Alberto Manguel

Alberto Manguel

YazarÇizer
7.8/10
273 Kişi
·
701
Okunma
·
80
Beğeni
·
3885
Gösterim
Adı:
Alberto Manguel
Unvan:
Arjantinli Yazar
Doğum:
Buenos Aires, 1948
Alberto Manguel 1948’de Buenos Aires’te Arjantinli bir ana babanın çocuğu olarak doğdu. Çocukluğunu babasının diplomatik görevi nedeniyle İsrail’de geçirdi. Çek bakıcısından İngilizce ve Almanca öğrendi. Anadili İspanyolcayı, 1955’te Arjantin’e döndükten sonra öğrendi. Öğrenciliğinde Jorge Luis Borges’e dört yıl süresince kitap okudu. Yaşamını Fransa, İtalya ve İngiltere gibi değişik ülkelerde sürdüren Manguel, 1988’den beri Kanada vatandaşı.
Yazarlığı yanında çokdilli bir çevirmen, antoloji yazarı ve yayıncı olarak uluslararası ün kazanan Manguel’in başlıca yapıtları arasında Hayali Yerler Sözlüğü (Çev. Sevin Okyay-Kutlukhan Kutlu, YKY, 2005), 1992’de McKitterick Ödülü’nü kazanan romanı News from a Foreign Country Came (Yabancı Bir Ülkeden Haberler Geldi) ve Kanada’da Kurmaca-Dışı dalında Genel Vali Edebiyat Ödülü’nü kazanan Reading Pictures: A History of Love and Hate (Resimleri Okumak: Aşk ve Nefretin Tarihi) sayılabilir.
Manguel’in Türkçeye çevrilen diğer kitapları şunlardır: Başka Ateşler: Latin Amerikalı Kadın Hikâyeciler Antolojisi (Çev. Tomris Uyar, 1988); otuzdan fazla dile çevrilip uluslararası bir çoksatar olan, Times Literary Supplementtarafından Yılın En İyi Kitapları arasına seçilen ve Fransa’da Médicis Ödülü’nü kazanan Okumanın Tarihi (Çev. Füsun Elioğlu, YKY, 2001); Borges’e kitap okuduğu günlere ilişkin anılarını anlattığı Borges’in Evinde (Çev. Cem Akaş, YKY, 2002), Palmiyelerin Altında Stevenson (Çev. Cem Akaş, YKY, 2004), Okuma Günlüğü (Çev. Mehmet H. Doğan, YKY, 2007), Geceleyin Kütüphane (Çev. Dilek Şendil, YKY, 2008), Kelimeler Şehri (Çev. Esen Ezgi Taşcıoğlu, YKY, 2009).
"Bizi ısıran ve bizi zehirleyen kitapları okumalıyız. Okuduğumuz kitap kafamıza balyoz indirilmiş gibi bizi uyandırmıyor ise, neden okuma zahmetine girelim ki? Bizi mutlu kılsın diye mi?
Aman tanrım, hiç kitap olmasaydı da o denli mutlu olurduk.
Kendimizi azıcık sıkarsak bizi mutlu edecek kitapları biz de yazabiliriz. Bize gerekli olan, en acı verecek talihsizlik gibi bize vuran kitaplar. İnsanlardan uzaklara, ormanlara sürgün edilmişiz duygusu veren, intihar gibi kitaplar. Kitap içimizdeki donmuş denize inen balta gibi olmalı.

Kafka'nın dostu Oskar Pollak'a mektubu.
"Okumakla birikim yaparsınız ve bu birikim geometrik olarak artar; okunan her yeni şey, okuyucunun daha önce okuduklarının üstüne yenisini inşa eder."
Diktatörlerin yüzyıllardır bildiği gibi, en kolay yönetilen topluluklar okuryazar olmayanlardır. Okuma bir defa öğrenilince unutulamayacağı için, en kolay kısıtlama yöntemi okuma alanını daraltmaktır. İşte bu nedenle de insanoğlunun yarattığı nesneler arasında diktatörlüklerin en büyük düşmanı kitaplar olmuştur. Mutlak güç tüm okumaların yalnızca resmi okumalar olmasını gerektirir. Kütüphaneler dolusu görüş yerine, yöneticinin sözleri yeterli olmalıdır. Voltaire, "Okumanın Korkunç Tehlikesi Üstüne" başlıklı alaycı bir bildiride "polis-toplumlarının gardiyanı ve koruyucusu olan bilgisizliği yayınız.” demektedir.
Alberto Manguel
Sayfa 332 - Yapı Kredi Yayınları
“Kitap pek çok şeydir. Anıların ambarı, zaman ve mekânın koyduğu kısıtlamaları aşma aracı, derin düşünme ve yaratıcılık alanı, kendimizin ve başkalarının deneyim havuzu, aydınlanma, mutluluk, bazen de avunç kaynağı, geçmiş, bugün ve gelecek olayların kaydı, bir ayna, can yoldaşı, öğretmen olan, ölüleri yad ettiren, oyalayan, kil tabletten elektronik sayfalara kadar nice kılıklara girmiş kitap, ana kavramlarımızla girişimlerimizin çoğuna uzun zamandır metafor olarak hizmet etmektedir.”
Alberto Manguel
Sayfa 16 - Yapı Kredi Yayınları, 2.Baskı, Ç: Dilek Şendil
116 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Sitemizin değerli okurlarından https://1000kitap.com/Nesrinay hanımefendinin #25923319 incelemesi vesilesiyle tanıdığım ve kısa sürede önce kitaplığıma sonra da zihnime kazandırdığım bu eser, bir 'gezgin' olarak, okuma yolculuğumun önemli duraklarından biri oldu.

Zaten kendisi de bir inceleme olarak kaleme alınmış bu kitabın hakkını vererek incelenmesi çok kolay değil. Kitapta ele alınan konuların her biri, üzerinde uzun uzadıya yazmayı, konuşmayı, tartışmayı hak edecek kadar derin ve detaylı konular. Bu yüzden ben de 'scroll çatlatan' bir incelemeden kaçmak ve sizi de yarı yolda kaçırmamak için azami bir gayret göstereceğim:) Yine de olur da lafı uzatırsam, şimdiden affınıza sığınıyorum...

Üç ana bölümden oluşan kitabın ilk bölümü, 'Bir gezgin olarak okur, dünyayı tanıma olarak okuma' adını taşıyor. Adından da anlaşılacağı üzerine yazar burada dünyayı, okumamız gereken bir kitap olarak olarak ele alıyor. Bu durumda biz okurlar da bu dünyayı okuyarak gezen gezginler oluyoruz.

Manguel'e göre bu okuma, kurgu, matematik, haritacılık, biyoloji, jeoloji ve nice yollarla türlü biçimlerde yapılabilir, ama temel varsayım aynı kalır; evren belirli yasalarla yönetilen tutarlı bir işaretler sistemidir ve o işaretler, bizim kavrama yetimizin ötesinde bir anlam taşırlar. O anlamın içine bakabilmek için bizim de dünyanın kitabını okumaya çalışmamız gerekir.

Bu metafor, eski kutsal metinler, Gılgamış Destanı ve Dante'nin İlahi Komedyası üzerinden detaylandırılıyor.

Yine yazarın bakış açısıyla kitapların sayfalarında yol alan gezgin, bir süre sonra bazen ne geçtiği yerlere ne de oranın sakinlerine aldırmadan, deyim yerindeyse, bir sığınaktan diğerine ilerlemeye başlar ve böylece gezginin okuma eylemi dünyanın içinde yaşamak yerine ondan kaçındığı bir mekânla sınırlı kalır. İşte bu noktada, kitabın ikinci bölümüne yani günümüzde de sıkça kullandığımız 'Fildişi Kule' metaforuna bir geçiş yapıyoruz.

Kule metaforu, basit bir anlatımla ifade edersek, başlangıçta bir yazarın veya bir okurun iç dünyasını beslemek adına yalnız kalma ihtiyacını karşılayan; derin okuma ve derin düşünme eylemini gerçekleştirebileceği bir sığınak, veya 'kendine ait bir oda' olarak anlaşılmakta. Montaigne bu ihtiyacı 'Evinde kendisiyle başbaşa kalabildiği, kendi kendisine gözlerden uzak saygı sunduğu ve saklandığı hiçbir yeri olmayan adam (bence) sefildir!' sözüyle açıklıyor.

Ancak yazarın 'melankoli' olarak ifade ettiği bu durum, bu derin düşünme eylemi, her ne kadar yaratıcılık hali olsa da atalet (eylemsizlik) boşluğuna düşmeden sürdürülmesi kolay bir şey değil. Böyle anlarda kule besleyici gücünü kaybederek ruh ve akıl enerjisini tüketen bir yere dönüşebiliyor. İşte Fildişi kuleye yüklenen anlam da tam bu noktada değişime uğruyor. Yazar bu değişimi şu cümlelerle özetliyor:

"Çalışkan aydınlara inziva yeri sağlayan kule imgesi çok geçmeden sığınılacak bir liman yerine saklanılacak bir mekân olarak, aydınların dünyevi görevlerinden kaçtıkları hücreyi tasvir etmek üzere kullanılmaya başladı. Fildişi kule halkın imgelemine, sokaklardaki hayata karşı bir sığınak, orayı mesken edinmiş aydınlar da bir züppe, kısır, dalgacı, mizantrop, halk düşmanı olarak yerleşti."

Ve bu bölümde kule metaforu, çok geniş bir Hamlet incelemesi ile detaylandırılıyor.

'Kitapkurdu, dünyanın mucidi olarak okur' adını taşıyan son bölüm, kendimizden de çok şey bulabileceğimiz, 'kitapkurdu' olmakla övünenlerin şapkasını önüne alıp düşünmesine neden olacak oldukça keyifli bir bölüm.

Grandvill'nin kitap sayfalarına sarıp sarmalanmış, o sayfalar içinde kaybolmuş bir adamı karikatürize ettiği görselle başlayan bölümde (https://www.kisa.link/6WCE) bu betimleme ile, okunacak kitaplar olduğu sürece kitapkurdunun dünyadan kopuk yazgısına mahkum olduğu görülmekte.

İlk bölümde bahsedilen okur-gezgin bazen kitapları yiyip bitirir, ancak bunu yaparken amacı, kitapların ve hayatın sergilediği öğretiden yararlanmak değil, sadece sözcüklerle patlayasıya doymak olur. Kitap okumanın amacı, bir yerden sonra kitap okumanın kendisine dönüşür. Doymak bilmez okur, sözcükleri özümsemek, metni sağlam deneyimlere aktarmak yerine umutlara kapılarak onları yutmakla yetinir.

Bu bölüm de Don Quijote, Madam Bovary gibi kitaplar üzerinden detaylandırılıyor...

----------------------------------

Gezgin, Kule ve Kitapkurdu'ndan bana kalanları, böyle özetin özeti diyebileceğimiz ve açıkçası çok da içime sinmeyen bir şekilde kısaca ifade etmeye çalıştım. Kitapta ayrıca, burada değinemediğim derin okuma/yüzeysel okuma, baskı okuma/dijital okuma gibi hepimizin sık sık konuşup tartıştığı konular hakkında da çok önemli tespitler ve biz okurların önünde bekleyen, sinsi sinsi büyüyen bazı tehdit ve tehlikelere karşı önemli uyarılar yer alıyor.

Bu 116 sayfalık kısa ama etkili kitabın yazarı Alberto Manguel'den de birkaç satır bahsetmeden geçmeyelim... Arjantin'de doğan, çocukluğunu İsrail'de geçiren ve sonra Kanada vatandaşı olan, dünyanın pek çok ülkesini gezip görmüş bu çok uluslu, çok kültürlü aynı zamanda 3-4 dil bilen yazar, aynı zamanda çevirmen ve yayıncı olarak edebiyat dünyasının her alanında varlığını sürdürüyor. Biyografisinde, öğrencilik yıllarında Borges'e 4 yıl boyunca kitap okuduğu bilgisi yer alıyor ki, bu birikimin tohumlarının ilk nerede atıldığını bu vesileyle öğrenmiş oluyoruz.

Biraz da kitaptan aldığım ilhamla, incelemeyi belki bir metafor denemez ama küçük bir kelime oyunuyla sonlandırmak istiyorum;

Yediğimiz yemeklerin midemize gittiğini biliyoruz. Peki ya okuduklarımız? Onlar nereye gidiyor? Nerede sindiriliyor? Ortaya çıkan enerjiyi nereye ve nasıl harcıyoruz?

Annem küçüklüğümde yemek yerken sürekli çiğnemeden yutmamam gerektiği konusunda beni uyarırdı. Manguel de bu kitabında aynı öğüdü okuduklarım için veriyor.

Sen bir gezginsin ve kitapların dünyasında yolculuğun tadını çıkar. Kitaplarda dünyayı, dünyada ise hayatı okumaya çalış. İhtiyaç duyduğun her an kulene kapanabilirsin. Ancak orada pencere kenarında oturmayı unutma ve asla kitapların büyüsüne kapılıp hayatla ilişkini kesme. Kitaplarını okurken derinlemesine oku, düşün ve kitaptan aldıklarını hayatına uygula. Başkalarının hayatlarına da dokun. Aksi halde kitap okurken sen de bir kitaba dönüşüverirsin ve kimse farkında olmaz.

Ve en önemlisi... Okuduklarını asla çiğnemeden yutma...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
116 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bu güzel incelemeyi #25851950 okurken aklıma takıldı benim de 12-13 yaşlarındayken ilk gençlik çağındaki kızlara hitap eden kitaplardan birinde okuduğum ve o küçücük aklımla uygulamaya çalıştığım saçma eylem. Diyordu ki özetle 'elinizdeki kitabın kapağını göstermeden tutun ve keyif aldığınızı belirten hareketler yapın ki etrafınızdakiler merak etsin ne okuduğunuzu.' Ah bu ergenlik. Statü nesnesi, ilgi çekme aracı, sadece bir hava atma oyuncağı olarak gösterilen kitap! Sunumun önemi, göstermelik okuyuşlar.

Gezgin, Kule ve Kitapkurdu bize dilin yetersiz kaldığı yerlerde kullanılan metaforların zamanla okuyucu nezdinde nasıl değiştiğini ilk olarak kutsal metinlerle, M.Ö. 2000 li yıllarda Gılgamış Destanı ile, daha sonra Dante'nin İlahi Komedya'sı, Shakespeare'in Hamlet'i gibi bilindik eserlerin yorumlanmasıyla göstermeyi amaçlamış.

Dünyayı bir kitap, okuma eylemini de yolculuk olarak nitelendirince okurun bir gezgin olduğu sonucuna varılıyor. Okumayı ilkin dünyayı tanıma, daha sonra dünyaya yabancılaşma olarak ele almış. Okurken 'hayal gücünün uçsuz bucaksız topraklarının tek bir paragrafla geçileceğini, bir tek cümleyle asırları geride bırakmanın mümkün olduğunu' söylüyor.

Fakat günümüzdeki gezginlerin derin okuma denen 'meret'ten habersiz, sürüler halinde yolculuk ettiği, sanal ağlar nedeniyle asla yalnız olamadığı ve dahası yalnızlıktan, yalnız okumaktan, görülmemekten dehşete düştüğü bir dünyayı eleştiriyor. Yani bu sitedeki kaliteli okurların tartıştığı durumların açıklaması.

Kule metaforu da ilk olarak 'dünyadan yatay kaçışta umut kalmayınca dikey olarak kaçmaya çalışan', düşünen, sorgulayan, iç dünyasını beslemek amacıyla inzivaya çekilen okurların mekanı olarak aksedilirken, düşünceden eyleme geçemeyen, hiçbir işe yaramayan sözde aydınların gerçeklerden kaçtığı bir mekana dönüşmüş. -ki bu aydınlardan halkı 'yığınlar' olarak tanımlayan kişiler olarak bahsediliyor. Aşağılamaların biri bin para. Burada da insanın aklına 'Halk denize hücum etti, vatandaş denize giremedi' vecizemiz geliyor ister istemez.:)

Keza kitapkurdu da anlamını negatife döndürmüş kitapları yutan, hızla yiyip bitiren çağrışımlar yaptığı için. O yüzden diyor ki yazar 'Ciddi okur, bilgin ve kitapları yalnızca hızla yiyip bitiren kimseleri birbirinden ayırt etmek büyük önem taşır.'

Ciddi okurlardan olmak dileğiyle.
140 syf.
Gecenin 4 ü inceleme yazıyorum,çılgınlık mı sonuna kadar;ama bunları hep sen bana yaptırıyorsun Manguelciğim! Ben böyle bir kız değildim Gılgamış'tan girdik,Babil dedik,Don Kişot dedik ben yeter dedikçe sen üstüne HAL dedin bir de cidden alacağın olsun emi!

İnsan tanışır tanışmaz yapmazdı böyle şeyler,bu kadar yüklenilmezdi,Doğum günüme kalmış şurda kaç gün büyüdüm artık,çok şey kattım kendime diye düşünürken aslında bana ne kadar az bilgi sahibi olduğumu öğrettin önce bir bozuldum tabii,içimden kalkıp kütüphane yolunu tutmak,ansiklopedileri karıştırmak gelmedi de değil,dedim ya hep senin suçun bunlar! Öncelikle kitabın az okunması bir miktar şaşırttı.Olsun,yolumuz uzun ve belki bir gün sizin de yolunuz Manguel'le kesişebilir kim bilir.Kesişirse siz siz olun fakat benim gibi bir hayalperest olmayın.Belki de olun,kötü değildir özünde sadece beklentiler üzebilir.Üzdü mü kitap başlarında evet.Ne bileyim ben öyle Don Kişot kitapları deyince birazcık kitabı hatırlayıp Cervantes'in okuduğu kitaplara değinir de keyiflenirim demiştim.Öyle bir girdik ki konuya Rönesans falan hikaye oldu,aydınlanma çağı tam anlamıyla bizim evde yaşandı o sıralar.Ben bana bittikten sonra okumam gereken kitap listesi,izlemem gereken filmler ve araştırmam gereken konular bırakan kitapları ayrı bir severim.(Zülfü Livaneli'ciğim biliyorum konunun senle pek bir alakası yok şu anda,ziyanı yok sen de az uzun bir liste bırakmamıştın bana buradan yad edeyim seni istedim.) Dediğim gibi kitaba farklı bir beklentiyle başlamıştım.Farklı bir yola sürükledi sonrasında.Kafalar karıştı,arada sıkıldık pes ettik mi? hayıııırrr! Sonra birden kapitalizme vurgu yaptık.Bir kez daha çok satanlar listesinde gördüğümüz katiyen edebi anlamda bizi tatmin etmeyen kitaplara hepinizden tiksiniyorum gözleriyle baktık ve o bizi bambaşka alemlere sürükleyen,edebiyatı doyumsadığımız kitapların varlığı için binlerce kez şükrettik.Fena da olmadı sanki.Hikayelerin hayatımızdaki dilini bir kez daha kavramış olduk.Ah şu hikayeler?! Gılgamış'tan beri hiç peşimizi bırakmayan ama gittikçe önemini yitiren hikayeler,hikayelerimiz.Eskiden birbirimize anlattığımız hikayelerimiz vardı bizim mesela,artık öyle bir hale geldik ki ne hikaye biriktirmek gibi bir derdimiz var ne de öyle paylaşabildiğimiz dostlarımız.Sonumuz hayrola değil mi Manguelciğim? Vallahi de ben seni anlamak istedim,fakat daha Gılgamış'ı okumamıştım yıllarca Don Kişot'un aslında hep en zeki adamlardan biri olduğunu düşündüğüm halde Cervantes'in hayatı konusunda ne kadar cahil olduğumu,tarih bilgimin bu kadar kıt olduğu halde muhabbetimizi ilerletmek için neyi beklediğimi düşünedururken sen çıktın karşıma.Hani doğru insan yanlış zaman deriz ya.Biz de seninle öyle olduk işte.Belki de sohbete yanlış yerden başladık.Yanlış yerden başladık diye bırakacak değiliz elbet dur bakalım hele,yine görüşeceğiz.

Elimden şu saatte gelen ancak bu kadar olabildi,bir delinin zırvalıklarını dinleyen herkese çok teşekkür ediyorum şimdi.Özete gelecek olursak ilk kitap için belki bir miktar ağır kaçabilir.Mitoloji,tarih seviyorsanız şayet siz yine de hiç düşünmeden alın okuyun.Ben Manguelciğimle bir dahaki buluşmalarımıza saklayayım kendimi.
300 syf.
·Beğendi·9/10
Kitap okumayı, kitaplarla arasındaki ünsiyeti daha da sağlamlaştırmayı isteyen herkesin -ki buradaki kitlenin büyük çoğunluğunun- okuması gereken kusursuza yakın bir kitap. İsmi bile şiir gibi. Aslında her şey Manguel'in evinde bir kütüphane kurmak istemesiyle başlıyor fakat temelde bu istek onun henüz küçükken edindiği çılgınca kitap okuma merakından kaynaklanıyor. Borges okumaları burada pek masum sayılmaz.

Dünyadan, yerelden, oradan buradan, yüzyıllar öncesinden kalma kütüphaneleri didik didik inceleyen, kitapların tasnif ve istif şekilleriyle birlikte kitap ve okur arasındaki diyaloga farklı şekilde değinen kitap. Son olarak, kitapta tasarlanan şahsi kütüphane mit, düzen, mekan, güç, gölge, şekil, rastlantı, işlik, zihin, ada, sağkalma, unutuş, düş gücü, kimlik ve yuva olarak bölümlere ayrılıp inceleniyor.

Eh, elçiye zeval olmaz. Ben sevdim eller alsın.
420 syf.
·Puan vermedi
Kitabın şu kısmını o kadar ben yazmışım gibi ki defalarca okudum dönüp dönüp; "Kim ki bir kitabı sahibinden çalar; ödünç alır ve geri vermez, kitap elinde yılan olsun. Her yanına inme insin, tüm uzuvları işe yaramaz olsun. Acılar içinde kıvransın. Merhamet dilenmek için yalvarır olsun. Acıları yoklukta şarkı söyleyene değin dinmesin. Ölmeyen yılana karşın, kitap kurtları kemirsin bağırsaklarını. Son cezasına giderken, cehennemin alevleri yutsun onu." Gerçekten hislerime tercüman olan en güzel paragraf. ^^
116 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Ciddi okurlar bilirler ki, kitap okumak sayfaları, cümleleri yutmak değil; içlerinden kendi hayatımız için bir şeyler çıkarabilmek. Tabi okuya okuya, okur artık usta bir avcı haline gelir. İyi düşünce avcısı.
Avcı mı? Gezgin mi? Okumak için okumak mı? Yaşam için okumak mı? Sanırım okurken kendimize sormamız gereken sorulardan birkaçı..
Metafor Olarak Okur, ciddi okurların, okumak için okuyanların, hobi olarak okuyanların..Kısaca okuma edimini seven her okurun okuması gereken bir kitap..
Chesterton, ''Her sıradan kitabın bir yerinde gömülü beş altı söz vardır, geri kalanların hepsi aslında onlar için yazılır.'' demiş ya hani.. Bu kitap ise, baştan sona okuma üzerine yazılmış ve sayfa sayısından çok daha fazla söylenecek anlam barındırıyor.
Manguel, bu nezih kitabın son sayfasında şöyle diyor:
''Biz okuyan yaratıklarız, sözcükleri sindiririz, sözcüklerden meydana geliriz, sözlerin dünyada bulunmamıza araç olduğunu biliriz, ayrıca gerçekliğimizi sözcüklerle belirleriz, bizler de sözcüklerle özdeşleşiriz.''
116 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Son zamanlarda Taksim YKY’ye gidip pek çok kitap aldım. Hem yüzde yirmi indirimli olduğu için uygun fiyatlı oluyor hem de kitaplar arasında gezmek rahatlatıcı olduğu işin hoşuma gidiyor. Bütün okurlara önerebilirim. Bir ayda YKY’den en az yedi sekiz tane kitap okumuşumdur, üstelik hepsi ortalama düzeyin üstünde eserlerdi. Tıpkı Manguel’in bu kitabı gibi.

Neyse incelememe aldığım kamu spotunun ardından “hem okudum hem de yazdım” diyerek kitabı irdelemeye başlayayım. Çünkü şimdilik yalan dünyadan bezdiğimi de söyleyemem. Kitaplar arasında dolaşmak, kitapları yorumlamak için çaba göstermek her kitapsever gibi bana da iyi geliyor

Manguel’in bu uzun çaplı denemesi tam da alıntıladığım türküyü çağrıştırıyor. Kitaplar, kitapkurtları, kitapları bir gezgin edasıyla yorumlamak için yazılmış Gezgin, Kule ve Kitapkurdu. Eserleri ya da hayatı bir gezgin edasıyla yorumlayanları anlatıyor ilk bölüm. Gezgin için dünya öyküler yumağından ibaret, öykülerin hepsi bizim yorumlamalarımızla birlikte anlam kazanıyor, çeşnileniyor.

Gezgin diyeceklerimizin arasında okumuşlar da dervişler de olabiliyor. Mesela benim aklıma Neşet Ertaş gelir, okumamasına rağmen hayatı en derinlikli yorumlayanlar arasında. Bir ikincisi Aşık Veysel. Gözü bile görmemesine rağmen görenlerden çok daha ince ayrıntıların şiirini yazabiliyordu.

“Dünya okumamız gereken bir kitaptır.” demiş Manguel. Bunun üzerine de hayatı, kitapları, gravürleri ve hatta filmleri eserinde uzun uzun ustaca tahlil etmiş. Bir ortaçağ gravüründen Bazıları Sıcak Sever filmine dek pek çok şeyi kitapta bulabilirsiniz.

Dünya okumamız gereken bir kitapsa doğa bize birçok şey söyler değil mi? Özellikle vahşi doğa belgeselleri, etten kemikten yapılmış diğer canlıların yaşayışları bize hayat hakkında bilgi verebilir. Behzat Ç. Vahşi doğa belgeselleri izler, sonra gidip girift ilişkileri çözerek olayları sonuca kavuştururdu. Düşününce benim aklıma ilk gelen örnek bu oldu.

Kitaplara karşı geliştirilen korku da bu metinde işlenen konulardan biri. Eskiden İncil’deki sözlerden dolayı insanlar kitaptan ürkermiş. Kitapların büyülü, ruhani bir tarafı olduğunu düşünüp korkarlarmış. Kur’an’ın sadece duvarlarda asılı durup okunmamasına ne kadar benziyor değil mi? Yoksa okunmasından bilinçdışı bir korku mu duyuyoruz? Neden olmasın.

Eserde kitapkurdunun yazılanları sadece okumasından, benliğine bir şey katamamasından bahsedilmiş yer yer. Kitapkurdu sadece yer ama yediklerini hazmedemez. Dolayısıyla okudukları da birer çöpe dönüşür.

Böyle bir eserde Schopenhauer’in fikirlerini görmek isterdim açıkçası. Schopenhauer’e göre de kötü bir okuyucu, gördüğü bütün kitapları yalayıp yutarcasına bünyesine alır. Yalnız bu işlevsiz bir okumadır sadece. Hızlıca okunup üstüne düşünülmeyen bir kitap okuyucuda sadece ağırlık yapar, hatta beynini bulamaca çevirip gerçek hayattan uzaklaşmasına neden olur.

Hasan Ali Toptaş okumak ve yazmak için “başlarken yalnızsın bitirdiğinde daha da yalnız” demiş. İncil “Bilgisini arttıran kederini de artırır.” demiş. O halde hem okuyalım hem bilgimizi hem de yalnızlığımızı katmerleyip kederimizi artıralım.

İyi okumalar ve hayırlı 1000kitap’lar.
88 syf.
·1/10
Gerçekten kitap boyunca bir adamın ayrıntılara aşık olması anlatılıyor sanarak yanılmışım. Evet, bir şeyler anlatılıyor fakat öyle biçimsiz, manasız ve gereksiz ki, bazı kısımlar da mide bulandırıcı hatta. Sevmedim. Takdir sizin fakat bu kitabın kimseye bir şey katmayacağını düşünerek; önermiyorum.
140 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Okuyabilmek ne büyük şans! Kâğıda düşmüş küçük kara lekeleri, işaretleri tanımak… Tanımakla kalmayıp anlam çıkarabilmek. Bununla da yetinmeyip metni başka anlamlara yorabilmek. Yormak var yorumlamanın içinde, bir uzun koşu demek ki okumak…
Hiç okumayan, okuma yazma bilmeyenden farksızdır der bir Fransız. Okumak, insanın kendine giden yollar bulmasıdır.Hikâyeler belleğimiz, kütüphaneler bu belleğin depolarıdır ve okumak da, ezbere söyleyerek ve parlatarak, onu tekrar kendi deneyimlerimize
dönüş­türerek ve eski nesillerin muhafaza etmeye uygun gördükleri hatıraların üzerine inşa etmemizi sağlayarak bu belleği yeniden yaratabilmemize olanak veren beceridir.Dil aracılığıyla canlandırılan bu dünya gerçekliği, paleontologlardan öğrendiğimize göre, bilincimize ilk olarak büyülü bir biçimde maddesel bir şey olarak dahil olmuştu: Başlangıçta, kelimeler yalnızca zamanda değil, uzamda da yer kaplıyor gibi görünmüştü bizlere; tıpkı su ya da bulutlar gibi.Keşfettiğiniz için hiç pişman ve sizlere birşeyleri katacağından eminim.Keyifli Okumalar..
140 syf.
·10/10
Benim için değerli kitap yeni okumalara kapı açan kitaptır. Alberto Manguel'in Kelimeler Şehri'ni okudum. Beğendim. Yeni ufuklar, yeni bakış açıları kazandım. Bu kazancımın devamı ve daha ilerisi için yazarın ülkemizde yayınlanmış "okuma"yla, "kelime"yle, "yazma"yla ilgili YKY'de yayınlanmış diğer kitaplarını da okumaya karar verdim.

“Ateş odunu nasıl okursa ben de öyle okuyorum.”
*
Yazılı dil, bundan beş bin yılı aşkın bir süre evvel ilk olarak ortaya çıktığı zaman, ozanlar değil muhasebeciler tarafından icat edilmişti.
*
Daha iyi, daha mutlu dünya istediğimizi söylediğimizde, genellikle özel olarak kendimiz için daha iyiyi ve daha mutluyu kastederiz.
*
“Filozofların gerçeklik üzerine söyledikleri bitpazarında buluna bir tabelada yazanlar kadar yanıltıcıdır. BURADA ÜTÜ YAPILIR. Çamaşırlarını getirirsin ve kandırıldığının farkına varırsın: Tabela, satılmak üzere oradadır.” Soren Kirkegaard
*
Birine akıl danışabilmek için, önce hikâyeyi anlatabilmek gerekir.
*
Tüm okumalar yorumdur, her okumanın açığa vurdukları okurun koşullarına bağlıdır.
*
“İnsanın ilerleyişinin, midesinden daha değerli ve yüce bir şeyden kaynaklanacağı zamanı dört gözle bekliyorum.” Jack London
*
Dil, bize kim olduğumuzu anlatmaya çalışan hikâye anlatıcılarına ses verir. Dil, gerçekliğimizi ve bu gerçekliğin sakinlerini, surların içerisinde ya da dışarısında kelimelerle inşa eder; yalan söyleyen ve doğruyu anlatan hikâyeler sunar bize. Dil, bizimle değişir, bizimle güçlenir ya da zayıf düşer, bizimle yaşamda kalır ya da yaşama veda eder.

Yazarın biyografisi

Adı:
Alberto Manguel
Unvan:
Arjantinli Yazar
Doğum:
Buenos Aires, 1948
Alberto Manguel 1948’de Buenos Aires’te Arjantinli bir ana babanın çocuğu olarak doğdu. Çocukluğunu babasının diplomatik görevi nedeniyle İsrail’de geçirdi. Çek bakıcısından İngilizce ve Almanca öğrendi. Anadili İspanyolcayı, 1955’te Arjantin’e döndükten sonra öğrendi. Öğrenciliğinde Jorge Luis Borges’e dört yıl süresince kitap okudu. Yaşamını Fransa, İtalya ve İngiltere gibi değişik ülkelerde sürdüren Manguel, 1988’den beri Kanada vatandaşı.
Yazarlığı yanında çokdilli bir çevirmen, antoloji yazarı ve yayıncı olarak uluslararası ün kazanan Manguel’in başlıca yapıtları arasında Hayali Yerler Sözlüğü (Çev. Sevin Okyay-Kutlukhan Kutlu, YKY, 2005), 1992’de McKitterick Ödülü’nü kazanan romanı News from a Foreign Country Came (Yabancı Bir Ülkeden Haberler Geldi) ve Kanada’da Kurmaca-Dışı dalında Genel Vali Edebiyat Ödülü’nü kazanan Reading Pictures: A History of Love and Hate (Resimleri Okumak: Aşk ve Nefretin Tarihi) sayılabilir.
Manguel’in Türkçeye çevrilen diğer kitapları şunlardır: Başka Ateşler: Latin Amerikalı Kadın Hikâyeciler Antolojisi (Çev. Tomris Uyar, 1988); otuzdan fazla dile çevrilip uluslararası bir çoksatar olan, Times Literary Supplementtarafından Yılın En İyi Kitapları arasına seçilen ve Fransa’da Médicis Ödülü’nü kazanan Okumanın Tarihi (Çev. Füsun Elioğlu, YKY, 2001); Borges’e kitap okuduğu günlere ilişkin anılarını anlattığı Borges’in Evinde (Çev. Cem Akaş, YKY, 2002), Palmiyelerin Altında Stevenson (Çev. Cem Akaş, YKY, 2004), Okuma Günlüğü (Çev. Mehmet H. Doğan, YKY, 2007), Geceleyin Kütüphane (Çev. Dilek Şendil, YKY, 2008), Kelimeler Şehri (Çev. Esen Ezgi Taşcıoğlu, YKY, 2009).

Yazar istatistikleri

  • 80 okur beğendi.
  • 701 okur okudu.
  • 40 okur okuyor.
  • 935 okur okuyacak.
  • 20 okur yarım bıraktı.