Abdülhak Şinasi Hisar

Abdülhak Şinasi Hisar

Yazar
8.2/10
102 Kişi
·
288
Okunma
·
65
Beğeni
·
3.263
Gösterim
Adı:
Abdülhak Şinasi Hisar
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
İstanbul, 14 Mart 1887
Ölüm:
İstanbul, 3 Mayıs 1963
Abdülhak Şinasi Hisar (İstanbul, 14 Mart 1887 - 3 Mayıs 1963) Çocukluğu, Rumelihisarı, Büyükada ve Çamlıca'da geçti. 1898'de Galatasaray Lisesi'ne girdi; 1905'te Fransa'ya kaçtı. Paris'te École Libre des Sciences Politiques'e devam etti. II. Meşrutiyet'in ilânından (1908) sonra Türkiye'ye döndü. Fransız ve Alman şirketlerinde, Osmanlı Bankası'nda, Reji İdaresi'nde, 1931'den sonra ise Ankara'ya yerleşerek Dışişleri Bakanlığı'nda çalıştı. 1948'de İstanbul'a döndü; Ayaspaşa'da Boğazı gören bir apartmana yerleşti. Bir süre Türk Yurdu dergisinin genel yayın müdürlüğünü üstlendi (1954-57). Cihangir'deki evinde beyin kanamasından öldü.

Edebiyata, mütareke yıllarında Dergâh ve Yarın dergilerindeki şiir, kitap tanıtma ve eleştiri yazılarıyla başladı. 1921'den itibaren İleri ve Medeniyet gazetelerindeki yazılarıyla tanındı; Ağaç, Varlık, Ülkü ve Türk Yurdu dergileri ile Milliyet, Hâkimiyet-i Milliye ve Dünya gazetelerinde yazdı. Cumhuriyet dönemi yazarı olmasına rağmen dil ve üslup açısından Meşrutiyet kuşağına bağlı kalan Hisar'ın bütün yapıtları esas olarak "hatıra"ya dayalıdır. Romanlarında Maurice Barrés, Anatole France ve Marcel Proust gibi yazarların edebiyat anlayışlarını benimsemiştir.

1942 CHP Hikâye ve Roman Mükâfatı'nda üçüncülük alan Fahim Bey ve Biz, Almancaya çevrildi (Unser Guter Fahim Bey, Çev.: Friedrich Von Rummel, 1956). Sermet Sami Uysal (Varlık Yayınları, 1961) ve Necmettin Türinay'ın (M.E.B., 1993) Abdülhak Şinasi Hisar adlı birer kitabı vardır.

Ölümünden sonra Abdülhak Şinasi Hisar: Seçmeler (Haz.: S. İleri, YKY, 1992), Geçmiş Zaman Edipleri (Haz.: T. Yıldırım, Selis, 2005) ve Kelime Kavgası: "Edebiyata ve Romana Dair" (Selis, 2005) adlı üç kitabı daha çıkmıştır.
“O zamanlarda dağınık İstanbul'un her mahallesi diğerlerine sanki hasret çekerdi ve biz İstanbul'un herhangi bir yerinde olsak başka bir semtin daüssılasını duyardık.”
İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususi boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır. Bir yıldız sönünce onlardan uzaktakiler bir şey duymaz. Hayatın ve ölümün ehemmiyeti hep nisbi ve izafidir. Bizim için ölüm, yani kendi dünyamızın ölümü kainatın en mühim hadisesidir. Fakat yakın kapı komşumuz için bizim ölümümüz pek küçük bir şeydir.
Abdülhak Şinasi Hisar
Sayfa 49 - Ötüken Neşriyat
Bir faninin öldüğüne kimse şaşırmaz ve kimse düşünmez ki o da ölümden kendisini bizim kadar uzak sanırdı. İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibi kendi hususi boşluklarında dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır.
Aynı gün içinde saatten saate değişiriz. Kaygısız bir çocuk, hırslı bir genç, uslanmış bir yaşlı adam, ve biçare bir ihtiyar olabiliriz. Aynı yirmi dört saat içinde yalnız kalmaya susar, başkalarıyla görüşmeye acıkırız.
Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden
Geçdim yine dün eski hâzan bağçelerinden
-Yahyâ Kemâl
Abdülhak Şinasi Hisar
Sayfa 87 - Yapı Kredi Yayınları
92 syf.
' Aşk imiş her ne vâr âlemde
İlim bir kîl ü kal imiş ancak '
Fuzûlî

Girişe yaraşır bir beyit oldu değil mi? :)

Bu incecik kitapta Abdülhak Şinasi Hisar kendi beğenisi çerçevesinde divan edebiyatından derlediği kısa parçalar sunuyor bize. Kimler var? Fuzûlî, Hayalî, Taşlıcalı Yahyâ Bey, Bâkî, Şeyhülislâm Yahyâ, Nedîm, Nâbî, Şinâsî, Ziyâ Paşa, Abdülhak Hamid, Nef'î, Tevfik Fikret, Yahya Kemal ve daha bir sürü...

Mısra-ı berceste denilen yani şiirdeki en güzel, çarpıcı beyit anlamına gelen beyitlere çoğumuz aşinadır. Örneğin;

"İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile" ( Neşati )

"Eyvâh ne yer ne yâr kaldı
Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı" ( Abdülhak Hamid )

"Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefâ var
Aldanma ki şâir sözü elbette yalandır" ( Fuzûlî )

Konu tabii ki genelde aşk. Divan edebiyatı günümüz şairleri arasında yerini pek bulamasa da büyük şairlerin bu muhteşem dizeleri etkisini hiç yitirmiyor.

Bol bol alıntı yapacağınız, sevdiceğinizin gönlünü hoş edeceğiniz, Cemal Süreya'dan sonra en çok seveceğiniz kitap olabilir. :)

Kitabın sonunda şairlerin ölüm tarihine göre kronolojisi yapılmış ve en son olarak dizin konulmuş.

Günümüz Türkçe'de kullanılmayan kelimelerin açıklamaları olsa imiş belki daha anlaşılır olabilirmiş. Ama oldukça sade, ince ve özenle seçilmiş beyitler içermesi Divan Edebiyatı'na ilgi duyanlar için başlangıç kitabı olabilir.

Kapanışı da yine hepimizin bildiği bir dize ile yapalım. Sevgiyle kalın.

'Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sedâ imiş!'

Not: Şapkalı harflere şapka koymak ne zormuş yahu.
136 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Bu kitabı uzun süre arayıp, aramayı bıraktıktan sonra ücra bir kitapçının tozlu bir rafında buldum. (Zaten güzel şeyler hep böyle anlarda karşımıza çıkmaz mı?.) Kitapçıya sorduğumda, kitabın 6 senedir elinde olduğunu ama hiç kimsenin almadığını söyledi ve sana 5 lira olur dedi. Hayatımda yaptığım en iyi alışveriş oldu heralde. Hiç 5 liraya ederinin bu kadar üstünde bir şey almamıştım:)

Kitaba gelecek olursak, bu kadar çok beğenmemin sebebi, anlatımın muhteşemliği oldu. İyi bir kurgu ve basit cümleler arıyorsanız bu kitap size göre değil. Ayrıca kitapta çok fazla Arapça ve Osmanlıca kelime de mevcut yani sürekli bazı kelimelerin anlamına bakmanız gerekiyor. Ben 2 sayfa cıvarında kelime not ettim.

Abdülhak Şinasi, Fahim Bey üzerinden bize hayatla, ölümle, yaşlılıkla, aşkla, insanların birbirleri hakkında verdiği hükümlerle ilgili tespitlerini süslü cümlelerle ve tam bir edebiyat şöleni içinde sunuyor. Kitap ilerledikçe daha bir hayran oluyorsunuz yazara.

Ve son olarak;
Kitabı bitirdikten sonra "Ben bundan sonra ne okuyacağım? Fahim Bey ve Biz'den aldığım edebi zevki hangi kitap bana verebilecek?" dedim. Ama zaten böyle kitaplar girmez mi arada hayatımıza? Bunlar daha fazla okumamızı sağlamaz mı?
136 syf.
·Beğendi
Bu kitabı daha önceden okumama rağmen şimdi inceleme yapma gereksinimi duydum. Çünkü bu kitap öyle bir kitap ki hazmedilmesi ve içselleştirilmesi günler belki haftalar alabilir. Bu kitap kesinlikle okunması gereken Türk Klasikleri arasındadır. Kitabın üslübü o kadar iyi ki, kitaptaki her cümle sanki size ya da bana ithafen yazılmış gibi. Bu kitap aynı zamanda insanlarla düşünsel açıdan katkı sağladığı gibi kelime dağarcığı, kelime haznesinin gelişmesi açısından katkı sağladığını, sağlayacağını düşünüyorum. Bu kitabı herkese tavsiye ediyorum. Ama şu da bir gerçek ki kitabın dili birazcık ağır. Edebi roman sevmeyenlerin ilgisini pek çekmeyebilir.
204 syf.
·5 günde
Böylesine ahenkli, akıcı ve şiirsel bir dille yazılmış çok az kitap okudum. Bazı kitaplar için bunu söylüyorum. Okuma eyleminin kendisini zevk hâline getiriyor diye. Bu da onlardan. Türkçenin nasıl güzel bir dil olduğunu ispatlayan, göze ve kulağa inceliklerini hissettiren nefis bir anlatım. Üst düzey bir edebi üslup. Hani hiçbir şey anlatmasa da okumanın keyfi için elden düşürülmeyecek nitelikte. Hani bazı kitaplar vardır. Tam bir sanat eseridir. Ama okuyan altında ezilir; aciz kalır. Bu onlardan da değil. İnsanı ezmeyi bırak üstüne alıp gezdiriyor. Tıpkı bir atlıkarıncaya binmiş gibi hissettiriyor. Ancak tıpkı atlıkarınca gibi pek bir yere götürmüyor. Roman olduğu düşünülürse bu tarz bir kitabı sevmeyecekleri sıkabilecek yönleri de var. Bir kere kitap boyunca hiç diyalog yok. İnsanların sözlerine hiç yer verilmemiş. Hiçbir olayı canlı canlı yaşatmıyor. Heyecanı yok. Bu sıkıcı gelebilir. Tamamı ilâhi bakış açısıyla bir üst anlatıcı tarafından anlatılıyor. Bir anı şeklinde yazılmış. Anlatan kişinin anıları. Sürekli bir geçmiş hissi.

Çok güçlü tasvirler var. Öyle bir manzara çiziyor ki kelimelerle, önünüze zamanın İstanbul' unu bir fotoğraf netliğiyle seriyor. Ve bu tasvirler sayfalarca sürüyor. Baş kahraman eniştenin kişiliğini, duygu ve düşüncelerini kitabın bütününe yedirerek, sanki onunla birlikte yaşayarak zamanla tanımışız hissini veriyor. Gerçek hayattaki gibi. Bu kadar uzun anlatımlardan sıkılmazsanız zevkle okursunuz. Yer yer anlatımdaki ahenge öyle kaptırdım ki kendimi, hikâye neydi, ne okuyordum unuttum gitti. Böyle kitaplar okuyunca artık Türkçe bilen kalmadığını düşünüyorum.

Not: Okuduğum kopya 1956 basımı. Bu yüzden olsa gerek günümüzle bazı imla farklılıkları var. Noktalama işaretlerinin kullanımı, ayrı-birleşik yazılan kelimeler. Zamanın matbaa teknolojisinden kaynaklanan bazı basım hataları.
68 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Yanlış batılılaşmayı Ali Nizami Bey üzerinden gördüğümüz bu romanı okuduğumuz zaman bize bir tanzimat romanıymış gibi bir his veriyor. Hayatı gösterişe dayalı Ali Bey ironik bir şekilde anltılmıştır.. güzel ve kısa bir roman . Tanık anlatıcı bakış açısıyla anlatılmıştır. Keyifli okumalar..
136 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Değerli okurlar, işte karşımızda bir edebiyat harikası vardır! Bize yabancı gelen eski kelimelere bakmayın, ama süslü dilinin muazzam ifadesine dikkatinizi çekerim. Bu zamanda böyle eserlerin hiç bulunmamasında ve geçmişte de çok az sayıda Cumhuriyet dönemi yazarının kullandığı(Sabahattin Ali gibi) bu nevi söz sanatına rastlamak taktir edersiniz ki çok büyük bir talihtir. Gerçekten de Türk edebiyatına ismini sırf şu incecik eseriyle bile altın harflerle yazdıracak olan yazarımızın bundan sonra diğer kitaplarını da okumaya gayret edeceğim. İncecik dediğime bakmayın, zira herkesin anlayabileceği tarzda bir kitap değildir. Dil ve üslup açısından başta da ifade ettiğim gibi sanatlı ve uzun cümleler, anlaşılması güç eski kelimeler, yoğun mekan ve ruh betimlemeleri içermesi bunun başlıca sebebidir. Şimdi biraz içeriğinden söz edelim.

Konu olarak; babasının arkadaşı olan Fahim Bey'in ölümünden ve onun kimilerine göre ''garip'' ya da ''gülünç'', kimilerine göre ise ''aklını yitirmiş'' ya da ''iyi huylu'' gelen yaşantısından bahseden anlatıcımızın kişisel fikirlerinden ve Fahim Beye olan yaklaşımından söz edilmektedir. Toplumumuzda onun gibi insanlar var mıdır yok mudur tartışması bir yana bırakılırsa, kendisinin gerçekten çözümlenmesi zor bir ruhsal yapıya sahip olduğu ve bu karmaşık yapıyı çözmek maksadıyla kaleme alındığı için de kitapta özellikle tercih edilen bir tip olması önemlidir. Yani yazarın amacı benim kanaatimce yarattığı kişiliğin gerçeklikle ilişkisinden ziyade psikolojik ve ruhsal yapısını irdelemektir. Nitekim gerçekten anlatıcının psikolojik bir takım tahlillere girişmesi bunu ispatlar ve bizim de bu durumda toplumsal gerçekliğe göre değerlendirmemiz doğru olmaz. Fahim Bey'in nasıl bir kişilik olduğunu kitabın sürprizi kaçmasın diye söylemeyeceğim.

Kitap size bir roman değil de daha çok hatıra gibi gelecektir. Zaten yazarın diğer kitaplarına da bakarsak bu türe daha yatkın olduğunu görürüz. Okurken hiç sıkılmayacağınızı ve kendinizi yaşanan olaylar karşısında ara ara Fahim Bey yerine koyacağınızı düşünüyorum. Bence romanların en iyi taraflarından birinin de bize farklı kişilikleri tanıtmasıdır diye düşünüyorum ve bu düşüncelerle iyi okumalar diliyorum.
136 syf.
·Beğendi·10/10
Artık basılmayan bu kitabın, kitap satış sitelerinde aradığımızda TÜKENDİ ibaresiyle karşılaşıyoruz.Kitabın kahramanını değerlendirdiğimizde,topluluğumuzda Fahim Bey'lerin de TÜKENDİğinin farkına varıyoruz.
95 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Bu kadar duygu yoğunluğunun içinde nereden başlanır ki?
Rastgele önüme çıkan bir eserdi. Abdülhak Şinasi Hisar diye bir yazarın varlığından dahi haberim yoktu ve ne çok şey kaçırmışım dedim. Türk Edebiyatı önerileri adı altında bir süre liste varken bunların hiçbirinde yazarın kitaplarının olmaması ne üzücü. O listelerde güzel eserler yok demiyorum ama tanınması gereken daha birçok yazarın bulunduğunu gözden kaçırmamalıyız. Bunu da iliştirmiş olayım.

Herkesin içinde bir İstanbul sevgisi vardır diye düşünüyorum. Daha önce ne İstanbul' a gittim ne de yazarın yazdığı dönemde yaşadım. Buna rağmen nasıl oluyorsa İstanbul' un o tarih kokan dönemlerine ait bir özlem benim de içimi kasıp kavuruyor.
Yazar öyle anlatmış ki, ben yazdıklarını okumadım da yaşadım sanki. Kimilerine abartılı gelecek cümleleri benim ruhumda hayat buldu.
Yazılanları sadece Boğaziçi, Yalılar olarak da düşünmedim. Bence bütün evreni aynı o şekilde duymamız gerekli. Hissetmemiz gerekli. Güzel bakmalıyız her şeye; ağaca, çiçeğe, güneşe, denize, buluta, maviye... Bize anlatmak istediklerini dinlemeliyiz.
Sonlara doğru her ne kadar hüzünle dolsam da içimi coşkuyla kaplayan bir eserdi. Herkes mutlaka okumalı, tadına vara vara.
95 syf.
Nasil daha once okumamisim..Yazarin dile hakimiyeti oyle guclu ki,Bogazici yasamini her yonu ile okuyucuya geciriyor.O zamanlarda yasamis ve eski Istanbul’u ,onun adetlerini ve yasam bicimini daha ozumsemis hissediyorum.
223 syf.
Yazarın okuduğum dördüncü kitabı. Yine bu kitabında da şiirimsi bir dil kullanmış ki belki de okumadığım kitapları da öyledir. Yapı Kredi Yayınları yazarın fotoğrafının olduğu bir kitap ayracı ile kitabı satıyor ki kitabı okurken ayracı masanızın üstüne bıraktığınızda, sık sık yazarla göz göze geliyorsunuz. Bu ister istemez stres yapıyor. Adam gibi oku dercesine bakan yazarın fotoğrafını gördükçe böyle duygu yüklü cümleleri kuran insanla hayalimde canlandırdığım insanın örtüştüremediğimi de söylemeden edemeyeceğim. Roman dan çok bir anlatı tarzı var ki, kitabın içinde de anlatıcı rolündeki yazar hatıralarımı yazıyorum diye bir cümlede sarf ediyor. İstanbul’un Çamlıca’sını ilmek ilmek tasvirleyen yazar, bir dönemin belli bir statüye sahip insanın -Hacı Vâmık Bey- yaşantısını, yaşantısındaki garipliklerini, hafif alaya alarak, tüm gerçekliğiyle gözler önüne sermektedir. Kitabın son bölümlerinde yazarın dili daha Türkçeleşmekte ve ders verici nitelikte bölümlerle birlikte müthiş finale imza atmaktadır. Kanımca kitabı okuyanların etkilenme dereceleri yaşları ile doğru orantılı olacaktır. Yaş olgunluğu daha yukarıda olan okuyucular daha fazla etkileneceklerdir. Hatta gençler sıkılabilirler de. Lakin bu benim görüşüm, tamamen yanılıyor da olabilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Abdülhak Şinasi Hisar
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
İstanbul, 14 Mart 1887
Ölüm:
İstanbul, 3 Mayıs 1963
Abdülhak Şinasi Hisar (İstanbul, 14 Mart 1887 - 3 Mayıs 1963) Çocukluğu, Rumelihisarı, Büyükada ve Çamlıca'da geçti. 1898'de Galatasaray Lisesi'ne girdi; 1905'te Fransa'ya kaçtı. Paris'te École Libre des Sciences Politiques'e devam etti. II. Meşrutiyet'in ilânından (1908) sonra Türkiye'ye döndü. Fransız ve Alman şirketlerinde, Osmanlı Bankası'nda, Reji İdaresi'nde, 1931'den sonra ise Ankara'ya yerleşerek Dışişleri Bakanlığı'nda çalıştı. 1948'de İstanbul'a döndü; Ayaspaşa'da Boğazı gören bir apartmana yerleşti. Bir süre Türk Yurdu dergisinin genel yayın müdürlüğünü üstlendi (1954-57). Cihangir'deki evinde beyin kanamasından öldü.

Edebiyata, mütareke yıllarında Dergâh ve Yarın dergilerindeki şiir, kitap tanıtma ve eleştiri yazılarıyla başladı. 1921'den itibaren İleri ve Medeniyet gazetelerindeki yazılarıyla tanındı; Ağaç, Varlık, Ülkü ve Türk Yurdu dergileri ile Milliyet, Hâkimiyet-i Milliye ve Dünya gazetelerinde yazdı. Cumhuriyet dönemi yazarı olmasına rağmen dil ve üslup açısından Meşrutiyet kuşağına bağlı kalan Hisar'ın bütün yapıtları esas olarak "hatıra"ya dayalıdır. Romanlarında Maurice Barrés, Anatole France ve Marcel Proust gibi yazarların edebiyat anlayışlarını benimsemiştir.

1942 CHP Hikâye ve Roman Mükâfatı'nda üçüncülük alan Fahim Bey ve Biz, Almancaya çevrildi (Unser Guter Fahim Bey, Çev.: Friedrich Von Rummel, 1956). Sermet Sami Uysal (Varlık Yayınları, 1961) ve Necmettin Türinay'ın (M.E.B., 1993) Abdülhak Şinasi Hisar adlı birer kitabı vardır.

Ölümünden sonra Abdülhak Şinasi Hisar: Seçmeler (Haz.: S. İleri, YKY, 1992), Geçmiş Zaman Edipleri (Haz.: T. Yıldırım, Selis, 2005) ve Kelime Kavgası: "Edebiyata ve Romana Dair" (Selis, 2005) adlı üç kitabı daha çıkmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 65 okur beğendi.
  • 288 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 261 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları