Alain Badiou

Alain Badiou

Yazar
7.5/10
62 Kişi
·
254
Okunma
·
42
Beğeni
·
2844
Gösterim
Adı:
Alain Badiou
Unvan:
Fransız Sol Kanat Düşünür
Doğum:
Fas, 1937
Alain Badiou, (doğ. 17 Ocak 1937, Rabat, Fas) önde gelen Fransız sol kanat düşünür, École Normale Supérieure ENS'nin eski Felsefe bölüm başkanı.

Badiou aynı zamanda Sorbonne ‘da kurs aldığı bir süre olan 1956 ile 1961 arasında öğrencisi olduğu ENS’de bir felsefeci olmak üzere resmi eğitim aldı. Matematiğe yönelik her zaman canlı ve sürekli bir ilgisi vardı. Çok genç yaşlarda siyasal alanda etkin oldu, SFIO Sosyalist Partinin bir uzantısı olan Birleşik Sosyalist Partinin(PSU) kurucularındandı. PSU özellikle Cezayir’in sömürge olmaktan kurtulması için etkin bir mücadele içindeydi. İlk romanı Almagestes’i 1964’te yazdı. 1967’de Louis Althusser tarafından oluşturulan ve Jacques Lacan ’ın etkisinde hızla büyüyen bir çalışma grubuna katıldı.
Mayıs 1968’de öğrenci ayaklanmaları Badiou’nun aşırı sola geçmesine neden oldu ve UCFML gibi aşırı radikal komünist ve Maoist gruplara katıldı. 1969’da karşı-kültür düşüncesinin kalesi olan 8. Paris Üniversitesi fakültesine (Vincennes-Saint Denis), girdi. Burada, felsefe çalışmalarını Althusserci “bilimsel” Marksizm programından sağlıksız sapmalar olarak gördüğü profesör Gilles Deleuze ve Jean-François Lyotard ile ateşli entelektüel tartışmalar yaptı. 1980’lerde hem Althusserci Marksizm hem de Lacan’cı psikanaliz bir düşüşe geçince (Lacan’ın ölümü ve Althusser’in akıl hastanesine yatırlması ile), Badiou, Théorie du sujet (1982) ve en büyük eseri, Being and Event (1988) gibi daha teknik ve soyut felsefe çalışmalarını yayınladı. Bununla birlikte, Badiou, son çalışmalarında da kullandığı, Althusser veya Lacan’ı ve Marksizm’e ve psikanalize dönük sempatik başvurularını, hiç bir zaman elden bırakmadı.
ENS’deki şimdiki pozisyonunu 1999’da aldı. Aynı zamanda başka birçok kurumda da çalışmaktadır; Collège International de Philosophie (Uluslararası Felsefe Okulu) gibi. Kendisi şimdi, 1985’te Maoist UCFML’den bazı yoldaşlarıyla kurduğu "L'Organisation Politique"’in bir üyesidir. Badiou aynı zamanda bir tiyatro yazarı olarak Ahmed le Subtil gibi yazdığı oyunlarla büyük başarılar kazanmıştır.
Son on yılda , artan sayıda eseri Deleuze, Manifesto for Philosophy(Felsefe için Manifesto), Metapolitics(Meta Politikalar), ve Being and Event gibi İngilizce’ye çevrilmiştir. İngilizce yayınlanan New Left Review ve Cabinet Magazine gibi dergilerde Badiou’dan kısa metinler yayınlanmaktadır.Anahtar Düşünceler

Badiou felsefesinde birçok düşüncenin tekrar kullanımını gerçekleştirir. Onun amaçlarından biri gerçeğin bu kategorilerinin her türlü felsefe eleştirisi için kullanışlı olduğunu göstermektir. Bu nedenle, bunları sanat ve tarih kadar ontoloji ve bilimsel keşifler için de kullanır.
Dört Diskur[değiştir]
Badiou’ya göre, felsefe, felsefi gerçekleri üretmesi açısından kendisinin gerçek prosedürler olarak kabul ettiği dört durum (Sanat, Aşk, Politika ve Bilim) içinde yapılabilir. Badiou çalışmalarında sürekli olarak, kendisinin felsefik bir „hastalık“ olarak nitelendirdiği, bu diskurlardan her hangi birine kendi gerçeğini dayatmaktan felsefenin sakınması gerektiğini dile getirir. Badiou sıklıkla “birleşme noktalarını” veya farklı diskurlar tarafından üretilen gerçekler arasındaki istisnai bağlantı sahalarını bulmaya çalışmıştır. Badiou’nun gerçeklik prosedür içeriğinin dış gerçekliğin inkarı imasını içermediği akılda tutulmalıdır. Badiou, Lacan’ı takip ederek, ‘gerçeği’, gerçeklik prosedürleri çerçevesinde etkide bulunacaklar üzerinde tekrar etkide bulunacak şekilde öğretilebilecek varolanın hacmini ancak sembolize edilemeyecek gerçekliği tasarlamak için kullanmaktadır. Böylece, bir gerçeklik prosedürüne gerçeğe ulaşmak için ihtiyaç duyulduğunda , ‘gerçek’ aynı zamanda onların gerçeği üretimi olasılığında bir dış sınır olarak iş görür.
Estetik Dışı
"the Handbook of Inaesthetics"(Estetik Dışının El Kitabı) kitabında Badiou, ‘inestetik’ ifadesini “yansıma/nesne ilişkisi”ni inkar eden artistik yaratıcılık içeriğine gönderme yapmak için uydurmuştur. Mimesis düşüncesine veya ‘tabiatın’ şiirsel yansımasına karşı bir tepki göstermek adına, Badiou sanatın ‘içkin’ ve ‘biricik” olduğunu iddia eder. Bir sanat eserindeki aracısızlıkta sunulan gerçeklik duygusuyla, içkin ve sanat ve sadece sanatta bulunan gerçeklik duygusuyla, biricik. Felsefe ve sanat arasındaki bağ hakkındaki görüşü, kendisinin işlevlerini “bilginin biçimlerini onların içinde bazı gerçeğin bir delik açabilecek şekilde düzenlendiği” biçiminde iddia ettiği pedogoji motifine bağlıdır. Bu fikirlerini Samuel Beckett’in düz yazıları, Stephane Mallarme’in ve Fernando Pessoa’nun (bunlar O’na göre felsefenin şimdilik nüfuz edemediği eserler meydana getirdiklerini iddia ettiği sanatçılardır) şiirleri ve diğerlerinin eserlerinden oluşan örneklerle geliştirmektedir.
Kapitalizmin gerektirdiği şey, çalışma, ihtiyaç ve tatminlerden oluşan bir yaşamdır. Kısacası, hayvani bir yaşam.
Kapitalist canavara teslim edilmiş çağdaş toplum ne istemektedir? İki şey ister: Eğer mümkünse pazardaki ürünleri satın almalıyız, ama bu mümkün değilse uslu durmalıyız.
Bir kural ifade edildiğinde karşılaşılan sorun, Kant’ın dediği gibi, onun genelleştirilmesinin sonuçlarını her zaman dikkate alma gereğidir.
Ergenler pazarın kalbidir. Ergenlik, ticari rekabetin hizmetindeki temel koşullanma dönemidir, pazar inisiyasyonunun zamanıdır.
90 syf.
Beklentimin çok çok altında bir kitaptı:( Zaten yoldan çıkmış biri olarak daha fazla yoldan çıkacağımı sanmıştım ama hiç te öyle olmadı. 10 üzerinden en fazla 5 puan verebilirim
%47 (42/90)
·2/10
Kitap hakkında olumsuz yazıları hepiniz görmüşsünüzdür diye düşünüyorum. Kendi kendime ‘Neden Böyle?’ sorusunu sordum bende. Hadi buna cevap bakalım.
Yazarın daha ilk cümlesinden kafalar karışık. Kendisinin konuşmalarından derlenen bu kitapta gençlerle yaptığı söyleşilerin biri ilk sayfada kendine yer ediniyor ve yazarımız bunu yaparken 79 yaşında olması ve gençlere gençlikten söz etmesinin yanlış olduğunu vurguluyor. Bunun seyirci dikkati çekmek mi, alçak gönüllü olmak mı yoksa farklı bir durum mu olduğunu sizlerin yorumuna bırakarak sözlerime başlıyorum.
Yazarın Sokrates üzerinde durması ve Platon değerlendirmeleri oldukça karmaşık bir yapıya sahip, aynı zamanda da akılcı. Bakıldığı zaman öyle cümleler var ki daha ilk birkaç sayfayı geri dönerek okumak bile ne kadar zorlandığımın göstergesi. Oradaki dinleyici çocuklar ne yapsın?
Bir Felsefecinin/Filozofun tam olarak ne manaya geldiği ve sanılanın aksine yoldan çıkarıcı olmadığını kanıtlama çabaları o kadar karmaşık ki, okurken hak verip aynı zamanda bu adam ne dedi şimdi dercesine ikilemde de kalmak mümkün. Tabi ki bunu beğenmedim demiyorum. Öyle bir şey de demem. Felsefecilere hakaret etmek olur ki bu da oldukça ayıp olsa gerek!
Kitabın içinde bir başka kitap örneği de bize sunuluyor. Platon’un Devlet kitabından bir bölüm. Yazarın da benzer şekilde yayınladığı bir kitaptan alıntı şeklinde. Bunun akabinde bir takım kavramlar üzerinde duruluyor. Mahvetmek ve İnşa Etmek veya İnşa Etmek ve İmha Etmek kavramları.
Bunun yanında çevirmene de buradan birkaç laf söylemek istiyorum. Hatta laf atacağım, hatta ve hatta yerin dibine sokacağım. Kardeşim ‘Temerküz Etmek’ nedir ya? Sen bu kitabı çevireli 1 sene olmamış. Artık hangi devirde yaşıyorsun? Bu dile uygun kelimeler kullansana! Tamam kelime yanlış değil yahut Türkçe buna itirazımız yok ama zaten dili ağır bir kitabı neden ağırlaştırıyorsun? Bakın size açıklayayım: Kitap sonuçta İngilizce’den çevirildi değil mi? Tamam o halde bakalım. ‘To Concentration’ kelimesinin çeviri haliyle karşılaşıyoruz. Kendisi de bizim dilimizde ‘Derişim’ demek. E sen kullansana bunu. Temerküz nedir? Yani bu kitabı 20. yüzyıl adamları okumayacak bu kitabı bizim yaş grubu okuyacak. Buna göre yazmak zorundasın, senin çevirin rezil olursa hem sen hem de yazarın rezil olması var. Üstüne yediğin eleştiriler var. He belki senin umrunda değil ama yazarı neden olumsuzluk altında bırakasın? İşte böyle arkadaşlar. Kitaptan çok çeviri yapan kişiye karşı içimde bir sıkıntı vardı. Onu da az biraz atmaya çalıştım.
Ben bu yazıyı sadece 41 sayfada ve 2 saate yakın bir zamanda yazdım. Bu kitap gerçekten farklı bir çeviri altında yeniden incelenebilir. Ancak şuan bu kitabı okumak tamamen zaman kaybı olacaktır. Günlük ortalama 300 sayfa kitap okuyan biri olarak 2 saatte 40 sayfa okumak gerçekten benim için başarısızlık ve zaman kaybından öte bir durum değil. Siz ne düşünürsünüz bilmem ama durum bu dostlar. Yukarıdaki fikirlerime de katılırsınız katılmazsınız tamamen sizin bileceğiniz bir durum. Hepinize mutlu akşamlar diliyorum..
90 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Yaşayan en büyük filozoflardan biri olarak adlandırılan Alain Badio'yu keşfettiğim kitap oldu. Topu topu 90 sayfa bir kitap ama bence ağırlık olarak 900 sayfa.
Kapitalist toplumun bireye belli bir prototipi dayattığını, muazzam gücünün etkisiyle bireylerin gerçek yaşamdan koparıp, onları biçtiği rolü oynama eğilimine soktuğunu, ancak bu yolun mutlak olmayıp insanlığın bu "alternatifsizliği" de yenebileceğini işlemiş kitapta.
Badiou, bireyin üç tür savrulma yaşadığını, bunların
1- sapkın beden-hazza yönelme
2- cilekeşlik- dini ya da bazı tasavvurlarla bedeni ve hazzı engelleme
3- kariyer peşinde koşup kapitalizmin tüketim toplumuyla uyum ve düzene mutlak itaat
Yazar bu üç tehlikenin dışında kişinin kendini sanat, düşünce, eylem, entelektüel haz gibi karşılık beklemeden adanabilecek şeyler vasıtası ile farklı bir kulvara taşıyabilecegini ifade ediyor. Bu sahlanışta 30 yaş altı gençlikle 65 yaş üstü bilgelerin ittifak kuracağını ortaya koyuyor.
Kitapta hem oğlan çocukları hem de kız çocuklarının durumu ayrı ayrı incelenmiş ve Freud'u da temel alarak güzel bir analiz ortaya konulmuş.
90 syf.
·1 günde·Beğendi
Badiou'nun küçük kitapçığının bir tür çağdaş toplumsal ilişkiler sorunsalınin temelendigi nokta, kanımca " Ideasız Yaşama " düsturudur. Kitabın isminin de gerçek yaşam olmasını, olabilirliği açısından, kapitalizmin dayattığı ıdeasız yasa muhtevasının bir tür karşıt eğilimi olan " Ideaya, gerçekliğe sahip ol " mottosu ile karşılık verir. Ne var ki kanımca Badiou'nun neredeyse ortodoksi Platonculugunun varmış olduğu nokta , Badiou'yu düşsel bir tür idealist kılmıştır. Çünkü düsturun açıkça belirtilmese de gizil bir idealist irade istenci barındırdığı neredeyse acıktır. Ben bunu onun marksist dizgeden bir tür kopuşunu temsil ettiğini dusunmekteyim.

Önemli noktalara değinmesi açısından Badiou'nun fikirlerinin vuku bulmasının nesnel bir zemininin aynı şekilde bir tür alternatif çıkış yarattığını da tekilsel bağlamlarda ifade edebiliriz. Platon'un homo politicus'unun Marx ile buluştuğu idea kısmının dışında, nesnellige içkin bir idea manivelasi oluşturduğu söylenebilir belki. Açıkçası konu Badiou olunca benim gibi bu konuda yetkin olmayan siradan bir insanin ciddi elestiriler getirmesi olanaksızdır. Yine de bir okuyucu özne olmam bağlamında bazı eleştirilerin de kendi acımdan dikkate alınması gerektiğini düşünmekteyim. Platonculuk ile Marxizmin bagdasmaz olduğunu- ki her ne kadar Badiou bunu reddetse de gizil olarak bulunduğu aşikardır - düşünmekteyim. Kitabın başlarında Platon'un ideasini neredeyse puri pak bir düşünceimiscesine anti iktidar olarak genç nesillere bir tür çıkış yolu gösteriyormuş gibi sunulması tamamıyla politik bir sınıfsal temelden yoksun, filozofi bir körlüktür. Badiou'nun Lanetli Payı da idealizmin kılık değiştirmiş bir tür marksist platonculuk olduğu net şekilde aşikardır.
95 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
İki filozof arasında hakiki bir tartışma: Alman felsefesinden, yani Kant, Hegel, Marx, Heidegger ve Adorno’dan yola çıkıp hem genel olarak felsefeyi hem de kendi pozisyonlarını tartışıyorlar. Birbirlerine şakacıktan değil gerçekten “vuruyorlar”. Jan Völker’in felsefi tartışmanın imkanı ve rolü üstüne düşünen güzel sonsözüyle beraber bu diyalog diğer Metis Diyaloglar’ın bıraktığı yerden birlikte düşünmenin yollarını araştırıyor. 
NANCY— Soruların sırasını biraz bozacak olsa bile şu soruyu yöneltmek istiyorum sana: Felsefe neden ortaya çıktı?
BADIOU— Bana mı soruyorsun?
NANCY— Evet evet, sana!
BADIOU— Bana sormakta haklısın, çünkü neden başladığını çok iyi biliyorum. Felsefe ortaya çıktı, çünkü matematik ortaya çıktı.
NANCY— Matematik neden ortaya çıktı?
BADIOU— İşte bunu bilmiyorum. …
NANCY— … tek başına Antik Yunan matematiğin, felsefenin ve siyasetin doğuşudur. Fakat bu doğumun olmasının nedeni bir dünyanın değişmiş olması.
BADIOU— Elbette öyle. Fakat bir dünyanın değişmiş olması ile bu dünyanın değişiminin doğasını ayırt edemediğin için olaysal olana dönüyoruz. O anda dünyanın neden değiştiğini ben sana sorayım. 
NANCY— Peki. Ben de söyleyeceğim.
BADIOU— Söyleyeceksin öyle mi?
NANCY— Çünkü tanrılar çekip gitti. …
#felsefe #need
Yakında belki biraz zihnimi ve kalemimi zorlarsam bir yazı çıkarabilirim
93 syf.
·5/10
"hep berabersek, o zaman hepimiz komünistiz! ve eğer hepimiz komünistsek, o zaman hepimiz felsefeciyiz!" alıntısıyla başlamak düşündürecektir okuyucuyu.
insanın gündüz mantıklı yönü, gece duygusal yönü ağır basar. felsefeci gece varolur. oldukça olağandır bu durum. gündüzün telaşı içerisinde varlık hakkında ne kadar düşünmeye fırsat bulur ya da ne kadar derin düşünebilir? katılır felsefeci gün doğduğunda tekrar çoğunluğun arasına. değildir günün doğması sadece çevresel. içseldir aynı zamanda. güneş sadece bedene d vitamini vermez, ruha da verir.

fransız devrimi olmasaydı birçok kitap kaynak bulmak ve kanıt göstermek konusunda kuraklıkla karşı karşıya kalacaktı. zaten kısa tutulmuş olan kitabın kısa bir bölümünde fransız devriminden yola çıkılarak açıklamalar sunuldu. dönem hakkında bilgi sahibi olup ve olağan olarak olayları tasavvur etmek söz konusu olacağından felsefeye çok yakın olmasa bile okur, anlamamak durumuna düşmeyecektir. çok beğenmemekle birlikte eserin azınlık bir kitleye hitap ettiğini söylememek içimde bir sıkıntı oluşumuna yol açacaktır.
143 syf.
·23 günde·Beğendi·9/10
Bu kitap politika ve teoloji arasındaki ilişkiyi, özellikle laikliğin teolojisini vurgulayarak inceleyen İsrailli sinemacı, yazar Udi Aloni'nin Bağışlamak filmini ve onun psikanalitik teolojik yazılarını içerir. Aynı zamanda kitapta üç büyük düşünür S.Žižek , A. Badiou ve J. Butler'ın Aloni filmleri bağlamında ele aldıkları Filistin/İsrail sorunu ve Yahudilik üzerine metinleri de yer almaktadır.

Udi Aloni 2002'de Yerel Melek ve 2006'da yaptığı Bağışlamak filmleriyle uluslararası bir tartışmanın odağı haline gelir. Žižek, Badiou ve Butler'ın da desteğiyle Orta Doğu sorununa bakışa farklı bir boyut kazandırır.

"Bu filmin bende bıraktığı etki, Yahudi geleneğinin o kurtuluşçu olanaklarına olan inancımı yenilemesidir. Tekrar etmek gerekirse, bugünkü sorun şu eskiden kalma Freudcu sorunun yeni bir versiyonundan ibarettir: 'Bir kadın ne ister?' Bana kalırsa Yerel Melek için alt başlık 'Bir Yahudi ne ister?' olacaktır."
Slavoj Žižek
(Arka kapak)

Meraklısına tavsiye..
280 syf.
·Puan vermedi
Bir gün iflah olmaz bir entelektüel olursam, kitabı anlayabilmek için tekrar okuyacağım. Ayrıca Slavoj Zizek' in dilinden anlayan şu dünyada kaç insan vardır ki? Kendi ürettiği kasıntı kelimelerden yepyeni bir dil ortaya çıkabilir.
104 syf.
Mutluluk ve felsefi yaşam arasındaki ilişkiyi, yaşamın yetiştirilmesi ve hakikat arayışını açıklamaya yönelik felsefi düşünceler. Mutluluk üzerine deneme de adlandırılanilir. Alain Badiou göre felsefe ve mutluluk arasındaki bağ varoluşsal bir zorunluluk taşıyor.

Dört bölüm üzerinden ele aldığı kitap yazarın yazarın felsefeye giriş kitabı olarak da nitelendirilebilir. Dili biraz agır. Felsefenin temel arzusu evrensel düşünmek ve gerçekleştirmektir. Politik eylem için coşku, bilimsel keşif için kutluluk, sanatsal yaratım için haz ve aşk emeğı için sevinç olması lazım.

"Evrensel olmayan bir mutluluk, gerçek mutluluk değildir." Bu cümle kitabın özeti sayılabilir. Felsefe severler için okunulabilir ama felsefeye yeni giriş yapanlar için biraz agir gelebilir.
90 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Felsefenin yeniden demesi için, dünyanın bu hızlılığı ve iletişimsizliği karşısında, bu öznelliğin saçılması ve türlülüğün etiksizliğinden kurtulmak adına hakikat kategorisinin aktarılabilirliğinin yani evrenselliğinin kabulünü şart koşan -kanımızda bunda sonuna kadar haklıdır- düşünürdür ve daha önemlisi kendisi son dönem felsefe ilgilerinin tersine, bir isyanın anlamını derinleştirmekte; bu iletişimsizlik hızlılığına karşı olarak felsefenin türeyimsel koşullarını "yavaşlık" kategorisini onlara eklemleyerek öne çıkartmaktadır. Hakikatin kendisiyle birlikte bir nefes alıp verme, dünya karşısında anlamlı bir tavır, genel geçer saçılma karşısında bir süreksizlik ve delik yaratmak, felsefenin yazgısını sanata ve edebiyata yapışmış olmaktan kurtarmak,,,

Yazarın biyografisi

Adı:
Alain Badiou
Unvan:
Fransız Sol Kanat Düşünür
Doğum:
Fas, 1937
Alain Badiou, (doğ. 17 Ocak 1937, Rabat, Fas) önde gelen Fransız sol kanat düşünür, École Normale Supérieure ENS'nin eski Felsefe bölüm başkanı.

Badiou aynı zamanda Sorbonne ‘da kurs aldığı bir süre olan 1956 ile 1961 arasında öğrencisi olduğu ENS’de bir felsefeci olmak üzere resmi eğitim aldı. Matematiğe yönelik her zaman canlı ve sürekli bir ilgisi vardı. Çok genç yaşlarda siyasal alanda etkin oldu, SFIO Sosyalist Partinin bir uzantısı olan Birleşik Sosyalist Partinin(PSU) kurucularındandı. PSU özellikle Cezayir’in sömürge olmaktan kurtulması için etkin bir mücadele içindeydi. İlk romanı Almagestes’i 1964’te yazdı. 1967’de Louis Althusser tarafından oluşturulan ve Jacques Lacan ’ın etkisinde hızla büyüyen bir çalışma grubuna katıldı.
Mayıs 1968’de öğrenci ayaklanmaları Badiou’nun aşırı sola geçmesine neden oldu ve UCFML gibi aşırı radikal komünist ve Maoist gruplara katıldı. 1969’da karşı-kültür düşüncesinin kalesi olan 8. Paris Üniversitesi fakültesine (Vincennes-Saint Denis), girdi. Burada, felsefe çalışmalarını Althusserci “bilimsel” Marksizm programından sağlıksız sapmalar olarak gördüğü profesör Gilles Deleuze ve Jean-François Lyotard ile ateşli entelektüel tartışmalar yaptı. 1980’lerde hem Althusserci Marksizm hem de Lacan’cı psikanaliz bir düşüşe geçince (Lacan’ın ölümü ve Althusser’in akıl hastanesine yatırlması ile), Badiou, Théorie du sujet (1982) ve en büyük eseri, Being and Event (1988) gibi daha teknik ve soyut felsefe çalışmalarını yayınladı. Bununla birlikte, Badiou, son çalışmalarında da kullandığı, Althusser veya Lacan’ı ve Marksizm’e ve psikanalize dönük sempatik başvurularını, hiç bir zaman elden bırakmadı.
ENS’deki şimdiki pozisyonunu 1999’da aldı. Aynı zamanda başka birçok kurumda da çalışmaktadır; Collège International de Philosophie (Uluslararası Felsefe Okulu) gibi. Kendisi şimdi, 1985’te Maoist UCFML’den bazı yoldaşlarıyla kurduğu "L'Organisation Politique"’in bir üyesidir. Badiou aynı zamanda bir tiyatro yazarı olarak Ahmed le Subtil gibi yazdığı oyunlarla büyük başarılar kazanmıştır.
Son on yılda , artan sayıda eseri Deleuze, Manifesto for Philosophy(Felsefe için Manifesto), Metapolitics(Meta Politikalar), ve Being and Event gibi İngilizce’ye çevrilmiştir. İngilizce yayınlanan New Left Review ve Cabinet Magazine gibi dergilerde Badiou’dan kısa metinler yayınlanmaktadır.Anahtar Düşünceler

Badiou felsefesinde birçok düşüncenin tekrar kullanımını gerçekleştirir. Onun amaçlarından biri gerçeğin bu kategorilerinin her türlü felsefe eleştirisi için kullanışlı olduğunu göstermektir. Bu nedenle, bunları sanat ve tarih kadar ontoloji ve bilimsel keşifler için de kullanır.
Dört Diskur[değiştir]
Badiou’ya göre, felsefe, felsefi gerçekleri üretmesi açısından kendisinin gerçek prosedürler olarak kabul ettiği dört durum (Sanat, Aşk, Politika ve Bilim) içinde yapılabilir. Badiou çalışmalarında sürekli olarak, kendisinin felsefik bir „hastalık“ olarak nitelendirdiği, bu diskurlardan her hangi birine kendi gerçeğini dayatmaktan felsefenin sakınması gerektiğini dile getirir. Badiou sıklıkla “birleşme noktalarını” veya farklı diskurlar tarafından üretilen gerçekler arasındaki istisnai bağlantı sahalarını bulmaya çalışmıştır. Badiou’nun gerçeklik prosedür içeriğinin dış gerçekliğin inkarı imasını içermediği akılda tutulmalıdır. Badiou, Lacan’ı takip ederek, ‘gerçeği’, gerçeklik prosedürleri çerçevesinde etkide bulunacaklar üzerinde tekrar etkide bulunacak şekilde öğretilebilecek varolanın hacmini ancak sembolize edilemeyecek gerçekliği tasarlamak için kullanmaktadır. Böylece, bir gerçeklik prosedürüne gerçeğe ulaşmak için ihtiyaç duyulduğunda , ‘gerçek’ aynı zamanda onların gerçeği üretimi olasılığında bir dış sınır olarak iş görür.
Estetik Dışı
"the Handbook of Inaesthetics"(Estetik Dışının El Kitabı) kitabında Badiou, ‘inestetik’ ifadesini “yansıma/nesne ilişkisi”ni inkar eden artistik yaratıcılık içeriğine gönderme yapmak için uydurmuştur. Mimesis düşüncesine veya ‘tabiatın’ şiirsel yansımasına karşı bir tepki göstermek adına, Badiou sanatın ‘içkin’ ve ‘biricik” olduğunu iddia eder. Bir sanat eserindeki aracısızlıkta sunulan gerçeklik duygusuyla, içkin ve sanat ve sadece sanatta bulunan gerçeklik duygusuyla, biricik. Felsefe ve sanat arasındaki bağ hakkındaki görüşü, kendisinin işlevlerini “bilginin biçimlerini onların içinde bazı gerçeğin bir delik açabilecek şekilde düzenlendiği” biçiminde iddia ettiği pedogoji motifine bağlıdır. Bu fikirlerini Samuel Beckett’in düz yazıları, Stephane Mallarme’in ve Fernando Pessoa’nun (bunlar O’na göre felsefenin şimdilik nüfuz edemediği eserler meydana getirdiklerini iddia ettiği sanatçılardır) şiirleri ve diğerlerinin eserlerinden oluşan örneklerle geliştirmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 42 okur beğendi.
  • 254 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 448 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.