Ahmet Batman

Ahmet Batman

Yazar
7.1/10
8,3bin Kişi
·
36,7bin
Okunma
·
1.836
Beğeni
·
68,6bin
Gösterim
Adı:
Ahmet Batman
Unvan:
Türk Yazar, Şair
Doğum:
15 Mayıs
Teknoloji böyle bir şey işte insanları yakınlaştırıyor mu? yoksa uzaklaştırıyor mu? hiç anlamıyorum.
Babam beni facebook'a geç yazdırdığı için uzunca bir süre arkadaşlarımla yüzyüze görüşmek zorunda kaldım.
Şimdilerde her şey harika.
Facebook Twitter derken
iyice asosyal bir adam oldum.

Biraz kendimden bahsedecek olursam;
Patetes kızartmasını, mantıyı ve uludağ gazozu severim.
İnsanlara değer veririm ancak genelde umrumda olmazlar...
Böyle de bir çelişki içerisinde hayatıma devam etmekteyim.
-mışlı -mişli konuşmayı severim.
öyleymişiz böyleymişiz oyunları tam benliktir.
Hayal dünyam geniştir diyemem ancak uzundur.
İnsanların gözlerine uzun uzun bakmayı sevmem, çünkü gülesim gelir.

Yüzlerce yazı yazabilirim.
Hiç durmadan saatlerce bir şeyler karalayabilirim.
yapabilirim- edebilirim- bilirim bilirim...
Aşk denen şeye inanmam ama duş almayı severim.
Konudan konuya atlar adamın aklındaki soruyu unuttururum.
İkiyüzlü insanları sevmem.
Çok fazla soru soran insanlarla muhabbet etmem.
Kendine güvenen insanları çok severim.

Eğitim ve Sağlık sektörlerinde özelleşme olduğu sürece
ülkede eşitlik olacağına inanmam.
Parası olanın okuduğu
Parası olanın sağlıklı yaşadığı
bir düzen bana uymaz...

Yılbaşlarında ortalama bir türk ailesi gibi;
Bisküvi ve kuruyemiş yer tv izlerim.
14 şubata yalnız girer yalnız çıkarım.
Doğum günlerine çok önem vermem.

Evet artık beni tanımanıza gerek kalmadı yeterince tanıdınız...

Bu arada en sevdiğim renk gri.

Her şeyin bedeli var güzelliğinin de,
bir gün gelir ödenir, öde firuze...

Bedelini ödemeden hiç bir şeye sahip olamayız.
Çok çalışmalıyız çok...

Az kalsın unutacaktım.
En iyi öpüşen adam madalyam var.

3-2-1 diyoruz ve
ne yapmak istiyorsak
ona inanıyoruz.

Allah yolunuzu açık etsin arkadaşlar...
Yok ben ateistim diyorsanız da;
yolunuzu açık edecek birini bulun...

Hoşça kalın...

Bu arada ben hoşça kal diyemem.
Sadece yazabiliyorum.
Hoşlandığın kadına papatyalar vermelisin hatta vermesen de olur, "Şu topraklarda bir yerlerde senin için yaşayan papatyalar var" desen yeter. İşte o papatyalar nasıl yerinde güzelse sen de benim yanımda öyle güzelsin.
Bizi koparmasınlar.
Nasıl bir Beşiktaşlı olduğumu iyi bilirsin. İçimde ayrı bir sevdası, ayrı bir yeri vardır.Bu başka bir aşk, çünkü Beşiktaş kimseyi terk etmez ve sevdası hiçbir zaman geçmez.Sezen Aksu'nun şarkısında, ''Geçer geçer neler neler geçmedi ki...'' dediğine bakma sen! Beşiktaş aşkı geçse geçse babadan evlada geçer, bunun ötesi de olmaz.
Şimdi neden bunları anlattığımı düşünürsün belki. Birkaç şey daha anlatacağım ve sonra tek bir şey söyleyeceğim.Vedat Okyar'ın bir anısı bu. Vedat Okyar'ın aşkımızla ne ilgisi var, diye düşünme.İlla düşüneceksen, benim bu aşkı sende nasıl derin yaşadığımı düşün.
Bir maç sırasında rakip takımın oyuncusu öyle sıkı bir tekme atıyor ki, Vedat Okyar can acısıyla bir anlığına zarafeti falan unutup küfrediyor. Oyuncu hemen, öğretmene şikayete giden bir talebe gibi hakeme koşuyor.
''Hocam, Vedat bana küfretti.''
Hakem de bir efsane: Doğan Babacan. vedat'ın küfredeceğine ihtimal vermiyor ama yine de yanına gidip soruyor: ''Vedat, sen küfür mü ettin falancaya?''
Vedat Okyar duraksamadan,
''Evet, ettim'' diyor.
Doğan Babacan'ın eli cebine gidiyor... Geri geldiğinde o el bir kırmızı kart tutuyor. Havaya kalkan kırmızı kart tüm stadı şaşkınlığa ve temelli bir sessizliğe gömüyor. Olacak iş değil. Beyefendi Vedat kırmızı kart yiyor. Üstelik yediği tekmenin üstüne tatlı niyetine...
Tezcan, arkadaşının yanında tüm olanlara şahit olmuş. O da şaşkınlık içinde:
''Oğlum'' diyor Vedat'a, ''Manyak mısın sen, niye ettim diyorsun. Etmedim deseydin ya''!
Vedat Okyar'ın kısa ama çok anlamlı cümlesi dökülüyor ağzından:
''Üstümde Beşiktaş forması varken yalan mı söyleyecektim?!''
İşte ben sana, ''Seni seviyorum'' dediğim gün, üstümde Beşiktaş forması vardı. Şimdi istediğin yere gidebilirsin.
Kokusuna alıştığınız bir insanı unutamazsınız. Aranıza mesafeler ya da ayrılıklar girebilir. Yüzünü unutmuş olabilirsiniz, sesini de... Ama kokusunu unutamazsınız.
"Hoşlandığın kadına papatyalar vermelisin hatta vermesende olur, "şu topraklarda bir yerlerde senin için yaşayan papatyalar var"desen yeterli. Iste o papatyalar nasil yerin de güzelse sende benim yanimda öyle güzelsin. Bizi koparmasınlar."
184 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bu Kitabı Sevgilisine Hediye Eden Biçare Zavallılara!!!

Bir kitabın daha sonuna geldik. Yine uzun zamandır kitaplığımda duran bir kitap. Bir kitabı aldığımda hemen açıp okumaya başlamam. Öncelikle kitaplığa okunacak kitapların arasına yerleştiririm. Okuma sırası geldiği zamanda hemen okumaya başlamam. Öncelikle en az 10 dakika kitabın dış yapı özelliklerini incelerim. Daha sonra kitap hakkında derin bir araştırma yapmaya başlarım. İnternette o kitap hakkında yazılmış ne varsa hepsini okurum.

“Ahmet Batman” ismini çok duymaya başlamıştım. Onun için elime geçen bir kitabını alıp okumayı düşündüm. Sadece yazar hakkında fikir sahibi olmak için kitabını okumak istiyordum. Neticede “Bana İkimizi Anlat” kitabı nasip oldu, alıp okumaya başladım. Okurken aklımda kitaba inceleme yazmak gibi bir fikir yoktu. Fakat araştırmalarım sonucu kitap hakkında yazılmış öyle şeyler gördüm ki artık inceleme yazmak benim için bir zorunluluk oldu. Genelde okuyan-okumayan herkes kitabı çok beğenmiş, bin türlü iltifat etmişti. Neticede kitap hakkında yazılanlara baktığım zaman okurlar kitabı yerden göğe sığdırmıyorlardı. Benim dikkatimi çeken, beni inceleme yazmaya iten sebep ise kitapla ilgili yazılan iki cümle oldu. Peki, nelerdi bunlar:
“Eğer âşıksanız ve aşksa inanıyorsanız bu kitabı okumalısınız.”
“Son dönemde bütün sevgililerin birbirine aşklarının ispatı olarak hediye ettikleri kitap.”

Yazılanlardan şunu anladım. Bu kitapta öyle güzel bir aşk hikâyesi anlatılıyor ki kişi de sevgilisine bunu hediye ederek aşkını ispatlıyor. Ya da âşıksanız aslında aşkın ne kadar güzel yaşandığını anlamak için kitabı okumamız gerekiyor.

Başladım okumaya. Netice aşkın ispatı olan kitap elimde… Okudum, okudum, okudum. Kitap bitti. Düşündüm normal bir zihin yapısına sahip bir insan neden bu kitabı sevgilisine hediye eder ki? Sonra aklıma geldi. Muhtemelen dedim bu cümleler reklam için yazılmış bir slogan, kimse gidip mal mal bunu sevgilisine hediye etmez. Sonra tekrar araştırmaya başladım…. Aaaaaa gerçekten insanlar sevdiklerine hediye etmişler. Şoke oldum. Dondum. Bir iki gün durağanlaştım. Peki, neden bunları yaşadım? Anlatayım efendim…

( Bu kısımdan sonraki bölümlerde metnin içeriği hakkında bilgi vardır.)

Kitabımız “Rüzgâr Beyefendi” ile “Yağmur Hanımın” o efsanevi aşklarını anlatıyor. Rüzgâr’ın ailesi gayet zengin bir aile… Yağmur onların komşuları. Rüzgâr çocukluktan Yağmur’a âşık. Yağmur Rüzgârı sevmiyor. Ama ona sürekli de umut veriyor. Bir ara Rüzgâr ile çıkmaya da başlıyor. Daha sonra Yağmur zengin bir erkek bulunca Rüzgâr’ı terk ediyor. Ama Rüzgâr deli gibi âşık olduğu için vazgeçmiyor. Yağmur aldatılıyor. Tekrar Rüzgâr’a dönüyor. Sonra bir daha Rüzgâr’ı bırakıyor. Bu baya böyle devam ediyor. Yağmur aldatıldıkça Rüzgâr’a dönüyor sonra yine terk ediyor. En son terk edilişinde Rüzgâr hayata küsüyor. Kendini dağlara taşlara vuruyor. Rüzgâr bu yüzden annesini kaybediyor. Bütün bunlara rağmen Yağmur, Rüzgâr’ı bir kere sormuyor bile. Kendine başka başka birilerini buluyor. Sonra Yağmur yine aldatılıyor. Yağmur’un babası iflas ediyor. En son yine baya bir zengin olan Rüzgâr’a dönüyor. Rüzgâr’da ona deli gibi sarılarak vuslata eriyor.

Bu nasıl devasa bir aşk hikâyesi anlamadım doğrusu. Bu Rüzgâr kadar geri zekâlı bir insan var mıdır gerçekten? Her seferinde terk edilmesine rağmen geri gelen kızı kabul edecek. Hatta son geldiğinde parası için geldiğini bile bile kabul edecek. Ben böyle birinin olduğunu düşünmüyorum. Böyle biri olsa da bile bu aşkın ispatı değil, geri zekâlı olmanın ispatıdır.

Şimdi gelgelelim bunu sevgilisine aşkının ispatı olarak hediye eden erkek ve kadın kardeşlerimize...

Ey Erkek Kardeşim, sen bunu sevgiline hediye ederek, bak canım gördüğün gibi ben zaten sana köpek gibi aşığım. Bana ne yaparsan yap zaten ömrüm boyunca seni bekleyeceğim. Git şimdi istediğin kadar beni aldat gel. Nasıl olsa bütün gençliğini başkalarının koynunda geçirsen de ben senin yaşlı haline de razıyım mı diyorsun?

Ey Kadın kardeşim, sen bu kitabı sevgiline hediye ederek bak sevgilim zaten seni kendime bağladım. Ben şimdi gidiyorum. Bütün gençliğimi zengin züppelerle harcayacağım. Yaşlı olduğum zamanlar geldiği vakitte senden daha zengin birini bulmazsam sana dönerim demek mi istiyorsun?

Ya Allah aşkına bu kitap nasıl aşkın ispatı oluyor?

Ben mi aşkı başından beri yanlış anladım?

Yoksa bu aşk mı başında beri yanlış bir şey miydi?
224 syf.
·1 günde·1/10 puan
---Okumak isteyenleri caydıracak ve yazarın ekmeğine kan doğrayacak yorum içerir.---
Olmayan migrenim tuttu. Soldan soldan kafam ağrıyor şu anda. Son 30 sayfasını uyuklayarak okudum ki kitap bitsin yorumlayım da uyuyayım diye. Ertesi güne bıraksam içim soğuycak, yazcaklarımı yazamıycam çünkü...
bu kitabi tatilde olup yanımda okuyacak bişeyim olmadığından kobo üstünden e book olarak diger kitabiyla, banka kartimda bulunup gözden çıkardığim 15 lirayla aldım. Ağaç zaiyatina sebep olmadıgim için sevinçliyim. Aksi olsa hem yazara hem yayin evine kendimi tutamaz mail atardım. Agzima geleni hemidee...
Şimdi kitabın neden kötü olduğunu size nedenleriyle ve örnekleriyle açıklayacağım.

* bazen sıkılıyoruz. Yani çoğu zaman. Aslında genelde sıkılıyoruz. Evet sıkılıyoruz, belki de limondan daha çok.
Bu cümleyi okudugum anda ki kitabın başlarında... Nasıl bi belaya çattigimin farkina vardim.

*Ben sana tayt giyme demiyorum, hobi olarak yine giy.
Bu cümle yılın esprisi valla ne kadar da şakaci ve sempatik bir sanatçı. Milletçe alkışlıyoruz.
*ben sende doydum, afiyet olsun mu bana?
Bu cümlede ne dediğini anlamadım.

*illa bir organinla geleceksen, kalbinle gel bebeğim.
Bu cümlede kokan buram buram romantizm cemal süreyyayı bile kıskandırmıştır. Benim böyle enfes bir cümle neden aklıma gelmedi... Ah vakti zamaninda yazaydum diye...
*şarkılarda unuttuğumuz insanlar var.
Yine efsanevi bir cümle...
Ama ben yazsam sarkilarla unuttugumuz diye yazardım...
* bazen telefonun çalar, arayan o değildir.
Bu cümle beni darmadağın etti. Ki Türkan şorayin dönüş filmi nasıl içimi burktuysa bu cümle de öyle bir duygu seli coşturdu bende.

*Zaten hem güzel, hem kokereç seven bir kız görmedim. Demek ki benim bütün eski sevgililerim güzeldi. Sonuçta hiçbiri kokoreç yemiyordu.

Eve kokoreç tezgahı alma konusunda çok ciddi olan beni çirkinlikle tasdiklemiş oldu. Teşekkürler...
Bu nasıl bir genelleme , nasil bir yazdiginin nereye varacağini bilememedir...! ( okurken sinirlendigimden daha çok sinirlendim şu anda)
*bu arada bir kız sizi en az çikolatayı sevdiği kadar sevmeli.
Diye bir cümle, bir akıl verme varki. Her kız çikolata sevmeli diye bir kaide mi var. Anayasal zorunluluk mu?
Ki hic sevmem....
*ismail yky seviyorsan git onu dinle ben sevmiyorum mesela. Her eski sevgili bir mezarmıdır?
İsmail yk yı gömerken, bu cümleyi nasıl böyle bitirdi. Inanilmaz bir yetenek.
Şimdi bunun bir arkadaşi varmış kız demişki..
*tıpkı beni yazmışsın biz kızlar gerçekten gerizekalıyız, tek düşündüğümüz aşk ve ilişkiler dedi baktım doğru söylüyor, haklısın insanın kendisini bilmesi güzel, dedim.

Demiş. Efendim teveccüğünüz o sizin ve çevrenizdeki insanların gerizekalılığı!
Ne kadar kolay demi belli bir grubu böyle yaftalamak. Sinir oldum sinir!!!
Birde bu tayfa sezen aksu'ya neden ha bire sezen diyor. Neyse bu samimiyet.. Minik serçe sezen aksu hazretleri hanfendi demeseniz de azcık mesafe koyun be.

Öf daha alıntı yapacaktım da sıkıldım
Bazi insanlar, ve, sonra, gelişine,aşk ve kahve sözcüklerini kullanmasını yasaklayın kalem oynatamaz.
Unutmak diye bir sey var
Patates kızartması diye bi sey var
İlahi adalet diye bisey var
X diye bisey var
Bu kalibi o kadar cok kullanmış ki...

Ayrica bağğzı kelimeler var. O kelimeleri bozuk para gibi bolca harcamış. Annesi bu kelimeleri kullandıgında agzina aci biber sürmekle tehtid edilen kitle de şakşakliyor bunu Pespayelik resmen ıyyy.
Bazı cümleler sıla ve demet akalın şarkilarıni dilinize dolatabilir...
O kadar cok tekrara düşmüş ki, napsın kelime kapasitesi ve bilgi birikimi özgünlüğü karşilamiyormuşsa demek ki...
Bir de bi karara vardım. Hazır burda yorumlarda iki kelam çizittiriveriyorum. Bunlar azcik daha biriksinde, kenarindan köşesinden çekiştiririp kitap bastirayim bunlardan. Ünlü olurum belkisi.
İste bunun sevgilisi varmış yazilarina bayılıyormuş, kıskançmişta filan bana ne ise.
Kendini övmekten, sinif atlamış küçük burjuva egosunu tatmin etmekten, milletede ha bire gerizekali demekten başka bisey yok kitapta.
Bide bu yazar ve ekürileri kendilerine cümle mühendisi, kelime bağlayicisi ve sihirbazi gibi ünvanlar veriyorlar ya; kendimi törpümle bıcaklıycam şimdi.
Bu kitabi daha erken bitirirdim de döne döne okudum. Anlamadığım cümle oldu. Ne anlatmaya çaliştigini bilmedigim sayfanin üstünün şişane altinin igdir oldugu cümleler var. Iki lafindan biri de gögüs kelimesinin halk dilindeki adi
Bir de kendi kendine tripleri var yazamiyormuşta, tıkanıyormuşta
Ee o zaman yazma ?
224 syf.
·1/10 puan
YouTube kitap kanalımda Sabah Uykum kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim: https://youtu.be/cZco9tl4rBs

"Sabah uykusu kadar sevebileceği biri lazım insana." (s. 3)

Binlerce kişi tarafından okunmuş ve 303 kişi tarafından 10 puan verilmiş bu kitabın içinde neler yazıyor hadi hep beraber bakalım... İncelemeyi okurken yanınızdan sabah uykularınızı, semaverleri ve Higgs Bozonu'nu eksik etmezseniz sizin için daha verimli bir süreç olacağını düşünüyorum.

İnsanların sabah uykularından kalktıklarında etraflarında kapanmış alarm ve gözlerinde çapak, ağızlarında salya olmadığı bir paralel evrende dünyaya gelen Ahmet Batman'ın nasıl biri olduğunu merak edip internete baktığımızda sadece şu görselin karşımıza çıktığını görüyoruz:
https://cdn.kidega.com/...batman-profil-Lo.jpg
Evet, Joshua Jackson’ın kahveli fotoğrafının Photoshop’ta üzerinde oynanmış hali.

Fotoğrafın üzerinde yazan "Bi' Kahve içer miyiz?" teklifiyle, Ahmet Batman'ın (Joshua Jackson’ın) Show Tv haberlerinde her gün gördüğümüz İstanbul Emniyet Müdürlüğü merdivenlerinden inen adamlardan bir tanesinin robot resminin çizilmiş gibi olması arasında kaldığımı önceden belirtmem gerek.

Öncelikle bu kişinin, Gotham City'de Batmobile'iyle gezen bir kahraman olan Batman ya da Batman şehir sınırlarının Batman logosu şeklinde değişmesi gerektiğini söyleyen adam ile bir ilgisinin olmadığını düşünüyorum. Zaten öyle bir şey olsaydı Superman'i çağırıp ultraviyole ışınlarıyla Ahmet Batman'ın saklandığı yeri göstermesini isterdik, o yüzden kitaptaki alıntılara geçelim en iyisi.

"Her sabah attığım "Günaydın sabah uykum bugün nasılsın?" mesajlarının bir yeri yok artık. Son attığım mesajda iletilmedi zaten." (s. 7)

Kitaplarını bastırabilmek için yayınevlerine ve dış görünüşünü gizleyebilmek için de uluslararası ajanlara binlerce lira harcayan ve bu yüzden de SMS paketine parası yetmeyen Ahmet Batman'ın bu paragrafta sevgilisine sabah uykum şeklinde seslendiğini görüyoruz. Muhtemelen T9 sözlük düzeltmesi açık kalmış olduğu için bağlaç olan "da"nın ayrılmadığını gören telefon, muhtemelen Ahmet Batman ile sevgilisinin artık ayrılması gerektiğini düşünmüş.

Kitabın çoğu şu şekilde cümlelerle dolu:
"Hayat belli bir düzen üzerine kurulu, sırası gelen gider, sırası gelen sarılır ve bütün vedalar soğuk olur. Üşümen gerektiğinde üşürsün." (s. 12)

Bu alıntı Şeyma Subaşı'nın kitabındaki "Karanlık çökmeden yıldızları göremezsin." alıntısıyla çok paralel ilerliyor. Bu yüzden bu tür alıntıları gördüğümde aklıma şu fotoğraf ve okul günlerimde sınava zerre kadar çalışmayıp sınav kağıdını doldurmam geliyor:
https://i.ibb.co/...b-J3t2-IIAAj-Rv2.jpg

"İyi hissediyorsan bırak kendini gökyüzünden aşağı, bırak kimse tutmasın." (s. 13)

Önceden herhangi bir kitapta böyle bir cümle gören oldu mu bilmiyorum fakat Türk Edebiyatı'nda Skydiving Edebiyatı'na geçildiğinden haberim yoktu. Muhtemelen Newton'un aklına gelmişti fakat uygulaması gördüğünüz gibi Ahmet Batman'a kalmış.

*Hayatındakileri sev, sonra çok özlüyorsun ve öyle dolmayan boşluklar oluyor ki içinde... Klavyedeki boşluk tuşunu görsen ağlıyorsun. (s. 24)

Şimdi, bu efsane alıntı kitabın ana temasını, karakterin beynindeki dehlizleri, dönem siyasetini ve psikolojik buhranları anlayabilmemiz için çok önemli bir nokta. Çünkü Ahmet Batman'ın burada bahsettiği boşluk, klavyedeki SPACE tuşu ve SPACE de uzay demek. O zaman bu uzay boşluğu olmuş oluyor. Evrende de her şeyin bir kütlesi olduğuna göre ve kütlesi olmayan atomlara kütle kazandıran şey de Higgs Bozonu olduğuna göre Ahmet Batman'ın Higgs Bozonu olma ihtimali bugüne kadar hiç düşünmediğiniz kadar fazla olabilir.

"Kalmadığın yerdeyim, gittiğin yerdeyim, hiçbir yerdeyim. Ve ben bugün neyin içindeyim bilmiyorum." (s. 116)

Gördüğünüz gibi Ahmet Batman kuantum fiziği edebiyatının dibine vurmuş ve bu yaptığıyla bir saniyede birden çok yerde olabilen şeyhsi bir mertebeye ulaşmış. Hatta nerede olduğunu asla anlayamayacağımız bu alıntıyı okuduğumda aklıma "kafamız güzel ama nası güzel" abisi geldiğini söylemeliyim:
https://youtu.be/-dIvdJX8O8o
Belki de bu abi Ahmet Batman'ın ta kendisidir...

"Olmadı demleriz çayımızı yalnız içeriz ama olmasın öyle."
(s. 163)

Kitabın ileriki kısımlarında pek çok şekilde çay, semaver, kırmızı biber edebiyatı yapıldığı için bu konuda sadece tek bir alıntı yazmak istedim. Dünyada çay ve varoluşçuluk felsefesini birleştirebilen tek ülke olduğumuzdan ötürü esas Nobel Ödülü'nün Ahmet Batman'a verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Nobel, "no-bel" demektir. Belki Ahmet Batman da beli olmayan aşırı ince belli bir çay bardağında çayını içme tutkunuydu.

Kitabın kapanış cümlelerinden olan;
"Hiçbir şey hissetmiyorum. Bana bundan daha kötü bir şey söyle." (s. 285) cümlesindeyse Ahmet Batman bize hiçbir şey hissetmemekten daha kötü bir şey söylememizi istemiş. O zaman ben de belaların en kötüsüyle sizleri başbaşa bırakıyorum:
https://karikaturistan.files.wordpress.com/...t_sarikaya.jpg?w=500

Gördüğünüz gibi arkadaşlar, ben sabah uyandığımda çökmüş ve çapaklı gözlerle kalkarken, Ahmet Batman gayet de kahvesiyle ve kahvesine şeker niyetine attığı Higgs Bozonu'yla kalkıyor. Okunmadan önce ölünmesi gereken bu kitabı okumazsanız, eminim ki REM ve NREM uykusu arasındaki farkların kuantum fiziği edebiyatıyla birleştiği o ince belli çaysı noktayı da kaçırırsınız, benden söylemesi...
224 syf.
Hâlâ okumamış kişiler vardır. Okumayın lütfen. Zihinlere de paraya da ağaçlara da yazıktır. Ben okudum, seneler seneler evvel okuma alışkanlığı kazanmak için. Ama üç beşten çok okudum. Gerek var mıydı, yoktu. Pişmanım. Okumayın pişman olmayın. Sabah Uykum'u okuyana kadar, sabah uykusuna yatın, daha iyidir.
216 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Bana uygun bir kitap değildi. Lise zamanın da elime geçmiş okumamıştım rafta bekliyor yazara haksızlık oluyor diye yıllar geçtikten sonra okudum. Aşk tarzı kitapları sevmiyorum ve saçma buluyorum. Kitap ise çok çok basit yazılmış. Günlük kelimeler, daha doğrusu günlük gibi yazılmış. Yinede yazarın emeğine sağlık diyebilirim.
216 syf.
·Puan vermedi
Kitapta sadece gökyüzüne yazılan alıntıları beğendim. Onun dışında kendimi kitapta pek bulamadım. Konu geçişlerini çok hızlı buldum. Sanki oldu bittiye gelmiş kitap. İlk kez Ahmet Batman'ın kitaplarından birini okudum. Bir daha da okuyabileceğimi sanmıyorum. Çünkü, hızlı geçişli kitapları sevmiyorum.
184 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10 puan
Ahmet Batman’ın kitaplarını şahsen ben severek okuyorum. Bu okuduğum dördüncü kitabıydı. Toplumda bazı düşünürler (gittiğim ikinci el kitapçı) Ahmet Batman’ın boş yazdığı kanısındalar ama ben öyle düşünmüyorum. Her yazarın kendine özgü anlatımı var. Ayrıca Ahmet Batman’ın özlü sözlerini çok beğeniyorum. Bence yabana atılacak bir yazar değil. Önyargınızı kırın.

Kitaba gelecek olursak; ben daha “aşk” üzerine bekliyordum ama beni şaşırttı. Daha çok bir kahramanın çocukluğundan başlayan hikayeyi konu alıyor. Her zaman olduğu gibi dili gayet yalın ve sade. Özlü sözleri tabi ki var. Ve hikayenin seyiri, benim tahminlerimi hep yanılttı. İlk başta basit gibi geldi ama olaylar tahmin ettiğim gibi gelişmedi. Genel olarak güzel okunabilir bir roman.

Bir dikkatimi çeken başka nokta ise; diyaloglar, konuşma metinleri çok yapmacık geldi bana. Canlandırma gibi olmuş, kısa cevaplar vs. Baba ile oğulun veya abi ile kardeşin konuşması bu kadar sade olamaz herhalde. Diyaloglar daha derin daha içten olsaydı çok daha güzel olurdu. Ve bir kaç ayrıntı daha gerçekçi olabilirdi.(Bunları açıklamayacağım spoiler olur.) Bahsettiğim ayrıntılar hikayeyi biraz da olsun yapmacık hale getirdi benim adıma. Ve son olarak yazarımızın ölümü çok kullandığını düşünüyorum. Ölüm okuyucu da merak uyandıran ve okuyucu hüzünlendiren olay olduğu için tabi doğal olarak beni de hüzünlendirdi. Ama hikayeyi daha da hüzünlü yapmak için bu kadar ölüm kullanmasına gerek yoktu. Ya da yazarımız bu niyetle kullanmadı ama tamamen bende hissettirdikleri bu şekilde oldu.

Tabi bunlar kendi şahsım adına eksik yönleri ama hikayenin güzelliği ve verdiği mesaj kesinlikle bu eksiklerini gölgede bırakmış. Ağır, kalın, yorucu, beyin yakan kitap okuyanların böyle bir kitapla mola vermesini tavsiye ederim

Son olarak burdan ikinci el kitapçı amcaya ve onun gibi düşünenlere sesleniyorum; Ahmet Batman hakkında önyargılı ya da okuyupta boş yazıyor diyenler bu kitabı okuyup verdiği mesajı görmelerini isterim. Okuduğum bir çok şişirilmiş kitaptan daha güzel, daha anlamlı mesajı var.

Naçizane fikirlerim bu yöndedir. Böyle güzel eserleri eleştirmek bize tabi ki kalmaz ama kendimi geliştirmek adına bir kaç yorum yapmak istedim.

Saygılarımla...
216 syf.
·Beğendi
Kitap Ahmet Batman'ın yürek kalemini yansıtan havasıyla onun çizgisinde izler taşıyan bir eser...Yazarın dili, anlatış tarzı oldukça akıcı,yalın ve dolaysız anlatımı ve üslubu ile çok akıcı bir şekilde okutturuyor kendini.
Kitabın İçindeki hikaye zaten bir çoğumuzu duygulandıran kendi dünyamıza dokunduran ve duygularımızı gün yüzüne çıkaran,ruhen hissetmeye ihtiyacımız olduğu şu günlerde okunması gereken bir eser. Hayatınızda güzel bir yolculuk istiyorsanız bu kitabı okuyun derim. Keyifli okumalar dilerim.

Kitabın son kısmını sizlerle paylaşmak isterim;
"YAZARIN NOTU
Hayat insana elinden geleni yapmayı öğretiyor ama kalbinden geleni yaşamayı öğretmiyor. Bu hayattaki en büyük engelleri hiç hak etmediği halde kalbimizin önüne koyuyoruz. Susturuyoruz onu, duymazdan geliyoruz söylediklerini ve zamanla korkutuyoruz kalbimizi....
Geç kalıyoruz. Yaşamaya, hissetmeye ve aşka... Şimdi bu satırları okuyorsan eğer hala hayattasın demektir ve bu hala yaşanacak şeyler olduğunun en büyük kanıtıdır. Kalbini görmezden gelme çünkü sana en doğru yolu eninde sonunda yine o gösterecektir.
En güzel yerlerde, en doğru insanlarla yollarımızın kesişmesi ve her zaman en iyisinin değil, en hayırlısının olması dileğiyle..."

Tanıtım Bülteninden:

Kedileri seven kadınlar yalnızlıktan korkarmış, köpekleri ise aslında kendilerini güvende hissetmek istediklerinden severlermiş... Sen filleri severdin ve bir fil kalbi kırıldığında ölebilirmiş. Sen filleri boşuna sevmiyorsun güzel kadın. Sen kalbinin kırılmasından korkuyorsun da haberin yok. Korkmasın kalbin çünkü o artık benim de kalbim...

- Benim korkak kalbim size âşık oldu...
- Kutu kutu pense oynamıyoruz küçük bey, aşkı çocuk oyunu mu sandınız siz?
- Aşkın bir oyun olmadığını öğrenecek kadar büyüdüm ama şayet aşk bir çocuk oyunu olsaydı ve o oyunun adı da kutu kutu pense olsaydı tüm dünya size arkasını dönse bile ben size arkamı dönmezdim küçükhanım...
- Böyle konuşursan kilitlenirim ben ama...
- Eğer kilitlendiğiniz yer kalbim olacaksa bundan memnuniyet duyarım.
- Susuyorum.
- Ben de size...
224 syf.
·Beğendi
Keşke bir bardak kahve içsek de  sorsak Ahmet Batman'a bu kitabı yazarken neler hissetmiş. O kelimeler o cümleler ne kadar muazzam ve naif duyguyla yazılmış...Bazı sayfalar, cümleler, kelimeler insanı derinden etkiliyor.Kısacası,kendimizden bir şeyler bulabileceğimiz bir kitap...!

Tanıtım Bülteninden:

Sıcacık bir kahveden yükselen güzel kokular eşliğinde keyifli bir okuma vaat ediyor Soğuk Kahve.

İronik ve mizahi olduğu kadar keskin bir dil. Belki de çoğumuzun gündelik hayatında olan konuları anlatırken sizi ters köşeden bir bakış açısına yatırıp golü ustalıkla atıyor. Hınzır bir zekânın ürünü olan cümleleri sizi gülerken duygulandıracak, çoğu zamansa hayretler içinde bırakacak.
Kahraman Tazeoğlu

Batman kendi deyimiyle numune bir adam. En azından yazdıkları öyle. Kolay kolay kimseden duyamayacağınız, cesaret isteyen şeyleri açıkyüreklilikle söylüyor okura. Özellikle kadın erkek ilişkilerinin üzerindeki pembe tozu üfleyip altında yatan siyahları ve beyazları soğukkanlılıkla gösteriyor. Ne her erkek bir Romeo, ne de her kadın bir Juliet.
Ertürk Akşun

Topuklu ayakkabı mı yoksa ben mi?

Bir kadını zorlayan bir soru olabilir.

'Çikolata mı ben mi?' sorusu kadar olmasa da zorlar.

Sizler topuklu ayakkabısı ayaklarını vuran kadınlarsınız.

Topuklarınızın altında kâğıt mendiller var.

Bazılarınızın gözyaşlarını silen mendiller işte, yabancı değiller.

O mendiller hep canınızın yandığı yerlerde...

Çok adisiniz pembe rujlar, çekici kılıyorsunuz dudakları.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Batman
Unvan:
Türk Yazar, Şair
Doğum:
15 Mayıs
Teknoloji böyle bir şey işte insanları yakınlaştırıyor mu? yoksa uzaklaştırıyor mu? hiç anlamıyorum.
Babam beni facebook'a geç yazdırdığı için uzunca bir süre arkadaşlarımla yüzyüze görüşmek zorunda kaldım.
Şimdilerde her şey harika.
Facebook Twitter derken
iyice asosyal bir adam oldum.

Biraz kendimden bahsedecek olursam;
Patetes kızartmasını, mantıyı ve uludağ gazozu severim.
İnsanlara değer veririm ancak genelde umrumda olmazlar...
Böyle de bir çelişki içerisinde hayatıma devam etmekteyim.
-mışlı -mişli konuşmayı severim.
öyleymişiz böyleymişiz oyunları tam benliktir.
Hayal dünyam geniştir diyemem ancak uzundur.
İnsanların gözlerine uzun uzun bakmayı sevmem, çünkü gülesim gelir.

Yüzlerce yazı yazabilirim.
Hiç durmadan saatlerce bir şeyler karalayabilirim.
yapabilirim- edebilirim- bilirim bilirim...
Aşk denen şeye inanmam ama duş almayı severim.
Konudan konuya atlar adamın aklındaki soruyu unuttururum.
İkiyüzlü insanları sevmem.
Çok fazla soru soran insanlarla muhabbet etmem.
Kendine güvenen insanları çok severim.

Eğitim ve Sağlık sektörlerinde özelleşme olduğu sürece
ülkede eşitlik olacağına inanmam.
Parası olanın okuduğu
Parası olanın sağlıklı yaşadığı
bir düzen bana uymaz...

Yılbaşlarında ortalama bir türk ailesi gibi;
Bisküvi ve kuruyemiş yer tv izlerim.
14 şubata yalnız girer yalnız çıkarım.
Doğum günlerine çok önem vermem.

Evet artık beni tanımanıza gerek kalmadı yeterince tanıdınız...

Bu arada en sevdiğim renk gri.

Her şeyin bedeli var güzelliğinin de,
bir gün gelir ödenir, öde firuze...

Bedelini ödemeden hiç bir şeye sahip olamayız.
Çok çalışmalıyız çok...

Az kalsın unutacaktım.
En iyi öpüşen adam madalyam var.

3-2-1 diyoruz ve
ne yapmak istiyorsak
ona inanıyoruz.

Allah yolunuzu açık etsin arkadaşlar...
Yok ben ateistim diyorsanız da;
yolunuzu açık edecek birini bulun...

Hoşça kalın...

Bu arada ben hoşça kal diyemem.
Sadece yazabiliyorum.

Yazar istatistikleri

  • 1.836 okur beğendi.
  • 36,7bin okur okudu.
  • 590 okur okuyor.
  • 8bin okur okuyacak.
  • 534 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları