Ahmet Haşim

Ahmet Haşim

Yazar
7.5/10
255 Kişi
·
1.037
Okunma
·
256
Beğeni
·
9.191
Gösterim
Adı:
Ahmet Haşim
Unvan:
Türk şair
Doğum:
Bağdat, 1884
Ölüm:
Kadıköy, İstanbul, 4 Haziran 1933
Ahmed Haşim (1884, Bağdat - 4 Haziran 1933, Kadıköy, İstanbul), sembolizmin öncülerinden Türk şair.

Hayatı

Bağdat'ta doğmuştur. Babası mülkiye kaymakamlarından ve Bağdat'ın eski ve bilinen ailelerinden biri olan Alusizadelere mensup Ahmet Hikmet Bey; annesi ise yine Bağdat'ın ileri gelenlerinden Kahyazadeler'in kızı Sara Hanım'dır. Meşhur tefsir alimi Mahmud el Alusi Ahmet Haşim'in babasının dedesidir. Babasının Arabistan vilâyetlerindeki memuriyetleri sebebiyle düzensiz bir ilkokul tahsili gördü. Aynı sebepten dil olarak da sadeceArapçayı öğrendi. Annesinin ölümü üzerine 12 yaşında babasıyla birlikte İstanbul'a geldi. 1897'de Galatasaray Sultanîsi'ne yatılı olarak verildi. 1907'de mezun olunca Reji İdaresine memur olarak girdi. Bir taraftan da Mekteb-i Hukuk'a devam etti. I. Dünya Savaşı'ndaki askerliği (1914 - 1918) sırasında Çanakkale Cephesinde bulundu. Ayrıca Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu. 1924'te Paris'e, 1932'de de hastalığı sebebiyle Frankfurt'a gitti. Çeşitli yerlerde memur olarak çalışan Ahmet Hâşim, daha çok öğretmenlik yaptı. Sanâyi-i Nefise Mektebi'nde (Güzel Sanatlar Akademisi) mitolojidersleri hocalığı ve Mülkiye Mektebi'ndeki Fransızca öğretmenliği görevlerine ölünceye kadar devam etti.

Hâşim'in sanat ve edebiyata ilgisi Galatasaray Sultanîsi'nde başlar. Bilinen ilk manzumesi "Leyâl-i Aşkım" 1901'de "Mecmua-i Edebiyye"de yayınlandı. Bu dönemde Muallim Naci, Abdülhak Hâmid, Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin'in tesiri altında kaldı. Son sınıfta iken Fransız şiirini ve sembolistleri tanıdı. Bundan sonra kendi şahsiyetini gösterdi ve ilk şiirlerini kitaplarına almadı. 1905 - 1908 yılları arasında yazdığı ve Piyâle kitabına aldığı "Şi'r-i Kamer" serisindeki şiirleri hayal zenginliği, iç ahenkteki kuvvet ve büyük telkin kabiliyeti ile dikkat çekti ve beğenildi. 1909'da kurulan Fecr-i Âtî'ye girdi. "Edebiyatı ideolojinin değil, estetiğin emrine vermek" prensibinden hareket eden Fecr-i Âtî grubunun yayın organı Servet-i Fünûn dergisinde şiirler yayınladı ve Servet-i Fünûn - Edebiyat-ı Cedide - topluluğuna yapılan hücumlara makaleleriyle katıldı. 1911'de yayınlanan Göl Saatleri adlı şiirleriyle haklı bir şöhret kazandı. Fecr-i Atî dağıldıktan sonra siyasî ve edebî akımların dışında kendisine has bir şiir ve nesir anlayışının tek temsilcisi olarak kaldı.

Dış dünya gözlemlerini kendi prizmasından geçirerek anlatır; sonbahar, akşam kızıllığı ve karamsarlık önemli temalardır. Ahmet Haşim fıkraları, denemeleri ve gezi yazılarıyla da önemli bir yazardır. Düz yazılarında dili sade ve oldukça başarılıdır.
Fikir ayrılığından dolayı aşağılama, öteden beri bizde kullanılan aşınmış bir silahtır ki, onursuz bir miras olarak, aynı türden kalem sahipleri arasında kuşaktan kuşağa geçer.
Seyahat, hele deniz seyahati, ruhun bütün dertlerine devadır.
Ahmet Haşim
Sayfa 94 - Kum Saati Yayınları
"Sıhhatin fahiş derecede pahalı olduğu bir asırda,ucuz bir neşeyi neden fazla görmeli?"
Ahmet Haşim
Sayfa 64 - Anonim Yayıncılık
En eski edebiyatan en yenisine kadar, her dilde , şiirin konusu eş değil, sevgilidir.
Kadınlar için gercek çekiciliğin ezeli ilkesi , bize göre , daima şundan ibaret kalacaktır:
Çok konuşmamak ve yılışmamak.
1887-1933 yılları arasında yaşayan yazar/şair Ahmet Haşim’in denemelerinden oluşan eser “Bize Göre”.

Şahsına münhasır bir yazar Ahmet Haşim. Bunu denemelerindeki düşüncelerinden anlıyoruz elbette. Zaten çoğu önemli insanın, yazarın veya sanatçının; çok normal, sıradan insanlar olmasını bekleyemeyiz, diye düşünüyorum. Ahmet Haşim de enteresan duygu ve düşüncelerini korkusuz ve çekinmeden, “kendine göre” dile getiriyor. Bir deneme eseri için çok başarılı bir isim: “Bize Göre”. Baştan kabul ediyor yazar, söylediklerinin tamamen kesin net gerçekler olmadığını. Bize göre böyle diyerek işin içinden sıyrılıveriyor.

Bu bağlamda Haşim’in bazı düşüncelerine katılmayabilir, karşı çıkabilirsiniz, bu çok doğal. Karşınızda enteresan bir yazar var çünkü. Leylekleri, "ay"ı, akşamı çok seven; buna karşın köpeklerden, kargalardan, bahardan, güneşten nefret eden; bir tahtakurusundan cümlelerce “müthiş bir böcek” diye bahsedip, tahtakurusunu yere göğe sığdıramayan, başparmağı en önemli organımız olarak anlatan ve sayamadığım türlü değişik fikirlere sahip bir yazar Ahmet Haşim. Bu kitap, bu değişik düşünceleri bize aktaran bir eser.

Karşıt düşünceler duyduğunuzda “hadi oradan” deyip kestirip atan bir okur değilseniz, ki bir okur asla böyle olmamalıdır diye düşünüyorum, bize yazarının yaşadığı dönemi çok güzel anlatan bu kitabı keyif olarak bir çırpıda okuyacaksınız…
1920 li yılları anlatan güzel bir deneme. Kitapta en çokta dikkatimi çeken konu 1928'lerde arabaların yolları doldurması kargaşaya sebebiyet vermesi, Haşim şimdi yaşasa ne derdi acaba? Keyifli okumalar.
Ahmet Haşim'in gözlemlerini aktardığı, bir gazetenin köşe yazılarını andıran türde bir kitap olmuş. Açıkçası beğenmedim. Ve hatta zaman kaybı olarak görüyorum.
Kelimelerle oynarken, bilek kalınlığındaki bir ipin üzerinde gezinen cambaz gibi. Ahmet Haşim tam olarak ne aradığını bilen, gözlem noktasında Yaşar Kemal'e parmak ısırtacak surette bir kabiliyete sahip olan biri. Bu kitabı okurken; Frankfurt'un sokaklarında gezinecek, birkaç dilenciyle tokalaşacak, birkaç Alman tanıyacaksınız.

Bilenler hatırlayacaktır, Ahmet Haşim okurken kitabın bitecek olma kaygısı sizleri henüz kitabın ortasındayken sarmaya başlıyor.

Benim gibi kelime avcılığını sevenler, oltalarını muhakkak Haşim deryasına atmalı.

Dertli okumalar!
Çok değerli ve anlamı derin şiirler mevcut. Ancak benim elimdeki eski bir basım olduğundan olabilir daha güncel ve daha anlaşılabilir dili olan bir baskı üzerinden günümüz Türkçesi ile okunursa daha rahat anlaşılabileceğini düşünüyorum. Üzerinde düşünülüp analiz edilmesi gereken şiirler.
15 yıl aradan sonra yeniden buluştuğumuzda,sıradan şeylere bu kadar güzel tasvirler yaparak her cümledede yüzümde kocaman gülümsemeler oluşmasını sağlayan sevgili Ahmet Haşim...

Seni ne kadar özlediğimi okurken daha iyi anladım...insan sevdikleriyle arasına bu kadar yıl koymamalıymış...

Bu kitabın özellikle "Bize Göre" bölümünü çok beğendim...Ahmet Haşim'in o gün dikkatini çeken şeylerle ilgili yazdığı , duygu ve düşüncelerini anlatan bu cümlelerde kimi zaman hüzün,kimi zaman hayret kimi zaman mutluluk hissettim...
İkinci bölüm kısa Paris seyahatini anlatıyor,o bölümün ilk bölüm kadar etkileyici olmadığını kabul ediyorum...

Ahmet Haşim...Ne güzel anlatmışsın Esnemeyi,Çingeneleri,Fransız Kadınlarını,Baş Parmağı...40 derecelik ateşin bile,ne kadar güzel yönleri varmış...

Kısacık,hemen okunan ama okudukça içinizi ısıtan cümlelerle dolu bir kitap...
Ahmet Haşim'in musiki tarzında ağır şiir dilinin tersine sade anlatımlı denemelerini topladığı eser oldukça hoş ve değerli.Kitapta 42 ayrı hikaye bulunuyor.
Bunlar;

Bir Teşhis
Kürk
Süleyman Nazif’in Mezarı
Hemen Her Sabah
Dergiler
Şehir Dışı
Eleştirmen
Sinema
Çingene
Ahmet Hikmet
Kelimelerin Hayatı
Dilenci
Basit Bir Mesele
Kargalar
Bir Fikir ve Bir Tartışma
Yeni İstanbul
Kutup Faciası
Üslup Hakkında Bir Düşünce
Üstad
Yaz Kokusu
Esnemek
Deniz Kenarında
Leylek Kırk Derece
Müthiş Bir Böcek
Gece Gezintisi
Ay
Gazi
Bir Faziletin Değeri
Kış
Seyahate Çıkan Adamın Duydukları
İlk İzlenimden Sonra
Yaprak ve Çiçekler İçinde Bir Şehir
Paris Sabahı
Bir Rahibin Nasihati
Hayvanlar Arasında
Paris
Paris Kadını
Sebze Yiyiciler
Neşesiz Paris
Üniversite Şehri
Siegfried
Bir Akşam Sohbeti
Geleceğin Mimarîsi
İkdam, 19 Kasım 1928
Pislik ve Temizlik
Piyâle'deki şiirlerini Göl Saatleri kitabındaki şiirlere kıyasla daha çok beğendim. Ahmet Haşim'in en beğendiğim şiiri Merdiven de bu kitapta. Esasen anlayabildiğim tek şiiri de Merdiven oldu diyebilirim.
Belki de anladığımı zannediyorum,
Bilemiyorum.
Anlamak için gayret ediyorum,
Kitabı bir kenara bırakıyorum,
Düşünüyorum, düşünüyorum,
Yorum üstüne yorum,
İşin içinden çıkamıyorum.
Bir şiirini hatırlıyorum,
ÖLMEK. Ne diyordu orada;

"Firâz-ı zirve-i Sînâ-yı kahra yükselerek,
Oradan düşmek ölmek istiyorum."

Ne dedi şimdi bu diyorum,
Hemen sözlüğe gidiyorum,
Fa fa fa, fe fe fe, fi fi fi,
Firâz! Buluyorum.
En nihayet kitabı, sözlük ve şiirler arasında bitiriyorum.

Ahmet Haşim'in anlaşılmak gibi bir derdi de yok sanırım. Şiirde manaya çok önem vermediğini, şiirin toplum tarafından anlaşılıp anlaşılmamasını pek önemsemediğini "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" başlıklı yazısında görebilirsiniz. Velhasıl failatün failatün failün pek anlamadım efendim.
Kitap, Ahmet Haşim'in 1928'de İkdam Gazetesi'nde yazdığı yazılarından oluşur. Süleyman Nazif'ten, Ahmet Hikmet'ten ve konusuz edebiyattan, Cenab Şehabettin'den,dönemin dergilerinden ve şairlerinin başarısızlıklarından, İstanbul'dan, eski ve yeninin çatışmalarından, dinlenmek için gittiği Paris'ten ve yeni ortaya çıkmış birkaç edebî akımdan bahseder. Ahmet Haşim'in meşhur akşam ve karanlık sevdası burada da kendini hissettirmiş. Şu satırları örnek göstermek yeterli olur sanırım: "Güneş, bütün gün, insana doğru fakat acı şeyler söyleyen bir arkadaştır. Onun ışığında eğlenmenin ve mutlu olmanın hiç imkânı var mı? Nihayet akşam oldu. Karanlık bastı. [...] Artık her şeyi açıkça görmek ıstırabından kurtulmuştuk."
Birkaç saatte okunabilecek hacimde ve akıcılıkta bir kitap. Yer yer eleştirel ve iğneleyici bir dil kullanılmış. Bazı kısımları öylesine yazılmış hissi uyandırsa da döneme tanıklık eden biriyle sohbet niteliğinde bir eser.
Vapurla Paris seferi sonrası yurtdışı için Sirkeci’den tren kalktığını da öğrenerek başladık bu kitaba. Gitmesinin nedeni olarak da sürekli seyahat kitapları okuduğunu anlatıyor yazarımız. Tabi yazarın bu gezilerden memnun kalamadığını sürekli bir bahane bulduğunu (sinekleri bile bahane ettiğini) görüyoruz. Bunun nedeniyse hayalinde kurduklarıyla gerçekten gördükleri arasında hiçbir benzerlik bulamamasından kaynaklanan hayal kırıklıkları diyebiliriz.
Yazar Almanya için çok güzel bir cümle kullanıyordu aslında. Yurtdışı hevesi olanları içeride tutmak için de yazılmış olabilir ama olsun. Çok hoş bir cümle kurmuştu. Bu cümle nerede geçiyor ben göremedim gibi laf edecekler olursa da ‘Caddeler’ bölümünün sonuna bakabilirler.
“Almanya, pembe ve büyük bir elmadır fakat içi kurtludur” cümlesi aslında yazarın düş kırıklığını çok açıkça ifade etmişti.
Tabi sadece olumsuzluklar söz konusu değil. Yazar ara sıra karşılaştığı nükteleri de aktarıyor ki alıntı yapmıştım bende bir tanesini. Oldukça hoş bir yazıydı benim için.
Son olarak biraz da yazarın kendisinden daha doğrusu neden bu tarz bir üslubu olduğundan bahsedelim. Burada da etkilendiği kişi 1858-1915 yılları arasında yaşayan Fransız Tenkitçisi Gourmont etkilerini görüyoruz. Bu bilgiyi de nereden aldın Sadık diyecek olursanız Bir Seyahatin Notları adlı yazılarında belirtmişti ancak buraya eklemek aklıma geldiği için burada yazıyorum. Herkese keyifli okumalar, bol kitaplı günler diliyorum. İyi günler dilemiyorum çünkü az evvel diledim hava karardı, dolu falan yağdı, daha fazla şansımı zorlamak istemedim. 

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Haşim
Unvan:
Türk şair
Doğum:
Bağdat, 1884
Ölüm:
Kadıköy, İstanbul, 4 Haziran 1933
Ahmed Haşim (1884, Bağdat - 4 Haziran 1933, Kadıköy, İstanbul), sembolizmin öncülerinden Türk şair.

Hayatı

Bağdat'ta doğmuştur. Babası mülkiye kaymakamlarından ve Bağdat'ın eski ve bilinen ailelerinden biri olan Alusizadelere mensup Ahmet Hikmet Bey; annesi ise yine Bağdat'ın ileri gelenlerinden Kahyazadeler'in kızı Sara Hanım'dır. Meşhur tefsir alimi Mahmud el Alusi Ahmet Haşim'in babasının dedesidir. Babasının Arabistan vilâyetlerindeki memuriyetleri sebebiyle düzensiz bir ilkokul tahsili gördü. Aynı sebepten dil olarak da sadeceArapçayı öğrendi. Annesinin ölümü üzerine 12 yaşında babasıyla birlikte İstanbul'a geldi. 1897'de Galatasaray Sultanîsi'ne yatılı olarak verildi. 1907'de mezun olunca Reji İdaresine memur olarak girdi. Bir taraftan da Mekteb-i Hukuk'a devam etti. I. Dünya Savaşı'ndaki askerliği (1914 - 1918) sırasında Çanakkale Cephesinde bulundu. Ayrıca Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu. 1924'te Paris'e, 1932'de de hastalığı sebebiyle Frankfurt'a gitti. Çeşitli yerlerde memur olarak çalışan Ahmet Hâşim, daha çok öğretmenlik yaptı. Sanâyi-i Nefise Mektebi'nde (Güzel Sanatlar Akademisi) mitolojidersleri hocalığı ve Mülkiye Mektebi'ndeki Fransızca öğretmenliği görevlerine ölünceye kadar devam etti.

Hâşim'in sanat ve edebiyata ilgisi Galatasaray Sultanîsi'nde başlar. Bilinen ilk manzumesi "Leyâl-i Aşkım" 1901'de "Mecmua-i Edebiyye"de yayınlandı. Bu dönemde Muallim Naci, Abdülhak Hâmid, Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin'in tesiri altında kaldı. Son sınıfta iken Fransız şiirini ve sembolistleri tanıdı. Bundan sonra kendi şahsiyetini gösterdi ve ilk şiirlerini kitaplarına almadı. 1905 - 1908 yılları arasında yazdığı ve Piyâle kitabına aldığı "Şi'r-i Kamer" serisindeki şiirleri hayal zenginliği, iç ahenkteki kuvvet ve büyük telkin kabiliyeti ile dikkat çekti ve beğenildi. 1909'da kurulan Fecr-i Âtî'ye girdi. "Edebiyatı ideolojinin değil, estetiğin emrine vermek" prensibinden hareket eden Fecr-i Âtî grubunun yayın organı Servet-i Fünûn dergisinde şiirler yayınladı ve Servet-i Fünûn - Edebiyat-ı Cedide - topluluğuna yapılan hücumlara makaleleriyle katıldı. 1911'de yayınlanan Göl Saatleri adlı şiirleriyle haklı bir şöhret kazandı. Fecr-i Atî dağıldıktan sonra siyasî ve edebî akımların dışında kendisine has bir şiir ve nesir anlayışının tek temsilcisi olarak kaldı.

Dış dünya gözlemlerini kendi prizmasından geçirerek anlatır; sonbahar, akşam kızıllığı ve karamsarlık önemli temalardır. Ahmet Haşim fıkraları, denemeleri ve gezi yazılarıyla da önemli bir yazardır. Düz yazılarında dili sade ve oldukça başarılıdır.

Yazar istatistikleri

  • 256 okur beğendi.
  • 1.037 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 454 okur okuyacak.
  • 16 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları