Ahmet Yaşar Ocak

Ahmet Yaşar Ocak

9.0/10
42 Kişi
·
100
Okunma
·
23
Beğeni
·
1.449
Gösterim
Adı:
Ahmet Yaşar Ocak
Unvan:
Akademisyen, Tarihçi, Yazar
Doğum:
Yozgat, 1945
Yozgat'ta doğan (1945) Ahmet Yaşar Ocak yüksek tahsilini İstanbul İlahiyat Fakültesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nü bitirdi. Aynı fakültede asistan oldu. Doktorasını Strasbourg Üniversitesi'nde, doçentlik ve profesörlüğünü ise Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü'nde yaptı. Ocak, Hacettepe Üniversitesi'nde öğretim görevliliği görevini devam ettirmektedir.
"Kalenderîler halk arasında hoşgörülü ve herkesle kolay geçinen kimselerdir. Bu sebeple bu huylara sahip kişilere 'kalender-meşrep' denir."
Mevlana Şems-i Tebrizi'de gördüğü kalenderane tavra hayrandır. Onun derin melamet felsefesinden kaynaklanan dünyaya zerrece değer vermeyen, dünyanın peşinden kendini harap edercesine koşan insanlara karşı takındığı o tepeden bakış tavrına hayrandır.
Burada düşülen yanlış bizce, İslam'ın, Müslü­manların tarihiyle özdeş görülmüş olmasıdır. İşte bu yüzden muhafazakar genç kuşak Türk din ve tasavvuf tarihçilerinin çoğu, akademik bir formasyondan gelmelerine rağmen, bu açmazdan kendilerini kurtaramamakta, Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Ahi Evran ve benzeri konularda yazdıkları kitap ve makalelerde, genellikle tarihte yaşamış Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Ahi Evran vb. yerine, kendi ideallerindeki kişileri anlatmaktadırlar.
"Bizim muhafazakar neslin, yabancı dil ile eğitim veren kolejlerden mezun -hepsini kastetmiyorum- bazı öğrenciler gibi pervasız, kendini beğenmiş, şımarık tavırları olmamıştır. Bunun belki bazı istisnaları çıkmış olabilir. Ama genel olarak öğretmenlerimize, hocalarımıza karşı saygımız ve vefamız, geleneksel Müslüman Türk terbiye anlayışından ve taşra aile yapısından geldiği gibi, bir bakıma da aldığımız İmam-Hatip terbiyesinden geliyor. Bizim için hoca en az anne-baba kadar muhteremdir ve ölünceye kadar ona minnet duyulur. Hz. Ali'nin meşhur "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" sözü bu terbiyenin esası olmuştur."
Fuad Köprülü'nün çalışmaları şunu ortaya koymuştur ki, Ahmed-i Yesevi Türk tarihinde yüzlercesi bulunan sufilerden herhangi biri değildir. Ahmed-i Yesevi demek, bir bakıma Türk halk Müslümanlığı demektir.
1789 Fransız Ihtilali'nin getirdigi ateşli milliyetçilik rüzgarlarının önünde birer birer kaybetmeye başlayan Osmanlı Devleti, İslam'ın siyasal temsil kurumu olan hila­feti, Batılı devletlerle olan ilişkilerinde tam bir politik araç
olarak kullanmaya mecbur kaldı. Hiç olmazsa Müslüman tebaasının imparatorluktan ayrılmasına engel olmak mak­sadıyla ll. Abdülhamid, imparatorlugu bölmeye· ugraşan
Hıristiyan Batı'ya karşı.hilafeti kullanmayı denedi ve bunda bir dereceye kadar da başarılı oldu. O zamanki Batı siyasi li­teratüründe Panislamizm şeklinde degerlendirilen bu politi­kayı şahsen biz, son araştırmaların meydana çıkardıgı üze­re Müslümanları tek bir Osmanlı hakimiyeti altında top­lamaya yönelik olmaktan çok, gerçekte Batı emperyalizmi­ne karşı bilinçlendirip uyandırmayı amaçlaması ve bu ama­ca uygun şekilde hilafeti bir siyaset aracı olarak kullanması sebebiyle, hilafetizm diye adlandırmanın daha dogru olacagı
görüşündeyiz
Ahmet Yaşar Ocak
Sayfa 74 - İletişim Yayınları
Bugün çeşitli kesimlerce yapılan spekülatif ve koyu ideolojik tep­kisel yorumlar ve tartışmalar bir yana bırakılacak olursa, Kemalizm, batı Türklerinin tek bağımsız devleti olan Tür­kiye'de geniş ölçüde, felsefi kaynağını XIX. yüzyıl Batı pozi­tivist düşüncesinin oluşturduğu bir laisizm anlayışı teme­linde şekillenen cumhuriyetçi ve milliyetçi bir ideoloji ola­rak, İslam'ı genç Türkiye'nin devlet yönetimi ve siyasetin­den, hukuk sisteminden tamamiyle ve kesin olarak dışarı çıkarmış, ona yalnızca toplumsal ahlak, inanç ve ibadet ala­nını bırakmış, ancak onu da sımsıkı bir şekilde devlet kont­rolüne vermiştir..
Türkiye'nin, Uzak Doguluların, Kuzey Afrikalıların kendi cografi, toplumsal ve kültürel gerçekleri vardır. Onların her birinin Müslümanlık yorumları, İslami hayat
alışkanlıkları bu gerçekler tarafından yönlendirilmektedir
Ahmet Yaşar Ocak
Sayfa 108 - İletişim Yayınları
Ortaçağ müelliflerinden Abbas bin Mansur El Hanbeli nin el Burhan Fi Akaidi Edyan isimli Arapça küçük kitabını hazırlama mı istedi (Muhammed Tanci Hoca). Ben bu kitabı her gün öğleden sonra Üsküdar'dan vapura binerek karşıya geçer kütüphaneye giderek istinsah ederdim. O dönemde dijital fotoğraf makineleri dünyada yok ama fotokopi bile nerede? Lakin inanır mısınız, bu şekilde çalışmanın da çok faydası var. Çünkü yazmayı öğreniyorsunuz. Bu çok önemlidir bence. Arapça olsun Farsça olsun Osmanlı Türkçesi olsun klasik metinleri yazarak öğrenmek insana çok şey kazandırıyor. Genç meslektaşlarda ben bunun eksik olduğunu görüyorum.
Hilafet kurumu, Hicaz olarak tanınan, tarihinde hiçbir mutlakiyet rejimi tanımamış, göçebe ve yarı-yerleşik halkların serazad yaşadığı Orta Arabistan'da, kendi tarihsel tecrübeleri çerçevesinde, siyasal gelenek haline getirdikleri seçime dayalı ve bir şura eşliğinde çalışan kabile şeyhliği kurumunun, Peygamber'in vefatından sonra otomatik olarak devreye girmesi sonucu oluşan bir yönetim biçimi olduğu,
zamanla tamamiyle unutuldu.
Ahmet Yaşar Ocak
Sayfa 196 - İletişim Yayınları
Ahmet Yaşar Ocak, son dönemin en büyük tarihçilerinden sayılıyor. Kazim Mİrşan ve Halil İnalcık ile beraber hem ülkemizde hem de dünyada kabul görmüş büyük ilim adamlarındandır. Türk sufiliğiyle alakalı kaleme aldığı eser başlangıçta oldukça doğru iki görüş ile başlıyordu. Birincisi; Türk tasavvuf tarihinin yeterince incelenmemiş olması ve bu konuda çalışmalar yapılmasına dair gerekliliği ifade etmişti ki gayet doğrudur. İkinsici: Türk tasavvuf tarihine dair objektif eserlerin olmayışı idi. İnsanlar bazı tarihsel kişiliklere gerçek kişiliklerden bağımsız olarak hayali bir profilden bakıyor ve inanıyor denmişti. Bu da kesinlikle doğrudur. Bu söz beni umutlandırmasına rağmen devamında büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Çünkü eserin objektiflik noktasında bazı sıkıntıları olduğunu gördüm Şahsi inceleme ve görüşüme göre, yazarın Türk sufiliğine bakışlar derken kastettiği; kendi şahsi bakışıdır. Eserin objektif olduğunu düşünmüyorum. Maalesef.

Eserle alakalı çok not almıştım, konuyu çok detaylı olarak açıklamayı düşünüyordum. Lakin gördüğüm kadarı ile; akademisyenlerin dahi taraf olduğu bir konuda görüş beyan etmek, konuşulmaması gereken bazı mevzulara girmek okuyucular arasında olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bu sebeple detaylı inceleme yapmayacağım.
Ahmet Yaşar Ocak'lı Türkler, Türkiye ve İslam adlı eserinde Müslümanlığın Türklere nasıl cereyan ettiğini tarihsel bir perspektifte anlatırken, diğer yandan günümüz Laisizm-İslamcılık karşıtlığının sosyolojik bir incelemesini yapmış. Kitapta İslam aleminin ne gibi sorunları olduğu bu sorunları nasıl aşacağını güzel bir şekilde tarif ederken aynı zamanda İslam aydınlarının bu sorunlar karşısında nasıl bir strateji izleyeceğini açıklayan kült bir eser yazmış
Alevi - Bektaşi inancının temel olarak İslam öncesi gelenekler ve İslam'ın getirdiği kurallar çerçevesinde birbirine entegre olduğunu söyleyen Ahmet Yaşar Hoca, Türk İslam öncesi akademik çalışma alanında kült isimlerinden birisidir. Bir çok Alevi-Bektaşi menkıbesini tarayarak İslam öncesinden gelen geleneklerin (örneğin Evliya Kültü) günümüzde varlığını sürdürdügünü, halen etkin bir sekilde toplumu etkilediğini belirtmekte.
Güzel kitap yıllarca süren laiklik ve muhafazakarliğin bizi gerilettiğinden bahsetmiş orta asya türk geleneği kızılbaşlilik tarikatlar sünni şii islam düsünce gayet akici okunabilir
Ahmet Yaşar hocanın mükemmel eserlerinden biri. Çoğu tarihçinin göz ardı ettiği konulara değinen, M.Fuat Köprülü, Abdülbaki Gölpınarlı, Osman Turan, Halil İnalcık, Kemal Karpat ve Şerif Mardin'e sık sık göndermeler yapan, Ortaçağda gelişen islamının kökünü çok sade anlatan, daha önceki tarihlerde yazılan makalelerin derlemesinin yapıldığı muhteşem bir kitap.
Herkesin kütüphanesindeki yerini almalı. Şimdiden Ahmet hocamın diğer kitaplarını da sipariş verdim. Tarihe objektif bakmak isteyenlere şiddetle öneririm
Yine Ahmet hocam yine çok güzel bir eser. Tarihçilerimizin pek girmediği Osmanlılar'da islamın gelişimi,yayılması,meydana çıkan tasavvufi akımlar,Safeviler vb. birçok konuya eleştirel açıdan yaklaşan Ahmet hocaya teşekkürler. Okuyun, okutturun
ALEVİLİĞİN, İSLAM ÖNCESİ ŞAMAN GELENEKLERİ, TÜRKLERİN İSLAMLA TANIŞMALARI SONRASINDA VE GÜNÜMÜZDEKİ ETKİLEŞİMLERİNİN ÖRNEKLERLE VE MUKAYESELİ OLARAK ANLATILDIĞI ARAŞTIRMA KİTABIDIR
Yazarın kendi deyimiyle arı kovanına çomak soktuğu bir çalışma. Kültür tarihçiliğinin başyapıtı denilebilir. Keşke Türk milleti, böyle eserleri okuyup inceleme fırsatı bulabilse. Kalın bir kitap ancak korkmayın arkası gelecektir. Önyargınızı yıkın ve tarafsız gözlemiyle Osmanlı toplumundaki aykırı insanları tanıyın derim

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Yaşar Ocak
Unvan:
Akademisyen, Tarihçi, Yazar
Doğum:
Yozgat, 1945
Yozgat'ta doğan (1945) Ahmet Yaşar Ocak yüksek tahsilini İstanbul İlahiyat Fakültesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nü bitirdi. Aynı fakültede asistan oldu. Doktorasını Strasbourg Üniversitesi'nde, doçentlik ve profesörlüğünü ise Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü'nde yaptı. Ocak, Hacettepe Üniversitesi'nde öğretim görevliliği görevini devam ettirmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 23 okur beğendi.
  • 100 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 152 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.