• 261 syf.
    Bir Kitap Topyekûn Bir Mücadele: Türk'ün Ateşle İmtihanı

    Anahtar Kelimeler: Halide Edip Adıvar, Türk'ün Ateşle İmtihanı, Anı, Kurtuluş Savaşı, Tarih, Mustafa Kemal Atatürk, İnkılaplar.

    Halide Edip Adıvar romancılığı kadar tarihte aldığı rollerle de önemli bir Türk kadını. Sultanahmet ve Kadıköy Mitingleri'nde hatip, cephede Halide Onbaşı, masada edip, sahada feminist, kürsüde profesör. Bütün bu yönleri onu "Biyografisine Sığmayan Kadın" yapar.

    Kitapta, Türk milletinin özgürlüğünü nasıl kazandığı ve Anadolu'nun Türkiye Cumhuriyeti'ni nasıl kurduğu anlatılır. Bu bakımdan bir destan olarak nitelendirmek abartılı bir ifade olmayacaktır. Hem de doğal bir destan.

    Türk'ün Ateşle İmtihanı hakkında yazıp çizerken belki de bahsedilmesi gerek ilk unsur kitabın ismi. Türk milletinin çektiği acıları anlatan bir kitaba verilebilecek en güzel, en yerinde ismi vermiş Adıvar.

    Kitap Milli Mücadele öncesi, Milli Mücadele dönemi ve Milli Mücadele sonrası olmak üzere Türk toplumunun en uzun tarih dilimini ele alır. Kitap bu şekilde üç ana kategoriye bölünmüş değil. Detaylı başlıklarla önemli tarihi olayları verecek şekilde daha fazla bölümlendirilmiş.

    Mor Salkımlı Ev ile birlikte Halide Edip Adıvar'ın anı kitabı olan Türk'ün Ateşle İmtihanı, yazarın Milli Mücadeleye bizzat katılması nedeniyle bir anı kitabından çok tarihi alt yapısı kuvvetli bir başvuru kaynağı. Zamanında ve yerinde yapılmış gözlemler çok kuvvetli. Bunun yanında Adıvar'ın Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir gibi Milli Mücadele mimarlarına yakın olması da kitabı kıymetli kılar. Çünkü, Adıvar'ın bu isimlerle yaşadığı olayları, diyalogları, anektodları kitapta bulmak mümkün.

    Halide Edip Adıvar'ın bu kitapta yaptığı önemli şeylerden biri de tarafsız olması. Övmeyi bildiği kadar yermesini de bilen yazar, dünya savaşlarını bütün uluslar açısından değerlendirir. Bu konuda çok önemli tespitlerinin olduğunu da belirtmek gerekir.

    Adıvar'ın dili romanlarına göre daha sade. Okuduğum kitap Atlas Yayınevi'nden 1987'de çıkmış olmasına rağmen günümüz Türkçesine son derece yakın.


    Kitap, tarihin yanında Halide Edip Adıvar'ın özel yaşamına dair notlar da verir. Fakat bunlar Mor Salkımlı Ev'e göre çok daha az. Bu da "Türk'ün Ateşle İmtihanı" için uygun.

    Özet olarak, kitap bir dönemin anısı. Anıdan çok bir tarih kitabı niteliğinde.

    Ateşle imtihan olarak bize bu cennet ülkeyi bırakanlara minnetle...
  • İmam-ı Şibli ve Cinlerin Esrarı

    Hayatı:

    İmam Şibli ya da Ebu Bekr Şibli
    Doğum: Miladi 867 Ölüm: 945 Bağdat, Samarra. Babasının adı Yunus'tur. Künyesi Ebu Bekr'dir.

    İslam Alimi olarak bilinen Ebû Bekr-i Şiblî'nin adı'nın Cafer, baba adının ise Yunus olduğu söylenir. Orjinali Arapça olan birçok tercüme eserde Samarra'da doğduğu ve Bağdat'a yerleştiği anlatılır. Tarihte adına çok sık rastlanan Cüneyd Bağdadi'nin talebesi olduğu şeklinde kayıtlara rastlanır. Yine birçok kaynakta Maliki Mezhebinin fıkıh alimlerinden olduğu şeklinde bilgilere ulaşılmıştır.

    Kitapları:

    Cinlerin Esrarı:

    Cinlerin-Esrari-Imam-i-Sibli

    Cinlerin Esrarı, İmam-ı Şibli'nin en ünlü eseri. Arapça orijinali 880 yılında yazıldı. Mısır, Kahire İskenderiye Kütüphanesi'nde bulunan el yazması kitabın mikrofilmleri, araştırmacı Muhammed Ferşad tarafından çekilerek tercüme edildi. Kitabın tercüme edilmiş ilk Türkçe baskısı 1979 yılında İstanbul'da yayınlandı. İmam-ı Şibli, Cinlerin Esrarı isimli orijinali Arapça olan kitabında "Müslüman ve gayrı müslim cinler, cinlerden korunmak için neler yapmalı, cinlerin tehlikeleri, zararsız cinler, cinlerle evlenmek mümkün mü?" gibi parapsikolojik olayları yazdı. Kitap, Kahire El Ezher Üniversitesi mensubu Türk asıllı mütercim Muhammet Fersat tarafından tercüme edilerek 1979 yılında Türkiye'de Türkçe olarak yayınlandığında tartışmalara neden oldu. Kitabın içerisinde yer alan "Cin Çağırma Metodları" bölümü 1980 yılında cin çağırma çabaları nedeniyle psikolojik sorunlar yaşayan insanların artması nedeniyle kitabın yayıncısı Fersat Yayınevi tarafından kitaptan çıkartıldı.

    Kaynak: İmam-ı Şibli - Vikipedi

    Vatikan'ın Aradığı Sayfalar El Cin'de!

    Hasan Karacadağ, yeni filmi 'El-Cin'de; bir cin tarafından yazıldığı iddia edilen bir kitabın, Vatikan tarafından da aranan kayıp sayfalarını kullandı.Yönetmen Hasan Karacadağ; cinler hakkında yazdığı eserlerle bilinen ve İmam-ı Şibli olarak tanınan Bağdatlı Ebubekir Şibli'nin, 'Cinlerin Esrarı' isimli kitabının kayıp sayfalarını buldu ve bu sayfalardaki cinler alemine ait bilgileri, geçtiğimiz cuma vizyona giren 'El Cin' filminde kullandı. Karacadağ; cinlerin nasıl çağrılacağını anlattığı için kitaptan çıkartılan, Nostradamus'un, Tapınak Şövalyeleri'nin ve Vatikan'ın uzun süredir aradığı sayfaların kendisinde olduğunu iddia ediyor. Ünlü yönetmen sayfaları, Diyarbakır'da Hüseyin Tahir isimli bir Havas (gizli mana ilimleri) uzmanından aldığını söylüyor: "Başta sayfaların orijinalliğine inanmadım ama daha sonra yaptırdığım testler neticesinde gerçekliklerine emin oldum. Eski Mısır alfabesiyle ve Aramice yazılan sayfaları, Japonya'ya dijital restorasyona gönderdim. Sonra da Türkçe'ye çevirttim."

    İspanya'dan Kaçırılmış

    Bu sayfaların, 15'inci yüzyılda Endülüs İspanya'sındaki Kabalacılar tarafından; Yahudi ve Müslümanlar'a ait her şeyi yok eden engizisyondan saklanarak Türkiye'ye getirildiğini öğrenen Karacadağ, sözlerine şöyle devam etti: "Yıllardan beri cinlerle ve şeytanla ilgili yazılmış yasak eserler hakkında araştırmalar yapıyorum; şu ana kadar gördüğüm en ilginç ve korkutucu eser bu. Çünkü sayfaların girişinde yazarının bir insan değil; Ebu Akeb Neccari isimli Nusaybinli bir cin olduğu yazıyor. İnsan kelamı olmayan bu sayfaların orijinali şu anda bende, başka da kopyası yok. Bu sayfalarda, Hz. İsa'nın çölde cinlere olan tebliği de yer alıyor. Şeytan, cinler ve İsa arasında geçen diyalogları merak eden Vatikanlı din adamları; El Hamra sarayı Hristiyanlar'ın eline geçince saray kütüphanesini didik didik ederek bu sayfaları bulmak istemiş ama bir sonuç alamamış."

    Kaynak: Vatikan'ın aradığı sayfalar 'El-Cin'de! - Sabah
  • Sabahattin Ali 25 Şubat 1907'de Gümülcine'de doğdu, 2 Nisan 1948'de Kırklareli'nde öldü. İstanbul İlköğretmen Okulu'nu bitiren Sabahattin Ali, Yozgat'ta bir yıl öğretmenlikten sonra, 1928 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'nca Almanya'ya gönderildi. 1930'da döndükten sonra Aydın, Konya ve Ankara ortaokullarında Almanca öğretmenliği, Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü'nde memurluk ve Devlet Konservatuvarı'nda dramaturgluk yaptı. 1945'te Bakanlık emrine alındı, İstanbul'da Markopaşa adlı mizah gazetesini çıkardı. 1948'de bir yazısı yüzünden tutuklandı, üç ay kadar hapis yattı. Sürekli izlendiği için yurtdışına kaçmak istedi; ancak Kırklareli dolaylarında bir kaçakçı tarafından öldürüldüğü iddia edildi. Şiirler, hikâyeler, romanlar yazdı, çeviriler yaptı. İlk yazıları Balıkesir'de Irmak dergisinde çıkmıştı (1925/26). Sabahattin Ali 1930'lu yıllarda öyküye gerçekçi ve yeni bir soluk getirmişti. Öykülerinde; tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatan Ali, insanın zavallılığını ve gücünü aynı sarsılmaz üslupla, zaman zaman masalsı ve destansı bir biçimde yansıtmayı başarmıştı. Öykü kitapları: Değirmen (1935), Kağnı (1936), Ses (1937), Yeni Dünya (1943), Sırça Köşk (1947). Halk şiirinden esinlenerek yazdığı şiirlerini Dağlar ve Rüzgâr'da toplamıştı (1934). Sabahattin Ali, romanlarında da insanın ruhuna ayna tuttu ve gerçeğe bu aynadan baktı. Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940), Kürk Mantolu Madonna (1943) adlı romanlarında, okurların gerçekliği daha derinden algılamasını sağladı. Sağlığında yayımlanmış dokuz kitabına, Varlık dergisinde tefrika edilen Esirler (1936) oyunu da eklenince on kitabı, yedi ciltlik bir külliyat halinde Varlık Yayınları arasında tekrar basılmıştı (1965/66). Bütün Eserleri önce Bilgi Yayınevi'nde, sonra Cem Yayınevi'nde yeniden basıldı. Bu arada Hikmet Altınkaynak'ın Sabahattin Ali - Markopaşa Yazıları ve Ötekiler (1987) derlemesi de adı geçen dizide çıktı. Yazar üzerine incelemeler arasında Kemal Sülker'in Sabahattin Ali Dosyası (1968), Asım Bezirci'nin Sabahattin Ali/Hayatı Hikâyeleri, Romanları (1974), Kemal Bayram'ın Sabahattin Ali Olayı (1978), Filiz Ali Laslo ile Atilla Özkırımlı'nın Sabahattin Ali (1979), Reşit M. Ertüzün'ün Sabahattin Ali Olayının Gerçeği (1985), Filiz Ali'nin "Filiz Hiç Üzülmesin" (1996), Ramazan Korkmaz'ın Sabahattin Ali (1997) adlı kitapları ve Almanya'da yayımlanan Elisabeth Siedel'in Sabahattin Ali Mystiker und Sozialist adlı çalışması sayılabilir.
  • 750 syf.
    ·10 günde·8/10
    Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Delikanlı kitabını yorumladım:
    https://youtu.be/eHZFlxwsG8Y

    Delikanlı kitabını bitirdikten sonra kendi düşüncelerime uygun bir görüş aramak amacıyla internet keşfine çıktım. Edward Hallett Carr'ın Delikanlı kitabı için demiş olduğu:

    "Dostoyevski'nin hiçbir romanında bu kadar kişi yoktur ya da hiçbir romanında, kitap kapatıldıktan sonra okuyucunun aklında kesin bir izlenim bırakan bu denli az kişi yoktur,"
    cümlesine kesinlikle katılıyorum.

    Öncelikle kitaba İletişim Yayınevi'nden sahip olmayanlar için internette zar zor bulduğum, Dostoyevski severlerin kesinlikle okuması gereken çok faydalı bir adet önsöz ve sonsöz bırakıyorum.
    ÖNSÖZ- Delikanlı Üzerine Notlar / Joseph Frank: https://docplayer.biz.tr/...evski-delikanli.html
    SONSÖZ- Psikolog Olarak Dostoyevski / Edward Hallett Carr (s.231'den başlıyor):
    https://issuu.com/...t_carr_-_dostoyevski

    Kitabı bitirdikten sonra 65 sayfa inceleme yazısı okumak istemeyenler için bu 2 değerli yazıdan anladıklarımı size sunmak istiyorum.

    Delikanlı kitabı, toplum mühendisi Dostoyevski için Ecinniler köprüsünü geçtikten sonra Karamazov Kardeşler hedefine varmadan okunması gereken son kitaptır. Kronolojik okumanın elzem olduğu bu dev isimde Öteki kitabındaki alter ego ve çift kişilik göndermelerine, Kumarbaz kitabındaki kumar tutkusuna, Suç ve Ceza'daki derin psikolojik buhranlara, Ecinniler kitabındaki politika, devrim, milliyetçilik ve din konularındaki dönemin siyasi anlayışına tanıklık etmek Delikanlı'nın parçalarını tamamlayabilmek için büyük bir önem taşır. Pek tabii ki Karamazov Kardeşler'in de buna dahil olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

    Gücün kaynağı olarak muazzam bir servet kaynağı ülküsünün Rus kültüründe Rothschild adıyla anılmasının 1850'lerde başladığını düşündüğümüzde, 1875 tarihinde basılmış olan Delikanlı kitabı için II. Aleksandr'ın 1861'de serfliği kaldırıp milyonlarca köylüyü özgürlüğüne kavuşturmasının epey önemli olduğunu söyleyebilirim.
    Hatta Delikanlı'da 408. sayfada geçen:
    "Bir Rus, kendisi için beylik, kökleşmiş yaşantı çemberinden dışarı çıkınca, sudan çıkmış balığa döner, ne yapacağını, ne edeceğini bilemez." cümleleri de toprak köleliği sisteminden çıkmış Rusların içine düştüğü başıboşluğu anlatır. Ayrıca Carr'ın Dostoyevski biyografisinde dediği gibi köylü Ruslar ilk kez bir Dostoyevski romanında bu kadar detaylı bir şekilde anlatılmıştır.

    Puşkin'in Byelkin Öyküleri'nde 1. tekil şahıs anlatıcının kullanılması gibi Delikanlı'daki Dolgorukiy karakteri de Rusların kendi kendilerini yine kendisine anlatması gibi algılanabilir. Hiçbir şeyden haberi olmayan ve bir kolu sosyalizm, diğer kolu da Rothschild serveti ülküsü tarafından çekilen delikanlı karakteri, 19.yüzyılın ikinci yarısında Rus düşünce dünyasında entelijansiya olarak kendini göstermiş kısmı temsil ediyor gibi görünen Versilov, eski kutsal ve Ortodoks Rusya'yı temsil eden Makar ve ailesi, 1870'de tarım merkezli Rus ekonomisinin sanayileşme dalgasıyla değişmeye başlamasını karşılayan Stebelkov karakteri, Lambert karakterinin bedenselliği ve maddeciliği ile bir karakter gökkuşağına dönüşür. Bu yüzdendir ki, Carr'ın dediği kesin bir izlenim bırakmama olayını kitabı bitirdikten sonra net bir şekilde yaşadığımı söyleyebilirim. Çünkü Ecinniler kitabının incelemesinde de bahsettiğim Neçayev devrimciliği fırtınası devamında gelen 1870ler neslinin Neçayevizmi artık ilginç bulmadığını bildiği bir Dostoyevski ile birlikte baba Versilov aracılığıyla aktarılır.

    Peki neden Delikanlı okunmalı?

    İnsancıklar'daki lirik gerçekçiliği görmeden, Öteki'deki ve Suç ve Ceza'daki kişilik bölünmesini, çift kişiliği görmeden, Ev Sahibesi'ndeki Ordınov'un bakışlarıyla karşılaşmadan, Beyaz Geceler'deki şehir tasvirleriyle, Budala'daki Mışkin, Rogojin, Filippovna karakterleriyle, sosyete ve idam mahkumu sahneleriyle tanışmadan, Kumarbaz'daki bir Dostoyevski denklemi olan tutkunun en istisnai duygusu olmasıyla karşılaşmadan, yeraltına inmeden, Ölüler Evinden Anılar'daki kürek mahkumlarının acıklı seslerini duymadan, Stepançikovo Köyü'ndeki kara mizahla ve yine Suç ve Ceza'daki id, ego, süper ego merdiveniyle tanışmadan, Ecinniler'in dev politika köprüsünden geçmeden, köprü geçildiği sırada Delikanlı kitabındaki karakter gökkuşağıyla tanışmadan köprünün karşı tarafında bulunan Karamazov Kardeşler tarafına kanatlanmanın bir anlamı olmayacaktır.

    Üstte linkini verdiğim iki yazıdan anladığım kadarıyla Ivan Karamazov da aynı Versilov karakteri gibi çelişkili sözler sarf eden bir karakterdir. Din ile milliyetçilik sorgulamaları arasında kalan Dostoyevski'yi en iyi anlamlandırabilme kitabı olabilecek Karamazov Kardeşler için yüksek ülkünün istediği ahlaki-ideolojik aydınlanmanın eksik tarafı Delikanlı'da bulunan Makar karakteri, Dostoyevski'nin babasına duyduğu hem gücenme hem de sevme karşıtlıkları Dolgorukiy'in üvey babası Versilov ile arasında yaşadığı aile içi etkileşimler ile birlikte Hegelci tez-antitezin yüksek sentezde buluşması yüksek ve aşağı ögelerin birlikte kullanıldığı Delikanlı kitabında tamamlanır, diyebilirim.

    Bu iki muhteşem yazıyı okuduktan sonra Dostoyevski'nin aklındaki psikolojik gelgitlere Edward Hallett Carr'ın Dostoyevski biyografisinde belirtmiş olduğu:
    "Günah duygusunu bir yana bırakırsanız kurtuluşa ulaşamazsınız." cümlesiyle rahatlıkla ulaşabileceğimizi söylemeliyim. Ne kadar anlamlı ve gizleri açığa çıkaran bir cümledir bu!
  • 254 syf.
    Okuması eğlenceli ve fazlasıyla bilgilendirici bir kitap. Çevirmenlere bakacak olursak, çok başarılı insanlar. Özellikle Sabahattin Eyüboğlu; kitabı çevirme aşamasında vefat etmiştir. (Benim de gerek İş Bankası Yayınevi'nde, gerekse genel olarak Türk Edebiyatı'nda en sevdiğim çevirmendir kendisi.) Kitabı çevirmeye iki başarılı arkadaşı devam etmiştir. Ayrıca büyük bir jest olarak Eyüboğlu'nun çevirme aşamasında vefat ettiği noktayı da sayfanın dipnot kısmında belirterek ne kadar başarılı ve vefakar olduklarını bir kez daha göstermişlerdir. Kitabın orijinal dili Fransızca, oldukça ağır ve metaforlarla dolu bir anlatı. Sosyal hayata ve insanlara fazlasıyla gönderme yapılmış keza kitabın önsözünde de değinildiği üzere Rabelais Sorbonne Üniversitesi için oldukça metafora başvurmuş kitabında. Hatta o kadar ki, kitap bir süre Sorbonne'da yasaklanmış, daha sonra da kitapta bazı kelimeler ve terimler değiştirilmiş ya da kaldırılmış. Ayrıca Gargantua'nın her okuyucuya hitap etmeyen, belli bir kültüre seviyeye sahip okuyucuların anlayacağı ve sıkılmadan okuyacakları bir kitap olduğunu da sayfaların altlarında bulunan dipnotların çevirmenler tarafından eklenmesinden anlayabiliyoruz.
  • Sait Faik, sağlığında, 8 hikâye kitabı yayımlamış; bu kitaplarda, Semaver'de 19, Sarnıç’ta 16, Şahmerdan'da 19, Lüzumsuz Adam'da 14, Havuz Başı'nda 23, Son Kuşlar'da 19, Mahalle Kahvesi'nde (“İki Kişiye Bir Hikâye” ile “Ermeni Balıkçı”yı tek hikâye sayarsak) 22, Alemdağ'da Var Bir Yılan’da 16 olmak üzere toplam 148 hikâye var. Tümü Bilgi Yayınevi'nce yayımlanan kitaplarda bu 148 hikâye 851 sayfa tutuyor.
    İki uzun hikâyesi var Sait Faik'in : Havada Bulut'la Kumpanya; toplam 164 sayfa.
    İki romanının, Medarı Maişet Motoru ile Kayıp Aranıyor'un toplam sayfası ise 290.
    Hikâyelerin, uzun hikâyelerin, romanların toplam sayfası, 1.305.