• Ben bu kitaba şaka yapmıyorum tam 7 kez başlayıp yeniden bıraktım en sonundada okumama kararı aldım aradan yıllar geçti tekrar aldım elime ve iki günde bitirdim kitapta bi kırılma noktası var oraya kadar sebat edip okuyunca diyorsun ki ben bu kitabı neden okumamışım neden yarım bırakmışım. Karakter bakımından yine oldukça kalabalık bir kitaptı ama sıkmıyor hepsi gerekli hepsi sonunda bir yere bağlanıyor Caine ve Nana tabiki başrolde hani amerikan filmlerini izlerken böyle bi yüreğiniz ağzınızdadır şimdi noldu nolcak işte tam o duygularla okunan bir kitaptı.Matematik, psikoloji(sizofreni),macera,fizik hepsi bir arada..gerçekten kaliteli bir yapımdı.Romanın sonlandırdığınızda ise aklınızda kalan tek şey hayatta olmaz diye birşey yoktur imkansız yoktur küçükte olsa bir ihtimal vardır seçimin herşeyi değiştirebilir!
    Birde geçenlerde yazarın son romanı geçti elime onada başladım ama hala yarım neyse yazar romanın ön sözünde diyor ki aslında abd de çok tutmadı romanların ve bende gündelik hayatıma geri döndüm ancak Türkiyede en çok okunanlar listesine girdim ve sürekli yeni kitabım ne zaman gelecek diye baskı almaya başladım empatiden sonra yazmayı bırakmıştım ama yeniden teşvik oldum yine de burda bir hayatım var ve geçinebilmem için çalışmak zorundayım arada fırsat buldukçada bu romanı yazdım demiş demek ki neymiş abd de tutmasa bile başka bir ülkede başka insanların kalbine hitap edebilme OLaSılığımız varmış...
  • Nazan Bekiroğlu.. Gönlümdeki yeri bambaşkadır. Bazen düşünüyorum da kitaplarıyla ufkum bu denli gelişiyorsa kelimelere farklı bir derinlik kazandırıyorsam birde KATÜ de okuyup öğrencisi olsaydım o çeşmeden kana kana su içseydim.. Ahhh ne güzel olurdu.. Ne güzel bir yolculuk olurdu onun kelimelerine tutunmak.. Payımıza düşen İlmek ilmek işlediği kitaplarına tutunmak.. Kelime üstadım kitabına yaşantısında yer edinmiş kelimeleri kendine has üslubuyla derinleştiriyor.. Hatta İlkokulda kaleme aldığı kelime defterinden bahsediyor.. İkinci bölüme gelirsek hayatına yön veren kavram ve olguları farklı bir bakış açısıyla gözler önüne seriyor.. Sonraki bölüme gelirsek Ona bu kutlu yolculukta yoldaşlık eden yazarlardan ve onlarla bütünleşmiş eserlerinden bahsediyor. Usta yazarlara çıkardı yolumuzu... Farklı bir derinlik kazandırmış kelimelere, cisimlere, yaşananlara. Sonrasında metin olarak film demiş usta yazar.. Burda da filmleri nasıl okuduğundan bahsetmiş bizlere.. Son olarak şöyle bir nokta koymuş "Ben artık düz cümleler kurmak istiyorum".. Kelime defteri.. O kadar güzel dertleştik ki.. Çayımız dem aldıkça muhabbetimiz demlendi.. Ben sustum O söyledi O sustu Ben söyledim.. Yolum yoluna çıktı.. Yoluna yoldaş oldum.. Renklere o kadar güzel dokunmuş ki maviyi bir başka sevdim beyaza, siyaha,kırmızıya bir başka dokundum.. Ne kadar istese de cümlelerinin karmaşasını sona erdirenediğinden bahsetmiş.. "HEY GİDİ KARADENİZ, DOLDU DA TAŞAMADI" makamındayım demiş.. Sen ordan akmaya devam et gönlüme..Kısacası Yazar hayatını ilmek ilmek dokumuş.Kelime denizinin oluşmasına katkı sağlayan her ne varsa samimi bir dille anlatmış bizlere. Neden böyle bir yol izlediğini.. Kısacası hayatından neyi çıkarırsak ortada  Bekiroğlu diye birşey kalmaz onu görmüş oldum kelimelerine sağlık üstat.. Kitap kokusuyla kalın dostlar..
    Tanımak iyidir.Zira tanımadan sevemezsiniz.Oysaki nefret etmek için tanımaya gerek yoktur.Ben size diyorum ki o şiir benim hakkımdı.Kim bilir belki gerçek dediğimiz şey, kelimelerin zihinden döküldüğü andır sadece.
    #nazanbekiroğlu #kelimedefteri #kitapkurdu #kitapaşkı #okuyanbilir #kitapsever #kitapkokusu #kitaptavsiyesi #bookstagram #bookself #bookworm #bookish
  • İnsana dair ince tesbitler yapıyor yazar kitapta. Tefekkür ve düşünce dünyasını kapalı fakat bir o kadar anlaşılır şekilde betimlemiş. İnsandan dert yanıyor ama kendisi de dertli. Velhasıl dünyayı özetlemiş. Yolculuğunda gördüklerinden, zaferlerinden, bozgunlarından ince dokunuşlar koymuş kitaba. En son demiş ki: Has yolcu zaferde de yürür, bozgunda da! Öneridir .
  • "Tertuliano Maximo Afonso tek başınayken bile gülümsemeyi becerebilen olağanüstü insanlardan değildir, özünde melankoliye, içine kapalılığa, hayatın fani olduğunu fazlasıyla duyumsamaya, insan ilişkileri denen Girit labirentleriyle karşı karşıya gelince amansız bir şaşkınlığa kapılmaya meyillidir."

    Saramago'nun bana göre "İsa'ya göre İncil" eserini bir kenara bırakırsak yazdığı en mükemmel eseri bu kitap. Saramago zaten kendine has üsluba sahipken, kurgu yaparken de işin içine onlarca karakter girince okurun kafası allak bullak oluyor ve olayları anlamlandırmaya çalışırken, kendimizi kitabın sonunda buluyoruz. Bana göre en büyük iki eserinde ise durum farklı, birincisinde İsa'yı, ikincisinde ise Tertuliano'yu olayların merkezine alarak kitapların neredeyse tamamını baş karakterin psikolojisiyle yansıtıyor, böylece anlatıma daha fazla anlam katıyor diye düşünüyorum.

    Yukarıdaki tanımdan da yola çıkarak Tertuliano'yu benzetebileceğimiz bir diğer roman karakteri de Akakiy Akayiçeviç. Gogol, "Palto"da daha uzun bir roman yazmaya karar verseydi, benzer bir tat alabilirdik ama o zaman da günümüz insanına hitap etmesi zorlaşacaktı. Peki Tertuliano, Meurseault'a benzetilebilir mi? Ben çok da benzetemiyorum. Meurseault gibi içine kapanık olsa da, onun kadar duygusuz veya duygularını göstermekten aciz bir karakter değil. Bu açıdan Tertuliano, dünyamıza gerçek dışı bir şekilde 'yabancı' olmayan, sadece hayata tam olarak girememiş bir insan.


    Tertuliano'nun kişiliğinden yola çıkarak üstad, hayati sayılabilecek tespitlerde bulunuyor. Bunlardan birisi şu:

    "hayatta bazı durumlarda, insan kararsızlığından kurtulmak uğruna öyle bir ihtiyaca kapılır ki ne olursa olsun bir şeyler yapmak ister, yapacakları ne kadar yararsız, ne kadar anlamsız olursa olsun, halen kendi iradesiyle karar verebildiğini görmesi açısından önemlidir."

    Bu konuda mütevazı olmam mümkün değil, Tertuliano'yu da, Saramago'yu da çok iyi anladığımı söyleyebilirim. Söz ortada, üstüne bir şey eklememe gerek yok. Sadece bazı durumlarda dediği durumların hayatta payı artabiliyor, bu durumlarda insan amansız bir biçimde karar verme yetisinin kendisinde olduğunu göstermek istiyor, bu durumlarda önemli olan yapılan anlamsız hareketin sonuçsuzluğunda, hayal kırıklığı uğranmış olsa dahi bunu abartılı bir umutsuzluğa çevirmemek.



    "Yalnız yaşamak, bünyesi alıngan, kırılgan ve esneklikten uzak olan kişiler için cezaların en ağırıdır, fakat ne kadar fena olursa olsun böyle bir durumun insana kriz geçirten bir dramaya dönmesi nadir görülür. İnsanı şaşırtmayacak denli sık görülen bir durumsa, insanların kendilerini yalnızlığın kılı kırk yaran titizliğine sabırla bırakmalarıdır."

    Bu cümle de baştan sona doğru elbette ki. Meurseault örneğinde de gördüğümüz gibi fiziksel veya duygusal olarak yalnız olmak insanı yorar, bu günümüzde yapmacık olarak kullanıldığı şekilde insanı delirtmez, kriz geçirtmez. İnsan, her ne kadar yalnız olsa da, buna yaratılış mı dersiniz, doğa mı dersiniz, karar size kalmış, o kadar güçlü bir öze sahiptir ki yalnızlığından dolayı yorgun düşse de, bunalsa da sonunda ayakta durmayı başarır. Bunun cevabını nihayetinde Bayan Afonso biliyordu. "Bir tarafın doğduğundan beri uyuyor ve bir gün uyanacak." diyordu oğluna. Zaten bütün felsefî bilgi de bunu göstermeye çalışmaz mı bize? İnsanın doğduğundan beri aslında uyuyor olduğunu ve kendisini geliştirerek, hayatını sorgulayarak uyanacağını anlatmaya çalışmaz mı? İşte soyut olarak ne kadar uyanmış olsan da, somut anlamda bir şeylere ulaşmadıkça veya tam tersine hayal kırıklığı yaşamadıkça uyanamıyor insan. Bu da çok güçlü insan doğasının bir başka tarafı.


    Saramago romanlarını neden bu kadar vurucu olduğunu ifade eden bir cümle ile devam edelim;

    "Gerçek yaşam rastlantılar konusunda bizlere hep romanlar ve başka kurgulardan daha tutumlu davranır."

    Bu böyledir, en azından yaşadığımız çağda. Saramago da yazınında önce gerçek yaşam dışı bir şey yapar, aykırı bir olay meydana gelir, Tertuliano'nun film izlemesi, Ölüm'ün faaliyetlerini durdurması gibi... Ondan sonra, gerçek dünyaya döner üstad, daha doğrusu, inanılmaz bir olay meydana geldikten sonra çağdaşımız insan ne yapar diye merak eder ve bunu yazar. Bunu neden mükemmel yazabilir? Çünkü başına olağanüstü bir şey gelmiş olsa da, insan yine aynı insandır. İnsanın normal şartlarda ne yapabileceği kısmen tahmin edilebiliyorsa, başına olağanüstü bir olay geldiğinde de yine kısmen bilinebilir. Saramago bunu düşünme cesaretini gösteriyor ve çok da iyi yapıyor.


    Bu kitabın en etkileyici cümlelerinden biriyle de son noktayı koyayım:

    "Derler ya, hayat kaderin cilveleriyle doludur, oysa hayat dünyadaki en aptal şeylerden biridir, birisi bir gün hayata, Aynen devam et, durmadan ilerle, yoldan hiç ayrılma, demiş olmalıdır ve hayat o günden beri aptallaşmış, bize vermekle övündüğü derslerden hiçbir şey öğrenememiş, kendisine verilen emri körlemesine yerine getirmekten başka bir şey yapamamış, önüne çıkan her şeyi devirip geçmiş, geride bıraktığı zarara hiç aldırmamış, bizden bir kez olsun özür dilememiştir."
  • Bazı kitaplar vardır. Öylesine karşınıza çıkar ve hiç düşünmeden okumaya başlarsınız. Kitabın kendisini okutmak için tuhaf bir çekim gücü vardır. Biraz okuyup başka okuyan var mı diye kısa bir araştırma yapar, diğerlerinin fikirlerini almak istersiniz. Fakat o kadar da meşhur olmayan bir kitap olduğunu (en azından Türkiye'de veya daha da dar anlamda söylemek gerekirse 1K'da) görürsünüz. Ama okudukça gizli bir cevher olduğunu fark edersiniz. Iyi ki okumuşsunuzdur.

    Işte böyle bir kitap benim için Eşeklerin Bilgeliği. Epub kitaplarda okumak istediğim yazarların eserlerini ararken karşıma çıkmış ve o gizli çekim gücüyle kendisini okutmuştu. Burada baktığımda ise (05.11.2018) 22 okunması vardı. Umarım daha da artar.

    Andy Merrifield ve eşek dostu Gribouille ile çıktığı yolculuğu kaleme almış diyerek koca kitabı özetlersem sanırım yanlış demiş olmam. Yolculuklarını anlatıyor diyorum ama bu öyle sadece yolu anlatan bir kitap değil. Bu yolculukta yazarın insanın içini ısıtan, okurken yormayan, tam anlamıyla tertemiz diliyle size neler anlatıyor neler. Fransa'nın köy manzaraları geliyor önünüze , New York'un gürültüsü kulaklarınızda çınlıyor, Mısır'ın güneşi sırtınızı yakıyor. Elbette sadece betimlemelerle ilerlemiyor kitap. Bu yolculukta yazar birçok eser, yazar, film, filozof, ressam referanslarıyla sizi araştırmaya teşvik ediyor. Bu isimlerden birkaçı şöyle;
    - Milan Kundera- Yavaşlık (kitap)
    - Jacques Prévert
    - Robert Louis Stevenson’a - Travels with a Donkey in Cévennes
    - Robert Bresson - Balthazar
    - Dostoyevski - budala
    - Saint-Exupery - Küçük Prens
    - Cervantes - Don Kişot
    - John Fowles - Fransız Teğmenin Kadını
    - My Dinner with André (1980 yapımı film)
    - Gaston Bachelard
    - Spinoza
    - Yunan Mitolojisi
    - Van Gogh
    - George Orwell
    - Rimbaud

    Ben 15 yaşıma kadar köyde yaşadığım ve bizim de bir zamanlar eşeğimiz olduğu için Gribouille'yi (kitaptaki eşeğin ismi) canlandırmak daha kolay oldu benim için. Eşekler hakkında o kadar çok bilgi var ki, bu sizi korkutmasın, bu bilgileri size aktaran yazar asla sıkmıyor. Şöyle diyebilirsiniz; "Eşekler hakkında bilgim olsa ne olmasa ne. Neden okuyayım ki bu kitabı? Ne katacak bana?" Soruyu sorma da haklı olacaksınız fakat cevabını öğrenmek için 'mutlaka' okumalısınız diyeceğim ben de. Ve şöyle bir cümle bile kuracağım: Okuyun ve pişman olursanız bana ulaşın :)

    Unutmadan bana göre kitaptaki tek eksik Nasrettin Hocadan bahsetmemiş olması. Hz. Muhammed, Hz. İsa, Hz. Eyüp, Klopatra, Çin Mitolojisi ve daha fazlası var. Yukarıda da birkaçını yazdım. Ama gözüm Nasrettin Hocayı aradı.

    Ve daha da kişisel bir fikrim de; yazarın eşeği zaman zaman metafor olarak kullanmış olduğuna inaniyorum. Bazı bölümler de Gribouille (eşeğin) yerine bir insan figürü koyunca daha da anlamlı hale geliyor. Bütün kitap boyunca yazarın anlatmaya çalıştığı gibi metaforlarda eşeği akılsız, hakaret amacıyla kullanmıyor. Aksine insanlık tarihi boyunca hakkı verilmeyen bu canlıya geç kalınmış bir özür sunuyor bir nevi. Hani insanlara yaptıkları karşısında bazı hayvan isimleriyle hakaret ettiğimizi düşünürken aslında sadece insanlığımızı küçük düşürürüz. Çünkü o hayvanlar insandan daha da insandır. Andy Merrifield iste bunu anlatmaya çalışıyor genel olarak.

    Velhasıl zoraki yazılmış, edebiyat yapmak için ağdalı cümleler içinde boğuldugumuz, tabiri caizse gaz vermekten başka işe yaramayan kişisel gelişim kitapları yerine; insanı alıp götüren betimlemelerle dolu, onlarca referansın olduğu, zaman zaman gülümseten, insanla hayvanların bağını samimi bir şekilde anlatan bu kitabı okumamak bana göre eksikliktir.

    Son olarak Andy Merrifield'ın az da olsa bahsetmesini beklediğim bir şeyin linkini şuraya bırakıyorum.
    https://youtu.be/p1lGR0LC_2s

    Kitapla ve en önemlisi sevgiyle kalın.
  • AYNI OLSAK KENDİMİ NEYLEYİM?

    Etkinliği düzenleyen NigRa ve Ayşe* 'ye teşekkürler.

    Okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı. Yazarı belki popüler olması nedeniyle, siyasi mevzularla anılması nedeniyle veya sadece ihmal ederek okumamış olabilirim. Pek çok kitabının birbirinden farklı üsluba sahip olduğu söyleniyor ve bu nedenle tek kitap ölçü olmayacaktır elbette lakin bu kitap özelinde anlatımını ve hikayeyi sevdim.

    Kısa olmasına rağmen çok yoğun bir içerik söz konusu. İfade etmesi de kolay değil pek, üzerinde konuşmak.. Filozof Wittgenstein, “Üzerinde konuşulamayacak şeyler hakkında susmak gerekir” demiş. Tabi biz genellikle bunu pek beceremeyiz. İnsanız işte, konuşmak ve anlatmak isteriz.

    Her okuyan için elbette her edebi eser farklı anlamlara gelip farklı izler bırakıyor. Postmodern bir anlatım söz konusu ve Metin T. ağabeyin dediğine göre Beyaz Kale ülkemizdeki ilk postmodern kitap.

    Öncelikle doğal olarak ilk anlatıcı yazar OP. Sonrasında kitabın 2 ana karakterinin birer anlatıcıya dönüştüğünü görüyoruz, ya da öyle mi gerçekten? Bir karakter kendini diğer karakterin yerine koyarak onun ağzından bir hikaye anlatıyor, bu da ne kadar mümkün sahiden?

    Biri müslüman ve biri hristiyan olmak üzere 2 karakter. Öyle bir ilerleyiş söz konusu ki şunu da düşündürüyor, aslında biz alttan alta tek bir kişinin iki farklı yüzünü mü okuyoruz, Dostoyevski’nin Öteki’si misali.

    Hrıstiyan olanın İtalya’da başlar hayatı ama yolu bir şekilde İstanbul’a, 17. Yy. Osmanlı topraklarına düşer.Bilgili ve meraklı bir gençtir. Yaşça kendinden büyük olan alim düzeyinde bir adamla bir kader ortaklığına girişirler adeta. Aralarında hem efendi-köle hem dost ilişkisi vardır. İkisi de adeta kendinde olmayanı ötekinde arar. Mahsuni Şerif bir türküsünde şöyle der ya hani, “Ötmek istiyorum viran bağlarda, ayağıma cennet kiralansa da” Hep daha fazlasını isteyen, sonsuz bir arayışla kıvranıp duran iki adam.

    Pek bir şey anlatamadığımın farkındayım., olsun devam edelim.

    Sarayın da gözdesi olurlar kısa sürede hünerleriyle, yer edinirler kendilerine. Sultan yani devrin padişahı da kitaptaki bir diğer önemli karakter. Bir taraftan bu iki zeki adam ,sultanı adeta parmağında oynatırken ve “bazan” da oynatır-mış gibi görünürken, bir taraftan da anlarız ki sultan pek de içi boş bilgisiz bir adam değildir, yazarın da bu konuya özellikle önem verdiğini düşünüyorum. Malumunuz taraflı-tarafsız neredeyse herkes, pek çok padişahın entellektüel düzeyde bilgi sahibi ve kabiliyette olduğunu kabul eder, buna gayrımüslümlere verdikleri değer de dahildir.

    Bu iki isimsiz kahraman, iki dost yıllar geçirirler birlikte. Konuşmadan bile anlaşabilecek, birbirinin zaaflarını ve huylarını büsbütün bilir bir hale gelirler. Hem kendileri olmak hem birbirlerinin yerine geçmek isterler adeta. Saraya yakınlıkları sayesinde de ehli keyif bir hayat sürerler yıllarca.

    Peki asıl anlatılmak istenen bunlar mıydı kitapta? Yeşil Deniz diye bir dizi vardı yakın zamanda, orada bir replik vardı “İşte orasını karıştırma, orası muallak” Siz yine de karıştırın isterseniz, yani okuyun kitabı en basit ifadeyle. İnsan ruhunun karanlık noktalarına temas ediyor bu kitap. Ben kimim , kim değilim, kim olmak istiyorum gibi varoluşsal sorulara “ayna” tutuyor. Ayna metaforu da çok önemli yer tutuyor kitapta.

    Değinemediğim çok nokta kaldı, napalım benden bu kadar. Başlıktaki sözün şarkısıyla bitirelim, Genç Osman söylüyor, “Aynı olsak kendimi neyleyim?”

    https://www.youtube.com/watch?v=cup_6O6_hs4