Akif İnan

Akif İnan

Yazar
8.8/10
157 Kişi
·
512
Okunma
·
282
Beğeni
·
11611
Gösterim
Adı:
Akif İnan
Tam adı:
Mehmet Akif İnan
Unvan:
Şair
Doğum:
Urfa, 12 Temmuz 1940
Ölüm:
Urfa, 6 Ocak 2000
1940/ 12 Temmuz’da Urfa’da doğdu.1952/ İlkokulu bitirdi.

1958/ Urfa Lisesi’nden Maraş Lisesi’ne sürgün gönderildi.

1958/ Bir grup arkadaşıyla Derya Gazetesi’ni çıkardı.

1959/ Maraş Lisesi’nden mezun oldu.

1959/ İlk Konferansını Urfalı Şairler üzerine verdi.

1959/ Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kaydoldu. İki sene sonra bıraktı.

1960/ Üstad Necip Fazıl ile Maraş’ta tanıştı.

1962/ Fakülteye tekrar girdi,1972’de mezun oldu.

1962-1964/ Hilal Müessese Müdürlüğü’nü yaptı.

1965/ 23 Temmuz’da evlendi.

1964-1969/ Türk Ocağı’nda faaliyet gösterdi.

1969/ Nuri Pakdil ile birlikle Edebiyat Dergisi’ni kurdu.

1969-1972/ Türk Taşıt işverenleri Sendikası’nda uzmanlık görevinde bulundu.

1972 / İlk kitabı “Edebiyat ve Medeniyet Üzerine” yi çıkardı.

1974/ İlk Şiir Kitabı Hicret’i çıkardı.

1975/ Kısa dönem askerlik yaptı.

1976-1990/ Mavera Dergisi’nde kurucu olarak yer aldı.1977-1980/ Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Türkçe öğretmenliği yaptı.

1977/ Eğilim Enstitüleri için Oktay Çağlar ile beraber “Yeni Türk Edebiyatını hazırladı. (Ders Kitabı)

1980/ Hac farizasını yerine getirdi.

1985/ “Din ve Uygarlık” ı (denemeler) çıkardı. 1991/ “Tenha Sözler”i yayınladı.

1969-1972/ Türk Taşıt işverenleri Sendikası’nda uzmanlık görevinde bulundu.

1993-2000/ Eğitim-Bir’i kurdu ve başkanlığını üstlendi. Aynı zamanda Memur-Sen Konfederasyonu başkanlığını yürüttü.

1998/ Kanal 7’de kültür ve sanat programı hazırlayıp sundu.

1999/ Haziran’da rahatsızlandı ve ölümcül hastalığı teşhis edildi.

1999/Aralık’ta Urfa’ya döndü.

2000/ 6 Ocak’ta Urfa’da vefat etti.
64 syf.
·427 günde·Puan vermedi
Âkif İnan'ın okuduğum ilk şiir kitabı. Gayet güzel bir dille yazılmış, kendisi Necip Fazıl Kısakürek , Cahit Zarifoğlu , Nuri Pakdil , Rasim Özdenören , Erdem Bayazıt ve diğer Kahramanmaraşlı şairlerimizle arkadaşlık etmiş onlarlar birlikte dergi çıkartmaya çalışan Şanlıurfalı değerli bir şairimizdir. Yedi güzel adamın düşünce ve fikirlerine ortak olmuş
Geleneklerine bağlı ve başarılı bir kimlik göstermiştir...

Bir çırpıda okuduğum bu şiir kitabı inşallah edepsizlik sayılmamıştır. Belkide yarim saatte okuduğum bu kitap aylarca üzerine düşünülerek icra edilmiştir. Ama bazı yerlerde kalbimi hızlı atmasını sağlayabildiyse
Ben bu eserden bir şeyler almışmdır demektir.
Belkide şiir dünyanıza kapıları açan şairlerimizden olur okumanızı tavsiye ediyorum.
Fazla söze gerek yok...
__________
28.04.2020

İnsanki bir bircrettir. Bir yolcudur. Öyle ki ne vardığımız yer ne de ayrıldıgımız yer en çok bizi etkiler. Bizi en çok etkileyen yoldur. Yolda yaşadıklarımızdır. Yolda yaşamak. Aşk bir yoldur. Ne demişler, sevgiliye varsan adı meşk olur. Koşupta yakalayamazsan adı aşk olur.
112 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Akif İnan, Yedi Güzel Adam'dan olduğu söylenen bir şair ve yazardır. Onlardan biri midir bilmem ama güzel bir insan olduğu muhakkak. Yazdığı satırlar, ardında kaliteli ve vakur bir kişilik olduğunu gösteriyor ve ancak naif bir insana ait olabilirler. Uzun zamandır bu yedili ile ilgilenmekteyim. Hayal ettiğim haklarında uzunca bir araştırma ve okuma yapıp büyük bir ileti yayınlamaktı. Lakin bu dediğim çok uzun zaman alacak bir şey, ben de hayalimden vazgeçmek yerine, bu yolu yavaş yavaş yürümeye karar verdim ve Akif İnan da bu yolda yoldaşlarımdan biri oldu.

Lise son sınıfta bir öğretmeni sürekli zulmedince, en sonunda onunla kavga etmiş ve Maraş'a sürgün edilmiş genç öğrenci. Haksızlığa uğramasındaki hayır hepimizin malumudur. Orada Cahit Zarifoğlu, Alaeddin Özdenören, Erdem Bayazıt ve diğerleriyle tanışmış. Hepsinin gencecik bir fidan olduğu o güzel dönemde kurulmuş arkadaşlıkları. Bu genç delikanlılar II. Yenicilere yoğun bir ilgi beslerken, Urfa'dan gelen bu gençliğinin içinde olgunluk, olgunluğunun içinde gençlik olan delikanlı, eski şiirden olan yanını korumuş. Divan edebiyatını çok sever, Ahmet Haşim'in de birçok şiirini ezbere bilirmiş. Elbette arkadaşlarının anlayışına kayıtsız kalmamış, II.Yenicilerin de şiirlerini okumuş ama eski şiirden yana olan tavrını korumayı seçmiş. Sezai Karakoç hariç sol çizgide yer almaları, içerik olarak onların yazdıklarını kabul etmemesine sebep olmuş. İlginçtir ki Sezai Karakoç'un Körfez kitabı ona deli saçması gelmiş. Yeni şiire kapalı olmasının temeli Urfa'nın onun karakterine yerleşmiş olması. Büyüdüğü kentin davranış kalıpları onun ruhunda yer etmiş ve bunun değişmesi uzun yıllar almış. Burada onun gelişmelere ve değişime kapalı olduğu anlamı çıkmasın lütfen. Urfa kapalı bir havzadır, köyüyle merkezi arasında dahi edebiyatı ve folklorü algılayış ve yorumlayış açısından fark vardır. Bu şehir kendine yetmek zorundadır. Şehrin kültür örgüsünü divan edebiyatı ve folklörük ögeler oluşturur. Necip Fazıl, Akif İnan'la ilgili, ''Akif Urfalı değil, Urfa Akifli'dir'' demiştir. Akif İnan, davranışları ölçülü, sakin, kendi ahenginin farkında bir insandır, tıpkı Urfa gibi. Bunu şiirlerini okuduğumda o kadar net hissettim ki. Yani insanın duygusu ölçülü olur mu? Bir şeyler hissettiğini biliyorsunuz, bundan eminsiniz ama size sadece bilmeniz gereken kadarını gösteriyor. Mahremiyetini koruyor. Onun ruhunu yalınca görmek mümkün değil. Üstelik gerekli de değil. Herkes her zaman ruhunu olduğu gibi ortaya serse farklı insan olmak diye bir mefhum da olmazdı. Herkesin değeri birbirinden farklı renkte olmasında gizli. Ha görüyoruz elini dilini bir kalıp görüp, diğer herkesi hamur sananlar da var. Yoğurmanın bu kadar meraklısı bir halk daha yoktur, hayır bu kadar meraklıysanız ekmek ustası olun da bir işe yarayın. Ya da kelimelerinizi yoğurun temiz bir yürekle, yüreğimiz şenlensin.

Bu satırlarda sınırlarının farkında olan bir insan var. Özgünleştiğine karar vermesi ve gerçekten özgünleşmesi bu yüzden uzun yıllar almış. Bu noktada ne alakası var demeyin Sabahattin Ali'yi anmadan geçemeyeceğim. Ben onun hapse düşmesiyle, sağa sola yazdığı mektuplarla, görüş değiştirmeyi döneklik görmekle falan ilgilenmiyorum ama. (Bu ülkede kullanılış yönüyle en iğrendiğim üç kelime aşk, emek ve döneklik.) Onun edebi yönüne haksızlık etmesiyle ilgileniyorum. Akif İnan da beğenmemiş kendi yazdığı şiirleri, çok az şiiri var. Ama yazmaktan vazgeçmemiş, sesini bulmak için uğraşmış. Keşke Sabahattin Ali de güzelliğinin değerini bilemediği şiirlerini yazmaya devam etseydi. Varsın kendisini beğenmeseydi. Biz severdik o satırları. Çok üzücü.

Bu kitabı ilk okuduğumda bana güzel gelmedi. Ben ki biliyorsunuz her satırı uzun uzun okur düşünürüm, duygular bana pek geçmedi gibi hissettim. Sonra açıp notlarımı baktığımda, aklıma bir söz düştü. İnsanlar sizin onlara ne yaşattığınızı unutabilir ama ne hissettirdiğinizi unutmaz gibi bir anlamdaydı. Duygular büyük bir coşkuyla değil, oldukça ölçülü ve özgün verildiği için, ben düşündüklerimi unutmuştum geriye dönüp baktığımda. Halbuki aldığım notlar şahidiydi dimağımın. Aynı dimağ barındıklarıyla oyun etse de bana, söz uçmuş yazı kalmıştı işte. Sevmek... Sevmez olur mu hiç şair. Ama bu gönlü yalama olanlardan değil elbette. Ben öyle herkese değer veremem bilirsiniz. Ancak şu düşüncedeki biri beni fetheder, anlayışı nereye ait olursa olsun: '' Sen attın kuyuya taşı/ Dinemez yankısı mahşerde bile'' Şuradaki derin anlam beni aldı şu an silkeledi. Taşın suya düşerkenki şıpırtısı yok bu satırlarda, çoğu coşkulu şair, yüreğimizin telini o şıpırtıyla titretir. Akif İnan'ın yaptığı ise ciddiyetiyle ne olduğunu söylemektir. Bu satırlarda şair, sevdasının ve kararlılığının altını öyle bir çizmiştir ki, inanmamak için taş olmak gerekir. ''Yokluğun içimde duvarlar örer/ Nasıl kan toplanır gülüşlerinde'' İnsanın yüreği hasret duyduğunun yokluğuyla taş olur da oturur öyle göğsünde. O taş ki, nefes aldırmaz, yol yürütmez, içimize güneşi soksalar kâr etmez, okyanuslar içsek gitmez o taş. Hasret duyulan gelse bitmiştir ama. Taş kan dolar, can dolar, atar yine olması gerektiği gibi. Sevdiğinin yokluğu insanın içinde duvar olursa işte; nafiledir her söz, acıyı telafiden. Ben bu adama haksızlık ettim. Pişmanım ilk okuyuşumda anlamadığım için.

Hepimiz her gün kuşları, gökyüzünü, şehri görüyor, bir sürü şarkıya denk geliyoruz. Ama bunları aşık bir yüreğin görmesi bambaşka. Dün bir tweet gördüm, ''ilk aşık olduğunuzda ne yapmıştınız ? ben manavdan brokoli alıp eve dönerken parkta salıncakta sallanmaya başlamıştım sırıtarak. sonra senin de mutlu olmaya hakkın var diyip brokoliyi de salıncağa bindirip sallamıştım.'' Epey gülümsedim bundan sonra. Yıllarca aynı brokoliye kayıtsız bakarken, aşkla ona bile mutluluk dileyecek hale gelmek. :) Akif İnan'ın ciddiyetiyle ise ''Gözlerin kalbime değmeden önce/ İstanbul o kuşlar acep nerdeydi// Deniz ki dilimin lügat kitabı/ Şarkılar kardeşim onlar nerdeydi// İçimde sürekli yağmur bulutu/ Ormanlar nehirler güller nerdeydi// Gözlerin kalbime değmeden önce/ Acılar gülüşler düşler nerdeydi'' Daha evvel onlarca kez gördüğümüz ama fark etmediğimiz şey sevdalı bir gözle nasıl da anlama kavuşuyor! O güne kadar dinleyip size hiç de anlamlı gelmeyen bir şarkı, yüreğinize biri düştüğünde nasıl da kulaklarınızdan gözlerinize yürüyor!

Peki sevdalandığınız yüreğin isteklerine yine aynı ağırbaşlılıkla ''Yazma derse yazmam rüya gözlerin/ Bastığın toprağa şiirlerimi'' Şu satırlardaki içe doğru uzanan uçurum var ya, atlasanız ölmezsiniz. Dibi yok gibi, öyle derin. Ve ar etmek... Bir insanı en çok ar ederken severim, kan toplanır gülüşünde demişti ya hani, kan yüzüne yürürse bir insanın güle döner o çehre. Sevmemek, mümkün müdür? ''Ve bir gün anlarsan şiirlerimi/ Yalar yeryüzünü bir kara haber''

Şairler insanlara ''Bu, böyle de görülebilir miymiş?!'' dedirtir. Bundandır içimizde yer edişleri. İnsan dediğimiz incelmiş, düşünülmüş sözüyle güzeldir. Peki hep uykuların bölünmesinden bahsederiz, şu şekilde hiç düşündünüz mü? ''Bir uyku bölmezse anılarımı/ Korkarım çıldırtır bu hayal beni'' Uykunun uyanıklığı böylesi böldüğü, görülmemiş ve çok görülmüştür.

Övmek için çok satır var, lakin bir parça eleştiri de getireceğim. Zaman zaman bir tat alamadım. Serbest şiirde dahi ahenk vardır. Ama şairin bazı şiirleri düşünce bakımından güzel olmasına rağmen ''bir şey eksik ama ne?'' dedirtti bana. O uyumu aradı içim, gözlerim. Bu yüzden şiirin beni dışına attığı da oldu. Misal şu satırlarda söyleyiş güzelliğini sorguladım:
''Bir sözdür susuşun bir ince fikir
Bin yorum getirir aklıma birden''
Küçük bir yer değişimi ahenk demektir.
''Bir sözdür bir ince fikir susuşun
Aklıma birden bin yorum getirir''

''Gövdemi kurşunlar sererse yere
Kırgın bakışların değdi sanırım''
Eksik bir şeyler var. Şöyle olsa;
''Sererse gövdemi kurşunlar yere
Kırgın bakışların değdi sanırım''
Size göre çok basit gelebilir, ama şiirin tamamında parçalar eksiksiz, yerleri yanlış gibiydi.

Tüm kitap boyunca şair olmak isteyen ve bu yoldan vazgeçmeyen bir adam gördüm. Ömrü boyunca bunun için uğraşmış, bu arzudan hiç vazgeçmemiş bir adam... Zaman zaman sözün güzelliği ile hayalleri kavuşmuş, zaman zaman ahenkte sıkıntılar da olmuş. Ama her şekilde güzel satırlar, düşünülesi satırlar, hisli satırlar ve alışmadık bir tarz. Bu yüzden bu kitabı okuduktan hemen sonra Şiirin Geçitleri bu kitabı da okudum ki anlayamadığım yerleri biri bana anlatsın. Bu incelemede mevzu bahis kitabın katkısı da çok büyük. Akif İnan'ın hayatıyla ilgili kısımları o kitaptan okudum. Yedi Güzel Adam'la bir yol yürümek isterseniz buyrun. Keyifli okumalar dilerim.
74 syf.
·3 günde·Puan vermedi
İtiraf etmek gerekirse güzel şeyleri pek paylaşmak içimden gelmiyor. Konu kitaplar ve yazarlar olunca...

Eskiden bir alıntının güzelliğini farketmezdim taa ki burayı yani 1k'yı kullandıktan sonra.
Sözcüklerin büyüsünü kalıpların etkisini gördüm. Artık kitapları farklı bir şekil de okuykuyorum daha dikkatli daha hassas, dedektörle altın arayan fukara gibiyim. Kitapları okurken.
(Fukaraysan dedektörü nereden buldun bu apayrı bir konu:),)

Akif İnan'ın okuduğum ikinci güzel kitabı, şiir kitabı diyelim. Birincisi Hicret

Evet şiir yazarken nazik olacaksın, kalbin derisi yüzülmüş acısı hissedilecek, taptaze bir acı sinecek göğünde. Bir gayen olacak ona yazacaksın. Bir beyefendi bir hanımefendi olacaksın. Sözcüklerin takım elbiseli olacak. Cümlelerin bir yere girdi mi insalara ayağa kalkma refklesi oluşturacak. Sözcüklerine ses geldi mi koca koca orduları suspus edecek. Yazdıkların habersize dert katsın, derdi olana merhem katsın. Şarap gibi sözlerin olsun eskidikçe güzelleşen. Özünde amber koksun misk koksun. Kendine has bir teri olsun. Kelimeleri çiğnedin mi sindirmesi yıllar sürsün. Öyle kucakla ki yazdıklarını, kucağına altın oranda sığsın.
Biri parmağına diğeri kirpiklerine takılsın. Gözlerini kırpınca kelimler birden şıngırtdatsın. Nefes alsın varım desin. Sen yokken konuşsun, arkanda veled-i salihan olsun...

Bir şiir kitabının neresi anlatılabilir ki?
Anatılacak bir şey varsa o da okuyucuda yaşatılan hezimettir, depremdir, travmadır, beyin şokudur, çalkantıdır, güzelliktir, muştudur, sevecenliktir...

Iki mısra okur... bir ah çekersin. Sonra bekler tekrar okur tekrar ah çekersin.
Sonra bu bana yetersin-dersin-çekip-gidersin.
74 syf.
·2 günde
Merhabalar, kitabın ilk incelemesini ekliyorum O halde siteye:)

Akif İnan ilk defa okuyorum ve de bunun için yazıklar olsun bana.
Kitabın adının "Tenha sözler" olduğunu aldırmayın her zaman derim Roman, denemede yabancılar bizlerden iyi iken şiirde Bizimkiler yabancılara on basar diye...

Çünkü şiir çoğu zaman Yürek dilinin kaleme geçmesidir, çoğu zaman şiir sevdiğine Kavuşamadıktan Sonra Yazılan bir ağıttır. Hasret özlem çekenlerin kalemidir şiir. Bu yüzden bizimkiler pek iyi bilir bu dili.

"Tenha sözler" demiş Akif İnan aksine bizimle akran duyguları paylaşan yoldaşlara tercüme olmuş pek çok gözyaşı ile yorulmuş boynu bükük kelimeler var..
Neden çoğu kez aşk üzerine yazılmış, ben Sen, başkası, olmaktan çıkmış Ve hep "O" üzerine yazılır.
Birine şiir yazmayı denediniz mi hiç? Denediyseniz zaten o yürekten gelen bir şey değildir, bir anda dökülüyorsa kaleme sessiz çığlıklar o zaman anlam kazanır...

Bu Şiir kitabını okurken Aklım hep başka yerlere gitti, Bazen aklıma çok hüzünlü şarkılar geldi, bazen yaşadığım kötü olaylar, bazen kitabı okurken "Tek ve tenha" oluşum geldi, bazen sözcüklerin ağırlığını hissettim;

"Düşen her yaprağın acısı bende" demiş ne kadar hassas ve derin bir acı.
Bazen de yapmak istedim dediklerini, "Toprağın altında Yürüsem bir gün kurtulsam Aklımın işkencesinden"
Bazen de okurken pek çok sözlerini, hep aldın benden pek çok şeyi.

Göğümü yitirdim, sevdiğimi Yitirdim, Umudumu Yitirdim, her bir sayfa ilerledikçe.

Bazı kitaplar bana çok ağır geliyor çok derin etkiler bırakıyor ben de...
Bir söz bile pek çok şeyi değiştirirken benim için, pek çok sözün ruhuma İstilası oldu bu kitap.
Bu kitap kimin için, neden yazılmış pek bilmiyorum. Ama ben yüreğimdeki kişiyi düşünerek okudum..

"Sevdayı bir delik gibi
ansızın giydirdi Gözlerin bana"

demiş Akif İnan...

Ben de giymek istiyorum o sevda giysisini ama deli gömleği olarak değil; bir çocuğun bayramda ilk defa giydiği, pırıl pırıl özenle ve titizlikle muhafaza ettiği bayram günü çattığında mutlu bir tebessümle giydiği duygularla giymek istiyorum..

Yürek Gazelimi bırakarak keyifli okumalar ve dinlemeler diliyorum... :)


"Senin hatıranla beni her akşam
dünyanın kirinden yuyar yüreğim

Düş kazılarımın bulgularını
umut sergisine koyar yüreğim

Bütün varlığımı billur sesine
ve özel rengine boyar yüreğim

Mehtaba çiçeğe ve bulutlara
cennet hayalini oyar yüreğim

Kanadısın zaman nehirlerimin
günleri seninle sayar yüreğim

Çevremi donatan yankılarına
sevdanın izine uyar yüreğim

Değil hayalinden akan sözleri
aklından geçeni duyar yüreğim

Bir günki anlarsam kayboluşunu
beni cinnetlere soyar yüreğim"


https://youtu.be/pb6E82NYuAA
112 syf.
·17 günde·Beğendi·10/10
Akif İnan "Yedi Güzel Adamdan" yalnızca biri bu şair yürekli insanlar iyiki var olmuşlar ve edebiyata mükemmel eserler kazandırmışlar ..
Evet İnan'ın şiirlerini okumaktan büyük zevk aldım ve nerdeyse çoğunu beğendim ama özellikle Mescid-i Aksa şiiri çok güzeldi ..
Eseri anlam bakımından değerlendirecek olursam Erdem Bayazıt ve Cahit Zarifoğluna göre şiirleri biraz daha açık ve anlam kapalılığı pek fazla yok.
Şiir severlere tavsiye ederim ..
112 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Kütüphanede rastgele elime gelen bu şiir kitabıyla yeni bir şair hem de yazımını seveceğim bir şairle tanıştım. Dizeler arası uyumu severim şiirlerde. Ayrıca şair, Yedi Güzel Adam'dan biriymiş. Cahit Zarifoğlu ile kıyaslamak için söylemiyorum, Akif İnan'ın şiirleri daha açık ve anlaşılırdı. Elbette hiçbir şiiri şairi kadar anlayamayız ama yine de derin derin düşünmem gerekmedi. Satırları okurken hissettim şiiri.

Kesinlikle tavsiye edilir.
160 syf.
·13 günde·Beğendi
(#31574561)


Mehmet Akif İnan'ın köşe yazılarının toplandığı kitap.
Konu birkaç mesele etrafında şekillenmiş.

Ortadoğu, Kıbrıs sorunu, Afganistan'daki zulüm, Filistin, Kudüs meselesi ve Türkiye'nin rolü.

Yazar dönemin hükümetini Müslüman ülkelerin sorunlarına karşı pasif tavrı için eleştiriyor.

Ve birliğin tek çözüm olduğunu belirtiyor.

Merkezin Türkiye olduğunun , Türkiye'nin büyük bir yük altında öncü olduğunun altını çiziyor.

Yıllar geçmiş bu köşe yazılarının üzerinden ama şimdi bir gazetenin sayfasına bugün için koyulsa yadırganmaz gibi geliyor bana.

Birleşmiş milletler hangi insan haklarının temsilcisidir diyerek isyan ediyor yazar.

Birleşmiş Milletler müslüman olmayanın ve mazlum olmayanın temsilcisidir hala ve hala.

Değişen bir şey yok.

Filistin sorunu yıllar önce ne kadar zalimceyse bugün de aynı.

Değişen bir şey yok.

Ortadoğu o zamanın Ortadoğu'sunu aratıyor.

İslam ülkeleri üzerindeki vazifeyi hala bilmiyor ve yerine getirmiyor.

Birlik yok ve böyle devam ettikçe yalnız kurt avlanmaya mahkum.

Yazar herşeye rağmen umutlu.
Güzel günler göreceğimize dair bir umut var , iyi ki var.

İyi ki.
112 syf.
·1 günde·Beğendi
Mehmet Akif İnan

Bir eğitmen, ödülleri olan bir şair , yazar...

Ama size yedi güzel adam desem.
Kaç kişi bilir Akif İnan' ın yedi güzel adamdan biri olduğunu.

Şahsen ismi bu etkinlik sayesinde ilk kez duydum. (#31574561)

Oysa Mescidi Aksa şiirini biliriz çoğumuz.

(Mescidi Aksa'yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu)

Mehmet Akif inan ülküsü, idealleri olan bir yazar.
Hayatının bir döneminde Necip Fazıl Kısakürek'le yolu kesişiyor ve bir çok yazarda olduğu gibi edebi fikriyatı gelişiyor.

Hicret ve tenha isimli iki şiir kitabının birleştirildiği bu kitap da geleneksel halk şiiri çizgisinde, oldukça sade ve anlaşılır diliyle kendini sevdiriyor.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Yazarın yer yer tarih anlatıcılığı yaptığı, anlattığı dönemin edebiyat ile olan ilişkisini fikir dünyasıyla harmanlayarak okura sunduğu güzel bir eser. Milletimizin geçirdiği dönemleri bu yaşanılanların edebiyatla olan ilişkisini öğrenmek ve anlamak isteyenler mutlaka okumalı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Akif İnan
Tam adı:
Mehmet Akif İnan
Unvan:
Şair
Doğum:
Urfa, 12 Temmuz 1940
Ölüm:
Urfa, 6 Ocak 2000
1940/ 12 Temmuz’da Urfa’da doğdu.1952/ İlkokulu bitirdi.

1958/ Urfa Lisesi’nden Maraş Lisesi’ne sürgün gönderildi.

1958/ Bir grup arkadaşıyla Derya Gazetesi’ni çıkardı.

1959/ Maraş Lisesi’nden mezun oldu.

1959/ İlk Konferansını Urfalı Şairler üzerine verdi.

1959/ Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kaydoldu. İki sene sonra bıraktı.

1960/ Üstad Necip Fazıl ile Maraş’ta tanıştı.

1962/ Fakülteye tekrar girdi,1972’de mezun oldu.

1962-1964/ Hilal Müessese Müdürlüğü’nü yaptı.

1965/ 23 Temmuz’da evlendi.

1964-1969/ Türk Ocağı’nda faaliyet gösterdi.

1969/ Nuri Pakdil ile birlikle Edebiyat Dergisi’ni kurdu.

1969-1972/ Türk Taşıt işverenleri Sendikası’nda uzmanlık görevinde bulundu.

1972 / İlk kitabı “Edebiyat ve Medeniyet Üzerine” yi çıkardı.

1974/ İlk Şiir Kitabı Hicret’i çıkardı.

1975/ Kısa dönem askerlik yaptı.

1976-1990/ Mavera Dergisi’nde kurucu olarak yer aldı.1977-1980/ Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Türkçe öğretmenliği yaptı.

1977/ Eğilim Enstitüleri için Oktay Çağlar ile beraber “Yeni Türk Edebiyatını hazırladı. (Ders Kitabı)

1980/ Hac farizasını yerine getirdi.

1985/ “Din ve Uygarlık” ı (denemeler) çıkardı. 1991/ “Tenha Sözler”i yayınladı.

1969-1972/ Türk Taşıt işverenleri Sendikası’nda uzmanlık görevinde bulundu.

1993-2000/ Eğitim-Bir’i kurdu ve başkanlığını üstlendi. Aynı zamanda Memur-Sen Konfederasyonu başkanlığını yürüttü.

1998/ Kanal 7’de kültür ve sanat programı hazırlayıp sundu.

1999/ Haziran’da rahatsızlandı ve ölümcül hastalığı teşhis edildi.

1999/Aralık’ta Urfa’ya döndü.

2000/ 6 Ocak’ta Urfa’da vefat etti.

Yazar istatistikleri

  • 282 okur beğendi.
  • 512 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 240 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları