• Ey zavallı milletim dinle! (Durur.) Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında, az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hâli ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz. Fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar. Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatmıyoruz. Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz.
  • “Fakat yine de işte yaşıyoruz acı içinde bile olsa bu bize bir haz veriyor ve yaşamayı istiyoruz.”
    Ahmed Arif
    Sayfa 22 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • 78 syf.
    ·1 günde
    Bu şiirden sonra yazacak bir şey /bulamadım işin açıkçası .. / belki daha sonra ..

    https://www.youtube.com/watch?v=dlqFP11SKww

    Aşksız ve paramparçaydı yaşam
    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
    aşk ile sevmek bir güzelliği
    ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
    işte yüzünde badem çiçekleri
    saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
    sen misin seni sevdiğim o kavga,
    sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
    Bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bin kez budadılar körpe dallarımızı
    bin kez kırdılar.
    yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
    bin kez korkuya boğdular zamanı
    bin kez ölümlediler
    yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
    suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
    ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
    yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
    törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
    türküler söylerdik hep aynı telden
    aynı sesten, aynı yürekten
    dağlara biz verirdik morluğunu,
    henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...
    Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
    ne tan atışı doğumların sevincine
    ey bir elinde mezarcılar yaratan,
    bir elinde ebeler koşturan doğa
    bu seslenişimiz yalnızca sana
    yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    Saraylar saltanatlar çöker
    kan susar birgün
    zulüm biter.
    menekşelerde açılır üstümüzde
    leylaklarda güler.
    bugünlerden geriye,
    bir yarına gidenler kalır
    bir de yarınlar için direnenler...
    Şiirler doğacak kıvamda yine
    duygular yeniden yağacak kıvamda.
    ve yürek,
    imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
    ey herşey bitti diyenler
    korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
    ne kırlarda direnen çiçekler
    ne kentlerde devleşen öfkeler
    henüz elveda demediler.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
  • Bağımsızlık Savaşı’nın ilk yıllarında Mustafa Kemal Paşa ile Sovyetler Birliği Lideri Lenin arasında çok verimli bir dostluk kurulmuştur.
    16 Mart 1921 tarihinde yapılan Türk-Sovyet Dostluk Antlaşması çerçevesinde Rusya, önemli ölçüde Türkiye’ye silah göndermiş, borç para vermiştir.

    Değerli Dostlar,

    Tam 100 yıldır Rusya ile aramızda hiçbir olumsuzluk yaşanmamıştır.
    Son zamanlarda yaşanan ufak tefek pürüzlerin de sorumlusu Ruslar olmamıştır.
    Dost Rusya, Türkiye’de çok önemli sanayi yatırımların yapılmasında birinci derecede yardımcı olmuş, şu fabrika ve işletmeleri kurmuştur:

    • Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası (1935)
    • Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası (1937)
    • Bandırma Sülfürik Asit Fabrikası (1958)
    • Artvin Lif Levha Fabrikası (1959)
    • Çayırova Cam Fabrikası (1959)
    • Aliağa Rafinerisi (1967)
    • Seydişehir Alüminyum Tesisler (1969)
    • İskenderun Demir Çelik Fabrikası (1970)
    • Arpaçay Barajı (1975)
    • Orhaneli Termik Santrali (1979)
    • Oymapınar Barajı (1984)
    • Akkuyu Nükleer Güç Santrali (2010)

    Ruslar, bu fabrikaları ve işletmeleri “Anahtar Teslim” kurmuşlardır.
    Ruslar, bu fabrika ve tesislerde çalışacak başta Türk mühendisleri olmak üzere tüm elemanları Rusya’da eğitmiştir.
    Türkiye tüm bu fabrika ve işletmelerin ücretini nakit para olarak değil, Rusya’ya sebze, meyve, narenciye göndererek ödemiştir.
    Bu fabrika ve işletmelerin kurulması sırasında ve sonrasında Rusya-Türkiye arasında hiçbir sorun yaşanmamıştır.

    Değerli Dostlar,

    Yukarıda sıraladığımız fabrika ve işletmeleri kuran Rusya, hiçbir zaman Türkiye’de bir ASKERİ ÜSS kurma talebinde bulunmamış, Rusya kendisi için hiçbir konuda ayrıcalık yapılmasını istememiştir.

    Değerli Dostlar,

    Şimdi gelelim Amerika’nın (ABD) ne denli dost olduğuna.
    Türkiye, 1952 yılında NATO’ya girdi.
    NATO demek, ABD demektir.
    1952 yılından sonra Türk Ordusu’nun yönetim ve denetimi tamamen ABD’nin eline geçti.
    ABD’nin ajanları yalnız Türk ordusunun içine girip örgütlenmekle kalmadı! ABD ajanları, Hükümetin, Meclisin, Yargının, tüm devlet kurumlarının, belediyelerin, üniversitelerin, siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, tarikatların da içine girip yuvalandı.
    Peki, 70 yılda ABD, Türkiye’de herhangi bir fabrika kurdu mu?
    ABD, Türkiye’de hiçbir fabrika kurmadığı gibi, 1983 yılında Türk hükümetlerine şu emri verdi: “Sanayi yatırımı yapmayacak, asla fabrika kurmayacaksınız! Devletin elindeki tüm fabrikaları da satacaksınız!”
    ABD’nin bu emri, 37 yıldır yürürlüktedir.
    ABD, ne fabrika kurdu ne de kurdurdu, ama Türkiye’nin dört bir yanında, kendi çıkarlarını koruyacak ASKERİ ÜSSLER KURDU. İşte onların başlıcaları:

    • İncirlik Üssü, Adana
    • İzmir Hava Üssü
    • Kürecik Üssü
    • İstanbul, Şile Üssü
    • Konya Üssü,
    • Balıkesir Üssü
    • Muğla Üssü
    • Ankara Ahlatlı Üssü
    • Amasya-Merzifon Üssü
    • Çanakkale Üssü
    • Diyarbakır-Pirinçlik Üssü
    • Eskişehir Üssü
    • İzmit Üssü
    • Kütahya Üssü
    • Lüleburgaz Üssü
    • Sivas-Şarkışla Üssü
    • İskenderun Üssü
    • Ordu-Perşembe Üssü
    • Rize-Pazar Üssü
    • Erzurum Üssü
    • Van-Pirreşit Üssü
    • Mardin Üssü
    • Tekirdağ-Çorlu Üssü
    • Gaziantep-Batman Üssü
    • Adana-Hatay Toroslar, CIA Gladio Eğitim Üssü

    Değerli Dostlar,

    Hiç kimseyi öldürmediği halde, idam edilerek öldürülen Deniz Gezmiş, mahkemedeki savunması sırasında şöyle demişti:
    “103 tane ABD üssü olan bir ülkede, vatan hainliği ile suçlanmamız gülünçtür! Siz bu suçla kendinizi yargılayınız!”

    Değerli Dostlar,

    ABD’den Türkiye’ye hiç yardım gelmedi mi?
    Geldi, ben tanığım.
    Marshall Yardımı adı altında okul çocuklarına; iğrenç kokulu süt tozundan süt ve bebek kakası renginde peynir gönderdiler. Sevgili Annem, “sakın bunları ağzına koymayasın!” diye sıkı sıkı tembih etmişti!

    Değerli Dostlar,
    Çoğunu bildiğiniz konuları ben size neden hatırlattım?
    Suriye ve Libya’da olanlar nedeniyle çok yoğun günler yaşıyoruz. TV kanallarında, gazete köşelerinde yorumlar gırla gidiyor.
    FOX TV’yi en doğru, en korkusuz, en yiğit haber kanalı olarak tanıtan Fatih PORTAKAL, dış siyasette olanları değerlendirirken ABD’yi eleştirir gibi yapıyor ve hemen ekliyor: RUSYA’YA DA GÜVENİLMEZ. AMAN DİKKAT!”
    100 yıldır Rusya Türklere hiçbir yanlış yapmadı! Fatih Portakal ve onun gibilere sorsak, 100 yıldır bize gerçek bir dost gibi davranmış olan Rusya’dan acaba şimdi ne tür tehlikeler bekliyorlar?
    Fatih Portakal ve onun gibiler, Rusya karşıtı “algı operasyonu” yapmak istiyorlar.
    Özgür akıllı yurttaşlarımızın bu tür algıları yutmayacağı kesindir.
  • Fakat yine de işte yaşıyoruz ve acı içinde bile olsa bu bize bir haz veriyor ve yaşamayı istiyoruz . Ne kadar ölümü fevkâlâde bir facia gibi veya ne bileyim bir felâket gibi kabul etmesek de ölmek veya sevdiklerimizden ayrı olmak istemiyoruz .
    Ahmed Arif
    Sayfa 22 - İş Bankası kültür yayınları
  • "Aylardır gitmiyordum. Deniz kıyısına gittim.
    Ben aylardır gökyüzüne de bakmıyorum.
    Bir eski mavilik işte. Bir gece soluğu.
    Güneş salkımı. Dünya dışı bir dünya. Dönüyor.
    Su kırılınca köpük oluyor. Beyaz oluyor... İnsanlar seviniyor. İnsanlar denize girince bağırıyor. Bilmiyorum. Ben ağladım."
  • Kimse sevmiyor, herkes arzu ediyor. Kimse gözyaşı değil, herkes küfür. Kimse eşik değil, herkes ufukların ötesi. Kimse gölge değil, herkes ışık.
    Tevazu bitti. İncelik bitti. Hatıra bitti. Gönül bitti. Şarkı bitti. Bir aynalar pazarı ki, yaşıyoruz işte.

    Şükrü Erbaş