Ahmed Yüksel Özemre

Ahmed Yüksel Özemre

YazarÇevirmen
8.9/10
158 Kişi
·
487
Okunma
·
47
Beğeni
·
2473
Gösterim
Adı:
Ahmed Yüksel Özemre
Tam adı:
Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre
Unvan:
İlk Türk Atom Mühendisi, Yazar
Doğum:
Üsküdar, 1935
Ölüm:
25 Haziran 2008
1935'te Üsküdar'da doğdu. 1954'te Galatasaray Lisesi'nden, 1957'de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik-Fizik Bölümünden ve 1958'de Fransa Nükleer Bilimler ve Teknoloji Millî Enstitüsü'nden mezun oldu. Bu itibarla, Türkiye'nin ilk Atom Mühendisi'dir.

Pozitif, sosyal ve dinî ilimler konularında 350 kadar makale ve raporu bulunan Prof. Özemre'nin halen kırka yakın tercüme ve telif eseri vardır.

Türkiye Yazarlar Birliği, Prof. Özemre'yi, 1996 yılında Üsküdar'da Bir Attâr Dükkânı isimli eseriyle Hatırat Dalı'nda ve 1998 yılında da Prof. Dr. Toshihiko İzutsu'dan çevirdiği İbn Arabî'nin Fusûs'undaki Anahtar-Kavramlar (3 baskı) başlıklı çevirisiyle Çeviri Dalı'nda "Yılın Sanatçısı" ödüllerine lâyık görmüştür. Üsküdar Belediyesi ise, yazarın Üsküdar'a hizmetlerinden ötürü, 2002 yılında Çengelköy'de inşa ettirdiği bir kültür merkezine Ahmet Yüksel Özemre Kültür Merkezi adını vermiştir. Yazar, İstanbul Üniversitesi'nin altın Hizmet Madalyası ve Beratı'nın da sahibidir.

Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Almanca ve İspanyolca bilen Prof. Özemre evlidir; iki kızı ve bir de torunu vardır.
Dâr-ı dünyâ, ey birâder, köhne mihmânhânedir.
Dil veren vîrâneye, uslû değil dîvânedir.
Bir mukîm kimse bulmaz hâne-i eflâkde,
Cümle halk ehl-i sefer, âlem misâfirhânedir.
"Güzel evlâdım; ilim ya kesbî olur, insan kendi gayretiyle kazanır; ya da vehbî olur, Allah onu insanın gönlüne lûtfeder. Bu O'nun şânındandır."
'' Evladım; ben sana ismini sordum mu? Eğer zatımı idrak edememişsen, ismimin sana ne faydası dokunur ki? Zâtı idrak edemeyene isimler yalnızca dedikodudur, dedikodu ! Sen sen ol ! Zâtı bırakıp da isimlere, cevheri bırakıp da sıfatlara takılma, e mi ! Bunun gibi dedikoduları terkedersen Hâkikat da sana olanca yalınlığıyla görünür''
"Evlâdım! Duanın hayırlısı Cenâb-ı Hakk'ın ezeldeki kader ve kazâ hükmüne uygun olarak yapılan duadır. Bunun dışındakiler lâf olsun diye yapılır; bu da yapanın münâfıklığını ilân eder."
"Cenâb-ı Hakk'a güvenlerinin ve tevekküllerinin nişânesi olarak her fırsatta alenen beyân ettikleri söz: "Elhamdülillâhi alâ külli hâl" yâni "Her hâl için Allâh'a hamd olsun!" sözüydü."
128 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bu kitapla buluşmam tesadüf eseri oldu ama çok iyi oldu. Okulda canım sıkılınca kütüphaneye geçer, kitapların arasında dolaşır, onları seyreder, ilgimi çekenlere bakarım. Kitabın ismini ve kapağını görünce çok ilgimi çekti ve hemen okumaya başladım.

Üsküdar'da Bir Attar Dükkanı... Bu dükkandan kimler geçmemişki; neyzenler, hattatlar, musikisinaşlar, tesbih koleksiyoncuları, ebru sanatçıları, şairler ve bunların hepsiyle meşgul olmuş nadide şahsiyet Mustafa Düzgünman.

Kitapta 1920'li yıllardan 1970'li yıllara kadar bir Üsküdar tarihi anlatılmakta. O zamanın kıymetli şahsiyetleri, manevi hayatları, çeşitli uğraşları ve gündelik yaşantıları bir attar dükkanı etrafında sunulmakta. Üsküdar ve insanları, eski zamanlar gerçekten çok hoşmuş. İnsan o zamana gidip onları yaşamak istiyor...

Biraz da yazardan bahsedeyim. Yazarın ismini daha önce hiç duymamıştım, hayatını okuyunca çok şaşırdım. Ahmed Yüksel Özemre Türkiye'nin ilk atom mühendisi, Teorik Fizik ve Nükleer Mühendislik ile ilgi 12 ciltlik ders kitabı yanısıra 26 tane daha kitabı olan, bir çok yerde başkanlık ve danışmanlık yapmış, kendini sanat, spor, ilim ve bilim dallarında yetiştirmiş, İnsan-ı Kamil olmaya çalışmış nadide bir şahsiyet...

Tarih, anı, İstanbul ve nostalji sevenlere şiddetle tavsiye ediyorum...
208 syf.
·1 günde·9/10
İki sene önceydi sanırım, ilk okuduğumda içime oturmuştu ayrı yaşamaya mecbûr kalmaları... Yüreğe dokunan<<yüreği parçalayan>> bir yanı var bu hüzün yüklü hikâyenin... Kırılgan değil, çok güçlü bir aşk ve güçlü karakterler. Yine de bâzen çözümsüz oluyor bâzı şeyler, bâzen de çözümü olabilse de biz göremiyoruz başımıza gelen 'Kazâ' ya da 'Belâ'yı sorunsuz-en az zararla nasıl atlatabileceğimizin yolunu... İnsanların karşılıklı birbirlerini bu kadar çok sevmelerine rağmen çeşitli nedenlerle ayrı kalmaları insanın çok zoruna gidiyor!..
Ahmed Yüksel Bey'in konuşma uslûbuna gelince; çocukluğumuzda bizim evimizde de böyle konuşulurdu :) Eski İstanbul insanının konuşma tarzı. Bir beyefendi kendisi, İstanbul Beyefendisi. Rûhuna Fâtihâ...

Okuyucuya kitapla ilgili bir fikir vermesi açısından kitaptan bir bölüm aldım buraya, buyrun okuyalım arkadaşlar: :))

