Ahmet Altan

Ahmet Altan

YazarÇevirmen
7.7/10
3.174 Kişi
·
15.033
Okunma
·
1.012
Beğeni
·
30679
Gösterim
Adı:
Ahmet Altan
Tam adı:
Ahmet Hüsrev Altan
Unvan:
Yazar, Şair, Gazeteci
Doğum:
Ankara, 2 Mart 1950
Ahmet Hüsrev Altan (d. 1950; Ankara), yazar ve gazeteci.

Gazetecilik kariyeri

Hürriyet, Güneş, Milliyet ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde uzun yıllar köşe yazarlığı yaptı. Milliyet'te çalıştığı dönemde, gazetede Kürtlerin çoğunluğu oluşturduğu kurgusal bir "Kürdiye" ülkesinden bahseden yazısı nedeniyle işinden çıkarıldı.

Taraf gazetesinin kurucusudur. 2007 yılında yayın hayatına başlayan Taraf gazetesinin Alev Er ile birlikte genel yayın yönetmenliğini üstlenmiş, daha sonra Alev Er'in ayrılmasıyla genel yayın yönetmenliği görevini tek başına yürütmeye devam etmiştir. Ayrıca aynı gazetenin Kum Saati adlı köşesinde, köşe yazarı olarak yazılar yazmıştır. Eylül 2008'de Ermeni Kırımı’nın kurbanlarına adadığı bir köşe yazısı nedeniyle Türklüğe hakaretle suçlandı. Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendiği Taraf gazetesi 2009 yılında Leipzig Bankası Medya Vakfı tarafından verilen dünyanın prestijli basın ödüllerinden biri olan “Özgürlük ve Medyanın Geleceği" Ödülü'ne layık görülmüştür Ahmet Altan ayrıca 2011 yılında üçüncüsü düzenlenen ve Ulusulararası Hrant Dink vakfı tarafından özgür ve adil bir dünya için çalışan, ilham ve umut ışığı kişilere layık görülen "Hrant Dink Barış Ödülü"nün de sahibidir. Aralık 2012'de, Yasemin Çongar ile birlikte Taraf gazetesindeki görevinden istifa etmiştir.

TV programcılığı

Bunun yanında, doksanlı yılların ortalarında Neşe Düzel ile birlikte Star TV'de Kırmızı Koltuk isimli tartışma programını hazırlamış ve sunmuştur.

Özel hayatı

Yazar ve eski milletvekili Çetin Altan'ın oğlu, İstanbul Üniversitesi İktisat profesörü ve yazar Mehmet Altan'ın ağabeyidir. İki çocuk babasıdır.
- Semra'yla evlenmeye karar verdim.
- İntihar etmenin çeşitli yolları vardır.
- Sen Semra'yı Tanıyor musun?
- Evliliği tanıyorum.
Ahmet Altan
Sayfa 176 - Everest Yayınları
''Biz birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık, ama her şeyi olduk..''

Hiçbir şeyi olmamaktan başlarsan, o geniş özgürlük meralarından 'her şeyi olmaya' ulaşabiliyorsun.

Her şeyi olmaktan başlarsan, kısa zamanda gideceğin yer 'hiçbir şeyi' olmamak oluyor.
Ahmet Altan
Sayfa 10 - Hiçbir Şey ya da Her Şey
Kaç pusudan geçtik, kaç çatışmadan çıktık.
Ne aşktan selamımızı kestik, ne sevişmelerden vazgeçtik.
Diyorlar ki, yenilmişiz.
Diyorum ki, yenilmedik.
504 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bazı kitapların devamını okumayınca ben de hep bir yarım kalmışlık olur. Aklımda kalan soruların cevabını bulmak için mutlaka okumalıyım. Bu kitap da benim için öyle olanlardan. Serinin birinci kitabı olan Kılıç Yarası'nı okumamış olsaydım bunu da hiç merak etmeyecektim. Ama bir kere Kılıç Yarası'nı okumuş bulundum. İkincisinden kaçış yoktu benim için. Hem de en kısa zamanda okumalıydım. Şimdiden söyleyeyim bana önereceğiniz kitap olursa lütfen seri olmasın. Gereksiz bir kitap da olsa mutlaka serisini okurum. Sonrasında okumasaydım da olurdu derim, ama okumadan da duramam. Okuduktan sonra boşa geçen zaman gibi gelse de mutlaka okumalıyım.

Herkes gibi benim de okuduğum yazarlarla ilgili kıstaslarım var. Bazı yazarların kitabını okumam. Ahmet Altan da, okumayacağım dediğim kişilerdendi. Ama sevdiğim bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine okuduğum Kılıç Yarası ve İsyan Günlerinde Aşk kitabı ile üçüncü kitabını da okumuş oldum. Hiç okumam dediğim yazarın üçüncü kitabı. Evet gerçekten de ilginç. Ama hayat tesadüflerle dolu.

Ben burada yazarı değil kitabı konuşmak istiyorum. Her ne kadar kendisini sevmesem de edebi dili ve tasvir yeteneğini beğendim tıpkı birinci kitapta olduğu gibi. Karakterlerin iç dünyasını çok güzel yansıtmış. Öyleki karakterlerle kendinizi adete özdeşleştiriyorsunuz. Hatta o derece özdeşleştiriyorsunuz ki, bir sonraki adımını tahmin edebiliyorsunuz. Karakterler hakkında kafanızda soru kalmıyor. Bazen kurduğu cümleler bir paragrafı buluyor. Cümlenin sonuna geldiğiniz de başını unutmuş oluyorsunuz. Ama bu sizi sinirlendirmiyor, çünkü anlatımı o kadar güzel ki cümlenin başını umursamıyorsunuz. Kendinizi okuduğunuz satırlara kaptırıyorsunuz. Birinci kitapta insanı merakta bırakan karakterlerin çoğu olsa da yeni karakterler de ekleniyor. Yeni karakterlerden beni en çok etkileyen Hediye. O bir köle. Onun sesini kimse duymuyor. Her duygusunu içinde yaşıyor. Var ama yok. İnsanı etkileyen kendi içinde yaşadığı aşk ve sessiz gidişi. Gidişine göz yaşı dökmemek elde değil. Hayır ağlamadım(!!!)

Kitap, tarihteki kanlı 31 Mart ayaklanmasını anlatıyor. Olayların gerçek olması insanı daha bir etkiliyor. Bazı kitapları okurken, bunlar sadece hayal ürünü diyerek kendimizi avuturuz ya, bu öyle bir kitap değil. Yaşananların gerçek olduğunu düşünmek insanın canını yakıyor. Öldürülen bir gazetecinin cenazesi, İttihat ve Terakki Cemiyetine karşı olan kesimi harekete geçiriyor. Ülkeyi savunmak için Selanik'ten getirilen alaylı askerlerin arasına giren sarıklı, cübbeli kişilerin din elden gidiyor söylemleri sonunda işe yarıyor ve ayaklanma başlıyor. Şeriat isteyen isyancılar, milletvekili veya İttihatçı subayları yakaladıkları yerde öldürüyorlar. Onlar için kimi öldürdükleri önemli değil, önemli olan din adına öldürmek. Halk sokağa çıkamaz hale geliyor.

"Bu halk cahildir Ragıp, sen de biliyorsun, bunlara biri, din elden gidiyor, dedi miydi bunlar sokağa dökülür."

Maalesef tarih boyunca dini kendi kötü emellerine alet etmek isteyen kişiler, iktidarlar, düşünürler olmuştur ve olacaktır. Her defasında da sonu kanlı bitmiştir.

Selanik'ten gelen ve adını Mustafa Kemal'in verdiği Hareket Ordusu sonunda İstanbul'a gelerek ayaklanmayı bastırıyor. Selanik'ten çıkarken başında Mustafa Kemal'in olmasına rağmen, İstanbul'a girerken Mustafa Kemal'i saf dışı bırakmaları, Enver Bey'in onu gizli gizli kıskandığını açıkca gösteriyor. Kitapta Enver Bey'in cesaretine sık sık vurgu yapılıyor. Ama tarihin bize gösterdiği gibi Enver Bey'in cesareti değil, Mustafa Kemal'in tutkusu yıkılan bir ülkeyi yeniden kuruyor.

Bütün bu karmaşanın içinde yaşanan aşklar da güzel bir şekilde işlenmiş. Kitabın basımından mıdır, yoksa gerçekten mi hatalar var bilemeyeceğim ama yazım hatalarına çok rastladım. Yazarın mı, editörün mü hatası onu bilemeyiz.

Meraklısına iyi okumalar dilerim.
344 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Ahmet Altan'ın tavsiye üzerine okuduğum ikinci kitabı. İlk kitabını beğenmemiştim, ama bu kitabı iyi ki okumuşum dedirtti bana. Hem konusu olarak, hem de anlatımı olarak beğendiğim bir kitap oldu. Kitabın devamı olan İsyan Günlerinde Aşk kitabını da en kısa zamanda okumak isteği doğdu bende. Bu arada ilk defa bir kitabı pdf olarak okudum. Her ne kadar sayfaların kokusunu alamasam da yine de benim için iyi bir deneyim oldu. Sanırım bundan sonra daha sık pdf okuyacağım. Zaten şu günlerde başka çare yok gibi.

Kitabın içeriğine gelecek olursak, kitap bizi tarihin sayfalarında dolaştırıyor. Osmanlı İmparatorluğunun lale devrini gözler önüne seriyor. Abdulhamit'i, İttihat ve Terakkiyi, İkinci Meşrutiyete giden süreci anlatıyor. Kitabı okurken ister istemez günümüzle kıyaslıyor ve iktidarlarda bazı şeylerin değişmediğini acı bir şekilde görüyoruz.

Kitabı okurken İttihat ve Terakki Cemiyetinin kuruluşuna adım adım tanık oluyoruz. Abdülhamit'in vurdumduymazlığını görüyoruz. Şeyhlerin gerçek olmayan efsanelerle nasıl yüceltildiğini anlıyoruz. Ahmet Altan bütün bunları Osman'ın gözünden anlatıyor bize. Osman ölülerle konuşarak tarihe tanıklık ediyor.

Kitapta anlatılan karakterler öyle canlı ki sanki onlarla beraber yaşıyorsunuz. İttihat ve Terakki Cemiyetinin toplantılarına katılıyorsunuz, padişaha egoistliği yüzünden kızıyorsunuz, birbirinin kuyusunu kazan paşalara isyan ediyorsunuz. Padişahın bütün kararlarını gelen jurnallerle verdiğini görmek de ayrıca acı. Bu durumu bilen paşalar istemedikleri kişiyi jurnalleyerek kolayca gözden düşmelerini sağlıyorlar. Padişahın bir sözü ile hayatı kayan insanlara üzülüyoruz. Korkunun insanları ne hale getirdiğini anlıyoruz. Padişah kararlarını korku ile veriyor çünkü. Kimsenin de bu kararları sorgulamaya hakkı yok zaten. Padişah tahtını kaybetme korkusu ile en güvendiği paşalarını bile, bir sözü ile ta Fizan'a sürüyor. Sürgünde unutulan, acı çeken, ölen insanları görüyoruz.

Bir bölümde, Selanik'te, genç subay Mustafa Kemal'in Enver Paşa ve Talat Paşa ile İttihat ve Terakki Cemiyetinin toplantısında birlikte olduklarını görüyoruz. Yolları sonradan ayrılsa da ilk başta beraber hareket etmişler. Aynı amaç için bir araya gelmişler. Ayrıca kitapta Osmanlıcılıktan Türkçülüğe geçiş de anlatılıyor. O zamanları merak edenlere okumaları tavsiye olunur. Meraklısına şimdiden iyi okumalar.
576 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
''Bir büyük sır söyleyeceğim sana kapıları ört
Ölmek sevmekten daha kolaydır,
Bundandır yaşamanın sancılarına yönelmem
Sevgilim.

Louis Aragon ''


Bir arkadaşım bundan bir kaç yıl evvel yerli edebiyatta kimleri okuyorsun diye sormuştu, aklımdan ilk geçen isimleri (Barış Bıçakçı, Orhan Pamuk ve Ahmet Altan) söyleyivermiştim. Sen hiç normal yazar okumaz mısın dedi? Normal derken? dedim. Yani işte insanların antipatisini toplamamış, adı alengirli işlere karışmamış dedi. Bir yazarı özel hayatıyla yargılamak ne kadar doğru dedim.Bir yazar vatanına ihanet etmemelidir dedi. Bunu da nerden çıkarıyorsun? dedim. Ahmet Altan ve Orhan Pamuk'un vatan haini olduğunu düşündüğünü söyledi. Bu yazarların herhangi bir kitabını okudun mu dedim. Gerek yok dedi.

Konuşma aşağı yukarı bu minvalde sonlandı. Yaşadığım ülkede çok sık rastladığım, siyasi ya da politik duruşu, bir iki söylemi sebebiyle bir sanatçı yada yazar yaftalanıp toplumun belki de hakkında hiç bir şey bilmediği okumadığı bu kişiye 'bölücü' 'hain' gibi tabirlerle nefretini kusması beni artık şaşırtmayan bir durum. Beni tanıyanlar bilir, siyaset ve politika hiç hoşlanmadığım, yeryüzünden tamamen silinmesini dilediğim iki kavramdır.

Maalesef bugün romanını büyük bir keyifle okuduğum ve muhtemelen yeni bir roman yazıp basma imkanı olmayacağını düşündüğüm Ahmet abi de bu iki kavram sebebiyle demir parmaklıklar ardında kalıyor. Keşke gazeteci kimliği hiç olmasaydı da hep bu minvalde aşk romanları kaleme alsaydı dediğim çok oluyor ama bu çok bencilce bir düşünce. Eğer gazeteci kimliği olmasaydı kendi olamazdı, benim ki züğürt tesellisi işte.

Ahmet Altan, yazar kimliğinin yanında uzun süre gazetecilik yapmış benim aklımın ermediği bir sürü sebepten ötürü şu an tutuklu durumunda. Ben gazeteci Ahmet Altan ile hiç tanışmadım, ama romancı Ahmet Altan'ı okumaktan da büyük keyif alıyorum. Bu okuduğum kitap tarihi aşk romanı kıvamında ki serinin 3. kitabı. İlk iki kitabın tadı damağımda uzun süre kaldığı için 3. kitabı uzun süre beklettim. Bilmeyenler için serinin ilk kitabı Kılıç Yarası Gibi , 2. kitabı İsyan Günlerinde Aşk , 3. kitabı da Ölmek Kolaydır Sevmekten .

Ahmet Altan romanlarını bir fotoğrafı tasvir eder gibi anlatıyor. Fotoğraf karesine giren her karakteri derinlemesine tanıyor, en sonunda da karakteri, bu karakterin içinde oluşturdurduğu derinliğe sessizce gömüyor. Her satırda hayata dair aldırmaz bir sarhoşlukla süzülürken, bu romantizm bazen hayattan kopmanıza sebep oluyor. Ahmet abi süslü laflar kullanmayı çok seviyor, kadınları etkilemeyi de. Bana sanki bütün kitaplarını kadınlar okusun diye yazıyormuş gibi geliyor :)) Romanın içinde incecik kar yağan bir sokakta kaybolmak istiyor, piyanodan yükselen Ayışığı Sonat'ın sesi evin duvarlarında yankılanıyor, insan tam bu anda bir şiire sığınmak istiyor. Sessiz bir tevekkül içinde akşam sefalarının kokusunu duyuyor, bu yolculuk hiç bitmesin istiyorsunuz, ki bence edebiyatta budur.

Ben romantizm akımını severim, hayatın salt gerçekliğinden ne zaman bunalsam umut dolu, yalan olduğunu bildiğim bir sürü aşk romanı okurum :) bir nevi detoks. Tamda bu dönemlerde kesişiyor yollarımız Ahmet abi ile. O bana umut oluyor, ben onu daha derin hissederek okuyorum. Hakkında ileri geri konuşulduğunda da gönül bağı kurduğum biri hakkında konuşulmuş gibi üzülüyorum.

3. Kitap bana sanki 4. kitap da olacakmış gibi bir his verdi ama tereddütlüyüm. Keyifle okudum, başlayacak arkadaşlara tavsiyem olay örgüsünü kavramak adına sıralamayı takip ederek okuyun, sığ 3. sınıf aşk romanları okumak yerine Ahmet Altan gibi değerli bir kalemle tanışmanızı dileyerek incelememi sonlandırmak istiyorum.


Kitap bittiğinde kafamda istemsizce çalan şu şarkıyı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Keyifli okumalar dilerim.

https://www.youtube.com/watch?v=bG-9lgrXyCY
320 syf.
·39 günde·Beğendi·8/10
Her zaman dik durabilen, doğruları korkmadan ifade edebilen, ülkemizin en büyük gazetecilerinden ve entellektüellerinden biri olan Ahmet Altan'ın kitabını okumak ayrı bir güzellik.

Kitabın klasik bir aşk romanı olmasının yanında,Güneydoğuda yaşanan, iç acıtan terör ve ölümlere; ülkemizin kanayan yarası kadın cinayetlerine dikkat çekmesi açısından baktım ben kitaba.
Kitapta anlatılan/yaşanan olaylara Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde çalıştığım 8 yılda kısmen de olsa ben de şahit oldum.
Bir çok güzelliği bağrında barındıran, mert ve yiğit insanları ile tanınan bu bölgelerimizin çektikleri acılar kısmen de olsa kitapta dile geliyor.
Terör ve kadın cinayetlerinin son bulması dileğiyle...
İyi okumalar
344 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Gazeteci-Yazar Ahmet Altan'ın yıllar yıllar önce okuduğum En Uzun Gece kitabından yıllar yıllar sonra okuduğum ikinci kitabı Kılıç Yarası Gibi.En Uzun Gece kitabında hastalıklı bir ilişkiyi anlattığı hikayeyi ben sevmiştim,ancak bu kitabına kelimenin tam anlamıyla hayran kaldım.Rus Edebiyatının o otorite ve rejimini eleştirip bütün çıplaklığıyla gözler önüne seren Rus yazarlar gibi Ahmet Altan'da bu tarihi aşk romanında Osmanlı İmparatorluğunun 2.Abdülhamid dönemini yani 19.yy ve 20.yy'ların başını bütün çıplaklığıyla,muazzam bir kurguyla ve ölülerle konuşan Osman'ın ağzıyla sunarak içine bir de hastalıklı aşklar ve ilişkiler ekleyerek kusursuz bir örümcek ağı gibi örmüş ve bağlamış.

1998 yılında ilk basımı yapılan kitap yine aynı sene Yunus NADİ Roman Armağanı'nı almış.Tarihi bir roman yazıyorsanız eğer tarihin tekerrür edeceği gerçeğini asla ve asla unutmamalısınız.Bunu okuyucu için söylüyorum,yoksa Ahmet Altan kitabın sonunda ''İstibdat ( tek bir yöneticinin toplumu baskı altında yönetmesine dayanan düzen, baskıcılık, hiçbir hakkın ve özgürlüğün bulunmadığı tek adam yönetimi.) bitti diye sevinen, şimdi çoktan ölüler diyarına göçmüş bu halkın, bu topraklarda istibdadın hiç bitmeyeceğini, biri bittiğinde yenisinin başlayacağını, bu topraklarda yalnızca istibdadın yetişebildiğini bilmediklerini düşünüyordu.'' diyerek bu bilinçte olduğunu vurguluyor.Farkında mısınız?Ahmet Altan artık cezaevlerine gire çıka kendisini tanımayan diğer mahkumlar tarafından ''abi sen gardiyan mısın?'' sorularına maruz kalıyormuş.Yok öyle bir şey ben uydurdum tabi ki ama sürekli tutuklayıp sonra beraat ettirmek,bir yanlışlık olmuş bahaneleriyle evinden aldırmak...işte o eleştirip yazdığı İSTİBDAT düzeninin ve kaderinin acı bir cilvesi.GOGOL'un paltosundan çıkmanın bir bedeli olduğunu okuyup ezberlediği Rus yazarların hayatına bakarak çoktan göze almış adam gibi bir adamdır bana göre Ahmet Altan ve kitap içerisindeki gerek tarihi gerekse aşk ile ilgili çıkarımları bir Derviş modunda ve çok çok sağlamdır.Ben bütün benliğimle itibar ediyorum kendisine ve şu dönemde nefes alıp yaşayabildiğine seviniyorum.Yoksa zamanında maazallah yakalandığı yerde Beyazıd meydanında asılır,ölüsü ibret-i alem olsun diye bir hafta asıldığı yerde bekletilirdi.Allah kurtarsın kendisini. (şuan cezaevinden çıkmış da olabilir tam bilgim yok ama nasıl olsa yine alırlar!)

Dünya'da işlenen cinayet,taciz ve hırsızlık gibi suçların İSTİBDAT altında yönetilen ülkelerde görüldüğü artık sabit bir istatistik.İran sınırından dışarı çıkan İranlı turistlerin nasıl çıldırdığını Payitahta,pardon İstanbul'a sorun.Dünya'da en çok pornografik içerik üretilen ve tüketilen ülke İran,şehir ise Konya :) dünyada mal ahirette iman diye kafiyeli olmasını isterdim ama uyduramadım havasına.Evet araştırın görün.Bu düzen altında bırakın insanların sağlıklı aşk yaşamasını,nefes almaları bile çok zor.Keşke böyle düzenler olmasa ve keşke bu düzenin panzehiri İttihat ve Terakki cemiyetleri de olmasa ama her Firavun'un var işte bir Musası...Kitabı bitirdikten sonra ellerimi havaya açtım ve dedim ki;Ey Allah'ım:sen beni kraldan çok kralcıdan,kendisini Padişah sanan evhamlı başkandan ve mümkünse de Mehpare hanımlardan lütfen koru!

Kitap içerisinde bolca Osmanlıca kelime var ama merak etmeyin.O Osmanlıca anlamını bilmediğiniz kelimeleri yazar cümle içinde öyle bir kullanmış ki,bir sihir gibi cümle okununca o kelimenin anlamı kafanızda çakıyor.Ahmet Altan'da Gogol'un paltosunun iç cebinden çıkmıştır.Güzel kitap tavsiye edip okutturanlarınız çok olsun.

Kitabın serisi olmamakla birlikte bağımsız ama aynı şekilde olan İsyan Günlerinde Aşk ve Ölmek Kolaydır Sevmekten romanlarını da listeme aldım.

Okumak isteyenlere link; https://www.kitapindir.net/...asi-gibi-ahmet-altan
152 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Tartışmaya, polemiklere açık bir yazar.
Darbe girişimine iştirak suçuyla cezaevinde ve ağırlaştırılmış müebbete çarptırıldı.

Siyasi görüşü, Kemalizm muhalifi oluşu herkes gibi beni de rahatsız etse de edebi yeteneğini göz ardı etmem mümkün değil.
1999 yılında tamamı Kemalist olan jüri ideolojisini edebiyattan bağımsız değerlendirerek “Kılıç Yarası Gibi” romanı için Yunus Nadi roman ödülünü vermişti. Hakikaten Kılıç Yarası Gibi - okuyanlar bilir- muazzam bir eserdir. ( Son Oyun ve Ölmek Kolaydır Sevmekten romanları da benim çok sevdiklerimden)

“Dünyayı Bir Daha Görmeyeceğim” adlı deneme kitabı 26 Eylül’de ilk kez Almanya’da sonra da Hollanda, İngiltere,Norveç, İspanya ve İtalya’da satışa sunulacakmış.
Kitabın Türkçe basılmasını ve Türkiye’de satışa sunulmasını istemiyormuş Ahmet Altan.
Kendi adıma üzüldüm çünkü çok severek okuduğum bir yazar .
Cumhuriyet Kitap’ta bir yazısı yayınlanmış, diyor ki :
Günler ve mevsimler akıyor. Ben duruyorum. Hep aynı on metrekarenin içindeyim.”

Kristal Denizaltı da 32 denemeden oluşuyor ve ruhumun en derinine inenlerden oldu.
Ben’in ülkesidir deneme, her konuya ben açısından bakar, ben’ci bir tavır hakimdir.
Her denemede başka bir Altan, onun ben’inin içinde onlarca ben olduğu gibi onlarca kadın, onlarca erkek, onlarca sanatçı, onlarca eşcinsel, onlarca travesti var. :))

Bakın ne anlatıyor :
Birbirlerinin her şeyi olmak için yola çıkan ama birbirlerinin hiçbir şeyi olamayan âşıkları,
Bıçağı saplayan çıkarsın, diye feryat eden kıskanç kadınları,
Görmeden bile ruhun ruha adanabileceğini,
Hayatın tıpkı kutsal kitaplarda olduğu gibi kat kat olduğunu,
Bir kadını seçtiğini sanan ama aslında bir hayatı seçen erkekleri,
Karanlığın ve kaosun çocukları dediği kusurlu, bencil, kibirli, küstah sanatçıları...
( Dostoyevski kumarbazdır,Balzac dolandırıcıdır, Baudelaire kokainmandır, Poe alkoliktir, Hamsun faşisttir, Miller karısını satmıştır...)
Venüsle buluşamadığımız dönemeçleri,
Cevapsız soruları,
Siyah maskeli ölümü,
Kızıl maskeli acıyı,
Leylakî neşeyi,
Erkeklerin şifrelerini çözen kadınları,
Kadınların şifrelerini çözemeyen erkekleri,
Yalnızlığımızı...

Ben’inizle yüzleşmeye hazırsanız, Altan’ı sadece edebî kimliğiyle izleyebilecekseniz, ruhunuza ayna tutmaya hazırsanız şiddetle öneriyorum.

Dip not : 26 Eylül’e kadar Almanca öğrenmeliyim bir el atın ,bu bir yardım çığlığıdır :))...
352 syf.
·3 günde·9/10
Her şey bir alıntıyla başladı aslında. Alıntılar benim için pek kıymetlidir. Kitabın kalitesine dair okuyucuda iyi veya kötü bir intiba bırakır. İşte bu eseri okuma isteğim de esere dair bir alıntıyla karşılaşmam sonucu hâsıl oldu. Daha öncesinde ne kitabın adını duymuştum ne de Ahmet Altan"ın herhangi bir eserini okuma fırsatım olmuştu. O derin ve anlamlı alıntıyı görünce neler kaçırdığımı anladım. Şimdi diyeceksiniz ki 'Nedir seni bu kadar etkileyen alıntı?'. Bahsettiğim alıntıyı incelemenin sonunda sizlerle paylaşacağım. :)

Şimdi gelelim bu güzel eserin konusuna. Kitapta zaman II. Abdülhamid döneminde cereyan ediyor. Bu dönemde padişahın etrafında bulunan paşalar ve ailelerinin yanı sıra farklı karakterler de yer alıyor. Olaylar bilinç akışı yöntemiyle anlatılıyor okuyucuya.

Günümüzde yaşayan ana karakterimiz Osman tarafından bize ulaştırılan olaylar Abdülhamid döneminde yaşamış bu karakterlerin konuşturulmasıyla ortaya çıkıyor. Bir yandan Abdülhamid döneminde var olan istibdat unsurunu tüm çıplaklığıyla hissederken, diğer yandan Ittihat ve Terakki'nin doğuşuna şahit oluyoruz. Saraya yağan jurnaller, padişahın bu jurnaller karşısındaki tutumu ve paranoyak halleri çok etkileyici bir biçimde yansıtılmış okuyucuya. Bu satırları okurken kendimi o dönemde yaşayan biri gibi hissettim. Anlatılan bu olayların yanı sıra padişahın doktorunun gelini olan Mehpare Hanım, romanın asıl unsuru olarak çıkıyor karşımıza. Tutkulu, güzel, kendine fazlasıyla âşık, elindekilerle hiçbir zaman yetinmeyen, sürekli yeni heyecanlar arayan bir Osmanlı hanımefendisi olduğu kadar aynı zamanda da paylaşılamayan bir kadın. İşte her şey Mehpare Hanım'ın hikâyesi etrafında şekilleniyor. Eserin cinsellik içeren bir kısmı da var ve bu noktada birtakım eleştirilere de rastladım fakat bu durumun abartıldığını düşünüyorum. Zira eserde hayran kalınacak birbirinden güzel ifadeler ve etkileyici bir konu varken bu tarz basit şeylere takılmak bana mantıklı gelmiyor.

Eserde birbiriyle uzaktan yakından ilişkili pek çok karakter yer alıyor. Bu karakterlerin yolları öylesine güzel ve anlamlı bir şekilde kesişiyor ki, bir okuyucu olarak kurguya hayran kaldığımı söyleyebilirim. Kitabı elime aldığım andan itibaren bırakamadım. Bu yıl okuduğum en kaliteli kitaplardandı. Eserin güzelliğine dair ne söylesem eksik kalacak gibi hissediyorum. O yüzden bir an önce alın ve okuyun derim. :) Okumaya başladıktan sonra kitabın 3 ayrı kitaptan oluştuğunu öğrendim ve hemen diğer ikisini de sipariş ettim. Şu an sabırsızlıkla bekliyorum. Bu kitabı okumama vesile olan alıntıyı paylaşan arkadaşa minnettarım, var olsun! :) İşte o meşhur alıntı;


"Çok düşündüm, biliyor musun, insana aç mısın diye yalnızca yuvasında sorarlar, eğer bir kadın sana aç mısın diye sorarsa bil ki orası senin yuvandır."
158 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Düşünce ve ifade özgürlüğü, kendilerini demokratik olarak kabul eden tüm toplumlar için olmazsa olmaz bir şarttır. Demokrasilerde, bireyin toplumdaki huzur ve refahı, devletin halka karşı takındığı tavırdan anlaşılabilmektedir. Memleketimizin bu konudaki durumu hazin olarak görülmektedir.
İşte, bu eserde ülkemizin birbirinden değerli yazar, düşünür ve sanatçıların, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerine yazdığı birbirinden değerli yazılar yer almaktadır.
Yüksek Sesle Düşünmenin Tam Sırasıdır, sade ve anlaşılır dilinin yanı sıra özgürlük, kardeşlik, vatan sevgisi, devlet, millet ve vatan gibi önemli konuları da bizlere büyük bir açıklıkla aktardığından, kesinlikle okunmaya değer bir eser olarak ele alınmalıdır...
238 syf.
·5/10
Kitap bir aşk romanı olmaktan ziyade bir ihanet sarmalına dönüşmüş durumda açıkçası. Kesinlikle bir aşk romanıyla yakından uzaktan alakası yok! Kocasını aldatan bir Aydan ve bu durumu sürekli kabullenen pasif, sindirilmiş bir eş var tüm meselesi bundan ibaret. Okurken sevdiğim ve altını çizdiğim iki üç cümleden, anlamını bilmediğim beş altı kelimeden fazlasını katmadı bana ne eksik ne fazla böyle. Hastalıklı bir şekilde bitmeyen sonu gelmeyen bir aldatma ve evcilik oyunu, yazarımızın kalemini de pek sevdiğim söylenemez. Ahmet Altan Aldatmak @kitababendenbirnot

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Altan
Tam adı:
Ahmet Hüsrev Altan
Unvan:
Yazar, Şair, Gazeteci
Doğum:
Ankara, 2 Mart 1950
Ahmet Hüsrev Altan (d. 1950; Ankara), yazar ve gazeteci.

Gazetecilik kariyeri

Hürriyet, Güneş, Milliyet ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde uzun yıllar köşe yazarlığı yaptı. Milliyet'te çalıştığı dönemde, gazetede Kürtlerin çoğunluğu oluşturduğu kurgusal bir "Kürdiye" ülkesinden bahseden yazısı nedeniyle işinden çıkarıldı.

Taraf gazetesinin kurucusudur. 2007 yılında yayın hayatına başlayan Taraf gazetesinin Alev Er ile birlikte genel yayın yönetmenliğini üstlenmiş, daha sonra Alev Er'in ayrılmasıyla genel yayın yönetmenliği görevini tek başına yürütmeye devam etmiştir. Ayrıca aynı gazetenin Kum Saati adlı köşesinde, köşe yazarı olarak yazılar yazmıştır. Eylül 2008'de Ermeni Kırımı’nın kurbanlarına adadığı bir köşe yazısı nedeniyle Türklüğe hakaretle suçlandı. Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendiği Taraf gazetesi 2009 yılında Leipzig Bankası Medya Vakfı tarafından verilen dünyanın prestijli basın ödüllerinden biri olan “Özgürlük ve Medyanın Geleceği" Ödülü'ne layık görülmüştür Ahmet Altan ayrıca 2011 yılında üçüncüsü düzenlenen ve Ulusulararası Hrant Dink vakfı tarafından özgür ve adil bir dünya için çalışan, ilham ve umut ışığı kişilere layık görülen "Hrant Dink Barış Ödülü"nün de sahibidir. Aralık 2012'de, Yasemin Çongar ile birlikte Taraf gazetesindeki görevinden istifa etmiştir.

TV programcılığı

Bunun yanında, doksanlı yılların ortalarında Neşe Düzel ile birlikte Star TV'de Kırmızı Koltuk isimli tartışma programını hazırlamış ve sunmuştur.

Özel hayatı

Yazar ve eski milletvekili Çetin Altan'ın oğlu, İstanbul Üniversitesi İktisat profesörü ve yazar Mehmet Altan'ın ağabeyidir. İki çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 1.012 okur beğendi.
  • 15.033 okur okudu.
  • 211 okur okuyor.
  • 2.845 okur okuyacak.
  • 153 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları