Geri Bildirim
  • İçinde yaşadığımız zamanı aşmadan, zaman boyutuna hâkim olmadan anların içindeydi tüm varoluşumuz. Hayatımız bir andı, yaşadığımız gezegen evrende belki de birkaç saniyedir vardı. Ve bizler zamanın içinde, enerjiyi en yavaş titreşimde madde olarak görebileceğimiz belki de tek yerde sanki hapis gibiydik.
    Akilah Azra Kohen
    Sayfa 101 - Destek Yayınları
  • Kötüyüm, gitgide daha da kötü olacağım ama yavaş yavaş yalnız kalmaya alışıyorum, bu bile bir şeydir, bir
    avantaj bir zaferdir. »
  • Yavaş yavaş ölürler .Seyahat etmeyenler.Yavaş yavaş ölürler
    Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,Vicdanlarında hoşgörüyü barındırmayanlar.Yavaş yavaş ölürler
    Alışkanlıklarına esir olanlar,Her gün aynı yolları yürüyenler,Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,Bir yabancı ile konuşmayanlar.Yavaş yavaş ölürler
    Heyecandan kaçınanlar,Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki parıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.Yavaş yavaş ölürler
    Aşkta ve işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar.
  • bu sessizlikte sokak daha da
    eziciydi. Yavaş yavaş yürüyordum
  • Bilimkurgu-Çizgiroman ve Manga Etkinliği kapsamında yapacağım üçüncü incelemem olacak. İşte İnsan ile 1970’ler den, İsa’nın Çarmıha Gerildiği döneme yolculuk edeceğiz. Etkinlik Linki: ---->>> #28996895

    Bu tarz kitaplar okuduğumda aklıma hemen izlemiş olduğum birkaç film geliyor. Bu sefer de Mel Gibson’ın yönetmenliğini yapmış olduğu “Tutku - İsa Mesih'in Çilesi” filmi aklıma geldi. Film İsa’nın son 12 saatini konu alıyor. Ana karakterimiz olan Karl Glogauer meraklı bir genç. Sırf merakından ve bu olayların yaşanıp yaşanmadığını merak ettiği için 1970 yılından M.S. 29 yılına yolculuk ediyor. Bu zaman makinesinin kim tarafından, nasıl yapıldığını kitabı okuyarak öğrenebilirsiniz. Şimdi her zaman ki gibi kitabın içeriğini bir kenara bırakıyorum ve kitabın fikir olarak neler sunduğuna bir bakalım. (Arada alıntıları kullanacağım o kadar.)

    Hazırsanız başlayalım…

    Bir şansınız olsa ve geçmişe gitseniz, Tarihi değiştirmek için olaylara müdahale eder misiniz? Yoksa tarihin akışını değiştirmek tüm dünyanın ve işleyişin akışını bozar düşüncesi ile kendinizin bile sonunu hazırlayacak şeylere müdahale etmez misiniz? Bilimkurgu filmlerine bakarsak zamanın işleyişine müdahale etmek hep olumsuz sonuçlar doğurur. Bazı filmlerde ise gayet te güzel sonuçlar doğuruyor. Ana karakterimiz olan Karl ise kendi seçimini kendisi yapıyor, tabi ki yazarımız Michael Moorcock’un ellerinden. Kitap Karl’ın çocukluğu ile geçmişe dönüşünü eş zamanlı olarak sunuyor. Diyaloglar kesinlikle çok başarılı kurgulanmış. Yazarlar, inançlı olsun ya da olmasın her zaman sert eleştiriler yapabilmiştir Hristiyanlığa. Özellikle kitapların kurgularında edebiyat olsun ya da farklı tarz olsun her zaman eleştirmek için bir konu, bir diyalog yaratılmıştır. Dini sorgulayan bir çok karakter türetilmiş, hafif ya da sertlik dozu ayarlanarak bazen de ayarlanmak istenmeyerek eleştiri yapılmıştır. Geçmiş dönem de bunu yapmak daha zor olsa da özellikle 1950’ler den sonra bu biraz daha kolay hale gelmiştir.

    Bilinenin aksine, Amerika her ne kadar özgür düşünceli bir toplum da olsa, din konusunda her milletten biraz daha fazla bağnaz yapıya bürünebiliyor. John Lennon, Beatles’ın Amerika’da çok meşhur olması, turne biletlerinin çıkmadan tükenmesi, plakların milyonlarca satması ve televizyonların başında milyonlarca kişinin izlemesi nedeni ile bir yorum yapmıştır. Bu yorum tamamen Lennon’un muzip karakteri ile örtüşse de insanlar tabi ki farklı algılamıştır. Beatles “İsa” dan bile ünlü demişti. O an gülüp geçilen bu olay, birkaç gün içinde Beatles plaklarının yakılmasına, isyanların çıkmasına, tehditler almasına neden olmuştu. Öleceklerini düşündüklerini anılarında hep aktarmıştır grup üyeleri. Daha sonra ikinci bir basın açıklaması yapmış olmasına karşı olay tazeliğini korumuştur. Küçük bir açıklama bile Amerika’yı nasıl karıştırıyor bu örnekte görebiliyoruz.

    İşte İnsan, İşte İsa, İşte Çarmıh...

    Kitapta bolca İncil'den alıntılar mevcut. Bunlar olmazsa zaten kısır bir döngü olur. Incil'i hiç okudunuz ya da göz gezdirdiniz mi bilmiyorum, hikaye anlatır gibi anlatır olayları. Bir de inancınız zaten bu dine yok ise daha rahat okursunuz. Normal bir kitap okur gibi okur ve olaylara yorum yaparsınız. Okursanız bu dediğim durumu anlarsınız. Hatim etmedim ben sakin olun. :)

    —Tanrım?
    —Tanrım?
    —Tanrım?
    —Cevap Yok. (Sy.70)

    Neden cevap yok? Çünkü cevap yok. Yazarımız tabuları yıkarak ilerliyor. Her bir diyalog da bir eleştiri, bir ironi mevcut. Anlatılan ile yaşananın farklı olduğu olgusu yaratılıyor diyaloglarda. Bir sorgulama metodu kullanılıyor.

    "Bilgi korkuyu yok eder. Korku olmadan din hayatta kalamaz." (Sy.73)

    Dinlerin tarihine bakarsanız, geçmişte kaç bin peygamber geldiği konusu biraz sıkıntılı. 124.000? 420.000? Genel tavır şu oluyor; Hz. Adem başlangıç, Hz. Muhammed son. Bu peygamberlerin arasında ne kadar peygamber var muamma. Kim kesin bir sayı verirse gerçek dışıdır çünkü kitapta da bahis eder ki elini kolunu sallayan ben peygamberim diye dolaşırmış. Herkes bir şey yayma peşindeymiş anlaşılan (?!) Kur'an-ı Kerim'de ise belli başlı peygamber isimleri geçmektedir.

    "İnsanlar ihtiyaç duyduğu zaman akla hayale gelmeyecek başlangıçlara sahip büyük bir din yaratabilirler." (Sy.74)

    Roma dönemi, Putperestler, Hristiyanlık, Musevilik, Müslümanlık ve daha bir çok inanış. Her dinin bambaşka hikayesi var. O yüzden inandırıcılık konusunda sorun yaşarlar ve o yüzdendir ki insanlar tek bir dine değil bir den fazla dine kendilerine göre inanış sağlarlar. Günümüzün en moda dini aslında kapitalist düzenin sevimli inananı PARA ve Müritleri. Konuyu dağıtmadan devam edeyim ve yavaş yavaş incelemeyi sonlandırayım.

    Karl, hayal ettiğinden daha fazlasını yaşıyor ve iliklerine kadar hissediyor. Geçmişe dönüp olaylara tanık olmak yerine yaşıyor. Seçenekleri var ama ne kadarını nasıl kullanıyor, kadere mi razı geliyor, kendi kaderini mi yaratıyor? İzlemek yerine olaylara dahil mi oluyor, tarihine farklı bir dokunuş mu yapıyor? Karl'ın yerinde olsaydınız siz ne yapardınız? Bunun cevabını okuyunca vereceksiniz.

    Dini ne kadar sorgularsanız sorgulayın asla elle tutulur, gözle görülür kanıt bulamazsınız. İnançlı biri olabilmenizin tek kuralı, inanacağınız dinin size sunduklarını kabul etmek ve sorgulamamaktır. Sorgularsanız yanıtlarınız tam cevap bulamaz ve işin içine mantık girer. Mantığın girdiği yer delik deşik olur ve uzaklaşırsınız. Akıl ve bilimi kullanarak öğrenme amaçlı bir sorgulama yaparsanız belki başka cevaplarla yine inanmaya devam edersiniz. Evrim, yaratılış, kitaplar, peygamberler, inaçsızlık... Bunların tek cevabı insanın kendisidir. Neye inanmak istersen ona iman et insan. İnanmamak bile bir şeye inanmaktır. İnançsızlığın içinde bile başka bir inanç vardır, bunu bir de bu açıdan düşünün.

    Kutsal bir kitap incelemesi gibi oldu değil mi? Çünkü zamanda yolculuk edip Nasıralı İsa'yı bulmaya ve gerçek mi değil mi diye kontrol etmeye gittik.

    Daha önceki incelemelerimde de dedim yine diyeyim. “İnsan ne istediğine, ne dilediğine dikkat etmeli. “ sonuçlarını kaldıramayacağımız şeylerin peşinden gitmek; kırıcı ve ruhumuzu yok edici bir olaylar silsilesi yaratabilir.

    Ellerinden ve ayaklarından ve hatta fikirlerinden çivilenerek Çarmıha gerilen İsa mı? Karl mı? Biz miyiz?

    Etkinliğe yapmış olduğum üçüncü incelememin de sonuna gelmiş bulunmaktayım.

    Kitabı tavsiye eder, herkesi etkinliğimize beklerim. İyi okumalar... #28996895
  • Seninle kurduğum o rengarenk her hayali bir balona sığdırdım.
    Sen gittin, balonlar kaldı.
    İçimdeki çocuk büyüyor.
    Balonları saldım, uçuyor.
    Ve sen, içimde yavaş yavaş ölüyorsun...