"-İster istemez merak ediyorum; benimle karşılaşmazdan önce gönlüne mûnis gelen hiçbir genç kız olmadı mı?
-Olmaz olur mu hiç. Galatasaray Lisesi'nde benden dört sınıf önümde bir arkadaşımın Avusturya Lisesinde okumakta olan kızkardeşi tam beş yıldır hayallerimi süslemekteydi. Aynı mahallenin çocuklarıyız. Yazları Salacak Plajında her gün karşılaşırdık. Annesi de beni çok sever, çok takdir ederdi.
-Seni takdir edemeyen zâten ya aklından zoru olan biridir ya da nasipsizin tekidir. Pekiyi sonra ne oldu?
-Hattâ bir sene de kendisine özel ders verdimdi. Zarif, kibar, hanımefendi bir kızdı. Ancak zamanla mîzac farklılıklarımız ortaya çıktı. Bunlara bakarak ileride evlendiğimiz takdirde bu kızın benimle asla mes'ud olamayacağını anladım. O da zâten kendi mîzâcına daha uygun kimselerle ilgilenmeye başlamıştı. Sonunda bu kıza karşı taşımakta olduğum duygular benim için kaldırılması zor bir yük, bir azap oldu. Son iki yılım hep kuşkular ve ızdıraplar içinde geçti. Tâ ki, kursta ilk defâ, Fransızların "I'âme sa'ur" dedikleri küfüvüm, dengim, bana yakışan kimse olduğunu birdenbire bir ilhâm ile idrâk edip de o zamana kadar tatmamış olduğum "yıldırım aşkı"yla âşık olduğum seninle karşılaşıncaya kadar. O kız da, vermekte olduğu ızdırapta, ilkâ ettiği kuşkular da bir anda, evet bir anda zihnimden silindi gitti. Meğer "Çivi çiviyi söker" sözünde bir hakîkat payı varmış.
-Yâni şimdi sen bana ilk bakışta mı âşık oldun?
-Evet.
-Pekiyi, aksayan ayağımı görünce hiç tereddüt geçirmedin mi?
-Meğer yıldırım aşkı, sevilenin herşeyini bütünüyle kucaklayan, bütünüyle kabul eden, teferruatları izâle eden ve her şeye olumlu yönden bakan bir aşkmış. Kaldı ki, aksadığını zannettiğin ayağın senin kuvvetli şahsiyetinin o kadar önemli bir parçası ki. Ve bu senin o asil ve zarif görünüşüne, o mağrur bir kuğu gibi sekmeden süzülmene bilsen ne kadar büyük bir katkıda bulunuyor.
-Ah benim bir tânem! Ne kadar da herkesten farklı bir görüşe sahipsin! Bu bana ne büyük bir huzur veriyor, bir bilsen!"
166 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Şu an bu incelemeyi yazarken gözlerimin dolu dolu olduğunu bilmenizi isterim zira Ahmed Yüksel Özemre’ nin o samimi ve sıcacık yazılarını okuduktan sonra birçok kişiyle aynı hissiyatı paylaşacağımızdan eminim.
Geçen seneydi sanırım Özemre’nin Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı kitabını okumuştum. Kitap sitesinde gördüğümde Üsküdar’a olan muhabbetimden dolayı ilgimi çekmiş, yorumlarda da beğenildiğini görüp almıştım. Önce yazarın Türkiye’ nin ilk atom mühendisi olduğunu, bir dönem Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığı yaptığını ve daha pek çok ilmi yönü olduğunu öğrendiğimde oldukça şaşırmış ve kitaba olan merakım artmıştı. Kitaptaki okudukça insanı kendine bağlayan, sıcacık, samimi ve tatlı uslup, beni Özemre’ ye hayran bıraktı. Sonrasında sadece yazarı Ahmed Yüksel Özemre olduğu için bir çok kitap ekledim alışveriş listeme. İşte bu kitap da onlardan biriydi.
Kitaba başlar başlamaz sanki çok sevdiğim eski bir dostumla kavuşmuşum hissi sardı beni ve o anlattı ben diledim adeta. Kitapta ilgi çekici ve bir kısmı tasavvufi olan hikayeler mevcut. Özemre'nin kendi yaşamış olduğu olaylarla iç içe olan hikayeler bunlar.Hikayelerin birçoğu görevli olarak gittiği Cenevre, Viyana, Paris ve daha başka şehirlerde yaşadığı ilginç olaylardan oluşuyor. Kendisi bunların gerçek olup olmadığını soranlara canı sıkıldığı için “fantastik hikayeler olarak kabul edin” dediğini önsözünde söylemiş. Fakat ben kalben gerçekten yaşanmış olduklarına inanıyorum. Belki biraz kurgu ilave edilmiş olabilir ama Özemre’nin dervişmeşrep bir insan olduğu aşikar ve bu nedenle bu tip olayları yaşamış olduğuna ben inanıyorum. Sahaflar Şeyhi Muzaffer Ozak’ ın dediği gibi “ Görenedir görene, köre nedir köre ne…”
Kitabı bitirdikten sonra Özemre için internette bir araştırma yaptığımda Özemre’nin o nurani ve babacan çehresi çıktı karşıma ve ardından A’mak-ı Vehm-ü Hayal isimli hatırasında anlattığı, kalben izlediği kendi cenazesi geldi aklıma. Hemen cenaze töreninin görüntülerini bulup izledim. O güzel kalbiyle 2008 yılında veda etmiş dünyaya. Dedim ya hani en başta, işte aynen öyle çok iyi tanıdığım eski bir dostumu uğurlarcasına izledim cenazesini. Dünyadan bir Ahmed Yüksel Özemre geçmiş, iyi ki geçmiş…
112 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bir dükkân düşünün ki sanatkarların, ariflerin, meşayihinin, sohbet ve muhabbet etmek üzere sürekli uğradıkları bir yer olsun, bir nevi Akademi vazifesi üstlensin. Bir dükkân ki 2 ailenin 9 kişinin geçimini sağlasın. Kuşaklarca devam etsin. İş yerinden ziyade aile ortamı hissi versin... Ve bunlar minicik bir ortamda olsun...

Türkiye'nin ilk Atom Mühendisi Ahmet Emre Özemre'nin kitabında çıraklığından başlayan arama sürecine katılırken, sıcacık bir ortamda buluyorsunuz kendinizi. Dülkânda yapılan samimi sohbetlere ortak olurken küçücük hayatların büyük dünyaları, büyük dünyaların küçük hayatları barındırdığına şahit oluyorsunuz. Aramak, bulmak zordur, bulduğunu anlamak daha da zordur. Bu süreç içindeki yazarın sancılarını okurken durup düşünme fırsatı doğuyor size de. 3 yıl bayramlar hariç tuttuğu oruçlar, karşılaştığı büyüklerle yaptığı enfüsi sohbetler sizi başka dünyalara götürüyor.

Okurken iki katlı ahşap bir konakta, sedirler, çiçekler, bahçe içinde buluveriyorsunuz kendinizi. Taşın soğukluğu yanında ağacın, toprağın canlılığı aitlik hissi veriyor.

Sanatın yoğunluğu üzerine insanların bu anlamdaki derin sabrına, olgunlaşmasına şahit oluyorsunuz. Üretkenlik, canlılık hisleri yanında derin bir dinginlik kuşatıyor.

Ticaret hayatındaki naif anlayış ise günümüz soğuk, hırs dolu hayatlar karşısındaki en büyük farklılığı oluşturuyor. Gördüğünüz kul hakkına aşırı riayet ile o insanlara bir kez daha hayran kalıyorsunuz.

Ancak sona ulaşılıyor. Dükkânın kapanması, aile bireylerinin dağılması, dükkânın yerine açılan kuyumcu dünya gerçekleri ile yüzleştiriyor sizi.

Bir nebze olsun kafa dinlemek, uzaklaşmak isterseniz okumaya buyrun :)
112 syf.
·9/10
İstanbul ve Üsküdar,
beyefendilik,
Sırlı evliyalar,
Kıymetli insanlar,
Hikmet dolu muhabbetler.
Sizi o muhabbetlerin ortasına koyan ve iyiki kitaplar var dedirten bir kitap.
Yazarı TR'nin ilk atom mühendisi ve bir çok uluslararası başarısı olan kıymetli bir şahsiyet, ilim ile irfanın nasıl bir arada olunabileceginin, çok yönlü insan olmanın en güzel örneklerinden biri. Yine çocuklara tavsiyemdir.
112 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Her okuduğum kitabıyla biraz daha sevdiğim, biraz daha kalbinin güzelliğini hissettigim Ahmed Yüksel Özemre, keşke hayatta olsaydı da iki dakika olsun konuşabilseydim dediğim pek kıymetli zat...

Önceki kitaplarında olduğu gibi yine kalbimde sıcacık bir huzur ile okudum bu kitabını da. Üsküdar da yaşamış ve hayattayken sevenleri dışında hiç kimse tarafından bilinmemiş üç sırlı zatın anlatıldığı kitabı okurken düşündüm ki belki biz de hayatımızda, kimsenin bilmediği nice sırlı Allah dostunun çevresinde dolaşıyoruz ama göremiyoruz. Rabbim bizleri de sevdiği kullarının muhabbetiyle nasiplendirsin inşallah. Tasavvufa ilgisi olan herkesin severek okuyacağı harika bir kitaptır efendim. Hayatına biraz olsun tasavvufî neşve katmak isteyenlere tavsiyemdir.
112 syf.
İçeriğiyle ve kullandığı dil ile çok tatlı bir kitap, Üsküdar’da Bir Attâr Dükkânı. Takrîz kısmında kitapta bahsi geçen şahıslar hakkında şu cümleler yer almış:

“Burada anılan zevat arasında kaybettiklerimiz, sadece vücutlarıyla değil, şahsiyetleriyle de yerine konulmaz kimselerdi. Büyük bir vukufla ve kelimelerle çizilen portreler arasında -dünya hayatındayken bile ebedî âlemin rüzgârıyla soluklanan o veli tabiatlılar bahsimizin fevkınde - mesela bir Saim Efendi Amca bugünün insanı için “yaşadığına inanılmaz” gibi görünebilir.”

Kitapta bahsi geçen zatlarla ilgili, yukarıdaki düşünceyi ispat sadedinde algılayabileceğimiz bazı cümleler:

“Nafiz Hoca Ayasofya camii’nde mukabele okuduğu zamanlarda camide izdiham olur, bilhassa hanımlar Nafiz Hoca’yı dinlemek üzere bu camie fevc fevc akarlarmış. Bunun neticesinde Nafiz Hoca’nın benliği kabarmış. Ancak bir müddet sonra nefsinde zuhur eden bu benlik onu rahatsız etmeye başlamış ve bunun tek zahiri sebebinin güzel sesi olduğunu idrak eder etmez de derhal enaniyetinden ötürü Allah’a tövbe edip bu sesi ondan alması hususunda Nasuhî Dergâhı’nda niyazda bulunmuş. Bu halis duası kabul olunmuş ki, ertesi sabah kalktığında o güzelim sesinin gitmiş, yerine kısık ve çatlak bir sesin ikame edilmiş olduğunu sevinçle görmüş.”

“Eşref Efendi Amca son derece sırlı, az konuşan, ama her beyanı inci gibi hikmet dolu olan bir zat idi.”

Her biri birbirinden kıymetli dostların mutat olarak bir araya geldikleri attâr dükkânındaki hallerinin tasviri:

“7-8 kişi bu dükkâna zar zor sığıyordu; ama bu irfan meclislerindeki sohbet ve muhabbetin lezzeti herkesi uhrevi bir âleme ref ettiğinden, kimse bu sıkışıklıktan müşteki olmuyordu.”

Bir çocuğun muhayyilesinin ve düşünce dünyasının nasıl bir ustalıkla inşa edildiğinin güzel bir örneği:

“Benim en çok hoşuma giden, Saim Efendi Amcaların maile kalkıp bizi ziyarete gelmeleriydi. Bu ziyaret benim çocukluğumda yılda iki üç kere vuku’ bulurdu. O zaman Saim Efendi Amca ile babamın birbirlerine Hazret-i Peygamberin ve Ashab-ı Kiramın hayatlarından anlattıkları menkıbeleri büyük bir vecd içinde dinlerdim. Şimdi düşünüyorum da gerek Saim Efendi Amca’nın gerekse babamın ne kadar büyük, ne kadar sağduyulu mürebbiler olduğunu daha iyi idrak ediyorum.”

Bunlar ve daha fazlası… Tavsiye edilesi ve okunası…
112 syf.
·Puan vermedi
Kitabın ismi hiç kuşkusuz insanı kendine çekiyor. Farklı bir his uyandırıyor. Bunun sebebini kitabı okuduğumda anlamlandırabildim. Öyle güzel insanlardan bahsediyor ki, kitap daha isminden feyz veriyor insana.

Bir kaç yıldır haberdar olduğum bir eserdi. Okumadan önce kitapla ilgili olumsuz şeyler de duymuştum. Bunun sebebi kişinin bakış açısında diye düşünüyorum. Yani eğer bu kitaba somut bilgi elde edeceğim vs. şeklinde yaklaşacaksanız umduğunuzu bulamaya bilirsiniz. Ama hissederek okursanız, yazarın kaleme alırken hissettiği ruhi durumun okuyucuya geçtiğini ve orada bahsedilen şahsiyetlerin feyzinin okuyucuya aktığını anlayabilirsiniz.

En önemlisi tasavvufa ilgi duymayan birinin bu kitaptan tad alma oranı yok efendim!
112 syf.
·10/10
Benim gibi bu zamanın dışında yaşayan herkese tavsiyemdir. Gerçi bahsettiği o güzel insanların o güzel atlara binip gittiklerini her satırda idrak edince insan bi üzülüyor ama bize de onlardan haberdar olmak düşmüş diyerek teselli olunmalık...
lazcuk
lazcuk İbn Arabi'nin Fusüs'undaki Anahtar-Kavramlar'ı inceledi.
400 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Bu kitap ve ikinci kitap çok açgözlü kitaplar. İnsanlığın en üst karakterlerini yemiş, yutmuş içlerine almışlar.

Bir çok dili ve bir çok dini iyi bilen bir dünya insanı toshihiko ızutsu (1914-1993) ya da okunuşuyla toşihiko izutsu, Tarafsızlığa gölge düşürmeden İbn Arabi düşüncesini, Taoculuk ile karşılaştırıyor.

Yetmiyor bu kitapları merhum akademisyen ve mürşid Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre Türkçeye kazandırırken dünya çeviri ödülü alıyor.

yeniden yazıyorum, üşenmeden okuyun araştırın ne olur,
Toshihiko Izutsu (1914-1993)
Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre
İbn Arabi
Taoculuk
Dünya Çeviri Ödülü,

Bütün bunların biraraya gelmesi bu kitapları dünya kitabı yapar, uzaya insanlığı anlatan kitaplar olarak Pioneer uydusuna koyulmayı hak ediyorlar kanaatindeyim.

Çeviri ödülü aldı diye kitabı anlarım diye sevinmeyin, alın kitaplığınıza koyun, anlayacak felsefe yetkinliğine ulaştığınızda tekrar okuyunca farklı düşüneceksiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmed Yüksel Özemre
Tam adı:
Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre
Unvan:
İlk Türk Atom Mühendisi, Yazar
Doğum:
Üsküdar, 1935
Ölüm:
25 Haziran 2008
1935'te Üsküdar'da doğdu. 1954'te Galatasaray Lisesi'nden, 1957'de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik-Fizik Bölümünden ve 1958'de Fransa Nükleer Bilimler ve Teknoloji Millî Enstitüsü'nden mezun oldu. Bu itibarla, Türkiye'nin ilk Atom Mühendisi'dir.

Pozitif, sosyal ve dinî ilimler konularında 350 kadar makale ve raporu bulunan Prof. Özemre'nin halen kırka yakın tercüme ve telif eseri vardır.

Türkiye Yazarlar Birliği, Prof. Özemre'yi, 1996 yılında Üsküdar'da Bir Attâr Dükkânı isimli eseriyle Hatırat Dalı'nda ve 1998 yılında da Prof. Dr. Toshihiko İzutsu'dan çevirdiği İbn Arabî'nin Fusûs'undaki Anahtar-Kavramlar (3 baskı) başlıklı çevirisiyle Çeviri Dalı'nda "Yılın Sanatçısı" ödüllerine lâyık görmüştür. Üsküdar Belediyesi ise, yazarın Üsküdar'a hizmetlerinden ötürü, 2002 yılında Çengelköy'de inşa ettirdiği bir kültür merkezine Ahmet Yüksel Özemre Kültür Merkezi adını vermiştir. Yazar, İstanbul Üniversitesi'nin altın Hizmet Madalyası ve Beratı'nın da sahibidir.

Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Almanca ve İspanyolca bilen Prof. Özemre evlidir; iki kızı ve bir de torunu vardır.

Yazar istatistikleri

  • 47 okur beğendi.
  • 487 okur okudu.
  • 22 okur okuyor.
  • 330 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.