Ahmet Arslan

Ahmet Arslan

YazarÇevirmen
8.6/10
194 Kişi
·
535
Okunma
·
75
Beğeni
·
2.670
Gösterim
Adı:
Ahmet Arslan
Tam adı:
Prof. Dr. Ahmet Arslan
Unvan:
Türk Akademisyen, Felsefeci, Yazar
Doğum:
Şanlıurfa, Türkiye, 1944
1944 yılında Urfa’da doğmuş, lisans ve lisansüstü öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde tamamlamıştır. 1978 yılında aynı kurumda doçent, 1988 yılında Ege Üniversitesi’nde profesör olmuş ve 2011 yılında emekliye ayrılmıştır.

Ahmet Arslan Arapça, Fransızca, İngilizce ve Almanca bilmektedir. Bu dillerden ve felsefenin çeşitli alanlarına ait çok sayıda çevirisi bulun-maktadır. Uzmanlık sahası Antikçağ Yunan Felsefesi, Ortaçağ İslam Felsefesi, Osmanlı Kelam Düşüncesi olup bu alanlarda yazmış olduğu bazı telif eserleri şunlardır:

- İlkçağ Felsefe Tarihi (5 cilt)
- İbni Haldun
- İslam Felsefesi Üzerine
- Kemal-Paşazade’nin Tehafüt Haşiyesi (2 cilt).

Bugünlerde İlkçağ Felsefe Tarihi’nin bir devamı olarak yayınlamayı planladığı Ortaçağ İslam düşüncesi üzerinde çalışmaktadır.
Hegel'e göre felsefe, çağın kültürünün kendisi içinden en iyi görülüp anlaşılabileceği bir prizmadır.
Bilim, Bacon'ın ve diğer Yeni Çağ filozoflarının kendisinden bekledikleri rüyayı gerçekleştirmiştir. Bu rüya, evrene hakim olmak için bilmek rüyasıdır. Bilim sayesinde bugün doğaya büyük ölçüde hakim olduğumuz söylenebilir.
Haz, şüphesiz mutluluk değildir. Çünkü mutluluk; daha kalıcı, daha sürekli bir ruh durumunu ifade eder. Başka bir ifadeyle hazlar, göreli olarak kısa ömürlü duygulardır.
Descartes sonunda herşeyden şüphe etmenin mümkün olduğu, ancak şüphe eden insanın, şüphe ettiği anda, şüphe ettiğinden şüphe etmesinin mümkün olmadığı görüşüne varır.
Ahmet Arslan
Sayfa 62 - Adres Yayınları
Farabi bu kitabıyla diyor ki, ben yöneticinin, zeki, çevik, yetenekli, erdemli aynı zamanda ahlaklı olanını severim.

Kitabın adı, Mutluluğun Kazanılması olduğu için sakın siz de kişisel gelişim kitabı izlenimi uyandırmasın. Kitapta, ideal yönetici ve yönetim nasıl olmalıdır konusu işlenmiş. Farabi'nin  felsefesine göre temel amaç insanın amacının ne olduğunu bilmek ve bunu gerçekleştirmek. Yine ona göre bu amaç, mutluluktur. Ve mutluluğun gerçekleştirilmesi ahlakın alanına girdiğinden çareyi orada görmüştür ve siyasetle ahlakı birbiriyle ilişiği bulunan, aynı sorunların farklı görüntüsü olarak değerlendirmiştir.

Şimdi mutluluğun gerçekleşmesi için siyasal bir düzen şarttır. Bir ülkede siyasi bir istikrar varsa o ülkedeki insanların da mutlu olma ihtimalleri yüksektir. Siyasi bir istikrar için de liyakat sahibi bir yönetici şarttır. Peki nasıl olmalıdır bu yönetici? Farabi bunları bize kitabında anlatmış ben de anladığım kadarını sizlere anlatayım.

Efendim, yönteci herşeyden önce araştırmacı olmalıdır diyor Farabi. Yani insanın elde etmesi gereken mükemmelliğin ne olduğunu, nasıl olduğunu araştırmalıdır. Bunları öğrendikten sonra öğrendiği verileri, hayata geçirme yollarını da araştırmalı ve bunları gerçekleştirmelidir. Yine ilmi açıdan yeterli donanıma sahip olmalı, okuduğunu anlamalı, anladığını anlatacağı zaman da hiçbir sıkıntı yaşamadan kendine güvenerek anlatmalı. Yani hükümdar, iyi bir hatip olmak zorundadır. İnsanlara hükmetmek için onlar üzerinde tesir bırakmak gerekiyor ve bunun yolu retorikten geçiyor diyor.

Bu kadarla bitmiyor tabii ki...  Farabi bu konuda ince eleyip sık dokumuş ve sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur diyerek yöneticinin ideal bir yönetici olması için sağlam bir bedene sahip olması gerektiğini de söylemiş.

Bir yöneticide olması istenilen en önemli özelliklerden biri de adaletli ve dürüst bir yönetici olmasıdır. Paraya, pula, ayakkabı kutularına meraklı bir yönetici olmaması gerekiyor yöneticinin. Yine aynı şekilde şehvet düşkünü de olmamalıdır. Kendi nefsine söz geçirebilen, iradeli bir idareci olmalıdır yönetici. Kendisinden olmayan insanlara, zulüm etmemelidir adaletle yaklaşarak, ortak müşterekte buluşmanın yollarını araştırmalı ve bunları hayatı geçirmelidir diyor.

Farabi, yöneticinin çekirdekten yetişmesi gerektiğini de söylüyor ve çocukluktan başlayarak eğitmek gerektiğini ve devletin alt kademelerine yerleştirilerek,yöneticiliği yavaş yavaş işin mutafağında öğrenmesinin ve ellili yaşlarında geldiğinde yönetici koltuğuna oturmasının uygun olacağını söylüyor. Buradan Farabi'nin, yöntecilerin olgun ve tecrübeli insanlar olmasını istediğini de anlamış bulunuyoruz.

Farabi, yöneticinin durumunu, ev halkını idare eden, çocuk ve gençlere bakan kişilerin durumuna benzetiyor ve nasıl ki bir alie reisi, o ev halkının karakterini şekillendirir ve onları eğitirse, yönetici de milletin karakterini şekillendirir ve onu eğitir diyor.

Kısaca yukarıda da söylediğim gibi yönetici zeki, çevik, becerikli, erdemli, ahlaklı olmalıdır diyor Farabi ve bu özelliklere sahip ideal yöneticinin filozoflar olacağını düşünüyor ve bırakın dünyayı filozoflar yönetsin diyor. Tabii sahte ve boş filozları kastetmiyor.

                          -------------------------------


Bu kitap benim felsefe türünde okuduğum ilk kitap. Farklı türleri okuma etkinliği vesilesiyle okudum ve felsefeye dair herhangi bir alt yapım yok. Eğer varsa bir hatam kusurum, iyi niyetli eleştirileri bekliyorum felsefeci apiler ve aplalardan. :)

Benim gibi alt yapısı olmadan bu kitabı okumak isteyenlere de bir kaç bir şey söyleyeyim. Kitap anlaşılması çok zor değil ama yine de zor bir kitap. Bir de benim gibi konsantrasyon probleminiz varsa işiniz daha da zorlaşabilir. Kitapta laf ola beri gele niteliğinde bir şey yok yani alakasız, öylesine yazılmış şeylere rastlayamazsınız ve pür dikkat okumalı ve konsantre olmanız gerekiyor. Ufacık bir yeri kaçırdığınızda, anlatılmak isteneni anlayamıyorsunuz. E tabi full konsantrasyon bir şeye odaklanmak, sekizinci kata, sekiz defa çıkıp inmek kadar yorar insanı. Ya da benim bu konuda probelmim olduğu için yoruluyorum bilmiyorum ama yine de söyleyeyim dikkat verilerek okunması gerekiyor bu yüzden bunu göze alanlar okursa gerekli verim alınır diye düşünüyorum.

Okumak isteyenlere keyifli okumalar.
Ütopyalar her daim cazip gelmiştir bana. Hatta bilim kurgu tarzında veya tadında yazılan kötümser/karamsar/istenmeyen ütopyalara bile ilgim en üst seviyede diyebilirim.
Bilirsiniz, G.Orwell’ın ve A.Huxley’ın yazdıkları dışında kalan diğer tüm ütopyalar istenilen, yani iyimser ütopyalardır.
Farabi de bu eseri vasıtasıyla istenilen türde bir ütopya yazmış.

Farabi, islam dinini temele alarak ideal bir toplum portresi ile karşımıza çıktığı bu eserde; toplumun tüm bireylerinin “erdemli” (erdemli=ahlakın tüm gerekliliğini en üst seviyede icra eden kişi) olduğu bir toplumdan bahsediyor. Zaten bu kitabın ütopya katagorisinde ele alınmasının nedeni de bu. Bilirsiniz “ütopia=ütopya” kelime anlamı itibari ile “olmayan yer” demektir. Bu kavram felsefi ve bilimsel olarak “gerçekleşmesi imkansız şey” diye de ifade edilir.
Yani anlayacağınız; Farabi’nin anlattığı veya istediği toplum modelinin gerçekleşmesi imkansız. Zira bir toplumun tamamının erdemli olması imkansız. Düşünsenize; bir toplum var ve bu toplumda hiç kimse yalan söylemiyor, çalmıyor, haset etmiyor, işini layıkı ile yerine getiriyor, ailesini ihmal etmiyor... Bunun mümkünlük kavramı dahilinde olması düşünülemez bile.
Biz birine “erdemli” diyorsak; o kişinin normal insanlara göre daha az etiksel ihlaller yaptığını ifade etmek istiyoruz.
Farabi de yazdıklarının bir ütopyadan ibaret olduğunu çok iyi biliyor. Bize bu eserinde anlattığı toplum modeli üzerinden şu mesajı veriyor desek çok yerinde olur:
“Olabildiğimizce ahlaklı olursak dolaylı bir sonuç olarak -devletin en üst kademesinden, halkın en taban seviyesindeki bireylere kadar- hepimiz mutlu ve güvende oluruz. Ve tabi ki bu haliyle devlet de millet de kutsiyetini kazanacaktır.

/Her ütopya eseri gibi okunması gereken güzel bir eser/
İslamiyetin doğuşundan 260 sene sonra dünyaya gelen ve “Yaratıcı’sına” benzemeye çalışan Türk İslam düşünürü Farabi.

Anlam ve mana bakımından filozofları en çok eleştiren düşünür olması ise kendisini ayrı bir alana taşımaktadır. Gerçek ve sahte filozof ayrımı yapan, istidadı olmadığı halde sadece teorik erdem (bilgi) ile kendine filozof bakan “nakıs” yani erişmemiş, yetişmemiş olan kişilerin kendi yaşantılarına aktaramadıkları öğretileriyle sahte filozofları eleştirmiş, toplum ve kişilerin dikkat etmesini belirtmiş, bu tarz öğreti saçanların elbet yavaş yavaş söneceğini, akabinde yok olup gideceğini kitabın sonlarına doğru belirtmiştir. Farabi’nin gözünde filozof kemale ermiş ve öğretilerini kendi hayatına yansıtabilen kişilerdir.

Asıl hedefi Platon olan onu İslam dünyasıyla tanıştıran ve hatta Aristoteles öğretileri ile meraklısı olduğu Platon öğretilerini harmanlayıp İslam’a uyduran özellikle de bu kitabında bu iki düşünürün öğretilerinin farklı bir emsalini görüyoruz. Siyaset felsefesi alanında yazılmış en etkin eserlerden birisidir Mutluluğun Kazanılması.

Kitap çevirmenin uzun bir önsözüyle beraber - kesinlikle okumanızı tavsiye ederim - kısaca Farabi tanıtımı yapıp hemen arkasından diğer filozoflar ile bağlantılarını sunuyor.

Lider kişi (kanun koyucu) ya da filozofu bir tutan Farabi öğretilerine 4 temel bilgi üzerinde yer vermiş kitabında ve bütün bu bilgilerin birbirleriyle bağlantılı olduğunu savunduğunu, gerçek kişinin gözle görünen ve görünmeyen yanlarını savunarak sadece dünya saadetini değil her iki cihanda da mutluluğu örnek vererek ve öğretilerini tanımlayarak ilk bölüme dalış yaptırıyor. Sonra işinin ehli kişi nasıl olmalıdır diye devam eden öğreti din ve felsefe ayrımına gelip, yalancı filozofun tanımıyla noktalanıyor.

Peki ya kitabın ismi? O ne olacak, yazmamış mı formülü Farabi... Yazmış elbet “işin ehli” demiş. İşin ehli işe el attımı mutluluk peşin sıra gelir. Bunu yazınca da aklıma hemen #35585417 alıntı geliyor. Kişi önce mutluluğu ve daha fazla şeyi kendi çevresinde aramalı, sonra insanlığa yaymalı...

İlkelerle felsefe ve din ayrımı yaparken; birisinin kanıta diğerinin hayal gücüne bilgiler verdiğini söyler. Bu sebeple birinin ikna ettiğini diğerinin ise ispat ile hükümlü olduğunu da söyler. Din ve felsefe birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Her ikisi de birbirine çalışan ajanlar gibi sürekli birbirlerinden destek alıp, model insanı ortaya koymaya çalışır.

Farabi’den okuduğum 3. kitap, bu eserin birde farklı yayınevi versiyonunu okumuştum. Kesinlikle arasında birçok fark var. İş Bankası çevirisi gerçekten zor olan kitabı bir nebze daha anlaşılır kılıyor.

Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesidir. Eğer ki felsefeye ilginiz var ise hele ki bir topluluğun önde gideniyseniz muhakkak alınacak bir sürü ders çıkabileceğiniz akademik bir eserdir.

Sevgi ile kalın.
Kitap farabinin siyaset felsefesi hakkında görüşleri diğer filozoflardan (platon /Aritoteles..) ayrıldığı veya kesiştiği noktalara değinilmiş farabinin siyasetle alakalı diğer eserlerinden ve içeriklerinden çok kısa özet geçilmiş ve kıyaslamaya başvurulmuş.farabi mutluluğun kazanlması kitabında siyaset siyasi sistemle oluşturulan ahlakn şahsın mutluluğunu oluşturur düşüncesine dahanmış.islam filozofu olduğu için felsefesini şöyle açıklamş;islamn nihai ereği ise dünyanın islama itaat edeceģi ve içinde islam yasasının hüküm süreceģi evrensel bir dünya devleti idi. Kitap ikinci bòlümünde mutluğun kazanlmasî için yaplması gereken 64 maddeden oluşmaktadr.kitap Bana göre akademik çalışma yapanlar icin daha elverişli.tabi birde felsefeye meraklı olanlar için güzel bir bilgi kaynağı.
Benim için yanlış zamanda okuduğum bir kitap oldu diyebilirim. Başladım, ara verdim, yarım bıraktım, tekrar elime aldım... Kitabı okumadan önce Platon ve Aristoteles'ten eser okumanız Farabi'yi anlamanız açısından faydalı olacaktır. Üzerinde düşünülmesi ve sindire sindire okunması gereken bir kitap, kendi açımdan muhtemelen bir kez daha okuyacağım bir kitap...
Düşünce sistemimizin daha düzgün bir biçimde işlemesi için felsefe ilminin ve felsefesel düşüncenin önemi bana göre büyük, çok büyüktür. İnsanın evrene, Tanrı'ya, doğaya ve kendine dair var ettiği temel birçok soruya yine kendi akıl yürütmesiyle cevaplandırmaya çalışarak, zihinsel bir çaba sarfederek bugün sistematik bir bilim dalı haline gelen felsefe, merakımı daima celbetti.

Bu yüzden felsefeye karşı olan merakımı doğru giriş kitapları seçerek gidermeye çalışıyorum ve evet bu kitap tam da başlangıç için yazılmış, giriş mahiyetinde bir kitap.

Temel ilkeleri ve felsefi öğretileri örneklendirerek açıklıyor, her konuya başlarken sorulması muhtemel olan bir soru, ortaya atılabilir bir tez veya öne sürülecek muhtemel bir iddiayı sunup sonrasında buna açıklama getirerek, kendi içinde bir diyalog halinde sürüp gidiyor.

Fikirlerini tartıştığı, tezlerini kaleme aldığı bazı büyük düşünürlerin hayatı üzerine kısa bilgiler de veren böylece içerik bakımından zengin ve çevirisi düzgün, meraklıları için okunması faydalı olacak bir eser.
 (872, Fârâbi- 950/951, Şam), 8. ve 13. yüzyıllar arasındaki İslam'ın Altın Çağı'nda yaşamış ünlü filozof ve bilim adamı. Aynı zamanda gökbilimci, mantıkçı ve müzisyendir.

Sunuş bölümünde tercüme edenin verdiği bilgiler ışığında bile salt akıl, ya da mantıkla anlaşılıp, sindirilecek bir eser değil, şahsen daha somut bir kitap beklentisi içindeyken, son derece felsefik ve ütopik bir yaklaşımla oluşturulmuş bir kitap.
Kitabın başlangıcından itibaren yapılan tanımlamalar Allah kavramından başlayarak, evren, gezegenler ve insan hatta varlıkların varoluşu, varolmanın tümden gelim yöntemiyle tanımlamalarını içeriyor.
Okunmasını tavsiye ederim. Anlamak için gösterilen gayret, günün koşulları ve bilgi düzeyi dikkate alınarak yapılırsa daha anlamlı olacağı kanaatindeyim.
İdeal Devlet çok hacimli bir kitap olmamakla birlikte içerik olarak oldukça yoğun bir kitap. Okuyucusu için sabrı mutlak surette gerektiriyor. Çünkü Farabi eserinde sadece ideal devlet biçiminden bahsetmiyor 'Dünya bir toz bulutuydu' sözü bile henüz söylenmemişken başlıyor kitap. İlk neden onun özellikleri ondan çıkan akıllar, gök cisimleri, alem ve insana ulaşan bu serüven en sonunda insana en uygun ve uygun olmayan yaşama biçimlerini veriyor... Ama mutlak suretle diyebilirim ki kitaba verilen emek okuyucu için kıymetini artırıyor...
Türkiyede bilimsel kitaplar çoğunlukla içerik,anlatım, kavramları doğru verme gibi özellikler yönünden yetersiz ve başarısızdır. Gerçekten bir konuda sağlıklı bir öğrenme istiyorsanız İngilizce kaynaklardan yararlanmak zorundasınız. Felsefe alanında bilgilerimi tazelemek ve toparlamak için Kenneth Shouler'im oldukça güzel hazırlanmış Felsefeyi Anlamak kitabını almıştım. Bir televizyon programında ise İlber Hoca Ahmet Arslandan bahsetmişti. Buna dayanarak bu kitabı da daha sonra okumak üzere aldım. İlk olarak kitaba göz attığımda şaşırtıcı bir şekilde anlatım gücü, kavram ve konuların sıralanışı, temel bilgiler arsında kopukluk olmaması gibi normalde beklediğim eksikliklerin hiç biri yoktu. Çok başarılı bir kaynak. İlber hocanın büyüklüğü de bir kez daha anlaşılmış oldu.
Okunması gerçekten zor bir kitap böyle başlamak isterim. Okunması zor olunca anlaması da zor. Platon, Aristoteles ve Farabi üçgeninde bir ön söz var. Mutlaka okumadan esere direk başlamayın. Çünkü Farabi'nin ve kitabın içeriğinden burada bahsediyor. Farklı bölümlere bölünmüş eser. İdeal yönetici ve yönetimin nasıl olması gerektiğini anlatan bir eser. Felsefik bir eser olduğu için edebi olarak yaklaşmak zor. Eğitici ve öğretici olarak bakmalısınız. İlk okuyuşumda pek anlamamış olduğum doğrudur. Edebiyat okuyacaklar başka bir kitaba bakarlarsa daha doğru olacağına inanıyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Arslan
Tam adı:
Prof. Dr. Ahmet Arslan
Unvan:
Türk Akademisyen, Felsefeci, Yazar
Doğum:
Şanlıurfa, Türkiye, 1944
1944 yılında Urfa’da doğmuş, lisans ve lisansüstü öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde tamamlamıştır. 1978 yılında aynı kurumda doçent, 1988 yılında Ege Üniversitesi’nde profesör olmuş ve 2011 yılında emekliye ayrılmıştır.

Ahmet Arslan Arapça, Fransızca, İngilizce ve Almanca bilmektedir. Bu dillerden ve felsefenin çeşitli alanlarına ait çok sayıda çevirisi bulun-maktadır. Uzmanlık sahası Antikçağ Yunan Felsefesi, Ortaçağ İslam Felsefesi, Osmanlı Kelam Düşüncesi olup bu alanlarda yazmış olduğu bazı telif eserleri şunlardır:

- İlkçağ Felsefe Tarihi (5 cilt)
- İbni Haldun
- İslam Felsefesi Üzerine
- Kemal-Paşazade’nin Tehafüt Haşiyesi (2 cilt).

Bugünlerde İlkçağ Felsefe Tarihi’nin bir devamı olarak yayınlamayı planladığı Ortaçağ İslam düşüncesi üzerinde çalışmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 75 okur beğendi.
  • 535 okur okudu.
  • 67 okur okuyor.
  • 869 okur okuyacak.
  • 25 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları