Ahmet Ümit

Ahmet Ümit

8.1/10
13.422 Kişi
·
47.174
Okunma
·
4.119
Beğeni
·
57.376
Gösterim
Adı:
Ahmet Ümit
Unvan:
Türk şair ve yazar
Doğum:
Gaziantep, Türkiye, 12 Temmuz 1960
Ahmet Ümit, (d. 1960 Gaziantep), Türk şair ve yazar.

Daha çok polisiye roman türünde eser veren bir yazardır.

Hayatı

Gaziantep'te 1960 yılında yedi çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası kilim tüccarı, annesi terzi idi. İlk öğreniminin ardından Gaziantep Atatürk Lisesi’ne devam etti. 14 yaşından itibaren sol görüşlü bir aktivist oldu. Ülkücülerle aralarında çıkan bir kavgadan dolayı 24 arkadaşıyla birlikte Gaziantep dışına sürgün edildiği için liseyi Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde tamamladı.

1979’da Marmara Üniversitesi’nin Kamu Yönetimi bölümünde yükseköğrenimine başladı. Öğrencilik yıllarında tanışıp evlendiği Vildan Hanım ile evliliğinden Gül adında bir kızı oldu (1981). 1980 darbesinin ardından “profesyonel devrimci” olarak çalıştı. 1982’de düzenlenen “Anayasaya Hayır” kampanyasına katıldı. Duvarlara afiş yapıştırırken yakalanan arkadaşları için öykü şeklinde yazdığı rapor, takma adı olan "K. Yalçın" imzası ile önce Atılım Dergisi’nde sonra Prag’da 40 dilde yayın yapan Barış ve Sosyalizm Sorunları Dergisi’nde yer aldı. Yazarlığa adımnı bu rapor/öykü ile attı. 1983 yılında üniversite öğrenimini tamamladı.

Üyesi olduğu Türkiye Komünist Partisi (TKP) tarafından 1985’te Moskova’ya gönderildi. 1985-1986 yılları arasında Moskova Sosyal Bilimler Akademisi'nde eğitim gördü. TKP tarafından komünistlik eğitimi almak için Rusya’ya gönderilen altı gencin başından geçenleri anlattığı "Kar Kokusu" (1989) adlı romanı, bu dönemde yaşandıklarından izler taşır. Moskova’da iken şiir yazmaya başladı. 1989’da aktif politikadan ayrıldı ve Sokağın Zulası adlı şiir kitabını yayımladı. Arkadaşı Ali Taygun ile bir reklam ajansı çalıştırmaya başladı.

1990 yılında bir grup edebiyat tutkunuyla birlikte Yine Hişt adlı kültür-sanat dergisini çıkardı. Şiir, öykü ve yazılarını Adam Sanat, Yine Hişt, Öküz ve Cumhuriyet Kitap dergileri ile Yeni Yüzyılgazetesinde yayımladı.

1992 yılında yayınlanan ilk öykü kitabı Çıplak Ayaklıydı Gece, aynı yıl Ferit Oğuz Bayır Düşün ve Sanat Ödülü'nü aldı. Bu kitap Ahmet Ümit'i yazın dünyamıza tanıtan ilk kitap olma özelliğini de taşır.

Arkadaşı tiyatro yönetmeni Ali Taygun’un teşvikiyle polisiye yazmaya ağırlık veren Ahmet Ümit, 1994 yılında ATV için çekilen "Çakalların İzinde" adlı polisiye dizinin öykülerinin ve senaryosunun yazılmasına katkıda bulundu. Ardından da 1995'te Ahmet Ümit, çeşitli gazete ve dergilerde Franz Kafka, Dostoyevski, Patricia Highsmith, Edgar Allan Poe ve polisiye roman yazarları üzerine inceleme ve tanıtım yazıları kaleme aldı.

"Bir Ses Böler Geceyi"(1994) adlı uzun hikâyesinin ardından "Masal Masal İçinde" (1995) yayımlandı. Annesinden dinlediği masalları düzenleyip yazdığı bu kitap çeşitli özel ilköğretim okulunda ve özel kolejlerde ders kitabı olarak okutuldu, Korece’ye çevrildi Kitaplarının tümünde var olan gerilim duygusu "Sis ve Gece"(1996) adlı polisiye romanında kendisini tümüyle dışa vurdu. "Sis ve Gece" Türkiye'de yankı uyandırdı, tartışmalara yol açtı. Yunanistan'da yayımlanarak yabancı dile çevrilen ilk Türk polisiye yapıtı unvanını kazandı.

"Sis ve Gece"'yi "Kar Kokusu" (1998) adlı romanı, "Agatha’nın Anahtarı" (1999) adlı polisiye öykü kitabı takip etti. 2000den itibaren "Patasana"(2000), "Kukla" (2002), "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir" (2002), "Beyoğlu Rapsodisi" (2003), "Aşk Köpekliktir" (2004), "Ninatta’nın Bileziği" (2006), "Kavim" (2006) adlı kitaplarını ardı ardına yayımladı. 2007’de "İnsan Ruhunun Haritası" adlı denemesi yayımlandı. 2008'da yayınlanan "Bab-ı Esrar"'da Şems-i Tebrizi cinayetini konu edindi. İstanbul hakkında çok detaylı bilgiler de içeren "İstanbul Hatırası" adlı polisiye romanı Haziran 2010'da okuyucularla buluştu. Yazarın "Başkomiser Nevzat, Çiçekçinin Ölümü" (2005) adlı bir de çizgi romanı vardır.

Öykülerinden yola çıkılarak Uğur Yücel tarafından Karanlıkta Koşanlar ve Cevdet Mercan tarafından Şeytan Ayrıntıda Gizlidir dizileri yapılmış, "Sis ve Gece" adlı romanı 2007 yılında Turgut Yasalartarafından sinemaya uyarlanmıştır.

Sözleri


...Bir yazarın ulaşmaya çalıştığı şey başarı olmamalıdır. Mutluluk olmalıdır. Başarı dediğimiz şey aslında mutluluğumuzu oluşturan dallardan biridir. Ama bazen başarı için mutluluğumuzdan vazgeçtiğimiz olur.


...Suç, tıpkı insan DNA'sı gibi bir çok bilgiyi içinde barındırmaktadır. İşlenen bir suçu inceleyerek çağı, toplumu ve insanı anlatabilirsiniz. Anlatının derinlik kazanması ise baska bilgilerin yanı sıra saglam bir felsefe bilgisini de gerekli kılmaktadır. Bu bilgi eksik oldugunda yapıtta sorunlar çıkması adeta kaçınılmaz hale gelir.
“Kimse kimseyi tanıyamaz, tanıdığımızı sanırız. Tanıdığımız kadarına inanırız. Eğer gerçekten tanısak, bırakın aşkı filan, kimse kimseyle arkadaş bile olamaz.”
İnsan her şeye alışır diyorlar ya, öyle değil aslında. Başka çaren olmadığı için katlanıyorsun ama alışmıyorsun.
"Çok empati kuruyorsunuz Başkomserim, dedi samimi bir tavırla. Ne dünya bu kadar hassasiyeti kaldırır, ne de insanlar bu kadar inceliği..."
"Lafa geldi mi herkes şikâyetçi. Fakat bir şeyler yapalım dediğinizde, önce kendi çıkarlarına bakıyorlar."
''Gerçekler her zaman güzel olmayabilir. Bazen de ne kadar az şey bilirsen, o kadar iyidir.''
~Dinlence yazarı Ahmet Ümit~

Bilgi bankasından bilgi toplar zihnimiz...
"Bu bankada para yerine kullanılan şey kitaplardır." Yine bu bankada binlerce farklı insan çalışır. Bazen bir Kafka çıkar karşımıza ve acı satın alırız. İnsan olduğumuzu hatırlatır bize. Bazen bir Dostoyevski 'ye denk geliriz ve bize Vicdan' ı öğretir. Öyle değil mi önemi ne büyüktür bizler için. Bir bakarsınız Turganyev ağzında sarma sigarası ve size hiçkimse olmanın keyfini anlatır. Dinlersiniz, öyle güzel konudur ki, aslında konunun güzel olduğunu siz onun hitabetinden kaynaklandığını anladığınızda aradan günler geçmiştir...

Tabi bu binlerce çalışandan biri de Kari' lerdir, yani okuyucular. Bu okuyucular tüm bu bilgi edinimlerinden sonra yorulurlar. Öyle ya onlar da insanlar. Bu insanlar dinlenecek ki diğer çalışanların öğrettiklerinden bir şeyler anlasınlar... Yorulan insanlar altından gümüş sular akan nehirler üzerinde, tüm sinir sistemlerini gevşeten müzikler eşliğinde, tatları hiç tadılmamış meyve ağaçları, envayi çeşit zevkler üzerine dizayn edilmiş dinlence diyarlarına gidip dinlenmek ihtiyacı hissederler... Bu dinlence diyarının başında da Ahmet Ümit bulunur...

Ahmet Ümit ve alegorisi...
İşte benim için bütün mesele bu...

Anlamsal olarak yoğun kitaplar okuyacak ruh halinde değil misiniz?

Sinirleriniz mi bozuk?

Ciltli kitaplar gözünüzü mü korkutuyor?

İlacımız Ahmet Ümit...

