Ahmet Haldun Terzioğlu

Ahmet Haldun Terzioğlu

Yazar
8.7/10
2.881 Kişi
·
7,8bin
Okunma
·
502
Beğeni
·
13,4bin
Gösterim
Adı:
Ahmet Haldun Terzioğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
Trabzon, Türkiye, 1960
1960 yılında, Trabzon, Beşikdüzü İlçesi, Takazlı Köyü;nde doğdu.

Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Mezunudur. Ayrıca Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi;ni bitirmiştir.
Devlet memuru olarak Türkiye;nin hemen her bölgesinde; doğudan batıya, kuzeyden güneye görev yapmış ve 2006 yılında hizmet süresi dolar dolmaz, kendi isteği ile emekli olmuştur.
Evli ve iki çocuk babasıdır.

Edebiyat hayatı tarım konularında broşürler hazırlayarak ve makaleler yazarak başlamıştır. Bir dönem mesleki bir derginin yayın kurulunda görev almış ve köşesinde sürekli makaleler yazmıştır. Kısa bir dönem derginin editörlüğünü yürütmüştür.
Bazı kurum, kuruluş, siyasi parti ve kişiler için özel çalışmalar yapmış, yazıları, fikirleri, projeleri, hazırladığı afişler ve sloganları kullanılmıştır.
Pek çok dergi ve kitapların düzenlemesinde ve çıkarılmasında katkı sağlamıştır.
Çeşitli kurum ve kuruluşlar için tanıtıcı film senaryosu yazmış, bunların hazırlanmasına katkıda bulunmuştur.
İlgi alanını Türk Tarihi ve Mitolojisi üzerine yönlendiren yazarın iki adet yayınlanmış mitolojik romanı bulunmaktadır. (Gök Tanrı;nın Çocukları ve Oğuz Han)
2006 IV. Gila Kohen Öykü Yarışmasında ;Veresiye defteri; isimli öyküsü yayınlanmaya layık bulunmuş ve hazırlanan kitapta yer almıştır.
2007 Yılı Mustafa Necati Sepetçioğlu Tarihi Roman Yarışmasında ;Alp Er Tunga; İsimli Mitolojik Romanı ile Birincilik Ödülüne layık görülmüştür.
2008 Yılında Gelir İdaresi Başkalığı;nın düzenlediği ;Vergi; konulu Tiyatro yarışmasında ;Çocuk Oyunu Dalında; ;Karınca Kararınca; isimli oyunu ile ikincilik ödülü almıştır. Oyunu yayınlanmış ve sahnelenmiştir.
2008 İLESAM ;Esere ve Emeğe Saygı; Öykü yarışmasında ;Gitti Hatıralarım; isimli öyküsü mansiyon kazanmıştır.
Daha birçok edebi yarışmada ödülleri bulunmaktadır.
Darbeye maruz kalan toplumlar iki türlüdür.
“ Bir kısmı en azından ses getirecek bir kalabalıkla darbelere karşı olanlar ve mutlaka karşı duranlar ki ‘ Batı Toplumları’ bu tip toplumlara örnektir. İkincisi ise büyük çoğunluğu darbeyi alkışlayan ve onaylayan toplumlardır ki bunlara da en güzel örnek ‘ TÜRKİYE’ dir.”
Ahmet Haldun Terzioğlu
Sayfa 183 - Panama yayınevi
“ Solcular, özellikle 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi için ‘ devrim’ tanımını kullanmaya bayılırlar. Hatta bunun geçmişte bayramı bile vardı ve bütün Türkiye’de kutlanırdı. 12 Eylül sonrasında kaldırıldı.”
Nedeni ise;
“ İlk ülkücü asılarak şehit edildi.” Mustafa Pehlivanoğlu 7 Ekim 1980.”
Hemen öncesinde bir devrimci genç aynı yerde idam edilmişti.
Eşitlik yanlısı darbeciler bu konuda da düşüncelerini açık olarak ortaya koyup sistemlerini açık ettiler.
“ Bir sağdan, bir soldan.”
Kimlik, suç, adalet önemli değildi.
568 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Evet insan her kitabı okumalı altını çizmeli altını çizdiği cümleler üzerinde uzun uzun düşünmeli ve herkesin sisteme dair bir eleştirisi olmalı bende dostoyevskiden tolstoya nihal atsızdan nazıma her gazali mevlanaya kadar her kitabı okumaya çalışırım en çokta tarih kitaplarını tarihi romanları severim bugünkü kitabımız ahmet haldundan öğretici bir kitap beni okurken duygulandırdı ve etkiledi gerçekten ahmet haldunu okay tiryakioğlunu hiç çekinmeden tavsiye ederim yani insanın kendi kültürünü öğrenmesi kadar güzel bir
Şey yoktur diye düşünüyorum osmanlıyıda öğrenelim cumhuriyetide ve 16 türk devletinin altında birleşelim unutmayalımki hiç kimse birbirini sevmek zorunda değildir ama herkes birbirine saygı duymak mecburiyetindedir
304 syf.
Kür Şad, Kürşad ya da Kürşat olarak birçok Türk çocuğuna ad olan bu isim nereden geliyor, aslı astarı nedir? İnsan merak eder!

Bu destanı birçok kişi içeriğini bilmese de en azından duymuştur diye düşünüyorum; Kür Şad ve kırk eri...

Ahmet Haldun Terzioğlu, 1960 Trabzon doğumlu, emekliliğine kadar devlet memurluğu yapmış, emekli olduktan sonra da kendini tamamen yazmaya adamış bir Türk yazardır...


Kür Şad, ilk olarak Nihal Atsız'ın 1946 yılında yayınlanan Bozkurtların Ölümü adlı eserinde geçer. Peki böyle bir isim ile anılan bir kişi Türk tarihinde var mı? Mevzunun aslı şu: Çin kaynaklarında Cie she shuai olarak geçen ve yanındaki kırk kişiyle saraya saldıran bir Türk'ten bahsedilir. İşte bu kaynaklardan yola çıkarak bu olay destanlaştırılır. Atsız bu isme nasıl ulaştığını şöyle anlatır: "Ben Çin kaynaklarında geçen Chieh-shê-shuai = Chie shih shuai = Cie şı şuay adının
Türkçesinin ne olabileceğini çok düşündüm. Bir defa kağan çocuğu olmasından yani “Tigin” olmasından dolayı alacağı son idari unvan “Şad” olabilirdi. Geriye bu unvandan önceki ismi tahmin etmek kalıyordu. 1893’te Vilhelm Thomsen’in Göktürk alfabesini çözmesinden sonra kül okunan kelimenin varyantı (dildeki çeşitlenme) olarak kür kelimesi düşünülmüştü. Yani bir l ~r alternansı olabilirdi. Bu alternansa göre kül kelimesinin varyantı kür kelimesi idi. Bu kelime Türkiye Türkçesi’nde “gür” şeklinde yaşamaktadır. Bir insanın “saçı, kaşı, bıyığı, sakalı” gür olabilir. “Ses, su” gür olabilir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu yüzden ben Çince cie kelimesinin Eski Türkçe karşılığının kür kelimesi olduğunu düşündüm ve Çince Cie şı ibaresinin Türkçesinin Kür Şad olabileceği kanaatine vardım. Bu yüzden Bozkurtların Ölümü adlı eserimde roman kahramanının adını Kür Şad olarak koydum. Bana göre de çok yakıştı." bu eserde de buradan yola çıkarak bu ismi kullanmıştır.

Artık ismin nereden ve ne şekilde geldiğini öğrendiğimize göre Ahmet Haldun Terzioğlu'nun Kür Şad olarak destanlaştırdığı romanına gelelim. Yazar kendisine kaynak teşkil eden metinleri hikayeleştirerek başlar sonra kendi yorumlamasıyla devam eder. İlk olarak Çinli yazıcı tarih yazıcısı Tu Yu'dan başlar. Çinli yazarın dilinden o devirdeki yazarların ne şekilde yetiştirildiği ve tarih yazarlığına, yazarlarına gösterilen değerden, tarih ansiklopedilerinin nasıl ele alındığından bahseder. Bu şekilde birkaç kişiyi daha konuşturur. Bunlardan biri de İ-ch'eng Hatun'dur. Bu da, Türk kağanlarına, şadlarına eş olarak verilen Çin kadınlarının nasıl yetiştirildiği ve yaşadığı olayları anlatır. Eser genel olarak bu mantıkta yürür yani önce kaynaklarını konuşturur sonra kendi yorumlamasıyla bunları destanlaştırır.

I. Göktürk devletinin ne şekilde kurulduğu, A-shih-na (Asına, aşina, asena) soyunun nasıl türediği, -eserde bir Çin akınından sonra Türkler tamamen öldürülmüş bunlardan sadece sağ olarak bir çocuk kalmış onun da kolları kesilmiş bu çocuğa dişi bir kurt sahip çıkıp büyütmüş ve sonra çocuk bu dişi kurt ile evlenip, çocuk sahibi olmuş, işte buradan türeyen çocuklar da Aşina soyunu oluşturmuşlardır, Kür Şad da bu soydan gelir- kağanların ne şekilde seçildiği, Çin'in Türkler üzerindeki oyunları, Türk akınları, İ-ch'eng Hatun'un casusluğu, Türklerin bölünmesi, sonrasında gelen esaret ve Kür Şad ayaklanması...


Bu eserin konusu tarihte yaşanmış bir olay olduğu için içeriği önem arz eder. Onun için içeriğini şöyle özetleyebiliriz. Kiymin Kağan, Çine hayrandır ve Çin'e benzemek için çaba gösteren bir kağandır. Aynı zamanda Çinli İ ch'eng Hatun ile evlidir. Türk törelerini bırakıp Çin yasalarına göre hareket etmektedir. Budun bundan rahatsızdır. Kiymin Kağan'ın ölümünden sonra yerine oğlu Şipi Kağan (Shih-pi K’o-han) geçer ve törelere göre de babasının Çinli karısını kendine eş olarak kabul eder. Ancak aynı zamanda Ulu Hatunla da evlidir ve üç oğlu da bu kadındandır. En Büyük oğlu, dedesi gibi Çin yanlısıdır, Çin hayatına ve kadınlarına düşkündür onun için Çin'e yanaşır ve çeşitli antlaşmalar yapar. En küçük oğlu Şu Tigin (Kür Şad) ise annesi Ulu Hatun'un etkisi ile Çin'e karşı hep mesafeli bir hayat sürmüştür ve her zaman Çin'i yağı (düşman) bellemiştir. Şipi Kağan, Türkler arasında birlik oluşturarak I. Göktürk devletini kurar ve Çin'e sayısız akın düzenler. Çin bundan kurtulmak ve akınların etkisini azaltmak için Kağan'ın karısı Çinli İ-ch'eng Hatun ile Kağan'ı zehirler. Yerine kardeşi Çulu, kağan olarak seçilir, Çulu Kağan'ın ölümünden sonra da kardeşi İl Kağan seçilir. Kür Şad hep amcasının yanında yer alır ve amcası ile birlikte sayısız savaşa katılır. Ancak kardeşi Tuli Kağan amcasından ayrılır ve Çin'in yanında yer alır. İl Kağan zamanla zayıf düşer ve yanındaki Kür Şad ve erleri ile birlikte ana yurdu Ötüken Yış'ı terk eder. Çin ordusu Kağan'ın peşini bırakmaz yapılan çarpışmadan sonra Kür Şad ve yanındakiler esir alınıp Çin'e götürülür ve İl Kağan ise kaçmayı başarır. Fakat bir yıl sonra İl Kağan ve yanındakiler tuzağa düşürülerek yakalanır ve onlar da Çin'e götürülür. Çin İmparatoru Kür Şad'a unvan verir ve saray muhafızları eğitmeni yapar. Kür Şad ulusunu Çin esaretinden kurtarmak için yanındaki 40 er ile Çin Saray'ına saldırır ve İmparator'u rehin almak ister fakat bazı olumsuzluklardan dolayı başarısız olur, yanında sağ kalan 12 er ile kaçmak zorunda kalır. Wei nehrini geçmek isterler fakat şiddetli yağmurdan dolayı köprü sular altında kalmıştır bundan dolayı da karşıya geçemezler, peşlerine takılan Çin askerleri tarafında katledilirler. Bu olaydan sonra Çinliler artık Türkleri ülkelerinde istemezler ve tüm Türkleri sınır dışı ederler. ( Neticede bu olaydan sonra yaklaşık olarak 43 yıl sonra II. Göktürk devleti kurulur, bu kısım kitapta geçmez) Kür Şad'ın destanlaşması da buradan gelir kendi canı pahasına ulusunu esaretten kurtarır.

Yazarın baştan sona vurguladığı bazı noktalar var bunlara değinecek olursak: Çin'in daima Türkler üzerinde oyunlar oynadığı ve bu şekilde iç karışıklık çıkardığı, Türklerin normal şartlarda Çin'e asla yenilmeyeceği ancak kendi ulusuna ihanet eden Türklerin varlığı ve yardımı ile birçok kez yenildiği ve sorunlar yaşadığı, Türklerin doğru sonuçlar doğurmayacağını anladıklarında bile Türk töresini uygulamaktan vazgeçmedikleri, törenin Türkler için özün temsili olduğu, Türklerin asla başka ulusların gölgesinde yaşamak istemediği, Çin'in kadınları ile Türklerin iç işlerine karıştığı ve casusluk yaptığı. Destanın baş kahramanı Kür Şad'ın bütün olumsuzlukları bildiğini ve bunların hiçbirinin Kür Şad'ın bünyesinde yer almadığını ön plana çıkarır. Örneğin Kür Şad, Çin kadınlarına asla yanaşmamıştır, ayrıca kendi ulusundaki kadınlardan gelen teklifleri hep reddetmiştir (sonrasında Gökçin'a aşık olur). Aklında yer eden tek şey ulusunun varlığı, birliği ve dirliği için daima cenk meydanında savaşmaktır. Yine hiçbir zaman Çin'in oyunlarına gelmemiştir ve onların önerdiği gizli antlaşmalara da asla yanaşmamıştır. Kür Şad, her zaman töresine sadık kalmıştır ve hep Kağan'ın yanında yer almıştır. Kür Şad, teslim olmayı hiçbir zaman kabul etmemiştir her zaman karşı koymayı ve savaşmayı seçmiştir. İşte bu niteliklere sahip bu Türk son noktada kendi canı pahasına ulusunun esaretten kurtulmasına vesile olmuştur.


Hep kullanılan bir söz vardır: Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur diye. Bu mahiyette sözleri bu eserde de görüyoruz. Gerek bu destanın içeriğine, gerekse genel olarak Türk tarihine baktığımızda, Türklere sorun oluşturan yine kendi ulusudur ona ihanet eden yine ırkdaşıdır. Dışarıdan yıkılması güç olduğu durumlarda bile, içteki kandaşlarının hainlikleri ile yıkılmıştır veya zor duruma düşmüştür. Örneğin bu eserde Tuli Kağan (Kür Şad'ın ağabeyi) kendi kağanına ulusuna ihanet etmiştir ve esarete giden yolda, Çin'e destek vermiştir ve en önemlisi öz kardeşi ile ters düşmüş tamamen farklı bir kişilik ortaya koymuştur. Bu eser dışında buna paralel olarak, Türkiye Rusya ile bir uçak krizi yaşamış ve tüm ilişkiler askıya alınmıştı. Böyle bir durumda her zaman vurgulanan Türki devletlerden olan Kazakistan ve Kırgızistan Rusya'ya açıktan destek vermiştir bu da basit bir örnekti günümüzden. Kısacası oturup düşünmek lazım biz acaba bir yerde yanlış mı yapıyoruz diye neden bu söylem üzerine her şeyi inşa ediyoruz. Destanımızda bile söylediklerimizin aksi söz konusu iken tuttuğumuz yolu gözden geçirmekte fayda olmaz mı?

Yazar kitabı bitirirken birkaç şeye vurgu yapar; "Destanı yüceltmek, ulusu yüceltmektir", "Destanı yaşatmak, ulusu yaşatmaktır" diye. Hem fikiriz gerçekten destanı yüceltmek de lazım, yaşatmak da yoksa destanın bir anlamı kalmaz. Bunların dışında da şöyle ifadeleri var "...Elbette farklar olacaktır anlatımımızda. Elbette bakılan yön farklı olacaktır ki katkı sağlanabilsin. Böylece destan da yaşayacaktır, gerçekler de..." tabii buradaki farklılıktan kastı, Atsız'ın, Bozkurtların Ölümü adlı eseriyle arasındaki fark, ancak asıl önemli olan aslı ile arasındaki uçurum. Ahmet Haldun Terzioğlu, Çin kaynaklarında geçen aslıyla çelişki oluşturacak şekilde bu eseri ele almıştır. Şimdi adı üstünde "destan" tabii ki söz konusu olay hayal ürünleriyle süslenir (örneğin dişi kurt Asena'dan türemek gibi) bu anlaşılabilir ama tarihi kaynaklarda geçen bir olayı da ( ki bu kaynaklar olmasa böyle bir olayın yaşandığı bilinmeyecektir çünkü yazıtlarında bu olay hiçbir şekilde geçmiyor) kendisine çelişki oluşturacak nitelikte değiştirilemez, değiştirilmemeli. Olayın gerçeğiyle neden çelişki oluşturduğunu, Çin Kaynaklarında geçen metinlerden birini vererek göstermeye çalışacağım (Osman Fikri SERTKAYA*
Gazi Türkiyat, Bahar 2014/14: 1-10 makalesinde geçen metin olacak) ama ondan önce destanın ruhunu değiştiren farklılıklara değinmek istiyorum. Kaynaklarda Şipi Kağan ile Çulu(k) Kağan aynı kişi olarak geçerken burada iki kardeş olarak geçiyor; bu eserde hep kağanına sadık kalan ve abisi ile ters düşen Kür Şad, aslında abisi ile birlikte hareket eder ve amcası İl Kağan'a karşı çıkar, bu eserde asla Çinliler ile işbirliği yapmayan ve esareti kabul etmeyen Kür Şad, yine aynı kaynaklarda abisiyle birlikte kendi rızasıyla gidip Çin'e sığınır ve onların verdikleri unvanlar ile Çin'e hizmet eder (Garnizon Komutanlığı gibi); bu eserde hain olarak gösterilen Çinli İ-ch'eng Hatun, Kür Şad'ın annesidir yani Kür Şad anne tarafından aslında Çinlidir oysa bu eserde Kür Şad'ın annesi Ulu Hatun olarak gösterilir; bu eserde kadınlara bakmayan bir Kür Şad, kaynaklarda ise abisi tarafından azarlanır, çapkınlık yapıyor diye.... Şimdi böyle yaparsan destanın temel taşlarını yerle bir edersin dolayısıyla söz konusu destana katkı değil zarar verirsin, kanaatimce...

ve aslından çevirili metin "Tzu-chih t’ung-chien’deki metni bir de orijinalinden görelim. (195, 1887b). Eski Çince metin:1
"Son bahar, 5 Nisan. İmparator Tang tai zong Ciucheng Sarayı’nı denetlemeye teşrif ettiler. Daha önce, Türk T’u-li Kağan’ın kardeşi Cie shê shuai ağabeyi ile birlikte (Çin)
saray(ın)a intisap etmişti. Tang hanedanı tarafından (ona) “Zhong lang jiang” rütbesi verilmişti. Cie shê shuai sarayda iken küstahlaşmaya başladı ve aleyhinde olan ağabeyinden rahatsız oldu. “T’u-li Kağan baş kaldırmak için hazırlanıyor” diyerek ağabeyini itham etti. Tai zong, Cie shê shuai’nin bu
davranışından dolayı onu küçük görmeye başladı ve epey bir süre onun rütbesini yükseltmedi. Cie shê shuai eski kabilesindekilerle birleşerek entrika çevirmeye kalkıştı ve kırk
küsur adam topladı. Gece yarısı 1-3 arası, “Yükselen han” unvanlı (prens) Li zhi’nin saraydan çıkarken saray kapısının açılmasından istifade ederek atla saraya girmeyi ve imparator Tang tai zong’un otağını basarak imparatoru esir almayı planladılar. Ayın 11’inde Cie she shuai ve diğerleri T’u-li Kağan’ın oğlu He luo gu’yu koruyarak gece yarısı saray kapısının dışında gizlendiler. Şiddetli rüzgara rast
geldiği için “Yükselen Han” unvanlı prens (Li zhi) saraydan çıkmadı. Cie she shuai şafağın sökmesine az bir vakit kalmasından endişe ederek askerleriyle saraya hücum etti. Dört sıra kalın perdeden oluşan duvarı geçtikten sonra rastgele ok atmaya başladılar ve 10 küsur muhafızı öldürdüler. “Düşmanı geri püskürtücü” unvanlı komutan Sun wu kai ve adamları ile kıyasıya mücadele verdiler ve epey bir müddet sonra Cie she shuai geri çekilmek zorunda kaldı. Kraliyet ahırına doğru koşarak 20 küsur at çaldı(lar) ve kuzeye doğru kaçtı(lar).
Wei nehri’ni aşarak kendi kabilesine gitmeye teşebbüs etse de Tang askerleri tarafından takip edilerek yakalandı ve öldürüldü.
(İmparator) Tai zong, T’u-li Kağan’ın oğlu He luo gu’yu bağışladı, ancak onu güneye sürgün etti."

Objektif bir şekilde değerlendirmeye özen gösterdim umarım faydalı olmuştur. İyi okumalar
256 syf.
·2 günde·10/10 puan
Bu eser tarihte hiç savaş kaybetmemiş olan Sultan Alparslan'ın sultan olmadan önce amcası Tuğrul Han'ın vefatını ve o dönemin savaş ve makam uğruna kardeş kanının dökülüşünü de anlatıyor...

Çağrı Beyin oğlu olan Sultan Alparslan'a isyan eden amcası Tuğrul Han’ın veziri Kunduri hanlığa küçük şehzade Süleyman'ı getirip, kendi makamı ve hırsları yüzünden Türkmen Beylerini kışkırtmış ve Sultan Alparslan'ın orduları ile karşı karşıya gelip, orduların birbirini öldürdüğü kardeş savaşlarının meydana gelmesine sebep olmuştur. Düşman pusuda beklerken sırf taht ve makam hırsı uğruna karşı karşıya gelen ordularda her iki taraftan da bir çok askerin ölmesi ise Sultan Alparslan'ı derinden üzmüş ve bu tarz savaşların olmaması için veziri Nizam-Ül Mülk'e her tür tedbiri alması için yetki vermiştir...

Bir asker olan er Kıra'nın anlatımı ile Sultan Alparslan'ın yaptığı fetihler, Bizans sınırlarına kadar gidip, Malazgirt Ovasında Bizans Kralı Romen Diyogen ile yapılan savaşta dünyaya Türkmen ve İslam adaletini götürmek için nasıl bir uğraş verdiğini, Anadoluyu Türkmen'e yurt etmesini ve hayatı destansı bir şekilde kaleme alınmış...

Eserde, Sultan Alparslan'ı nasıl öldürüldüğü ve mezarının nerede olduğu hakkında da bilgi verilmiş. Türk Tarihinin bu önemli şahsiyeti hakkında yazılmış olan kitabı okurken bilgilerinizi tazeleyip, tarihin sayfalarında unutulmuş olan büyük sultanı yakından tanıma fırsatını yakalayacaksınız...
248 syf.
·4 günde·10/10 puan
Yaşamadığım ama bu kitapla yüreğimde hissettiğim, bir dönemin gerçekleri üzerine yazılmış bir hayat hikayesi...

Türkiye'de siyasilerin, ideolojilerin, fikirlerin çatıştığı ve kardeş kanının akıtıldığı döneme ait ilk okuduğum eser ve inanılmaz derecede üzüldüm. Hele idamı sadece eşitlik olsun diye yapılan Mustafa Pehlivanoğlu hakkında ne yazsam ne söylesem az olacak. Gencecik bir fidan, sadece görüşü dolayısı ile idam edilmiş ve arkasında acılı bir aile ve binlerce seven bırakmış. Bu nasıl bir oyunmuş ki, kimse bozamamış...

Eser, Mustafa Pehlivanoğlu'nun 12.Eylül 1980 öncesi ülkücü camiaya katılması ile başlayıp, idam edildiği güne kadar yaşadıklarını anlatıyor. İnandığı değerler uğruna verdiği mücadelesine ispat edilemeyen bir suçtan dolayı, aldığı hüküm ile başlayıp, darbe ile darağacında son bulan kısacık ömrünün arasında polisin, adaletin nasıl bir çürümüşlüğün içinde olduğununda konu edildiği üzücü bir eser olmakla birlikte bilmediğim bir döneme ait inanılması zor bir ortamı anlatan, yazım dili sade ve akıcı bir kitap. Eseri okurken şu soruyu da kendime sormadan edemedim. Aynı mahallede aynı topun peşinden koşan ve birlikte büyüyen farklı görüşteki bu gençler nasıl olmuşta böyle bir kanlı oyunun sahnesinde yer almışlar. İnanmakta zorlandım...

Yakın tarihe ilgi duyanların okumasını tavsiye ederim...
230 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Öncelikle ahmet haldun terzioğlu kitapları gerçekten çok güzel hepsini severek okudum ve beğendim tarihi okuyucuya çok güzel anlatıyor ama tarih ve tasavvuf kitapları sanki yeterince ilgi görmüyor gibime geliyor insanlar bilinmeyen bir konuyu daha çok seviyorlar gibime geliyor yani bir meal ve siyer kitabı yada tarih kitabının diğer kitablara göre okunma oranı sanki daha düşük ahmet haldun terzioğlu kitaplarını çok seviyorum türkçü bir yazar ama tarih bilgisi çok iyi ve o dönemi çok güzel anlatıyor hatta ben nihal atsızdan daha çok sevdim tarihi severlere kesinlikle şu kitabları tavsiye ederim

1 mete
2 göktürkler
3 hasan sabbah
4 enver paşa
5 osman batur

Evet fırata destan kitabını okurken şunları düşündüm biz birlik olamıyoruz farklı düşünceler hep birbirini dışlıyor oysaki muhalefet ve iktidar birleşebilmeli bir ülkede farklı düşünceler olmalı insanlar oturup tartışabilmeli ama haddi aşmadan birbirini kırmadan saygı ile sevgi ile bir ülkede kırmızı çizgiler olmalı herkes islama ezana bayrağa saygı duymalı şehitlerimiz unutulmamalı işte fırat çakıroğlu da bir şehittir ve ben bu vesileyle tüm şehitlerimize bir fatiha okudum tüm ölmüşlerimizi rahmet ile saygı ile andım

Evet kitap bana ne düşündürdü kürt açılımını açılım sürecini ve yapılan hataları düşündürdü keşke kürdistan bayrağı asılmasaydı keşke şivan perver konser vermeseydi keşke sn öcalan denmeseydi dün bu hatayı akp yaptı bugün chp yapıyor umarım tüm siyasi partiler teröre şiddetle karşı çıkar ve reddeder işte tüm siyasetçilerin en önemli görevi teröre karşı çıkmaktır kim teröre sahip çıkıyorsa tüm beddualar onun üzerine olsun yazıklar olsun vatana ihanet eden kancık ve soysuzlara

Evet kitap bana ne düşündürdü bizi hep siyaset ayırıyor oysaki deniz gezmiş mahir çayan abdullah çatlı nazım hikmet necip fazıl nihal atsız yılmaz güney ahmet kaya hep bu vatanın çocukları bu topraklarda yetişmişler yani bizim çocuklarımız ama biz herkesi yeterki düşüncesi farklı olsun hemen terörist diye adlandırıyoruz belkide fıtratımızda var damgacılık yazıklar olsun bize evet birazda kitaba şu yönden bakmak lazım şehit fıratın anne ve babası chp li iken oğulları mhp li bu da fikir farklılıklarına olan saygının en önemli göstergesi ve şunu hatırlayınki necmettin erbakan deniz gezmiş ve arkadaşları asılırken red kararı vermiştir buda deniz gezmiş ve arkadaşlarının hain olmadığını gösterir

Evet kitap bana neyi düşündürdü islamın en büyük birleştirici faktör olduğunu çünkü islamın en büyük değer verdiği insanlar ilim okumak ve düşünmektir okumak en büyük ilimdir ama nasıl okumak tarafsızca bir elinde sabahattin ali bir elinde bir elinde necip fazıl bir elinde atsız bir elinde nazım alarak okumak ama hayatın merkezine islamı alarak okumak ve düşünmek bu kitap bana ne kattı beni bilgilendirdimi diyip okumak dileğiyle hepinize saygılar unutmayın 21. Yy da inşallah islam bizi birleştirecek ve inanarak saygı duyarak ve her kitabın ortasına helal temiz düşünceyi koyupta hayırlı amel işleyen insanlar bu dünyayı güzelleştirecektir selam olsun temiz güzel ve hayır işleyen insanlar hepsinin ellerinden öperim


Allah sevgisi..
Türklük sevgisi..
Yurt sevgisi..
Bayrak sevgisi..
Ana-baba sevgisi..
Özgürlük sevgisi..
Ocak sevgisi..
Ülkü sevgisi..

Bir söz vardır ki kanıtlanmıştır.
Nerde bir Türk şehit olursa.
Tanrı dağları titrermiş. Ve o yiğidin gelmesini beklermiş o yana doğru

Her Türk bayraktır aynı zamanda.
Gök'ün şanlı direği göndere asılı bir bayrak Gök'ün eşsiz süsü.

Türk milletinin en büyük özelliği, kendi içinde var olan ve asla sönmeyen od ile mücadele gücünü koruması, en zorlu alanlarda bu güç ile yağılarına karşı koymasıdır

Evet, öyle bir ülkeydi ki Türk'ü sevmek zaman zaman suç sayılıyor, bu sevgiyi açıkça savunmak ise siyasi korkunç damgaların gerekçesi oluyordu

Bütün Ülkücüler, çelik iradeleri ile zorluklara karşı gelecek güçtedir. Tarih onları böyle yazmıştır, bundan sonra da böyle yazacaktır.
310 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Ahmet haldun terzioğlu tarihimizi anlatan kaliteli bir yazar ve çoğu kitabını okuyan biri olarak komando kitabını da sevdim ancak yazarımız türkçü ve ülkücü bir yazar olduğu için kitabda taraflı bir bakış açısı var ama tabiki yazarın düşüncesine göre bu normal ve yakın tarihi anlatan bu kitapların diğer kaynaklardan da okunması gerekir en önemlisi okurun kendi bakış açısıyla düşünmesi gerekir yani bu kitaptan sonra sol yazarlardanda darbe dönemlerini okuyup bilgi sahibi olun

Evet ne yazıkki darbe dönemlerinde acı olaylar yaşandı osmanlı döneminde sultanlar katledilirken cumhuriyet döneminde başbakan Adnan menderes asıldı sol kesim kendine kahraman olarak 68 kuşağını deniz gezmiş ve mahir çayanları çıkartırken sağ kesim kendisine oral çelik abdullah çatlı ülkücü ve bozkurtları kahraman seçti bu dönem herkes birbirini suçladı osmanlıda kardeş katliamlarının yaşandığı gibi bu dönemde de iki kardeş birbirini katletti herkes birbirine vatan haini komünist yada faşist dedi peki kim vatan haini kim kahraman kim terörist kim anarşist bugün bile bu sorunun cevabını verebilen var mı yada bugün hain dediklerimizi yarın kahraman ilan etmiyormuyuz ve ülkede yaşanan iç savaşlar kimin işine yarıyor bu kardeş kanı akarken kazançlı çıkan kim

bugün bile ahmet kaya yılmaz güney abdullah çatlı deniz gezmiş gibi isimler kimine göre kahraman kimine gire kimine göre hain peki bu sorununun net ve kesin cevabı nedir yazarımızın bu soruya cevabı ülkücüler ve bozkurtlar vatan kahramanı solcular ise kandırılmış ve beyni yıkanmış insanlar peki bu cevap ne kadar doğru yazara göre ülkücüler vatan millet aşkı ile yanıyor sol kesimin ise Allahtan vatandan haberi yok stalin lenin mao aşkı ile yanıyor ülkede sağ kesim ezan ve Allah peşinde koşarken sol kesim ayyaş sarhoş ve sürekli yeni yıl kutlaması peşinde koşuyor ve sol kesimin durumu içler acısı

Sizce şu sözleri bırakmanın sırası gelmedi solcular Allaha inanmazlar nereden biliyorsunuz kalbini mi açtınız oysaki sol kesim haksızlığa başkaldıran kesimdir peki bu dini bir emir değilmidir haksızlığa susan dilsiz şeytandır yazar diyorki türkün türkten başka dostu yoktur hayır elbette türkün türkten başka dostu vardır benim dostum insan olmayı başarabilen herkestir dili dini ırkı farketmez yeterki saygısı olsun dinimizde biz müslümanların yahudi yada hıristiyan dostu olabilir ve biz onlarla sohbet edip selamlaşabiliriz ancak gelenek göreneklerini kendi hayatımıza uygulayamayız yani hakiki manada insan olan herkes türkün dostudur

Evet 12 eylül 27 mayıs madımak yada türkiyede yaşanan her katliam ve dünyadaki tüm haksızlıklar bizi üzen olaylardır dünyada yaşayan tek bir mazlumun acısını sol yada sağ değil insan olarak paylaşmalıyız zaten dinimiz insanları sağ ve sol diye ayırmaz birleşmemizi emreder helaller ve güzellikler çevresinde birleşebilirsek ne mutlu bize sağ yada sol ayrımı bırakılırsa fikir sohbeti yapılırsa ve biz insanlar kalp kırmazsak kazanan en başta türkiye ve dünya olur keşke sahabelerin ahlakı ile ahlaklansak ve her kitap bizi iyiye güzele götürse keşke efendimiz sav. in yolundan gidip helal olan herşeye herkese aşık olabilsek

Yazarın düşünceleri şu şekilde tanrı türkü korusun ne mutlu türküm diyene benim düşüncem ise şu şekilde evet Allah türkü korusun ancak türkle beraber tüm mazlumları ve haksızlığa uğrayanları korusun zalimleri ve zulmedeni yok etsin Evet türkiyede yaşayan her insan yaşadığı yeri sevmeli ülkenin menfaati için çalışmalıdır peki sizce ne mutlu türküm diyene sözü nasıl bir söz ben gurur duyarak söylerim ama herkes misal her yaşayan yaşadığı yerden gurur duyup bu sözü söylerse gurbette yaşayan kardeşlerimizinde bu sözü söylemesi gerekmezmi misal şu şekilde ne mutlu almanım ne mutlu hollandalıyım...

Kitabın konusu güzel ülkücü hareketin ilk yıllarını anlatıyor ahmet haldun kitapları bilgilendirici ve tarihi anlatan kimi zaman kendi tarihim olduğu için duygulandıran kitaplardır türkçü bir yazar olduğu için bu kitapta yakın ve siyasi tarih olduğu için yazarımız sol kesimi eleştirip sağ kesimin tarafını tutmuş bir laf vardır bu kadar kusur kadı kızındada olur kısaca sağ kesimin ve ülkücülerin okuması gereken bir kitap
256 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Tarih,tarih romanlarından öğrenilmez;akademik,nesnel kaynaklardan öğrenilir.Tarih romanları tarihi öğretmekten ziyade sevdirmek amaçlı kaleme alınır.Yani en azından ben öyle düşünüyorum.Lâkin bu eser bölümü,ilgi alanı,merakı tarih olmayan ve tarih okurken sıkılan kitlenin de Sultan Alparslan dönemi hakkında geniş ve doğru bilgileri roman dilinde öğrenebileceği bir eser olmuş.Tarihsel olayları temele alıp kurgulayarak gerçekliği düşürmektense Kıra adındaki askerin dilini kullanarak aslında dönemi yansıtmış fazlaca dağıtmadan.İçinde Tuğrul ve Çağrı Beyler'in başarılı dönemlerinden başlayarak Alparslan'ın tahta geçişi ve efsaneleşmiş Malazgirt Savaşı'na kadar Kıra nökerle yolculuğa çıkıyorsunuz.Kitabı bitirdiğinizde Tuğrul ve Çağrı Beyler'den Melikşah dönemine kadar yeterince bilgi sahibi olarak bulabilirsiniz kendinizi bu konuda.
560 syf.
·21 günde
Üstadın okuduğum 5. kitabı. Dönemi anlamak, atalarımızı tanımak açısından faydalı bulduğum kitap. Göktürkler kitabından daha başarılı buldum, daha diyaloglu ve samimi olması akıcılık kazandırmış. Tarih romanı olmasına rağmen kendini çabucak okutabiliyor. Kimlerin torunuyuz, nasıl tarihimiz varmış diye merak edenler okuyabilir. Ve onlara yakışır bir torun muyuz diye düşünmeli okuyucu.
Kitabın günümüz için alınacak güzel mesajları vardı. Ders alınması gereken bir tarihimiz var. Bu kitap da o dönemi anlamamıza yardımcı olacak kitaplardan biri. Bu tarz kitapların TÜRK gençleri tarafından daha fazla okunmasını dilerim. iyi okumalar

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Haldun Terzioğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
Trabzon, Türkiye, 1960
1960 yılında, Trabzon, Beşikdüzü İlçesi, Takazlı Köyü;nde doğdu.

Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Mezunudur. Ayrıca Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi;ni bitirmiştir.
Devlet memuru olarak Türkiye;nin hemen her bölgesinde; doğudan batıya, kuzeyden güneye görev yapmış ve 2006 yılında hizmet süresi dolar dolmaz, kendi isteği ile emekli olmuştur.
Evli ve iki çocuk babasıdır.

Edebiyat hayatı tarım konularında broşürler hazırlayarak ve makaleler yazarak başlamıştır. Bir dönem mesleki bir derginin yayın kurulunda görev almış ve köşesinde sürekli makaleler yazmıştır. Kısa bir dönem derginin editörlüğünü yürütmüştür.
Bazı kurum, kuruluş, siyasi parti ve kişiler için özel çalışmalar yapmış, yazıları, fikirleri, projeleri, hazırladığı afişler ve sloganları kullanılmıştır.
Pek çok dergi ve kitapların düzenlemesinde ve çıkarılmasında katkı sağlamıştır.
Çeşitli kurum ve kuruluşlar için tanıtıcı film senaryosu yazmış, bunların hazırlanmasına katkıda bulunmuştur.
İlgi alanını Türk Tarihi ve Mitolojisi üzerine yönlendiren yazarın iki adet yayınlanmış mitolojik romanı bulunmaktadır. (Gök Tanrı;nın Çocukları ve Oğuz Han)
2006 IV. Gila Kohen Öykü Yarışmasında ;Veresiye defteri; isimli öyküsü yayınlanmaya layık bulunmuş ve hazırlanan kitapta yer almıştır.
2007 Yılı Mustafa Necati Sepetçioğlu Tarihi Roman Yarışmasında ;Alp Er Tunga; İsimli Mitolojik Romanı ile Birincilik Ödülüne layık görülmüştür.
2008 Yılında Gelir İdaresi Başkalığı;nın düzenlediği ;Vergi; konulu Tiyatro yarışmasında ;Çocuk Oyunu Dalında; ;Karınca Kararınca; isimli oyunu ile ikincilik ödülü almıştır. Oyunu yayınlanmış ve sahnelenmiştir.
2008 İLESAM ;Esere ve Emeğe Saygı; Öykü yarışmasında ;Gitti Hatıralarım; isimli öyküsü mansiyon kazanmıştır.
Daha birçok edebi yarışmada ödülleri bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 502 okur beğendi.
  • 7,8bin okur okudu.
  • 177 okur okuyor.
  • 4.102 okur okuyacak.
  • 71 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları