Ahmet Cemal

Ahmet Cemal

8.1/10
20 Kişi
·
54
Okunma
·
23
Beğeni
·
2.395
Gösterim
Adı:
Ahmet Cemal
Unvan:
Türk Yazar, Şair, Çevirmen, Öğretim Üyesi
Doğum:
İzmir, 1942
Ölüm:
İstanbul, 01.08.2017
Ahmet Cemal, 1942'de doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı fakültede asistanlık yaptı. İstanbul Avusturya Kültür Ofisi'nde basın danışmanı olarak çalıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde çeviri dersleri verdi. Yeni Ufuklar ve Varlık dergilerinde yazdı. Yazko Çeviri dergisini yönetti. Halen Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümü öğretim görevlisi olarak sanat tarihi ve estetik, aynı üniversitenin Devlet Konservatuvarı'nda dünya tiyatro tarihi ve çağdaş tiyatro, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde de sanat kavramları dersleri veriyor. Bertolt Brecht, Elias Canetti, Stefan Zweig, Ingeborg Bachmann, Paul Celan, Rainer Maria Rilke, Georg Trakl, Friedrich Hölderlin, Heinrich von Kleist, Georg Lukacs, Anna Seghers, Erich M. Remarque, Manès Sperber, Franz Kafka, Walter Benjamin, Robert Musil, Ernst Fischer, Octavio Paz ve E.H.Gombrich'ten çevirileri yayınlandı. Deneme ve makaleleri Yaşamdan Çevirdiklerim, Odak Noktasında Yaşananlar, Aradığımız Tiyatro ve Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor,şiirleri Geçmiş Bir Dua Kitabından başlığıyla, öyküleri de Dokunmak adı altında kitap olarak çıktı. Çeviri kuramı, estetik, sanat tarihi, kültür eleştirisi ve edebiyat üzerine makaleler yazdı; aynı konularda Avusturya'da, Viyana ve Innsbruck üniversiteleriyle, Avusturya Edebiyat Kurumu'nda konferanslar verdi. 1998 yılında, Türk kültürüne yaptığı hizmetler nedeniyle kendisine Anadolu Üniversitesi Senatosu tarafından fahri doktor unvanı verildi. Halen Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarıdır.
O sabah kafam, evden çıkmadan önce bir köşe yazarının söylediklerine takılmıştı. Haldun Taner'e şöyle bir soru yönelttim: "Bunlar üstelik okuyan insanlar; o zaman nasıl oluyor da böyle düşünüp yazabiliyorlar?" Haldun Taner'in bu soruma hiç duraklamadan verdiği yanıt şöyleydi: "Haklısınız Ahmet Bey, bu insanlar okuyan insanlar; ama ne yazık ki böyleleri ya hep aynı şeyleri okurlar, ya da farklı şeyler okusalar bile okuduklarından hep aynı şeyi anlarlar."
Bu yanıtın içerdiği dersi hiçbir zaman unutmadım.
Tam cehalet, boş bir sayfa gibidir; o sayfa doğru doldurulduğunda, artık cehalet olmaktan çıkar. Buna karşılık yarı cahillik, tehlikeli ve sakıncalıdır. Çünkü doğru bilgilendiğini sanan veya buna inandırılan yarı cahil, tam cahilin cehaletinin bilinciyle asla kalkışamayacağı ataklara yarım yamalak bilgi temelinden aldığı cesaretle gözü kapalı girişir.
Okuma alışkanlığının kökleşmiş olduğu iklimlerde düşünsel bunalımlar, her zaman daha az bunalımla atlatılır.
Okuma, araştırma, tartışma ve eleştirme arasındaki bağları da yeterince kuramadık. Eleştiriyoruz ya da tartışıyoruz derken, çoğu zaman havanda su dövmemiz işte bundandır!
Hiç unutmamamız gereken bir nokta daha var: Okumanın hiçbir türü, hemen yarına ait somut getiriler vaat etmez. Okuma eylemi, yanlışlara karşı yaşamımız boyunca vereceğimiz bir savaşın hazırlık aşamasından başka bir şey değildir.
Yıllar önce okunmuş bir kitaptan edinilmiş bir gücün, şimdinin hiç beklenmedik bir anında bizi zafere götürmesi- bu, her şeye karşın okumaktan vazgeçmeyenlerin sıkça yaşadıkları bir deneyimdir!
Konuşabiliyorsak
kitapların ve filmlerin,
tarihin yazdığı aşkların,
eskiden yaşanmışların
güzelliğini,
bu yalnızlığımız neden?

Belli ki sevmek
en büyük beceriksizliğimiz!
Nerede karşıma iyi konuşabilen ve iyi yazabilen bir öğrenci çıksa, kısa bir sohbet o öğrencinin güçlü bir okuma arka planına sahip bulunduğunu da gösteriyor.
Bizi yaşatan sevgilerin artık onca az olduğu bir dünyada, sözcükleri cinayet aletine dönüştürmenin lüksünü kavrayabilmek, gerçekten güç!
Günlük konuşmalarda pek sık karşımıza çıkan; "Edebiyat yapma!" tarzındaki söylem, dilimiz açısından belki de en tehlikeli söylemlerden biridir. Çünkü tam tersine, bugüne kadar eğer biraz daha çok "edebiyat yapabilseydik", yani biraz daha edebiyat okuyup, okuduklarımızdan edindiğimiz dili kullanma merakında olsaydık, yetmiş beş bin sözcükten oluşma dilimizi en fazlasından bin sözcükle sınırlamak gibi bir dil batağına hiç kuşkusuz böyle saplanmayacaktık.
12 Eylül darbesinin yol açtığı büyük kıyım, hem sözünü ettiğimiz tartışma ortamının ve iletişimin sonunu hazırladı hem de özellikle gençlere "Apolitik" bir yolun, kendileri için en hayırlı (!) yol olacağı gibi bir yanılsamayı yaşattı.
Burada bir karşılaştırma yapmakta yarar var. Yetmişli yılların gençliği, önemli filmleri, kitapları ve sanat olaylarını kaçırmamayı, kaçırmamakla kalmayıp bunlar üzerine tartışmayı, kişilik oluşumunun olmazsa olmaz bir parçası sayan bir gençlikti. Bir başka deyişle, genelde hangi alanda olursa olsun, ülkesine ve içindeki yaşadığı topluma ait bir meselesi olan bir gençlikti.
Bugünle karşılaştırdığımızda bir anlamda "altın çağ" diye nitelendirebileceğimiz bu dönem, 12 Eylül'le birlikte öldürücü darbeyi yedi.
Kendi yaşamı karşısında seyirci konumu almak, insana her şeyden önce tüm yerleşik yargılarını, kökleşmiş düşüncelerini yeniden sınama fırsatı verir.
İki ay evvel kaybettiğimiz bir değermiş Ahmet Cemal. Değermiş diyorum çünkü kendisini yitirince farkına varmak gibi, milletimize has bir yanlışa düştüm. Almanca çeviri denince aklıma ilk önce Kamuran Şipal gelir. Lakin Ahmet Cemal'in de birçok ünlü yazarın eserlerini çevirdiğini (Kafka, Zweig, Bachmann, Rilke ve daha fazlası), kitabın önsözünü okurken öğrenmiş oldum. Deneme ve şiir türünde de eserler veren yazar, bu kitapta on öyküyle bizi buluşturuyor.
Öncelikle şundan bahsetmeliyim ki, yazarın dile hakimiyeti çok iyi, anlatımı kuvvetli. Benzetmeleri de gayet güzel. Lakin bazı hikayeler havada kalıyor sanki. Durum olarak anlatım güzel, yalnız bir akış yok yani bir yere varmıyor. Şöyle ifade edecek olursam, günlük hayatınızda başınızdan geçebilecek ve belki hiç de üzerinde durmayacağınız olayları, etkileyici bir dille anlatıyor ve ilgi çekici hale getiriyor yazar. Yalnız ilgi çekicilik anlatımla sınırlı kalıp konuda bir ilgi çekicilik bulunamayabiliyor. Mesela kitaba da adını veren "Dokunmak" adlı öyküde, alelade bir eylemin, insanın hayal gücünde nasıl bir kıvılcım çakabileceğini beğenerek okuyoruz. Ama anlatılan, sadece bir an. Diğer bir öyküde sadece bir bakış (Dört İncil)... Eğer konu ve akıcılık yönüyle öne çıkan hikayeler okumayı seviyorsanız kitap pek de size göre olmayabilir bu nedenle. "Dosyası Çabuk Kapatılan Bir Ölüm Olayı" ve "Yazılamayan Bir Öykünün Serüveni" öykülerini beğendim. Konu olarak da diğerlerine göre daha farklı geldi bana çünkü. Sanırım her ne kadar yazarın anlatımını beğensem de, ben de hikayede hareketlilik bekleyenlerdenim.
Ahmet Cemal bana göre ülkemizde henüz değeri anlaşılamamış bir insandır. Müthiş çevirileri, denemeleri, köşe yazıları vardır. Bu eserindeki denemeler, bizim hayat , gündelik olaylar, sanat, edebiyat, televizyon, siyaset, insan ilişkileri vs. üzerine farklı bakış açıları sunuyor. Ayrıca kendine entelektüel diyen pek çok kişinin aksine sade ve akıcı üslubu kitabı başucu kitaplarımdan biri yapıyor. Kitapsever ve düşünen, kafa yoran insanlar, darbeler tarihi ülkemizi daha iyi analiz etmek isteyen okurlar bu kitabı es geçmemeli diye düşünüyorum.
Kıyıda Yaşamak, evet hep kıyıdadır insan, hakikaten düşünen insan hep uçlarda, sınırda yaşar... Sorunlarla dolu bir ailede yaşamıştır yazar hani bir söz vardır ya; ''insan babasız yaşar da annesiz asla!'' İşte böyle bir durumdadır kahraman, içip içip annesini aldatan babası eve gelince ev adeta buz kesilir ve -kahraman o zamanlar küçüktür- tartışma sesleri gelmesin diye yorganı olanca üstüne çeker, korku içinde o vaziyette beklerdi. Tabi kahramanın birde sevdiği vardır ki unutamaz... Bazende yazar kendisini çekinmeden anlatır fakat bu genelde 3. cü tekil şahsıyla gerçekleşir... Yazar artık kendi gölgesinde yaşamaya da alışmıştır. Ve göz göre göre manevî anlamda öldürülmektedir bu yalnız insan... Okumanız dileğimle, saygılar...
Ahmet Hoca'nın muazzam bilgisi ve derin felsefe sevgisi birleşmiş ortaya her okurun anlayamayacağı türden başyapıt çıkmış. Sanat felsefesi üzerine Türkiye'de yazılmış belki de en iyi kitap. Işıklar içinde uyuyun hocam çünkü yazdıklarınız bize ışık oluyor.
Kitap 2012 sonrasında yazılmış ağırlıkla Gezi Parkı Olayları ve "Y Kuşağı" hakında methiyeler düzen denemelerden oluşuyor. Hatta daha çok köşe yazısı tadında da diyebiliriz. Ayrıca köy enstitülerinin kapatılmasının yazar üzerindeki etkilerini neredeyse her yazıda görmek mümkün!
Öykülerin dili muazzam ve şiirsel. Denemeleri kadar sade dille yazılmış.Ve çoğu öyküde kendi hayatından izler bulmak mümkün.Bu açıdan da önemli.
Ahmet Cemal'in Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlanmış köşe yazılarının toplandığı kitap. Buna gelen eleştiriler genelde "geziye ve köy enstitülerine methiye" oluyor. 2. dünya savaşının ortasına doğmuş ve bugünkü Cumhuriyet Türkiyesi'nde yaşayan bir aydından,çevirmenden çıkabilecek doğal bir sonuçtur. Ayrıca Ahmet Hoca bu konuları basit anlatmış olabilir ama ulaştığı sonuçlar eleştirel düşünce süzgecinden geçmiş sonuçlardır. Mesela kültürsüzlük kavramı üzerinden bugünkü eğitim programunı inceler. Toplumsal olayları, yanlış değerlendirmenin değil "yanlış okumanın" öneminden söz eder.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Cemal
Unvan:
Türk Yazar, Şair, Çevirmen, Öğretim Üyesi
Doğum:
İzmir, 1942
Ölüm:
İstanbul, 01.08.2017
Ahmet Cemal, 1942'de doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı fakültede asistanlık yaptı. İstanbul Avusturya Kültür Ofisi'nde basın danışmanı olarak çalıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde çeviri dersleri verdi. Yeni Ufuklar ve Varlık dergilerinde yazdı. Yazko Çeviri dergisini yönetti. Halen Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümü öğretim görevlisi olarak sanat tarihi ve estetik, aynı üniversitenin Devlet Konservatuvarı'nda dünya tiyatro tarihi ve çağdaş tiyatro, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde de sanat kavramları dersleri veriyor. Bertolt Brecht, Elias Canetti, Stefan Zweig, Ingeborg Bachmann, Paul Celan, Rainer Maria Rilke, Georg Trakl, Friedrich Hölderlin, Heinrich von Kleist, Georg Lukacs, Anna Seghers, Erich M. Remarque, Manès Sperber, Franz Kafka, Walter Benjamin, Robert Musil, Ernst Fischer, Octavio Paz ve E.H.Gombrich'ten çevirileri yayınlandı. Deneme ve makaleleri Yaşamdan Çevirdiklerim, Odak Noktasında Yaşananlar, Aradığımız Tiyatro ve Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor,şiirleri Geçmiş Bir Dua Kitabından başlığıyla, öyküleri de Dokunmak adı altında kitap olarak çıktı. Çeviri kuramı, estetik, sanat tarihi, kültür eleştirisi ve edebiyat üzerine makaleler yazdı; aynı konularda Avusturya'da, Viyana ve Innsbruck üniversiteleriyle, Avusturya Edebiyat Kurumu'nda konferanslar verdi. 1998 yılında, Türk kültürüne yaptığı hizmetler nedeniyle kendisine Anadolu Üniversitesi Senatosu tarafından fahri doktor unvanı verildi. Halen Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarıdır.

Yazar istatistikleri

  • 23 okur beğendi.
  • 54 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 88 okur okuyacak.