Ahmet Şerif İzgören

Ahmet Şerif İzgören

Yazar
8.3/10
2.839 Kişi
·
9.816
Okunma
·
1.110
Beğeni
·
19.083
Gösterim
Adı:
Ahmet Şerif İzgören
Unvan:
Yazar, Konuşmacı, Kişisel Gelişimci
Doğum:
İzmir, 1965
1965 yılında İzmir’de doğdu. 1983 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ni, 1987’de Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dilbilimi Bölümü’nü bitirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde üsteğmen rütbesine kadar görev yaptı.

1991 yılında ordudan istifa etti. Aynı yıl Ankara Üniversitesi TÖMER Bursa Şubesi’ni kurdu ve bu şubenin müdürü olarak dört yıl görev yaptı. Bu dönemde, Bursa’nın ilk kültür merkezini açtı. Türkiye’nin tek çeviri dergisini çıkarttı. On altı tiyatro, müzik, resim kulübünün fahri başkanlığını yaptı.

1995 yılında özel sektöre transfer oldu; iki ayrı firmada genel müdürlük yaptı. 1996 yılında AIESEC Yüksek Danışmanlar Konseyi Üyesi olarak hizmette bulundu. İngiltere (Sunley Management Center) ve Türkiye’de zaman yönetimi, finans, liderlik, beden dili, işletme yönetimi ve yönetim modelleri, satış ve pazarlama, iletişim, şirket fonksiyonları, karar alma teknikleri, stres yönetimi, motivasyon, yaratıcı liderlik, benchmarking vb. konularda birçok seminere katıldı ve eğitim aldı. Daha sonra bu alanlarda yurt içinde ve yurt dışında eğitimler verdi. Liderlik, takım çalışması, yönetim ve iletişim alanında yurt dışı da dâhil olmak üzere birçok üniversite ve platformda 500’ü aşkın seminer verdi. Hâlen bu konularda Türk ve yabancı birçok kuruluşa, eğitim ve danışmanlık hizmeti vermektedir.

İzgören, çalıştığı kurumlarda değişim yaratması ve sistem oluşturmasıyla tanındı. Kurucusu olduğu Academy International / İzgörenAkın Eğitim ve Danışmanlık firmasının 1996’dan beri; ELMA Yayınevi’nin (Akademi Artı Yayıncılık AŞ) 1999’dan beri Yönetim Kurulu Başkanlığı görevindedir. Sekiz tanesi iş ve yönetim ile kişisel gelişim konularında olmak üzere on iki kitabı yayımlanmıştır. Bunlardan dokuz tanesi on binin üzerinde satılmıştır.

Türkiye'de konusunda çalışan bir bilirkişi.
"Ne gülüyorsun deli gibi" deriz ya aslında psikolojik problemi olanların %90'ı somurtur. Aklınızda hiçbir şey yoksa gülümseyin, herkes "Ne düşünüyorsunuz" diye merak eder. Gülümsemek zeka belirtisidir.
Derler ki konuşmaktan zevk alacağın biriyle evlen, çünkü yaşlılıkta konuşmak ve dinlemek en çok arayacağınız özellik olacaktır.
"Henry ford "İnsan öğrenmeyi bıraktıgı gün yaşlanır."diyor.
Biz bu ûlkede;
-18 yaşında yaşlanmaya başlıyoruz.
-30'larda ölüyoruz.
-70 yaşinda gömülüyoruz.
"Bu kitabı niye yazdım? ... Bu ülkede 400.000 kahvehane, 15.000 meyhane ve 131 kütüphane olduğunu gördüm."
Üniversitelerde, okullarda önce dersleri alırsınız, sonra sınav olursunuz. Gerçek hayatta tam tersidir; önce sınav olursunuz sonra ders alırsınız.
Günümüz Türkiye'sinde üniversite mezunlarının %70'i mezun oldukları alan dışında çalışıyorlar. Böyle korkunç bir şey olabilir mi?
Dinlemek zekâ belirtisidir, konuşmak değil. İnsanlar ağızlarıyla söylediklerini kulaklarıyla duysalardı çok daha az konuşurlardı.
"Ahmet Şerif İzgören'in yaşadığı ve İngiliz profesörlerden haftalarca öğrenemediğim şeyi bir taksiciden 5 daikada öğrendim diye tarif ettiği bir hayat dersi...
"Toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara'da Bakanlıklar.

Diyelim ki, taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım.

Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya! taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarda, inmemek için debelenirsiniz.

Tam o sahne olacak. Şoför, para üstü varmı diye aranmaya başladı.

"Üstü kalsın kardeşim" dedim.

Döndü bana doğru

"Vaktin varmı ağabey?" dedi.

"Evet" dedim (tek ayağım hala dışarda)

Dörtlülere bastı,trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Önde bir büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 Krş uzattı. Belli ki para bozdurmuş.

"Birader" dedim, "9.75 değil, 10.50 yazssa istermiydin 50 krş.benden?"

-Ne alacağım ağabey 50 krş.u

-Peki niye gittin 25 krş.için o kadar uğraştın, üstü kalsın demiştim.

Döndü bana, attı kolunu arkaya :

-Vaktin varmı ağabey

-Var

-Çek kapıyı o zaman

Muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız.

5 dk.konuştuk. İngiltere'de profösüründen, bilmem kiminden eğitimler aldım. O taksicinin 5 dk.da öğrettiklerini, ingiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.

Ağabey biz Keçiören'de 5 kardeşiz. Babam rençberdi benim, günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa, biz eve gelişinden,yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize"Durun kalkmayın" derdi.Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.

"Aha" dedim, "Bizim meslek", seminerci.

- Ne anlatırdı baban

- Hayattta nasıl başarılı olunur?

O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor.

-Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantalonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp "Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın" diye anlatırken, biz de gülerdik. Annem kızardı, "Babanızla alay etmeyin.O, hem dürüst hem de çalışkandır" derdi. Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı,kumar falan oynatırdı. Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı,hep o ikisinin eskilerini kullandık.O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık çünkü bize bahşiş verirdi.Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak getire. Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü, yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartıman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktıbiliyormusunuz?

-Ne bıraktı?

-Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı : "Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın..."falan filan. Ağabey aradan 15 yıl geçti, diğer 2 kardeş cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı.

Biz 5 kardeş, beşimizin Keçiören de taksi durağında birer taksisi var hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var. Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :

"Asıl mirası bizim baba bırakmış."

Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri,taksimetrenin yazmadığı 10 krş.u evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah'a şükür.

Çok duygulandım, veda ettim, tam ineceğim:

-Dur ağabey,asıl bomba şimdi.

-Nedir bomban?

-Nerede oturuyoruz biliyormusun? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.

Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar."
Sabah uyandım. Ayılana kadar kahvaltı öncesi hafif bir şeyler okuyayım gözüm açılsın dedim. İsmi ilginç geldi. Sabah sabah mizah kitabı okunmaz ki anacım sen ne yapıyorsun dedim kendi kendime.

Madem kitabı açtım bir kaç sayfa okuyayım da arkamdan ağlamasın dedim. Hıdır abimiz memurmuş. Çeşitli sebepler yüzünden hak ettiği göreve gelemiyormuş. Bütün düşüncesi orijinal şahin arabası ve şef olmak. Şef olacak mı Arabanın orijinalliği bozulacak mı diye beklerken birde ne göreyim kitap bitti.

Ayılmak mı, bomba gibi oldum bomba. Getirin 13000 küsur sayfalık Artamene ou le Grand Cyrus romanını akşama bitireceğim.





Kitaptan hoşuma giden bir Anektod yazmak istedim.

Adamın biri süpermarkette yarım elma almak istiyor. Tezgahtarla kapışıyorlar, tezgahtar müdürün yanına gidiyor,
“İçeride bir hayvan var. Bu elmanın yarısını almak istiyor” diyor. Bakıyor müdür sessiz; arkasını dönüyor. Bu müşteri arkasında. Adamı görünce
“Bu beyefendi de diğer yarısını almak istiyor” diyor.
Neyse adama veriyorlar elmanın yarısını, adam gidiyor.
Müdür diyor ki “Amma akıllı adammışsın sen. Nerelisin bakayım?”
O da “Brezilyalıyım abi” diyo.
Müdür “Yav ne işin var Türkiye’de, yaşasaydın ya Brezilya’da” deyince, bizimkisi
“Müdürüm, Brezilya’da ya futbolcu olursun ya da hayat kadını. Başka da bir şey olamazsın” diyo.
Müdür “Yalnız benim karım da Brezilyalı” deyince bir sessizlik hüküm sürüyor; bizimki soruyor:
“Abi, yenge hangi takımda oynuyor?”
Bir solukta okunabilecek bir kitap. Bazen kendimi bulmama yardımcı olan,bazen gülümseten,bazen düşündüren,samimi,içten güzel bir anlatım.Yazar sanki karşimizda oturuyormuşda anlatiyormuş gibi sohbet havasi olmasi daha anlaşilir olmasini sagladi herkese tavsiye ederim.
Sürekli ismini duyduğum ve bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine ondan ödünç alıp okuduğum bu kitapta ne yazık ki yapılan övgülerin karşılığını çok da göremedim. Birkaç basit ve dayanaksız fikir üzerine oluşturulmuş ve bolca örnek hikayeyle süslenmiş bir çocuk kitabından fazlasını ne yazık ki bulamadım. Zaten kitabın isminden de çocuklar için yazılmış olduğu çıkarsaması rahatlıkla yapılıyor, bu yüzden beklentiyi yükselten ben hatalıyım sanırım.
Genel olarak kişisel gelişim kitaplarına bakarsanız; iş yaşamında, özel yaşamda başarı, zengin olma, her istediğinin gerçekleşmesi gibi vaatlerde bulunan, çoğunlukla bu vaatlerin hiçbirini gerçekleştiremeyen, gerçekleştirmesinin bile kısa süreli bir 'gaz verme' biçiminde olduğunu görebilirsiniz. Peki neden tutuyor, bu kadar satılıyor derseniz ona da bir açıklama var tabiki : Umut satmak. Kim zengin olmak, mutlu olmak, hayallerini gerçekleştirmek istemez ki diye bir soru yönelteyim kabul ederseniz? Kısa yoldan zengin olmak istiyorsanız kişisel gelişim kitaplarında yazanları yapmak yerine siz de bir tane yazın, inanın çok kolay. Kelime dağarcığı bile birkaç yüz kelimeyi geçmeyen bu tipte kitapları yazmak için niteliğe falan da gerek yok.
Sonuç olarak para kazanmak için ve bu kaygıyı güderek yazılmış olan bu kategorideki kitapları almayın. Neden mi? Çünkü öyle güzel kitaplar özellikle de 'klasikler' var ki siz bunları okuduğunuzda farkında olmasanız da bambaşka bir insan oluyorsunuz, kişiseliniz zaten gelişiyor :) Bunlarla kısacık ömrünüzün güzel vakitlerini boşuna harcamayı akıllıca bulmuyorum. Dolu okumalar.
SPOİLER;









Kitabı okuduğum süre boyunca,içim umut doldu.Okuduklarım beni çok mutlu etti.Bittiğinde ise ''Vaybe nereden ,nereye gelmişiz'' dedim. Anlatayım nereden nereye geldiğimizi ve kitabın ne anlattığını.

Kütüphane'de devlet memuru olarak çalışan Mustafa Güzelgöz, ''Saatimi doldurayım,maaşımı alayım'' mantığında olmadığı için özveri ile çalışır.Biner eşeğine köyde ki çocuklara kitap taşır. Çocuklara kitap sevgisini aşılar,okuma,yazma oranını arttırır.Eşek kadar olamayanlar tarafından görevden el çektirilir.Fakat sonunda bir kitapta benim karşıma çıkar.Üstelik müzesi de varmış,utandım kendi adıma bu hikayeyi yeni öğrendiğim için. Ve kızdım çok bilip eğitim sistemini sürekli değiştirenlere,Milli Savunma Bakanını,Milli Eğitim Bakanı yapanlara,tüm bunları yaparken lütfedip de Mustafa Güzelgöz'e müfredatta 2 cümle yer vermeyenlere.

Emniyet müdürümüz, Akif Aktuğ Antalya'nın Güneydoğu'dan en çok göç alan bölgesinde İstiklal Marşı söylenemez halde iken ''Polikart'' diye bir kart çıkartır.Kurallara uyan,çocuklara birer adet verir.Çocuklar bu işi çok sever.Karakola gelip polislere çizdikleri Türk Bayrağı resimlerini verir.Bazen oturup beraber çay içerler. Oturduğu yerde ''TOMA 1 müdahale et'' anonsu geçmez Devletini,ülkesini,milletini sevdirmenin yollarını arar.

Aşık Veysel gözleri görmese de gözlerin görebileceği en güzel işlerden birini yapar. 1960'larda daha önce hiç ağaç dikilmemiş köyüne,gider bir ağaç diker.

Doktor olan Üstün Üzer devlet hastanesinde çalıştığı süre boyunca kanser olan çocukların parasızlıktan tedavi olamadığını görür.Gider şuan da binlerce çocuğun tedavisini sağlayan ''LÖSEV''i kurar.

Bu kitaba ne kadar da yakışmış Necip Fazıl'ın ''Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.'' sözü.
Böyle güzel şeyler var işte kitapta. Bulunduğu durumun zorluklarına rağmen, güzel işler yapmaya çalışanlar,katkı sağlamaya çalışanlar var.

Şimdi de Nereye geldiğimizi anlatayım. Kitabı okurken Yılmaz Özdil'in İsim,Şehir,Hayvan kitabı geldi aklıma. Kitapta şöyle bir kısım var;

''Ümmühan.7 yaşında.
Balıkesir Burhaniye'nin Cumhuriyet İlköğretim Okulu'nda öğrenci.
Bir konferans düzenlendi bu okulda... Sivil Savunma Konferansı... Konusu, "deprem olursa, neler yapmalıyız" falan... Kellifelli yöneticiler gelmiş, çocuklar soracak, onlar da cevaplayacak, doğruları öğretecek. Amaç bu...
Ümmühancık parmağını kaldırıyor.
Soruyor:
"Deprem olursa, fakirleri de kurtarırlar mı?"

İşte geldiğimiz nokta bu. 7 yaşında ki çocuğun bile hissettiği Eşitsizlik,Adaletsizlik.

Elimde olsa bazı kitapları okumayı zorunlu hale getirirdim.
Onlardan biri de bu kitap olurdu kesinlikle.Daha önce bahsetmiştim,Türkçe Öğretmenim sayesinde tanıdım Ahmet Şerif İzgöreni. Bize zorla okutturduğu adam sayesinde bugün yine çok şey öğrendim.Böyle olabilmiş güzel öğretmenlerimizi anlatır.

Doktor,imam,polis her meslek grubunun,her insanın,her vatandaşın yaptığı güzellikleri anlatıyor kitap ve yine aynı grupların yapmadıklarını!
Kitabı okumama vesile olan https://1000kitap.com/sanatcimsi’a sonsuz teşekkürler. Güler yüzün ve temiz kalbin her vakit daim olsun.

Kişisel gelişim kitapları doğru yazarların elinden çıkmış ise gerçekten ilim, irfan ve bilgi yuvasıdır. Bu kitapta bunlardan bir tanesi. Sizden zaman götürür sadece ancak getirisi çok büyük olabilir. Kulak vermenizde her vakit fayda vardır.

İçerisinde muazzam hikâyeler var. Kimisi ibretlik, kimisi ise düşündürücü. Hikâyelerin çoğu bildiğim hikâyelerdendi. Bunu ise kitabın basım yılının 2002 olmasına bağlıyorum.

Yazarın kendi hayatıyla da örnekler verdiği ve gözlemlediği hayatı bize akıcı bir dille anlatmış olup, sıkmadan ara ara tebessüm ettirerek kitabı bitirmenize vesile olmaktadır. Konuları 23 madde olarak sınıflandırmış, hepsinin başına bir hikâye ekleyerek bizlere sunmuştur.

Ben kurgu ve anlatım sebebiyle, bilgilerin doğruluğunu kendi ideal ve görüşlerimde tıpkı düşüncelerim gibi dediğim için kitabı çok sevdim. Sizlerin de seveceğinizi düşünüyorum. Lütfen önce kendinize, sonra da değer verdiklerinize kitabı okutun.

Sevgi ile kalın…
Ahmet Şerif İzgören ile tanışmam zamanında seminer videolarını izlemem ile olmuştu.Ve o günden beri sempatim devam ediyor bu yazara.Bir seminerine de katılmış biri olarak,kişisel gelişim konusunda nam yapmış yazar,kişisel gelişim uzmanı,kaliteli bir kişilik olarak kısaca bu yazarımızı özetleyebilirim.

Kitabın içeriğine gelirsek çoğu kişisel gelişim kitabında da görebilceğimiz gibi yazar bizlere Ben kimim?ulaşmak istediğin hedef?hedefe ulaşmandaki gayret? gibi soruları sorarak ve açıklayarak ilerleyen bir eser.Hayatta hedef belirlememizi,hayallerimizi ve onlara ulaşmak için bizi harekete geçirecek motivasyonu bizlere fazlasıyla verecektir bu kitap.

Bizler,Yaşam sürdükçe böyle insana kendini yenileme fırsatı sunan kitapları zaman zaman okumalıyız diye düşünüyorum.Mutlaka faydası oluyor,kamburlaştığımız zamanlarda kendimize gelmemizi sağlıyor bu tarz kitaplar.

Kitapta her bölüm içinde kısa kısa hikayeler yer alıyor.Bazı hikayeler tanıdık ve alıntı olarak gelsede okuduğumuzu bizlere bazen duygulandırarak,bazen ' vay be ! ' dedirterek daha hisli bir şekilde geçmesini sağlıyor.

Bu yazarın 5 kitabını okumuş biri olarak 6. kitabınıda seve seve okuyacağımı söyleyebilirim.Ve sizlere de bu kitabı okumanızı tavsiye ederim arkadaşlar.Mutlaka meyvesini yersiniz bu kitabın.

İyi okumalar
Normalde kişisel gelişim kitaplarını okumam, sevmem, zaman kaybı görürüm. Fakat bu kitap gerçekten iyi. Tavsiye ederim. Ben de kişisel gelişim kitaplarını sevmeyen birinin tavsiyesi üzerine aldım. Yani bu tavsiyeye güvenin :) keyifli okumalar..
Yazar insanların hayatında faydalı olacak, gerek kendi hayatından örnekler vererek gerekse kısa hikayelerle kitabı gayet sıkılmadan okuyabilmemizi sağlamış.Yazarın seminerler verdiğini ve insanlara yararlı olacak faliyetler yaptığını bu kitabı okumadan önce bilmem bana avantaj sağladı.Kitaba yabancı kalmadım.Kesinlikle keyifle okuyabileceğiniz kimi zaman kendinizi sorgulayacağınız kimi zaman da günlük yaşantılarda yapılan hataları göreceksiniz.Son derece hayatımıza faydali olabilecek günlük ilişkilerimize katki sağlayacak bir kitap.
Uzun zamandır kişisel gelişim kitabı almamıştım elime. Dolayısıyla bu kitaba başlamak benim için heyecan vericiydi. Kişisel gelişim denince adı hep geçen bir yazar olması da beklentilerimi arttırmıştı açıkçası. O yüzden bir miktar hayal kırıklığına uğramış olabilirim.

Yazar okura aktarmak istediği düşünceleri kısa kısa hikayeler üzerinden anlatmaya çalışmış. Hatta hikâyelerin bir çoğu da oldukça bilindik, hepimizin bir yerlerden duyduğu klasikleşmiş olan hikayelerdi. Bazen sadece hikayeyi vermiş sonuç çıkarmayı bize bırakmış, bazen de dikkat etmemiz gereken noktaları hikaye sonunda kısaca vurgulamış. Bazı yerlerde evet ben bu hikayeyi duymuştum ama hiç böyle düşünmemiştim dediğim yerler oldu.

Genel olarak bakarsam diğer kişisel gelişim kitaplarından baya farklı bir kitapti. Uzun, detaylı anlatımlar; neden sonuç ilişkisiyle bağlantı kurarak açıklanmış insanın bakış acısını büyük ölçüde değiştiren yazılar göremedim. Güzel tespitlerin olduğu bazı kısımlarda da kısa kesilmiş anlatım çok üstünde durmamiş yazar sonuç çıkarmayı bize bırakmış.


Kitap kötü değildi kesinlikle bir şeyler kattı bana okuyan her kişiye de yarar sağlamıştır eminim. Bazi hikayeleri çok sevdim çok da eglenceliydi, zaten kısacık bir kitap benim okumaya çok fırsatım olmasa da aslında bir saatten kısa sürede bitirilebilecek bir kitap. Diğer kişisel gelişim kitapları gibi insanı yoran tarzda değil, fakat doyurucu gelmedi bana bu kitap, bir şeyler eksik gibiydi. Keske biraz daha uzun hikayelerden ayrı olarak yazarın düşüncelerini okuyabilseydik.

Yine de okuduğum için pişman olmadım kendimde farketmedigim hatalarımı farkettim. Sadece bu kitaba bağlı kalmak istemediğim için en yakın zamanda yazarın diğer kitaplarını okumayı düşünüyorum.

Son olarak yazarın sorduğu birkac resimli sorunun cevabının internet sitesinde olması yerine kitabın arka sayfasında olmasını tercih ederdim.
Ahmet Şerif enteresan bir insan.Kendisi Kıbrıs'ta iletişim üzerine üniversite hocalığı yaptığı dönemde,tüm sınavlarda tüm öğrencilerin kopya çektiğini görünce final sınavında tek bir soru sormuştur."Her sabah sınıfımızı temizleyen yaka kartında ismi yazan görevlinin adı nedir?"
Bu sorunun altına da aynen not düşmüş,bu soru sizin iletişim yeteneğinizi fazlasıyla belirler.


Ahmet Şerif,Diğer kitaplarının aksine bu kitapta okuyucuyu kişisel değil,toplumsal gelişmeye davet etmiş.Arka kapakta da yazdığı gibi
"Bu kitabi kişisel gelişmeyin diye yazdım,toplumsal gelişin.etrafa da gram katkınız olsun"
Baktığımız zaman kitapta İş ahlakı,dürüstlük,yurt sevgisi gibi ana temaları vurgulamaya çalışmış.Verdiği örneklerle de bunu gayet başardığını düşünüyorum.Bunların dışında Türk tarihinin kanayan yarası girişimcilik üzerinde de örnekler vermeye çalışmış.

İsim olarak kitaba baktığımızda garip ama yaratıcı.Süpermen Türk olsaydı belki pelerinin arkasına iliştirilecek bir nazar boncuğu,uçarken ardından dökülecek bir kova su da kaçınılmaz olabilirdi.

Kişisel gelişim eleştiriye açık bir dal,özellikle Türk Edebiyatında.Seveni de sevmeyeni de çok.Eleştireni de bir hayli fazla.Aynen dizüstü edebiyat gibi.Ama sanırım insanlar,bir adamın bütün hayatının bir tek kitapla,bir insanin bütün düşüncelerinin tek bir cümle ile,tüm doğru bildiklerinin tek bir olayla değişebileceğinin farkında değiller.Bu yüzden Ahmet Şerif'e ve içinde bulunduğu Kişisel Gelişim alanına yapılan eleştiriyi acımasızca buluyorum.

Ahmet Şerif zaten içinde bulunduğumuz sistemi eleştiren,Türk eğitim sisteminde ki sorunun sistemin olmaması olarak tanımlayan bir adam yada kitaptan da örnek vermek gerekirse aşağıda ki satırları aktaran bir yazar,bu yüzden hakkında söylenenleri doğru bulmuyorum.

"Ameliyat çok iyi geçti, hasta öldü!" durumları çok bu ülkede. Ya da aynı futbolcu iki gol attı; maç 1-1."

Kitap ile alakalı çok alıntı olduğu için eklemeye üşendim,son bir alıntıyla incelememi bitirmek istiyorum.

"İnsanları bir defa dolduruşa getirebilirsiniz, ikinci defa dolduruşa getirebilirsiniz; ama bir süre sonra hamasi sözler etkisini kaybeder.”Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!” diye gaz vermeye çalıştığınız personeliniz, aynı zamanda “Deli İbrahim’in balıklara altın attığı yaşta” olduğunun farkına varır. Motivasyon sisteme dayalı olmalı, etkileyici konuşmalara değil.
"

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Şerif İzgören
Unvan:
Yazar, Konuşmacı, Kişisel Gelişimci
Doğum:
İzmir, 1965
1965 yılında İzmir’de doğdu. 1983 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ni, 1987’de Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dilbilimi Bölümü’nü bitirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde üsteğmen rütbesine kadar görev yaptı.

1991 yılında ordudan istifa etti. Aynı yıl Ankara Üniversitesi TÖMER Bursa Şubesi’ni kurdu ve bu şubenin müdürü olarak dört yıl görev yaptı. Bu dönemde, Bursa’nın ilk kültür merkezini açtı. Türkiye’nin tek çeviri dergisini çıkarttı. On altı tiyatro, müzik, resim kulübünün fahri başkanlığını yaptı.

1995 yılında özel sektöre transfer oldu; iki ayrı firmada genel müdürlük yaptı. 1996 yılında AIESEC Yüksek Danışmanlar Konseyi Üyesi olarak hizmette bulundu. İngiltere (Sunley Management Center) ve Türkiye’de zaman yönetimi, finans, liderlik, beden dili, işletme yönetimi ve yönetim modelleri, satış ve pazarlama, iletişim, şirket fonksiyonları, karar alma teknikleri, stres yönetimi, motivasyon, yaratıcı liderlik, benchmarking vb. konularda birçok seminere katıldı ve eğitim aldı. Daha sonra bu alanlarda yurt içinde ve yurt dışında eğitimler verdi. Liderlik, takım çalışması, yönetim ve iletişim alanında yurt dışı da dâhil olmak üzere birçok üniversite ve platformda 500’ü aşkın seminer verdi. Hâlen bu konularda Türk ve yabancı birçok kuruluşa, eğitim ve danışmanlık hizmeti vermektedir.

İzgören, çalıştığı kurumlarda değişim yaratması ve sistem oluşturmasıyla tanındı. Kurucusu olduğu Academy International / İzgörenAkın Eğitim ve Danışmanlık firmasının 1996’dan beri; ELMA Yayınevi’nin (Akademi Artı Yayıncılık AŞ) 1999’dan beri Yönetim Kurulu Başkanlığı görevindedir. Sekiz tanesi iş ve yönetim ile kişisel gelişim konularında olmak üzere on iki kitabı yayımlanmıştır. Bunlardan dokuz tanesi on binin üzerinde satılmıştır.

Türkiye'de konusunda çalışan bir bilirkişi.

Yazar istatistikleri

  • 1.110 okur beğendi.
  • 9.816 okur okudu.
  • 140 okur okuyor.
  • 3.949 okur okuyacak.
  • 85 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları