ülkeye kabul etmezlermiş. Böyle bir ülkeymiş güya edebiyat. Öbür kişinin yaşadığı Hayat da iyi gözükse de aksine kötü bir ülkeymiş. Ne yapıp eder kısa süre dahi olsa insanın edebiyatla bağını koparır, bununla da gurur duyarmış. O insanla edebiyat arasına girer, soğuturmuş birbirlerinden. Sadece edebiyatla kalsa iyiymiş… diye anlatırlar. Hayat ne yapıp etti edebiyatla arama girdi benim de. Bu cümleyi yazmak için bir sürü şey uyduruyorsam edebiyatın verdiği şeylerden kısa süreli sıkılma dönemine girmişimdir. Bu inceleme de bu döneme geldi. Bir iki cümle yazıp bıraktım sürekli. Aslında çok iyi bir kitap okudum. Hala onun etkisindeyim. Belki de iyi eserleri okuduktan sonra düşülen boşluğa düşmüşümdür de ondandır bu sıkılma. Rüzgâr Gibi Geçti öyle bir kitaptı ki sadece aşk kitabıdır, ya da tarihsel bir romandır diyemiyorum. Nedir diye diye birkaç roman formu çıkarmışım farkında olmadan. O formları içerikten küçük bilgilerle harmanladım ve dağınık olsa da ortaya elle tutulur bir şeyler çıktı gibi.

    Rüzgâr Gibi Geçti öncelikle, kahramanın gelişim evrelerini içeren bir Bildungsroman örneğidir. Güney’i en ince ayrıntısına kadar anlatan ve olaylar karşısındaki tutumlarını dile getiren Güney romanıdır. Erkekleri peşinden koşturan Scarlett O’Hara ile Rhett Butler’in aşkını anlatan bir destansı bir aşk romanıdır. Amerikan iç savaşıyla birlikte gelen yıkım ve Yeniden Yapılanma süreçlerini başarılı bir şekilde tasvir eden tarihsel bir romandır. Biraz zorlarsak, dönemin zihniyetine, özellikle Güney’in zihniyetine, bağlı olarak kadınların toplumda erkekten sonra görülmelerini Scarlett O’Hara ile yıkan feminist bir romandır.

    Jale Parla Bildungsroman’ı şu şekilde tanımlıyor: “Bireyin çocukluğundan başlayarak olgunlaşmasına kadar uzanan süreci ele alan Bildungsroman, bu süreç içinde roman kahramanının ne tür seçimlerle karşı karşıya kaldığını ve yaptığı seçimler sonucunda yaşamının nasıl belirlendiğini, neredeyse bir ibret öyküsü gibi anlatır.” Okuyanlar da bana hak verecektir ki kitabın formu yukarıdaki tanıma uygundur. Kitabın Bildungsromanlık kısmı başkarakter Scarlett’in 16 yaşından başlar iç savaşın öncesi, sırası ve sonrasını kapsayan geniş bir zamanda olgunlaşan, değişen kişiliğini bize vererek devam eder. Scarlett O’Hara genelde kişiliğine yapışmış olumsuz özellikleriyle karşımıza çıkıyor. Kitabın hemen başından ortamdaki tüm ilgiyi kendine çeken bir yapısı olduğunu, ilerleyen sayfalarda kararlarını tutkularının ve paranın gözetiminde verdiğini, kendi işine gelecek her şey için başkalarını manipüle ettiğini görmek bu nasıl acımasız merhamet yoksunu terbiyesiz kadın demeye yetiyor. Ama öyle bir iradesi, öyle bir kararlılığı, öyle bir azmi var ki. Ve yine o kadar cesur ve zeki ki. Bunlar yeşil gözleriyle birleşip tüm olumsuz özelliklerini bir anda siliyor. Bu yüzden en çok nefret ettiğim de en çok sevdiğim karakter de Scarlett oldu. Başka bir deyişle Scarlett benim için ‘içinde siyah da bulunan bir gökkuşağı’. Önemli 3 karakter daha var. Fedakârlıktan kaçınmayan iyiliğin saf hali Melaine o kadar dürüst ve alçakgönüllü ki bazen dozunu kaçırıyor bunların. Ama kitapta bozulmayan, kişiliği deforme olmayan tek kişi de o. Ve en saygı duyulması gerekeni de. Ashley Wilkes kafasının içinde yaşamayı seven bir karakter. Aynı zamanda Melaine’nin kocası. Savaşın anlamsızlığını bile bile Güneyli gururu yüzünden katılmak zorunda kalıyor. Ben kendisini hiç sevemedim. Ve Rhett Butler. Scarlett’tan sonra en kapsamlı işlenen karakter o. Açıkgöz ve kendi doğrularına inanan, Melaine gibi kendi olmayı başaran ikinci karakter. Düşüncelerini rahatça ifade eder, başkaları buna sinir olsa da. Scarlett’in büyüsü yüzünden bunları kısa kesmek zorundayım.

    Kitabın yazarı Amerikan’ın Güney’inde asker kökenli bir ailenin içinde doğmuş büyümüş. Haliyle elinden Güney’i ve iç savaşı anlatan bir romanın çıkmasını biraz da buraya bağlamalı. Güney soylu ailelerin, uçsuz bucaksız pamuk tarlalarının olduğu bir yer. Soylulukları ve zenginliklerinden dolayı biraz da kibirliler. Önemli günlerde partiler, balolar veriliyor. Erkekler tam bir beyefendi, kadınlar da leydi. Kadınlar çocuklarını, özellikle kızlarını, aşırı bir terbiyeyle yetiştirmeye çalışıyorlar. Geleneklerine de çok bağlılar. Gelenek ne kadar yobaz olursa olsun ondan koptunuz mu hemen ayıplanıyorsunuz. Scarlett’in annesi Ellen, onu kendi gibi Güneyli bir leydi olmasını arzu ederek yetiştiriyor. Ama Scarlett gelişen bazı olaylar sonrasında Güneyli kişiliğinden sıyrılarak bambaşka birisi oluyor. Zaten kişiliği de bir leydinin kaldırabileceği şeyleri kaldırmak için çok zayıf. O hırçın ve savruk biri. Ama ne kadar güneyden kopmuş gibi görünse de her zaman olduğu gibi büyük resmi göremediği için aslında o da diğerleri gibi güneyin tutsağıdır. Ey okuyanlar size soruyorum: Ashley Ashley diye ortalıkta dolanmasının sebebi bu değil midir? Aklıma şu soru da geliyor: Coğrafya kişilik için de kader midir? Görüyoruz ki bu kitaptakiler için öyle.

    Bana göre bu kitabın en geride kalan kısmı aşkla olan kısımlarıydı. Kapakta huysuz ve tatlı kadın Scarlett O’Hara ile açık fikirli kumarbaz Rhett Butler’in sıra dışı ve efsanevi aşk hikâyesi ifadesi var. Bu okurdan beklentiyi yükseltmesini isteyen bir ifade. Haliyle beklenti artıyor. Ama aşk diğer olayların; nedir savaşın getirdiği kimlik bunalımları, detaylı karakter tahlilleri, kölelik meseleleri, Yeniden Yapılandırma faaliyetleri, Ku Klux Klan gibi şeylerin epey arkasında kalıyor. Ama bu demek değildir ki aşk kitaptaki görevini görmüyor. Yine aşk için yapılan iyilikler, fedakârlıklar ve hatalar var. O yüzden aşktan bağımsız düşünemiyoruz.

    Kitap Amerikan İç Savaşı öncesinde başlayıp, savaş bittikten sonraki dönemlerde Scarlett ve tüm Güney’in yaşadıklarına güzel bir bakış sunuyor. Savaşın başlamasının iki sebebi olduğunu görüyoruz kitapta. İlki Güney’in kölelere olan bakışını düzeltmek ve onlara özgürlüklerini vermek. İkincisi de para. Ama sebep ne olursa olsun savaş tüm bir topluma mal olan bir olay. Yazar bunu çok güzel dile getiriyor. O güneylilerinin halini gördükçe insan savaşın acımasızlığına bir kere daha şahit oluyor. Güneyliler kısmında değindik, bunlar kibirli ve gururlu insanlar. Olanca büyük pamuk tarlalarıyla, cesaretleriyle gelişmiş Kuzey’i yenebileceklerine inanıyorlardı. İnanmakla kaldılar. Gelelim insanı en çok şaşırtan kölelik meselesine. Katılır mısınız bilmem kitap sanki sessiz sessiz "kölelik özgürlüktür" diye aksediyor gibiydi. Yazar savaşın zencilere özgürlük nidalarıyla çıktığını öne sürerken bana göre şöyle demeye getiriyor: “Savaş çıkmadan zenciler insan gibi yaşıyordu. Pis Kuzeyliler geldiler onları özgürlük vaadiyle kandırıp az da olsa ellerinde bulunan hakları aldılar. Sonrasında da kendi emelleri için onları Güneylilerin üstüne saldılar.” Gerçekten de savaş çıkmadan zencilerin gül gibi geçinip gittiğini, sanki köleliğin olmadığı izlenimine itiliyoruz. Zenciler bile bu durumun kölelik olmadığını söyleyebiliyorlar. Savaştan sonra zenciler artık beyazlar gibi istediği gibi sokaklarda geziniyor, beyazlara kafa tutuyor hatta beyaz kadınlarla evlenme hakkının verileceğinin iddiaları dolaşıyor kitapta. Güneyliler bunun çok alçak bir durum olduğunu, bir beyazla bir zencinin nasıl denk tutulabileceğinin şokunu yaşıyor. Bu yüzden zalim Ku Klux Klan bu duruma son vermek isteyen yararlı bir topluluk gibi gösteriliyor. Oysa Ku Klux Klan zencileri öldüren, insan düşmanı acımasız bir topluluktur(bkz. #32352317). Tabii ne olursa olsun bu bir roman. Ve kitapta Dadı, Dilcey, Pork, Peter Amca gibi çok sadık zenciler de var. Benim zenci dediğime bakmayın güneyliler asla zenci lafını kullanmıyorlar. Bu da onları tarlalarında çalıştırmalarını meşru kılıyor(!)

    Kitapta Güneylilerin kadına bakış açısı da çok değişik. Kadınlar çocukluklarından itibaren aşırı bir terbiye içerisinde yetiştiriliyor. Efendim kadınlar çalışamazmış, erkeklerin yanında yüksek sesli gülemezlermiş. En komiği de Güneyli kadınların hamile olduklarını erkeklerin yanında dile getirmekten çekinmeleri. Hamilelik konusu açıldığında ‘yani o şey’ diyerek utanıyorlar. Karınları belli olmasın diye odanın karanlık köşelerinde oturmayı tercih ediyorlar. Bunun gibi şeyler. Ama kızımız Scarlett yine kendini aşıyor ve durun bakalım diyerek bu anlayışlara karşı geliyor. Sonrasını tahmin edebilirsiniz ‘ah kuzum Scarlett farklı olursan lanetlenirsin!’

    650 700 sayfa boyunca gayet sakin ve emin adımlarda giden roman sonunda öyle bir hız kazandı ki tüm aaaaa’larımı sonunda harcamak zorunda kaldım. Şöyle bir toplamak gerekirse: Kitap Amerikan İç Savaşı’yla birlikte değişen sosyal yapıyı bir aşkın gölgesinde derinlemesine irdeler. Köleliğin kaldırılmasını savunan Kuzey ile köleliğin devamını isteyen Güneylerin savaşı anlatılmaktadır. Olaylar genellikle Atlanta’da geçer. Güney’in pamuğu ve gururu dışında kuzeye hiçbir üstünlüğü yoktur. Savaş başladıktan kısa süre sonra kadınlar yas elbiselerine bürünmekte ve her gün yeni mezarlar açılmaktadır. Hastanelerde kinin, afyon, klorofom ve tentürdiyot yokluğu çekiliyor. Evlerde ve cephede yemek çok az. Kitap savaşın tüm acımasızlığını bütün çıplaklığıyla gözümüzün önü seriyor. Bu bakımdan çok dramatikti. Scarlett gibi bir karakter yaratıp onu derinlemesine tahlil etmek büyük bir ustalık işiydi. Velhasıl sonuç olarak güzel bir okuma oldu. Etkinliğe katıldığım için mutluyum. Keyifli okumalar diliyorum.
  • 222 syf.
    ·1 günde
    Arthur schopenhauer kimdir, necidir? Evi, arabası, işi, gücü, youtube kanalı falan var mı?
     
    Kendisi, Alman felsefe dünyasının ilk filozoflarındandır. Dokuz yaşından itibaren tüccar olan babasıyla birlikte ticari seyahatlere çıkmış ve bu yolda ilerlerken babasını kaybetmesi üzerine Annesinin isteğiyle akademik hayata atılmış. Pekde gönlü olmayacak ki, direk yüksek liseye başlamış. Burada rahat durmadığını hocasını sert bir şekilde eleştirip okuldan ayrılmış olduğundan anlıyoruz ( Kesinlikle kovulmadı. Hayır!:)). Sonrasında özel filoloji  dersleri almış ve üniversiteye kaydolmuş. Tıp okumuş sonra felesefeye yönelmiş. Annesi kendisinin başarılarını takdir etmeyip dalga geçtiği için pek anlaşamıyorlarmış. Bu nedenle evden de ayrılmış.(Evet annesi de kovmadı). Genelde Goethe'yi öven ve Newton'u yeren bir anlayışı vardır.

    Doğu bilgeliği ile ilgilenmiş. Doğu mistisizmi ve panteizmi araştırmış. Berlin üniversitesinde öğretim üyeliği yapmış, burada da pek rahat durmamış. Aynı fakültede meslekdaşı olan Hegel'e  "Eserlerinin dörtte üçü safi saçmalık, dörtte biride paradoks" cümlesini kullanmış. Okuduğum kitabında bahsettiği "İnsan dayak atan bir hayvandır." (syf: 70)mevzusu bu olaydan sonra mı yazıldı? Bilemeyeceğim artık. Bu kadar biyografi yeterli diye düşünüyorum devamı için şu: http://www.dmy.info/...er-felsefesi-hayati/ adresi ziyaret ediverin, bende becerebilirsem incelemeye geçeyim

    Kitap altı bölümden oluşuyor
    -Temel Bölümlendirme
    -Bir Kimsenin Ne Olduğu Üzerine
    -Bir Kimsenin Neye Sahip Olduğu Üzerine
    -Bir Kimsenin, Neyi Temsil Ettiği Üzerine
    -Öğütler ve Özdeyişler
    -Yaşam Çağlarının Farklılığı Üzerine

    Genel mantık olarak, isminden de anlayabiliceğimiz gibi kitap,  yaşamımız üzerine geniş açıklamalı aforizmalar bulunduruyor, bunları bir kaç farklı felsefeci aforizmalarıyla da destekliyor. İçine girince olaylara birde pesimist bir gözle  bakmanız gerektiğini, saf iyiliğin asla bulunamayacığı göreceksiniz. O na göre insan yalnız ve sağlıklıysa, sadece kendisiyle mutlu olabilir. Başka insanlar her daim sizden bir beklenti içinde olduğu için, gerçek mutluluğa asla başkalarıyla  ulaşamazsınız. Egoizmi savunan bir felsefesi var.

    Karamsar filozof olan schopenhauer için, hasta bir kişiliği olduğu ve başka bir görüş olan gerçekçi ve bilimsel açıdan da desteklenebilir sözleri olduğunu düşünen iki farklı görüşle karşılaştım. Genel olarak eseri sevdiğimden, bence çoğu aforizmalar  haklı ve yerinde tespitlerle yapılmış. Aslına bakılırsa bilinç altına attığımız bazı duyguları karşımızda ki insanlara yansıtmamanın iki yüzlülük olduğunu düşünüyor bu konuda haklı olduğu yön daha baskın. Çünkü gerçekten de her insanın içinde bulunan kötülük yapma isteği, iyilikle baskılanınca bilinç altına itiliyor bunu beceremeyen insanlarında şuan hak ettikleri yerler de olmaları gerekir. Sonuçta bir çoğumuzun aforizmalarını ezbere bildiğimiz Nietzche'yi bile derinden etkilemiş bir filozof.

    Son olarak onunla ilgili bir kaç ünlünün düşüncelerini bırakmak istiyorum, duygularımı yerinde ifade edemeyeceğimi düşündüğümden ben susuyorum onlar konuşsun.

    Schopenhauer’e olan sonsuz hayranlığım daha önce hiç tatmamış olduğum bir dizi manevi zevk. Eminin ki en büyük dahi: Schopenhauer.
    – Lev Tolstoy

    Schopenhauer ile birlikte ben de özgür iradenin varlığına inanmıyorum.
    – Albert Einstein

    Schopenhauer bir üslup dahisi. Sadece dili için bile kesinlikle okunmalı. 
    —Franz Kafka

    Genç Schopenhauer’i tuhaf ve ilginç bir delikanlı olarak tanıdım. Keskin zekalı ve inat; onu çok akıllı buluyorum.
    – Johann Wolfgang von Goethe 

    Dürüstlüğün en büyük örneği ve gerçeğe her şeyden öte tapan bir adam. – Karl Popper

    Onun ilk sayfasını okuduktan sonra bütün sayfalarını okuyacaklarından ve dediği her kelimeyi dinleyeceklerinden emin olan okurlarındanım.
    – Friedric Nietzche

    Bol muhakemeli okumalarınız olsun :)
    Alıntılar gelmeye devam edecek...