Ahmet Muhip Dıranas

Ahmet Muhip Dıranas

YazarÇevirmen
8.5/10
74 Kişi
·
322
Okunma
·
150
Beğeni
·
8253
Gösterim
Adı:
Ahmet Muhip Dıranas
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Sinop, Türkiye, 1909
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 1980
Ahmet Muhip Dranas (d. 1909, Sinop; ö. 21 Haziran 1980, Ankara) Türk şair, yazar.

Hayatı

1909 yılında Sinop'un Salı köyünde dünyaya geldi. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdi. Lisedeki edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar, şiir sevgisinin gelişmesinde etkili oldular. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı(1930-1935). Ankara Hukuk Fakültesi'ne iki yıl devam ettikten sonra İstanbul'a gitti, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi ve burayı bitirdi. Güzel Sanatlar Akademisi Kütüphane müdürlüğü yaptı. Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi resim yardımcılığında bulundu.
1939'da Ankara'ya döndü ve CHP Genel Merkezi'nde Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları'nı yönetti. Ağrı dolaylarında askerlik görevini yaptıktan sonra, Ankara'da Çocuk Esirgeme Kurumu Yayın Müdürü, Kurum Başkanı (1957-1960), daha sonra İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi oldu. Devlet Tiyatrosu Edebî Kurul Başkanlığı, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Politikaya atılarak Zafer gazetesinde yazılar yazdı. Birkaç kez DP'den milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. Yayımlanan ilk şiiri, Ankara Lisesi'nden Muhip Atalay imzasıyla Milli Mecmua'da çıkan "Bir Kadına" adlı şiirdir 15 Eylül 1926. Sonra kendi imzası ile çeşitli dergilerde şiirler yayımladı.
Çeşitli dergilerde yayımlanan şiirleri, 1974 yılında İş Bankası Kültür Yayınları arasında, "Şiirler" adı ile çıktı. Ayrıca Tevfik Fikret'in 'Rübab-ı Şikeste' adlı eserini Türkçeleştirerek 'Kırık Saz' adı ile yine İş Bankası yayınları arasında çıktı.
21 Haziran 1980'de Ankara'da vefat etti. Vasiyeti üzerine Sinop'un Salı köyünde toprağa verildi.
Ahmet Muhip, Cahit Sıtkı Tarancı ile şiirde ahenge ve sese önem vermişlerdir. Mesela Kar şiirinde Ahmet Muhip sesi ön plana çıkarırken Olvido adlı şiirinde ne sesi anlama ne de anlamı sese baskın kılmıştır.
Hece şiirinin son kuşağı denilebilecek şairler arasında Ahmet Muhip Dıranas, çağcıl Batı şiirine (Baudelaire, Verlaine) en yakın, kendinden bir iki kuşak sonrası şairler üzerinde, az sayıda şiirle bile olsa, uzun süre etkili olan bir şairdir. O da hocası Tanpınar gibi az yazmış, seyrek yayımlamış, şiirlerini şiire başladıktan neredeyse elli yıl sonra (1974) kitaplaştırmıştır. Gerek Fransız şiiri, gerekse kendinden önceki nesilden ustaları Ahmet Haşim ve Ahmet Hamdi Tanpınar'dan aldığı etkileri sanatına yedirerek özgün bir şiire ulaşmıştır. Hece ölçüsü sınırlarında kalarak ama durak ve vurgu yerlerini değiştirerek gelenekte çağdaşlığı yakalayan, tedaî (çağrışım) gücü yüksek, yurdu, insanı ve doğası ile barışık, alışılmadık deyiş örgüsüyle unutulmaz şiirler yazmıştır. Şiirlerinde aşk, tabiat, ölüm, hatıralar, sığ olmayan bir anlatımla ve düşündürücü biçimde verilmiştir.
Fahriye Abla şiiri, Türk Edebiyatı'nın en ünlü şiirlerinden biridir.
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Gün saltanatıyla bitti mi bir defa
Yalnızlığımızla doldurur her yeri.
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.

Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar
Ve ruh, atılan oklarla delik deşik ;
İşte , doğduğun eski evdesin birden
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
Ve cümle yitìkler , mağlûplar , mahzunlar...
Bekleyeceğim elbette
Gelişini,
Yaşamak başka nedir;
İsterse ta kıyamete
İlle seni
Ki bu aşk başka nedir.
Ahmet Muhip Dıranas
Sayfa 35 - Elips Kitap 2. Baskı
742 syf.
19. yy Rusya'sı...
Rusya için kaos çağı...
Birbirinden farklı siyasi ve ideolojik fikirler, akımlar...
Değişen devir ve buna ayak uydurmakta zorlanan yönetim...
Neticede ileride Rusya tarihinde 300 yıl saltanat sürmüş Romanov hanedanının hazin sonu ile başlayacak yeni devir...
Ama öncesinde Dostoyevski'nin harika siyasi romanı Ecinniler...

***

19. yy Rusya'sındaki belli başlı düşünceler, akımlar:
- Devrimci demokratlar
- Slavcılar
- Batıcılar
- Petraşevski çevresi
- Rus sosyalizmi
- Popülist ideolojiler
- Anarşizm

Tüm bu birbirinden farklı görüşlerin gayri resmi savaşında Dostoyevski, yazarlık kariyerinde de biraz geri plana düştüğü zamana rastgelen periyotta, Petraşevski çevresi ile temasta bulunmuş; bu grubun çalışmalarına katılmış. Sonra önce idam cezası sonra bunun bozulması neticesinde gelen sürgün cezasını almış.

Dostoyevski, eserlerinde izlerini gördüğümüz sosyalizm ile girdiği tartışma veya polemiğin arka planında bu gruptaki arkadaşlarıyla yaşadığı tartışmaların izlerinin olduğu söylenmiş. Dostoyevski'nin bu fikre getirdiği eleştirilerinin temelinde ise sosyalizmin toplumsal adaletten çok, insanı Tanrı yerine koyarak bir düzen kurma gayesi yatmaktadır. Batı düşünceleri ve de sosyalizm yazara göre insanları Tanrı inancından uzaklaştıran başlıca unsurlar olarak görülüyor.


Dostoyevski'nin Ecinniler romanını, üstüne kurguladigi olay ise Necayev'in İvanov'u öldürmesidir. Necayev, anarsizm düşüncesinden oldukça etkilenmiş bir üniversite öğrencisidir. Gelecekteki bir devrim için arkadaşlarını örgütler, hayali bir örgüte arkadaşlarını inandırır. Onu farklı kılan özellik ise uygulamayı düşündüğü yöntemlerdir: Acımasız ve dürüst olmayan yöntemler. Bu çerçevede salt kendi ülküsüne karşı fikirde olduğu ve Necayev'in örgütünün sahte olduğu yönündeki fikirlerinden dolayi başka bir üniversite öğrencisi olan İvanov'u 21 Kasım 1869'da Necayev ve arkadaşları öldürürler. Bir insanı öldürmek hakkının meşru görülmesi hususunda, bu konu Necayev açısından şu şekilde görülür: Onun için söz konusu olan, kendi fikirlerine zarar veren her şeyi yok etme fikridir. Ve bunu uygulamış. Sağ ve sol her çevreden tepki alan olayın baş kişisi olan Necayev, Ecinniler romanında karşımıza Peter Verhovenski olarak, İvanov ise Şatov olarak çıkar. Romanda gerçek adı ile verilen Şigalev ise Necayev'in fikirlerini dayandirdigi tek kişi olmak durumudandir. Şigalevcilik, bir nevi her şeyi yakıp yıkarak herkesi eşitlemedir ancak eşitliğin sonucunda bir diktatörlük vardır. Çünkü insanlar ikiye ayrılır bir nevi bu akımda, sürü ve yönetenler. Kitapta bunun geçtiği yerlerde aklıma Platon'un ideal devlet düzeni gelmişti.

Bunlara ek olarak liberal Batıcılar'i temsil eden bir karakter de vardır: Peter'in babası Stepan Trimofic Verhovenski. Dostoyevski, 1860 nihilistlerinin, 1840'lardaki radikal idealistlerin sonucu olduğunu düşünmüş ve bu karakteri de bu doğrultuda oluşturmusa benziyor.

Romanın üst planında her zamanki gibi çeşitli entrikali olaylar mevcut durumdadır. Ben bunlara deginmeyecegim yine. Ancak kitabı okurken hissettiğim yoğun karmaşa ve kaos haliydi. Dostoyevski adeta yer yer beni sıkan o olaylar zincirinde 19. yy Rusya'nın hissiyatini okuyucuyla geçirmeyi hedeflemis gibi ve bunu başarmış. Bu yogun kaos ortamında Peter Verhovenski'nin çetesinin Şatov'u kendi fikirlerine düşman bildiği ve de kendilerini ihbar edeceğini düşündüğü için öldürtme amacı vardır. Tabi arka planda da temel hedef gelecekteki devrimin mini provası var diyebiliriz. Şatov demişken bu karaktere egilelim biraz:

Şatov karakteri, yazardan izler barındıran bir yapıdadır. Dostoyevski gibi Şatov da bir zamanlar toplumcu(Petraşevski çevresi) olmuştur. Dostoyevski gibi değişime uğramıştır, nihilizme karşı safta yer almış ve Slavci olmuştur. Rusya'nın kurtulusunu ne Batı'da ne de nihilist ve sosyalist akımlarda görür. Nitekim "Ben Rusya'ya inanıyorum." der. Devamında Rus Tanrisina, Rus ortodoksluguna. İsa çevresinde toplanacak halkın İsa'nın onların maneviyatinda yer edip birlik beraberliğini sağladığı bir temel oluşturup ayağa kalkacagini düşünüyordur. Bu pasajlarda, tarihte her milletin kendi milli Tanrısı olduğu ve olmasi gerektiği söylenir ve böyle olduğunda bir milletin diğer milletlerin Tanrılari ile kavga edilme hedefi çerçevesinde geliştiği söylenir. Tabi burada amaç savaşmak değil bence, meşhur dış güçlere karşı birlik olma duygusunun verilmesidir.

Peter Verhovenski devriminin başına ise yeni bir Çar düşünür. Bu da Dostoyevski'nin kitaplarında hidayete erdirdigi karakterlerinden biri diyebileceğimiz ve idealize etmeye çalıştığı hedef insanının bu romandaki prototipi Stavrogin'dir. Stavrogin, geçmişinde gerek özel hayatında gerekse düşünsel hayatında gelgitler ve sorunlar yaşamış ve boşlukta sallanan bir durumdadır. Sanki herkes onu kendi açısından kurtarıcı olarak görüyor gibidir. Romanın odak noktasinda bulunur ancak kendisi ise içten içe inancı aramaktadır. Düşünsel hayatının bir döneminde bu devrimci gençleri etkilemiştir. Ancak iki farklı şekilde etkilemiştir. Bir uçta Peter diğer uçta ise Şatov. Nitekim Şatov kendisini şaşırtanin nasıl olur da bir insan iki farklı düşünce çerçevesinde insanları şekillendirir noktasıdır. Ancak buna karşın Peter gibi Şatov da Stavrogin'i bir nevi kurtarıcı olarak görür. Stavrogin'i akıbetini kitabı okuyunca kendinizin görmesini söyleyip, kitabın felsefi faktörü olan Kirillov karakterine geçmek istiyorum.

Peter'in planında Şatov öldürülünce suç Kirillov'a yikilacaktir. Ancak garip olan bunun yapılış şeklidir: Kirillov, Şatov'un öldürülmesinin akabinde arkasında bir not bırakarak intihar edecektir. Bunu Kirillov kendisi istemektedir. Kirillov'un geçtiği pasajlar Dostoyevski'nin her kitabında varolan varoluşsal sancılardan ve sorgulamalardan birisidir. Kirillov'a göre Tanrı var olmalıdır ancak yoktur. Tanrı insanının acılarının ürünüdür. İnsanın düşmanını kutsallastirip pasifize etmesidir. Ancak insan acılarını kabul edecektir ve Tanrının olmadığının farkına varacaktir. O zaman mutlak kaos olacaktır. Bunu fark eden özgürlesecektir bir nevi ancak bu durumda insanın elinde intihardan başka yüce yol kalmayacaktir. İşte bu noktada Kirillov öncü olmak ister. Öncü olup insanlara yeni bir yol açmak: Kendini öldür ve özgür ol, insan- Tanrı ol. Tanrı yoksa Tanrıyı var et; kendin Tanrı ol.

Sonuç olarak: Farklı farklı akımlar ve fikirlerin kavgasında Rusya'yı kurtaracak filizin yazara göre Rus'larin milli tanrısı etrafında kurulacak düzende sağlanacağı yorumu yapılabilir. Bu esnada kitabın isminin de kaynağı olan Luka incilinden şu pasaji vermeliyiz: ‘...cinler bu adamdan çıktılar, domuzlara girdiler, sürü de uçurumdan aşağı, göle atılıp boğuldu. Onlar da vaki olanı görmek için dışarı uğrayıp İsa’ya geldiler; kendisinden cin çıkmış olan adamı, İsa’nın ayağı dibinde, giyinmiş ve akıllanmış olarak oturmakta buldular ve korktular...’

Cinlerin içinden çıktığı insanlar Rus halkıdır. Güçsüzlükleri ve her türlü hataları ile bu Rus halkı İsa'nın ayağı dibine oturmali ve bu şekilde iyileşmelidir.


**

Kitap, Dostoyevski'nin büyük eserlerinden olmasına karşın fazla ilgi görmemiş gibi geldi. Kitaba insanların ilgisini çekebilirim belki bir ölçüde ve okumak isteyenlere kitabı okurken faydali olacak birtakım bilgiler vermiş olurum diye umuyorum. Ayrıca kitabı okumadan evvel romanın geçtiği zamanki Rusya hakkında araştırma yapmanızdir. Nitekim siyasi kitaplardan önce bunun yapılması elzem gözüküyor yoksa kitabın okunmasının ve de kitaptan sağlanacak faydanin verimi düşüyor. Diğer tavsiyem de Albert Camus'un, Dostoyevski'nin bu romanını oyunlastirdigi Ecinniler oyununu okumanizdir. Nitekim incelemeyi yazarken faydasını gördüğüm bir eser oldu o da.


Keyifli okumalar.


Bir ekleme ancak kitap hakkında bilgi içerecek bir ekleme olacak:

Dostoyevski'nin bu eserindeki idealize edilmeye çalışılan prototipi Stavrogin karakterinin akıbeti intihar ile sonuçlanır. Stavrogin, yukarıda biraz degindigim gibi farklı fikirlere sahip olmuş ve bu fikirler çerçevesinde de idealist insanlar yetişmesine neden olmuş. Ancak bu fikirlerin neticesinde kendisinde tahribat yaşanmış. Özel hayatına da yansıyan tahribatlar... Aynı zamanda bu karakterden iki farklı görüş kurtarıcı olmasını beklemektedir. Ancak kurtarıcınin öncelikle kurtarılması gerekmektedir. Bir yerde inanirsam intihar ederim demişti zannederim. İyi takip edecek olursak, boşlukta sallanan potansiyel barındıran bir insandır Stavrogin. Kitap boyu yaşanılan olaylar neticesinde anlıyor ki kendisi kurtarıcı değildir. Salt kendini kurtarabilmistir inancı bularak. Ancak başkalarını kurtaracak bir kişilik değildir. Onun intiharı bir nevi Dostoyevski'nin kurtarıcı olarak idealize edilmiş İsa'sinda bir deneme gibidir. Üzerine etüt edilmiştir. Stavrogin karakteri bünyesinde bir kişi kurtarılmistir. Ancak tüm Rus halkını kurtaracak milli İsa ise Karamazov Kardeşler'deki Alyosa olacaktır.
189 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Ahmet Muhip Dıranas
Sinop'lu şairimiz. Sinop'lu olmasından mütevellit bir yakınlık oldu zaten ister istemez. Sonra biraz daha araştırdım bizim ilçeden ve sonra da yan köyden olduğunu öğrendim. Biraz daha araştırsam akraba çıkabilirdik herhalde :) Neyse konumuz bu değil :)

Edebiyatta bazen yazarların, şairlerin ne anlattığından çok nasıl anlattığı ile ilgilenir bazı kişiler. Ben de biraz öyleyim sanırım. Nasıl anlattığı, dili nasıl kullandığı sanki biraz daha ön plana çıkıyor benim için. Buna en iyi örnek çok sevdiğim Hasan Ali Toptaş'ı verebilirim. Ahmet Muhip Dıranas da döneminde söz ustası olarak bilinen şairimiz.

Şiirlere baktığımızda doğa, tabiat, ağaçlar, dağlar, deniz, vs. ön plandadır. Bunda Sinop' un ve askerliğini yaptığı Ağrı'nın da etkisi var. Gözlem yeteneği çok güçlü bir şair.

Dıranas köyü için
“Yaz kış yemyeşil ormanı, berrak akarsuları ile pek güzel ve şirin bir köydü. Tabiat burasını en güzel renkleri ve manzaraları ile süslemişti.” diyor. Doğduğumuz, büyüdüğümüz, yaşadığımız bölgenin hayatımızın gidişatı hakkında ne kadar önemli olduğunu da görüyoruz burada. Gerçi kişi istedikten sonra kişi bulunduğu yeri cennete de cehenneme de çevirir orası ayrı bir mesele ama yine de "Coğrafya Kaderdir" sözüne atıfta bulunarak, ben doğduğumuz büyüdüğümüz çevrenin yaşantımıza yön verme konusunda son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Bazen istesek de olmaz çünkü.

Şöyle bir bilgi edindim.
"Ebru Özçalışkan ise Dıranas’ın söz varlığını oluşturan 9601 kelimeden 410’nun dünya, gökyüzü ve hava olaylarıyla, 352’sinin evren, zaman ve mevsimlerle, 146’sının bitkilerle,
96’sının denizle alakalı olduğunu tespit etmiş ve bu varlıkların onun şiirlerinde çokça yer almasının tabiatla iç içe geçen çocukluğuyla bağlantılı olduğunu vurgulamıştır." (Özçalışkan 2006: 436, 438-439)
Gerçekten de ilginç bir bilgi.

Okuduğum kitap Kültür Bakanlığı Yayınları 1990 baskısı. Onun girişinde kitabı eşine armağan ettiğine dair bir not var ve içinde kitapta savaş sözcüğünü bulamayacaksın diye bir yazı var. Bu da şairin hayata, yaşama nasıl baktığını gösteriyor. Ayrıca bu basımda ciddi manada ön araştırma yapılmış. Yazarla ve şiirleriyle ilgili detaylı incelemelere yer verilmiş. Şairi tanıma adına çok faydalı olacaktır. Okuyacaksınız bu basımdan gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.
Merak edenler için notu buraya ekliyorum. https://i.hizliresim.com/DY3gBv.jpg
161 syf.
Kelimeleri ilmek ilmek işlenmiş, her bir cümlesi yürekten akan damlalarla süslenmiş, duyguları çok iyi aktaran ve okurken hissettirip, aynı duygulara götüren bir kitap.
261 syf.
·5 günde·8/10
Önemli bir şairimizden hemen hemen tüm eserlerinin yer aldığı bir eser.

Şiirleri hem yazarın yazdığı halde verilmiş hem de Türkçesi verilmiş.

Düzenleyen Ahmet Muhip Dranas

Açıkçası çeviriyi pek iyi bulamadım. Çünkü hem anlatım hem cümle karışıklığı vardı.
161 syf.
·Beğendi·8/10
"Bir gün, laf arasında, bana: 'Bir beşik gibi sallanır dünya, rahat uyusun diye bütün çocuklar..' gibi bir söz söylemiştin. O gün bu gün düşünürüm ki, insanların barışını ve evrensel sevgiyi daha özge bir biçimde anlatmak kabil değil. Ben yaşantımı şiire, şiirimi de bu sevgiye verdim. Sanırım, kitapta savaş sözcüğünü bulmayacaksın. Kaldı ki, esimim senden gelir. Onun için, kitabı, sevinerek, sana armağan ediyorum; sana ve bu inançla yaşayanlara, ölenlere.."

Ahmet Muhip Dıranas, Münire Hanım'a adadığı kitabına bu kelimelerle başlıyor. Dünya üzerinde böyle güzel insanların şiiri böylesine sahiplenmesi, Edebiyat'ın yaşam kaynağı. Yani demem o ki, ilk kafiyeye denk gelip bulan şahıs bir savaşta amansız bir ok yarası alıp ölseydi, bugün bütün düzyazı eserler hepimiz için birer hukuk kitabı olurdu. Kimine göre abartıyor olabilirim, fakat her düşünce saygıya muhtaçtır.

Şiirlerinde biçime fazlasıyla önem vermiş, çoğu şairimiz gibi Charles Baudelaire etkisinde kalmış olan Ahmet Muhip, sesin ve ahengin düğününde kafiyeyi dansa kaldırmış. İşte öyle bir kitap.
161 syf.
·Beğendi
Şiirler/ Ahmet Muhip DIRANAS

Geçen gün sevgili dostum @fatihhmutlu TRT arşivinden Cemal Süreya'nın seslendirmiş olduğu Kar adında bir şiir paylaştı, şiirden mi şairden mi bilmiyorum ama çok hoşuma gitti, hemen şiir defterimde arattım ve şiirin Ahmet Muhip DIRANAS'a ait olduğunu gördüm. Ertesi gün @tarikbugra_anadolulisesi kütüphanesinde kitaplara göz atarken şairimizin "Şiirler" adlı kitabına tevafuk ettim ve hemen aldım, okudum. Fahriye Abla'dan Ağrı, Olvido ve Serenad'a kadar pek çok güzel şiiri var ama favorime eklediğim şiir "Kar" şiiridir.


Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan,
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan
Sesin nerde kaldı? kar içindesin!

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni, uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram...
Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır - tek, tenha - bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın...




Tavsiye eder miyim?

Farklı zamanlarda da olsa kendisiyle aynı topraklarda doğup büyüdüğümüz hemşehrim Ahmet Muhip DIRANAS'ı tabiki #tavsiyeederim
161 syf.
Şiir okumaya başladığımdan bu yana bir çok şairi tanımaya çalıştım. Çoğunun adını ve birkaç şiirini okul zamanlarında duymuştum. Lakin Ahmet Muhip Dıranas’ı ve şiirlerini duyduğumu hatırlamıyorum. KPSS için kitap almaya gittiğimde gözüme çarpmış. Böylece almıştım. Yavaş yavaş okudukça bazı şiirlerin tanıdık geldiğini gördüm.

Kitabın başında Münire’ye hitap ettiği o kısa yazıdan zaten çok seveceğimi anlamıştım. Fahriye abla, Olvido, Seranad çok sevilen şiirleriymiş. Ben de sevdim. Bunların yanında Gece, Yağmur, Bir Zamanda, Ağıt, Biraz daha ve diğer şiirlerini de beğendiğimi belirtmek isterim. Beni en çok etkileyen ise Dağlara şiiri. Kamp yapan gününü dağlarda geçiren insanlara ithaf edilmiş gibi duruyor.

Dil olarak oldukça açık bir anlatıma sahip olduğunu düşünüyorum. Dediği gibi kitapta savaş sözcüğü ile karşılaşmıyoruz. Dağ, bulut, toprak, hayvan isimleri gibi kelimeleri oldukça çok kullanmış. Ümit Yaşar’a ithaf ettiği bir şiiri de var. Yine tam da beni anlatıyor deyip altını çizdiğim dizelere dolu bir kitap.

Keyifle okuyun…
170 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden.
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.
...
Türk şiirinde Cahit Sıtkı ile birlikte yeni bir çağ başlatan Dranas, sade,anlaşılır, akıcı dili ile ses ve şekil güzelliğine önem vererek kaleme aldığı bu yapıtı umarım beğenir, onun anlatmak istediklerini anlamaya çalışır, duygularını içinizde hissedersiniz.
Herkese keyifli okumalar. Kitaplarla ve sağlıcakla kalın.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Muhip Dıranas
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Sinop, Türkiye, 1909
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 1980
Ahmet Muhip Dranas (d. 1909, Sinop; ö. 21 Haziran 1980, Ankara) Türk şair, yazar.

Hayatı

1909 yılında Sinop'un Salı köyünde dünyaya geldi. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdi. Lisedeki edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar, şiir sevgisinin gelişmesinde etkili oldular. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı(1930-1935). Ankara Hukuk Fakültesi'ne iki yıl devam ettikten sonra İstanbul'a gitti, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi ve burayı bitirdi. Güzel Sanatlar Akademisi Kütüphane müdürlüğü yaptı. Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi resim yardımcılığında bulundu.
1939'da Ankara'ya döndü ve CHP Genel Merkezi'nde Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları'nı yönetti. Ağrı dolaylarında askerlik görevini yaptıktan sonra, Ankara'da Çocuk Esirgeme Kurumu Yayın Müdürü, Kurum Başkanı (1957-1960), daha sonra İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi oldu. Devlet Tiyatrosu Edebî Kurul Başkanlığı, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Politikaya atılarak Zafer gazetesinde yazılar yazdı. Birkaç kez DP'den milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. Yayımlanan ilk şiiri, Ankara Lisesi'nden Muhip Atalay imzasıyla Milli Mecmua'da çıkan "Bir Kadına" adlı şiirdir 15 Eylül 1926. Sonra kendi imzası ile çeşitli dergilerde şiirler yayımladı.
Çeşitli dergilerde yayımlanan şiirleri, 1974 yılında İş Bankası Kültür Yayınları arasında, "Şiirler" adı ile çıktı. Ayrıca Tevfik Fikret'in 'Rübab-ı Şikeste' adlı eserini Türkçeleştirerek 'Kırık Saz' adı ile yine İş Bankası yayınları arasında çıktı.
21 Haziran 1980'de Ankara'da vefat etti. Vasiyeti üzerine Sinop'un Salı köyünde toprağa verildi.
Ahmet Muhip, Cahit Sıtkı Tarancı ile şiirde ahenge ve sese önem vermişlerdir. Mesela Kar şiirinde Ahmet Muhip sesi ön plana çıkarırken Olvido adlı şiirinde ne sesi anlama ne de anlamı sese baskın kılmıştır.
Hece şiirinin son kuşağı denilebilecek şairler arasında Ahmet Muhip Dıranas, çağcıl Batı şiirine (Baudelaire, Verlaine) en yakın, kendinden bir iki kuşak sonrası şairler üzerinde, az sayıda şiirle bile olsa, uzun süre etkili olan bir şairdir. O da hocası Tanpınar gibi az yazmış, seyrek yayımlamış, şiirlerini şiire başladıktan neredeyse elli yıl sonra (1974) kitaplaştırmıştır. Gerek Fransız şiiri, gerekse kendinden önceki nesilden ustaları Ahmet Haşim ve Ahmet Hamdi Tanpınar'dan aldığı etkileri sanatına yedirerek özgün bir şiire ulaşmıştır. Hece ölçüsü sınırlarında kalarak ama durak ve vurgu yerlerini değiştirerek gelenekte çağdaşlığı yakalayan, tedaî (çağrışım) gücü yüksek, yurdu, insanı ve doğası ile barışık, alışılmadık deyiş örgüsüyle unutulmaz şiirler yazmıştır. Şiirlerinde aşk, tabiat, ölüm, hatıralar, sığ olmayan bir anlatımla ve düşündürücü biçimde verilmiştir.
Fahriye Abla şiiri, Türk Edebiyatı'nın en ünlü şiirlerinden biridir.

Yazar istatistikleri

  • 150 okur beğendi.
  • 322 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 139 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları