Ahmet Altan

Ahmet Altan

7.6/10
1.381 Kişi
·
6.237
Okunma
·
471
Beğeni
·
15.657
Gösterim
Adı:
Ahmet Altan
Tam adı:
Ahmet Hüsrev Altan
Unvan:
Yazar, Şair, Gazeteci
Doğum:
Ankara, 2 Mart 1950
Ahmet Hüsrev Altan (d. 1950; Ankara), yazar ve gazeteci.

Gazetecilik kariyeri

Hürriyet, Güneş, Milliyet ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde uzun yıllar köşe yazarlığı yaptı. Milliyet'te çalıştığı dönemde, gazetede Kürtlerin çoğunluğu oluşturduğu kurgusal bir "Kürdiye" ülkesinden bahseden yazısı nedeniyle işinden çıkarıldı.

Taraf gazetesinin kurucusudur. 2007 yılında yayın hayatına başlayan Taraf gazetesinin Alev Er ile birlikte genel yayın yönetmenliğini üstlenmiş, daha sonra Alev Er'in ayrılmasıyla genel yayın yönetmenliği görevini tek başına yürütmeye devam etmiştir. Ayrıca aynı gazetenin Kum Saati adlı köşesinde, köşe yazarı olarak yazılar yazmıştır. Eylül 2008'de Ermeni Kırımı’nın kurbanlarına adadığı bir köşe yazısı nedeniyle Türklüğe hakaretle suçlandı. Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendiği Taraf gazetesi 2009 yılında Leipzig Bankası Medya Vakfı tarafından verilen dünyanın prestijli basın ödüllerinden biri olan “Özgürlük ve Medyanın Geleceği" Ödülü'ne layık görülmüştür Ahmet Altan ayrıca 2011 yılında üçüncüsü düzenlenen ve Ulusulararası Hrant Dink vakfı tarafından özgür ve adil bir dünya için çalışan, ilham ve umut ışığı kişilere layık görülen "Hrant Dink Barış Ödülü"nün de sahibidir. Aralık 2012'de, Yasemin Çongar ile birlikte Taraf gazetesindeki görevinden istifa etmiştir.

TV programcılığı

Bunun yanında, doksanlı yılların ortalarında Neşe Düzel ile birlikte Star TV'de Kırmızı Koltuk isimli tartışma programını hazırlamış ve sunmuştur.

Özel hayatı

Yazar ve eski milletvekili Çetin Altan'ın oğlu, İstanbul Üniversitesi İktisat profesörü ve yazar Mehmet Altan'ın ağabeyidir. İki çocuk babasıdır.
Ama insan her zaman sevdiğini yok etmiyor, bazen de sevdiği için kendini yok ediyor.
Ne kadar kalabalık bir yalnızlığa sahibiz.
Ne yana dönsek kendimize çarpıyoruz.
"Gördüğüm güzel bir şeyi sana gösteremediğimde bana o güzellikte bir eksiklik varmış gibi geliyor,"
Ahmet Altan
Sayfa 57 - Alkım Yayınevi
Hayatımıza girmiş ve oradan "suçlu ilan edilmeden" çıkmayı başarmış kaç kişi vardı?
Ben şanslı olanlardanım, hayatımdan daha kıymetli bir şeylerim var benim.

Bir yazı, bir aşk, bir isyan.
Ahmet Altan'ı ilk defa okuyorum ve nedense farklı bir kurgu bekliyordum ama beklediğimin aksine şaşırtıcıydı. Okumaya gerek duymadığım yerler oldu ama genel olarak insanların duygularını çok iyi analiz ettiğini belirtmeliyim. Psikolojik tahlilleri çok başarılıydı. Kitabı anlatmayacağım sadece kitaptan çıkardığım sonucu yazacağım.
Her insanın içinde hayvani dürtüler vardır ve bu inkar edilemez ama önemli olan o dürtüyü ortaya çıkaran sebep ve o sebebin nelere mal olacağı. Akıl yerini nefse bırakınca duygular özünü kaybediyor ve arzular devreye giriyor. Düşünmekten aciz, arzularının esiri olan insan sorunu, suçluyu hep dışarı da arar, yaptığı ahlaksızlığa hep bir kılıf bulur. Çünkü yaptığı yanlışın farkındadır ama vicdan mahkemesinden kaçmak için kılıf uydurmayı seçer...Evliliğin kutsal olduğunu söyleyip aslında o kutsallığı hiç önemsemeden yeryüzünde doyumsuz nefisleriyle yalandan bir cennet yaratmaya çalışan insanlarla dolu bir kürede yaşıyoruz. "Şimdi kitaptan yola çıkarak bütün insanları mı suçluyorsun?" diyeceksiniz. Tabiki de hayır! Ama genel manada bakınca o tip insanların sayısı da azımsanmayacak kadar çok. Kitabın içeriği isminin hakkını vermiş ama beklediğim son olmadı. Ana karaktere acıdım çünkü asıl cahillik kendini bilmemektir. Ve böyle insanlar evlenmesin. Üç beş kuruşluk hazlar evlenmeden yaşanabiliyor. Bir insanın hayatını karartmaya gerek yok.
Her şey bir alıntıyla başladı aslında. Alıntılar benim için pek kıymetlidir. Kitabın kalitesine dair okuyucuda iyi veya kötü bir intiba bırakır. İşte bu eseri okuma isteğim de esere dair bir alıntıyla karşılaşmam sonucu hâsıl oldu. Daha öncesinde ne kitabın adını duymuştum ne de Ahmet Altan"ın herhangi bir eserini okuma fırsatım olmuştu. O derin ve anlamlı alıntıyı görünce neler kaçırdığımı anladım. Şimdi diyeceksiniz ki 'Nedir seni bu kadar etkileyen alıntı?'. Bahsettiğim alıntıyı incelemenin sonunda sizlerle paylaşacağım. :)

Şimdi gelelim bu güzel eserin konusuna. Kitapta zaman II. Abdülhamid döneminde cereyan ediyor. Bu dönemde padişahın etrafında bulunan paşalar ve ailelerinin yanı sıra farklı karakterler de yer alıyor. Olaylar bilinç akışı yöntemiyle anlatılıyor okuyucuya.

Günümüzde yaşayan ana karakterimiz Osman tarafından bize ulaştırılan olaylar Abdülhamid döneminde yaşamış bu karakterlerin konuşturulmasıyla ortaya çıkıyor. Bir yandan Abdülhamid döneminde var olan istibdat unsurunu tüm çıplaklığıyla hissederken, diğer yandan Ittihat ve Terakki'nin doğuşuna şahit oluyoruz. Saraya yağan jurnaller, padişahın bu jurnaller karşısındaki tutumu ve paranoyak halleri çok etkileyici bir biçimde yansıtılmış okuyucuya. Bu satırları okurken kendimi o dönemde yaşayan biri gibi hissettim. Anlatılan bu olayların yanı sıra padişahın doktorunun gelini olan Mehpare Hanım, romanın asıl unsuru olarak çıkıyor karşımıza. Tutkulu, güzel, kendine fazlasıyla âşık, elindekilerle hiçbir zaman yetinmeyen, sürekli yeni heyecanlar arayan bir Osmanlı hanımefendisi olduğu kadar aynı zamanda da paylaşılamayan bir kadın. İşte her şey Mehpare Hanım'ın hikâyesi etrafında şekilleniyor. Eserin cinsellik içeren bir kısmı da var ve bu noktada birtakım eleştirilere de rastladım fakat bu durumun abartıldığını düşünüyorum. Zira eserde hayran kalınacak birbirinden güzel ifadeler ve etkileyici bir konu varken bu tarz basit şeylere takılmak bana mantıklı gelmiyor.

Eserde birbiriyle uzaktan yakından ilişkili pek çok karakter yer alıyor. Bu karakterlerin yolları öylesine güzel ve anlamlı bir şekilde kesişiyor ki, bir okuyucu olarak kurguya hayran kaldığımı söyleyebilirim. Kitabı elime aldığım andan itibaren bırakamadım. Bu yıl okuduğum en kaliteli kitaplardandı. Eserin güzelliğine dair ne söylesem eksik kalacak gibi hissediyorum. O yüzden bir an önce alın ve okuyun derim. :) Okumaya başladıktan sonra kitabın 3 ayrı kitaptan oluştuğunu öğrendim ve hemen diğer ikisini de sipariş ettim. Şu an sabırsızlıkla bekliyorum. Bu kitabı okumama vesile olan alıntıyı paylaşan arkadaşa minnettarım, var olsun! :) İşte o meşhur alıntı;


"Çok düşündüm, biliyor musun, insana aç mısın diye yalnızca yuvasında sorarlar, eğer bir kadın sana aç mısın diye sorarsa bil ki orası senin yuvandır."
"Bir keresinde Osman'a, 'Eğer hayatım, kırılacak bir eşya, bir bardak ya da bir vazo, ne bileyim öyle bir şey olsaydı eğer, bunu tutması için Hediye'ye verirdim,' demişti, 'ondan başka herkes, bir dalgınlık anında onu bir yerde bırakabilir, düşürebilir, bir acı duyduğunda elinden atabilirdi ama o, hiçbir zaman, hiçbir şartta onu elinden bırakmazdı."

Ne hoş satırlar değil mi? :)
Ahmet Altan okuyucusunu edebiyatın zirvelerinde gezintiye çıkarıyor bunun gibi nice satırlarla. Kılıç Yarası Gibi eserinden sonra devam niteliğindeki İsyan Günlerinde Aşk kitabı da bir solukta bitti. Serinin ilk kitabını okurken hissettiğim heyecan, merak ve edebi doygunluğu ikinci kitapta da hissedebilecek miyim yoksa ilk kitabın oluşturduğu ışıltıyı ikinci kitap yerle bir mi edecek diye çokça düşündüm. Zira yeni bir insanı tanıdığımda ya da yeni duygularla karşılaştığımda duyduğum o heyecan ve hissettiğim güzellikler yerini ilerleyen zamanda hayal kırıklığına bırakır mı diye düşünmeden edemem. İşte Kılıç Yarası Gibi kitabı da binbir güzellikle önüme açılınca, devamı da en azından aynı tesiri bıraksın istedim ve İsyan Günlerinde Aşk'ta bu tesirin kat be kat fazlasıyla tanıştım.

İlk kitapta II. Abdülhamid döneminde yaşanan siyasi olaylar ve o dönemde yaşayan birtakım insanların çalkantılı aşk hayatlarını okumuştum. İsyan Günlerinde Aşk'ta ise bu hayatların yeni mecralara doğru yol alması, yeni heyecanların sahneye çıkmasının yanı sıra koskocaman bir imparatorluğun ve imparatorun yaşadıklarına tanıklık ettim. Yönetime el koyan İttihat ve Terakki'nin ardından herhangi bir yönetim politikasının benimsenmemesi üzerine şehirde çıkan isyancı gruplar ve bu sürecin sonunda Sultan Abdülhamid'in hal' edilerek sürgüne gönderilmesi ele alınıyor. Tüm bu siyasi gelişmelerin yanı sıra Osman'ın geçmişteki ölülerle konuşmaları devam ediyor. İlk kitapta tanıyıp hayatlarına ortak olduğumuz Hikmet Bey, Mehpare Hanım, Mihrişah Sultan, Reşit Paşa, Ragıp Bey, Şeyh Yusuf Efendi, Rukiye, Nizam ve daha nice karakterin hayatlarının bir akıntıya kapılan ağaç dalları gibi sürüklenip farklı noktalarda takıldığını görüyoruz. Kimisi evlenirken, kimisi hayata veda ediyor; bazıları kederlenirken bazıları mutluluğun doruklarında geziniyor, bir kısmı yalnızlıkla mücadele ederken diğer bir kısmı kalabalıktan kaçıyor. İlk kitaptan gelen pek çok karakter ve ikinci kitapta tanıdığımız şahsına münhasır yeni karakterler...

II. Abdülhamid döneminin siyasi yönüne bakarken aynı zamanda şahısların ruh tahlillerini de okuyoruz. Ki bana kalırsa Ahmet Altan'ın insanların iç dünyalarını, duygu ve düşüncelerini, hayallerini, kırgınlıklarını, sevinçlerini, heveslerini, tutkularını, aşklarını ve daha nicesini yansıtmadaki başarısı asla küçümsenemez. Yine dopdolu, kaliteli, edebi değeri yüksek, harika bir kitap. :) Hâlâ okumadınız mı? Çok şey kaçırıyorsunuz Sevgili Okur. :)
Deneme yazılarını okumayı genelde pek sevmiyorum. Ama .Ahmet Altan bu kitabında Victor Hugu,Virginia Woolf, Oscar Wilde , Tolstoy,Gorki gibi birçok yazarının alıntılarına yer vermesi denemesii sevmeme neden oldu. Kısa ve ilginç efsane ve masallarada yer vermesi ilgi çekici yapmış kitabı.Kitapta genellikle aşk, mutluluk, sevinç, hüzün, özlem, üzüntü, ihtiras,şehvet,tutku ,kıskançlık, öfke gibi duyguları yer vermiş.Bu konuları kendi duygularını ve yazarların alıntılarından yararlanarak anlatmış. Kısacası özetlersem yazar bize hepimizin içinde bir başka kişiye yer olduğuna , bize verilenin ne olduğunu hayata iyi bakmadığımız için göremedigimizi yani hayata iyi bakmamız gerektiğini, geleceğe bakmamızı farklı ve güçlü bir şekilde anlatmış.Size, sizi, hayatı, insanları, duyguları anlatan bir kitap.
Ahmet Altan'ın özellikle deneme kitaplarını okuduğumda bende uyanan his, ne kadar çok şey bilmediğim oluyor. Belki de bu yüzden Ahmet Altan okumak bana büyük keyif veriyor.
Herkesin kendi duygularının kölesi olduğunu kanıtlar derecede bir kitap. İlk defa bir kitabın 'tüm sayfalarını' fosforlu kalemlerle çizdim. Kendi hayatımın hikayesini dinledim resmen. Yüreğimde olup nasıl anlatılır ki bu diye kıvrandığım duyguları buldum okurken.
Bir dönem ardı ardına Ahmet Altan okurdum. Okuduklarım içinde Kristal Denizaltı çok hoşuma gitmişti. Birbirinden etkileyici deneme tarzı ve düşünce yazılarından oluşuyordu kitap. Akılda yer edici öyle çok cümle vardı ki; 'Bıçağı saplayan çıkarsın isteriz', 'İnsanlar Tanrı'yı görmeden seviyorlar. Ama Tanrı'ya inananların çoğu, bir insanın bir başka insanı hiç görmeden sevmeyi sürdürebileceğine inanmıyor', 'Bir kadınla üç şey yapabilirsin: Ya onu seversin, ya onun için acı çekersin ya da onu yazarsın' gibi...Bu tarzı sevenlere, tavsiye ederim...
Osman tüm ölüleriyle konuşuyordu.... Yaşanmamışlıklarını, pişmanlıklarını geçmiş yaşamlarını dinliyordu.....Ölüleri hep dürüsttü.... Çünkü; gerçekten ölmek kolaydı sevmekten....
KİTABIN ORTALARINA KADAR SIKICI FAKAT SONLARINA DOĞRU SÜRÜKLEYİCİ OLMASINA RAĞMEN BAZI KOPUKLUKLAR DİKKAT ÇEKİYOR...Dilini de yadırgadım açıkçası....!!!!..
Hayatı kimi zaman çok mu ciddiye alıyoruz bilinmez ama alelade bir oyun olmadığı da kesin. Yaşamda var olduğumuz süre boyunca pek çok tevafukla ya da kimine göre tesadüfle karşılaşıyoruz. İşte kitabımızın baş kahramanı da bir tesadüfler silsilesi içinde sıkışıp kaldığını ve doğduğu andan itibaren sergilediği oyunun artık sonuna geldiğini düşünen bir yazar.

Hayatında ilk kez katil olan bu yazarımız, gecenin bir vakti bir bankta oturmuş henüz işlediği cinayetin arka plânını anlatmaya başlayarak bir hikâyenin içerisine çekiyor bizleri. Katilin bilindiği ama maktulün bilinmediği esrarengiz bir hikâye...

Bir cinayetin romanını okurken pek çok farklı hayata ve olguya da dahil oluyoruz aslında. Kitapta sıkça vurgulanan iktidar ve güç olgusu bunlardan biri olarak söylenebilir. Altında hazine olduğuna inanılan bir kilise uğruna yapılan iktidar mücadeleleri yer alıyor eserde. Bu mücadelenin yanı sıra kitaba hakim olan şehvet olgusu da var. Şehvet duygusunun bir insana neler yaptırabileceği, bir insanı nelere sürükleyebileceği karşımıza çıkıyor bu satırlarda. Her zamanki gibi bu eserinde de Ahmet Altan kadın ve erkek ikilisini, özellikle de kadınları, ne kadar iyi tanıdığını bir kez daha kanıtlamak istercesine kullanmış kalemini. Bu anlamda güzel tespitler mevcut.

Tüm bunların yanı sıra yazar olan kahramanımız hikâyesini anlatırken çoğu zaman kendine engel olamayarak Tanrı ile hesaplaşmaktadır. Kimi zaman yaşadığı tüm bu olayların sebebini yaratıcıya bağlarken, kimi zaman kendi suçu olup olmadığını düşünmeden edemez. Yeri gelir o kadar öfke ile dolar ki içi Tanrı'ya meydan okur, O'nu öfkelendirmeye, kışkırtmaya çalışır ama her seferinde çaresiz kalıp hikâyesini anlatmaya devam eder. Çaresiz kalan bir insan ile Tanrı arasındaki bu çekişme bazı kısımlarını aşırı bulsam da her yönüyle ele alınıyor bu kitapta.

Eserde yer alan kahramanların hayatlarına dahil olup, bu cinayete doğrudan veya dolaylı olarak nasıl ortaklık ettiklerini okumak keyifliydi fakat kitap çokça övüldüğünden midir bilmiyorum beklentimin altında kaldı. Sonuna dek farklı şeyler olacak her an diye düşündüm ama eserin sonu da gidişatı kadar şaşırttı beni. Sanki aceleye getirilmiş ve artık bitsin denilmiş gibiydi. Son zamanlarda Altan'ın üç eserini (Kılıç Yarası Gibi, İsyan Günlerinde Aşk, Ölmek Kolaydır Sevmekten) okumuş biri olarak Son Oyun isimli bu eserin okuduğum diğer kitaplara nazaran sönük kaldığını söylemek zorundayım. Her ne kadar bu eserin Altan'ın en iyi eseri olduğu söyleniyorsa da buna kesinlikle katılmıyorum. Eserin içerisinde okuyucuyu cezbeden güzel alıntılar var fakat yukarıda bahsettiğim üç kitabın kalitesine yetişemediğini söyleyebilirim. Okumayı düşünenler için hoş bir alıntı bırakalım;

"Bir kadınla konuşmak, içi bin bir çeşit süs eşyasıyla dolu bir dükkâna girmek gibi gelir bana, o kadar değişik konuları, dedikoduları, gizli küçük kıskançlıkları, kendileriyle ilgili dertleri vardır ki almayacağın ama dokunmaktan, kaldırıp bakmaktan sıkılmayacağın küçük süs eşyalarıyla oynamaya benzer onlarla konuşmak. Zorla kendini anlatıp onları sıkmazsan saatlerce seni oyalayacak konularda konuşurlar."
Ölüleriyle konuşan Osman :) Benim diğer Olric’im oldu. Aynı zamanda da en sevdiğim romanlardan. Kitabın daha başında birden fazla karakterle tanıştırdığı için önce bir kargaşa yaşamanız çok normal, ama karakter analizi ve olay kurgusu o kadar mükemmel ki bu kargaşaya rağmen bırakmak mümkün değil. Aksine kısacık zaman diliminde bitirmek daha mümkün. O kadar karakter arasında en etkileyen de Hediye.. Adının bu kadar az geçtiği bir romanda bu kadar derinden etkileyebileceğini hiç düşünmemiştim. Sürükleyici, dili anlaşılır ve kurgusu müthiş.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Altan
Tam adı:
Ahmet Hüsrev Altan
Unvan:
Yazar, Şair, Gazeteci
Doğum:
Ankara, 2 Mart 1950
Ahmet Hüsrev Altan (d. 1950; Ankara), yazar ve gazeteci.

Gazetecilik kariyeri

Hürriyet, Güneş, Milliyet ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde uzun yıllar köşe yazarlığı yaptı. Milliyet'te çalıştığı dönemde, gazetede Kürtlerin çoğunluğu oluşturduğu kurgusal bir "Kürdiye" ülkesinden bahseden yazısı nedeniyle işinden çıkarıldı.

Taraf gazetesinin kurucusudur. 2007 yılında yayın hayatına başlayan Taraf gazetesinin Alev Er ile birlikte genel yayın yönetmenliğini üstlenmiş, daha sonra Alev Er'in ayrılmasıyla genel yayın yönetmenliği görevini tek başına yürütmeye devam etmiştir. Ayrıca aynı gazetenin Kum Saati adlı köşesinde, köşe yazarı olarak yazılar yazmıştır. Eylül 2008'de Ermeni Kırımı’nın kurbanlarına adadığı bir köşe yazısı nedeniyle Türklüğe hakaretle suçlandı. Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendiği Taraf gazetesi 2009 yılında Leipzig Bankası Medya Vakfı tarafından verilen dünyanın prestijli basın ödüllerinden biri olan “Özgürlük ve Medyanın Geleceği" Ödülü'ne layık görülmüştür Ahmet Altan ayrıca 2011 yılında üçüncüsü düzenlenen ve Ulusulararası Hrant Dink vakfı tarafından özgür ve adil bir dünya için çalışan, ilham ve umut ışığı kişilere layık görülen "Hrant Dink Barış Ödülü"nün de sahibidir. Aralık 2012'de, Yasemin Çongar ile birlikte Taraf gazetesindeki görevinden istifa etmiştir.

TV programcılığı

Bunun yanında, doksanlı yılların ortalarında Neşe Düzel ile birlikte Star TV'de Kırmızı Koltuk isimli tartışma programını hazırlamış ve sunmuştur.

Özel hayatı

Yazar ve eski milletvekili Çetin Altan'ın oğlu, İstanbul Üniversitesi İktisat profesörü ve yazar Mehmet Altan'ın ağabeyidir. İki çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 471 okur beğendi.
  • 6.237 okur okudu.
  • 50 okur okuyor.
  • 1.326 okur okuyacak.
  • 67 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları