Agota Kristof

Agota Kristof

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.2
248 Kişi
okuyor-dolu
536
Okunma
v3_begen_dolu
43
Beğeni
goz
2.689
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
bilgi
Sponsorlu
Unvan
Yazar
Doğum
Csikvánd, Macaristan, 30 Ekim 1935
Ölüm
Neuchâtel, İsviçre, 27 Temmuz 2011
Yaşamı
Agota Kristof 1935’te Macaristan’da doğdu. 1956’da Sta­lin karşıtı sosyalist işçilerin rejimi devirmek için çıkardığı ayaklanma, Sovyet ordusu tarafından bastırılınca, siyaseten faal olan kocası ve dört aylık çocuklarıyla Macaristan’dan kaçıp İsviçre’ye yerleşti. Bir yandan fabrikada çalışan, bir yandan da Fransızca öğrenen Kristof 1970’li yıllarda tiyatro oyunları yazdı. 1986 yılında yayımlanan, üçlemesinin ilk ki­tabı Büyük Defter ile büyük başarı kazandı. Üçlemenin ikinci kitabı Kanıt 1988’de, son kitabı Üçüncü Yalan ise 1991 yılında yayımlandı. Kristof halen İsviçre’de yaşamaktadır. Diğer Kitapları: Hier (1995), L’analphabète (2004), C’est égal (2005), Où es-tu? Mathias? (2006) 27 Temmuz 2011 tarihinde vefat etti.
372 syf.
·
2 günde
·
10/10 puan
Büyük Defter & Kanıt & Üçüncü Yalan, Macar yazar Agota Kristof’un 1986-1991 yılları arasında kaleme aldığı bir üçleme, YKY tek cilt hâlinde basmış. Bence iyi de olmuş çünkü üç bölümü peş peşe okumak kitaptaki ayrıntıları yakalamak açısından önemli bence. Eser, dokuz yaşında ikiz erkek kardeşlerin savaş nedeniyle anneleri tarafından kitap boyunca adı ‘büyük şehir’ olarak geçen yerden ‘küçük şehir’e anneannelerinin yanına getirilmeleriyle başlıyor. İlk bölüm boyunca adı açık açık telaffuz edilmese de, 2. Dünya Savaşı’nın küçük bir Macar köyündeki yansımaları aktarılıyor. Önce Alman işgali, ardından kurtuluş gözüyle bakılan Sovyetler’in gelmesi ve SSCB’nin ilk dönemlerinde yaşananları iki çocuğun gözünden okuyoruz. Savaşın insan ruhunda açtığı tahribat ve sıradan insanların hayatlarında neden olduğu trajedilerin yanında oldukça hassas iki çocuğun gündelik hayatlarında öldürmeyi normalleştirme noktasına nasıl gelebildiğini okumak oldukça sarsıcı. Bunun yanında, Anneanne karakteri de tüm bu trajediler içinde yer yer insanı istemsizce güldüren, nevi şahsına münhasır, benim için de iç dünyasını tam anlamıyla çözemediğim ve unutamayacağım bir karakter oldu. İkinci bölümde zamanda biraz daha ileri gidiyoruz ve bu kez SSCB dönemi eleştirisiyle, bu konuda yazılan eserlerin çoğunluğunun aksine, objektife çok yakın bir dönem panoraması çiziyor Kristof. İkinci bölümün sonuna doğru anlıyoruz ki romanın kurgusunu adeta kat kat örmüş aslında ve tüm bu savaş, devrim ve çocukluk hikayesinin altında muazzam bir incelikle işlenmiş bir aile trajedisi çıkıyor karşımıza yavaş yavaş. Bu kata inerken yazar, gerçeklik algınızla epey oynuyor; bir süre olayın aslının ne ya da kimin kim olduğunu bilemiyor ve sayfaları merakla çeviriyorsunuz. Tüm kitaba bayılmakla beraber bu kısımdan ayrıca keyif aldım. Muhtelif gerçeklikler kafamın içinde birbiri ardına geçip dururken, dönüp kurguya baktığımda her biri için taşları yerine oturtacak kadar başarılı bir şekilde tüm detayları düşünmüş olmasına hayran kaldım yazarın. Bir yandan 2.Dünya Savaşı ve SSCB döneminde yaşananları bir Macar köyünden yansıtırken, diğer yandan insanın gerçekliğe bakışıyla, insan zihninin oynadığı oyunlarla, hayatın trajedileri ve acılarıyla bir baş etme yöntemi olarak gerçekliği çarpıtması ve hatta kendi gerçekliğini baştan kurmasıyla ve tüm bunları edebiyat aracılığıyla yapmakla ilgili muhteşem bir hikaye anlatan muazzam bir roman. Basit bir dille her sayfada yüreğinize kaya oturtuyor ve bu yetmezmiş gibi son bölümüyle aklınızla da oynayıp, bitirdiğinizde dayak yemişsiniz gibi hem zihinsel hem duygusal açıdan afallamış hâlde bırakıyor. Ev sevdiklerim arasında yerini aldı. Ters köşe sevenlere özellikle tavsiye ederim.
kamera
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü Yalan
kamera
Agota Kristof
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.8/10 · 190 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
72 syf.
·
9/10 puan
"Şöyle kısacık bir kitap okusam da uzun süre etkisinde kalsam" diyorsanız 'Dün' sizin için müthiş bir seçenek. Küçük bir şehirde sefil bir hayat süren Tobias'ın öyküsünü okuyoruz. Gerçekleri öğrenen Tobias tıpkı yazarın kendi yaşam öyküsündeki gibi başka bir ülkeye kaçıp gider. Artık yoluna Sandor olarak devam eder ya da etmeye çalışır diyelim. Çünkü geçmişten gelen misafirler peşini bırakmaz. Sıradan bir aşk hikayesi gibi gözüken kitapta yalnızlık, yoksulluk, mültecilik, özgürlük gibi kavramlar metine müthiş yedirilmiş. Baskısı şu an yok ama ikinci el kitap sitelerinde ya da sahaflarda denk gelirseniz mutlaka bir bakın.
kamera
Dün
kamera
Agota Kristof
ucnokta_yatay-1
yildiz
7.6/10 · 306 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
372 syf.
" EN HÜZÜNLÜ KİTAPLARDAN BİLE DAHA HÜZÜNLÜ HAYATLAR VARDIR.."
Savaşlar sıcaktır. Kavrulur yeryüzü. Bombalar, silahlar,yangınlar ve kan..sıcaktır. Ama ölüm soğuk. Savaşlar yıkıcıdır. Yerle bir eder. Yok eder. Karanlıktır, serttir, acıdır, acıtır.. Ama yaratıcıdır. Yeniden oluşturur, kaybedilenlerin yerine başka şeyler koyar, bırakılan boşlukları bambaşka hikayelerle doldurur. Gerçeği, insanın yüzüne tokat gibi çarpan dünyanın en büyük yalanıdır. Ana tema bu. Anlatılan, gözünüze sokulan, sizi esir alan bu üç hikayenin de bir yerlerinden, silahlar, mayınlar, ölenler, yarım kalanlar çıkıveriyor. İlk kısım masal tadında. Ama öyle bir masal ki; Kinyas ve Kayra mı? Hansel ve Gratel mi? Çocuk mu, dev mi? Kör mü, sağır mı? Merhametli mi, gaddar mı? Eksik mi, fazla mı? Bir türlü çözemediğiniz, kaya gibi sert, kış gibi soğuk, kendi başlarının çaresine bakmaya çalışan, güçsüzlüklerinden, zayıflıklarından muhteşem bir güç var etmeyi başarmış, ikiz kardeşlerin hikayesi. Duygusuzluk, belki de onları en güzel ifade edebilen sözcüktür. İkinci bölümse biraz daha kalabalık. Uykusuzluk çeken bir adamdan, babasından sakat bir çocuk sahibi olan Yasmine, Mathias 'a, Papaz 'a kadar pek çok enteresan kişilik ve hikaye anlatılıyor. Tamamı sıradışı. Ve üçüncü bölüm.. Bu kısmı, kitabın arka kapağındaki şu satırlar çok güzel özetliyor ; "Belki de sınırları aşmak, sadece mekanları ve kişileri değil, kimlikleri ve hatta geçmişi bile değiştirebilir.." Evet, her şey değişiyor. Bitti sandığın her şey yeniden başlıyor. Doğru bildiğinin yalan olduğunu, geçmiş sandığının gelecek olduğunu anladığında baştan sona her şey değişiyor. Bir yerinden tutup, silkeleyip, dogrultmaya çalıştığın hikaye, başka bir yerinden dağılıyor. Parçalarından bambaşka hayatlar doğuyor. Bir kere de değil. Yeniden Yeniden Yeniden.. Gözbebeklerinizden tırnak uçlarınıza kadar donduğunuzu hissetseniz de kitabı elinizden bırakmanız mümkün değil. Her cümle, her kelime sadeliğin büyüsünde, süslemeden de 'vay be!' dedirten çivileyen ,donduran ama alevden satırlar.. Fazlasıyla sert. Ve okurken o kadar savunmasız kalıyorsunuz ki nereden vurulacağınızı bilmenizin imkanı yok. Üç kitabın tek ciltte toplanması harika olmuş. Bu eşsiz tadı, kesintisiz hissetmek tarif edilemeyecek kadar güzel. Darmaduman olacaksınız. İnsanın aynasında insanlığı sorgularken sarsılacaksınız. Zamansızlıkta, isimsizlikte, mekânsızlıkta boğulacaksınız. Başta sevmek sözcüğü, sonra aile,sonra kardeş, sonra anne..hepsi bir bir anlamını yitirecek. Anlamsızlığı, aldatmayı, acıyı ve hissizliği ta derinden hissederken, umutsuzluğun kokusunu alacaksınız. Ama kesinlikle bu kitaba bayılacaksınız.. Keyifli okumalar..:)
kamera
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü Yalan
kamera
Agota Kristof
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.8/10 · 190 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;