(Polisiye roman önyargısı diye bir tabir vardır. Bu önyargıyı beslemeyeler için... İçerikle ilgili en ufak bir inceleme yapamam. Spoiler en çok canımı sıkan durumlardan bir tanesi. Yazarın üslubu, yeteneği, şuyu buyunu daha önceki incelemelerde dile getirmiştim. Yerli Agatha olduğunu duyduğunuzu farz ediyorum.)

~~~Keyifli okumalar~~~

Ha bu arada, her defasında bu sefer tahmin edicem diyip bir türlü bulamıyorum katili. Ne sinir bozucu güzellik.
Allah, Kendisine Âşık Olun Diye Yaratmadı Sizi!!!

Yukarıdaki geçen ifadede ne demek istediğimi birazdan dile getireceğim. Fakat öncesinde kitabın kendisiyle ilgili iki üç kelam etmek isterim.

Kitap tamamen “Ahmet Ümit” üslubunda kitap olmuş. Diğer romanlarından farklı olarak şehir bu sefer İstanbul değil, Konya olarak seçilmiş. Yine her kitabında bildiğimiz Baş komiser Nevzat yok bu romanda. Kitabın konusuysa bu sefer “Mevlana ve Şems” arasındaki ilişki. Son yıllarda bu konunun sürekli işlenmesi artık can sıkmaya başladı. Yani daha kaç romancı kitabında Mevlana ile Şems’in hikâyesinden söz edecek merak ediyorum doğrusu. Kitap son derece güzeldi. Kurgu sağlam, merak ögesi çok iyi ayarlanmış ve hafif bir aksiyonda vardı. Fakat Mevlana ile Şems ilişkisinin anlatıldığı bölümler çok fazlaydı. Bu bölümler benim kitaptan kopmama sebep oldu. Bu bölümleri çıkarırsak kitap gayet güzeldi. Tavsiye ederim.

Kitabın eleştireceğim noktaları ise din konusunun işlendiği bölümler. Son dönemde iki üç yazarda sürekli din konusunu işlendiğine şahit oldum. Bunlardan biri Ahmet ümit… Bir diğeri ise Elif Şafak… İki yazarında din konusuna neden bu aralar yoğunlaştığını merak ediyorum. Biri yurt dışında yaşayan daha Türkiye’yi bile doğru düzgün tanımayan bir yazar. Ama ülkemizde her şey için ahkâm kesme hakkını kendinde bulabiliyor. ( Ahkâm kesiyor dediğime bakmayın. Tarihi yerden yere vuruyor. Halkı küçümsüyor. Halkın her yaptığına hor bakıyor.) Ahmet Ümit ise yıllarca komünizm için Rusya’da eğitim görmüş bir yazar. Hali hazırda kendini bir komünist olarak görüyor. Fakat gel gör ki bir İslam âlimi gibi Müslümanlara din anlatıyor. ( Yanlış anlaşılma olmasın. Ümit’in komünist olması beni ilgilendirmiyor. Bunu biliyorum ve severek kitaplarını okuyorum. Ama bir komünist olarak gelip bana dini ders verme ya. Evet, bu dini anlatırken bazı kıssalardan örnekler veriyor. Benim takıldığım noktada işte tam burası. Anlatılan uyduruk din. Uyduruk dinin temel çıkış noktası ise “Allah Aşkı…”

Kitapta temel olarak anlatılan düşünce insanların yaptıkları ibadetlerin aslında çok bir işe yaramadığı, önemli olanın ise Allah aşkının peşinde koşmak gerektiği. Tasavvuf düşüncesi mi yoksa yazarın kendi fikirleri mi bilemiyorum. Ama tasavvuf kaynaklarından örnekler verdiği kesin. Sözün burasında bir hatırlatma yapmak gerekir. Bizim burada karşı çıktığımız şey değerli tasavvuf ehli, kendini Allah yoluna adamış kıymetli kültür büyüklerimiz ya da Allah aşkından dolayı sürekli ibadet eden nur yüzlü dervişlerimiz değil. Peki, tam olarak eleştirdiğimiz nedir? Örnek vereyim.

Yazar birkaç hikâye ile bu Allah aşkının en üst mertebelerini anlatmış. İlkin romanın başkarakteri Kimya Hanım babası kendini Allah aşkına adayan bir derviş. Allah aşkını bulmak adına ilkin beşeri aşka bulaşmış. Kimyanın annesine âşık olmuş sonra Kimya doğmuş. Babası Derviş Bey ise belli bir süre onlarla yaşamış. Daha sonra Allah aşkına doyduğu için onları terk edip. Allah ile arasına kimsenin girmesini istememiş. Çekip gitmiş. Derviş Allah’a ulaşacak diye bir kadın dul. Küçük bir kız çocuğu yıllarca yetim kalmış. Bunlara sebep Allah…

Sonra başka bir olay. Adamın birinin yıllarca çocuğu olmamış. Haliyle adamda bu sebeple kendini sürekli mutsuz hissetmiş. Yıllarca çocuğu olsun diye gitmediği doktor gitmediği hoca kalmamış. En sonunda Allah ona bir çocuk bahşetmiş. Günler geçtikçe bu adamın hem çocuğu büyümüş hem de baya bir zengin olmuş. Aradan yılar geçtikten sonra adam asıl mutluğun bunlarda olmadığı anlamış. Karısına bir gün Allah aşkının peşinden gideceğini söylemiş. Ve karısıyla oğlunu terk etmiş. Yılar sonra oğlu baba hasretine dayanmadığı için gidip onu bulmuş. Adam, oğlunu gördüğü gibi ağlamaya başlamış. ( Sakın oğlunu özlediği için ağladığını sanmayın ha!!!) Oğlu, kendi ile Allah arasına gireceği için ağlamaya başlamış. Sonra dua etmiş. Allah’ım benle senin arana girmesine izin verme ya benim canımı al ya onun. Sonra çocuk ölmüş. Adamında Allah arasına girmediği için sevinmiş. Allah aşkını aramaya devam etmiş. Vay be, müthiş, büyüleyici… Adam Allah için çocuğunun ölmesine sevinmiş. ( Ne kadar itici bir Tanrı. Oysa bizim rabbimiz olan Allah Hz. İbrahim’in çocuğunu öldürmesine izin vermiyordu.)

Sonra başka bir olay. ( Bu olay bu kitapta derviş başka bir yerde yer alıyordu.) Gencin bir tanesi bir kıza âşık olur. Gidip kıza açılır. Kız bunu kabul etmez. Genç ise kızın aşkından bir hal olmuştur. Bir türlü onun peşini bırakmaz. Aylarca kızın peşinden koşar. En sonunda kız dayanamaz kabul eder. Yıllarca mutlu mesut yaşarlar. Ama bir gün genç gelir kıza aslında yanlış yaptığını söyler. Kendini beşeri aşk ile oyalamıştır. Ama asıl aşk ise Allah aşkıdır der ve kızı yarı yolda bırakıp çekip gider Allah aşkını aramaya. Örnekler böyle sürüp gider…

Şimdi düşünsenize bir Allah var. Kulluğun en zirvesine çıkabilmeniz için. Onun yaratığı kullara ihanet etmeniz lazım. Yarı yolda bırakmanız lazım. Allah’a ulaşmak için eşinizin dul kalması lazım. Çocuğunuzun yetim. Cidden böyle bir Allah düşünebilir mi? Peki bu Allah’ın en sevdiği kul olan peygamberler böyle bir şey yaptılar mı? Dinin kaynağı olan binlerce kaynak var. Peki, hangisinde kulluğa erişmemiz için Allah’a âşık olmamız gerekiyor diye yazıyor. Ne zaman çıktı bu saçma düşünce. Kitapta yazan bir cümle aynen şöyleydi. “Allah’ı bulacaksan evlenemem lazım. Bir kalpte iki sevgi olmaz.” Böyle bir hareket dinin neresinden var. Hadi dinde oldu diyelim bunu bu adamlardan önce peygamberin yapması gerek miydi? Benim kızdığım başka bir mesele ise bu olayların İslam adına yapılması. Allah için İslam’ın neresinde var bunlar? Bir de üstüne üstlük kitabın çoğu yerinde de bu aşkı anlamayanlar çıkıyor. Onları da çok güzel eleştiriyor. Herkes zaten bu aşkı bu olayları anlayamazmış. Bunu anlamak için belli bir mertebe gerekir. Zaten benimde anlamayacağım dine ihtiyacım yok. Hali hazırda İslam dininde bir mertebede yok. Bütün bunlar bana Hristiyanlıktaki ruhban sınıfını hatırlattı. Birileri siz anlamazsınız diye diye kendine güzel bir yer edindi. Biz galiba bunu anlamadık.

Son olarak diyeceklerim:

Allah sizi kendisine âşık olun diye yaratmadı.
Allah sizi eşlerinizi dul bırakın diye yaratmadı.
Allah sizi sevdiğinize söz verip, onu yarı yolda bırakın diye yaratmadı.
Allah sizi çocuğunu yetim ya da öksüz bırakın diye de yaratmadı.
O, sizi insanları mutlu edin diye yarattı…
Bir Başkomser Nevzat romanını daha heyecanla okuyup bitirmenin mutluluğu ve aynı zamanda burukluğu içinde yazıyorum incelememi. (Uzun olacak ama konunun hassasiyeti nedeniyle bugün böyle olacak.) Bu kez diğer Ahmet Ümit romanlarından daha çok etkiledi beni Kırlangıç Çığlığı. Çünkü konu hepimizin, Türkiye'nin ve hatta dünyanın en çok konuştuğu çocuk tacizi idi. Bu okuyacaklarınızın hiçbiri ipucu değildir, kitap ile ilgili aşırıya kaçan bilgi içermeyecektir. (Bavul Dergi mart sayısı kitabın ilk bölümünden bir kesitte konu hakkında bilgi veriyor.)

Önce kısaca kitap konusuna değinmek istiyorum. İstanbul'da işlenen seri cinayetler sonucunda iş yine Nevzat Başkomser ve ekibine düşer. Onlar bir yandan "Körebe" lakaplı katilin peşindeyken bir yandan da Suriyeli sığınmacılar ile ilgili konularla uğraşırlar. Ve iki olay hiç beklemedikleri bir yerde kesişir.
* "Körebe" kimdir, neden cinayet işlemektedir?
* Öldürülen kişiler neye göre seçilmiştir?
Bu ve daha birçok sorunun cevabını bulacaksınız "Kırlangıç Çığlığı" okurken.

Ahmet Ümit'i tebrik etmek ve böyle bir kitaba imza attığı için büyük saygı duymak gerektiğini söylemek isterim. Konunun ne derece hassas olduğu konusunda hemfikiriz hepimiz. Ve bu konunun böyle açık ve korkusuz yazılması beni çok etkiledi. Çocuk tacizinin nedenleri, tacizcinin psikolojisi, tacize uğrayanların anlattıkları ve yaşadıkları hayal kırıklığı, değişen hayatlar, umutsuz insanlar, yıkılan hayaller ve daha fazlası ile karşılaşacaksınız kitapta.

Ben okurken öyle çok utandım ki insanlıktan. İnsan olmaktan, onlarla aynı havayı solumaktan utandım. Bir yerlerde yaşadıklarını, yediklerini, içtiklerini bilmekten iğrendim. Masum çocuklara yaşattıkları o kötü anların sonuçlarını ödesinler istedim. Ama bu kadar kolay değil bu elbette... Toplumun her bireyinin iyi eğitim almasıyla, yönlendirilip yerleştirilmesiyle çözüm bulunacak bu ve benzeri canice davranışlara. İnsanlar empati kuracak.

Ama en önemlisi bu konuda yapılması gereken şeylerdir. Umudumuzdur çocuklar. Onlar ailelerinden korkmayacak. Ailelerinin her koşulda yanlarında olduğunu bilecek, susturulmayacak. Sesini yükseltecek onlar. Çocuktur, yanlış anlamıştır deyip üstünü kapatmayacak aileler. Onlara konuşmayı, bağırmayı, sessiz kalmamayı öğretecek anne-babalar. Özgüvenli yetiştirecekler onları. Çocukların da birer birey olduğunu, yaşadıkları her şeyi er ya da geç idrak edeceklerini bilecek ebeveynler. İstismarı engellemek için iletişim kuracaklar çocukları ile. Okullarda da geleceğimizin mimarı öğretmenlerimiz anlayacak çocukların psikolojisini ve yönlendirecek onları. Bu bir adımdır evet. Ama bir adım ile başlar her şey. Bir adım atarsın ve sonra dünya değişir. Dünyayı değiştirmek elimizde dostlarım...

Kitabın okunması, sadece bir polisiye gerilim olarak bakılmaması taraftarıyım. Çünkü ne yazık ki hepsi gerçek... Tavsiyedir.
Ahmet Ümit' in kaleminden akan mürekkep beni daha ne kadar şaşırtacak merak etmiyor değilim. 3000 yıl öncesinden yazılan bir mektup hissi verir bu güzelim destansı öykü. 1 saat içinde bitti ama etkisi çok uzun sürecek belli. Nuvanza (erkek savaşçı-komutan) ve Ninatta (soylu bir bürokratın kızı)' nın aşkını anlatır. Kavuşup kavuşamadığını da okurlar anlasın...

~Keyifli okumalar~
Selanikli müslüman bir genç olan Şehsuvar Sami'nin Selanikli yahudi olan Ester'e olan aşkı ile vatan sevgisi arasında kalışı ve yaptığı seçim sonucunda yıllar sonra bir otel odasında kendini sorgulamasına tanıklık ediyorsunuz. Bu sorgulayış Şehsuvar Sami'nin Ester'e göndermek üzere yazdığı mektuplar şeklinde ilerliyor. Aslında her ne kadar Şehsuvar Sami'nin aşkını dile getirmesi gibi görünse de kitabın tarih yönü daha ağır basıyor. Kitap İttihat ve Terakki Dönemi'nin anlatıyor. Özellikle Enver, Talat ve Cemal Paşalar ön planda. Yazarın kaleme aldığı ilk tarih kitabı olmasına rağmen bu türde de oldukça başarılı. Bir tarih kitabına göre oldukça akıcı ve samimi bir dili var. Yer yer sosyal ve siyasi mesajlar da vermiş Ahmet Ümit. Bence okunması gereken kitaplardan. Yine de tarih sevmeyenler okumak için iki kez düşünsün ya da düşünmeden okuyup tarihi sevmeniz de olasılıklar dahilinde :)
Ahmet Ümit' in okuduğum üçüncü kitabı ve sürekli olarak her kitabında tekrarladığını düşünüyorum. Bunun dışında iyiydi kitap hele de yeni dönem Türk yazarlarımızın yazdıklarıyla kıyaslandığında bayağı iyi. Polisiye bir kitap. İstanbul' da peşpeşe işlenen yedi cinayet ve her cinayetin sonunda bir ipucu. Komiser Nevzat, Ali ve Zeynep bu ipucuları takip ederek katili bulmaya çalışıyor. Katilin kim olduğunu tahmin etmiş olmama rağmen beğenerek okudum. Kitapta bolca tarih ve tarihi mekanlara değinilmiş. Dostluğu, ihaneti ve intikamı anlatan güzel bir hikayeydi. Beğendim ve bol bol ağladım...
Bazı kitap karakterleriyle ister istemez duygusal bir bağ kuruyor insan; Dan Brown okurken gözlerim nasıl Robert Langdon'u arıyor ise Ahmet Ümit okurken de Başkomiser Nevzat'ı arıyor. Onsuz tüm Ahmet Ümit kitapları eksik geliyor bana. Çok özlemişim başkomiserimi ne yalan söyleyeyim. "Beyoğlu'nun En Güzel Abisi" kitabından bu yana tam 5 sene geçmiş, Komiser Ali, Komiser Zeynep, Olay Yeri İncelemeden Şefik, Janti Cemal ve Evgenia. Hepsi mevcut gene kitapta.

Polisiye kitaplarda spoiler vermeden anlatmak gerçekten zor, o yüzden yüzeysel bakmakta fayda var; Çocuk parkında bırakılmış bir ceset ile başlıyor bu sefer romanımız, enseden tek kurşun ve yanında oyuncak bir bebek.Katilimiz bu sefer sıradan bir katil değil, oldukça zeki biri. "Körebe" diye tanınıyor teşkilatta (nedenini kitapta detaylı açıklanmış), iz bırakmayan, işini anormal titizlikle yapan bir katil. Zor bir av.

Kitabın temel konusunu pedofili ve Suriyeli Mülteci sorunu oluşturuyor, bu istikamette gidiyor kitap. Okurken gerçekten sinirleneceğiniz, üzüleceğiniz yerler çok fazla, para uğruna ruhunu satmış insanlar, biz onları gözümüzden sakınırken küçücük çocuklara tacizde bulunan, hatta tecavüz eden sapıklar, hayatta kalmak uğruna en sevdiklerinden vazgeçmiş mülteciler... Yaşanan bu insanlık dramına kayıtsız kalmamış ve kitabının arka planını oluşturmuş Ahmet Ümit, güzel de olmuş.

Her Ahmet Ümit kitabı gibi oldukça akıcı ve temiz bir dil ile yazılmış, gene çok tempolu ve sürükleyici bir cinayet romanı.

Güzel adamsın be Başkomiserim. Madam Anahit'in de dediği gibi "Beyoğlu'nun En Güzel Abisi" sin.

İyi okumalar.
Ahmet Ümit; Bab-ı Esrar' da yine yazacağını yazmış. Ne söylenebilir ki....Büyük usta...Fantastik, gizem, rüya, gerçek, AŞK, Mevlana ve Şems..Karen Kimya ve Poyraz, Suzan, Nigel, Mennan... Hepsi süper karakterler Fakaaaaaaaaaattttttt Nevzat Başkomser'in İstanbul ekibindeki Zeynep komiseri Konya' da hikayeye katması ayrı bir TAT olmuş..... Sadece bir roman okumadım. Müthiş bilgilerin özenle serpiştirilmiş bir kaynak okudum......Ayakta alkışlıyorum....Bravo AHMET ÜMİT....!!!!
Bir cinayet ve cinayeti çözmeye çalışan Nevzat başkomiser, yardımcısı Ali ve kriminolog Zeynep'in maceraları..
Bunun dışında konuyu anlatmama gerek yok sanırım. Zaten anlatsam spoiler olur. O yüzden es geçiyorum..

Normal polisiye kitapları hepimiz biliriz. Mükemmel bir polis.
Yakışıklı/Güzel şüpheliler.
Kusursuz bir cinayet.
Ve sonunda kitapta birkaç kere adı geçmiş olan katil..

Bu kitapta beni en çok etkileyen şeyden bahsetmek istiyorum önce, karakterler mükemmel değildi. Hayatın içinden insanlardı. Markette, parkta, orada burada rastlayacağımız cinsten insanlar.. Bu sebebptendir ki, kitabı daha çok benimsedim. Belki konu yabancı yazarların yazdığı kadar mükemmel ve sıradışı değildi ama bizdendi...

Kitaptaki bir başka güzel nokta da, cinayet dışında ufak ve tatlı ayrıntıların olmasıydı. Yazar bunları o kadar ustaca yerleştirmiş ki, bizi hiç konudan koparmadan, cinayetten uzaklaştırmadan yapmış bunu. Tabii bunlar ufak birer mola, hatta belki cinayeti anlamakta önenli şeyler..

Katil Uşak!
Siz de farkında mısınız bilmem. Çoğu dedektif kitabında yazar 100 tane isim sayar. Sonunda katil, o adı hiç geçemiş olan uşak çıkar. (tabi uşak işin şakası) Sanki mükemmel polisiye, katili tahmin edilemeyen polisiyeymiş gibi. Peh!
Ahmet Ümit ise şüphelilerin arasından çıkardı katili. Ah nasıl mutlu oldum bilemezsiniz. Tabiiki katili bulamadım. Hatta cinayet sebebini bile bulamamışım. Olsundu. Sonuç olarak katil uşak değildi.. (merak etmeyin bu spoiler değil. Kitapta uşak yok)

Son olarak kitabı 6 günde okumama bakmayın. Oldukça akıcı ve sürükleyiciydi. Ne yazık ben kitabı okurken bir hastalık dönemi geçirdim. Tabii iyileşince hemen bitirdim. (:
Keyifli okumalar..
Merhabalar 1000Kitap Ailesi....
Kitabın konusuyla ilgili bilgiler içermektedir. ( Spoiler )
- İstanbul Hatırasından önce hiç Ahmet Ümit okumamıştım. Okuduğum ilk Ahmet Ümit romanıydı fakat son da olmayacak bundan eminim.
- Ahmet Ümit bir kitaba iki ayrı hikaye yüklemiş, birisi ön plandaki Komiser Nevzat ve bir polisiye vak'ası, diğeri ise arka planda kalan ama farkında olmadan insanı saran İstanbul Tarihi. Yazarın bu yönünü ve romanı bu şekilde kullanmasını çok sevdim.
- Diğer klasikleşmiş polisiyelere kıyasla tarihsel derinliği çok çok fazla. Tam bir tarih ziyafeti içeriyor. O güzel şehrin Byzantion olarak anıldığı dönemlerden günümüz İstanbul’una kadar geçirdiği evreler, dönemin olayları, karakterleri, eşsiz eserleri ve bir o kadar da eşsiz hikâyelerini anlatıyor. Tarihi mekânlar hakkında yazarın betimlemeleri çok harika. İstanbul'un tarihi mekânlarını da geziyorsunuz bir nevi okurken. Ya da gezip görmek isteyeceğinizden eminim. Bu yüzden de bilgiye aç okuyucuyu polisiyeden ziyade bu yönüyle çekiyor kendisine bence.
- İstanbul'u seven, orada yaşayanların eminim çok daha fazla ilgisini çekip; seveceği bir roman. Çünkü tüm şehir için ve insanlık için anlamlı bir konuda yazılmış.
- Ayrıca olayın kahramanlarının da içimizden birileri olması, içinde bulundukları ruh halleri, sevinçleri, üzüntüleri, onları benimsememize önemli birer etken olmuş. Bu yüzden de kitabın akıcı ve sürükleyici olması gayet normal. Bizden birilerini anlatıyor sonuçta.
- Kitabın kurgusu da genel olarak iyi. Hiç böyle kurguda olacağını düşünmemiştim. Beklentimin üstündeydi. Fakat finalde yazarın okuyucuyu şaşırtma çabasını biraz abartmış olduğunu düşünüyorum.
- Hele bir ara bana rahmetli Müzeyyen Senar’ı hatırlatıp şarkılarını açtırıp dinletmesi de harikaydı. Ruhu şad olsun. Son bölümde duygulandığımı itiraf ediyorum.
- Azıcık bir eleştirim olacak olursa. Edebi açıdan bence biraz yetersiz. İstanbul'u tanıtması, ilk bölümde mitolojik bilgiler vermesi açısındansa çok güzel. Cinayet romanından da dünya klasiği ağırlığında büyük bir beklenti de olmamalı tabi.
- Okumaya yeni başlayacak kitapseverler için harika bir kitap. Polisiye severlere ayrıca İstanbul tutkunlarına tarih severlere birebir bir kitap olmuş.
- Mutlaka okunmalı ve kütüphanenizde bulundurmalısınız. Lütfen eserlerimize, kültürümüze, tarihimize sahip diyerek bitiriyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Ümit
Unvan:
Türk şair ve yazar
Doğum:
Gaziantep, Türkiye, 12 Temmuz 1960
Ahmet Ümit, (d. 1960 Gaziantep), Türk şair ve yazar.

Daha çok polisiye roman türünde eser veren bir yazardır.

Hayatı

Gaziantep'te 1960 yılında yedi çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası kilim tüccarı, annesi terzi idi. İlk öğreniminin ardından Gaziantep Atatürk Lisesi’ne devam etti. 14 yaşından itibaren sol görüşlü bir aktivist oldu. Ülkücülerle aralarında çıkan bir kavgadan dolayı 24 arkadaşıyla birlikte Gaziantep dışına sürgün edildiği için liseyi Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde tamamladı.

1979’da Marmara Üniversitesi’nin Kamu Yönetimi bölümünde yükseköğrenimine başladı. Öğrencilik yıllarında tanışıp evlendiği Vildan Hanım ile evliliğinden Gül adında bir kızı oldu (1981). 1980 darbesinin ardından “profesyonel devrimci” olarak çalıştı. 1982’de düzenlenen “Anayasaya Hayır” kampanyasına katıldı. Duvarlara afiş yapıştırırken yakalanan arkadaşları için öykü şeklinde yazdığı rapor, takma adı olan "K. Yalçın" imzası ile önce Atılım Dergisi’nde sonra Prag’da 40 dilde yayın yapan Barış ve Sosyalizm Sorunları Dergisi’nde yer aldı. Yazarlığa adımnı bu rapor/öykü ile attı. 1983 yılında üniversite öğrenimini tamamladı.

Üyesi olduğu Türkiye Komünist Partisi (TKP) tarafından 1985’te Moskova’ya gönderildi. 1985-1986 yılları arasında Moskova Sosyal Bilimler Akademisi'nde eğitim gördü. TKP tarafından komünistlik eğitimi almak için Rusya’ya gönderilen altı gencin başından geçenleri anlattığı "Kar Kokusu" (1989) adlı romanı, bu dönemde yaşandıklarından izler taşır. Moskova’da iken şiir yazmaya başladı. 1989’da aktif politikadan ayrıldı ve Sokağın Zulası adlı şiir kitabını yayımladı. Arkadaşı Ali Taygun ile bir reklam ajansı çalıştırmaya başladı.

1990 yılında bir grup edebiyat tutkunuyla birlikte Yine Hişt adlı kültür-sanat dergisini çıkardı. Şiir, öykü ve yazılarını Adam Sanat, Yine Hişt, Öküz ve Cumhuriyet Kitap dergileri ile Yeni Yüzyılgazetesinde yayımladı.

1992 yılında yayınlanan ilk öykü kitabı Çıplak Ayaklıydı Gece, aynı yıl Ferit Oğuz Bayır Düşün ve Sanat Ödülü'nü aldı. Bu kitap Ahmet Ümit'i yazın dünyamıza tanıtan ilk kitap olma özelliğini de taşır.

Arkadaşı tiyatro yönetmeni Ali Taygun’un teşvikiyle polisiye yazmaya ağırlık veren Ahmet Ümit, 1994 yılında ATV için çekilen "Çakalların İzinde" adlı polisiye dizinin öykülerinin ve senaryosunun yazılmasına katkıda bulundu. Ardından da 1995'te Ahmet Ümit, çeşitli gazete ve dergilerde Franz Kafka, Dostoyevski, Patricia Highsmith, Edgar Allan Poe ve polisiye roman yazarları üzerine inceleme ve tanıtım yazıları kaleme aldı.

"Bir Ses Böler Geceyi"(1994) adlı uzun hikâyesinin ardından "Masal Masal İçinde" (1995) yayımlandı. Annesinden dinlediği masalları düzenleyip yazdığı bu kitap çeşitli özel ilköğretim okulunda ve özel kolejlerde ders kitabı olarak okutuldu, Korece’ye çevrildi Kitaplarının tümünde var olan gerilim duygusu "Sis ve Gece"(1996) adlı polisiye romanında kendisini tümüyle dışa vurdu. "Sis ve Gece" Türkiye'de yankı uyandırdı, tartışmalara yol açtı. Yunanistan'da yayımlanarak yabancı dile çevrilen ilk Türk polisiye yapıtı unvanını kazandı.

"Sis ve Gece"'yi "Kar Kokusu" (1998) adlı romanı, "Agatha’nın Anahtarı" (1999) adlı polisiye öykü kitabı takip etti. 2000den itibaren "Patasana"(2000), "Kukla" (2002), "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir" (2002), "Beyoğlu Rapsodisi" (2003), "Aşk Köpekliktir" (2004), "Ninatta’nın Bileziği" (2006), "Kavim" (2006) adlı kitaplarını ardı ardına yayımladı. 2007’de "İnsan Ruhunun Haritası" adlı denemesi yayımlandı. 2008'da yayınlanan "Bab-ı Esrar"'da Şems-i Tebrizi cinayetini konu edindi. İstanbul hakkında çok detaylı bilgiler de içeren "İstanbul Hatırası" adlı polisiye romanı Haziran 2010'da okuyucularla buluştu. Yazarın "Başkomiser Nevzat, Çiçekçinin Ölümü" (2005) adlı bir de çizgi romanı vardır.

Öykülerinden yola çıkılarak Uğur Yücel tarafından Karanlıkta Koşanlar ve Cevdet Mercan tarafından Şeytan Ayrıntıda Gizlidir dizileri yapılmış, "Sis ve Gece" adlı romanı 2007 yılında Turgut Yasalartarafından sinemaya uyarlanmıştır.

Sözleri


...Bir yazarın ulaşmaya çalıştığı şey başarı olmamalıdır. Mutluluk olmalıdır. Başarı dediğimiz şey aslında mutluluğumuzu oluşturan dallardan biridir. Ama bazen başarı için mutluluğumuzdan vazgeçtiğimiz olur.


...Suç, tıpkı insan DNA'sı gibi bir çok bilgiyi içinde barındırmaktadır. İşlenen bir suçu inceleyerek çağı, toplumu ve insanı anlatabilirsiniz. Anlatının derinlik kazanması ise baska bilgilerin yanı sıra saglam bir felsefe bilgisini de gerekli kılmaktadır. Bu bilgi eksik oldugunda yapıtta sorunlar çıkması adeta kaçınılmaz hale gelir.

Yazar istatistikleri

  • 4.119 okur beğendi.
  • 47.174 okur okudu.
  • 960 okur okuyor.
  • 14.820 okur okuyacak.
  • 815 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları