Bugün sorunumuz ilimsizlik, alimsizlik, bilgisizlik değil ;ilminin vakarını koruyamayan, haksızlıklar karşısında alimliğin hakkını veremeyen, bilmesine rağmen susmayı tercih edebilen Müslüman sorunudur.
Çok kıymetli bir mütefekkirimizin güzel bir benzetişi var. Kendisi bir defa uzun bir konuşma yapmış, Batı'daki felsefeler ile Doğu'daki İslam alimlerinin düşüncelerini hülasa ettikten sonra şu suali sormuş. Demiş ki: "Batı'daki felsefeleri size anlattım. Görüyorsunuz hep birbirlerini nakzetmişler. Descartes gelmiş, kendinden önceki bilmem falancanın nazariyesini nakzetmiş, yanlış düşünüyor demiş. Arkasından bir başka adam gelmiş, hayır Descartes öyle söylüyor ama aslı şudur demiş. Hasılı Batı'daki fikir ve düşünce silsilesi bugüne kadar hep birbirini tekzip ederek gelmişlerdir. Doğudaki fikir silsilesine baktığımız zaman bütün İslam alimleri birbirini teyid ederek geliyor. İmam-ı Azam Hazretleri, "Peygamber Efendimizin buyurdukları gibi" diye söze başlamış. Ashab-ı Kiram'dan birinin sözünü naklettiği zaman "falanca zatın rivayet ettiğine göre" gibi deniyor. Muhyiddin-i Arabi Hazretleri, birbirlerini teyid ede ede konuşuyorlar. Avrupalılar ise birbirlerini tekzip ede ede konuşuyorlar. Şimdi soruyorum, dedi o arkadaş, eğer hakikaten mutlak bir hakikat varsa bu hakikat birbirlerini tekzip edip eden Batılılar arasında mı, yoksa birbirlerini teyid eden Müslüamnlar arasında mı? Hakikat tekzip olunur mu? Ama Batılıların işleri güçleri birbirlerini hep tekzip etmek. Bir hakikat var ise muhakkak vardır elbette İslam alimlerinin getirdiklerinin içindedir.