“ 5 Eylül 1975... Çok Muhterem Adile Hanım. Sizinle telefon konuşması yaptıktan sonra, vaktiyle okuduğum bir hikayeyi hatırladım: İnsanlığın tarihini öğrenmek için ilmi bir heyet kuran genç bir hükümdar, otuz yıl sonra kendisine birkaç cilt halinde takdim olunan özetleri de çok bularak, daha kısaltılmasını istemiş. Birkaç yıl sonra insanlık tarihini tek cilt halinde ihtisar eden ve artık, arkadaşları ölmüş olduğu için, tek kişi kalan, ilmi heyetin son üyesi, hükümdarın huzuruna çıkınca, onu ölüm döşeğinde bularak şaşırmış. Hükümdarın, “Yazık! Bu kadar çalışmaya rağmen, demek insanlığın tarihini öğrenmeden öleceğim.” demesi üzerine, yaşlı bilgin; “Üzülmeyin hükümdarım, ben size insanlığın tarihini kısaca anlatayım. İnsanlar doğdular, ızdırap çektiler ve öldüler.” diyerek beşer tarihinin birkaç kelimelik en kısa özetini yapmış. Hayatın unutulmayan tarafı da yalnız, ızdıraplar olduğuna göre, bu hikayede bir hakikat payı olduğu muhakkaktır. Ben Askeri Tıbbiye’de iken, yukarı sınıflardan bir talebe; “Hayatın elem olduğu, doğan çocuktaki hayat belirtisinin ağlamak oluşundan bellidir.” demişti. “