Aldous Huxley

Aldous Huxley

Yazar
8.5/10
2.656 Kişi
·
6.328
Okunma
·
615
Beğeni
·
14.961
Gösterim
Adı:
Aldous Huxley
Tam adı:
Aldous Leonard Huxley
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Surrey-İngiltere, 26 Temmuz 1894
Ölüm:
Los Angeles, 22 Kasım 1963
Aldous Leonard Huxley, (d. 26 Temmuz 1894, Surrey-İngiltere – ö. 22 Kasım 1963, Los Angeles). İngiliz yazar.
İngiltere'nin Sussex bölgesindeki Godalming'de doğdu. Birçok ünlü bilim adamı ve sanatçı yetiştirmiş olan Huxley ailesinden geliyordu. Eton College'da okuduğu sıralar gözlerindeki bir rahatsızlık yüzünden kör olma tehlikesiyle karşılaşınca, öğrenimine ara vermek zorunda kaldı. Sonradan Oxford Üniversitesi'ndeki Balliol College'da okudu.
Romanları ve denemeleriyle tanınmış olmasına karşın kısa hikâyeler, şiir, gezi yazıları, film hikâyeleri ve senaryolar ile de uğraşmıştır. Roman ve denemelerinde sosyal norm ve idealleri, bilimin insan yaşamında yanlış kullanılımını eleştirmiştir. Parapsikoloji ve mistik temelli felsefelerle ilgilenmiş ve bu konularda yazılar kaleme almıştır. Özellikle Türkçe'ye "Kalıcı Felsefe" adıyla tercüme edilen "Perennial Philosophy" adlı eseri Perennial Felsefeyi çeşitli çevrelerde yeniden gündeme taşımıştır.
Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerine kara kara düşünmeyin.Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.
Aldous Huxley
Sayfa 19 - Ithaki Yayınları
"Sen gerçekten hasta görünüyorsun,
Mideni bozan bir şey mi yedin?"

Başıyla doğruladı. "Uygarlık yedim."

"Ne?"

"Zehirledi beni uygarlık."
Aldous Huxley
Sayfa 239 - İthaki Yayınları 24.Basım
"Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin; şimdi başla, şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla."
Ben keyif aramıyorum.

Tanrı'yı istiyorum, şiir istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum.
Aldous Huxley
Sayfa 238 -  İthaki Yayınları 24.Basım
"Duygu ve arzular söz konusu olduğunda çocukça davranıyoruz."
Aldous Huxley
Sayfa 109 - İthaki Yayınları 24.Basım
"Hâlâ keşke her şey daha farklı bitmiş olsaydı diye düşünüyorum."
Aldous Huxley
Sayfa 108 - İthaki Yayınları 24.Basım
Kaçınılmaz bir biçimde Tanrı'ya yöneliriz:

Bu dini duygu öyle bir mutluluk verir ki, diğer bütün yitirdiklerimizi telafi eder.
Aldous Huxley
Sayfa 232 - İthaki Yayınları 24.Basım
266 syf.
Biraz argo bir giriş olacak ama "o nasıl bir öngörü arkadaş!" diyeceğim. Huxley bu romanı 1932'de yazmış yahu! Romanda Cesur Yeni Dünya'yı kurgulamış.
Bu öyle bir dünya ki mutluluk ve tatmin üzerine dizayn edilmiştir. İstikrarlı bir toplum birinci önceliktir ve bunun için bir birinin tıpatıp aynı, düşünmeyen sorgulamayan, kritik etmeyen, endişe duymayan, üzülmeyen kısacası hissetmeyen bireyler üretilmektedir. Dolayısı bu yeni dünyada aile, bağlılık, sanat, edebiyat, felsefe hatta bilime dahi yer yoktur. Evet, toplum gerçekten mutludur. Çünkü bireyler hayatından memnun olması için şartlandırılarak üretilmiştir. Fakat, insani bir topluluktan ziyade robot toplumundan farksızdır.
Dizayn edilmiş bu yeni dünyayı okurken ürpermekle birlikte günümüz dünyasından çok da farklı olmadığını düşündüğünüz noktalar farkediyorsunuz. Spoiler vermemek için detaya girmeyeceğim. Çok yakın (çok çok yakın) gelecekten sinyaller veriyor adeta. Hatta kitabı okumaya başladığım gün gördüğüm haberin linkini de bırakayım şuraya http://ilerihaber.org/...i-basardi-59988.html (doğum olmadan dünyaya gelinmesini mümkün kılacak bir gelişmeden bahsediliyor)

Sonuç olarak herkesin mutlu olduğu, tek düze, renksiz bir dünya mı ya da acının, kederin, heyacanın, endişenin, mutsuzluğun, mutluluğun olduğu fakat çeşitli, rengarenk bir dünya mı sorusunu sorduran keyifle okuduğum bir eserdi. Tavsiye ederim efenim, okuyunuz :)

Not1: Yeni dünyadaki 10 önemli kişiden biri olan Batı Avrupa Dünya Denetçisi karakterinin ismi Mustafa Mond'dur. Ve karakterdeki "Mustafa" isminin Mustafa Kemal Atatürk'ten geldiği iddia edilmektedir.

Not2: Romanın ismi (Brave New World), hikayenin içinde de geçen Shakespeare'in Fırtına isimli eserindeki bir sahneden alınmış ve Shakespeare zamanında "brave" kelimesi "güzel" anlamına geliyormuş. Yani aslında kitabın adının anlamı "Güzel Yeni Dünya" imiş.
266 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Ve bir yaprak daha düşer hüzün kokan nemli toprağa... Göğü deler keskinden bozma düşünceler... Elma Adem' e küser, Adem' in yok haberi Havva' dan... Kafamda çınlayan sesin vuruşları sol-fa di es... Ruhum bağır çağır, sessiz çığlıklarım yuvalarından çıkan uçuruyor kuşları... O kuşlar ki Süreya' ya ilham... Hayat uzun... Bitmek bilmeyen yorgun kırpınışları...

Kitabı tavsiye ederken "şiddet" kullanılabilir...

Bu kitabın üzerimdeki etkisi büyük. Öyle ki son 20 sayfayı değişmem ciltli kitaplara... Ben de bi Evreka sevinci... Kaçıncı sevinişlerim bilmem ama anlıyorum ki bazı düşünceler karşılık bulmuş. 1+1 her zaman etmez iki diyen collatz teoremine dem vuran bir öz ki...

İnsanın olduğu yerde sorun her daim olacaktır. Göreceli insan, standartlarla yönetilemez. O sorun olacaktır hep ve biz yine de yorulmayacağız aramaktan mutlak düzeni. Hangi ideoloji ? Hangi renk? Hangi çiçek? Hangi şehir? Hangi yemek, meyve, sanatçı, film, ve belki de aşk... Görecelidir insan azizim.

Aldous Huxley' in yüz yıl kalibreli dürbününü mü seveyim, ideal düzenin "ahanda bu" demeyişiyle ortaya çıkan iç burukluğunu mu seveyim, Neo-insan' ın ilkelliğine bağımlılığını mı yoksa natürel yollarla insanı kontrol edilemeyişini mi?

İsrafil mi?
Beklemeyin.

İsarfil içimizde!
266 syf.
·9/10
Hiç düşündünüz mü? 500 yıl sonra nasıl bir dünya olacak, insanlar nasıl bi düzenle yönetilecek ve yaşayacak? Bildiğimiz dünya düzeni birşekilde yıkılır ve yeni bir dünya düzeni kurulur. Bu yeni dünya örneklemelerine distopya diyoruz. Bu kitap da efsane ve kült bir distopya.

Kimi kitap ansiklopedik bilgi içerirken kimisi şiirsel metinler barındırır. Bir çok romanın temasını insan psikolojisi ve travmaları oluşturur ki dünya klasiklerine baktığımızda okunma oranları bir hayli yüksektir. İnsanların sosyolojik yapısını ve yönetim sistemlerini irdeleyen türden distopyalar ise her zaman çok okunmuş ve çok tartışılmıştır. Örnek olarak, mütevazi kitap sitemizde George Orwell’in kült iki romanı Hayvan Çiftliği ve 1984 kitaplarının okunma oranları, inceleme ve alıntılarının sayılarının binlerce oluşunu gösterebiliriz. Cesur Yeni Dünya kitabınnın ise okunma oranı binlerceyken alıntı ve inceleme oranı düşük kalmış. Nedenini düşündüm, tam bulamadım ama bence incelenmesi gereken bir konu.

Aldous Huxley bu kitapı 1932 yılında yayınlamış. Yazıldığı dönem düşünüldüğünde çok başarılı ve muhteşem bir kurgu görüyoruz. Teknolojik ilerleme tahayyül edilemediğinden ileriki dünyanın tasarımını eksiksiz anlatmak kolay değil tabi düşünün ki internet hayal dahilinde bile değil. Kitabın okunmasını, teknik eksiklikler veya teknolojik öngörülerinden çok, anlatılan yeni dünya düzeni üzerinden yapılması daha doğru olacaktır. Yeni dünya düzeni demişken ne düzen ama... 1984 kitabında Orwell çok karamsar, baskıcı ve mutsuz bir dünyayı okuyucuya sunarken Huxley herkesin mutlu olduğu, sanatın ve edebiyatın olmadığı, insanların tutku ve hırslarının olmadığı bir düzeni düşündürüyor okurlara. Peki bu mümkün mü? Tüm insanların mutlu olması mümkün mü veya gerekli mi? İnsanların iyi yaşaması çok mutlu olmasıyla doğru orantılı mı? Bence değil ya tüm okuyucular bu konuyu çok düşüneceklerdir.

Bindokuzyüzlü yılların başında Henry Ford otomotiv fabrikasında taşıyıcı üretim bandını kullanmaya başladı ki bu adım endüstri üretiminde çok büyük bir devrim oldu. ( Kitabın bir çok yerinde “ Ford aşkına”, Ford bilir” gibi deyimler kullanılıyor.) Cesur Yeni Dünyada da insanlar böyle bir üretim bandında kavanozlarda yetiştirilip bir evreden sonra kavanozdan çıkarılıyor. Bebeklikleri ve çocuklukları şartlandırılarak ve uykuda öğretilerek istenen ideal insan “yetiştiriliyor”... Şartlandırılarak yetiştirilen bu ideal insanların kimyasallarla yaşlanması önleniyor, “herkes, herkes içindir” felsefesine göre bu gençler herdaim istedikleriyle çiftleşebiliyorlar. Kariyer, işyerinde yükselme, icat etme, başarılı olma vs dertleri yok.
( Burada kitaba bir ara vererek anlatılan bu dünyayı çok çok eskiden beri birileri zaten iyi insanlara vaad etmiyor mu? İnsanların sürekli otuzlu yaşlarında kaldığı, ırmaklarının mey aktığı ama bu meyin içene sadece keyif verdiği, cinsel ihtiyaçları için her daim istediğinin bulunduğu, dertsiz tasasız bir yaşam... Tanıdık geldi mi? Bir de ölümsüz olduğu tabi... Peki böyle bir yaşamda bilinci yerinde birisi ne kadar süre mutlu olabilir?... Son gerekli mi?...)

Bu Yeni Dünyada sisteme dahil olmamış yerlilerden oluşan ayrıülkede ise halen normal insanlar var ama çok “ilkeller”. Bu vahşilerden bir genç Cesur Yeni Dünyaya bazı olaylar vesilesiyle giriyor ve düzenin sorgulaması bu vahşi karakter üzerinden yapılıyor. Olay akışı ve dil bakımından okunması kolay olsa da yazar çok zor bir işin altına girmiş ve hakkıyla da bu işin altından kalkmış ki 86 yıldır okunuyor ve tartışılıyor.

Biryerde okumuş veya duymuştum, özgürlüğü “ insanların istediklerini yapabilmelerinden çok, istemediklerini yapmama iradesi” olarak tanımlamıştı birisi. Bana çok doğru bir tanım gibi gelmişti. Özgürlük ve mutluluk ne kadar ilintili olabilir?

İşyeri okuma grubunda seçtik bu kitabı, iyiki de seçmişiz. Tam okunup tartışılacak, çok düşünülecek, çok söz söylenecek bir okuma oldu. Yukarıdaki konularla ilgilenen herkesin kesinlikle okuması ve yorumlaması gerekir diye düşünüyorum.
İyi Okumalar.
266 syf.
·Beğendi·9/10
Biz, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Fahrenheit 451'in ardından, Cesur Yeni Dünyayı okuyarak Kara Dörtlemeyi tamamlamak istiyordum bugüne kısmetmiş.
Cesur Yeni Dünya'da Huxley'in çarpıcı anlatımı; eski dünya mı? yoksa Cesur Yeni Dünya mı? ikilemini kitaptaki bazı karakterlere yaşattığı gibi okuyucuda yaşatıyor. Kitabın sonundaki "Cesur Yeni Dünya Üzerine" bölümünde David Bradshaw'un dediğine göre Huxley'de bu ikilemi yaşamış ve o da benim gibi ikisinin arasında bir yerde karar kılmış.
Hayata bakış açınızı değiştirecek bu harika kitabı herkese öneriyorum.
Ayrıca ilgilenenlere tavsiyem Kara Dörtlemeyi aşağıdaki sıraya göre okumaları;
Biz (1920), Cesur Yeni Dünya (1932), Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1949) ve Fahrenheit 451 (1953)
Son olarak şunu da belirteyim, Distopya türündeki kitaplardan alınan haz yaşla doğru orantılı insan belirli bir olgunluğa ulaşmadan okuduğu zaman bu tür eserlere hak ettiği değeri veremiyor. İstisnalar mutlaka olacaktır ama 30'lu yaşlar ve sonrası bence en uygun zamanlar.
266 syf.
·14 günde·Beğendi·8/10
Cesur Yeni Dünya için sitede çokça inceleme yapılmış.Dile getirilen noktaların tekrarı olmaması bakımından etraflıca bir inceleme yapmaya gerek görmüyorum.Okuduğum birkaç incelemenin oldukça dolu ve tatmin edici olduğunu söyleyebilirim.Ben kendimce ifade edilmediğini düşündüğüm,birkaç alt metin çıktısını paylaşmaya çalışacağım.
İnsanoğlunu Sanayi Devrimine götüren Mekanik değişim 1750 li yllarda başlar.Ancak Modern Sanayi felsefesinin işlerlik kazanması 1900 lü yıllara denk gelir.Modern Sanayi Felsefesinin babası Henry Ford olarak kabul edilir.Ford’un tanımladığı yeni kurallar ile hızlı bir değişim başlar...Bu değişim birçok topluma hızla nüfuz ederek 1900 yıl boyunca(m.s) olgunlaştırılmış toplumsal yaşantının bütün alanlarındaki dinamiklerini yerle bir eder.O güne kadar öğrenilenler büyük ölçüde unutulur_zorunda kalınır_ve yeni bir dünya düzeni benimsenir.Bu düzenin merkezinde Küresel eknominin baronları ve onların adını koydukları “Çağdaş Sistem”vardır.Ve başta insan olmak üzere bütün herşey çağdaş olmak zorundadır.Bir ayakkabı bağcığı bile...Eğer değilse çağdışıdır ve o bağcık ayakkabıyı bağ-la-ya-maz.
Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı da başından sonuna kadar bu yeni sistemin bir eleştirisidir.Kitabın ana kurgusu bu sistemin inşasınn tüm süreçlerine göndermelerle bezelidir.Karakterleri bile o sistemin temsilcilerine ithafen isimlendirilmiştir.Farklı bir bakış açısıyla Huxley’in kehanetleri de diyenler olabilir belki ama,daha önceki filozofların,yazarların,düşünürlerin söylediklerinden farklı tek bir yeni fikir olmaması bu düşünceyi oldukça güçsüzleştiriyor bana göre.
Thomas More’un Ütopya’sını bilimsel ögelerle yeniden yazıp içinden adalet,kişisel özgürlük ve sevgi ögelerini cımbızlayarak ,kopyalamış dersek haksızlık yapmış olmayız bana göre.En büyük fark; More’un Ütopya’sında insan etken,Huxley’de edilgendir.More’un tüm hayali insani,Huxley’in ki mekaniktir.Göz ardı edilmemesi gereken önemli bir konu da şudur;kitapta formülize edilen insan modelini Huxley’nin birçok ifadesinde kutsamış olmasıdır.Bu durum,Ojenik bir toplum ideailini savunan hastalıklı ruh halinin yansımasından başka birşey değil zannımca.Ve yine 1930 larda yaşanan toplumsal,ekonomik ve politik krizlerin çözüm reçeteleridir kendince,Cesur Yeni Dünya’da anlatılan kurmaca-ütopik hikayeler...
Son olarak gözden kaçırılmaması gereken ve bence en önemli ayrıntı ise;dini inanç meselesi.Huxley’in altını çizdiği en önemli nokta budur.Ona göre insan gençken ve ve refah içindeyken Tanrıya sığınma ihtiyaç duymaz...Ne zamanki yaşlanır ve refah seviyesi düşerse Tanrıya yönelir ve bağımsızlığını yitirir.Cesur Yeni Dünya’da insanlar hep genç ve her zaman refah içinde olduğuna göre Tanrıya ihtiyaç yoktur ve tüm insanlar bağımsızdır(!)
Toparlamak gerekirse;mutlaka ve mutlaka okunulması ve uzun uzun üzerine düşünülmesi gereken bir kitap olduğu şüphesiz.Okurken çok fazla araştırma yapma ihtiiyacı duyacağınız için size yeni bilgiler ve kitabın sonunda yeni bir bakış açısı kazandırabilir.Tabiki isteyene...
Keyifli okumalar.
266 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Müthiş bir kitap okudum. 1932'de yazıldığına inanamıyor insan. Bugünü bile aşan bir distopya ile karşı karşıya kaldım.

Kitap, Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nde bir grup öğrencinin gezisiyle başlıyor. Burada birim müdürü öğrencilere nasıl insan üretimi yaptıklarını bölüm bölüm anlatıyor. İnsanlar istenilen şekilde üretiliyor, ileride ne yapacağı, ne düşüneceği, neyi seveceği, neye karşı güçlü olacağı yani insanı oluşturan bütün parametreler oluşturuluyor. Embriyolar için gerekli kuluçka şartları tamamlanıp ileride yapacağı mesleğe uygun şekilde şartlandırma yapılıyor. Müdür şartlandırmayı şu şekilde anlatıyor öğrencilere;

"Mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlar, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek."

Bu tesiste çocukların neyi sevip neyi sevmeyecekleri ait oldukları sınıfa göre belirleniyor. Mesela alt sınıf olan delta iseniz kitaplardan, çiçeklerden nefret edecek şekilde şartlandırmanız yapılıyor. Çünkü kitaplar, çiçekler size zaman kaybettirip yapmanız gereken işi aksatıyor. Farklı sınıfların birbirinden nefret etmesi de sağlanıyor ki toplum içinde yarattıkları düzen bozulmasın. Her sınıf kendi halinden memnun başka sınıftan olmak kesinlikle istemiyorlar. Alt sınıf olan, en çok çalışan deltalar bile iyi ki alfa değilim diyecek şekilde şartlı. Biraz düşününce bugün bile insanların çeşitli şekillerde şartlandırıldığını çok rahat görebiliyoruz. Biz buna algı diyoruz genelde.

Aile yapısı tamamen bozulmuş, anne-baba kelimeleri duyulunca bile bir ürperme geliyor insanlara. Cinsellik serbest, tek eşlilik saçma bulunuyor.

Dini inanç hala var. Ford adlı düzenin kurucusu bir tanrıya inanılıyor, adına ayinler yapılıyor.
Böyle bir yaşam düzeni dışında ayrıkbölge dedikleri Amerikalı yerlilerin yaşadığı bir hayat mevcut. Kitabın asıl akışı buraya geziye giden 2 modern insanın John ile tanışması ile başlıyor. Burdan sonrası da size kalsın.

Kitabın en güzel bulduğum bölümü Denetçi Mustafa Mond ile John arasında geçen sohbetti. Verilmek istenen mesajlar bu bölümde güzelce işlenmiş.

Kitapta özgürlük tanımının en güzel yapıldığı cümle de budur bence.
"Siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz."

Son olarak tabi ki tavsiye ediyorum. Akıcı şekilde okunabilecek, şaşırtıcı bir eser. İyi okumalar...
266 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
***
Çalın TAMTAMLARI!!!
https://www.youtube.com/watch?v=nWOixCO1MC0

"Hisset Yüce Varlık'ın gelişini!
Neşelen ve neşe içinde öl!
Davulların müziğinde eri!
Bende seni, sende beni gör." #38699979

***

Merhaba 1k okurları, akla hayale bile gelmemesi gereken yılların birinde Aldous Huxley adında bir yazar çıkar ve yaşadığı dünyaya kafa tutar. Ve bu dünyayı kendi kafasında yarattığı dünya ile birleştirip Cesur Yeni Dünya ‘yı meydana getirir. 1930’lu yıllarda klonlama üzerine yazabilmek, ileri görüşlülüğün ve bilimin bile ötesindedir. Ülkelerin yaşadığı çağ dışılık, fakirlik ve yıkıcılık göz önüne alınırsa, demek
istediğim şeyi anlayacaksınız.
*
“Spoiler olma ihtimali olan sürpriz bozanlar olabilir. Bu uyarı sadece bilgilendirme amaçlıdır.”
*
Sizler İçin Özel Hazırlanan PDF Formatında Okuyabilirsiniz:
https://yadi.sk/i/zPgI9XKMsLjOOQ

*

Bu inceleme üç bölümden oluşmaktadır;

1- Ford’a Selam Olsun! (Doğaçlama bir inceleme),
2- Cesur Yeni Dünya nasıl ortaya çıktı, esin kaynağı neydi, nelerdi, ne anlatmak istiyor?
3- Kısaca 1984 ve Cesur Yeni Dünya karşılaştırması.


Modernizmin kokuşmuşluğu, Yeni Dünya içine haplanmış; Özgürlüğün bedeli Vahşilik ile taçlanmış!

Burası, CESUR YENİ DÜNYA!

*

BİRİNCİ BÖLÜM:

*HERKES, HERKES İÇİNDİR*

Kirlenmiş bir dünya, küllerinden doğmak için kendi sürecini başlatır. Tarihin derinliklerine indikçe bunun rahatsız edici örnekleri ile karşılaşırız. Her dönem karanlık, her dönem bataklık içindedir. Kendi karamsarlığı içinde kendi sistemini yaratmayı başarmıştır.


Günümüzün sözde pembe düşleri gerçeği yansıtmadığı gibi, geçmişin dünyası da pembe düşlere gebe değildi. Tam da çamura saplanmış diktatörlüklerin yönetimleri ile doluydu.

Çeşitli çeviri farklılıklarını göz önüne alarak ve birden fazla ünlü ismin adına imza edilen şu sözü hatırlayalım:

“Süngüyle her şeyi yapabilirsiniz ama süngünün üstüne oturamazsınız.”

İnsanları hangi forma sokarsanız sokun, içlerinde barındırdıkları RUH her zaman ortaya çıkmaya meyillidir. İnsan olarak doğmayan ama bu Ruhu bulan distopya ve bilimkurgu filmi örnekleri de mevcuttur. İnsanın düşmanı insandır. İnsanı, insandan koruduktan sonra her şey çözülecektir. “simple”

İnsanlığı yönetmek için ya onların rızasını alırsınız yani demokrasi gibi yollarla, oy ile iktidara gelirsiniz ya da itaat etmek durumunda bırakıp, dikta ederek diktatörlüğünüzü ilan eder, topluluğu silah gücü ile kontrol altına alırsınız.

Cesur Yeni Dünya, Ford ülküsünün izinde, bilimin sonsuzluğunda insanları etki altına almak için çeşitli ilaçlar kullanmaktadır. Bu ilaçlar sayesinde insanlık kontrol altına alınmaktadır. İnsanların üremediği, klonlandığı bir dünya hayal edin ve kavanozlarda dünyaya gelen seri üretim insanlık düşünün:

https://giphy.com/...r-3ohzdQhmr2YrxHT45y

Bu klonlar kendi aralarında sınıflandırılıyor. Nasıl ki, Zenginler, orta halliler, fakirler ve evsizler gibi
tanımlar var, kitapta da Alfa, Beta, Gama, Delta ve Epsilon sınıflandırmaları var. Şekil A: https://ibb.co/123Z2g7

Bu üretimlerin hepsinin birbirinden farkları var ve hepsi üretim esnasında çeşitli kimyasallar ile
kontrol altına alınıyor. Daha sonra ise düşünmelerini engelleyen SOMA karışımını alıyorlar. Kafalar güzel yani. Uykularında şartlandırılan bu insanlar, günlük yaşamlarında mutlu bir dünya da yaşadıklarını sanıyorlar. Aslında yaşadıkları dünyanın nasıl bir dünya olduğunu bilmemektedirler.

Aile kavramı yoktur, herkes herkesindir. İlk insan yaşamını düşünürsek ya da kabilelerin yaşam tarzı buna yakındır. Herkes, herkesle birlikte olabilir ve bu çok doğaldır. Cinsel yolla üremek söz konusu değildir, çağ dışıdır, böyle bir durum olması halinde hızlıca cezanızı çekeceğiniz adalara gönderilirsiniz.
Ahh, Cesur Yeni Dünya!

Modernizmin ve uyuşukluğun dışında kalan bölgelerde bulunmakta. Bu bölgelerde yaşayanlara VAHŞİ adı verilmekte. Vahşilerin kendi yaşam tarzları olmakla birlikte, özgür bir şekilde yaşayabilmektedirler. Teknolojiden ve tüm gelişmelerden yoksun fakat, özgür bir dünya!


İKİNCİ BÖLÜM:

*Modern Kölelik, Masallar Ve Mutluluk Patlaması*

Kitabın Karakterleri Hakkında Bilgi vermek istiyorum. İsimlerin nasıl oluştuğunu bilmenizde fayda var, bunu kitabı okumadan bilmek spoiler değil, kitaba olan borcunuzdur. Bilmeden okumaktansa bilip okumak daha iyi değil midir? İlk adlar kitaptaki karakterler, ikinci adlar Huxley’in karakterleri esinlendiği isimlerdir.

Mustapha Mond: Mustafa Kemal Atatürk, Sir Alfred Mond
Bernard Marx: George Bernard Shaw ve Karl Marx
Lenina Crowne: Vladimir Lenin Fanny Crowne: Fanny Kaplan Polly Trotsky: Lev Troçki
Benito Hoover: Benito Mussolini, Herbert Hoover
Helmholtz Watson: Hermann von Helmholtz, John B. Watson Darwin Bonaparte: Napoleon Bonaparte, Charles Darwin Herbert Bakunin: Herbert Spencer, Mikhail Bakunin
Primo Mellon: Miguel Primo de Rivera, Andrew Mellon Sarojini Engels: Friedrich Engels, Sarojini Naidu
Fifi Bradlaugh: Charles Bradlaugh Joanna Diesel: Rudolf Diesel
Jean-Jacques Habibullah: Jean-Jacques Rousseau, Habibullah Khan

Bu önemli isimlerden esinlenerek oluşturulmuş karakterler, kitabın içerisinde ki diyaloglarda
kendisini fazlasıyla hissettiriyor.

Cesur Yeni Dünyada insanlar cinsel yolla değil, tüp ile dünyaya gelir. Bu sitemin adı Bokanovski’dir. Yapay bir insan üretimidir. Üretim yapay olursa, insanlarda yapay olur. Bu söze karşılık gerçek dünyamıza bakarsak, normal yolla dünyaya gelmiş insanlarında ne kadar yapay olduğunu söylememe gerek yok, hatta birçoğu; yapay sanat dalında ödül dağıtsalar, birbirleri ile kapışacak seviyededirler.


"...Oturup kitap okursanız fazla bir şey tüketemezsiniz." #38646208

Tüketmek,
Daha çok tüketmek,
Sürekli meşgul olmak, ama kitaplarla değil,
Bu dünyada gelecek ya da geçmiş kaygısı yoktur, Anı yaşamanın mutluluğu vardır,
"Dört yıldan daha az bir sürede altı yüz kırk kadınla birlikte olduğu söyleniyordu."
#38658108

İsteyen istediği kadınla birlikte olur,
Bu sav kitapta ki gibi altı yüz yıl sonra değil,
Çok kısa bir zaman sonra modern dünyanın klasik davranış biçimi haline gelmiştir.

"Bugün alabileceğin keyfi asla yarına erteleme." #38701346

*

Bir hap atarsın ağzına,
Tüm olumsuzluklar kaybolur,
Umutsuzluğun olduğu yerde,
isyan vardır, Hapın olduğu yerde huzur vardır,
Yaşasın Ford demek için,
Yanında Hap olmalıdır,
Hap yoksa,
Hapı yuttun demektir,
Bu hapın adı SOMA’dır!

*

Toplum uyuşturulmuştur,
Düşünemez haldedir,
Haplar ve bilinçaltına girilmesi sayesinde
Pablo Escobar’ın beyaz rüyasında yürür gibi kafaları iyidir.
Fikir diye bir şey yoktur,
Sublimal mesajlar,
Telkinler,
Anonslar,
Sürekli gülen suratlara ne yapması gerektiğini söyler, Tıpkı 1984’de ki gibi!
“Big Brother is Watching You!”

*

Sistem eleştirisi yapmak hatta bunun üzerine kurgusal kitaplar yazmak basit gibi gözükebilir. Ama sırf eleştiri yapmayı becerdiğini sanıyorsun diye bunu yapamazsın. Herkes yapamaz, yapabilmek için; akıl ve mantığını kullanarak, bilgi birikimini ortaya dökerek, aklın uç noktalarında yürüyüp, gerektiğinde
koşarak, sistemi eleştirirken dahi sistemi sistemin içerisinde bozguna uğratarak, okuyucuyu da kaba tabirle dumura uğratarak yapabilmek lazımdır, bu da herkese nasip olmaz. Aslında bu tanım neden herkes yapamazın tanımıdır.


*

Düşünmek, YOK!
Sorgulamak, YOK!
Hüzün, YOK!
Çözüm Üretmek, YOK!
Fikir söylemek, YOK!
Yalnız kalmak, YOK!
Şüphe, YOK!
Öfke, YOK!
Kaygı, YOK!
Soma, VAR!*

Devletlerin insanlardan beklentileri çoğu zaman bu şekildedir. Özelikle dikta rejimler de, halkın sorgulaması kesinlikle beklenmez. Sorgusuz bir şekilde itaat etmeleri beklenir. İnsanlar çalışmadan

birçok şeyi elde etmek istiyorlar. Bu sistemde biraz çalıştırıp, insanların rahatını sağlıyorlar. İnsanlar sürekli bir şeylerle meşgul olurlarsa, o zaman hükümetlerin karşısına çıkmazlar. Çok uzak değil, yakın bir geçmişte, Elon Musk aynen şu ifadeleri kullandı;


“Çalışmanın daha kolay olduğu yerler de var, ancak kimse dünyayı haftada 40 saat çalışarak
değiştirmedi.” dedi. “Dünyayı değiştirmek için kaç saat çalışmak gerekir?” sorusunu ise, “80 ila 100
saat arasında olduğu” şeklinde cevapladı.


İnsanların rahata ermesi teknoloji ile olacak gibi görünmüyor. Teknoloji hep var olacak olacağı düşünülse de, insansız iş gücünden yoksun bir dünya pek düşünülür gibi durmuyor. İnsanlar sorun yaratmamak içiN, sürekli bir şeylerle meşgul edilmelidir. Bunun en bariz örneği, tamamen içine battığımız, Tüketim Toplumudur!


Sadece tüketirsek, tüketecek bir şeyin kalmayacağını çok yakında anlayacağız!


“Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”


~Mustafa Kemal Atatürk

Gazi Paşa durumu özetlemiş, dünyadan bağı kopmuş devletten, modern bir ülke yaratması Huxley'in gözünden kaçmamış, kitaba konu olan karakter Mustafa Mond, Mustafa Kemal'den esinlenilmişti.


*


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:


Kısa Kısa Cesur Yeni Dünya ve 1984 Karşılaştırması;


1984’te Terör ve fiziksel şiddet yöntemleri kullanılarak bir diktatörlük öngörülmüştür,

CSY’da ise; ilaçlarla insanlar uyuşturulmuş, bu şekilde itaat etmeleri sağlanmıştır, kısacası bilimin
etkisi altındadır.


1984’te kitapların yasaklanması ve yok edilmesi konu edilirken,

CYD’da ise; insanların kitapları okumayı kendilerinin bırakacağından, okuma oranının azalacağından,
sonra akıllara kitapların hiç gelmeyeceğinden bahseder.


1984’te insanların baskı altında yaşaması, sürekli izleniyor olması konu edilirken,

CYD'da ise haplar sayesinde mutlu insan toplulukları konu edilmiştir. Bilinçsiz bir toplum tasviri vardır.


1984’te gizli bir başkaldırı örgütü vardır, ve bu örgüt ile her şey düzelecektir, bunun hayali vardır,

CYD'da ise, böyle şeylere yer yoktur, gerekte yoktur. İnsan zaten kendi bilinçsizliği ve vurdumduymazlığı sayesinde, kendisi böyle bir kurtuluşu akıl dahi edememektedir.


Kısacası özetlersek, bu iki önemli distopya’nın Orwell tarafı daha karanlık ve kötücül bir dünya sunar, yüzümüze postallarla basılıp geçilir, korku insanlığın efendisi olur! Huxley tarafı ise, insanlığın tüketim toplumu olacağını öngörür, vurdumduymazdır, düşünemez, zaten kendisi, kendi pimini çekmiştir.
Bilimin ve teknolojinin yaygınlaşmasıyla, bu tamamen yok olur ve insanlık kendisini hapların kaderine
koy verir.


"Bilim tehlikelidir; büyük bir özenle ağzına gem vurmak ve zincire bağlı tutmak zorundayız."
#38837919


Mutlu olmak varken, neden mutsuzluğu seçesin ki diye soruyor CesurYeniDünya!


*


Bu dünyada “HERKES, HERKESE AİTTİR,”

Burası “CESUR YENİ DÜNYA!”


*


İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim.

10/10


*

Iron Maiden – Brave New World (Cesur Yeni Dünya)
https://www.youtube.com/watch?v=4_FDjDwNygM


“Kayboldu hepsi,
Satıldı ruhun;
Bu Cesur Yeni Dünya ‘ya.”
266 syf.
·4 günde·10/10
Tek kelime ile korkunç! 1984 kitabına oranla " daha az" korkunç olsa da bu maalesef iyimser bir bakış açısı olmaktan öte. İyimser bakamıyorum çünkü kitabı bitirdikten sonra derin bir nefes alıp korku dolu gözler ve düşünceler ile yaşadığımız günümüz dünyasını düşünmeye başlıyorsunuz. Ve içerdiği paralellikler göz önüne gelince korkmaktan başka bir şey yapamıyorsunuz!

Kitap da geçen biyolojik robotlardan bir farkımız var mı acaba? Huxley'in romanının tıpa tıp aynısı olmasa da yarattığı distopya'nın gölgesinde yaşıyoruz!
Biyolojik robotlar, sahte mutlulukar, bitmek bilmeyen mesai saatleri, sınırsız şehvet, bir amacın olmaması, her şeyi elde etmenin kolaylığı.. Bukowski'nin Foctotum kitabında yazdığı gibi " sabahın altı buçuğunda bir çalar saatin sesine uyanıp yataktan fırla, giyin, zorla birşeyler atıştır, sıç, işe, diş fırçala, saç tara, başka birine büyük paralar kazandırmak ve sana tanınan fırsat için müteşşekkir olmak için berbat bir trafiğin içine dal. Nasıl razı olunur böyle bir yaşama?”

Gerçekten nasıl razı olunur? Ama olunuyor işte. "Farklı olunca yalnızlığa mahkum oluyor"uz.. Ama bu yalnızlık da günümüzde bir süre mümkün oluyor. Çünkü toplum zamanı gelince " farklı " ve kendisi gibi düşünmeyenleri bir şekilde sindirmeyi başarıyor.Ya da sistem mi demeliyim?

Aslında kitap hakkında daha uzun şeyler yazılabilir. Lakin incelememi bitirmeden geçen paylaştığım ve çok sevdiğim bir şiir ile bitirmek istiyorum:

"Milyonlar çalışırsa yaşamadan,
analar bebelere yalnız süt suyu verirse —
bu düzendir
Emekçiler seslenirse: “Bırakın bizi aydınlığa!
Emeği çalan çıkar kadıya” —
bu düzensizliktir.

Veremliler koşarsa torna tezgâhına,
on üç kişi pineklerse bir odada—
bu düzendir.
Ama biri koparırsa haykırıp zincirini,
Yaşlılığını güvence altına almak istediğini
bu düzensizliktir.
Zengin mirasyediler İsviçre karlarında
eğlenirse -ve yazın Comer sularında — ,
o zaman huzur vardır.

Ama her şeyde değişme tehlikesi varsa,
arsa ticareti birden yasaklanmışsa —
o zaman huzursuzluk vardır.
Aslolan: Açlara kulak vermemek.
Aslolan: Caddelerin düzenini bozmamak.
Ses çıkmasın yeter.
Zamanla her şey olur.
Evrimle her şey size de ulaşır.
Milletvekilleriniz keşfetti işte bu gerçeği.
Unutmayın o zamana dek hepiniz nalları dikmeyi.
Nasıl olsa mezar taşlarınıza yazılacaktır:
Onlar hep sessizlik ve düzen içinde yaşadılar..

/Kurt Tucholsky"

Kitabı ölmeden okuyun ve sağlıcakla kalın...
128 syf.
·9 günde·7/10
Freud kokaini insanlığın nevrotik mutsuzluğunda kullanılacak yegane ilaç olarak görüyordu. Bilhassa morfin bağımlılığı tedavisinde kokain'i kullanmayı önermiş hatta arkadaşı Ernst Fleischl von Marxow'un morfin bağımlılığında kokain ile tedaviyi uygulamış, sonuç olarak Marxow'un hem morfin hem de kokain bağımlısı olmasına sebep olarak muhtemelen erken ölümüne sebebiyet vermiştir. O zamanlar uzun vadede etkileri tam bilinmeyen kokain, Freud sonrası uzun klinik araştırmalarla tam bir zehir olduğunu ispatlamıştır.

Freud'un yukarıda ifade ettiğim bu fikrine benzer bir fikir de Huxley tarafından eserde ortaya konmaktadır. Huxley'in zehiri ise şuan uzun vadede etkileri tam bilinmeyen meskalin ve uzun vadede kalıcı hasarlara sebebiyet verdiği ispatlanan LSD üzerinedir. Huxley, ağırlıklı olarak meskalin'in etkileri ve açtığı "algı kapıları" üzerinde durmuştur. Meskalin'in temel etki mekanizması; meskalin'İn alımına müteakip 6-8 saat içerisinde beyne giden şekeri bağlaması, yaşamsal faaliyetler için gerekli şekeri bulamayan beynin "içsel" olarak ifade edilen algı şekline dönmesidir. Hayatta kalmamıza yardımcı olan duyular normal şartlarda sürekli açık ve kullanımda olurken, meskalin bu durumu tersine çevirerek beynin normalde farkında olmadığımız ya da olmamamız gereken halisünasyon formuna geçmesini sağlamaktadır.

Huxley'in bu kimyasalı bizzat deneyimleyip eserinde detaylıca anlattığını, yalnız bu tecrübelerinin zihnin bilinçaltına inmek için yapılan bir çalışma olduğunu da belirtmek gerekir. Burada kendi yorumum olarak bir insanın neden halüsinojen bir kimyasala ihtiyaç duyabileceğini anlamakta zorlandığımı belirtmeliyim. Her ne kadar Huxley, ilgili kimyasalın uzun vadede insana bir zararı olmadığını belirtmişse de aslen klinik bir değer kesinlikle taşımamaktadır. Ayrıca kimyasallar kullanarak bilinçaltına girildiğini varsaysak bile, bilinçaltı kendisini imgelerle ifade ettiği için bu imgelerin yorumlanması sıradan bir insan için mümkün olmayıp; Jung, Freud, Adler, Rank, Reich, Huxley gibi psikoloji profesyonellerinin belki izah edebileceği bir alandır. Eseri okuyucuya, özellikle de genç okuyucuya kesinlikle önermiyorum.
266 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Sahil kenarına kurulmuş sıra sıra kafelerden sadece biri olan Starbucks’ta insanlar “güzel ve bedava” olan manzaraya sırtlarını dönerek İngilizce olmasından ötürü kendilerini daha iyi hissettikleri “short,tall,grande,venti” bardaklarından cappuccino,latte,macchiato yudumluyor, bir yandan da her zaman cafelerde buluştuklarında yaptıkları şeyi ;karşılıklı olarak günlük sosyal medyada gezme görevlerini tamamlamaya çalışıyorlardı.”Duygular ve insani paylaşımlar” geri planda hatta gereksizdi.

Biraz ilerdeki alışveriş merkezi yeni yıl yaklaştığı için en iyi indirimlerini yapmış,”eskimişse yenisini al” hatta eskimemişse bile yenisini al; ne de olsa indirimli ,etiketi üzerinde yıllarca gardıropta beklese de “zayıflayınca” giyersin diyordu.

Tam o sırada anayolda gerçekleşen kazanın etrafına toplanmış insan grupları ellerindeki son model cep telefonlarıyla kazayı görüntülüyorlardı ; bu ülkede “ölüm, doğal bir şeydi”.

Kast sistemine göre 8 ila 13 saat arası çalışmanın “kişilere göre” belirlendiği ülkede eve gelen insanlar günlük “soma” haklarını ilk olarak “ televizyondan” yana kullanabiliyorlardı. Ülkenin gündem haberlerinde ; gülen bebek ve hayvanlara ait gönderilmiş videolardan tutun da penguen belgesellerine kadar olan görüntüleri izliyor -arada bir yerli yersiz gelen kanlı haberler normaldi;ölüm doğal bir şeydi- bunun yanında dilerlerse “acun medya” ,”diziler”... gibi uzayan bir listede bir kaç saat tatil yapıyorlardı.İlerleyen zamanlarını asgari ücretle 24 ay taksit yaptırarak aldıkları “akıllı telefonlarında” tanımlı sosyal medya paketlerinden biri aracılığıyla ;daima mutlu olan,yiyen içen,güzel yerlere giden,pahalı şeyler giyen, son model arabalara binen, “daha çok tüketen” fenomenleri ve mükemmel aileleri olan arkadaşlarının , sürekli gülen suratla paylaştıkları anlamsız fotoğrafları beğenerek “soma tatillerini” uzatabiliyorlardı.

Ve her sabah hızla yataktan kalkıp mesaiye yetişmek için tıklım tıklım metrolara, tramvaylara binerken, bazen akıllarına gelirse kendi kendilerine belli belirsiz mırıldanırlardı ; “Hey Cesur Yeni Dünya ki,içinde böyle insanlar var”

****
1932 den günümüze ışık tutan eserin toplumsal yapı ve sistemin işleyişini çok iyi özetlediği kanaatindeyim. Yazarın yıllar sonra düşündüğü gibi bitirmeyişinin kuşkusuz bunda büyük katkısı var.

Kesinlikle okunup, bir ütopya ya da distopyadan daha ileride hayatımıza uyarlayarak ,üzerinde düşünülmesi gerekli.

Yazarın biyografisi

Adı:
Aldous Huxley
Tam adı:
Aldous Leonard Huxley
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Surrey-İngiltere, 26 Temmuz 1894
Ölüm:
Los Angeles, 22 Kasım 1963
Aldous Leonard Huxley, (d. 26 Temmuz 1894, Surrey-İngiltere – ö. 22 Kasım 1963, Los Angeles). İngiliz yazar.
İngiltere'nin Sussex bölgesindeki Godalming'de doğdu. Birçok ünlü bilim adamı ve sanatçı yetiştirmiş olan Huxley ailesinden geliyordu. Eton College'da okuduğu sıralar gözlerindeki bir rahatsızlık yüzünden kör olma tehlikesiyle karşılaşınca, öğrenimine ara vermek zorunda kaldı. Sonradan Oxford Üniversitesi'ndeki Balliol College'da okudu.
Romanları ve denemeleriyle tanınmış olmasına karşın kısa hikâyeler, şiir, gezi yazıları, film hikâyeleri ve senaryolar ile de uğraşmıştır. Roman ve denemelerinde sosyal norm ve idealleri, bilimin insan yaşamında yanlış kullanılımını eleştirmiştir. Parapsikoloji ve mistik temelli felsefelerle ilgilenmiş ve bu konularda yazılar kaleme almıştır. Özellikle Türkçe'ye "Kalıcı Felsefe" adıyla tercüme edilen "Perennial Philosophy" adlı eseri Perennial Felsefeyi çeşitli çevrelerde yeniden gündeme taşımıştır.

Yazar istatistikleri

  • 615 okur beğendi.
  • 6.328 okur okudu.
  • 370 okur okuyor.
  • 6.376 okur okuyacak.
  • 248 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları