• Çekiliiiinnnn inceleme yazasım vaaar !

    * Feci yoğun miktar da spoiler !

    Tamı tamına 3 kere başlayıp üçünde de yarım bırakıp "bu ne yeaa ne saçmaaağğğ, okuyamıyoğruummm, adapte olamıyooooğğruuumm" diyip, bu süreçte de kitabı hediye ettiğine pişman ettirecek kadar canım Matelda’yı darlayıp, bir gün yine hadi bakalım "ya Allah, Bismillah" diyerek ve 4. Başlangıcım da nihayet elden bırakmayıp sonunda ise "vay anasını beee, ne okudum ben" dediğim bir kitap.


    * İlk sayfaların da köpeğin yani canım Şarikov'un kendi kendine konuşması ile karşılaşıyorsunuz. Size sokak da yaşadıklarından, daha doğrusu çektiği eziyetlerden bahsediyor. Kendisi gayet komik olmakla birlikte oldukça da ağzı düzgün (!) bir köpek.

    Bknz. Syf 68
    Profesör "Yemek artıklarını yere atma!" Diye buyurunca beklenmedik bir yanıt aldı: "Bas git, yavşak!"

    Hadi o zaman geliyor spoilerli inceleme !

    Profesör Filip Filipoviç'in yolda gördüğü Şarik'i alıp dairesine götürüp beslemesiyle sıradan gözüken olaylar, daireye bavul içerisinde bir cesedin gelmesi ve aralarında geçen diyaloglar ile bambaşka bir şekle girmeye başlıyor.
    Koşuşturma ve kargaşayı anlamak için ameliyathaneye bakmaya çalışan Şarik, profesör’ün yardımcısı Zina tarafından dışarı çıkarılınca, “E madem öyle gideyim yemek yiyeyim bari” diye mutfağa yönelirken Filip Filipoviç “yemek yemesine izin vermeyin!” demesiyle Zina köpeği banyoya kilitler ve ameliyat hazırlıkları başlar.
    Bizim garip Şarik “bu yaptıkları da ayıp ama aç bırakmak da ne demek” derken daha ne olduğunu anlamadan sürüklenerek ameliyathaneye götürülür. Narkozu yiyip masaya alınan Şarik’in beyni insan beyni ile değiştirilir. Operasyon bittikten sonraki süreci gözlemlemek için profesörün yardımcısı Bormental düzenli olarak not tutmaya başlar.
    Aldığı notlar da ilerleyen tüm süreci, Şarik’in konuşmalarını ve bedenindeki tüm gelişmeleri kayıt eder.
    Günden güne bedenen değişip insan görünümüne sahip olan Şarik kendine gelmeye başladığı zaman birkaç kelime telaffuz ettiğini duyarlar. Zamanla konuşacak duruma gelir. Tabiki yıllardır sokak da kalan Şarik’in küfür haznesi de bayaa bi geniştir (:

    Artık karşılarında bedeni ile tamamen insan görünümüne kavuşmuş bir oluşum vardır. Üstelik karakter olarak düzgün olmayan, ağzı bozuk, kadınları taciz eden ve sürekli de küfür eden bir canlı…

    Nihayetinde artık bununla baş edemeyeceklerini anlayıp Şarik’i öldürüp öldürmemeyi düşünmeye başlarlar.
    .
    .
    .
    .
    * Kitabın sonunda ise eve polisler gelir. İyi ya da kötü bir sona geldim derken son bölümde ise “haydaa ne oldu şimdi yani?” diye düşünürsünüz. Ki ne oldu inanın ben de anlamadım (:
    En iyisi siz okuyun ne olmuş ya da neden olmuş olabilecekleri kendiniz tasarlayın. Sanırım yazarda öyle yapmamızı istemiş.
    O halde şimdiden iyi okumalar ^_^
  • Şimdi herkes ayrı bir yavşak oldu. Talihsiz zamanlar sizinki. Bizim zamanımızda sokak vardı. Sokakta büyüyen insan arsız olmaz.
  • Her şey, kötüye gitmeye meyillidir. Ama insanı yaşatan bir umut vardır. ''Her şey bir gün güzel olacak. /Her şey güzel olabilir./ Her şey bir gün güzel olmak zorunda.'' Biz, bu umuda tutunarak yaşarız. En karamsarlığa düştüğümüz anda bile, bu zamanla geçer ve biz yaşamaya devam ederiz.

    Gündem taciz, tecavüz. Şimdilerde daha süslü bir ifadesi var: İstismar. Düşünüyorum. Yutkunuyorum ama aşina olanlarınız biliyor, ben içindeki şiddeti dışa vuran, bundan rahatsız olmayan, olmak için de bir sebep görmeyen biriyim. Ama bu yazı şiddeti değil, içimde ne yazık ki gökyüzüne salınan uçurtmalar gibi değil de ateşe verilen bir tarlada cayır cayır yanan böcekler gibi, otlar gibi acıtan düşünceleri içerecek.

    Her insanın içinde az da olsa, miniminnacık da olsa, küçücük de olsa şiddet eğilimi vardır. Misal yüzünüze yüzünüze uçan bir sivrisinek olduğunda bir yapıştırırsınız sivrisineğin son şakası olur. Kim bunu yadırgar? Ama durduk yere gidip bir karıncayı eziyorsanız, siz pislik bir kötünün önde gidenisiniz. Düşündüm de hakaret etmek için it, köpek, yavşak, eşek, ayı, öküz, sığır gibi kelimeleri kullanıyoruz. Beğendiğimiz şeyler için de hayvan adları kullanabiliyoruz; kelebek, kartal, aslan, kuğu, kaplan gibi. O zaman hakaret etmek için hayvan ismi kullanmak artık garipsemediğim bir şey oluyor. Ve o karıncayı ezene it oğlu it demekte ve babasıyla köpekleri tenzih ettiğimi belirtmekte bir sakınca görmüyorum. Ve dahası da gelecek.

    Şimdi içinizde dalga geçmeden ve bütün samimiyetimle medeni bulduğum bazı insanlar var. İdam olmamalı, insanlar eğitilmeli düşüncesini taşıyan medeni insanlar... Keşke dünya sizin o güzel umudu güzel yüreklerinizde taşıdığınız gibi iyileşebilecek bir yer olsaydı. Keşke eğitim denen olgunun, her şeyi çözebileceğine inansaydım, inanabilseydik. Ama inanmıyorum. Dünyanın gelişmiş! denen ülkelerinde, bu taciz tecavüz vakaları olmasaydı, belki inanmak mümkün olurdu. Hani sürekli diyorlar ya ''Falan az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülke, bu vakaların en çok görüldüğü yerlerdir! Cinsellik tabu olmamalı!'' Cinsellik tabu olduğu için mi bu ülkelerde kadınlar çocuklar, birilerinin acıttığı sömürdüğü insanlar oluyorlar? Dünyada çeşitli milletlerin, farklı ülkelerin, farklı gelişmişlik seviyesinin olmasının en işe yarar yanı nedir biliyor musunuz? Karşılaştırma yapabilmek. Biz bu sayede daha iyi olana gözümüzü dikeriz. Bunun için uğraşırız. Bunu haykırırız dünyaya. Peki şunu düşündünüz mü? Eğitimli insanlar bir içgüdü taşımaz mı? Eğitimli insanlar tecavüz etmez mi? Eğitimli insanlar şehveti medeni medeni sadece kendilerine uygun kişilere mi hissederler? Eğitimli insanlar keşke eğitimli köpekler gibi olsaydı. Ama öyle mi? Onların içinde eline fırsat geçse, içindeki kötüyü ortaya çıkaracak canavarlar yok mu? Ya da daha kötüsü, çarkını kırdığımın dünyasında, bu fırsatları oluşturmaya gücü yeten it oğlu itler yok mu? Bir zamanlar sitede Tess Gerritsen'in hatırlayamadığım bir kitabına, bir inceleme yapmıştım. 50 yaşında bir iyi ayaklı canavar, 12 yaşında pezevenklere satılan bir kız kendisine sunulunca, o kızın yalvarmalarına kulak asmadan, çocuğun üstünü başını parçalamış, iç çamaşırını yırtmıştı ve... Ve ben bu sahne karşısında ciğerlerimi almışlar da ateşe basmışlar gibi bir acı duymuş, evladımın başına böyle bir iş gelmişçesine öfkelenmiş, buna ve diğer böyle haltlar yiyen herkese palayla dalınmalı demiştim. Bunu yapan iç işleri bakanı gibi bir şeydi bu arada. Ve sitenin elit kesimi elitist cümlelerini de alıp beni linç etmeye kalkmışlardı. Bir tanesi demişti ki hiç unutamıyorum, ''Belki de o adam küçükken taciz edildi! Onun küçükken ne yaşadığını ve bugünkü davranışlarının sebebini ne biliyorsun?'' Benim sanki elime palayı alıp sokağa çıkacakmışım gibi, şu kadar öfkelenmeme izin verilmemişti. Sanki izin isteyen vardı. Bunlar merhametliydi, bense vahşiydim. Evet bana vahşi denmişti. Senin çocuğunun külotunu yırtarak ırzına geçildiğini düşünsene dediğimde inanamıyorum sil bu cümleyi demişti. Düşüncesine dahi katlanamadığı bu vahşetin âlâsını yaşayan insanlar vardı ve ben kötüye merhamet etmediğim için vahşiydim. Sanki evladı buna maruz kalsa, o an elinde imkan olsa o erkeğin her bir yerine kendisi palayla dalmazmış gibi. Aileleri düşünün, bu tecavüzcüleri ellerine geçirebilseler ne yaparlar? Durun ben söyleyim, medeni medeni polise giderler ve derler ki "Polis bey polis bey, beyefendi benim oğlanın/ kızın en mahrem yerleriyle biraz ilgilendi de, bu beyefendinin psikolojik bozuklukları olduğunu düşünüyorum. Lütfen bir psikoloğa ve psikiyatra da haber verin, çocukluğuna insinler. Bu arada hazır benim çocuk da çocukken, bir yerlerine inilmesine gerek yok, onun psikolojisini de bir araba misal tamir ettiriverelim."

    Evet, bazı tacizci tecavüzcü pislikler çocukken bazı olaylar yaşamıştır. Peki yelpazeyi daha genişletelim, bütün kötülük yapanlar, küçükken kötülüğe uğrayanlar mıdır? Ya da kötülük dediğimiz şey hep bir mazareti olan bir olgu mudur? Ya da mazareti olsa bile, artık onun kaymış hayatına mı odaklanmalı yoksa henüz kaymamış hayatlara mı odaklanmalıyız? Küçükken tecavüze uğrayan çocuğa acırım. Onun için o herkese duyduğum üzüntüyü hissederim. Ama bu çocuk büyüyünce, bir tecavüzcüye dönüşürse, onun delik deşik edilmesi düşüncesindeyim. Çünkü onu eğitmek mümkün değildir. Realist olalım. O da yeni tecavüzcü sapıklara sebep olsun diye ona müsamaha gösteremeyiz. Bunların hepsi akıl hastası mı sanıyorsunuz?! Bunlardan sadece kötü olduğu için bunu yapan yok mu sanıyorsunuz? Bu, bu şekilde bir kısır döngüye dönüşecek. Bunun sonu olmayacak. Dünyada eğitim de olmalı ama korku da olmalı. Can korkusu. Analar evlatlarını merhametli yetiştirmeli ama şunu da unutmayın alimden zalim doğabilir. Zalimden alim doğabildiği gibi. Yani mevzu yetiştiriliş olduğu kadar insanın taşıdığı karakterdir de. Kimseye merhamet nakli yapamayız. Kötülük her zaman bir sebebe dayanmaz. Bir insan sırf öyle istediği için kötülük yapabilir, anlıyor musunuz? Eğitimle olunabilecek meslekleri düşünün. Holdinglerde çalışan elemanları, devlet kurumlarını vs. Buradaki çıkar için insanların bozuk para gibi harcanabildiği iş ilişkilerini düşünün. Balık baştan kokar ya hani, hep bir üste hep bir üste çıkar kötülük. Namuslu olmaya çalışanın da çarkına çomak sokarlar. Çünkü insanlar için çıkar her şeyden önce gelir. Erkeğin, erkekliğini hissedeceği o dakikalar da çıkarıdır. Bütün kötülükler insanın kendisini önceye koymasından gelir yani. Bir insana bencil olmamayı öğretebilmek, bir halkı eğitmekle mümkündür. Çünkü ana babalar da evlatlarını yetiştirecekler. Şimdi yine kısır döngüye girdik. Bunalımlarını eşinden uzaklaşmak ve eşinden çıkarmakla yaşayan kaç kişisiniz? Evlatlarınıza nasıl örnek oluyorsunuz? Evlatlarınızın çocuklarınızın anasına, babasına saygılı olmasını sağlayabiliyor musunuz? Korkutmaktan bahsetmiyorum bakın. Korkutmak hukuğun adaleti yerine getirirken gerçekleştireceği bir şey. Evladına saygı duymayı öğretemeyen, dünyaya saygı duymasını beklememeli. Kendisi kibar olmayan, karısından kocasından kibar olmayı beklememeli. İşte yine bir başka konu. Matruşka gibi. Açtıkça içinden, çözülmesi gereken başka bir konu çıkıyor. Ben iyiydim o kıymetini bilmedi ya da bilmiyor cümlelerini duyar gibiyim. Bakın dünyayı değiştirmeyi planlayın ama kökünden değil. Siz iyiliğe kendi katkınızı yapın varsın karşınızdaki bilmesin.

    ***

    Günler günler önce yukardaki satırları yaz boz değiştir, içimdekiler azalır diye döktüm bilgisayara. Sonra Ankara Demetevler'de olan olayı paylaştım, gördünüz. Adalet sokakta aranmak zorunda kalınırsa, olabilecekleri gördük. Ben ortalıkta kanlı bıçaklı sahneler istemiyorum. Ne yapacaksa devlet yapmalı. Lakin Şule Çet olayını duydum ve kanım dondu. Hala kanımın donabilmesine şaşırıyorum. Her gün bir vahşi olay, her gün bir erkeğin yaşayacağı zevk dolu!!!! dakikalara kurban giden kadın-çocuk- çiçeği burnunda genç bir kızın hikayesi, elektronik pencerelerden evime, odama doluyor ve ben nefes alamıyorum. İdama karşı olanlara artık hak vermekle birlikte, çünkü bu ülkede o kadar saçmalık var ki, biri suçsuz yere ölebilir endişesi de beni rahatsız ediyor, böyle canilerin sadece hapis cezasıyla kurtulması fikri, beni boğuyor. Başına bu dert gelmiş aileleri tahmin etmem asla mümkün olamaz. Devlet eliyle onların canına da zarar verilmeli. İlle ölüm gerekmez. Ama hapis cezası artık caydırıcı değil, biliyoruz. Bu canavarlar için önemli olan tek şey madem kendi canları, kendi cinsiyetlerini belirleyen yerleri. Medeniyet hikayeleri bir yere bırakılmalı ve en azından kırbaçlanmalı. YÜREKLERİN YANGINI SOĞUMUYOR. AMA BİR BARDAK SOĞUK SU DA VERİLEMEZ Mİ?
  • C Rh nötr. Kaypak, yavşak insan kanı.
    Selçuk Aydemir
    Sayfa 176 - Küsurat Yayınları
  • Çukur ve Şarap etkisi nedir?
    Dün gece uzanmışım kumsala güneş çarpar yüzüme.. Sertap ablanın şarkısında ki gibi .. Bende gelmişim okuldan, minibüslerde otobüslerde metrolarda sürünerek, cebimde ki son parayı da harcamışım okulla ev arasında ki ulaşıma.. herneyse geldim huzur dolu evime, Anişkomun kötü yemeklerini yedikten ve şükürler olsun bugünde aç karnımı doyurdum diyerekten, tavuk misali kafamı kaldırdım yukarıya dua ettikten sonra geçtim odama, hem dinleneyim hem de bir şeyler okumak istedim. Sonra salondan bir müzik sesi .. aşina olduğum bir melodi sevdiğim bir parça.. koştura koştura salona girdim. Mehmet Güreli’nin kimse bilmez parçası.. aaaa Çukur dizisinde, bu dizide cidden güzel müzikler çalıyor. Yapımcılar bu işi iyi biliyor. Ahaaaa ne göreyim. Mehmet abinin parçasında geçen ŞARAP kelimesi sansürleniyor. Şimdi güzel abilerim ve ablalarım diziye bakınca Silah ticareti, organ mafyası, uyuşturucu kartelinden tutunda, insan kaçakçılığının olduğu, yasaların hiç birinin tanınmadığı, yasa dışı ilişileri yücelten ve bunu bir haltmış gibi süsleyip püsleyip burnumuza sokan bir dizi. Diyor ki sana. Sen eyyy evinde oturan televizyonun karşısında karnını kaşıyıp salaklaşan halk. Bak hertürlü gayri meşru ilişkileri burada sana meşru gibi gösterebilirim ama ŞARAP kelimesini bile şarkının içinde geçen sansürlerim. Çünkü biz islam toplumuyız ..Alkol haram ama mafya olmak haram değil. İnsan öldürmek haram değil. Silah ticareti yapmak haram değil. Emniyetin içine girmiş mafya uzantıları haram değil. Arabanın üstünde müziği açıp, elinde silahlarla dans eden ( bunlar yeni versiyon mafya bozuntuları) çatışmaya giren adamlar .. haram değil. Lan ne haram bize ... ? ŞARAP haram size.. Sen zaten bu iğrenç dizileri yayınlayarak en büyük şarap etkisi yaratıyorsun bize . Çakırkeyf moduna sokuyorsun bizi.. Gerçeklikten uzaklaştırıyorsun. Seyrettiğimiz herşeyi kendimiz yaşıyormuş gibi zevk aldırıyorsun. İçine güzel müzikler yerleştirip bizi bizden geçiriyorsun, sonrada ŞARAP kelimesini sansürlüyorsun. Bu Ne perhiz, Bu ne lahana turşusu..??? diye sormakta bana düşüyor. !... mıhlanmışım tv nin karşısına ağzımda salyalar akıtarak izlemeye koyulmuşum. Uzun zamandır da izlememişim.. dersler malümünüz.. tv nin karşısında küçük çaplı beyinsel orgazm yaşadıktan sonra.. Kanalları dolaşmaya başladım..ne göreyim biri haber kanalında .. çok değerli devlet büyüğümüz ve sanatçı camiası (???!!!???) Mehmetçik’e moral desteği için bir kışlaya gitmişler.. sazlı sözlü bol fingirdemeli.. botoksları suratlarıyla ekranlara sırıtıyorlar, çibeliyorlar... Yazık ulan İbrahim Tatlıses’e Çin çarpmış ucube gibi anırıyor, Nerden nereye ... Ne oldum demeyeceksin ne olacağım diyeceksin. Kasımpaşa’nın eli maşalı ablası Seda bacıyı.. benim platoniğimin sevgilisi gibi şişirilen balık dudaklarıyla, Sulukulenin boncuğu Sibel Can abla.. ve en önemlisi Yavuz Bingöl .,, savrulmuş ilkelerinden uzaklaşmış., daha doğrusu bir dönemler ekmek yemek için, ilkeli insanların dünya görüşünü suistimal etmiş bir yavşak sırıtıyor ve daha niceleri., En önemlisi Deniz SEK’i de yanlatındaymış. Ulan kadın sen uyuşturucu ticaretinden içerde değilmiydin? Ne işin var bu ülkenin başkomutanının yanında?..!???!?? İç içe geçmiş yalaka ve çıkar üzerine kurulmuş yılkşık cıvık insanlar toplanmışlar pek değerli sayın cumhurbaşkanımızın çevresine.., onu eğlendirmeye çalışıyorlar.. nihayetinde başkomutanımız da insan. Onunda eğlenmeye sazlı sözlü muhabbete ihtiyacı var. Ama niye bu kareler haberlere servis edilmiş.? Üstelik binlerce askerimiz öldü. Ben ölen bir askerin annesi olaydım ve bunları tv kanalında seyrediyor olsaydım bol balgamlı tükürüğü fırlatırdım ekrana...