Adelbert Von Chamisso

Adelbert Von Chamisso

Yazar
7.8/10
183 Kişi
·
551
Okunma
·
23
Beğeni
·
1.459
Gösterim
Adı:
Adelbert Von Chamisso
Unvan:
Yazar
Doğum:
30 Ocak 1781
Ölüm:
21 Ağustos 1838
Berlin romantikleri arasındaki en yetenekli şairlerden biri, yazar ve bilim adamı. Faust’u andıran Peter Schlemihls wundersame Geschichte (1814; Peter Schlemihl’in Garip Öyküsü) adlı masalı en ünlü yapıtıdır.Fransız Devrimi’nin terör ortamından kaçan ailesi, Chamisso dokuz yaşındayken Berlin’e sığındı. Chamisso, anadili Fransız- canın yerme Almanca kullanmaya başladı. İlk yapıtlarını 1804-06 arasında, kendisinin de yayın yönetiminde yer aldığı Berliner Musenalmanach’ta yayımladı. 1804′te, Berlin romantiklerinin toplandığı Kuzey Yıldızı Birliği (Nordsternbund) adlı derneği kurdu. 1807-08′de Fransa ve İsviç-re’yi dolaştı; bu sırada Madame de Stael’in çevresindeki edebiyatçılar topluluğuna katıldı.

Chamisso’nun en ünlü yapıtının kahramanı Peter Schlemihl’in öyküsü gerçekte alegori yoluyla vatansız bir adam olan Chamisso’nun kendi siyasal yazgısını dile getirir. Gölgesini Şeytan’a satan Schlemihl, karşılı-ğında hiç tükenmeyen bir para kesesi alır. Ama gölgesiz bir insanın umulmadık güçlüklerle karşılaşacağını çok geçmeden anlar. Gene de Şeytan’ın yeni önerisi üzerine gölgesiyle ruhunu takas etmeye yanaşmaz; bir adımda yedi fersah yol alan bir çift çizme giyerek, ilk takasta yitirdiği iç huzurunu yeniden bulmak için dünyayı dolaşmaya çıkar.Chamisso’nun, Robert Schumann’ın bestelediği Frauenliebe und Frauenleben (Kadınların Aşkı ve Yaşamı) gibi ilk şiirleri, dönemin Alman romantik şiirine özgü naif bir üslupla yapmacıksız duyguları betimli-yordu. “Vergeltung” ve “Salaş y Gomez” gibi öykülü baladları ile şiirlerinde ise kimi zaman olağandışı ve dokunaklı konuları işledi. Ama şiirleri zamanla daha gerçekçi bir çizgiye yöneldi ve Heinrich Heine’nin övgüsünü kazandı. Bu dönemdeki şiirlerinin çoğunda, 1838′de yapıtlarını çevirdiği Fransız şair Pierre-Jean de Beranger’nin siyasal şiirlerini örnek aldı. Beranger’den yaptığı çeviriler ve onlara öykünen kendi şiirleri Alman edebiyatına siyasal lirizm öğesini getirdiği için, birçok eleştirmen Chamisso’yu 1840′lann siyasal şiirinin habercisi sayar.Chamisso, yumuşakçalarda eşeyli ve eşeysiz üreme biçimlerinin birbirini izlemesini

konu alan araştırmalarıyla bilim adamı olarak da ün kazanmıştı. Ayrıca, Güney Asya dilleri üzerine çalışmalarıyla da ünlü bir filologdu. Dünya çevresinde yapılan bilimsel bir keşif gezisine botanikçi olarak katılan Chamisso’nun (1815-18) sefer sırasında tuttuğu günlük Reise um die Welt mit der Romanzoffischen Entdeckungs-Expedition (1821; Romanzov Keşif Ekibiyle Dünya Çevresinde Yolculuk) bu türün klasikleri arasına girmiştir.
Demir zincirlerle sımsıkıya bağlanmış olan bir kimseye kanadın yararı olur mu? O, bu kanatlara karşın, hem de daha korkunç bir biçimde, umutsuzluğa düşer.
Sevgili dostum, hafiflik ederek ayağını doğru yoldan dışarı atan bir kimse, farkında olmadan başka yollara sapar ve bu yollar onu aşağı, hep aşağı götürür. Ondan sonra gökyüzündeki yol gösteren yıldızların pırıltısına boş yere bakar.
Ben orada, banyolarda trajik bir kahraman rolü oynayacaktım. Kötü ezberlediğim bu rolde, sahnenin acemisi olduğum için, oyunu bırakarak seyirciler arasındaki bir çift mavi göze tutuldum.
94 syf.
·2 günde
Muh-te-şem!

Bir masal havasında başlayan öykü, birbirinden güzel metaforlarla an be an daha da ilgi çekici hale gelerek ters köşe bir sonla bitiyor.

Öyküye baktığımızda daha önceleri felsefeyle ilgilenmiş ancak vicdanını servete satmış bir adam olan Peter Schlemıh, günün birinde fakir bir halde yeni geldiği şehirde kardeşinden mektup getirdiği ünlü zengin gri ceketli adamla bir anlaşma yapar. Bu anlaşmaya göre, içinden istediği kadar altın çıkacak olan bir keseye karşılık gölgesini adama satar. Gölge çok basit görünse de insanlar gölgesiz ama zengin adamı dışlarlar. Kitabın heyecanını kaçırmamak için burada kesiyorum devamını anlatmayı.

Kitaptaki yardımcı fikirler ve metaforlar:

* Gölge: Kitap boyunca sanki şerefi simgeler gibi anlatılsa da en son cümlede tam tersine şeref olmayıp “şan, şöhret” olduğunu farkeder insan. İnsan şöhretini ne kadar büyütürse çevresi tarafından o kadar fazla kabul görür. Para şöhretin eksikliğini kapatmakta faydalı da olsa yeterli değildir. Şöhreti olmayan, çevre tarafından kabul görmeyen kişi ne kadar iyi veya zengin olsa da yok hükmündedir. Ne acı!

* Para: Öyle bir göz bürüyen yapısı vardır ki gri ceketli adam gibi görünen şeytanın en iyi silahıdır. İnsanlar para söz konusu olunca, kişinin yüzüne bakmaya veya onu tanımaya bile gerek duymazlar. Gri ceketli adamı hatırlayan kimse olmamasına rağmen altınlarla yapılan veya alınan şeylerin hatırlanması buna çok iyi bir örnektir. Öte yandan altınlara köle olacak kişileri seçer gri ceketli adam kılığındaki şeytan. Halbuki altınlardansa iyiliği düşünen yardımcı Bay Hendel’e sokulmaz şeytan. Neden? Çünkü Kont Peter daha önce de servet karşılığında vicdanını satabilmiştir. Oysa ki Bay Bendel, efendisi uğruna şeytanı öldüresiye dövmekten çekinmeyen iyi yürekli, sadık bir adamdır. Şeytan ona karşılık bile vermez. Neden? Şeytan insanın içindeki hırslara göre yaklaşırken, içi iyilikle dolu olana karşı boynu eğiktir. Bu saptama çok etkileyiciydi! Ne zaman ki Peter Schlemıhl, altın kesesini fırlatma cesaretine kapılır o zaman şeytandan sonsuza kadar kurtulur ve huzura erişir.

* Gri ceketli adam: Şeytandır. Şeytan kötü görünür ama dürüsttür. Eğer insandaki kötülüğü canlandıracağını görürse elinden geleni yapar. Peter kendini aklamaya çalışırken onun yüzüne tokat gibi çarpar yaptığı kurnazlıkları. Kendisi ise davranışlarında hep doğru iken fikirlerinde kötülük barındırır. Özü sözü bambaşka ikiyüzlü insanların nasıl gerçek şeytan olduklarına Harika bir gönderme yapmış yazar.

* Raskal: Sahtekar insan. Bazı insanlar görünüşte sizin yardımınıza koşuyor görünseler de asıl hedefleri başkadır. Raskal’ın altın hırsızlığını bilen ama göz yuman Peter, kötülüğün görüldüğü anda umursanmayıp affedildiğinde, o zaman kendisine zararı olmayan bu kötülüğün gelecekte hayatına mal olabileceğinin yaşayan örneği oluyor. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” sözünün yanlışlığını vuruyor yüze. Raskal’ın ölümü nasıl oluyor peki? Cinayet! Neden? Su testisi su yolunda kırılıyor da ondan.

* Ruh: Sonrasında ne olduğu bilinmeyen ama umudun simgesidir. Peter ruhunu satmayarak sevdiği kadının yanında olma şansını yitirmiştir belki ama sevdiği kadının aşkını yitirmeyip onu andığına tanıklık edebilme şansını kazanmıştır. Hayatın yaşadığımız andan ibaret olmadığı iletisini verir yazar bize.

* Figaro: Köpektir ama sadakatin Bay Bendel’de görüldüğü üzere insandan olabileceği gibi doğadaki diğer canlılardan sağlanabileceğinin kanıtıdır. İnsan kendi türüne tapınmayı bıraktığında çaresiz ve yalnız olmadığının da farkına varacaktır yeniden.

* Mağara: ilk evi simgeler. Peter yeniden mağarasına dönerek sıfırdan başlamış ve özünü bulmuştur. İlk insanların ilk dostlarından olan köpeğiyle, doğadaki şifalı otlarıyla vs.

Sonuç olarak yeniden insanların arasına karışma imkanına sahip olan Peter, neden bunu tercih etmeyip insansız ama faydalı hayatına çekiliyor? İnsanlığa yararlı araştırmalarını paylaşmaya devam ederken de huzurlu. İnsan insanın acısını alır mı, insan insana istediği şöhret ve parayı vermezse acı mı verir?
Toplum insanı çürüten bir organizma mı?
Toplumsallaşmadan da olur mu?
Hızır’ın çizmelerini giymeyen de dayanabilir mi bu yalnızlığa ve durağan hayata?
Hem kendimiz hem de iyilik için yaşamayı seçtiğimiz bir hayat yolunda Peter Schlemıhllar olarak yürümeyi denemek zor ama keşke yapılabilse...

Not: Ne olursa olsun Peter Schlemıhl da insandan tamamen kopamıyor. Yaşadıklarını ve bilgisini aktarmak istiyor gördüğümüz üzere. Bu yönden Sait Faik Abasıyanık’ı çağrıştırıyor. “Anlatmasaydım deli olacaktım...” iyi ki anlatıyorlar...
186 syf.
Kitap, Sabahattin Ali’nin önsözü ile başlıyor ve sırasıyla Heincich Von Kleist’in özgeçmişi takiben San Domingo’da Bir Nişanlanma hikayesi, Adelbert Von Chamisso’nun özgeçmişi takiben Peter Schlemihl’in Acayip Sergüzeşti hikayesi ve E.T.A Hoffman’ın özgeçmişi takiben Duka ile Karısı hikayesi ile devam ediyor. San Domingo’da Bir Nişanlanma, en kısası ve bence en duygusalı. Hikayelerin hiçbiriyle ilgili fazla spoi vermek istemesem de, az da olsa spoi vermeden yorum yapamayacağım sanırım. San Domingo’da Bir Nişanlanma, önceden beyazların aşırı zulmüne maruz kalan zenciler, bir şekilde gücü ele geçirir ve şehrin hakimi olmaya başlarlar. Askeri birlikler ve beyler de dahil olmak üzere herkes teker teker öldürülür, öldürülemeyip, kaçmayı başaranlar için ise, kaçak bir hayat başlar. Beyazlardan kaçmayı başarıp, ailesiyle birlikte gizlenen Gustav, yiyecek bulmak için zencilerden birinin kapısını çalmak zorunda kalır ve kendisinin sığınma talebi ve ailesine yardım isteği kabul edilir. Ancak evdeki yaşlı kadının büyük planları vardır. Evin genç kızı melez olan Toni ile Gustav arasında bir yakınlaşma olur ve annesinin ona tuzak kurmasını engellemeyeceğini anlayınca, ikna olmuş gibi görünür. Ancak olaylar hiç beklemediği şekilde gerçekleşir. Gustav, ona ihanet ettiğini düşünecek ve hiç tahmin etmediği bir ceza verecektir. İkinci hikayemiz Peter Schlemihl’in Acayip Sergüzeşti, bir tavsiye mektubu ile birlikte varlıklı bir adamı bulmaya giden ve onunla yalnız kalabilmek için kalabalık bir ortamın içerisinde fırsat kollayan Peter Schlemihl, aynı gün onunla görüşemeyeceğini anlayınca, ertelemeye karar verir ve tam uzaklaşacakken, davette bulunan ve cebinden istenilen her şeyi çıkartabilen bir adam yolunu keser. Bu adam cebinden istenilen her şeyi büyüklüğünün önemi olmadan çıkartabilmektedir. Hatta cebinden bir türk halısı bile çıkartmıştır. Schemihl’e, cebindeki elini attığı anda sürekli altın veren kese karşılığında, gölgesini vermesini teklif eder. Schemihl önce kabul etmez, ama sonra mantıklı gelir. Gölgesinin zaten bir işe yaramayacağını düşünür ve gölgesiyle altın veren keseyi takas eder. Zengin bir yaşam sürmeye başlar, hatta onu kral zannedenler bile olur. Ancak bir süre sonra, sokakta gölgesi olmadığını fark edenler, ondan uzaklaşmaya hatta aralarında onunla ilgili hikayeler uydurmaya başlarlar. İnsan içine çıkamaz hale gelir, sevdiği kadını, kendi paralarını azar azar çalan uşağına kaptırır. Gölgesinin peşine düşer, bir sene sonra geleceğini söyleyen gri paltolu, gölgesini alan adam gelir, ancak başka bir anlaşma şartı vardır. Hikayenin sonunda ise, kahramanımız farklı bir maceraya atılıyor ve en sonunda bunlar bir hayal ürünü mü, yoksa gerçek olup da hasta yatağında yatan bir adamın geçmişi hatırlaması mı pek anlaşılmıyor. Duka ile Karısı hikayesinde ise, iki arkadaş Duka ile karısının yer aldığı fotoğrafın önünde, fotoğraf ile ilgili sohbet ederlerken, yanlarına bir adam yanaşıyor ve hikayelerini anlatabileceğini fakat bunun uzun süreceğini söylüyor, arkadaşlar da hikayeyi dinlemek istiyorlar ve burada hikayemiz başlıyor. Yaşlı dukanın nasıl duka olduğu, genç ve güzel karısına nasıl sahip olduğundan söz ediliyor. Hikayenin ilk başlarında onlarla hiç ilgisi yokmuş gibi söz edilen bir de Antonio diye bir delikanlı var. Onun da hayatının aslına yavaş yavaş şahit oluyoruz. Bu diğerlerine göre biraz daha gizem dolu. Ama daha az ilgi çekici diyebilirim. Benim en çok etkilendiğim ve en sevdiğim, gerçeklik payı çok az olmasına rağmen Peter Schemihl’in Acayip Sergüzeşti oldu.
90 syf.
·13 günde·10/10
Özel tavsiye üzerine okuduğum ve çok beğendiğim bir kitap. Gölgesini satan adamın başına gelenleri güzel bir şekilde, akıcı bir üslupla anlatmış. Kitabı okurken Peter’in yerinde olsam ne yapardım niye düşündüğüm çok oldu.
94 syf.
·Beğendi·9/10
İlkini tek seferde okuyup bitirdiğim bir kitap. Çok sürükleyici ve güzel.. Daha sonra tekrar okudum ve kitaptan daha çok haz aldım. Bir insanın gölgesini satması gibi bir durumun olabilme ihtimalini düşündükçe yazarın olağanüstü kurgusuna hayran kaldım. Kıskandım da diyebilirim.
186 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Birbirinden farklı hikayeler, ama içerik olarak aynı. Kitabın cep boy olması sanırım tek avantajı. Sabahattin Ali 'ye olan sevgimden dolayı okudum, o kadar yüksek beklenti içerisine girmeyin derim.
156 syf.
·8/10
Sabahattin Ali, Üç Romantik Hikâye’ de çağlarını aşarak, günümüze ulaşan üç yazardan seçtiği birer hikâyeyi bir araya getiriyor: Heinrich von Kleist’tan “San Domingo’da Nişanlanma”, Adelbert von Chamisso’dan “Peter Schlemihl’in Acayip Sergüzeşti” ve E. T. A. Hoffman’dan “Duka ile Karısı”. Tercüme Bürosu’nda Batı klasiklerini Türkçeye kazandırma amacıyla başlatılan çeviri seferberliğinin önemli bir parçası olan Alman klasiklerinin editörlüğünü de üstelenen Sabahattin Ali’ nin Almancadan çevirdiği “Üç Romantik Hikâye” ilk kez 1943’te Ankara Maarif Vekilliği tarafından yayımlanmıştır.

“Romantik cereyan, dünya edebiyatına verdiği eserlerden ziyade, Almanya’nın, hatta Avrupa’nın sanat ve fikir hayatına yaptığı tesirle anılır. Yalnız birkaç kişi, çığırlarının sınırlarını aşarak bütün insanlığın malı olacak eserler meydana getirmişler ve bu güne kadar canlılıklarını muhafaza etmişlerdir ki, biz bu kitapta bunlardan birer örnek vereceğiz.”
-Sabahattin Ali

Diğer edebi türlere kıyasla daha az tercih ettiğim ‘hikaye’ türünü artık sevme nedenim, yazarın çevirisini yaptığı bu eser. Alman edebiyatından bizlere sunulan üç sıra dışı hikaye... Keşke zamanında bütün çeviriler Sabahattin Ali'nin ellerinden geçilse imiş.. :))
Yazarın kendi yazdığı eserlerinde olan hoş üslubunu öykülerde bulabiliyorsunuz. Hikayeler ile ilgili bilgilere ulaşmaya çalıştığımda ise kayda değer Türkçe hiçbir bilgi bulunmaması can sıkıcı...
Bunun dışında bana çok güzel bir ödev verdi bu eser; yazarın çevirmenliğini yaptığı bütün eserleri bulup, toplayıp, derleyip okumak ve arşivlemek. Çünkü edebiyat aşk..

İyi okumalar diliyorum..
94 syf.
·1 günde·10/10
En çok hayran kaldığım nokta kısa bir yapıta bütün duygularımı çıkartmış olması, Fantastik bir kitap ve muazzam bir şekilde kurgulanmış, başladığınızda acaba ne olacak diyip tek solukta okuyacağınız mükemmel bir yapıt
120 syf.
·2 günde
Adelbert Von Chamisso'nun 1814 yılında kaleme aldığı Peter Schlemihl'in Olağanüstü Öyküsü yetişkinler için adeta masal tadında bir uzun öykü.

Peter Schlemihl kendi halinde, hayatına bir yön vermeye çalışan sade bir insanken, beklemediği bir anda karşısına çıkan gizemli bir adamın teklifi ile hayatı başka bir yöne sapar. Karşılaştığı bu adam ona reddedemeyeceği bir teklif sunar. İçinden sınırsız altın çıkan sihirli bir keseye karşılık Peter'den gölgesini satmasını ister. Bu karşı koyulmaz teklif karşısında Peter gölgesini satmakta hiçbir sakınca görmez ama işler onun umduğu gibi de gitmez. Gölgesi olmayan adam diye damgalanan Peter toplumdaki diğer insanlar tarafından dışlanır ve yanlız kalır. Bu süreçte yanında sadece sadık uşağı Bendel vardır.

Artan serveti Peter'e umduğu mutluluğu getirmez. Bir süre sonra tek amacı gölgesini geri almak olan Peter'in işler umduğu gibi de gitmez. Şeytanla tekrar karşılaştığında ise bu kez gölgesine karşılık başka bir şeyden vazgeçmesi gerekecektir.

Peter Schlemihl'in Olağanüstü Öyküsü insanın çaresizliğinin anlatıldığı, gölgesizliğin çaresizliği içinde kalan bir adamın öyküsü.
Gölgenizden vazgeçer miydiniz? Çil çil altın mı yoksa güneşli bir günde gölgesiz dolaşmak mı? Her zaman gölgeler sahiplerinin peşinden giderken bu kez gölgesinin peşine düşen Peter'in öyküsünü okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar.
94 syf.
·5/10
Metafizik felsefenin vahşi denilebilecek fantastik bir kurgu içerisinde sunulduğu bir eser. Tanrı-şeytan metaforu karşısında "ben"e ait paha biçilmez değer olarak savrulup duran karakterin hakikatin farkına varması, doğruyu bir değer olarak görmesi yine bu vahşi metafizik felsefenin araçlarıyla(büyülü çizmeler) gerçekleşir. Metafizik, felsefenin bu kadar olmazsa olması, hakikate giden yol ise illa felsefedir. Metafizik felsefe, felsefedir. Felsefe gerçekte metafizik felsefedir yazarın gözünde! Bence bu eser fantastik Roman ve sinemanın eşiği sayılabilir.
94 syf.
·3 günde·6/10
Kitabın konusu oldukça ilgi çekici; gölgesini şeytana satan bir adam. Böyle bir fikir, yazarın aklına nasıl gelmiş diye düşünmeden edemedim. Gölge, kitapta metaforik bir öğe olarak kullanılıyor. Gölgesini, sonsuz zenginlik veren bir kese karşılığında takas eden kahramanımız karlı bir alışveriş yaptığını düşünse de zamanla öyle olmadığını fark edecektir. Aslında işin felsefik yanını bir yana bırakırsak oldukça mantıklı bir alışveriş gibi görünüyor, eninde sonunda bir gölge öyle değil mi? Fakat değil işte... Gölgesizliği, zenginliği ile elde ettiği saygının ötesine geçecektir. Gölgesi, kişinin kendi benliğinden bir parçası neticede.

Kitap bir çırpıda okunup bitirilecek kadar kısa ve anlaşılır. Ama sanki böyle bir konu, daha farklı işlenebilirmiş gibi geldi bana. Beklentilerimin biraz altında kaldığını söyleyebilirim. Ama bu kitabı sevmediğim anlamına gelmez. İlgi çekici bir konu, farklı bir yazar ve değişik bir hayal gücü; okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar…

Yazarın biyografisi

Adı:
Adelbert Von Chamisso
Unvan:
Yazar
Doğum:
30 Ocak 1781
Ölüm:
21 Ağustos 1838
Berlin romantikleri arasındaki en yetenekli şairlerden biri, yazar ve bilim adamı. Faust’u andıran Peter Schlemihls wundersame Geschichte (1814; Peter Schlemihl’in Garip Öyküsü) adlı masalı en ünlü yapıtıdır.Fransız Devrimi’nin terör ortamından kaçan ailesi, Chamisso dokuz yaşındayken Berlin’e sığındı. Chamisso, anadili Fransız- canın yerme Almanca kullanmaya başladı. İlk yapıtlarını 1804-06 arasında, kendisinin de yayın yönetiminde yer aldığı Berliner Musenalmanach’ta yayımladı. 1804′te, Berlin romantiklerinin toplandığı Kuzey Yıldızı Birliği (Nordsternbund) adlı derneği kurdu. 1807-08′de Fransa ve İsviç-re’yi dolaştı; bu sırada Madame de Stael’in çevresindeki edebiyatçılar topluluğuna katıldı.

Chamisso’nun en ünlü yapıtının kahramanı Peter Schlemihl’in öyküsü gerçekte alegori yoluyla vatansız bir adam olan Chamisso’nun kendi siyasal yazgısını dile getirir. Gölgesini Şeytan’a satan Schlemihl, karşılı-ğında hiç tükenmeyen bir para kesesi alır. Ama gölgesiz bir insanın umulmadık güçlüklerle karşılaşacağını çok geçmeden anlar. Gene de Şeytan’ın yeni önerisi üzerine gölgesiyle ruhunu takas etmeye yanaşmaz; bir adımda yedi fersah yol alan bir çift çizme giyerek, ilk takasta yitirdiği iç huzurunu yeniden bulmak için dünyayı dolaşmaya çıkar.Chamisso’nun, Robert Schumann’ın bestelediği Frauenliebe und Frauenleben (Kadınların Aşkı ve Yaşamı) gibi ilk şiirleri, dönemin Alman romantik şiirine özgü naif bir üslupla yapmacıksız duyguları betimli-yordu. “Vergeltung” ve “Salaş y Gomez” gibi öykülü baladları ile şiirlerinde ise kimi zaman olağandışı ve dokunaklı konuları işledi. Ama şiirleri zamanla daha gerçekçi bir çizgiye yöneldi ve Heinrich Heine’nin övgüsünü kazandı. Bu dönemdeki şiirlerinin çoğunda, 1838′de yapıtlarını çevirdiği Fransız şair Pierre-Jean de Beranger’nin siyasal şiirlerini örnek aldı. Beranger’den yaptığı çeviriler ve onlara öykünen kendi şiirleri Alman edebiyatına siyasal lirizm öğesini getirdiği için, birçok eleştirmen Chamisso’yu 1840′lann siyasal şiirinin habercisi sayar.Chamisso, yumuşakçalarda eşeyli ve eşeysiz üreme biçimlerinin birbirini izlemesini

konu alan araştırmalarıyla bilim adamı olarak da ün kazanmıştı. Ayrıca, Güney Asya dilleri üzerine çalışmalarıyla da ünlü bir filologdu. Dünya çevresinde yapılan bilimsel bir keşif gezisine botanikçi olarak katılan Chamisso’nun (1815-18) sefer sırasında tuttuğu günlük Reise um die Welt mit der Romanzoffischen Entdeckungs-Expedition (1821; Romanzov Keşif Ekibiyle Dünya Çevresinde Yolculuk) bu türün klasikleri arasına girmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 23 okur beğendi.
  • 551 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 351 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.