Ahmet Güntan

Ahmet Güntan

YazarÇevirmen
8.6/10
571 Kişi
·
4.869
Okunma
·
7
Beğeni
·
1.157
Gösterim
Adı:
Ahmet Güntan
Unvan:
Mimar,yazar
Doğum:
İzmir, 1955
Ahmet Güntan (İzmir, 21 Mayıs 1955), ilköğrenimini İzmir Güzelyalı Müdafa-i Hukuk İlkokulu’nda, ortaöğrenimini İzmir Bornova Maarif Koleji’nde tamamladı; ODTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nü bitirdi. Şiirleri ilk olarak Kasım 1977’de Birikim dergisinde çıktı. Aynı yıllarda Yeni İnsan dergisinde müzik yazıları yazdı. İlk kitabı İlk Kan (1984) ile adını duyurdu. Altı yıl aradan sonra 1989’da çıkan, kendi yayımladığı Köpüklü Bir Kan, Bir Duman, kitapçılarda satılmadı, yaklaşık 200 kişiye postalandı. Nezle, Lale Müldür’le birlikte 1990’da yayımladığı paydaş kitap Voyıcır 2’de yer aldı. Çeşitli dergilerde şiir üstüne yazıları yayımlandı. Haldun Bayrı’nın İki Şahit ve Diğerleri (Metis, 1997) kitabında bir okuma notu yer aldı. Deneme kitabı Esrârîler 2003’te, yeni bir şiir ihtiyacını dile getirdiği “Parçalı Ham Manifesto” 2005 yılında kitap-lık dergisinde yayımlandı.
Cümle kurmadan anlaşma
imkânı var mı, var, ama ona
medeniyet demiyorlar, cümle
kurmak medeniyettendir
920 syf.
·82 günde·Beğendi·10/10
İŞTE GENE BEN ve SİZLERE YİNE OKUMUŞ OLDUĞUM ESKİ BİR KİTAPTAN BİR İNCELEME DAHA. :)

Don Kişot ile ilgili bugüne dek ifade edilememiş şeyler hakkında kim ne söyleyebilir acaba? Miguel de Cervantes tarafından kaleme alınan ve yazılan bu güzel roman, dört yüz yıldan bu yana, on sekizinci yüzyıldan kalma edebi akımlara, yirmi birinci yüzyıl post-modernizmine ilham kaynağı olmuştur. İngiliz yazar William Makepeace Thackeray, İspanyol filozof José Ortega y Gasset, Melville, Flaubert, Kafka, Nabokov, Dostoyevski, Proust, Jorge Luis Borges gibi yazarların eleştirel çalışmalarına da ayrı bir ivme katmıştır.

Don Kişot‘a, bir okuyucu yaklaşımı acaba nasıl yapılır diye düşünüyorsanız, buyurun gelin, bunu hep birlikte okuyalım ve ele alalım. :)

Yukarıda ilham alan bu yazarların dışında, İngiliz şair William Shakespeare, Cervantes’in Don Kişot adlı eserindeki Cardenio’nun öyküsünden esinlenerek yazdığı oyunlarından biri olan, Cardenio tragedyası için eseri kaynak malzeme olarak kullanmanın nadir bir övgüsünü Cervantes'e fazlasıyla ödedi. Shakespeare tarafından yazılan bu (Cardenio) romanda İktidar, zorbalık, aşk, iffet ve ölüm öğeleriyle şekillenen tragedyada kadınların sahip olduğu değerlerin üstünlüğü vurgulanmıştır. Eser sahnelendiğinde, ustaca düşünülen olay dizisi, canlı tabloları ve mükemmel oyun kurgusu ile aşırı övgü toplamıştır. Sanatçı burada aşırı materyalizm ve metinlerin sonsuz referanslarını biz sanatseverlere sunmaktadır.

“Gözlerini kendine çevirip kendi kendini tanımaya çalış; varılması en zor olan bilgi budur. Kendini tanırsan, öküze özenen kurbağa gibi şişinmezsin.” S. 698

Don Kişot, sıradan bir eserden ziyade, günlük yaşantımızda aşırı övgüyü ve referansı hak eden birkaç edebi eserden/kitaptan biridir. Bununla birlikte, hepimiz tarafından evrensel olarak bilinen bir sıfat olan "hayalperest"lik ile doğuran bağlantılı birkaç roman arasında da yer almaktadır. Peki ya biz okurlar, bu kültürel bir monolit olan romanı nasıl değerlendirmeye ve ele almaya çalışıyoruz acaba? Bunun için Tabii ki en basit yol, ilk yayınlanışından dört yüz yıl sonra, Don Kişot'un hala okunaklı bir ebedi eser, dünya klasiği olduğu gerçeğine dikkate alarak!

Kitapta anlatılan mini hikâyeler, modern yayıncılarında dikkatini çekecek kadar gözle görünen güzel şeylerdi. Açıklamalar insanı bazen belirsiz bir karmaşaya doğru sürüklerken, romanda bahse konu olan bazı silahlar veya dindarlık üzerine geçen uzun kesitler, okuyucuların duyarlılıklarına garip gelebilir. Sancho Panza'nın kısa solo maceraları bizleri hem eğlendiriyor ve zihnimizde bu güzel kitaba dair hoş şeyler bırakıyordu.

“Dağlarda bilginler, çoban kulübelerinde filozoflar yetişir.” S. 506

Burada ele aldığımız romanı aslında iki kitap/cilt olarak yayınlandı. Bunlardan ilki olan birinci cilt 1605 yılında yayınlandı ve o dönemde bir hayli popüler oldu. Onun “devamı” niteliğinde olanı ise 1615 yılında yayınlandı. Cervantes, bu ikinci cildi bitirmek için bence biraz acele etmeliydi çünkü bir başka yazar, Alonso Fernández de Avellaneda, Cervantes'in kendi metninde eğlendiği ikinci ciltlik bir sahneyi zaten düşünmüştü. Bu derleme, hikâyeleri Don Kişot'un aldatmacaları tarafından çerçevelenen birçok küçük karakteri ile yalnızca ilk cilde odaklamaktaydı. Bu ikincil olaylar dizisinin çoğu, Erken Modern İspanya'da toplumun geniş bir kesimini ele geçiren karakterizasyonları barındırmaktaydı. Kitabın bazı arketip’lere ait cazibesi, Cervantes'in İspanya dünyasındaki şövalyeliği, bizi konuya bağlayan bir büyü olmaya, roman içerisinde bazı yaşananların ise gittikçe daha acınası bir halde devam etmesi, yeri geldiğinde güldürmesi de biz okurlar için daha ilgi çekici hal almaya başlıyordu.

Kişinin “çılgınlığı” olarak bahsettiği, kendisinin ayrı kültürel bir davranışı olarak okumakta olduğumuz Don Kişot eseri boyunca, mevcut olmuş olan büyük bir sosyal hoşgörüsüzlük teması üzerinde durmaktadır… Don Kişot bu edebi eseri ile İspanya tarihinin bir dönemine bizler için ışık tutmaktadır; burada o dönemin yabancı düşmanlığı ve siyasi hoşgörüsüzlüğünün yükselişine onun kalemi sayesinde tanıklık ediyoruz. İşte tamda tarihin, Kastilya ve Leon Kraliçesi I. Isabel ile Aragon Kralı II. Ferdinand’ın evlenmesine şahit olduğu bu zamanda, iki büyük gücün birlikteliği sağlandıktan sonra, İspanya’daki İslam aristokrasisinin tasfiye sürecinin hız kazandığı kayıtlara geçmiştir. 1478’de hayata geçmiş olan İspanyol Engizisyonu binlerce Yahudi’nin ve Konverso’nun ölüm emrini vermiştir. 31 Mart 1492’de I. Isabel ve II. Ferdinand, Yahudilerin ‘iyi Hristiyanları kendi kutsal inançlarından döndürmeye çalıştıkları’ gerekçesi ile birlikte yaşamakta oldukları Yahudileri ve Müslümanları İspanya’yı dört ay içinde terk etmelerini emreden Elhamra Kararnamesini imzaladılar. Üstelik giderken sahip oldukları altın, gümüş vb. yanlarına almaları yasaklandı. Kararnameye göre bu kurallara uymayanlar, bu süre zarfında ülkeyi terk etmeyenler ve onlara yardım, yatakçılık edenler ölüm cezasına çarptırılacaktı.

“Dikkat et; imkânsızın peşine düşersen, imkânı olan bile, haklı olarak senden esirgenebilir.” S. 338

Aslında romanın konsepti oldukça basittir: Bu on yedinci yüzyıl romanımızda, La Mancha'da bir arazi sahibi olan ve felsefenin tutarsızlıkları yüzünden delirmiş olan ana karakterimiz, hayalperest Alonso Quijano ile birlikte olan köylü Sancho Panza’nın ve bu ikilinin yaşattıkları ile bizleri gerçekten güldüren, ama bir o kadar da düşündüren birçok olaylar zincirini içermektedir. Quijano’nun, batı kültüründe artık son demlerini yaşayan şövalyeliğin kaybolan mesleğine haysiyet kazandırma çabasının mizahi ve alaycı bir eleştirisidir. Hikâyemizde bu histerik inanç hareketine karşılık, kötü niyetli hırsızları, alaycı çobanları ve sadist asilleri okuyacağız ve ilk birkaç sahne, çağdaş dünyaya karşı tek başına duran Don Kişot'u konu ediyor, ancak ilerleyen sayfalara doğru kendisine romanımızda eşlik eden yancısı Sancho Panza'yı tanıtıyor. Don Kişot ve Sancho'nun kişilik olarak birbirinden ayrıldığını hayal etmek okur olarak çok zor değildir: ikisi, sürekli olarak dünyaya ve karşılıklı olarak birbirinden ayrıcalıklı görüşlere odaklanmış kişiliklerdir.

“Söz gümüş ise sükût altındır. Ne olursun, mecbur kalmadıkça söze karışma. Sık sık ipliğini pazara döküp ne kötü bir kumaştan yapıldığını gösterme!” S. 141

Böylece, kitabımız karakterlerimizin ideal ya da birer komedi figürleri olarak tasvir edilip edilmediklerine, İspanya'nın Engizisyonunun, insanlar üzerine hâkim gelmiş acımasızlığına ve kalıcı etkisine işaret eder. Karakterler genellikle farklı bakış açılarıyla Katolikliği desteklemektedir. Bu nedenle, romanda karşıt görüşlü bakış açıları, varsayılan olarak kültürel normlara bağlı “doğal” karakterlerden, bu kültürel normları yapay olarak yerine getiren “doğal olmayan” karakterlere kadar uzanır. Don Kişot'un performansı, karakterlerin tümü arasında en çekici olanıdır çünkü kendisi kişilik olarak herhangi bir otoriteye bağlı değildir. Katolik metinler yerine, kendi seçtiği otorite, kutsal kitapmış gibi çalıştığı popüler bir edebiyat timsalidir. Böylesi bir “sapkınlık”, yetkililerin dikkatini, dini, manevi anlamda değilse de, hukuki anlamda fazlasıyla çekmektedir. Kendisinin yaptıkları ve idealleri statüko ile keskin bir tezat oluşturmaktadır. Okumakta olduğumuz Don Kişot'un rolünün, mizahının büyük bir kısmı, dönüştürülen Müslümanlara ve Yahudilere benzer şekilde kendi ülkesinde bir yabancı olduğu gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Kendi baskın laik inanç sistemi, sapkınlığın gerçek suçlamalarından kaçınmaya yetecek kadar Hıristiyan normlarına bağlı kalmaktadır. Bu nedenle, Cervantes'in diğer karakterlerinin Don Kişot'un çılgınlığına tepkisini betimleme şekli, zamanın dini dogmasından güvenli bir mesafeyi korurken, İspanyol kültürel kontrol sisteminin mantığını ortaya çıkarmaktadır.

“Bütün kötü huylar, beraberinde az da olsa bir zevk getirirler, Sancho; ama kıskançlık sadece tatsızlık, hınç ve öfke getirir.” S. 494

Don Kişot'un devam eden izlenimlerimden biri çoğulculuk için bastırılmış bir özlemi içerir. Yazar Michael McGaha, bu eserin doğal olarak Cervantes'in Cezayir'deki kendi deneyimleriyle bağlantılı olduğunu düşünmektedir: “Cezayir'de Cervantes'in geçirdiği beş yıl, İspanyol okurlarının büyüleyici buldukları kesin bir malzeme kaynağı olmuştur. İspanya'dan çok farklı bir topluma uzun süredir maruz kaldığı, ama aynı zamanda, Orta Çağ'ın hoşgörülü, çoğulcu İspanya'sını andıran bir topluma uzun süreli maruz kalması, onun ufkunu genişletmiştir.” Kendisinin bu yorumu, anakronizmin derinliğinin altını çizmeye fazlasıyla yardımcı olur.

Genel olarak, bu nedenledir ki, Don Kişot, bugün bile okunabilecek en iyi ve en güzel olan temel edebiyat eserleri arasındadır. Don Kişot ile okuyucular antik dünyanın büyüleyici, pastoral atmosferini yaşarken, aynı zamanda gerçek dünyanın da acımasız, kötü yanlarını da kritize ederler.

"Ey felâket, tek başına geldiysen hoş geldin." S. 426

"Şimdi lütfen söyleyin bakalım, elinde olmadan deli olan mı, yoksa bilerek delirenler mi daha akıllıdır?" S. 308

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
920 syf.
·458 günde·Beğendi·10/10
Alonso Quijano, bir sabah uyandığında kendini tüm dünyayı değiştirmeye ve haklıyı savunup haksızı cezalandırmaya kararlı, hiç görmediği güzeller güzeli Dulcinea el Toboso'sunun güzelliğini tüm dünyaya yaymaya çalışan tabi bu uğurda gerekirse bir tabur insanı karşısına alabilecek cesarete ve kararlılığa sahip, bilgilerin efendisi devcileyin bir gezgin şövalye; Don Quijote olarak bulur.

Bir çokları delilikle dâhilik arasında kalarak ne olduğunu anlayamasa da Don Quijote'nin , onun bilgeliğinin ve yaratıcılığının ucu bucağı olmadığı şu koca iki ciltten de anlaşılmış olmalı.

Dünya üzerinde ne Don Quijote vardı aslında ne onun geveze, atasözleri efendisi obur silahtarı Sancho Panza. Ama onları elmacikkemiklerinin çöküntününden göbeğinin katmanlarına kadar en ufak ayrıntısından biliyor olmanız nasıl mümkün? Cervantes'in kim olduğunu bilmeyen birinin Don Quijote 'yi mutlaka tarif edebilir olması şaşırtıcı değil mi? Peki bu muhteşem mizah yüklü zeka ürününün, romanın babasının, her romanın kaynağının taaa 1600'lü yıllarda yazılmış olması...

Don Quijote üzerine yapılmış onlarca belgesel, film, tiyatro, müzik, program varken onu bilmemek ne mümkün. Ben daha önce de farklı isimler için bu programı koymuştum. Benim için çok bilginin kaynağıdır. Belki de hayatımda böyle bir programı yapma fikri bensiz de olsa yapıldığı için çok heyecanlanarak izledim her bir bölümünü. Şuraya koyayım da yararlanın.
https://youtu.be/VIXeWqgpevw

Ey okur, elinde tutmuş olduğun bu kitap Cervantes'in Doğum Müzesi'nde dünyanın hemen hemen tüm dillerinde yazılmış Don Quijote'lerin arasında bulunmakta. Çok heyecan verici değil mi?
Hem de bu kitabın verilmesi bu tv programı sayesinde küçük bir törenle yapılıyor. Şahit olmak ne şans.

Beni Ispanya'ya çağıran bir kişi Don Quijote ise bir diğeri Federico'dur . Kendimi bu yazının altında şu an kendime söz verirken buluyorum.
Ey Elifoğlan, 2019'u bitirdiğinde Ispanya'ya gitmiş olacak ve hedeflediğin tüm yerleri görmüş olacaksın .

Ve Madrid'te Cervantes heykelinin altında haykıracaksın;
" Ey olağanüstü yazar! Ey talihli Don Quijote! Ey meşhur Dulcinea! Ey sevimli Sancho Panza! Hepiniz birlikte ve ayrı ayrı, sonsuz çağlar boyunca yaşayın, insanları daima memnun edin, eğlendirin. "
374 syf.
Boyutlar Arası ve Zamanın Öğütemediği Roman: Don Kişot

Anahtar Kelimeler: Cervantes, Don Kişot, Roman, Üst Kurmaca, Ampirik Okur, Örnek Okur, Şövalye Macerası, Nasihatname, Siyasetname, Hayal ve Gerçek, Umberto Eco, Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti, Gustave Falubert, Madam Bovary, Orhan Pamuk, Kırmızı Saçlı Kadın, Murat Bardakçı.


Dünyanın ilk modern romanı olan Don Kişot, on yedinci yüzyılın başında İspanyol yazar Cervantes tarafından yazılan ve Don Kişot ile Sanço Panza isimli iki hayalperestin şövalyelik maceralarını anlatan bir romandır. Roman yalnızca basit bir macera romanından fazlasını sunar okuyucusuna. Devlet yönetiminden insan ilişkilerine kadar pek çok konuda hikmet barındırır.

Cervantes, Osmanlı’ya karşı yapılan deniz savaşlarında yer almış ve İnebahtı’da esir düşmüş bir yazardır. Cervantes, hem dokuz yıl Osmanlı topraklarında geçen esirliği hem de İspanya’nın Müslüman bölgesi Endülüs’ten dolayı İslam medeniyetini yakından tanıyan bir yazardır. Bu tanıyış, yazarın Don Kişot’una İslami mesajlar olarak yansır. Romanda İslam dinine ait pek çok inancın yanında Osmanlı’nın askeri yapısına ve Doğu toplumlarının kullandığı deyiş ve atasözlerine de rastlanır.

Cervantes’in mensup olduğu Orta Çağ yazarın oto-sansür uygulamasına yol açar. Orta Çağ’ın kilise egemenliğinde olması Cervantes’in İslami yanını ayan beyan kullanmasına engeldi. Bu engel Cervantes’in yazınına üst kurmaca olarak yansır. Eserindeki İslami mesajları örtmek ve yargılanmaktan sıyrılmak için Cervantes, eserini Seyyit Hamit bin Engeli isimli Müslüman bir Mağribi’nin el yazmalarından oluşturduğunu açıklayarak bastırır. Cervantes, bunu o dönemin baskısından kurtulmak için yapmış olsa da bugünün edebiyat literatüründe bu “el yazmalarından oluşma” durumu bir üst kurmacadır.

Umberto Eco, Anlatı Ormanında Altı Gezinti isimli kitabında okur profilini ikiye ayırır: Ampirik okur ve örnek okur. Ampirik okur, okuduğu eserle özdeşleşen ve gerçek dünyayı kurmaca dünyada arayan ya da kurmaca dünyayı gerçek dünyaya uyarlamaya çalışan okurdur. Örnek okur ise yazarın arzuladığı gibi metinlerin altını deşeleyip anlama ulaşmaya çalışan, gerektiğinde birden fazla okuma yapan, metne göre şekil alan ve okuduğunun bir kurmaca olduğunun bilincinde olan okurdur. Gündelik ifadeyle ampirik okur naif okur, örnek okur ise nitelikli okurdur.

Geçmiş çağların toplumu genel anlamda bir ampirik okur yığınıdır. Öyle ki, pek çok sanatçı, ortaya koyduğu eserden dolayı yargılanır. Örneğin Gustave Flaubert, Madam Bovary gibi ahlaksız bir kadını cezalandırmak isteyen ve bu kadını her yerde arayan Fransız toplumunda yargılanmış en sonunda da Madam Bovary’yi tanımadığını söyleyerek yakayı sıyırmıştır. Bir başka örnek de Türkiye’den. Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın’ı için Murat Bardakçı’nın kaleme aldığı “Çüş Orhan Pamuk Çüş” isimli yazı da Bardakçı’nın ampirik bir bakışla gerçek ve kurmacanın ayrımını yapamamasının ürünüdür. Ampirik bakışın ihmal ettiği şey kurmacanın salahiyeti için yapılan her şeyin mubah olduğudur.

Don Kişot’un münzevi ve mütevazı bir hayat süren zengin baş karakteri Senyor Alonso, okuduğu şövalye maceralarının içinde yaşayan, kitaplardaki erdemli karakterleri gerçek hayatta arayan ve mazlumlara yardım etmek için bu karakterlerden biri, bir şövalye olmaya karar veren ampirik bir okurdur. Kitapların Senyor Alonso’yu buna sürüklemesi çevresindekiler tarafından şiddetle karşılanır ve “edebiyat” ile “kitap” tartışmaya açılır. Bu tartışma roman boyunca sürer. Senyor Alonso’nun çevresindekiler onun okuduğu bütün kitapları yaksalar da düşünmedikleri şey fikirlerin ölmezliğidir. Senyor Alonso da bütün maceralarında kafasındaki bu fikirleri kullanır.

Macera romanlarının düşselliği ile yola düşen Alonso, adını Mançalı Şövalye Don Kişot olarak değiştirdikten sonra sıska atı ve eşekli şişman seyisi Sanço Panza ile İspanya’yı dolaşarak kendine macera arar. Kısacası Don Kişot, hayalperest bir şövalye bozuntusu olarak yola çıkar. Gördüğü her şeyi kendi düş gücüyle yorumlayan Don Kişot’un o meşhur yel değirmenlerine saldırması hem ampirik okurluğunun hem de ölçüsüz düş gücünün sonucudur. Don Kişot, karşılaştığı bütün olumlu ve olumsuz olayları da düş gücünün kılıfına uydurur. Bu uyduruşun mantıktan uzaklığı onun ve seyisinin çevresindekiler tarafından “su katılmamış deliler” olarak tanımlanmasına yol açar doğal olarak.

Cervantes’in iki karakteri de idealize etmekte son derece başarılı olduğunu söylemek mümkündür. Sanço Panza'nın şişman, pisboğaz ve boşboğaz olarak donatılması onun efendisi için ne kadar uygun bir seyis olduğunu gösterir. Öyle ki Sanço Panza, vefa ve çıkar arasında gidip gelen ancak en sonunda dramatik kurgunun gereği olarak vefayı seçen sadık bir seyistir. Öte yandan Sanço Panza’nın Beleşonya’nın adaletli valisi olduğu dönemdeki akıllı başlı tavırları da önemlidir. İfade biraz daha ileri götürülürse Sanço Panza’nın bölünmüş bir kişilik olduğu söylenebilir: Vali Sanço Panza ve Seyis Sanço Panza. Zaten Sanço Panza’nın ormanda kendini kırbaçladığı sahnede bu bölünmüşlük açık ve net olarak ortaya çıkar.

Hem Don Kişot hem de Sanço Panza, gerçeklik ile hayalperestlik, akıllılık ve delilik, saflık ve kurnazlık arasında gidip gelirler. Onların bu tavrı kendileriyle alay edenleri bile şüpheye düşürür. Çevresindekiler, bu iki “deli”nin kendileriyle alay edip etmediğine emin olamazlar. Roman boyunca bu iki uç nokta arasında gidiş gelişler devam eder. Romanın sonunda bile Cervantes, bu iki karakteri de tam bir uca yerleştirmez. Metnin sonuna geldiğinde okur, Don Kişot ve Sanço Panza’nın akıllı mı deli mi olduklarına karar veremez.

Macera Don Kişot’un düzmece ve buruk yenilgisiyle sonuçlanır. Düzmecenin farkında olmayan ve hayali elinden alınan Don Kişot üzüntüsünden ölümün pençesine düşer. Cervantes burada hayal ve gerçeğin dengesinin iyi kurulması gerektiği mesajını verir. Delilik derecesindeki aşırı hayal başa olmadık işler açarken hayalsizlikle yaşanan yavan bir hayat da yaşanmaya değer değildir.

Romanı üç ana bölüme ayırmak mümkündür. İlk bölüm Sanço Panza’nın Beleşonya valisi oluşuna kadarki bölümdür ve bu bölüm genel anlamda bir macera romanıdır. İkinci bölüm Sanço Panza’nın valilik dönemidir ve bu bölüm devlet yönetimiyle ilgili önemli nasihatlerin verildiği bir siyasetname niteliğindedir. Roman valiliğin bitişiyle başlayan üçüncü bölümde yeniden macera romanına döner. Özellikle ikinci ana bölümde dinden devlet yönetimine, insan ilişkisinden bilgeliğe kadar önemli mesajlar verir. Cervantes, aksiyon ve felsefi söylemi Don Kişot’ta başarıyla harmanlar. Dilini anlaşılır kılan Cervantes romanında güldürü ögesini de ihmal etmez.

Don Kişot’un dikkate değer yanlarından biri Orta Çağ’ın sınıflara ayrılmış toplumlarının sosyolojik yapısını analiz fırsatı vermesidir. Feodalitenin hüküm sürdüğü İspanya’da toplum soylular ve sıradanlar olarak ikiye ayrılır. Bu ayrılışın Don Kişot açısından önemi, bu sınıfsal farkın Senyor Alonso’nun bilincine yansımasıdır. Öyle ki Senyor Alonso, Don Kişot olduktan sonra, sanki aradığı erdemli kurtarıcı Robin Hood gibi halk içinden çıkamazmış gibi bir “soyluluk” türküsü tutturur. Ona göre şövalye soyludur, halk da soyluların yardımına muhtaç mazlumdur. Öte yandan Don Kişot’un kürek mahkumlarıyla kurduğu diyaloglarda İspanya Krallığı’na yöneltilen ciddi eleştiriler var. Bugünün okuru olarak bu bölümleri alıntılayıp alıntılamamak konusunda tereddüt yaşadığımı belirtmem gerekiyor. Bugünden dahi bakıldığında Cervantes’in eseri Seyyit Hamit bin Engeli’den aldığını söylemekle döneminde ne kadar akıllıca bir yöntem seçtiği bir kere daha görülüyor.

Özetle Don Kişot, çağının çok ilerisinde bir teknikle yazılmış bir romandır. Romanda yukarıda sıralandığı gibi pek çok mesaj verilir. Bu teknik ve içerik unsurlarının yanında hem dünyanın ilki olması hem de Cervantes’in ustalığı Don Kişot’un bir klasik olarak yirmi birinci yüzyılda neden hâlâ okunduğunu açıklar. Öyle görünüyor ki Don Kişot, daha kaç yüzyıl boyunca okunmaya devam edecek…
920 syf.
·6 günde·10/10
Şüphesiz ki Don Quijote'(Don Kişot)u okumadan,ya da duymadan geçmiş bir çocukluk çok azdır yeryüzündeki tüm medeni ve iptidai toplumlarda..Don Quijote'yi bu kadar tanınır ve de anlamlı kılan şüphesiz hikayenin çarpıcılığı,orjinallği ve bir o kadar da ilklerin romanı hatta ilk roman olmasıdır.Peki nedir Don Quijote'nin bu kadar anlamlı olan sebepleri,biraz içini açalım..

Roman kısaca Alonso Quijana'nın şovalye kitapları okuyarak,kendini şovalye sanıp maceraya çıkmasıyla başlar.Kendine 'Don Quijote' adını verip serüvenlerde iyilere yardım edip,düşkünlere kol kanat gerip,haksızlığa uğrayanlara adalet getirip haksızlıklarla mücadele etmeye ve eşi benzeri görülmemiş bir şovalye olmaya hiç görmeden aşık olduğu 'Dulcinea del Tobosa' üzerine yemin ederek şovalyeliğe başlar.Amacı bu dönemde oluşan haksızlıkların yegane kaynağı olan şovalyelik tarikatının kapanmasının önüne geçik bu geleneği tekrar geri getirmek.Yanına Sancho Panza adında bir silahtar alarak maceraya girişir.Her serüvende gördüğü her türlü olayı düzeltmeye çalışır ne var ki deliliği yüzünden her yerde okuyucuyu ve romandaki tüm karakterleri üzerine güldürür.Maceralarının hepsi okumaya değerdir çok fazla 'spoiler' vermek istemiyorum.

Öncelikle Don Quijote'yi psikolojik olarak inceleyecek olursak okuduğu kitaplardan etkilenip adeta onların parodisi olacak derecede kendini şovalyeliği kaptıran,gerçek ile hayali ayırt edemeyen,saplantılı derecede Dulcinea del Tobosa adında hiç görmediği bir kadına aşık olan ilginç bir karakter görürüz.Psikiyatristlere göre gerçek ile hayalin ayırt edilememe durumuna 'şizofreni' adı veriiyor.Bu şizofren karakter arkadaşı Sancho Panza adından kendinin tam zıddı mizaca sahip bir silahtarla gördüğü her olayı macera sanarak bir adeta bir şovalye gibi gördüğü her şeye saldırır.Öyle ki bir seferinde gördüğü koyun sürüsünü büyücülerin kılıklarını değiştirip yolladığı bir düşman ordusu olduğunu düşünüp onlara saldırıp,çobanlardan dayak yemiştir.Fakat karakterimizi yine de deliliğinden dolayı küçümsememk gerekir.Her deli gibi onda da bir bilgelik deryası vardır.Aslında çoğu bilime hakim,sürekli okuyan ve adalet duygusu çok güçlü olan bir karakterdir.Romanda tek eleştirilecek yönü belki de deli oluşudur.Arkadaşı Sancho Panza ise hiç tahsil görmemiş,saf ama bir o kadar da kurnaz bir silahtardır.Don Quijote'in ona valilik vereceğinii vaadetmesi üzerine onun yardımcısı olmayı kabul eder ve tüm maceralarda efendisinin yanında durur.

Şimdi bunlardan yola çıkarak akıllılık ve delilik arasında ince bir çizgi olduğunu görüyoruz.Zira Don Quijote bilge seviyesinde nutuk atabilen tüm olaylara sağduyu ile yaklaşabilen,çoğu olayı bilimsel olarak analiz edebilen bir karakterdir.Paraya değer vermez,hiçbir şeyden korkmaz..Fiziksel olarak uzun boylu..Bununla beraber iş şovalyeliğe gelince tüm mantık ve iradesini kaybeden birine dönüşmesi de işin en ilginç yanlarından biridir.Yanında silahtar olarak boy gösteren Sancho Panza ise
tahsil görmemiş okuma yazma bilmez,olayları mukayese edemez,aptal ama kurnaz.Fiziksel olarak şişman kısa boylu..Tüm bunlara baktığımız zaman filozofların bu durumu diyalektiğe yorması kaçınılmaz olmuştur.Her şeyin nasıl zıddıyla uyum içinde olduğunu Cervantes bu eserde herkese göstermiştir.İrade ile nefsiyetin,hayal ile gerçeğin,akıllılık ile deliliğin,bilgelik ile cehaletin...Ayrıca da bilgeliğin de deliliğe götürdüğü gözler önüne serilmiştir.Bu konuda George Orwell başta olmak üzere bir çok yazar yeni kuramlar oluşturmuştur.Yani Don Quijote yazarını aşkın bir karakter olmuş Cervantes'den daha fazla tanınmıştır.Tıpkı Sherlock Holmes'ün Sir Arthur Canon Doyle'dan daha fazla tanınması gibi...

Miguel de Cervantes Saavedra romanı yazdığı zamanlarda şüphesiz bu kadar sansasyon yaratacığını bilmiyordu.Kendince Şovalye hikayesi Kitaplarının rasyonel bir eleştrisini yine bir Şovalye Hikayesiyle hatta o güne kadar türüne rastlanmamış olan romanla yapmaya koyulmuştu.Önsözde Jale Parla'nın değimiyle bir 'arkadaş' karşılar bizi ve arkadaş/okur ilişkisinin içine çeker.Yazar aslında burada hikayeleri ikinci ağızdan anlatıyormuş gibi anlatır.Milli bayramlarda 'Şiirini okumak üzere okulumuz falan nolu öğrenci...' ni davet eden sunucu havasında okuyucuyu hikayeyi dinlemeye çağırır.Kendisi de bu hikayeyi okuyucuyla beraber dinler ve oldukça da objektif olarak hikayeyi sunmaya çalışır.Bunda şüphesiz ki gerçekçilik düşüncesinin etkisi bir hayli fazladır.Yazar okuyucuya sunuşu yaparken onları besler aydınlatır,arada bir de göz kırpar.Olayları anlatırken de Seyyid Hamid Badincani şöyle anlatır diye girer.Yani roman içinde roman bir inception filmi nazariyesine bürüyebilir anlatıyı.Bu da metinlerarası doğurganlığa teşvik eder.Yani Don Quijote kendi maceralerını kendi doğurur.Henüz Modern Edebiyat oluşturulmamışken Postmodern edebiyatın eleştirisi kahramanların nükteli söyleyişlerinde gizliden gizliye kendisini gösterir.Yani Jale Parla'nın önsözde dediği gibi tam 400 sene evvellden postmodern edebiyatın gelişini haber vermiştir.

Şovalye kitaplarının kökünü kurutmak için yazılmış bu eser şovalye kitaplarından çok kendinden önceki edebi gelenekleri yerle bir edip yeni bir tür yeni bir edebi anlayış getirmiştir.400 sene önce yazılmış bir eser olmasına karşın Don Quijote'ten etkilenmemiş tek bir büyük yazar göstermek mümkün değildir.Toplumu aksayan yanlarını nükteli,istihzalı bir anlatımla topluma servis ederken mizahi dili hiç bir zaman şiddet diline çevirmeyerek bir şovalye kitabında benzerine rastlanmayacak naif ve entelektüel bir anlatıma başvurmuştur Cervantes.Roman içindeki çeşitli hikayeler romana ayrıca zevk katmıştır.Anlatıcı bunların yazarın zihninin tek yöne sabitlenmemesi için yaptığı bir beyin uğraşı olduğunu söyler.Ayrıca da Katolik Toplumunu da ahlaki ve kültürel yönden tanıma fırsatını bizlere sunuyor.

Bu paragrafta da son aklıma gelen şey olarak birinci cilt ve ikinci ciltte gözlemlediğim farkları sunacağım.1. Ciltte daha deli bir Don Quijote vardır,maceraya daha istekli arzulu.İkinci ciltte ise daha sakin daha akıllı.Birinci cildin mizahi yönü daha ağır basıyordu,felsefi tarafı da.İkinci ciltte ise olaylar daha durgundu ve felsefi alt yapı daha azdı.Hikayeler de daha azdıçBuradan yazarın yorulmuş olduğunu çıkardım biraz.Birinci ciltte daha aptal daha komik ve paragöz bir Sancho Panza vardı İkinci ciltte ise daha ciddi ama paraya daha az tamah eden bir sancho Panza vardı.

Neyse benden bu kadar.Okuyan herkese teşekkürler.Çok fazla yazmış gibi görünmeme rağmen kitabı yeni bitirmenin verdiği kafa karışıklığı ile bir çok detayı atladım ve kısa yoldan anlatamadım.Size naçizane tavsiyem bu kitabı kesinlikle okumanız..Hiç sıkılmadan okuyacağınızdan eminim ve sürekli kahkaha atacağınızdan..Bu yüzden toplu yerlerde okumaya kalkışmayın,aniden güldüğünüzde deli zannedebilirler :) İyi günler...
920 syf.
·Beğendi·10/10
Don Kişot'un yarı gerçek yarı hayali savaşlarını dünyada beğenmeyen yokturdur sanırım. Bana göre yazılmış ve yazılacak olan kitaplar arasında en iyilerden biri olma özelliğini daha çok uzun yıllar koruyacak...
920 syf.
·10/10
Bu kitabı okumayan günlük hayatta bir çok kez kullanılan kitaptan alıntılar, benzetimler, imgeleri anlayamazlar. Don Kişot insanın içindeki deliyi sevmesini sağlayan bir kitap. Üstünde konuşulacak çok şey var. Cervantes olağanüstü bir yazar..
Bknz. Şebnem Ferah - Değirmenler
920 syf.
·10/10
Don Kişot gelmiş geçmiş en iyi kitap olabilir. Bunu bir kitap hakkında söylemek çok zor ama böyledir. Neden Don Kişot ?

Bir kere Don Kişot; çocukken, ilk okuduğumuzda komedidir, ardından satirik gelmeye başlar, sonradan anlarız ki bu trajik bir eserdir, dramatiktir.

Don Kişot u en iyi Cemil Meriç anlatır. Ondan alıntılayayım bir kaç satır;

"Don Kişot olun.Tek hürmet ettiğim adamdır. Kaybedilmiş bir davanın bu kadar fedakar bir kahramanı olabilir."

"Evet kitap da, kültür de bütün sevgililer gibi kıskanç, koparıyor insanı, realiteden koparıyor. Ama asıl realite onlar değil mi? Yahut realitenin kalan parçası. Her okuyan Don Kişot’laşır, yani gurur olur, feragat olur. Don Kişot istikbale taşan mazi. Hattâ bazen tek başına hak ve hakikat. İnsanların zincire vurulmasına tahammülü yok. Don Kişot kanatlı, kertenkelelere gülünç gözükmesi bundan.”

“Don Kişot kültürdür, Sanso Panso medeniyettir. Don Kişot, çöken bir devri kılıcı ile yaratabileceğine inanır. Kalıplaşmayan, katılaşmayan, hayal için yaşayan tam bir ‘spontaneité’ (kendiliğindenlik) örneğidir. Sanso, 2x2=4'ten başka inancı olmayanın bir timsalidir.’’

"Don Kişot'u çıldırtan kitap mı, Don Kişot çılgın olduğu için mi kitap delisi?"

Son tahlilde; bana kalırsa Senyör Keseda okudu, okudu. Kitabına baktı sonra kalkıp penceresinden baktı. Gördüğünü değil görmek istediğini yaşamak istedi.

Fildişi kulesine çekildi, pembe kristal camlarla döşedi.

Şimdi dünya olduğu gibi değil, olması gerektiği gibiydi.

Cemil Meriç'ten gelsin yine;

"Fildişi kulenin penceresi pembe kristal. İnsanlar güzel görünür oradan. İnsanları sevmek için onlardan kaçmak gerek. Ben kütüphanedeki insanları seviyorum. Onları sevdiğim için dışardakilere de muhabbet besleyeceğimi vehmediyorum. Ama her temas yaralayıcı. Kılıç yarası değil bu. Tırnak yarası. Kirli ve şiiriyetsiz. "
47 syf.
·Beğendi
Kimdir Ahmet Güntan? Öncelikle adını ilk defa duyanlar için onun hakkında birkaç söz söylemek istiyorum.

Ahmet Güntan, özel okulda okuyan bir burjuva hem de halktan yana olunabileceğini iddia eden biri, farklı bir renk.

Bir şair haz için yaratmaz, hayret için yaratır diyen şairin bu kitabı 2005'te kitap-lık dergisinde yayınlanan "Parçalı Ham Manifestosu"nu hazırlayan şiirleri içeriyor.

Şairin kendi tabiriyle "kötü düzenlerin kötü düzenlerle kavgasında kendine yer bulamayan okurlar" için yazmış olduğu bu küçük şiir kitabıyla benim merakımı uyandırdığı bir gerçek. Anlaşılması kolay bir şair olduğunu iddia edemem ama üstünde kafa yormaya değecek noktalara da değindiği de bir gerçek.

Herkesin herkesi sevdiği, ayrımcılığın olmadığı bir dünya özlemini şiirlerinde bulmak mümkün olsa da bunun gerçekleşmesinin imkansızlığını bazı dizelerinde hissedebilirsiniz.

"Her şey iyiye doğru gitmez.

Değişir birden. Bom ba."

Keyifli okumalar diliyorum.
-1.cilt üzerine-
https://youtu.be/L6K-WQHhNWg

1605 yılında yazılmış olan bu değerli eser, modern romanın ilk örneklerinden kabul ediliyormuş. Shakespeare gibi modern bir okur düşlemiş Cervantes.
Şövalye kitapları okuyup etkilenen, kötülük ve haksızlığın düşmanı, genç kızların koruyucusu, devlerin korkusu ve savaşların galibi gezgin şövalyemiz Don Quijote
Yaşar Kemal’in en etkilendiği romanlardan biri olduğunu duyduğum için hep İnce Memed’le bağlantılar kurarak okudum elimde olmadan:) Ki sadece Yaşar Kemal değil, birçok edebiyat duayeninin etkilendiği, örnek aldığı bir eser.
Okumaya başlamadan önce böyle zengin ve yoğun bir kurgu beklemiyordum açıkçası. Çocuk kitaplarının da etkisi olabilir bunda:)
Ortaçağ romanlarının kurallarını yıkan, yenilikçi, kurgu içinde kurgu yer alan, tekrar tekrar okunup her okuduğunuzda yeni bir şey keşfedeceğiniz bir roman.
İleriki dönemlerde tekrar okunacak bir kitabı daha listeme eklemiş oldum. Daha 2.cilt beni bekliyor tabii. Onu da artık 2019’da okumak dileğiyle, siz de okumadıysanız mutlaka listenize eklemeniz gereken bir şaheser
88 syf.
·1 günde·3/10
Kitap, Lale Müldür ile Ahmet Güntan'ın farklı kitaplarının birleşmesinden oluşuyor. Yani bir kapak arasında iki kitap. Bunları ayrı ayrı değerlendirecek olursak:

Lale Müldür'ün dizeleri bana gerçekten de çok saçma gelen ve anlaşılmaz bir yapıda. 1/10

Ahmet Güntan'ın dizeleri ise okumaktan daha çok haz aldığım şekilde, özgün ve basit yapılı. İçerisinde derin anlam barındıracak şekilde. 6/10 .

Sonuç: Ahmet Güntan okumaya devam.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Güntan
Unvan:
Mimar,yazar
Doğum:
İzmir, 1955
Ahmet Güntan (İzmir, 21 Mayıs 1955), ilköğrenimini İzmir Güzelyalı Müdafa-i Hukuk İlkokulu’nda, ortaöğrenimini İzmir Bornova Maarif Koleji’nde tamamladı; ODTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nü bitirdi. Şiirleri ilk olarak Kasım 1977’de Birikim dergisinde çıktı. Aynı yıllarda Yeni İnsan dergisinde müzik yazıları yazdı. İlk kitabı İlk Kan (1984) ile adını duyurdu. Altı yıl aradan sonra 1989’da çıkan, kendi yayımladığı Köpüklü Bir Kan, Bir Duman, kitapçılarda satılmadı, yaklaşık 200 kişiye postalandı. Nezle, Lale Müldür’le birlikte 1990’da yayımladığı paydaş kitap Voyıcır 2’de yer aldı. Çeşitli dergilerde şiir üstüne yazıları yayımlandı. Haldun Bayrı’nın İki Şahit ve Diğerleri (Metis, 1997) kitabında bir okuma notu yer aldı. Deneme kitabı Esrârîler 2003’te, yeni bir şiir ihtiyacını dile getirdiği “Parçalı Ham Manifesto” 2005 yılında kitap-lık dergisinde yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 4.869 okur okudu.
  • 151 okur okuyor.
  • 1.918 okur okuyacak.
  • 85 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları