A. Ali Ural

A. Ali Ural

YazarÇevirmenEditör
8.6/10
4.464 Kişi
·
15.642
Okunma
·
1.796
Beğeni
·
57121
Gösterim
Adı:
A. Ali Ural
Tam adı:
Abdurrahim Ali Ural
Unvan:
Türk Yayın Yönetmeni ve Yazar
Doğum:
Ladik, Samsun, 1959
1959'da Samsun Ladik'te doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Ankara'da tamamladı. İlk şiiri Mavera Dergisi'nde çıktı. (1982) Yükseköğreniminin ardından bir süre editörlük yaptıktan sonra Şûle Yayınları'nı kurdu. 1989'da Merdiven Sanat isimli aylık bir sanat dergisi çıkardı. 24 sayı çıkan bu derginin yanı sıra Kitaphaber isimli iki aylık bir kitap-kültür dergisi yayınladı. Yayın yönetmenliğini de yaptığı bu dergilerde şiir, öykü ve makalelerini yayınladı. Ural'ın yayınladığı dergiler arasında bir şiir ve poetika dergisi olan Merdivenşiir de bulunuyor. (2005-2007)

2006-2012 yılları arasında Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul şube başkanlığını yapmış olan A. Ali Ural, bir dönem de Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu üyeliğinde bulundu. İstanbul Uluslararası Şiir Festivali Yürütme Kurulu üyesi olan Ural, Ejderha ve Kelebek adlı eseriyle, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2010 Deneme Ödülü'nü aldı. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi'nde "Yaratıcı Yazarlık" ve "Yazılı ve Sözlü Anlatım", Süleyman Şah Üniversitesi'nde "Türk Dili" dersleri veren A. Ali Ural, 2012 yılının Şubat ayında birinci sayısı çıkan ve edebiyat ağırlıklı bir sanat dergisi olan Karabatak' ın yayın yönetmenliğini yapıyor.
Sevgili Dost,
Kim kazandı? Atom bombasını Hiroşima’ya atan mı? Everest’in tepesine ilk kez varan mı? Doksanıncı dakikada maçı alan mı? Diriler mi, ölüler mi? Çobanlar mı, sürüler mi? Efendiler mi, köleler mi?
Kim kazandı?

Sevgili Dost,
Herkes kaybetti. Ölüm kazandı. Mezar taşlarına: “Huve’l-Bâki” kazındı.
''Söylenen her söz binamıza yeni bir tuğla ekler. Bu yüzden ağzımızdan kaçmamalı kelimeler. Onlar bizim mahkumlarımızdır; izin verdiğimizde çıkmalılar dışarıya. Publis Syrus ne kadar haklı: “Konuştuğuma çok kere pişman oldum. Fakat sustuğuma asla!''
Sevgili Dost,
Herkesin seviyormuş gibi yaptığı, ancak sevginin ne olduğunu pek az kimsenin bildiği bir zamanda yaşıyoruz. Belki de bütün zamanlar böyledi.
''Sevgili Dost,
Bildiği şehirlerden bilmediği şehirlere, bildiği yüzlerden bilmediği yüzlere sığınmayı aklından geçirmemiş kaç insan vardır?''
Bizim, peygamberi ısırmasın diye ayağını yılan deliğinin üstüne kapatan Ebu Bekir'imiz, suikastı haber alınca peygamberin yatağına yatan Ali'miz var. Son yudum suyu birbirlerine gönderip susuz şehit olan sahabilerimiz var.
Sevgili Dost,
Her defasında bu iki kelimeyle başlıyorum mektubuma. Çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinden alıyor. Sevgili olunmadan dost, dost olunmadan sevgili olunmuyor
"Bir kilimi üzerinde sevgiliniz gezinecekmiş, bir kaşkolu çocuğunuz boynuna dolayacakmış gibi dokur, bir binayı içinde anneniz oturacakmış gibi yaparsanız, ne o kilim eskir, na o kaşkol solar, ne o bina yıkılır.."
191 syf.
·30 günde·Beğendi·10/10
Sevgili Dost,
Her defasında bu iki kelimeyle başlıyorum mektubuma. Çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinden alıyor. Sevgili olunmadan dost, dost olunmadan sevgili olunmuyor.

Beğendiniz mi.? Ben çok beğendim. Hatta o kadar ki bunu diğer alıntılarımla beraber paylaşmadım. Daha sonra, daha sonra diye diye yine erteledim. Ve tuhaftır ki inceleme kısmına yazmak nasip oldu. Güzel de oldu. Çünkü geceden beri nasıl başlayacağım nasıl başlayacağım diye düşünüyordum. Sonra dedim ki sevdiğim bir alıntıyla başlayayım. O bize Sevgili Dost diyerek başladığını ve nedenini anlatmış. Acaba? Acaba bizimde var mı bu şekilde başlayabileceğimiz bir dostumuz..? Cicero bir sözünde 'Dost insanın bir ikinci kendisidir' diyor. Ve bende şunu ekliyorum. Her insanın bir ikinci kendisi olmalıdır. Hira dağı misali. Ayağını çukura kapatan Hazreti Ebu Bekr misali.. DOST misali.. Niye bir kendin yetmiyor mu? Diye soracak olursanız. Yetmiyor, kimseye yetmiyor ki. Değil mi ki kendimizden kaçışlarımız yine kendimizle kalıyor. Değil mi ki bu dünya tek başımıza ağır geliyor.. Bu zamanda dost mu kaldı ki. Dediğini duyuyorum. Kitapların her zaman dostun olsun. İnsanlar üzer, insanlar yarım bırakır. Kitaplar hep sessizdir. Ve kimi zaman kendileri yarım bırakılır..

Kitaba gelince, bitirdikten sonra kardeşlerime verdim. Alın odanızda dursun mutlaka okuyun dedim. Ama dayanamadım aldım. Şuan bende. İçini açıp bi kaç satır okuyorum ve tekrar tekrar okusam, tekrar tekrar huzur duyarım.

Bu kitap, 6 senedir paslanmak üzere rafa kaldırdığım yazar olma isteğimi geri getiren kitap.

Bu kitap, beni düşündüren, her alıntısını dikkatle okuduğum kitap.

Bu kitap yaralıyken iyileştirdiğim kitap... [2. El almıştım ve ortasından ayrılmıştı. İyileştirdim diyorum ama babama yaptırdım :)]

Bu kitabı, bu yazıyı okuyan, okumayan herkese tavsiye ediyorum. Sizde edin..

Selametle...
206 syf.
·3 günde·10/10
Sevgili Dost'um Ali Ural. Önce kitabını, sonra bendeki tesirini anlatacağım, müsaadenle..

Kitap 61 mektuptan oluşuyor. Neden 61?

Birinci Mektuptan önceki sayfada şu açıklamayı görüyorsunuz.
"Posta Kutusundaki Mızıka, unutulan mektubun kefaretidir."
Altmış birinci mektuptaki son cümle ise "altmış birinci mektup kefareti ödüyor."
Orucu kasten bozanın kefareti 60+1 gün oruç tutmaktır. +1 olan son oruç, asıl orucun kendisidir. Diğer 60 gün, belki bir özür dileyiş, belki ceza, belki de sevap eşitliği yakalama çabasıdır. (Bu tahmin, yazar tarafından onaylandı)

İşte Ali Ural, ilk 60 mektupla dostunun gönlünü alırken, 61. Mektupla unuttuğu vazifesini yerine getiriyor. Borçlandığı mektubu ödüyor.

Mektubun önemiyle devam ediyor kitabına. Sanki burada dostuna "Mektuplar bu kadar önemliyken, ben nasıl oldu da mektup yazmayı unuttum?" diyor..

Sevgili Dost'umuz. Mektuplarında dostlarına nasihatler veriyor. Durup düşündürecek sorular soruyor. Sohbet ediyor..

Ve son mektup şöyle başlıyor:

"Sevgili Dost,
Son dikişi atan cerrah, son oku fırlatan savaşçı, son bakraç suyu çeken bahçıvan, son sandalyeyi tekmeleyen cellat, son haberi okuyan spiker, son duayı yapan mahkûm, son düğümü çözen balıkçı, son gemiyi yakan fatih, son elbiseyi deneyen müşteri, son provayı yapan terzi, son kağıdı çeken kumarbaz, son ağacı kesen odun, son köleyi parçalayan aslan, son yapboz parçasını yerine koyan çocuk, son yaprağı yere bırakan ağaç, ellerini omzuma koydu: bu altmış birinci mektubun fotoğrafıydı. Kalbi ipe değen koşucuyla, topukları yere değen paraşütçü bu fotoğrafa giremediler çünkü bitirmenin sevincini yaşamışlardı. Oysa bitiş çizgisinde koca bir gölge, oysa iniş noktasından uzağa atmış rüzgâr, sevinç hangi akla hizmet etmede, en üst dalda yanıp dururken, koparmışlar ayı dün gece."

Sevgili Yazar, sona yaklaşmışlığı öyle güzel vurguluyor ki insanın kalbine kalbine. Bitişin sevinci, yerini hüzne bırakıyor..



Sevgili Ali'cim Ural,
Daha önce bir yazara "Sevgili" hitabını kullandığımı hatırlamıyorum ama kullanmışsam bile bil ki, hiçbiri şu an ki kadar gerçek değilmiş ..

Sevgili Ural,
O kadar çok "Sevgili dost" dedin ki, kendimi gerçekten senin dostun zanneder oldum, hemde "sevgili" dostun.
Ve bunu, yaşın arkadaş olmamıza uygun değilken yaptın. Arkadaş bile olamayacağın birisiyle dost oldun. Hemde "Sevgili Dost"..

Sevgili Ural,
O kadar çok "Sevgili Dost" dedin ki, sana yabancıymışsın gibi sadece "Yazar" ya da "Ali Ural" hitabıyla seslenemiyorum. Sevgili Ural, "gönül evimin yazarları" arasına hoşgeldin. İçeri buyurmaz mısın?

Sevgili Ural,
Ne güzel nasihatler veriyorsun insana. Neler anlattın bana öyle.. Ah! Ne güzelsin. Her şey için sonsuz teşekkür ederim sana. "İyikilerim"e dahil oldun. İyiki dahil oldun..

Sevgili Ural,
Bana bir şey yaptın. Ne yaptın bilmiyorum. Tarif edemiyorum. Ama her ne yaptıysan, iyi yaptın. İyiki yaptın.

İşte böyle bir his, Sevgili Ali Ural'ı okumak.. "ilk kez okudum" bile dedirtmeyen bir sıcaklık, bir güzellik var sözlerinde. Anlattığı konular çok güzel. Ama biliyor musunuz, üslubu, anlattığı şeylerden bile güzel..



KİTABA SİTE SAKİNLERİNİN BAKIŞI:

2.739 kişi kitabı okurken yaklaşık 30 bin kişi kazanmış. 30 bin insan, merak edip bakmış kitaba.

Beğenen 1.075 kişinin yaklaşık 45'iyle takipleşiyoruz. Zevklerimiz aynı demek ki.

2.739 kişiden 249'u "bu kitap için bir şeyler söylemeliyim." demiş ve başlamış incelemeye. 250. de ben olacağım nasipse..

Ve neredeyse kitabı okuyan okur başına bir alıntı (1.380) düşecek kadar alıntı yapılmış.

Kitaba oy veren 961 kişinin 422'si tam puan vermişken, Sadece 3 kişi 1 puan vermiş.

Yani Dostlarım. 1000Kitap, bu kitabı cok sevmiş. Ben nasıl sevmeyebilirim ki?
206 syf.
Not :Dostlarıma Ithafendir .Muhabbetle :))

Sevgili Dost ;

Binalar gibi içimin tıkış tıkış dolu olduğu bir zamanda nasıl da yetiştin öyle kalabaliklarima sekineni soluklayarak .Dost şefkatiyle almış olduğum bu mektubun hiç bitmesin istedim.
Sen konuş,ben dinleyeyim ...
Sen konuş ,durulsun içimin dalgaları .
Sen konuş tuz buz olsun gönlüme bir kaya gibi mesken tutan sıkıntılarım .
Sen konuş, çözülsün dugumlerim.
Sen konuş ;iltihap tutsun,kabuk bağlasın içimin yaraları ...

Sevgili Dost ;
Sen konuş istedim.Mektubunu zamana yayarak an be an nefes misali içime soluyarak ,soluklayarak okudum .Hiç bitmesin istedim.Ilişkimize parantez girmesin,noktalanmasin ince dokunuslarin tamir misali yüreğime...

Sevgili Dost ,
Sevmek ne güzel ...Dost olmak ne güzel .
Dost hayatın tüm renklerinde seninledir ,senindir.
Renk koru misalidir o ...
Turnusol kağıdı gibidir varlığı ;
Acıyı sevince ,sevinci yeri gelir hüzne çevirir.

Sevgili Dost ,

'Gökkuşağı misali hayatı rengarenk yaşamak varken,birbirimizi boyamak da nerden çıktı şimdi ?'

Sevgili Dost,
Keşke onyargilarimizi boyasak.Simsiyaha...
Görünmesin .Gözükmesin .Karanlıkta kalsın diye...Kendi algı kaymalarimizla yanlış iliklenmesin dugmelerimiz diye ...

Sevgili Dost,
Hani bir söz var "Siyahların daha siyah, beyazların daha beyaz olmasını netlik sandik. "
Oysa Sevgili Dost,"griliklerimiz de vardı bir vakit; kıyısında insanca sohbet edebildigimiz..."

Sevgili Dost,
Hayat tum renkleriyle güzel...
Hayat güzel ...

Sevgili Dost,

Senin hiç kalbin ağrıdı mi ?
Kalbin hiç yük oldu mu sana...
Ötelere doğru gözlerin daldığında ,aslinda bir o kadar da geriye doğru yolculuk yaptın mı hayatının satır aralarına ???

Hasret zor,hasret ağır ...Neye hasret Sevgili Dost ???

Bir eşin çok uzaklardaki elinin yetisemedigi,gözünün gurbet yaşadığı yârine hasreti .

Bir babanın gönlüne duvarlar örülen ,elini uzatsa uzanamayan,acısını acısına katamayan evladına hasreti ...

Bir annenin yüreğini cayır cayır yakarcasina vatani görevini yapmakta olan oğluna,yüreğinin hop oturup hop kalktığı bir telefonuyla yüreğinin acil yakarislarina ambulans misali yetişen,sesiyle bir nebze ferahlayan tarifsiz hasreti...

Bir annenin demir parmaklikların ardında ,biriktirdiği o dopdolu hasretini tel orgulere sığdırmaya çalıştigi evladına hasreti .

Bir evladın "Babam" veya " Annem" denilince burnunun kemiklerini sizlatircasina,yüreğini seller misali akıp coşturan ,gözyaşlarını kalbine akittigi,vuslatin ötelere kaldığı dayanılmaz hasreti ...

Hayallerine makas atıldığı bir dönemde hayallerine kavuşup,onu kucaklayıp sarıp sarmalayacagi aydınlık güne hasreti ...

Karanliklarin aydınlığa ,
Hastalıkların sifaya,
Kışın bahara,
Nefretin sevgiye ,
Acının tatlıya ,
Fakirin zenginlige,
Evsizlerin sıcak bir yuvaya,
Soğuğun serinlige hasreti ...

Sevgili Dost ,
Hasret derin...
Nebi (sav) in " Kişi Sevdiğiyle Beraberdir" kudsi beyaniyla bir o kadar da serinn ...
Serin Sevgili Dost ...

Sevgili Dost ,

Asrın tereddutleriyle etrafimizin sarılı olduğu bir zamanda ,gemimiz yavaştan yavaşa su alıyor ? Sular fışkırıyor her bir yanından ...

Kullugumuz delik deşik .Su aldığın yerleri görüyorsun .

Kendimizi yaşamaktan fark edemediğimiz Rabbimiz ...Hep gormekten bakamadigimiz nimetler ...Hep duymaktan isitemedigimiz hakikatler var ...

Sevgili Dost,

Yuregimizin gemisi su alıyor .

Hz.Nuh (ra) misali yüreğinin denizinde helak olmaktan kurtulup kıyıya çıkan ,sahili selamete ulaşan kullar da var ...

Hz.Yusuf (ra) misali yüreğinin karanlık kuyusundan aydınlığa erisen ,gomleginin arkadan yirtildigi kullar da var...
Hz.Ibrahim(ra) misali Allah'ın "Halilim "diye nitelendirdigi ,dostluğun ebediyet kazandığı,kalbinin vuslat ateşine fasilasiz arasiz teslim olan,kalbinin ateşinin yakmadigi ,yandirmadigi kullar da var.
Hz.Eyyub(ra) misali vücudunu çepeçevre saran hastalıklarına,başını aşkın sikintilarina şikayet etmeden yara bandı misali yaralarını sarıp sarmalayan kullar da var.

Sevgili Dost,

Fotoğraf makinesiyle yüreğinin Rabbi'yle olan mesafesini çek .Haz desenli günahlarınla kapladigin içinin karanlığını " kulluk deklansorune " basıp aydınlat .Gülümseyip de surekli üstünü orttugun,görmezden geldiğin yüreğinin sesine poz ver.

Sevgili Dost,

Poz ver...Içinin fotoğraflarına...
Edebinle,naifliginle,sabrına,kullugunla poz ver.Zira her gün izleniyorsun.

Sevgili Dost ,
Senin de hatirlattigin gibi Ayetel Kursi'nin "O uyumaz " dediği Rabbimiz var.

Kendine gösterdiğin süsü ve özeni O'nun için de yapsan çok mu ?

Sevgili Dost,

Binaların gonullerimize duvar duvar mesafesini ördüğü,yükseldikçe yükseldiği su zamanda kalabalıklar içinde yalnizlastik .
Biz de bir o kadar kuculduk.
Kendimizin oluşturduğu selamsiz,sabahsiz ,robotik dünyamızda kapana kisildik .
Sosyal Medya'da toplaşıp ,hanemizde yalnizlastik.
Muhabbetimizi selam kisirligina hapsettik.

Sevgili Dost,

Bir iyilik yap kendine ...Kendine dokun diyorsun ya ...
Ağaca,kuşa,kediye ,inşaatta çalışan işçiye,giyecek yamalı elbisesiyle tir tir titreyen yoksula,otobüsteki şoföre,huzurevindeki yaşlılara,çöpleri aksatmaksizin toplayan copcuye...

Dokun... Pencerelerini aç.
Çek kalbinin havasizliktan orumceklesmis perdesini ..Hava girsin.Başkalarının nefesiyle nefes al,başkalarına nefesinle nefes ol diyorsun ...

Sevgili Dost ,

Pencerelerimizi kapattık .Kulaklarimizi sagirlastirdik.Uzanabilecek ellerimizi geri çektik.Gözlerimizi etkilenmesin diye kapadık ...

Sevgili Dost ,

Elimiz çok çabuk gidiyor "Hepsini sil" tuşuna ...
Aramızda hiçbir şey geçmemiş gibi kolay gidiyor elimiz dostlukları,hatıraları silmeye ...
Silmemiz gereken kusurlarimiz,hatalarımız ,pismanliklarimiz varken en degerlilerimizi,değerlerimizi silmekten hiç utanmıyor .

Sevgili Dost,

Başkalarının yerine utandık...

Içimizi kemiren çöpler günlerce birikip kokusurken mahallemizin copcusunden ders alamadık...

Har vurup harman savurarak,nimetin kıymetini bilmeden ;kışın sogukluguna,yazın kavurucu sıcaklığına aldırmadan rızkını temiz ve ucuz kazanmayan ,çalışan elleri öpülesi fedakarlık harcinin yogurdugu iscilerimizden ...

Evde varlığının yük olduğundan şikayet ederek,sozde huzurumuzun önünü tıkamasindan dem vurarak ;Seni ömrünün sonuna kadar kalbinde taşımaktan gocunmayan ebeveynlerimizi huzur evinde,huzursuzluk girdabina sürükleyerek , huzursuzluga mahkum etmemizden ders alamadık .

Ağacın meyve vermesinden,
Kedinin avını kapmak için saatlerce sabırla bekleyisinden ,mücadele edisinden ders alamadık ...


Sevgili Dost,
Yapmak zorken yıkmak niye ?
Kalbinin nagmelerini beste beste fısıldamak varken silmek niye ?
Yüzleşmek varken kaçmak niye ?
Birbirimizi çok iyi tanımak varken ,susmak niye..

Sevgili Dost ,
Lafı çok uzattım .Biliyorum .
Ama muhabbet dostla güzel .Dost bildiklerinle daha bir anlamlı ...

Sevgili Dost,
Mektubumu sonlandirirken hüzün çöktü yüreğime.Eksikliğin gönlüme ..Özlemin yüreğime...Varlığın benliğime şifa..
Diyorsun ya ;
Kış yolunu kesse de bahar gogusledi ipi ...
Varlığın baharım oldu Sevgili Dost ..
Aydınlığım...
Iç ferahlığım...
İyi ki varsın ...
Dostlarımız hep var olsun ...

Keyifli okumalar ...
191 syf.
·1 günde·2/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Posta Kutusundaki Mızıka kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim: https://youtu.be/cZco9tl4rBs

Sevgili Dost,
BİM'deki reyonlarda nasıl da cesur duruyorsun öyle.
Maske takan insanların alışveriş telaşı arasında insana nasıl bir kalsiyum güveni veriyorsun öyle.
Bize diğer pastörize sütlerle arandaki terörize duygularını söyle...

Binlerce kişi tarafından okunmuş ve yüzlerce kişi tarafından 10 puan verilmiş bu kitabın içinde neler yazıyor ve Ali Ural nasıl bir yazar kimliğine sahipmiş hadi hep beraber bakalım... İncelemeyi okurken yanınızda kastığınız duyarları, Mevlana alıntılarını ve dostlarınızı bulundurmayı unutmayın lütfen.

Bence ölmeden önce okumanız gereken değil okumadan önce ölmeniz gereken bu kitapta, öncelikle bir bilgisayarın yoğun bir DDoS siber saldırısı yemesi gibi ben de DDoSt bir saldırı yedim. Her sayfada nükseden "Sevgili Dost" kısımlarından bir bölümün nasıl olduğuna hep beraber bakalım... https://eksiup.com/p/xo369321oqzx

Diğer kısımların da edebi içeriğinin farklı olduğunu söyleyemem ama en bombastik olanlardan iki tanesini şöyle sizin için ayırdım:

"Sevgili Dost,
Tabii olan her şey etkili ve kalıcıdır. Suni heyecanlar, pastanın üzerine dökülen krema, makarnanın üzerine dökülen sos gibi geçici lezzetler tattırır bize. Aslolan bu sosun altında neyi yediğimizdir." (s. 60)

Anlatılmaya çalışılan şey ne kadar güzel olsa da yapılan benzetme ve kullanılan kelimeler bence o kadar gereksiz ve anlamsız ki, bu alıntıyı Vedat Milor'e atıp onun ne düşündüğünü de bir sormak isterdim açıkçası. Zira Ali Ural'ın gastronomi hakkında bir uzmanlığı olmadığı için kalıcı lezzet bırakıp o suni heyecanların doğal olabilmesini sağlayan soslardan da haberi yok bence.

"Sevgili Dost,
Bugün yeni bir şey yap; bir iyilik kendine. Gazete bayisine uğrama, işe gitme, okula da. Bugün evin elektriklerini kes, ekrana düşmemek için." (s. 131)

Değil mi abi ya? Niye işe gidiyorsun ki boşuna? Sen de otur evde dostuna bir mektup yaz, aç kalsan da çok önemli değil zaten. Ne bileyim mektup haşlama, mektup kızartma falan yaparsın. Okulun varsa okula da gitme, yazacak o kadar "Sevgili Dost" başlıklı mektubun var nasılsa. Neden işe gidiyorsun yazılacak mektuplar varken manyak mısın? diye sorarlar sana sonra. Ayrıca bu kısmın da Hikmet Anıl Öztekin'in özlü sözü olan "Dünyada sevgimi anlatacak kadar çay yoktu" minvalinde bir "Dünyada sevgimi anlatacak kadar mektup yoktu" yoluna çıktığını söylemem gerek.

Kitabın içerisinde her 3-4 satırda bir bu tür bölümlerin yapaylığını görmekten, bu dönemde en çok kazandıran şey olan Mevlana, Yunus Emre ve tasavvuf alıntılarının üstüme bir bir atılıp muhafazakar edebiyatı icra edilmesinden, gerekli gereksiz her konuda duyar kasılıp Pollyannacılık yapılmasından, yoksulluğun ve fakirliğin iyi bir şeymiş gibi gösterilmesinden sonra kocaman bir "BRUHH" dedim. Yani tam olarak şöyle: https://www.youtube.com/watch?v=2ZIpFytCSVc

Bir kitap düşünün, kitabın "Sevgili Dost" bölümlerini ve her sayfasında başka yazarlara ait olan alıntıları attığımızda geriye elimizde 5-10 sayfalık bir kısım kalıyor. Açıkçası böyle bir mektup bana yazılmış olsaydı benim içim şişerdi, karşımdakine "Yahu sen kendi düşüncelerinden çok başkalarının düşüncelerine yer vermişsin, hani senin düşüncelerin nerede?" gibisinden bir sitem edip o mektuptan uçak yapardım.

Bak şimdi Ali Ural, ben de Müslümanım. Fakat kitabında manevi ya da maddi yoksulluğu yüceltmeyi, bir lokma bir hırka olup tamamen maneviyata yönelmeyi, dostluk, arkadaşlık minvalinde kelimelerle bize nasıl davranmamız gerektiğini öğütlüyorsun. Yoksulluk ya da bir lokma bir hırka gezip maddi, manevi aç kalmak hiçbir zaman için özenilecek bir durum değildir. Böyle edebi değeri yerlerde bir kitap yazmış adamın bir de yaratıcı yazarlık atölyesi var, kafayı yemek üzereyim abi. E o zaman öğütlediğin gibi sen de maddi ve manevi yokluğu önermişken insanlara da bedava yazarlık eğitimi vereydin ya?

Güray Süngü'nün çok sevdiğim bir sözü vardır, onu da buraya bırakıp ana sayfanızdaki büyük resmi görme kursunuzdan çıkayım: “Yazarlık atölyesine gidilerek yazar olunmaz!”

-Elf gözlerin neler görüyor Legolas?
+Kendi sevdiği kitabın ve yazarın eleştirilmesine katlanamayan duygusal okurlar geliyor ustam.
206 syf.
·2 günde·10/10
Sevgili Okur,
Bu incelemeyi mektup tarzında yazarak unutulan, yok olmaya yüz tutmuş bu değeri bir nebze olsun hatırlatmak ve naçizane yaşatmak istedim, anlatıcımızın hatırlattığı ve yaşattığı gibi. Yazarın tabiriyle, bir zarfı açmak kadar kalbi titreten ne vardır. Bir anlamda zarf mahremiyettir, mahrem olmasa da satırlar. Bir köşeye geçip, yalnız okunur mektuplar…

Posta Kutusundaki Mızıka, Ali Ural'ın mektup havasında oluşturduğu denemesidir. Mektup ile alakalı birkaç ufak bilgilendirmenin yanında denemenin de biraz detayına girmek zannediyorum ki faydalı olacaktır. Bir insanın herhangi bir konuda duygu, düşünce ve görüşlerini paylaşmak amacıyla kesin hükümlere varmadan samimi bir üslupla yazdığı yazılara deneme denir. Deneme tür ve üslup olarak pek çok türe yaklaşır. Bu nedenle yazımı en zor olan türlerdendir. Deneme yazımında paylaşımcı ve samimi bir atmosfer oluştururken sohbete, düşünmemizi ortaya koyarken fıkraya, duygularımızı ifade ederken de eleştiriye yaklaşma riski oldukça fazladır. Anlatıcımız tüm bu riskleri öylesine güzel özümseyip sunmuş ki biz okurlara, bu özümsemeyi en hafif tabiri ile hastaya enjekte edilen bir uyuşturucu olarak nitelendirsem yeridir. Uyuşturucu kelimesi okunduğunda, ilk olarak kötü çağrışımlar uyandırsa da ifade etmek istediğim Requiem For A Dream’in usta oyuncusu Jared Leto’nun kolundan aldığı madde değildi elbette. Bu örneği bir nevi diş ağrısı çeken bir insanın, dişçinin uyguladığı anestezi sonrası ağrısı dinen hasta olarak düşünürsek zannediyorum ki ifade etmek istediğim yerine oturacaktır. Okurun ağrısı ne olursa olsun samimi, kendi ben’ini sorgulatan bu kitabı okurken ağrısı dinecektir diye düşünüyorum, benim ağrımı dindirdiği gibi.

Yazarımızı farklı kılan neydi ki beni bu derece etkiledi diye soruyorum kendi kendime ve şu cümleler dökülüyor parmaklarımın ucundan; kelimelerin gücünü ve potansiyelini görüyorum anlatıcımızın kaleminde, aynı kelimeleri kullanarak kalp kırmışlığı vardır insanoğlunun, yazarın tersine. En çok inandığım olgudur kelimelerin gücü. O kadar güçlüdür ki bu olgu, sadece kullanmaktadır mahareti ve insan zamanı geldiğinde kullanırsa bu olağanüstü gücü, nefretin ateşini söndüren su, hırsızın elini kolunu bağlayan kelepçe, katilin tabancasındaki tutukluk, sevgilinin gözlerindeki ışık olur. Kelimeler bu kadar güçlü iken dinlemeyiz, anlamak istemeyiz birbirimizi. Kelimelerden bir dünya yaratmak varken hep hazır olana, var olana konar ve tüketiriz sevgimizi, saygımızı ve sabrımızı. Bize dayatılan ve bilinç altlarımıza yer eden o güzellik algısının peşinde koşarız. Onlar gibi sever, onlar gibi aşık olur onlar gibi tüketiriz sevgiyi ve sevgiliyi. Sonrasında ne mi? Kocaman bir mutsuzluk!

Bir gün buradaki bir okur arkadaşımdan bir mektup almayı çok isterim. Umarım o gün geldiğinde yazarımızın da dediği gibi, zarfı açmaya korkarım. Korkarım. Ya zarfı açar açmaz kelimeler kelebeğe dönüşüp uçarlarsa! Ya zarfı açar açmaz pimi çekilmiş bir bomba patlarsa! Ya zarftan taşan sular barajı patlatırsa!
254 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Ben bu kitabı çok sevdim, öylesine çok.
‘’Mümin, müminin aynasıdır’’ hadisiyle başlayan kitap; Peygamber dostlarınının aynalarında Asrı Saadet’e götürüyor okuyucuyu. İtiraf etmem gerekirse önyargılı başladım okumaya, zira İslami bir kitabı edebi kişiliğiyle yazabilmek birikim gerektirir derken… Ali Ural’ın latif kişiliği ve naif kaleminden dinlemek gönlümü öyle bir süsledi ki, kendi aynasında yansıttığı sahabe sahneleri öylesine güzeldi ki.
Ben hayatımda ilk defa Asr’ı Saadet’e böylesine özlem duydum, eksik hissetim kendimi.

Bilmiyordum… Efendimiz (asm) öldükten sonra ezan okumaya çalışırken yığılıp kalan HZ. Bilal’in seneler sonra Medine’ye geldiğinde, bir daha ezan okumamak adına kendine söz verdiği halde, Peygamber torunlarının hatrını kıramayıp yıllar sonra ilk defa ezan okuduğunda, Resulullah’ın mübarek kabrinden kalkıp yeniden aralarına katıldığını hayal ederek özlemle koşarcasına mescide gelen Medinelilerin gözyaşlarını bilmiyordum. Ben hayatımda hiç ezanı böyle dinlemedim, hasretle… O'nu hayal ederek...

Bilmiyordum.... Efendimiz'in (SAV) torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e ‘’ iki reyhanem’’ diyerek iltifatta bulunduğunu ( reyhanem= çiçek demeti). Haddimi aşmaktan korkarak, sünnettir diye de ümit ederek oğullarıma -iki reyhanem- diye sesleniyorum artık. ''Zalimlerle birlikte yaşamak da zulüm değil mi?'' diyen Hz. Hüseyin'i okuyorum defalarca. Peygamber'in en sevgilileri zulümle imtihan edilmişken, ahirzaman zulümlerine isyanımı susturuyorum artık teslimiyetle.

Bilmiyordum..... Hakikati bulmak adına diyar diyar gezip, oradan oraya köle diye satılan Selmanı Farisi'yi.. Artık her selam verdiğimde birilerine, aklıma gelip kendisine de selamlar gönderdiğim, İslamın selamını ilk veren Ebu Zer'in ifadesiyle '' Vallahi hepiniz dünyaya sarıldınız'' hitabını okurken; hakikatin bir zerresi için bile terkemediğim uykularım geliyor aklıma...

Bilmiyordum.... Efendimiz'in ''gözüm'' dediği Hz. Ömer'in Rabb'inden yumuşaklık istediğini duasında,
Efendimiz'in öldükten sonra kendisini yıkamasını vasiyet ettiği mübareğin HZ. Ali olduğunu...

Bilmiyordum.... Cihad emri geldiğinde bahanesi olmadığı halde erteliyor da Nebi'nin ardından gitmeyi, kendisiyle elli gün boyunca kimseler konuşmuyor sonra. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen yüreğine dar gelen o güzelim sahabe - Kab. b Malik- , dosdoğru cevaplıyor Efendimiz'i '' Hiç bir bahanem yoktu'' diyor teslimiyetle.. Doğruluğun yolunda, yalana tenezzül etmeyen sahabenin ayetle müjdelendiği- ''Üstüme güneş doğan günlerin en güzeli '' - dediği günü hayal ediyorum, Allah yolunda ürettiğim bin bir bahanenin arasında ben de.

Bilmiyordum... En ciddi savaş meydanlarında dahi şakalarıyla Efendimiz'i güldüren, en neşeli sahabe Nuayman b. Amr'ın HZ. Ali ve Muaviye olaylarından sonra bir daha gülmediğini...
Mescid-i Nebevi'de Efendimiz'in şairi Hassan b. Sabit'e şiirlerini okuması için minber kurdurduğunu, hakikatin tercümanı olan şiirlerin güzelliğini...

Bilmiyordum... Bir zamanlar Mekke'nin en zengin ailesinin biricik oğluyken, şehit edildiğinde üzerini örtecek kefen bulunamayan Musab b. Umeyr'in hırkasını başına çekip, ayaklarının otlarla örtüldüğünü...

Bilmiyordum ben...
206 syf.
·7 günde
Bilmiyorum, bazen hayretler içerisinde kalıyorum elime gelen kitabın o an ‘’okumazsam olmaz’’ hissine kapılma durumuna.. Hüzünle dolu dünyamda, insanlarla konuşmak istemeyiş zamanımda kapı aralığından sessizce girip yanımda olmak isteyişi gibi oldu bu kitap benim için. Sevgili dost yanındayım, şimdi seninle manevi lezzete doğru uçacağız hazır mısın deyişiyle huzura kanatlanma hissi oldu yüreğimde.

Açlıklarımız var, bir şeylere açlık duyuyoruz, ruhumuzu doyurmak istercesine.. Bazen en yakınımızdakiler bile bunu sağlayamıyor, maddelikle bezeli dünya dar geliyor... Kitaplar sükunetiyle, anlaşabildiğimiz, ruha hitabın pamuksuuluğu da hakim ise doyurmada en lezzetli, en huzurlu el olabiliyor.. Benim için de bu kitap öyle oldu.. Her paragrafta sevgili dost dedikçe; Dostluk senin için ne anlam ifade ediyor? Ne kadar doğru bir dostsun gibi sorularla kendime dair içsel yolculuğumu başlattım.

Dostluk; kıymet verilen, o pınarın tadını aldıkça tükenmeyen suların sevinci oluyor insanın yüreğinde.. Önce saygıyla kurulur bağlar.. Ardından dostunun hissettiklerini, düşüncelerini sorularla anlamaya çalışarak pekişme yolunda adımlar atılır. Dinlemeyi bilerek.. Yolculukta, alışverişte, dışarıya karşı davranışlarıyla gözlemleyerek tanıma serüveni devam eder.. Öyle bir dünyadır ki dostluk dünyası ya dibe çeker ya da tam tersi güzelliklere doğru yollar açar, ışık saçar.. Beklentisiz, içten geleni yaptıkça o sevgi denizinin uçsuz bucaksız olduğu görülür. Sevgi oluşmaya başlar ama zaman alır, emek ister.. ‘’ Çaba istiyor sevgi. Tohum yetmiyor, çapa istiyor sevgi’’ (124) Öyle anlam kazanıyor çünkü.. Bir dost karşısındakinin iyiliğini, kendini geliştirmesini ister.. Bağımlı değildirler, bağlıdırlar, kopmayan bir dostluk bağıyla. Kelimeleri özenlidir, rastgele savurmazlar.. Her duyguyu tatmaktır, hüznün en saf halini paylaşmaktır, derdiyle dertlenip çözüm arayışına girmektir.. Mutluluğunu, huzurunu paylaşmaktır gözlerdeki ışıltı eşliğinde.. Mesafe sadece lügatta kalır, kalpleri etkileşimdedir zaten.. Zamanla manevi lezzet yolculuğunda diller değil gözler konuşur.. Kendini bulduğundur dostluk. Bir problem olduğunda birbirleri ile konuşur, etrafa dağıtmaz, şikayetlenmez, öyle olursa kalpler uzaklaşır, fesatlıklar çoğalır, huzur dağılır çünkü.. Hayatın anlamı onunla lezzetlenir, bereketlenir zaman.. Öyle güzeldir işte dost olmak, dostunun olması.. Bir an bunlar içimden çıktı kitabında etkisiyle..

Doğruya ulaşma yolundaki arayışlarıma dair yol göstericim gibi oldu kitap . Samimiyetle akan ırmak misali kana kana içmek, kelimelerinin büyüsü ile susuzluğuma derman olmuş gibi hissettim. Girişte mektuba dair düşünceleri ,mektuplarla öne çıkan yazarları tanıtması, mektup yazmanın inceliğini hissettirmesi çok güzeldi.. Bu sitedeki güzel insanlar sayesinde mektup yazmanın güzelliğini tattım ve paha biçilemez bir şey olduğunun idrakine vardım. Var olsun güzel insanlar. (alakasız oldu bir an ama söylemeden geçemedimdi )

Her şeyin dengesini kur diyor satırlar adeta. Yazarın inceliği, modern hayatın bizden neler götürdüklerini imgeleme sanatıyla, inceden inceden mesajlarla yürekten söylüyor, insanı kendine getiriyor. Ölümü hatırlamak, hatırlatan olmak. Yazar bu konuda da çok etkili. ‘’Ölümde davetliler arasında’’ misafiriz, göçmek var bu dünyadan.. Geride bıraktığımız izler.. Yapılan hatalar.. Ne ektiysek onu biçtiklerimiz.. Yaşanılanların öylesine değil, bir anlamının olmasının idrakine vardırıyor. Unuttuğumuz değerleri hatırlatması.. Bayram ziyaretleri, huzur evleri, hastaları ziyaretin önemini söylüyor.. Mevsimlerle yoldaşlığı var bir de. Yağmuru sevmesi, hissetmesi.. Kendimi bulduğumu hissettiğim satırları tatmak.. ‘’Bir iyilik yap kendine’’ diye sözleriyle beni düşünen bir dost izlenimi vermesi de ayrı bir duygu yüklü. Merhamete dair duyarsızlığımıza dem vurması. Yalana dair ‘’ Çünkü elbiseleri süslü. Merhametimizi baştan çıkardı ‘’ gibi sözleriyle benzetme, imgeleme dünyasının tadını veriyor. Başka yazarların, düşünürlerin cümlelerini okumak da ayrı güzeldi. Sevgiye, insanlığa, inanca, paylaşmaya, güzelliklere dair düşünceleri yüreklere taht kurarcasına. Ve daha aktaramadığım bir çok güzel manevi lezzetler ...

Peki neden adı posta kutusundaki mızıka? 6.mektubunda mızıkaya dair anlamlar vardı 4 kez mektubu okudum lakin anlamadım, neden neden anlamıyorum diye sorguladım kendimi , eğer okuyanlardan anlatmak isteyen olursa mesud ola ola fikirlerini dinlemek isterim. Hikayem bu kadardı :))

Kitabın yerini tarif edemiyorum. Altını çizdiğim satırlar, aldığım notlar anlam kattı yaşamıma. Böyle bir kitap olmalı kitaplıklarda dedim. Burada tanıştığım sevgili dostum https://1000kitap.com/116rba güzel kalbiyle, içtenliğiyle bana doğru uçurması eşliğinde değerli köşemde duruyor . Tevafuklarımızla, birbirimizi anlamamızla, muhabbetinin tadı ile hayatıma anlamlar katan güzel dostum. Arada kitaptan kesitler atıp bunun hakkında ne düşünüyorsun diye sorularıma bal yüreğiyle içinden gelenleri söylemen bu yavrucak için de ayrıca çok kıymetli. Ne kadar teşekkür etsem az. Var ol hep ^_^
https://www.youtube.com/...zpkF6RQ&index=13
206 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Bu bir kitap incelemesi olmayacak farkındayım;ama söylemeden geçemeyeceğim bir şey var. Bu kitapla beraber daha çok inandığım bir şey var:Bazen bazı kitaplar içimizde yaşadığımız durumlara ayna olmak için bizi buluyor sanki. Nefes aldırıyor,usulca elimizi tutuyor karşıdan karşıya geçmek için... Yol gösteriyor,unuttuklarını hatırla artık diyor. Çok sevdiğim biri, kitap sahibini bulur biliyor musun demişti. Öğrenmiş oldum. Tüm sevdiğim kitaplar için yegane cümlemsin artık.
126 syf.
Sevgili Ali Ural ile tanışmam "Posta Kutusundaki Mızıka" eseri ile olmuştu.Beni tam manasıyla tanımlayan eser hangisi derseniz, hiç şüphesiz bu eser derim tekniğine vs.takılmadan.İnce detaylarla yaşamımıza şıklık katıyor çünkü bu eser.
Etkinlik yazarı tanımam için müthiş bir katkı sağlamış oldu.Bu eserle birlikte 6.kitabimi okumuş oldum.Etkinlikler her daim apayrı bir lezzet veriyor bana.Birlikte okuma,birlikte yorumlama firsatıyla aktif okumaya geçerek, okuma eylemi daha bir canlılık kazanıyor.Aynı zamanda etkinlikler vesilesiyle bir yazarın aynı anda birçok eseri hakkında fikir edinebiliyor,hangisini okumamız hususunda daha kolay karar verebiliyoruz.Türler konusunda az çok bilgi sahibi olabiliyor,tercihlerimizi ona göre yapabiliyoruz.İste 1k'nın en büyük faydalarından birisi de bu!

Gelelim Ay Tirad'ına.Ansızın nedense çokça beğeneceğimi düşünerek, büyük bir heyecanla esere başlamış oldum.Sıcacık, tazecik,buhurdanlığı henüz üzerinde tüten bu eser tatlı bir uyanış hissiyle kalbimin yaslandığı,sarıp sarmalandığı bir yenilik ambalajı içinde müthiş bir ikram oldu latifelerime.Evet bazı eserler öze dokunur ya,işte sol yanıma yapılan cerrahi bir ameliyat nevinden sadece bir kereliğine başrolünü oynayabileceğim ömrüme ikinci bahar misali yepyeni bir diriliş ,yepyeni bir uyanış vesilesi oldu adeta.

Yazar diğer eserlerinden farklı bir metod izlemiş bu eserde "tirad" seçiminin kullanımıyla.İlk defa böylesine bir tür okumuş oldum.Yazar "uzun ve kesintisiz düşünme ve konuşma" seçeneğiyle konular arasında bağlantıyı koparmadan, art arda olaylara devam ederek, vermek istediği mesajı sürdürerek amaçladığı tiradını sonlandırıyor.

Gayet farklı ve güzel olmuş.İnsan ömrü de öyle değil midir nihayetinde.Yolculuktayız ileriye doğru, kesintisiz devam eden yolculuklar...Ancak yoldaki geçici güzelliklere kapılıp,esas güzergahımızı unutuyor oluşumuz, asıllarını terk ediyor oluşumuz varmak istediğimiz yere bir türlü götürmüyor bizleri.Sadece ömrümüzü malayaniyatla zayi etmekten başka elde avucumuzda hiçbir şey kalmıyor.Yanımıza kıyafet,azık nevinden bavulumuza aldığımız ihtiyaçlarımız yetmiyor bizlere.Bundan dolayı hem dünyadaki yolculuk hem de dünyadan yolculuk için Efendimiz'in (sav) Ebu Zerr'e nasihati misali azığımızı tastamam yanımıza almalı.Hani yolculuğa çıktığımız zaman gerek yazlık gerekse de kışlık nevinden ne olur ne olmaz her türlü ihtimali hesaba katarak, yolculuk hali diyerek önümüzü görememenin endişesi içerisinde her ihtiyacımızı tedarik etmeye çalışırız ya onun gibi.Bundan dolayı yol boyunca bizlere lazım olmayacak yüklerin boş yere hamallığını yapmamalı.Önümüzdeki zorlu engelleri,sarp yokuşları düşünebilmeli bir insan.Belimizi bükecek ağırlıklarla asamayız o uzun mesafeleri.Cehennem’e yakıt olacak bütün dünyevîlikler yüktür insanın sırtında.Nedir bunlar; küfür,zulüm,kibir,kalp kırma,bencillik,gurur,tamahkarlık,atalet vs.gibi her bir günah yüktür bizlere.Arınmalı ve hafiflemeli insan!

Ahh İnsan! Gün gelecek bir sinema şeridi gibi nasıl bir ömür sürdürdüysen hepsi naklen yayın misali yansıtılacak sana da.Oynamış olduğun filmin galasında,rolünü başarılı bir şekilde gerçekleştiren oyuncular misali yüzün gülecek mi yoksa rolün hakkını verememenin utancıyla saklanacak yer mi arayışına gireceksin? Nereye kadar saklanabilirsin ki ? Aydınlatma düğmesine basılacak "şak" diye bir dokunuşla gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacak.Sana doğru çevrilerek gözlerini kamastiran ışıklar yüzünden rahatsızlık duyacaksın tüm gözler üzerinde.İste o zaman son demde keşke'lerle yamamaya çalışacağın ömrün sana fayda vermeyecek.Tekrar talebin cevapsizlikla can verecek.Kullarının gizli ve aşikâr işledikleri tüm fiil ve sözleri bilen Rabbin "El-Habir",her şeyden haberdardır lütfen unutma.

İnsan için doğduğu andan itibaren geriye sayım başlamıştır.Çocukluk,gençlik,
yaşlılık gibi menzillerde geçici olarak konaklayıp,kimisi için bu konaklarda misafir olmak nasip olmadan belki ömrünü tamamlayıp dünyasını arkada bırakarak ahiret güzergahına varacak.

Yazarın deyimiyle insan pişirmek zor zanaat.Demir bile çok yüksek sıcaklıklarda erimeye yüz tutarken ah insan,ne zor yumuşuyor kalbi.Nasıl da kin,öfke gibi duygularla derin kuyular açıyoruz kendimize ulasmamız aşılması güç olan.Nasıl da menfaatlerimiz ve egomuzun albenisiyle acımasızca insan harcıyoruz.Küskünlük,nefret gibi ağırlıkları kendimize yük ederek nasıl da yaşamı dayanılmaz,karşı koyulamaz,aşılamaz hale getiriyoruz?Nasıl da kalbimiz rahat soluk alabiliyor,ayağımızın altında ezip geçtiğimiz yaşayan kalpleri çiğneyerek,görmezden gelerek.Ardımızda kocaman enkazlar bırakarak.Ahh insan bozuldun mu nasıl da aşağılık bir mahluka dönüşebiliyorsun,
içindeki kış uykusuna yatırdığın vahşi hayvanları uyandırarak, pençelerini uzatarak yırtıcılıkla nasıl da saldirganlasiyorsun,
çirkinleştiriyorsun insan olma keyfiyetini.

Nasıl da lekeler bırakıyorsun kalp aynana,izleri hiç silinmemecesine.Ah insan,oysaki bir psikologun deyimiyle 'kitaptaki sevdiğin cümlelerin altını çizmek gibi,her insanda altı çizilecek güzel taraf bulunur,kimse üstü çizilecek kadar kötü değildir' diye.

Hayat başlı başına bir imtihan.Kimsenin yaşamı güllük gülistanlik değil,içinin saklısında neler var hiç bilmiyoruz.Ama şuna inanmalisin sabır ayarlamasını düzgün yapmalı,yanlış yerde veya yanlış zamanda gücümüzü boş yere tüketerek sabır israfı yapmamak lazım.İste o zaman bekleyislerimizle baş edecek gücü kendimizde bulabilir,kaderin sillesini yediğimiz zaman ayağa kalkabilecek gücü kendimizde yeniden bulabiliriz.

Çocuklar diyor yazar devamında ve günümüzün ağır yarasına dokunuyor.Merhametimizi kanatıyor.Masallarda mesela; Kırmızı Başlıklı Kız kurdu görür görmez ona selam vermek yerine 'çıglık' atabilseydi, Kül Kedisi üvey annesinin ve üvey kız kardeşlerinin eziyetlerine maruz kalınca 'çığlık' atabilseydi diyor yazarımız, dünyanın tek harikası olan çocuklarımıza kabuslar erisemeyecekti belki de.Ölümün o soğuk nefesi tek kurtuluş seçeneği olmayacaktı belki de onlar için neşelerini uykuya yatırarak.

Çocuklarımızın o rengarenk dünyalarını kıyaslama sisi,paylaşamama sisi,yarış sisi,bencillik,yetinmeme gibi sislerle bizim kirliliklerimizi üstlerine yorganlarını örtercesine onlara bulaştırmasaydık,hayal dünyalarını karanlığa gark etmeseydik,bakışlarını bulandirmasaydık,görüş alanlarını daraltmasaydık; onların o gülen gözleri çağın kurtuluşu için herkese yeterliydi.Busesini kondurdugu her karanlık bağırda ışıltılı hayatlar filizlenip,tatlı bahar esintileri ruhlarını oksayabilirdi.

Eveeet, hızla geçen ömrümüzün tiradinda cizgimizi hecelerken yazar "Dönüş Allah'a"ayetinin fısıltısıyla yuvaya dönüşün tuğlalarını örüyor,yaşamımıza zarafet katarak.

Yalnızlık ve çaresizlik seni çepeçevre kuşatmış olabilir.İmtihanlar karşısında harap ve bitap düşmüş olabilirsin.Gidebilecek hiçbir kapın olmadığını düşünebilirsin.
Karanlığın en koyu demlerinde ışığın kırıntısına bile muhtaç olabilirsin.İste böyle bir çıkmazda sana gönlünü açan güzel insanlar,dostlar illa ki vardır.O dostlar ki 'onların kalplerinin değdiği her bir şey iyileşmeye yüz tutar' demiş ya bir yazar.Kıymet gerek.Ondan da ötesi Sevgili Dost, en ince şeylerin bütün inceliklerini bilen,bilemediğimiz ve de sezemediğimiz faydalar ulaştıran,güzellikler lutfeden,ruhunun en ince noktalarına sızabilen,kalbinin en güzel yerinde seninle her daim beraber olan,sen O'nu unutsan da defalarca bıkmadan,senden ümit kesmeden,yoluna davet eden "Latif" olan Rabbim ne güzel dost,ne de güzel arkadaş...Sevdiğine mukabele gerek!Gecikmisligini telafi gerek!
Siz Allah'ı seversiniz; ta ki Allah da sizi sevsin diye fısıldıyor ayet.

Yazarın biyografisi

Adı:
A. Ali Ural
Tam adı:
Abdurrahim Ali Ural
Unvan:
Türk Yayın Yönetmeni ve Yazar
Doğum:
Ladik, Samsun, 1959
1959'da Samsun Ladik'te doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Ankara'da tamamladı. İlk şiiri Mavera Dergisi'nde çıktı. (1982) Yükseköğreniminin ardından bir süre editörlük yaptıktan sonra Şûle Yayınları'nı kurdu. 1989'da Merdiven Sanat isimli aylık bir sanat dergisi çıkardı. 24 sayı çıkan bu derginin yanı sıra Kitaphaber isimli iki aylık bir kitap-kültür dergisi yayınladı. Yayın yönetmenliğini de yaptığı bu dergilerde şiir, öykü ve makalelerini yayınladı. Ural'ın yayınladığı dergiler arasında bir şiir ve poetika dergisi olan Merdivenşiir de bulunuyor. (2005-2007)

2006-2012 yılları arasında Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul şube başkanlığını yapmış olan A. Ali Ural, bir dönem de Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu üyeliğinde bulundu. İstanbul Uluslararası Şiir Festivali Yürütme Kurulu üyesi olan Ural, Ejderha ve Kelebek adlı eseriyle, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2010 Deneme Ödülü'nü aldı. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi'nde "Yaratıcı Yazarlık" ve "Yazılı ve Sözlü Anlatım", Süleyman Şah Üniversitesi'nde "Türk Dili" dersleri veren A. Ali Ural, 2012 yılının Şubat ayında birinci sayısı çıkan ve edebiyat ağırlıklı bir sanat dergisi olan Karabatak' ın yayın yönetmenliğini yapıyor.

Yazar istatistikleri

  • 1.796 okur beğendi.
  • 15.642 okur okudu.
  • 569 okur okuyor.
  • 8.102 okur okuyacak.
  • 229 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları