A. Ali Ural

A. Ali Ural

8.6/10
1.281 Kişi
·
3.762
Okunma
·
683
Beğeni
·
22.632
Gösterim
Adı:
A. Ali Ural
Unvan:
Yazar,yayın yönetmeni
Doğum:
Ladik, Samsun, 1959
1959'da Samsun Ladik'te doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Ankara'da tamamladı. İlk şiiri Mavera Dergisi'nde çıktı. (1982) Yükseköğreniminin ardından bir süre editörlük yaptıktan sonra Şûle Yayınları'nı kurdu. 1989'da Merdiven Sanat isimli aylık bir sanat dergisi çıkardı. 24 sayı çıkan bu derginin yanı sıra Kitaphaber isimli iki aylık bir kitap-kültür dergisi yayınladı. Yayın yönetmenliğini de yaptığı bu dergilerde şiir, öykü ve makalelerini yayınladı. Ural'ın yayınladığı dergiler arasında bir şiir ve poetika dergisi olan Merdivenşiir de bulunuyor. (2005–2007)

2006-2012 yılları arasında Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul şube başkanlığını yapmış olan A. Ali Ural, bir dönem de Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu üyeliğinde bulundu. İstanbul Uluslararası Şiir Festivali Yürütme Kurulu üyesi olan Ural, Ejderha ve Kelebek adlı eseriyle, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2010 Deneme Ödülü'nü aldı. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi'nde “Yaratıcı Yazarlık” ve “Yazılı ve Sözlü Anlatım”, Süleyman Şah Üniversitesi'nde “Türk Dili” dersleri veren A. Ali Ural, 2012 yılının Şubat ayında birinci sayısı çıkan ve edebiyat ağırlıklı bir sanat dergisi olan Karabatak' ın yayın yönetmenliğini yapıyor.
Sevgili Dost,
Kim kazandı? Atom bombasını Hiroşima’ya atan mı? Everest’in tepesine ilk kez varan mı? Doksanıncı dakikada maçı alan mı? Diriler mi, ölüler mi? Çobanlar mı, sürüler mi? Efendiler mi, köleler mi?
Kim kazandı?

Sevgili Dost,
Herkes kaybetti. Ölüm kazandı. Mezar taşlarına: “Huve’l-Bâki” kazındı.
''Söylenen her söz binamıza yeni bir tuğla ekler. Bu yüzden ağzımızdan kaçmamalı kelimeler. Onlar bizim mahkumlarımızdır; izin verdiğimizde çıkmalılar dışarıya. Publis Syrus ne kadar haklı: “Konuştuğuma çok kere pişman oldum. Fakat sustuğuma asla!''
Sevgili Dost,
Bir şehrin en güvenilir yeri,demek sence kütüphanelerdir. Çünkü kitaplar seslerini yükseltmezler.
Sevgili Dost,
Herkesin seviyormuş gibi yaptığı, ancak sevginin ne olduğunu pek az kimsenin bildiği bir zamanda yaşıyoruz. Belki de bütün zamanlar böyledi.
Bizim, peygamberi ısırmasın diye ayağını yılan deliğinin üstüne kapatan Ebu Bekir'imiz, suikastı haber alınca peygamberin yatağına yatan Ali'miz var. Son yudum suyu birbirlerine gönderip susuz şehit olan sahabilerimiz var.
''Sevgili Dost,
Bildiği şehirlerden bilmediği şehirlere, bildiği yüzlerden bilmediği yüzlere sığınmayı aklından geçirmemiş kaç insan vardır?''
Bir televizyon dizisini aylarca seyrediyorlar. Sıra okumaya gelince itirazlar yükseliyor.
A. Ali Ural
Sayfa 23 - Şule Yayınları/7. Baskı
-Nasıl tanıyacaksınız onu?
-Gülümsemesinden.
-Nasıl gülümseyecek?
-Dibi görünen berrak bir su gibi.
Sevgili Okur,
Bu incelemeyi mektup tarzında yazarak unutulan, yok olmaya yüz tutmuş bu değeri bir nebze olsun hatırlatmak ve naçizane yaşatmak istedim, anlatıcımızın hatırlattığı ve yaşattığı gibi. Yazarın tabiriyle, bir zarfı açmak kadar kalbi titreten ne vardır. Bir anlamda zarf mahremiyettir, mahrem olmasa da satırlar. Bir köşeye geçip, yalnız okunur mektuplar…

Posta Kutusundaki Mızıka, Ali Ural'ın mektup havasında oluşturduğu denemesidir. Mektup ile alakalı birkaç ufak bilgilendirmenin yanında denemenin de biraz detayına girmek zannediyorum ki faydalı olacaktır. Bir insanın herhangi bir konuda duygu, düşünce ve görüşlerini paylaşmak amacıyla kesin hükümlere varmadan samimi bir üslupla yazdığı yazılara deneme denir. Deneme tür ve üslup olarak pek çok türe yaklaşır. Bu nedenle yazımı en zor olan türlerdendir. Deneme yazımında paylaşımcı ve samimi bir atmosfer oluştururken sohbete, düşünmemizi ortaya koyarken fıkraya, duygularımızı ifade ederken de eleştiriye yaklaşma riski oldukça fazladır. Anlatıcımız tüm bu riskleri öylesine güzel özümseyip sunmuş ki biz okurlara, bu özümsemeyi en hafif tabiri ile hastaya enjekte edilen bir uyuşturucu olarak nitelendirsem yeridir. Uyuşturucu kelimesi okunduğunda, ilk olarak kötü çağrışımlar uyandırsa da ifade etmek istediğim Requiem For A Dream’in usta oyuncusu Jared Leto’nun kolundan aldığı madde değildi elbette. Bu örneği bir nevi diş ağrısı çeken bir insanın, dişçinin uyguladığı anestezi sonrası ağrısı dinen hasta olarak düşünürsek zannediyorum ki ifade etmek istediğim yerine oturacaktır. Okurun ağrısı ne olursa olsun samimi, kendi ben’ini sorgulatan bu kitabı okurken ağrısı dinecektir diye düşünüyorum, benim ağrımı dindirdiği gibi.

Yazarımızı farklı kılan neydi ki beni bu derece etkiledi diye soruyorum kendi kendime ve şu cümleler dökülüyor parmaklarımın ucundan; kelimelerin gücünü ve potansiyelini görüyorum anlatıcımızın kaleminde, aynı kelimeleri kullanarak kalp kırmışlığı vardır insanoğlunun, yazarın tersine. En çok inandığım olgudur kelimelerin gücü. O kadar güçlüdür ki bu olgu, sadece kullanmaktadır mahareti ve insan zamanı geldiğinde kullanırsa bu olağanüstü gücü, nefretin ateşini söndüren su, hırsızın elini kolunu bağlayan kelepçe, katilin tabancasındaki tutukluk, sevgilinin gözlerindeki ışık olur. Kelimeler bu kadar güçlü iken dinlemeyiz, anlamak istemeyiz birbirimizi. Kelimelerden bir dünya yaratmak varken hep hazır olana, var olana konar ve tüketiriz sevgimizi, saygımızı ve sabrımızı. Bize dayatılan ve bilinç altlarımıza yer eden o güzellik algısının peşinde koşarız. Onlar gibi sever, onlar gibi aşık olur onlar gibi tüketiriz sevgiyi ve sevgiliyi. Sonrasında ne mi? Kocaman bir mutsuzluk!

Bir gün buradaki bir okur arkadaşımdan bir mektup almayı çok isterim. Umarım o gün geldiğinde yazarımızın da dediği gibi, zarfı açmaya korkarım. Korkarım. Ya zarfı açar açmaz kelimeler kelebeğe dönüşüp uçarlarsa! Ya zarfı açar açmaz pimi çekilmiş bir bomba patlarsa! Ya zarftan taşan sular barajı patlatırsa!
Not :Dostlarıma Ithafendir .Muhabbetle :))

Sevgili Dost ;

Binalar gibi içimin tıkış tıkış dolu olduğu bir zamanda nasıl da yetiştin öyle kalabaliklarima sekineni soluklayarak .Dost şefkatiyle almış olduğum bu mektubun hiç bitmesin istedim.
Sen konuş,ben dinleyeyim ...
Sen konuş ,durulsun içimin dalgaları .
Sen konuş tuz buz olsun gönlüme bir kaya gibi mesken tutan sıkıntılarım .
Sen konuş, çözülsün dugumlerim.
Sen konuş ;iltihap tutsun,kabuk bağlasın içimin yaraları ...

Sevgili Dost ;
Sen konuş istedim.Mektubunu zamana yayarak an be an nefes misali içime soluyarak ,soluklayarak okudum .Hiç bitmesin istedim.Ilişkimize parantez girmesin,noktalanmasin ince dokunuslarin tamir misali yüreğime...

Sevgili Dost ,
Sevmek ne güzel ...Dost olmak ne güzel .
Dost hayatın tüm renklerinde seninledir ,senindir.
Renk koru misalidir o ...
Turnusol kağıdı gibidir varlığı ;
Acıyı sevince ,sevinci yeri gelir hüzne çevirir.

Sevgili Dost ,

'Gökkuşağı misali hayatı rengarenk yaşamak varken,birbirimizi boyamak da nerden çıktı şimdi ?'

Sevgili Dost,
Keşke onyargilarimizi boyasak.Simsiyaha...
Görünmesin .Gözükmesin .Karanlıkta kalsın diye...Kendi algı kaymalarimizla yanlış iliklenmesin dugmelerimiz diye ...

Sevgili Dost,
Hani bir söz var "Siyahların daha siyah, beyazların daha beyaz olmasını netlik sandik. "
Oysa Sevgili Dost,"griliklerimiz de vardı bir vakit; kıyısında insanca sohbet edebildigimiz..."

Sevgili Dost,
Hayat tum renkleriyle güzel...
Hayat güzel ...

Sevgili Dost,

Senin hiç kalbin ağrıdı mi ?
Kalbin hiç yük oldu mu sana...
Ötelere doğru gözlerin daldığında ,aslinda bir o kadar da geriye doğru yolculuk yaptın mı hayatının satır aralarına ???

Hasret zor,hasret ağır ...Neye hasret Sevgili Dost ???

Bir eşin çok uzaklardaki elinin yetisemedigi,gözünün gurbet yaşadığı yârine hasreti .

Bir babanın gönlüne duvarlar örülen ,elini uzatsa uzanamayan,acısını acısına katamayan evladına hasreti ...

Bir annenin yüreğini cayır cayır yakarcasina vatani görevini yapmakta olan oğluna,yüreğinin hop oturup hop kalktığı bir telefonuyla yüreğinin acil yakarislarina ambulans misali yetişen,sesiyle bir nebze ferahlayan tarifsiz hasreti...

Bir annenin demir parmaklikların ardında ,biriktirdiği o dopdolu hasretini tel orgulere sığdırmaya çalıştigi evladına hasreti .

Bir evladın "Babam" veya " Annem" denilince burnunun kemiklerini sizlatircasina,yüreğini seller misali akıp coşturan ,gözyaşlarını kalbine akittigi,vuslatin ötelere kaldığı dayanılmaz hasreti ...

Hayallerine makas atıldığı bir dönemde hayallerine kavuşup,onu kucaklayıp sarıp sarmalayacagi aydınlık güne hasreti ...

Karanliklarin aydınlığa ,
Hastalıkların sifaya,
Kışın bahara,
Nefretin sevgiye ,
Acının tatlıya ,
Fakirin zenginlige,
Evsizlerin sıcak bir yuvaya,
Soğuğun serinlige hasreti ...

Sevgili Dost ,
Hasret derin...
Nebi (sav) in " Kişi Sevdiğiyle Beraberdir" kudsi beyaniyla bir o kadar da serinn ...
Serin Sevgili Dost ...

Sevgili Dost ,

Asrın tereddutleriyle etrafimizin sarılı olduğu bir zamanda ,gemimiz yavaştan yavaşa su alıyor ? Sular fışkırıyor her bir yanından ...

Kullugumuz delik deşik .Su aldığın yerleri görüyorsun .

Kendimizi yaşamaktan fark edemediğimiz Rabbimiz ...Hep gormekten bakamadigimiz nimetler ...Hep duymaktan isitemedigimiz hakikatler var ...

Sevgili Dost,

Yuregimizin gemisi su alıyor .

Hz.Nuh (ra) misali yüreğinin denizinde helak olmaktan kurtulup kıyıya çıkan ,sahili selamete ulaşan kullar da var ...

Hz.Yusuf (ra) misali yüreğinin karanlık kuyusundan aydınlığa erisen ,gomleginin arkadan yirtildigi kullar da var...
Hz.Ibrahim(ra) misali Allah'ın "Halilim "diye nitelendirdigi ,dostluğun ebediyet kazandığı,kalbinin vuslat ateşine fasilasiz arasiz teslim olan,kalbinin ateşinin yakmadigi ,yandirmadigi kullar da var.
Hz.Eyyub(ra) misali vücudunu çepeçevre saran hastalıklarına,başını aşkın sikintilarina şikayet etmeden yara bandı misali yaralarını sarıp sarmalayan kullar da var.

Sevgili Dost,

Fotoğraf makinesiyle yüreğinin Rabbi'yle olan mesafesini çek .Haz desenli günahlarınla kapladigin içinin karanlığını " kulluk deklansorune " basıp aydınlat .Gülümseyip de surekli üstünü orttugun,görmezden geldiğin yüreğinin sesine poz ver.

Sevgili Dost,

Poz ver...Içinin fotoğraflarına...
Edebinle,naifliginle,sabrına,kullugunla poz ver.Zira her gün izleniyorsun.

Sevgili Dost ,
Senin de hatirlattigin gibi Ayetel Kursi'nin "O uyumaz " dediği Rabbimiz var.

Kendine gösterdiğin süsü ve özeni O'nun için de yapsan çok mu ?

Sevgili Dost,

Binaların gonullerimize duvar duvar mesafesini ördüğü,yükseldikçe yükseldiği su zamanda kalabalıklar içinde yalnizlastik .
Biz de bir o kadar kuculduk.
Kendimizin oluşturduğu selamsiz,sabahsiz ,robotik dünyamızda kapana kisildik .
Sosyal Medya'da toplaşıp ,hanemizde yalnizlastik.
Muhabbetimizi selam kisirligina hapsettik.

Sevgili Dost,

Bir iyilik yap kendine ...Kendine dokun diyorsun ya ...
Ağaca,kuşa,kediye ,inşaatta çalışan işçiye,giyecek yamalı elbisesiyle tir tir titreyen yoksula,otobüsteki şoföre,huzurevindeki yaşlılara,çöpleri aksatmaksizin toplayan copcuye...

Dokun... Pencerelerini aç.
Çek kalbinin havasizliktan orumceklesmis perdesini ..Hava girsin.Başkalarının nefesiyle nefes al,başkalarına nefesinle nefes ol diyorsun ...

Sevgili Dost ,

Pencerelerimizi kapattık .Kulaklarimizi sagirlastirdik.Uzanabilecek ellerimizi geri çektik.Gözlerimizi etkilenmesin diye kapadık ...

Sevgili Dost ,

Elimiz çok çabuk gidiyor "Hepsini sil" tuşuna ...
Aramızda hiçbir şey geçmemiş gibi kolay gidiyor elimiz dostlukları,hatıraları silmeye ...
Silmemiz gereken kusurlarimiz,hatalarımız ,pismanliklarimiz varken en degerlilerimizi,değerlerimizi silmekten hiç utanmıyor .

Sevgili Dost,

Başkalarının yerine utandık...

Içimizi kemiren çöpler günlerce birikip kokusurken mahallemizin copcusunden ders alamadık...

Har vurup harman savurarak,nimetin kıymetini bilmeden ;kışın sogukluguna,yazın kavurucu sıcaklığına aldırmadan rızkını temiz ve ucuz kazanmayan ,çalışan elleri öpülesi fedakarlık harcinin yogurdugu iscilerimizden ...

Evde varlığının yük olduğundan şikayet ederek,sozde huzurumuzun önünü tıkamasindan dem vurarak ;Seni ömrünün sonuna kadar kalbinde taşımaktan gocunmayan ebeveynlerimizi huzur evinde,huzursuzluk girdabina sürükleyerek , huzursuzluga mahkum etmemizden ders alamadık .

Ağacın meyve vermesinden,
Kedinin avını kapmak için saatlerce sabırla bekleyisinden ,mücadele edisinden ders alamadık ...


Sevgili Dost,
Yapmak zorken yıkmak niye ?
Kalbinin nagmelerini beste beste fısıldamak varken silmek niye ?
Yüzleşmek varken kaçmak niye ?
Birbirimizi çok iyi tanımak varken ,susmak niye..

Sevgili Dost ,
Lafı çok uzattım .Biliyorum .
Ama muhabbet dostla güzel .Dost bildiklerinle daha bir anlamlı ...

Sevgili Dost,
Mektubumu sonlandirirken hüzün çöktü yüreğime.Eksikliğin gönlüme ..Özlemin yüreğime...Varlığın benliğime şifa..
Diyorsun ya ;
Kış yolunu kesse de bahar gogusledi ipi ...
Varlığın baharım oldu Sevgili Dost ..
Aydınlığım...
Iç ferahligim...
Iyiki varsın ...
Dostlarımız hep var olsun ...

Keyifli okumalar ...
Bu bir kitap incelemesi olmayacak farkındayım;ama söylemeden geçemeyeceğim bir şey var. Bu kitapla beraber daha çok inandığım bir şey var:Bazen bazı kitaplar içimizde yaşadığımız durumlara ayna olmak için bizi buluyor sanki. Nefes aldırıyor,usulca elimizi tutuyor karşıdan karşıya geçmek için... Yol gösteriyor,unuttuklarını hatırla artık diyor. Çok sevdiğim biri, kitap sahibini bulur biliyor musun demişti. Öğrenmiş oldum. Tüm sevdiğim kitaplar için yegane cümlemsin artık.
Daha ilk sayfadan kalem arıyorsunuz cümlelerin altını çizmek, paragrafların yanına yıldız koymak için. Bazen alıyor götürüyor cümleler sizi düşünceden hatıraya, hatıradan kişilere, kişilerden hayata... Bazen tekrar tekrar okuyorsunuz cümleleri yutmak istemediğiniz o lezzetli lokmalar gibi. Hepsi hayatın içinden dersler, fikirler, veciz sözler ve bazen ayet ve hadisler... Hayata bir pencere daha açmak için okuyun derim.
Posta Kutusundaki Mızıka...Okudukça sanki bir enstrümana üflüyorsunuz ve çıkan sıcacık melodi bir dost eliyle kalbinizi okşuyor. İnsana kendini,hayatı,insanlığı,dostluğu anlatıyor. “Kitaplar insanın en samimi,en sadık dostlarıdır.” tezini 61 mektupla açıklayan bu eseri tüm kitapseverlere tavsiye ederim.Ayrıca,

Uzun zamandır kitaplığımda bekleyen bu özel kitabı okumama vesile olan, benim için çok değerli,çok kıymetli,dost ve hatta dostun ötesinde olan o çok özel insana teşekkür ederim. Artık mızıka, posta kutusunda beklemiyor...İçimde hep çalıyor. Kalbim de dinliyor. Sağolsun…

Herkese keyifli okumalar...
Bu kitabı, bir dostum iki yıl kadar önce hediye etmişti bana. Ve şöyle not düşmüştü: 'Dostluğumuzun şu kadar şu kadarıncı günü. Dostluğumuzu bu kitap anlatır. Keyifli okumalar, Sevgili Dost.'
Kitabı okuduğumda hayranı olmuş ve etkisinden uzun süre çıkamamıştım. Kitap önermemi isteyenler olduğunda bu kitabın ismini genelde vermiyorum. Çünkü bana bu kitabı hediye eden dostum (!) dostuluğumuzun baki kalmasını isterdi ve tabi en çok ben isterdim. Ancak olmadı. Bu yüzden bu kitap özel bir kitap, önermek de hediye etmek de zor geliyor bana.
Dostluk kavramının aslında yalnızca aradaki sevgi bağı değil de kuvvetli bir fikir alışverişi, duygu özverisi, saygı, hürmet ve süreklilik olduğunu öğrendim. Bu kitabın hediye edilişinden sonra bu kavramlarla daha da sıkı sarılmıştım dostluğa. Kitap bittikten sonra ve hatta dostluk bittikten sonra bile kitabın bana bir şeyler kattığını fark ettim. Meşhur bir söz: 'Dost diyebildiklerimiz, dost diye bildiklerimiz!'
Bu kitabı ve hediye edilen diğer kitapları içim kanaya kanaya, ellerim yana yana attım. Sonra tekrardan satın almaya başladım, attığım kitapları. Özellikle bu kitabı kendime hediye olarak aldım. Kendimi -haddim olmadan- kitabın yazarı gibi düşündüm. Ve o güzelim mektupları kendime yazdığıma inandırdım, kendimi. O dönemlerden kalma notlarımla kitabı epeyce bir inceledim dün akşam. Özlemişim kitabı. Özlenecek kadar mükemmel bir kitap.
Kalbinde böylesine bir sevgili dost barındırana ne mutlu!
Hayatta genelde özenle yapacağımız işler için özel bir vakit ayırmak isteriz.Bu Özel vakitte sadece bu işe odaklanmak ve uzun uzadıya onla ilgilenmek...
Benim için değerliler kategorisine girmiş bu kitabın incelemesine, geniş bir vakitte baslamak isterdim ama anladım ki o geniş vakit olmayacak bu yüzden yazıya bir arkadaşı beklerken başlıyorum.Belki de başladigim yazı bir ev dönüşü bitmiş olur. En müsait zamanin şimdiki zaman olduğuna karar verdigime göre başlayalim.Anlatacaklarim var. Benim değil aslinda onun sana anlatacakları var.Hadi kulak verelim.

Sevgili X,
Ben sevgili dost'un
Benim için yazdıklarını balkonumdaki sardunyalara menekşelere okudum hepsinin yapraklarında bir kımıltı... Yazılanların kalpten geldiğini hissetmis olacaklar ki sevgi dolu kimiltilarla cevap verdiler senin namelerine. Ben okudum onlar onlar eşlik etti.Ben okudum onlar beğendi.Balkon manzaramin karşısindaki meşe ağacı bile kulak kesildi böyle alışılmışın dışında bir naiflikle karşilaşınca.

Sana oda arkadaşımdan söz etmiş miydim.Geçen seneki değil hayır. bu seneki olanı bilmezsin büyük ihtimal .Çok tatlı biri.Sıcacık bir kalbi var.Ona da anlattim seni.beni bilirsin bir şeyi seversem sınırım yoktur.Tüm çevre ögrenir.Nitekim yine öyle oldu Yazdıklarının ruhunu o kadar sevdim ki odada hatta evde bir hafta sevgili dostlar ile başlayan pasajlar okundu.Bazen ben okudum.Bazen o .Şiir tadinda cümlelerini okurken sesimizle ona kattigimiz tonlama bize keyifli zamanlar geçirtti.
Güldürdüğü kadar düşündüren şeylerin de yok değildi.Hayır ,senin cümlelerinin ulaşmak istediği hep bir amacı vardı.Okurken hissettim ve seni çok iyi anladım.

A söylemeden geçemeyeceğim.Duvarıma astığım Erdem Bayazıd şiirlerine kapı komşusu oldu samimiyetin.Yadirgamazsin umarim yeni yerini.
Sevgi dolu kalpten sevgi dolu kalbe temas ancak böyle bir mektupla mümkündü.Teşekkür ederim.

Sevgili X
Hayat bir koşuşturmadır gidiyor ve ben de bu koşuşturmacanin bir oyuncusu oldum kısmen. Çatma kaşlarını hemen , özümü unutmamaya çalışıyorum.Başarabiliyor muyum bilmiyorum ama deniyorum.Ara sıra kapılınca yanlış yönde esen rüzgara doğruluk sayacımı yokluyor yönümü rüzgara karşı çeviriyorum. Kalbimi niyetimi sık sık yoklamam lazım biliyorum.Niyet her şeyin başı değil mi zaten!


" Şu günlerde herkes sesini duyurabilmesi için hoparlörün sesini daha fazla açması gerektiğini düşünüyor.
Bense sadece senin duyabileceğin bir sesle fısıldıyorum kulağına."
Evet sen fısıldasan bile sesinin renginden ben seni duyuyorum.Uzak olmak mesele mi ki! Birinin seni anladığını hissediyorsan yalnız değilsindir .Senin de beni anladığını biliyorum.Anlaşılmak anlaşmak ne güzel şey!

Buradaki hayatımı merak ettiğini biliyorum.Bunu sana mektupta uzun uzadıya anlatıp seni sık boğaz etmek istemem.Sadece şunu öğrendim "hiçbir şey hayali kadar güzel değil".Ama iyiki de gerçekleşen hayallerimiz var.Bu beni hayal kurmaktan vazgeçirmeyecek.Ayrıntıları yüz yüze konuşmak üzere rafa kaldırdım.

Sevgili X
Sana yazarken daldım ve ineceğim durağı kaçırdım.Ve yürümem gereken bir on dakika belirdi karşımda. Bu durum canımı sıktı mı,hayır,yaşasin biraz da olsa yağmurun altinda yürümek durumunda kalcam. Hazır kimsecikler yokken de arka fon olsun diye favorimizi açalım.Mis! O alışkanlığım hala devam ediyor.kimse yokken şarkıyı ergenler gibi hoparlöre verip yürüyorum.Aşırı keyifli vazgeçemedim bir türlü napiyim :)


Sevgili X ,
Geçen pazar bir paragrafın üzerinde uzun uzadıya düşündüm."Cahiller bilmez yarımın tamdan çok olduğunu."diyordu ya heiodos ilk anlayamadım.Sen açıklayınca kafam tasdikledi.Sonra bir cümleni okudum ve yine soru işaretleri...
"Elimiz acaba insanligin mutluluğuna mı ,yoksa sefaletine mi katkıda bulunuyor?" Kötü hissettim.sahi bizim bu dünyaya katkımız hangi yöndeydi?
Okuyunca bir an ayağa kalktım ve dışarı çıktım.Kimsesiz olmayı tercih etmiş bir banka oturdum.Tefekkür ettim.Sonra yanıma bir bayan geldi. konuşmaya başladık.O bana dertlerinı anlattı ben de ona bu şehiri neden sevdiğimi,aslında sevginin şehirle değil bizle ve insanlarla alakalı olduğunu söyledim. küçük seyyar dükkandan portakal suyu ısmarladım ona.Gülümsedim o da gülümsedi.Gülümseyince her şey daha güzeldi.

Sevgili X
Dünyada olup bitenleri görüyor musun?Duyuyor musun? Bazen hiç açamıyorum haberleri.Yine bir hüzün dalgasına kapılmamak için.Mümin dediğin ümitle korku arasında olmalı dediğini duyar gibiyim biliyorum ama bazen öyle oluyor ki umut hakkımın hepsini korkuya devrediyorum. Korkuda cok acımasız hiç bana mısın demiyor.Böyle durumlarda içim sıkılinca İnşirah okuyorum.Çünkü "kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur".Bu ayeti sen okumuştun bana.
Şaşırtıcı ama çoğu zaman aklima düşüyor sesin,yaptikların. bana fazlasıyla rol model oluyorsun haberin olsun.

Bu melankolimden sanma ki
Tamamen umutsuzum.Bilirsin biraz melonkoli hep ruhumda mevcuttur.Ama hayır,insan oldukça umut hep var.İyi insanlar var.Bunu yaşadıkça deneyimliyorum,görüyorum.
Bir yerde yanlış varsa bizim yüzümüzden ve bunu değiştirecek olanlar da biziz.Bu dünyayi yaşanilmaz hale getiren de biziz gül bahcesine çevirende.Bu yüzden güçlü olmaya çalışiyorum tıpkı senin gibi.

Kitap kalınlığındaki bu naif mektubunla beni çok mutlu ettin. Senin bir yazar kabiliyetinde olduğunu hep söylerdim.Ama bu kadar ben kokan cümleleri bir arada görmek...Beklediğim bir sey degildi.
Ben senin gibi uzun uzadıya yazamam.Bunun için kusura bakma.Hem asıl mevzuları sonraya sakladım.Kal sağlıcakla.
Sevgili dosttan sevgilerle...

Bana Bu yazı dışında bir sürü şey yazdiran sevgili dost 'iyiki okumuşum' dediklerimdensin:)
Paylaşılmayi hakeden kitaplardansın.

Sanırım yazı biraz uzun oldu okuduysan
Teşekkürler :) ve hadi okumadıysan sen de oku!
Yazarla tanışma hikayem biraz ilginçtir. 2016-2017 eğitim-öğretim senesinde okula kitabın sahibi, Ali Ural, geldi. Daha önce kitabını okumamıştım hatta ismini bile duymamıştım. Yazarımız konuşmasını güzelce yaptı ardından öğrencilerin sorularını yanıtlamaya başladı. Çoğunuzun bildiği bir internet sitesi üzerindeki amatör yazarları karaladı, hepsinin yazdıklarına "ÇÖP" tabiri kullandı. Tabii, bu konu benim biraz canımı sıktı. Bana göre hiç kimse usta bir yazar olarak gelmiyordu dünyaya çünkü.

Yazarla aramızda kısa çaplı bir tartışma geçti. Ben, amatör yazarlara da şans tanınması gerektiğini, bize hiçbir şey katmasalar bile en azından Mevlana'nın sözünü hatırlatarak (Ben edebi edepsizlerden öğrendim.) usta yazarlarımızın değerini amatör yazarların yazılarından anlayacağımızı savundum. O ise, bu işin keçiboynuzundan şeker elde etmeye benzediğini, keçi boynuzu çok yararlı olsa bile içinden şeker çıkarmaya çalışmanın saçma bir iş olduğunu savundu. Haklıydı. Ancak yine de amatör yazarlara böyle yaklaşmamalıydı.

Aradan bir yıldan uzun zaman geçti, içimde karşıt fikirlere sahip olduğum bir yazarın kitabını okumak isteği doğdu.  İyi ki doğmuş o istek, iyi ki okumuşum kitabını.

Kitapta bir dosta yazdığı 61 mektup yer alıyor. Kendi deyimiyle, "Posta Kutusundaki Mızıka" unutulan mektubun kefareti'dir. Son cümle de bu kefaretle alakalı:  "Altmış birinci mektup kefareti ödüyor."

Mektuplarda kendimden parçalar buldum, hayattan parçalar buldum, en önemlisi de sürekli hitap ettiği Sevgili Dost'un ben olduğuma inanmaya başladım. Sevgili Dost, aslında sendin. Bendim. Aslında Sevgili Dost, okuyucusuydu. Kimi zaman bize mesaj vermeye çalıştı, kimi zaman edebi zevki tattırmaya çalıştı. Kendi adıma konuşmak istiyorum, mesajların çoğunu çözebilmiş değilim. Bu amaç için daha kaç kez okumam gerekir, bunu da bilmiyorum. Bu ilk okuyuşumdu ancak özledikçe okuyacağım mektupları. Okudukça bana anlam katacağına eminim.

Amatör yazarlar hakkında fikirlerimiz bir gün uyuşur mu, bilemem. Ancak bu okur-yazar ya da okur-eser ilişkisini zedelemez, aradaki bağ farklı çünkü. Emeğine sağlık Sevgili Ali Ural, beni böylesine bir eserden mahrum etmediğin için çok teşekkür ederim.
Enfes bir kitaptı!

Kütüphaneden alıp, kitabın yarısına geldiğimde "neden kendi kitaplığıma almadım ki?" şeklinde yakınıp vicdan azabı çektiğim o güzel kitap. Üslup harika. Aynı denizin ardarda gelen o pürüzsüz, belli bir düzendeki dalgaları gibi ardarda sıralanan cümleler. Göz bebekleriniz cümlenin ilk harfini yakaladı mı, ne ara sayfanın sonuna geldiğinizi anlayamıyorsunuz. "Yahu öyle övüyorsun da, senin okuman da 6 gün sürmüş, hayırdır?" derseniz olur da, kitap çok hoşuma gittiği için hemen iade etmek istemedim kütüphaneye. Hatta kütüphaneden kaçırıp nüfusuma alasım geldi. Hala sevdiğim satırların altını çiziktiremediğim için içim acıyor...

Gelgelelim kitabın konusuna.
Farklı haberlere rastlayacaksınız kitapta. Bir de bu haberlerle ilgili, uydurulmuş öyküler.
Kitabın başlığı ilginizi çekmedi mi? Gerçekten mi? O halde bir de içindeki başlıklara göz atın. Hatta rastgele bir sayfa açıp okuyun bir öyküyü. Hâlâ fikriniz değişmediyse o zaman oturup konuşalım bu konuyu...

Uzun lafın kısası, okuyun efendim. Önünüze geçenin gözüne gözüne tutun, onlar da okusunlar...
Kitapla kalın :)
•Burada gördüğüm alıntılar üzerine kitabı okumaya karar vermiştim.
•Kitap 61 mektuptan oluşuyor. Neredeyse her mektubunda kalbinize dokunacak cümleler bulunuyor. Okuyucuyla konuşur nitelikte yazılmış,akıcı,yer yer insanı düşündüren,yaşadığımız olayları sorgulatan candan bir kitap.
• Ali Ural okuyucuya bazı şeyleri o kadar güzel yansıtmış ki hayata farklı pencereden bakmamızı sağlamış.
•Ayrıca cümleler o kadar hoşuma gitti ki bir sürü alıntı yapmaktan kendimi alıkoyamadım. Zevkle okuyabileceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
A. Ali Ural
Unvan:
Yazar,yayın yönetmeni
Doğum:
Ladik, Samsun, 1959
1959'da Samsun Ladik'te doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Ankara'da tamamladı. İlk şiiri Mavera Dergisi'nde çıktı. (1982) Yükseköğreniminin ardından bir süre editörlük yaptıktan sonra Şûle Yayınları'nı kurdu. 1989'da Merdiven Sanat isimli aylık bir sanat dergisi çıkardı. 24 sayı çıkan bu derginin yanı sıra Kitaphaber isimli iki aylık bir kitap-kültür dergisi yayınladı. Yayın yönetmenliğini de yaptığı bu dergilerde şiir, öykü ve makalelerini yayınladı. Ural'ın yayınladığı dergiler arasında bir şiir ve poetika dergisi olan Merdivenşiir de bulunuyor. (2005–2007)

2006-2012 yılları arasında Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul şube başkanlığını yapmış olan A. Ali Ural, bir dönem de Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu üyeliğinde bulundu. İstanbul Uluslararası Şiir Festivali Yürütme Kurulu üyesi olan Ural, Ejderha ve Kelebek adlı eseriyle, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2010 Deneme Ödülü'nü aldı. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi'nde “Yaratıcı Yazarlık” ve “Yazılı ve Sözlü Anlatım”, Süleyman Şah Üniversitesi'nde “Türk Dili” dersleri veren A. Ali Ural, 2012 yılının Şubat ayında birinci sayısı çıkan ve edebiyat ağırlıklı bir sanat dergisi olan Karabatak' ın yayın yönetmenliğini yapıyor.

Yazar istatistikleri

  • 683 okur beğendi.
  • 3.762 okur okudu.
  • 165 okur okuyor.
  • 2.380 okur okuyacak.
  • 52 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları