Ahmet Hikmet Müftüoğlu

Ahmet Hikmet Müftüoğlu

Yazar
7.4/10
147 Kişi
·
551
Okunma
·
36
Beğeni
·
3.716
Gösterim
Adı:
Ahmet Hikmet Müftüoğlu
Unvan:
Türk Yazar ve Diplomat
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 3 Haziran 1870
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 19 Mayıs 1927
Ahmet Hikmet Müftüoğlu Yazar ve diplomat. 1870 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Müftüoğlu Sezai Beydir. Dedesi Yunanlılar tarafından şehid edilen Mora Müftüsü Abdülhalim Efendidir. Dedesinin müftü olması sebebiyle "Müftüoğlu" adını almıştır. ...
Ahmed Hikmet, sık sık hastalanması sebebiyle okula muntazaman devam edememesine rağmen, Dökmecilerdeki Taş Mektebi ile Mahmudiye Vakıf ve Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesini bitirerek Galatasaray Mekteb-i Sultanisine girdi. Dördüncü sınıftayken ilk eserinin basılışı edebiyata ilgisini artırdı. 1888'de Galatasaray'ı bitirdi ve Hariciye Nezareti Umur-ı Şehbenderi Kalemine memur tayin edildi ve vazifesi dışında Fransızcadan roman tercümeleri yaptı. Marsilya, Pire ve 1890 yılında da Kafkasya'ya gönderildi. Sefaretlerde çalışan yazar, 1896'da İstanbul'a dönerek Umur-ı Şehbenderi Kalemi Ser-halifeliğine getirildi. Meşrutiyete kadar Hariciye Nezareti merkezinde çalıştı. Bir yıla yakın Nafia Nezaretinde, Ticaret Müdiriyet-i Umumiyesinde vazife aldı. Tekrar Hariciye Nezaretine dönerek 1912'de Peşte Başşehbenderi oldu. Bu tarihe kadar geçen zaman içinde Ahmed Hikmet, 1908 yılında Türk Derneğinin ve 1911 yılında da Türk Yurdu'nun kurucu üyesi olarak hizmet verdi. 1918'de İstanbul'a dönen yazar, 1924 yılında Halife Abdülmecid Efendinin Ser-karinliğine, iki yıl sonra da Hariciye Vekaleti Müsteşarlığına getirildi. Anadolu-Bağdat Demiryolları İdare Meclisi Azalığı ve Elektrik Şirketi İdare Meclisi Azalığı görevlerini de üstlendi. Ahmed Hikmet 19 Mayıs 1927 günü karaciğer kanserinden öldü.
Ahmed Hikmet'in edebiyat merakı daha lise yıllarında başlamıştı. Bu alandaki merakının, aileden gelen bir haslet olduğunu ifade eder. İlk olarak Asır Kütüphanesi neşriyatı arasında çıkan Leyla Yahut Bir Mecnunun İntikamı yayınlandı. Daha sonra Fransızcadan Tuvalet ve Letafet ve Bir Riyazinin Muaşakası adlarında iki eser tercüme ettiyse de, doğu ile batı kültürünün çok farklı olduğunu görerek bir daha eser tercüme etmedi.
Servet-i Fünun devrinde, İkdam ve Servet-i Fünun dergilerinde yazdığı hikaye ve nesirlerini 1901 yılında Haristan ve Gülistan adlı eserlerde topladı. Bu iki eserinde Ahmed Hikmet Müftüoğlu, daha iyi tesir yapmak, gönülleri heyecanlandırmak için mübalağalı bir üslub kullandığını, ağır ve anlaşılması güç Servet-i Fünun dilini işlediğini ve hayal mahsulü konular anlattığını bizzat kendisi söyler. Kendisinin de ifade ettiği sebeplerden dolayı bu iki eseri fazla itibar kazanamamıştır.
İkinci Meşrutiyetten sonra, zamanın modasına uyarak o da Turancılık edebiyatı akımına uymuştur. Bu akıma bağlı olarak yazdığı yazıların büyük kısmını Çağlayanlar (1922) adlı eserinde toplamıştır. Bu eserinde yazar arı Türkçeciliğe yönelmiş, fakat bu defa da kelime uydurma ve Servet-i Fünundan kalma hayalcilikten kendini kurtaramamıştır.
Gönül Hanım adlı romanı Tasvir-i Efkar Gazetesinde tefrika edilmiş ve 1970'de kitap olarak bastırılmıştır. Ahmed Hikmet, yazılarında daha ziyade kelime bulmaya ve üsluba dikkat ettiği için, konulara dikkat etmemiş ve bu yüzden zamanındakilerin ayarında bir edebiyatçı olamamıştır.
Eserleri:
Patates (ilmî, 1890)
Leyla yahud Bir Mecnunun İntikamı (hikaye, 1891)
Tuvalet yahud Letafet-i Aza (tercüme ve ilaveler, 1892)
Bir Riyazinin Muaşakası yahud Kamil (tercüme, roman, 1892),
Haristan ve Gülistan (hikaye, 1901),
Gönül Hanım (roman tefrikası, 1920),
Çağlayanlar (hikaye, 1922).
Bir Tesadüf
Kadın Ruhu
Beliren Simalar
Salon Köşeleri
Bir safha-i kalb
Silinmiş Çehreler
141 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İncelememe bu kısma yer vermeden başlamak istemedim. BU KISMI ÖZELLİKLE OKUYUN ŞİDDETLE TAVSİYE EDİYORUM!
~~~
"Türkeli Zeybeklerine
Bu kitabı düşünerek, sizin için yazdım. Belâ gecelerinde,yaşım sızarak, yüreğim sızlayarak yazdım.
Ey Türk! Bu satırlarda mâzînin destanlarını, hâlinin hicran-
larını söylemek ve inlemek istedim. Bir keman gibi...
Bu kemanı ana vatanın sînesinden yonttum. Tellerini kalbi-nin damarlarından çıkardım. İstedim ki bu sazın âhengini yalnız sen duyasın. Bu acıklı iniltiler yalnız sana dokunsun.
Cihânın târihi, vatanı uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi
vatanına sâhip olmağa hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senin-
d okir, ya kimsenin!...
Dünyânın her tarafındaki taşsız mezarların, azametinin mâ-likâneleridir.
Göğsünde tutuşan gönül, gönül değil, cebhâne oldu. Bu uğurda parçalandıkça kînin ve feyzin çoğaldı.
Ey Zeybek! Bu kitabın yapraklarını hançerinle yırt! Ve han-çeri onun kalbinin üzerinde bırak! Bundan sonra silâhının siperi bir kitap olsun..."
~~~

Türkeli Zeybeklerine” başlığıyla yazdığı sunuşta belirttiği gibi, “Bu vatan ya senindir, ya kimsenin!” diyerek okura seslenen, onu vatana, örf, adet ve dinine sahip çıkmaya çağıran 16 hikayeden oluşuyor.

Biraz Dede Korkut hikayelerini anımsatan hikayeleri var ve bazılarında 1920'li dönemleri anlattığı görülüyor.

Milli Edebiyat ruhuyla kaleme alınmış olup , Serveti Fünun dönemi dili de yer yer kullanılmıştır. Dilde sadeleşme dönemi eserlerinden olduğu bellidir.

16 hikayeden en çok beğendiğim "Bayram" oldu. Gerçekten iç çektiğim bir bölümdü. Aşırı duygulandım... Hasret kaldığımız o bayramları anlattığı için sanırım.

Tarih severlere kesinlikle tavsiye edebileceğim harika bir kitap!
(O girişi okuduysanız beni anlayabilirsiniz.)

Umarım güzel bir inceleme sunabilmişimdir. Keyifli okumalar dilerim.
144 syf.
·4 günde·6/10
Temel eserler arasında yer alan yazarlarımızın eserlerini okumamizda fayda olacağını düşünüyorum. Bu da o eserlerden biri.

Çağlayanlar bir hikaye kitabı olup, yazılış amacının açıklandığı "Türk İli Zeybeklerine" ile başlayıp Türk'ün Tanri'ya "Yakarış" ı ile son bulan toplamda 20 hikayeden oluşmaktadır. Dede Korkut hikayeleri tarzında yazılan "Alparslan masali", yazarın Avrupa seyahatlarindan elde ettiği izlenimlerini aktardığı "Turhan nasıl çıldırdı", karamsar bir bakış açısıyla sevgiliye bakış açısıni içeren "gözyaşı çeşmesi", "matem kuvveti" ve savaş yıllarında yaşanmış bir "bayram" olmak üzere farklı konuları içeren hikayelerden oluşur. Hikayelerin genel teması Türkçülük ve Osmancılik üzerinedir. Savaş yılları ve vatan sevgisi hikayelere şekil vermiştir.

Dikkatimi çeken iki nokta vardı birincisi yaklaşık olarak 1920 yıllarında işlenmiş konuların günümüzdeki hukumetlerin bunları siyasette kullanmaları ikincisi ise bir asır önce bir bayram günü için yazılan "bayram" hikayesinin yine bir asır sonra bendeniz tarafından bir bayram günü okunması farklı bir duygu oluşturdu.

Akıma kapılıp gitmeyecekseniz okuyun derim
141 syf.
·10/10
Öğretmen olsam bütün öğrencilerime okuturdum bu kitabı hatta imkanım olsa hepsine hediye ederdim. İçinde öykülerde hem özeleştiriler hem de övgüler var, tarih sevenler için çok faydalı bilgilerde var. Okurken bazen hüzünlendim bazen de gururlandım. Yazarın önsözü bile bir manifesto niteliğinde. Bana kitap soran herkese öneriyorum...
141 syf.
·2 günde·8/10
"Bu kitabı sizi düşünerek,sizin için yazdım.Bela gecelerinde,yaşım sızarak,yüreğim sızlayarak yazdım.Bu satırları yazarken masallarımı süslemedim.Senin ruhun gibi sade olmasını istedim.Ötesinde,berisinde eğer varsa,göreceğin özentiler sana beğendirmek,gururunu okşamak içindir.Gurur!O,her Türk'ün yaratılışındadır.Biz birbirimizi bundan tanırız değil mi?"
Ahmet Hikmet Müftüoğlu
ŞİŞLİ,1922

A.Müftüoğlu Çağlayanlar'ı tamamen milli ve vatani duygularla yazmıştır.Konusu Türk tarihinden,Türk destanlarından ve şahit olduğu savaşlardan olan hikayeler Türk edebiyatındaki yerini almıştır.

Yazar bazı gerçekleri çivi gibi çakıyor insanın yüzüne.Hikayelerini aslında o çağın insanlarına değil de daha sonraki nesillere öğüt mahiyetinde kaleme almış.Günümüzün siyasi yapısını 1920'lerden resmini çekmiş ve kaleme dökmüş.Bunları da anekdotlarıyla bir bir hikayelendirmiştir.
141 syf.
·39 günde·Beğendi·7/10
Ahmet hikmet Müftüoğlu'nun Çağlayanlar kitabı çok güzel öykülerden oluşuyor.
Bu eser bir kesim tarafından Türk klasikleri arasında değerlendirilirken,diğer bir kesim tarafından klasik olarak kabul edilmemektedir.Şahsi fikrim bir klasik olduğu yönünde.Zira öyküler yazıldığı dönem itibariyle değerlendirildiğinde topluma verdiği mesajlar ve yazın kalitesi açısından çok başarılı.
Yazar Müftüoğlu yazarlık serüveninin başlarında Servet-i Finun edebiyat akımının etkisi altında kalmış.Daha sonra Milli Edebiyat akımının etkisiyle kalemini kullanmıştır.
Çağlayanlar'daki öyküleri okuduğunuzda duygu olarak Milli akımın etkisini çok net hissederken,kullandığı dilin Servet-Finun akımının etkisinden kurtulamamış olduğunu göreceksiniz.
Her halukarda o dönemin en önde gelen öykü kitaplarından biri olduğu kanaatindeyim.Okumanızı öneririm.
Kitap sizi aşağıdaki şu güzel cümlelerle karşılayacak;
"Bu kitabı sizi düşünerek sizin için yazdım.Bela gecelerinde,yaşım sızarak,yüreğim sızlayarak yazdım.
Ey Türk!Bu satırlarda mazinin destanlarını,halinin hicranlarını söylemek ve inlemek istedim.Bir keman gibi...
Bu kemanı ana vatanın sinesinden yonttum.Tellerini kalbinin damarlarından çıkardım,istedim ki bu sazın ahengini yalnız sen duyasın.Bu acıklı iniltiler yalnız sana dokunsun"
Keyifli okumalar.
141 syf.
·14 günde·10/10
Ahmet Hikmet Müftüoğlu´nun okuduğum ilk kitabı Çağlayanlar. Serveti Fünun Dönemi´nde eser vermiş Milli Edebiyat döneminde de devam etmiş Türkçü bir yazar. Kendisiyle yeni tanıştım ve gerçekten etkilendim.

Öncelikle kitap kısa kısa hikayelerden oluşuyor. Genelde halk çevresinde geçen acıklı olayları ele almış. Yazdığı hikayeler 1911-22 civarı yaşanan olaylar, milletin durumunu ele alıyor.
Yazılmış tarihi, tarih kitaplarından okuyoruz zaten ama bir de o dönemde yaşamış birinin gözünden, ilk elden halkın durumunu okumak -belki herkes için aynı durum söz konusu olmaz ama- beni çok etkiledi.
Müftüoğlu ayrıca, sonradan görme medeni Avrupa´nın asırlarca süren ve hâlâ sürmekte olan Türk korkusunun, İslam düşmanlığının sembolü olan birçok tablo, eser, heykel örneklerini sunmuş bize. Çoğunu araştırdım bazılarını bulabildim arada 'vay be!' dedim.
Merak edenlere tavsiye ederim.. Ve kitaptan sevdiğim bir cümle paylaşırım:

Vatan ne Türkiye´dir, Türklere ne Türkistan;
Vatan büyük ve müebbed bir ülkedir: Turan!
141 syf.
·Beğendi·10/10
Türk Milliyetçiliğinin bilinmeyen yüzlerinden. Hem edebi hem de siyasi kariyeri olan bir isim. Zaten döneminde Galatasaray Lisesi içinde okuyup da ünlü olmayan kalmadı sanırım. Türk Toplum Yapısını konu edinen yazarımız nereden bilebilirdi ki kendinden sonra bir adam gelecek ve Türkleri tek bir merkezde toplayıp; vefatından sonra bile en çok sevilen insan olacaktı. Kim derdi ki ilk hikayesi “Alparslan” Masalı adını taşıyacaktı. Ellerine sağlık be Ahmet Hikmet! Ellerine Sağlık!
Kitabımızın konusu nedir? Bu güzel soruya şöyle cevap verelim. Aslında dönemin yazarların sıkça serzenişte bulunduğu “Bağımsızlık, Mücadele, Yurt, Millet Sevgisi ve tabii Türkçe” konuları. Mamafih görüyoruz ki yeni çıkan bir kitabın dahi popüler olduğu şu zamanda yıllanmış ve doğruları yazan; içeriği de halen devam ettiğini gördüğümüz bu durum devam etmekte. Buna rağmen aydınlanmak adına nadiren de olsa bu tarz eserleri okumamayı tercih ediyoruz. Bu kitap aydınlanmış gelecek güzel günler için hediyemiz olsun diyelim.
Henüz vaktimiz olduğunu görmekteyim. Belki bir kitap daha bitirecek vaktimiz olur. Esen kalın, kitaplarla kalın. Kendinize iyi bakın efendim..
151 syf.
·Beğendi·8/10
Bu eser Orhun Abidelerinin kısmen de olsa ilk tercümesi kabul edilir. Bu abideler hakkında bilgisi olanlar için oldukça akıcı olduğunu söyleyebilirim. Geçmişten eserin yazıldığı tarihe kadar olan Orta Asya toplumunun nasıl değiştiği gözler önüne serilmiş. Bütün bu tarihi ve toplumsal bilgilerin içine biraz aşk katmayı ihmal etmemiş yazarımız. Türk subayı ile esere ismini veren Gönül Hanımın aşkını. Eserde benim asıl dikkatimi çeken nokta şudur: 2015 kpss sınavına girenler hatırlarlar “Kaşgarlı Mahmut’un Türkün kanadı diye adlandırdığı savaş aracı nedir” diye bir soru vardı. İşte bu kitapta tam da bu sorunun cevabını içeren cümle mevcuttur.
“Karargâhımız civarında onlara kavuştuğum zaman çabuk döndüğüme şaştılar.
- At yiğidin kanadıdır, dedim.”
Bu demek oluyor ki her ne kadar yoğun bir sınav sürecinden geçsek de kitap okumaktan vazgeçmemeliyiz. Tabi keşke ben de sınavdan önce okumuş olsaydım.
151 syf.
Birinci dünya savaşı sürerken Ruslara esir düşen Üsteğmen Mehmet Tolun daha sonra şehre indiğinde, Ali Bahadır Kaplanof ve kız kardeşi Gönül Hanım ile tanışır. Eski Türk uygarlığının kurulduğu çevreleri Türk bilginleri gezmeli, incelemelerde bulunmalı ve dünyaya tanıtmalıyız diyerek Hayatı Seferiye dedikleri bir geziye çıkmışlardır. GeZide gördüklerini yaşadıklarını akıcı sade bir dille anlatmışlardır.
Türk edebiyatında orta Asya’dan bahseden ilk tarihi romandır.
141 syf.
·Beğendi·7/10
Türklerin çocukluk çağı Hunlar'dan İslam'la müşerref olup en nadide meyveleri verdiği olgunluk çağı'na kadar olan dönem sanki kesik kesik gözümün önüne geldi. Yazar küçük hikayelerle kalplerde büyük tesirler bırakıyor. Şamil olduğumuz bütün hassasiyetimizi, değerlerimizi, ince kültür hazinemizi ve bunların bizi biz yapan yegane cihetlerini tedricen müşahede edeceğimiz güzel bir eser.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Hikmet Müftüoğlu
Unvan:
Türk Yazar ve Diplomat
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 3 Haziran 1870
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 19 Mayıs 1927
Ahmet Hikmet Müftüoğlu Yazar ve diplomat. 1870 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Müftüoğlu Sezai Beydir. Dedesi Yunanlılar tarafından şehid edilen Mora Müftüsü Abdülhalim Efendidir. Dedesinin müftü olması sebebiyle "Müftüoğlu" adını almıştır. ...
Ahmed Hikmet, sık sık hastalanması sebebiyle okula muntazaman devam edememesine rağmen, Dökmecilerdeki Taş Mektebi ile Mahmudiye Vakıf ve Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesini bitirerek Galatasaray Mekteb-i Sultanisine girdi. Dördüncü sınıftayken ilk eserinin basılışı edebiyata ilgisini artırdı. 1888'de Galatasaray'ı bitirdi ve Hariciye Nezareti Umur-ı Şehbenderi Kalemine memur tayin edildi ve vazifesi dışında Fransızcadan roman tercümeleri yaptı. Marsilya, Pire ve 1890 yılında da Kafkasya'ya gönderildi. Sefaretlerde çalışan yazar, 1896'da İstanbul'a dönerek Umur-ı Şehbenderi Kalemi Ser-halifeliğine getirildi. Meşrutiyete kadar Hariciye Nezareti merkezinde çalıştı. Bir yıla yakın Nafia Nezaretinde, Ticaret Müdiriyet-i Umumiyesinde vazife aldı. Tekrar Hariciye Nezaretine dönerek 1912'de Peşte Başşehbenderi oldu. Bu tarihe kadar geçen zaman içinde Ahmed Hikmet, 1908 yılında Türk Derneğinin ve 1911 yılında da Türk Yurdu'nun kurucu üyesi olarak hizmet verdi. 1918'de İstanbul'a dönen yazar, 1924 yılında Halife Abdülmecid Efendinin Ser-karinliğine, iki yıl sonra da Hariciye Vekaleti Müsteşarlığına getirildi. Anadolu-Bağdat Demiryolları İdare Meclisi Azalığı ve Elektrik Şirketi İdare Meclisi Azalığı görevlerini de üstlendi. Ahmed Hikmet 19 Mayıs 1927 günü karaciğer kanserinden öldü.
Ahmed Hikmet'in edebiyat merakı daha lise yıllarında başlamıştı. Bu alandaki merakının, aileden gelen bir haslet olduğunu ifade eder. İlk olarak Asır Kütüphanesi neşriyatı arasında çıkan Leyla Yahut Bir Mecnunun İntikamı yayınlandı. Daha sonra Fransızcadan Tuvalet ve Letafet ve Bir Riyazinin Muaşakası adlarında iki eser tercüme ettiyse de, doğu ile batı kültürünün çok farklı olduğunu görerek bir daha eser tercüme etmedi.
Servet-i Fünun devrinde, İkdam ve Servet-i Fünun dergilerinde yazdığı hikaye ve nesirlerini 1901 yılında Haristan ve Gülistan adlı eserlerde topladı. Bu iki eserinde Ahmed Hikmet Müftüoğlu, daha iyi tesir yapmak, gönülleri heyecanlandırmak için mübalağalı bir üslub kullandığını, ağır ve anlaşılması güç Servet-i Fünun dilini işlediğini ve hayal mahsulü konular anlattığını bizzat kendisi söyler. Kendisinin de ifade ettiği sebeplerden dolayı bu iki eseri fazla itibar kazanamamıştır.
İkinci Meşrutiyetten sonra, zamanın modasına uyarak o da Turancılık edebiyatı akımına uymuştur. Bu akıma bağlı olarak yazdığı yazıların büyük kısmını Çağlayanlar (1922) adlı eserinde toplamıştır. Bu eserinde yazar arı Türkçeciliğe yönelmiş, fakat bu defa da kelime uydurma ve Servet-i Fünundan kalma hayalcilikten kendini kurtaramamıştır.
Gönül Hanım adlı romanı Tasvir-i Efkar Gazetesinde tefrika edilmiş ve 1970'de kitap olarak bastırılmıştır. Ahmed Hikmet, yazılarında daha ziyade kelime bulmaya ve üsluba dikkat ettiği için, konulara dikkat etmemiş ve bu yüzden zamanındakilerin ayarında bir edebiyatçı olamamıştır.
Eserleri:
Patates (ilmî, 1890)
Leyla yahud Bir Mecnunun İntikamı (hikaye, 1891)
Tuvalet yahud Letafet-i Aza (tercüme ve ilaveler, 1892)
Bir Riyazinin Muaşakası yahud Kamil (tercüme, roman, 1892),
Haristan ve Gülistan (hikaye, 1901),
Gönül Hanım (roman tefrikası, 1920),
Çağlayanlar (hikaye, 1922).
Bir Tesadüf
Kadın Ruhu
Beliren Simalar
Salon Köşeleri
Bir safha-i kalb
Silinmiş Çehreler

Yazar istatistikleri

  • 36 okur beğendi.
  • 551 okur okudu.
  • 17 okur okuyor.
  • 129 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları