Abdülvehhab Öztürk

Abdülvehhab Öztürk

YazarÇevirmen
8.8/10
39 Kişi
·
109
Okunma
·
3
Beğeni
·
874
Gösterim
Adı:
Abdülvehhab Öztürk
Unvan:
Doç.Dr. yazar
Doğum:
1940
Ölüm:
2014
1940 yılında Gaziantep'te doğan Abdülvehhab Öztürk, 17 yaşına kadar özel klasik medrese eğitimi gördü. 1962'den itibâren imâm-hatîblik yapmaya başladı. Bu görevdeyken sırasıyla ilkokul, ortaokul, imâm-hatîb okulu, imâm-hatîb lisesi ve devlet lisesini dışarıdan bitirdi. 1972 yılında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'ne kaydolan Öztürk, bu fakülteden 1978 yılında mezûn olarak Ankara Müftü Yardımcılığı görevine atandı. Bu arada, 1983 yılına kadar Hanefî fakîhi el-Hassâf üzerine bir de doktora çalışması gerçekleştirdi. Ardından, Diyânet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu raportörlüğü görevinde bulundu. Bu dönemde Türkiye'nin Kopenhag Büyükelçiliği'nde sosyal yardımcı/half diplomat statüsünde hizmet verdi. Yurda dönüşünde devlet hizmetinden emekli oldu. 1989 yılında emekliliği durdurularak Ankara Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Arab Dili Eğitimi bölümünde 11 yıl boyunca klasik ve modern Arabca dersleri okuttu. 1999 yılında bu görevinden de emekli oldu. Bu tarihten sonra pek çok değerli eseri günümüze kazandıran, Abdülvehhab Öztürk 22 Şubat 2014'de Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
3000 syf.
Beydavî merhum, bu kıymetli eserinin mukaddimesinde diyor ki: İlimlerin kadr ü kıymetçe en büyüğü, şeref ve adaletçe en yükseği tefsir ilmidir. Bu, dinî ilimlerin başı ve reisidir. Şer’-i şerif kaidelerinin binası ve anasıdır. Tefsir yazmaya tefsir hakkında söz söylemeye o kimse layıktır ki, dinî ilimlerin hepsinde, usul ve furuunda akranından üstün ola. Arabî sanatların, edebî fenlerin bütün nevilerinde yüksek bir mevki sahibi ola.
Şu kadar var ki iktidarımın noksanı buna girişmemi engelliyor, bu makamda durmaktan beni men ediyordu. Ta ki istihare ettikten sonra mazhar olduğum doğuşlar sayesinde tereddütten kurtuldum ve tamam edince de Envarü’t – tenzil ve Esrarü’t – te’vil (tenzilin nurları ve tevilin sırları) adını verdim.
200 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10
Çok geniş kapsamlı bir konunun dar bir alanda konuşulması veya anlatılmaya çalışılması biraz zordur. Fakirlik Problemi Karşısında İslam adlı kitap da bu bağlamda değerlendirilebilir. Akademik anlamda değil, herkes anlasın diye genele yazılmış. 'Fakirlik' kavramı 'İslam'la' açıklanmaya çalışılıyor. Kitap 1966 yılında Arapça yayımlandıktan sonra 1970'lerin ortalarında Türkçeye tercüme edilmiş. Çeviri dili çok eski. Kitabı arşivimden çıkardım. Kullanılan dil açısından biraz ağır, anlaşılmayan çok yer var. Kitapta hatalı kelime, cümle sayısı da fazla. Hiç düzeltme yapılmadan o şekilde baskıya verilmiş. O yüzden okuması biraz zor.

Peki kitap neyi anlatıyor kısmına geldiğimizde ise dikkat çekici bir başlığa sahip olduğunu söyleyebilirim: Fakirlik Problemi Karşısında İslam. İsim okutturuyor, okumak istiyorsunuz. Şimdi kitabın yazıldığı dönemde bunu okuyanla, şu an bunu okuyanlar arasında çok farklı düşünceler ortaya çıkabilir. Bu kitap bir çerçeve çiziyor. Toplumun sağa-sola çarpılmadan ve dinden uzaklaşmadan, sosyal yardımlaşma unsuru olarak sadaka, zekat ve zekatın Kur'an'daki yeri konularından hareketle bir yol haritası çiziyor.

Öncelikle fakirliğin kader olmadığını belirtiyor. Ama 'kader' diyerek kenara çekilenler olduğu gibi bu düşünceyi savunan akımların da (örn. Cebriyecilik) olduğunu ifade ediyor yazar.

Yazıldığı dönem içinde, sosyalizmi, komünizmi ve kapitalizmi İslam'la kıyaslayıp, beşeri sistemlerin eksikliğinden ve hatalarından bahsediyor.

Sonra İslamiyet'e göre 'fakirlik', 'zenginlik' kavramları ile konu başlıyor. Fakirliğin İslamiyette hiçbir şekilde 'övülmediğini', aksine fakirliğin hem aile hem de toplum için zararlarından bahsederek, toplumun kendi içinde bunu dini referansla çözüme ulaştırması gerektiğini ifade ediyor.

Zekatın toplumsal öneminden bahsettikten sonra, dayanışma için de gerekli harç olduğunu özellikle belirtiyor.

Fakirliği yenmek için kullanılan bireysel yol olarak çalışmak öneriliyor. Hindistan'da olduğu gibi veya İslam dışı kültürlerden İslamiyet'in uygulama sahasına sokulan çeşitli 'kaderimse çekerim' babında bir şeylerin İslam'da olmadığını söylüyor.

Yoksulluğun esas sebeplerinden biri de malın/servetin bir yerlerde toplanması ve dağıtılmaması olabilir mi? Örneğin, servetlerine servet katan kişilerle, hemen yanı başında bir damla suya muhtaç olan insanlar hangi ortak paydada nasıl buluşacak? İslamiyet 'paylaşmayı, bölüşmeyi' söylediği halde bu kadar zıtlığın olması dinden mi yoksa o dinin emirlerini yerine getirmeyen insanlardan mı kaynaklı?


Bu kitabı okumamın sebebi ise güzel ve etkili bir başlığa sahip olması. Niçin günümüzde bile bu kadar yoksul var. Aklın alamayacağı kadar servete sahip olan kişilerle, kuru soğana muhtaç duruma getirilmiş insanların arasında ne fark var? Din mi bu çelişkiyi sağlıyor yoksa, kendilerine bir din oluşturup bu farkı insanlar mı ortaya koyuyor. Fakir insan mı fakir olmayı istiyor yoksa var olan yapı mı onu bu duruma getiriyor. Bir yanda petro-dolarla zevk-ü sefa içinde yaşam sürenlerle, diğer tarafta bir yudum suya muhtaç olan insanı, din nasıl ortak paydada buluşturabilir. Peki dinin bu duruma söyleyeceği bir şey var mı? Evet, var. Din, kesin hatları çizmiş ama insan, burada da işine geldiği gibi davrandığı için Fakirlik Problemi Karşısında İslam, İslam dini var olduğu sürece soru olarak ortada duracak.

Fakir insanların fakirlik kaderi mi? Zenginlik kader mi? İslamiyet'te servet büyütmek var mı? Varsa kıstası nedir? Zekat nedir, ne değildir? Kimlere farz ve nasıl verilir? Örneğin, Suudi Arabistan, elindeki muazzam parayı hem kendi (S. Arabistan'ın her tarafı aynı değil. Özellikle belli şehirler de zenginlik yaşanırken, Şiilerin olduğu yörelerde (petrolün bulunması biraz değiştirdi hayatlarını) fakirlik daha fazladır) halkına hem de muhtaç durumda olan insanlara çeşitli yollarla yardım etse olmaz mı? Ya da ülkemizde, Ramazan ayında sahneye çıkan, hem Hz. Ömer'i örnek gösterip, onun adaletinden, yaşamından, yönetiminden bahseden hem de çuvalla parayı götürenler o örnek verdiği yaşamla kendi yaşamını nasıl bağdaştırıyor.

İslamiyet'te 'para biriktirme' hükmü nedir? Yardım kime edilir? Kısaca, yoksulluğun çözümünde İslamiyet nasıl bir yol çiziyor. İşte bu soruların cevabını aramak için bu kitabı okumaya başladım.

Kitabın 'İçindekiler' kısmında:
++ Fakirlik karşısında insanların durumu
++ İslamiyetin fakirlik hakkındaki görüşü
++ Fakirliği tedavide İslamın çareleri
++ İslamın fakirliği mağlup edişinin hülasası


Yazar önsözde Zekat üzerine bir kitap yazdığını ve bu kitabın da onun içinden alınmış bir bölüm olduğunu ifade ediyor. Zaten 'Zekat' konusu tam irdelenmeli. Hep dışlanan, yok sayılan, görmemezlikten gelinen, ikincil duruma itilen zekat kavramı üzerine biraz durulsa çok daha iyi ilerleme olacağını düşünüyorum. Dini sadece 'namaz ve oruç'a indirgeyen zihniyet zekat konusu gelince çok fazla üzerinde durmaz. Çünkü bir tarafta öteki dünyanın kapısını açmak için namaz ve oruç kullanılırken diğer yanda ise bu dünyanın malını başkasıyla paylaşmaya yanaşmaz. Paylaşma ile elde edeceği fayda kendince diğerlerinden az olacağının hesabını yapar. Örnek: Çevremize bakalım.

Yazar kitap boyunca izleyeceği yolu anlatıyor. Zaten 'içindekiler' kısmı o yolun çizgilerini oluşturuyor. İslam hukuku açısından zekat kavramından yola çıkarak fakirlik üzerine söylenen Ayet ve hadisler eşliğinde durum okuyucuya aktarılıyor.

İnsanlık tarihin de bu fakirlik kavramı hep olmuştur. Bunun çözüm yolu olarak da bir takım sosyal, siyasal veya dini çözümler de sunulduğu olmuştur. Tarih boyunca buna çözüm bulmaya çalışan, örneğin Eflatun'un çözümünden, günümüze gelene kadar çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. Yazar daha önsözde İslam dışındaki tüm düşünce yapılarının hepsinin 'boşa çıkmış tecrübelerden başka bir şey' olmadığını ifade ediyor.

Yazar kendisinin 'yeni bir din anlayışı getirmediğini ve bu şekilde düşünülmemesi gerektiğini sadece İmamı Azam Ebu Hanife, İmamı Malik ve diğer imamları anladığı şekliyle bir çözüm' sunacağını ifade ediyor.

İslam'ın fakirlik karşısında çözümü, fakirlerin haklarına yönelik uygulama ve çarelerine yönelik tutumu şu anki tüm siyasi, askeri, dini yönetimlerin çok çok üstünde olmasına rağmen günümüzde bile hala bu sorun yaşanıyorsa, o zaman mesele dini mi yoksa insani mi diye bir soru sormak gerekir. Eğer sorunun kaynağı insansa, bu dinler niçin gelmiş? İnsanların daha huzurlu, mutlu, hak, hukuk, adalet içinde temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almak için değil mi? İslami yönetim var mı, yoksa niye yok gibi sorular da arka arkaya geliyor. Yazarın dediği gibi, 'bu sağcı, solcu diğer tüm doktrinlerin görüşlerine muhaliftir. O tek başına apayrı görüştür (s.9)

Fakirliği öven, methiyeler düzen batıl dinler olabilir ama İslamiyet'in övmediği hatta sorunların en temel kaynağı olarak gördüğü 'fakirliği' birilerinin yüceltmesi, İslamiyet'ten çok kendi oluşturdukları bir dini düşünceden kaynaklıdır, diyor. Hatta kendisinin bile 'fakirliği öven, zenginliği yeren eski bir metni okuduğunu hatırladığını söyleyerek, 'fakirlik edebiyatı', tarihi geçmişinin çok eskilere dayandığını da dolaylı bir şekilde anlatıyor.

Cebriyecilikten bahsediyor. Genel anlamda kaderin değil, tüm fiil ve işlerin de Allah tarafından kesinlikle önceden tayin edildiğini, insanın bu konuda hiçbir iradesi olmayacağına inanılan, kaderci bir görüş. İnsanın fakirlik karşısında hiçbir şey yapamayacağını ve bunun takdir-i ilahi olduğunu bir çeşit 'varsa kaderimde çekerim' ilkesinden hareketle fakirlik karşısında bir çözüm yolu bulmak yerine 'kanaat etmenin' doğru olduğunu savunulur. Tabi, bunun tarihi köklerini inceleyip, neden bu şekilde söylendiği ayrıntılı bir şekilde araştırılmasında fayda var.

Cebriyecilerin ilginç bir yanı ise zenginliğe, israfa ve lükse önem vermeden sadece fakirlere nasihat ederek, bu senin kaderin buna razı ol, başka bir şey isteme şeklinde görüş bildirmeleri gözüküyor.


Cebriyecilerden farklı grupların varlığına da işaret eder. Örneğin, zenginlere yönelik çağrı da bulunan gruplardan bahseder. Fakirlere sadaka verin, bağışta bulunun ve yardım edin ki, hayır dualarını alasınız şeklinde ifade de bulunur. Hatta, eğer fakirlere yardım etmezlerse, cehenneme gidecekleri telkininde bulunarak, zoraki bir eylemde bulunmalarını sağlarlar.

İslamiyet'in fakirliğe öven, kutsallaştıran bir yönü yok. Özellikle Hind fakirizmi, Hıristiyan ruhbanlığı ya da buna benzer görüşler reddedilir. Hatta fakirliğin övüldüğü bir Kur'an ayeti ya da Hz. Muhammed'e atfedilen bir hadisin olmadığını anlatır.

Zekat, dünyada ilk sosyal yardımdır. İslamiyet'te zekatın (toplum içinde çeşitli buhran ve sorunların üstesinden gelecek paylaşım aracı) önemi, toplum düzenine olumlu ve olumsuz yapacağı katkı dolaysıyla çok önemlidir. Yardımlaşmanın önemi, faydası ve bunun neticesinde önce o bölgede daha sonra diğer bölgelerde yayılacak refahın öncü etkenlerinden biridir.

Çözüm önerisinde, kişisel olarak çalışmayı, toplumsal olarak da zekatı öne sürüyor. Ana başlık olarak şunları diyebiliriz:

++ Kaderimde fakirlik varmış diyerek, kös kös oturmak olmadığından bahsediyor.
++ Fakirlikten kurtulmanın yegane yolunun çalışmak olduğundan bahsediyor.
++ Çalışmaya, beceriye, imkanlara bağlı olarak bazı kişilerin daha fazla kazanabileceklerinden bahsediyor.
++ Sadece bir köşeye çekilip, 'dua' etmekle fakirlikten kurtulamayacağından bahsediyor.
++ İslamiyette fakirliğin hiçbir zaman övülmediğinden bahsediyor.
++ Fakirliğin övülmesi sonucu, öteki dünyada çok daha iyi şartlarda yaşayacaksın düşüncesinin sadece ilkel din ya da onlardan İslamiyet'in içine sokulmuş hurafelerden ibaret olduğundan bahsediyor.
++ Çalışmanın ve helal kazancın her daim övülmesinden bahsediyor.
++ Kazancın iyi ise bunu paylaşmaktan da çekinme; altın, gümüş veya başka bir şeye servetin gömülmesini ve bunun üstünlük unsuru olarak sunulmasına karşı çıkıldığından bahsediyor.
++ Kendisine nimet ve varlık verilenlerin bunların kendilerine 'emanet' verildiğini unutmaması gerektiğinden bahsediyor.
++ Ticaret hayatı içinde ticari kurallar çerçevesinde yapılacak alım-satımın yasaklanmadığından bahsediyor.
++ Servetin birilerinde aşırı derecede yığılmasının toplumun sosyal olarak bozuntuya uğratacağından bahsediyor.
++ Yine birilerinde birikmiş servetin 'dini' inancı kısmında insanlarda zafiyete uğratabileceğinden bahsediyor.


Bu kitabı ancak sahaflarda bulabilirsiniz. Ayrıca hem dil olarak hem de yazım hataları yüzünden okuması biraz sıkıntılı bir durum. Eğer yeni baskıları yapılırsa bu çeviri yok sayılıp tamamen baştan ve anlaşılır bir dil ile tercüme edilebilir.
Kitap 1970'li yıllarda 2 baskı yapmış. Birinci baskı 1975 yılına aitken, ikinci baskının tarihi yok. Kapakları farklı. Yazar hakkında özellikle bir görüş bildirmedim.

Bu kitabı 22-26 / Ağustos / 2018 tarihinde okudum. İnceleme yazısı ve siteye eklenmesi ise 10 / Mayıs / 2019 tarihinde gerçekleşti.
400 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Allah hayatın anlamıdır ve O'na iman etmek hayatın şah damarından tutmak demektir. İmansız hayatların ne kadar kof, ne kadar boş ve anlamsız; imanlı hayatların ise kat be kat anlamlı, huzurlu, hedefini ve dahi istikametini en doğru bir şekilde bulan saadetli bir hayat olduğunu; yazar alanında yetkin bir uzman üslubuyla başarılı bir şekilde kaleme almıştır. Kitapta en çok göze çarpan özellik; yazarın tezlerini savunurken genellikle İslam kültür ve medeniyetinden değil de batı kültür ve medeniyetinden alıntılar yapmasıdır. Yazar bir nevi onların silahlarıyla onları vuruyor. Güzel bir yöntem olsa da hakiki bir müminin ötekinin tezinin yanlış olduğunu ispatlayarak imanının artmasını umması isabetli bir yöntem olmasa gerektir. Elbette ötekilerle en güzel şekilde mücadele(Nahl:125) olmalı ve bunun gayesi onlara iman şerbetini içirmek olmalı. Yoksa "onu alt edeyim de ne kadar doğru olduğum bilinsin ve imanım artsın" diye değil. Hakiki bir mümin için her ALLAH demesi imanının artmasına kafi değil mi?..
Yine yazar İslam dünyasının bu kadar geri kalmışlığını imanın anlamının tam olarak anlaşılamamasına bağlıyor. Tekrar o anlamı yakalarsak, yani hayatın şah damarından tutarsak İslam ümmetinin izzetli günlerine tekrar ve belki de daha görkemli bir şekilde ulaşmış olacağız.
Kalp atışlarımı duyabildiniz mi?..
144 syf.
·9/10
Beni etkileyen nadir eserlerden birisidir.Elinizden bırakmak istemiyorsunuz sanki Geylani Hz. ile sohbet ediyormuşsunuz hissi uyandırıyor. Tamamen aslına uygun, şirkten uzak bir anlatım içeriyor, ön yargı ile yaklaşmıştım fakat yanılmışım. Adeta bir öğüt,nasihat kitabı, her sayfasında incelikler hayatımızda belimizi doğrultacak nasihatler yatıyor.Tavsiye ederim
6000 syf.
·Beğendi·9/10
Hadis istilahi olan HAFİZ 100.000 hadisi sened ve metin ile ezbere bilene denir.İşte ibn kesir bu ilim ilenbizlere kuran tefsirini hadislerle sunmakta.Degerli bir alimin degerli bir eseri
Hadis-i şerifiyle, kıssasıyla, sureler arası kurulan irtibatlarıyla çok faydalı bir tefsir. Arapça bilenler için de gayet fasih bir şekilde yazıldığı için kolayca okunabilir.
Kevser
Kevser Büyük Kuran Tefsiri'yi inceledi.
@kevseryilmaz·04 May 2018·Kitabı okumadı
Rivayet tefsirinin güzel örneklerinden.. Açıklayıcı tavrının yanı sıra kelime tahlilleri üzerinde durması insanin ufkunu açıyor. Bir surenin tefsirini okurken hem dirayet hem de rivayet tefsirlerinden birer örnekle birlikte okumanın daha faydalı olacağı kanaatindeyim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Abdülvehhab Öztürk
Unvan:
Doç.Dr. yazar
Doğum:
1940
Ölüm:
2014
1940 yılında Gaziantep'te doğan Abdülvehhab Öztürk, 17 yaşına kadar özel klasik medrese eğitimi gördü. 1962'den itibâren imâm-hatîblik yapmaya başladı. Bu görevdeyken sırasıyla ilkokul, ortaokul, imâm-hatîb okulu, imâm-hatîb lisesi ve devlet lisesini dışarıdan bitirdi. 1972 yılında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'ne kaydolan Öztürk, bu fakülteden 1978 yılında mezûn olarak Ankara Müftü Yardımcılığı görevine atandı. Bu arada, 1983 yılına kadar Hanefî fakîhi el-Hassâf üzerine bir de doktora çalışması gerçekleştirdi. Ardından, Diyânet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu raportörlüğü görevinde bulundu. Bu dönemde Türkiye'nin Kopenhag Büyükelçiliği'nde sosyal yardımcı/half diplomat statüsünde hizmet verdi. Yurda dönüşünde devlet hizmetinden emekli oldu. 1989 yılında emekliliği durdurularak Ankara Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Arab Dili Eğitimi bölümünde 11 yıl boyunca klasik ve modern Arabca dersleri okuttu. 1999 yılında bu görevinden de emekli oldu. Bu tarihten sonra pek çok değerli eseri günümüze kazandıran, Abdülvehhab Öztürk 22 Şubat 2014'de Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 109 okur okudu.
  • 34 okur okuyor.
  • 123 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.