Ahmet Arslan

Ahmet Arslan

YazarÇevirmen
8.2/10
789 Kişi
·
2.644
Okunma
·
269
Beğeni
·
7,3bin
Gösterim
Adı:
Ahmet Arslan
Tam adı:
Prof. Dr. Ahmet Arslan
Unvan:
Türk Akademisyen, Felsefeci, Yazar
Doğum:
Şanlıurfa, Türkiye, 1944
1944 yılında Urfa’da doğmuş, lisans ve lisansüstü öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde tamamlamıştır. 1978 yılında aynı kurumda doçent, 1988 yılında Ege Üniversitesi’nde profesör olmuş ve 2011 yılında emekliye ayrılmıştır.

Ahmet Arslan Arapça, Fransızca, İngilizce ve Almanca bilmektedir. Bu dillerden ve felsefenin çeşitli alanlarına ait çok sayıda çevirisi bulun-maktadır. Uzmanlık sahası Antikçağ Yunan Felsefesi, Ortaçağ İslam Felsefesi, Osmanlı Kelam Düşüncesi olup bu alanlarda yazmış olduğu bazı telif eserleri şunlardır:
- İlkçağ Felsefe Tarihi (5 cilt)
- İbni Haldun
- İslam Felsefesi Üzerine
- Kemal-Paşazade’nin Tehafüt Haşiyesi (2 cilt).
Bugünlerde İlkçağ Felsefe Tarihi’nin bir devamı olarak yayınlamayı planladığı Ortaçağ İslam düşüncesi üzerinde çalışmaktadır.
İnsan ancak sanat aracılığıyla tam olarak insan olur ve gerek duyusal ihtiyaçların, gerekse akılsal zorunluluğun alanından kaçarak gerçek anlamda özgür olur.
Ahmet Arslan
Sayfa 258 - Adres Yayınları, e-kitap
Aklı başında hiç kimsenin istese de istemese de siyasetten kaçınılamayacağını görmesi gerekir. Siyasetten kaçınmanın kendisi olsa olsa kötü bir siyaset olabilir. Hayatımızın büyük bir bölümünün siyasi kurumlar ve süreçler tarafından belirlendiği günümüz dünyasında siyasetten kaçmak, hayattan kaçmaktır. Çünkü unutmayalım ki siyaset veya
siyasetçiler savaşlar ve barışlar, özgürlükler veya kölelikler üzerinde karar vermektedirler. Özel bireysel ahlaki kararlarımız, neticede, kendimiz, ailemiz, dostlarımız gibi oldukça sınırlı bir çevre üzerinde olumlu veya olumsuz bazı sonuçlara yol açmaktadır. Oysa bir siyasetçinin veya siyasal grubun aldığı siyasî bir karar, bir ulusun, başka ulusların hatta insanlığın kendisinin kaderi üzerinde etkili olabilme potansiyeline sahiptir.
Tarihte uzun bir süre insanlar doğrudan doğruya Tanrı olduğunu veya Tanrı'nın yer yüzündeki temsilcisi olduğunu iddia eden kişiler tarafından yönetilmişlerdir.
Ahmet Arslan
Sayfa 186 - Adres Yayınları, e-kitap
Haz, şüphesiz mutluluk değildir. Çünkü mutluluk; daha kalıcı, daha sürekli bir ruh durumunu ifade eder. Başka bir ifadeyle hazlar, göreli olarak kısa ömürlü duygulardır.
88 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
İslamiyetin doğuşundan 260 sene sonra dünyaya gelen ve “Yaratıcı’sına” benzemeye çalışan Türk İslam düşünürü Farabi.

Anlam ve mana bakımından filozofları en çok eleştiren düşünür olması ise kendisini ayrı bir alana taşımaktadır. Gerçek ve sahte filozof ayrımı yapan, istidadı olmadığı halde sadece teorik erdem (bilgi) ile kendine filozof bakan “nakıs” yani erişmemiş, yetişmemiş olan kişilerin kendi yaşantılarına aktaramadıkları öğretileriyle sahte filozofları eleştirmiş, toplum ve kişilerin dikkat etmesini belirtmiş, bu tarz öğreti saçanların elbet yavaş yavaş söneceğini, akabinde yok olup gideceğini kitabın sonlarına doğru belirtmiştir. Farabi’nin gözünde filozof kemale ermiş ve öğretilerini kendi hayatına yansıtabilen kişilerdir.

Asıl hedefi Platon olan onu İslam dünyasıyla tanıştıran ve hatta Aristoteles öğretileri ile meraklısı olduğu Platon öğretilerini harmanlayıp İslam’a uyduran özellikle de bu kitabında bu iki düşünürün öğretilerinin farklı bir emsalini görüyoruz. Siyaset felsefesi alanında yazılmış en etkin eserlerden birisidir Mutluluğun Kazanılması.

Kitap çevirmenin uzun bir önsözüyle beraber - kesinlikle okumanızı tavsiye ederim - kısaca Farabi tanıtımı yapıp hemen arkasından diğer filozoflar ile bağlantılarını sunuyor.

Lider kişi (kanun koyucu) ya da filozofu bir tutan Farabi öğretilerine 4 temel bilgi üzerinde yer vermiş kitabında ve bütün bu bilgilerin birbirleriyle bağlantılı olduğunu savunduğunu, gerçek kişinin gözle görünen ve görünmeyen yanlarını savunarak sadece dünya saadetini değil her iki cihanda da mutluluğu örnek vererek ve öğretilerini tanımlayarak ilk bölüme dalış yaptırıyor. Sonra işinin ehli kişi nasıl olmalıdır diye devam eden öğreti din ve felsefe ayrımına gelip, yalancı filozofun tanımıyla noktalanıyor.

Peki ya kitabın ismi? O ne olacak, yazmamış mı formülü Farabi... Yazmış elbet “işin ehli” demiş. İşin ehli işe el attımı mutluluk peşin sıra gelir. Bunu yazınca da aklıma hemen #35585417 alıntı geliyor. Kişi önce mutluluğu ve daha fazla şeyi kendi çevresinde aramalı, sonra insanlığa yaymalı...

İlkelerle felsefe ve din ayrımı yaparken; birisinin kanıta diğerinin hayal gücüne bilgiler verdiğini söyler. Bu sebeple birinin ikna ettiğini diğerinin ise ispat ile hükümlü olduğunu da söyler. Din ve felsefe birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Her ikisi de birbirine çalışan ajanlar gibi sürekli birbirlerinden destek alıp, model insanı ortaya koymaya çalışır.

Farabi’den okuduğum 3. kitap, bu eserin birde farklı yayınevi versiyonunu okumuştum. Kesinlikle arasında birçok fark var. İş Bankası çevirisi gerçekten zor olan kitabı bir nebze daha anlaşılır kılıyor.

Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesidir. Eğer ki felsefeye ilginiz var ise hele ki bir topluluğun önde gideniyseniz muhakkak alınacak bir sürü ders çıkabileceğiniz akademik bir eserdir.

Sevgi ile kalın.
320 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Felsefe Aracılığıyla Düşünme kitabının yazarları Chris Horner ve Emrys Westacott, sizi felsefenin bazı temel sorunlarına verilen geleneksel cevapların ötesinde düşünmeye zorlayarak ve teşvik ederek açık ve erişilebilir bir giriş sunarken ilerleyen bölümlerde kendinizi ilim, din, etik, siyaset, sanat, zihin, benlik, bilgi ve hakikatin doğası hakkındaki soruları incelerken buluyorsunuz.

Her bölüm içerisinde, tartışılan konuların klasik felsefe metinlerine bağlandığı metin kutuları sayesinde yolunuzu kaybetmeden eleştirel düşünce serüveninde felsefi yolculuğunuza devam ediyorsunuz.
350 syf.
"Felsefe: Kendisini akla dayanan nedenlerle, gerekçelerle meşrulaştirmaya çalışan bireysel, eleştirsel, refleksif, bütüncü ve tutarlı bir düşünme faaliyetidir."

Kitap, felsefenin tanımı ve felsefenin yaratıcısınin Eski Yunan mı veya felsefenin Eski Yunan'da doğduğu tartışması ile başlıyor. Ardından Eski Yunan'in Sokrates öncesi felsefe dünyası enine boyuna ortaya koyuluyor.

Burada ilk noktada yazar, felsefenin Eski Yunan'da doğduğu fikrindedir. Neden Eski Mısır ve Mezopotamya değil de Eski Yunan diye sorulmasına cevaben de genel olarak şunu diyor diyebilirim: Filozofun toplumun kendine sağladığı kolektif dünya görüşünü, mitolojik- dinsel tasavvurunu özel bilgi, birikim ve düşünce ile eleştirerek aşarak bireysel- kişisel çabası sonucu dünya hakkında bütün olarak sistemli, tutarlı, akılsal bir tasarım geliştirmesi gerekiyor. Bu durumun gerek Mısır gerekse Mezopotamya veya diğer yerlerde olmadığını ilk defa Eski Yunan'da gerçekleştiğini dile getiriyor. Ben de yazara bu konuda katılıyorum.

Bunun oluşmasında coğrafi etkenler, siyasi ve dinsel yapı da etkili olmuştur. Bu noktada Yunan dinine biraz giriş yaparsak; Homeros'un metinlerinin çizdiği din portresi daha çok üst tabakanın yani ekonomik olarak refah seviyesi yukaridaki kitleye hitap eden bir şekildedir. Heisodos bunu yumuşatmak daha aşağı tabakaya hitap etmesini sağlamaya çalışmıştır dinin. Örnek: Homeros'ta Zeus kadın peşinde koşarken, Heisodos'ta Zeus halk için adalet getirmeye çalışır. Öte yandan Demeter, Dionizos, Operaues Kültü gibi inançlar da bulunmaktadır. Bu inançların ortak özelliği aşağı tabakaya hitap ederek, arınma, öteki dünyada kralsin gibi anlayışta olmaları diyebiliriz. Özellikle Dionizos, ölüp dirilen ve insanın içindeki şeytani yanla sürekli mücadelesini gerekli kilan aynı zamanda da tanrısal bir yönü de olan bir külttür. Akla hemen İsa gelmiş olabilir haklı olarak. Şahsen benim gelmişti.

Yunan Felsefesi kişi bazında Thales ile okul olarak da Milet okuluyla başlıyor diye kabul ediliyor. Milet okulunun üç ismi var: Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes. Bu okulun üç isminin felsefelerindeki ortak özellikleri, görünen her şeyin temelinde olan arkhe'yi aramalaridir. (Arkhe: Bir yandan başlangıçta bulunan şey, öte yandan varlığın yapısını teşkil eden, değişenin altında değişmeyen her şeyin kendisinden meydana geldiği şey anlamindadir.)

Thales'e göre arkhe su'dur.
Anaksimandros'a göre aperion'dur. (zitliklari barındıran her şeyin ondan gelip onda ortadan kalkacagi sey)
Anaksimenes'e göre ise hava'dır.

Milet Filozoflarinin felsefelerini etkileyen temel unsur doğa ve doğa üzerine yaptıkları gözlemler olmuştur. Göksel ve ruhani bir açıklama hıc düşünmemisler. Zaten madde-disi açıklamalar kesin bir dille ilk Platon'da başlıyor deniliyor. Milet Filozoflari varlık ile oluşu beraber görmüşler ve aralarında bir çatışma gormemislerdir.

Burada siyasi bir olay yaşanır: Perslilerin istilası neticesinde Milet okulu yıkılır ve göç yaşanır. Milet okulunun şekillendirdigi zihinler, az önce tasvir ettiğimiz dinsel düşüncedeki insanların yoğunlukta olduğu bir geleneğin içine girmiş olurlar. Bu gelenek ile etkileşim neticesinde ise Pythagoras ve Pythagorasçılar ortaya çıkar. Bunlar, felsefeyi evrenin ana maddesi hakkında bilgi veren bir etkinlik olarak değil bir yaşam biçimi ortaya koyan bir hayat yolu olarak görmüşlerdir. Nitekim Pythagoras bir tarikat kurmuş. Ruh göçünu savunmus,bu nedenle et yemeyi yasaklanmis. Nihayetinde amaçları evren hakkında bilgi vermek değil, insanları 'kurtarmak' olmuştur. Tabi bu yola girenler alt tabaka insanlar ve haliyle Homeroscu din anlayışına da tepkililerdir. Pythagorasçilarin bütün Batı ve Doğu felsefesine etkisi şudur: Ruh- beden ikirciligini kabul etmeleridir.

Milet okulu felsefesinde varlık ile oluş birbiriyle çatışmasiz ele alındığını söylemiştik. İşte bu noktada geri dönüşümsuz çatışmanın başlayacağı kişiye geliyoruz ki bu kişi Nietsche gibi birçok filozofu da etkilemiş bir insandır: Heraklietos. Heraklietos'un felsefe kısaca, her şey her an değişme halindedir. Dolayısıyla üzerinde konuşacağımiz, inceleyecegimiz vb her şey her an değişmektedir. Yani evren ve doğada tek var olan 'oluş'tur. Varlık çöpe gidiyor yani. Ayrıca her şeyin göreli olduğunu, bir amacı olmadığını, oluşun bir yasası olduğunu da söylemiştir.

Heraklietos'un arkhe'si olan ateşiyle yaktığı çatışma Parmenides ile farklı bir boyuta taşınır. Parmenides Heraklietos'tan farklı düşünür ve onu eleştirir. Parmenides'e göre varlık vardır, oluş yoktur. Aynı zamanda boşluk da yoktur ve bu varlık Bir'dir yani tek bir varlık vardır ve o her yerdedir. Varlık ezeli-ebedi, bölünemez, değişmez, sürekli olmak zorundadır. Ayrıca evren sonludur, çünkü sonsuz olan şey eksiktir ve yetersizdir. Sonlu ise tamamlanmıştır.

Parmenides'e göre varlığın iki nedenden dolayi varlığa gelmiş olması imkansızdır:

1) Var olmayan var değildir ve onu düşünmek imkansızdır. Dolayısıyla varlık var olmayandan gelemez.
2) Varlık eğer varolmayandan oluşursa onun varolmayandan neden daha önce veya daha sonra değil de o anda varlığa geldiğini açıklamanın zorluğu ortaya çıkar. Burada zaman kavramının kabulü söz konusu olursa neden o anda oldu ve bunun olmasını ne sağladı sorunu ortaya çıkar. Ki bu ikinci kanıtı İbni sina- Farabi gibi islam Filozoflari ve Leibniz kendi felsefelerinde yararlanmislardir.

Artık Parmenides'ten sonra gelen Filozoflar hem varlığı kabul etmek hem de değişmeyi, oluşu açıklamaya çalışmıslardir. Bu filozoflara pluralist (çoğulcu) deniyor. Bunlardan ilki Empedokles'tir. Arkhe'yi birden fazla kabul eder. Ancak aslında geçmiştekilerin su,hava, ateşine toprağı ekleyerek dört maddeyi öngörür. Bunların birbirleriyle birleşmesi, ayrılması şeklinde oluşu varlığı inkar etmeden açıklar. İkinci pluralist filozof Anaksagoras'tir. Ana madde olarak sonsuzu alır. Ona göre saf tözler yoktur. Bir eti parçalayinca eti görürüz. Bu sonsuza kadar gider ve bunla beraber her. şey her seydedir der. Anaksagoras'in önemli yanı ise heralde kendisinin evrende bir amaca uygun olarak etkide bulunan bir ilke düşüncesini, ilk ortaya atan kişi olmasıdır. Ayrıca, Anaksimandros kaostan kozmosun oluşmasına ne neden ne de amaç one sürmüştü. Empedokles sevgi ile birlikte duran karışımın nefret ile kozmosa döndüğünü söylemiş ancak neden? sorusuna cevap vermemisti. Anaksagoras ise ilk karışımdan kozmosa dönüşün 'Nous' dediği akıl, düzenleyici ilke ile olduğunu öne sürmüş. Yani fail nedenle beraber bu nedenin neden dolayi evreni meydana getirdiğine ilişkin bir açıklama yapmış olmuştur. Bu da kozmosun kaosa göre bir iyilik ve mükemmellik hali olmasıdır.

Sokrates öncesi Yunan felsefesinin son temsilcileri ise atomcular yani Leukippos ile Demokritos'tur. Bunlar maddenin nihai yapitasinin bölünemez atomlar olduğunu ve bu atomların şekil olarak farklı olduğunu öne sürmüş ve bunların birbirleriyle olan etkileşimi ile oluşu açıklamışlardir. Ayrıca bir boşlugun da olduğunu kabul etmişlerdir. Hiçbir şeyin rastlantı eseri olamayacağını her şeyin bir nedeni olduğunu söylerler; ancak burada tamamen makinist bir anlayışla bunu dile getirirler.

Ve son olarak hem atomcularin hem de aslında Yunan felsefesine hakim olan temel görüşün kısa özeti olan sözü yazmak istiyorum:

"Hiçten hiçbir şey çıkmaz. Varolan hiçbir şey yok edilemez. Her değişme parçaların birleşmesi ve ayrılmasından başka bir şey değildir."

Burada Hiçten hiçbir şeyin çıkmayacagi kısmı Yunan felsefesinin temel ilkesi gibi bir şey durumdadır.

Kitabı kısaca özetlemiş oldum. Yazar gayet açık ve anlaşılır bir uslupla kaleme almış ve olaylar- Filozoflar arasındaki bağlantıyı güzel kurarak fikirlerin nasıl oluştuğunu, kimlerden ve hangi şartlardan etkilendiğini çok iyi idrak etmemizi sağlamış. Felsefeye ilginiz var ise ve aynı zamanda anlayamam endişeniz de varsa bu endişenizin yersiz olduğunu size kanıtlayacak çok güzel bir eserle karşı karşıysiniz. Herkese tavsiye ediyorum.

Keyifli okumalar.
344 syf.
·Beğendi·8/10
Kitap, adından da anlaşılabileceği gibi felsefeye en temelden başlamak isteyenler için baş ucu kitabı mahiyetinde bir eser. Ahmet Arslan Hoca Türkiye'de felsefe konusunda şüphesiz ki en önemli isimlerden birisi. Anlatımının sade, anlaşılır ve duru olması onun kitaplarını birçok felsefe tarihçisinden ayırıyor. Gereksiz süslenmiş cümlelerle, filozoflara özel terimlerle ve ileri seviyedeki felsefik terimlerlere bezenmemesi kitabı felsefe okumalarına başlamak isteyenler için gerçek anlamda eşsiz kılıyor. Kitabın her sayfasında geçen konu ve isimler tek tek araştırılarak ve haklarında geniş bilgiler edinilerek felsefe ve filozofların birkaçı için ciddi anlamda bilgi sahibi olunabilir. Kitabın bölüm bölüm olması(ahlâk felsefesi, eğitim felsefesi, varlık felsefesi...) okunabilirliğini artırıyor. İlginizi çeken anları da seçerek seçici okuma yapmanız mümkün. Bu kitapla birlikte Warburton'un Felsefenin Kısa Tarihi isimli kitabının da okunması edinilecek bilgileri daha sağlam temellere oturtacaktır.
192 syf.
·2 günde
ideal devlet nasıl olmali.
ideal toplum nasıl olmali.
ideal insan nasıl olmali.
Hepsi öyle ayrıntılı şekilde en ince ayrıntısına kadar anlatılmış ki madde ve ruh ayrımına kadar girmekte. Bu şekilde olunca okurken burda ne demek istedi veya bunu mu demek istedi derken ister istemez kendiniz de tekrar aynı sayfayı okuma ihtiyacı duyuyorsunuz. Çoğu sayfa da dipnotlar mevcut hatta kimi sayfalardaki dipnotlar sayfanın yarısını kaplamakta. Konu olarak işin içine felsefe' de girince onca bilgi üst üste gelmiş bulunmaktadır bu da okuyan için boğucu, sıkıcı bir kitap halini yansıtmakta burada aralarda çıkan bir sayfalik boşluklar okuyucunun imdadına yetişiyor ve kitap belirli bir sayfadan sonra akıcılık kazanıyor. Sabırla ve dikkatiniz dağılmadan okumanızı öneririm şimdiden keyifli okumalar dilerim..
88 syf.
Mutluluğun kazanılması insanların her iki dünyada mutluluğu kazanmalarına aracı olan insani şeyleri, teorik erdem, fikri erdem, ahlaki erdem ve pratik sanatları tanımlar.
Anlama ve tasarlamada üstün olmalı, iyi hafızaya sahip olup araştırmanın zahmetine katlanmalı. Doğruluğu, adaleti, açgözlülüğü, şehveti yüce ruhlu ve dirençli azimle eğitilmeli, erdemleri benimsemeli. Eğer bu tür özeliklere sahipse bildiğini başkalarına öğretebileceği kemale sahip ilimleri elde etmiş kimse mutluluğa erer. Ülker Gündoğdu Mutluluğun Kazanılması Farabi
88 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Bu kitabı anlamak için gerekli tecrübe, anlayış ve felsefeye sahip olmadığımı anladım. İnsana ders veriyor gibi fakat tüm fikri anlamakta biraz zorlandım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Arslan
Tam adı:
Prof. Dr. Ahmet Arslan
Unvan:
Türk Akademisyen, Felsefeci, Yazar
Doğum:
Şanlıurfa, Türkiye, 1944
1944 yılında Urfa’da doğmuş, lisans ve lisansüstü öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde tamamlamıştır. 1978 yılında aynı kurumda doçent, 1988 yılında Ege Üniversitesi’nde profesör olmuş ve 2011 yılında emekliye ayrılmıştır.

Ahmet Arslan Arapça, Fransızca, İngilizce ve Almanca bilmektedir. Bu dillerden ve felsefenin çeşitli alanlarına ait çok sayıda çevirisi bulun-maktadır. Uzmanlık sahası Antikçağ Yunan Felsefesi, Ortaçağ İslam Felsefesi, Osmanlı Kelam Düşüncesi olup bu alanlarda yazmış olduğu bazı telif eserleri şunlardır:
- İlkçağ Felsefe Tarihi (5 cilt)
- İbni Haldun
- İslam Felsefesi Üzerine
- Kemal-Paşazade’nin Tehafüt Haşiyesi (2 cilt).
Bugünlerde İlkçağ Felsefe Tarihi’nin bir devamı olarak yayınlamayı planladığı Ortaçağ İslam düşüncesi üzerinde çalışmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 269 okur beğendi.
  • 2.644 okur okudu.
  • 267 okur okuyor.
  • 3.291 okur okuyacak.
  • 104 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları