Aldous Huxley

Aldous Huxley

Yazar
8.5/10
2.052 Kişi
·
4.696
Okunma
·
530
Beğeni
·
12.323
Gösterim
Adı:
Aldous Huxley
Tam adı:
Aldous Leonard Huxley
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Surrey-İngiltere, 26 Temmuz 1894
Ölüm:
Los Angeles, 22 Kasım 1963
Aldous Leonard Huxley, (d. 26 Temmuz 1894, Surrey-İngiltere – ö. 22 Kasım 1963, Los Angeles). İngiliz yazar.
İngiltere'nin Sussex bölgesindeki Godalming'de doğdu. Birçok ünlü bilim adamı ve sanatçı yetiştirmiş olan Huxley ailesinden geliyordu. Eton College'da okuduğu sıralar gözlerindeki bir rahatsızlık yüzünden kör olma tehlikesiyle karşılaşınca, öğrenimine ara vermek zorunda kaldı. Sonradan Oxford Üniversitesi'ndeki Balliol College'da okudu.
Romanları ve denemeleriyle tanınmış olmasına karşın kısa hikâyeler, şiir, gezi yazıları, film hikâyeleri ve senaryolar ile de uğraşmıştır. Roman ve denemelerinde sosyal norm ve idealleri, bilimin insan yaşamında yanlış kullanılımını eleştirmiştir. Parapsikoloji ve mistik temelli felsefelerle ilgilenmiş ve bu konularda yazılar kaleme almıştır. Özellikle Türkçe'ye "Kalıcı Felsefe" adıyla tercüme edilen "Perennial Philosophy" adlı eseri Perennial Felsefeyi çeşitli çevrelerde yeniden gündeme taşımıştır.
"Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin; şimdi başla, şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla."
"Sen gerçekten hasta görünüyorsun,
Mideni bozan bir şey mi yedin?"

Başıyla doğruladı. "Uygarlık yedim."

"Ne?"

"Zehirledi beni uygarlık."
Aldous Huxley
Sayfa 239 - İthaki Yayınları 24.Basım
"Duygu ve arzular söz konusu olduğunda çocukça davranıyoruz."
Aldous Huxley
Sayfa 109 - İthaki Yayınları 24.Basım
"Hâlâ keşke her şey daha farklı bitmiş olsaydı diye düşünüyorum."
Aldous Huxley
Sayfa 108 - İthaki Yayınları 24.Basım
İnsan mutluluk konusunu düşünmek zorunda olmasa, yaşam ne kadar eğlenceli olurdu.
Kaçınılmaz bir biçimde Tanrı'ya yöneliriz:

Bu dini duygu öyle bir mutluluk verir ki, diğer bütün yitirdiklerimizi telafi eder.
Aldous Huxley
Sayfa 232 - İthaki Yayınları 24.Basım
"Son günlerde katlanmak zorunda olduğum şeyleri bir bilsen," derken neredeyse ağlayacaktı.
Aldous Huxley
Sayfa 88 -  İthaki Yayınları 24.Basım
Biraz argo bir giriş olacak ama "o nasıl bir öngörü arkadaş!" diyeceğim. Huxley bu romanı 1932'de yazmış yahu! Romanda Cesur Yeni Dünya'yı kurgulamış.
Bu öyle bir dünya ki mutluluk ve tatmin üzerine dizayn edilmiştir. İstikrarlı bir toplum birinci önceliktir ve bunun için bir birinin tıpatıp aynı, düşünmeyen sorgulamayan, kritik etmeyen, endişe duymayan, üzülmeyen kısacası hissetmeyen bireyler üretilmektedir. Dolayısı bu yeni dünyada aile, bağlılık, sanat, edebiyat, felsefe hatta bilime dahi yer yoktur. Evet, toplum gerçekten mutludur. Çünkü bireyler hayatından memnun olması için şartlandırılarak üretilmiştir. Fakat, insani bir topluluktan ziyade robot toplumundan farksızdır.
Dizayn edilmiş bu yeni dünyayı okurken ürpermekle birlikte günümüz dünyasından çok da farklı olmadığını düşündüğünüz noktalar farkediyorsunuz. Spoiler vermemek için detaya girmeyeceğim. Çok yakın (çok çok yakın) gelecekten sinyaller veriyor adeta. Hatta kitabı okumaya başladığım gün gördüğüm haberin linkini de bırakayım şuraya http://ilerihaber.org/...i-basardi-59988.html (doğum olmadan dünyaya gelinmesini mümkün kılacak bir gelişmeden bahsediliyor)

Sonuç olarak herkesin mutlu olduğu, tek düze, renksiz bir dünya mı ya da acının, kederin, heyacanın, endişenin, mutsuzluğun, mutluluğun olduğu fakat çeşitli, rengarenk bir dünya mı sorusunu sorduran keyifle okuduğum bir eserdi. Tavsiye ederim efenim, okuyunuz :)

Not1: Yeni dünyadaki 10 önemli kişiden biri olan Batı Avrupa Dünya Denetçisi karakterinin ismi Mustafa Mond'dur. Ve karakterdeki "Mustafa" isminin Mustafa Kemal Atatürk'ten geldiği iddia edilmektedir.

Not2: Romanın ismi (Brave New World), hikayenin içinde de geçen Shakespeare'in Fırtına isimli eserindeki bir sahneden alınmış ve Shakespeare zamanında "brave" kelimesi "güzel" anlamına geliyormuş. Yani aslında kitabın adının anlamı "Güzel Yeni Dünya" imiş.
Ve bir yaprak daha düşer hüzün kokan nemli toprağa... Göğü deler keskinden bozma düşünceler... Elma Adem' e küser, Adem' in yok haberi Havva' dan... Kafamda çınlayan sesin vuruşları sol-fa di es... Ruhum bağır çağır, sessiz çığlıklarım yuvalarından çıkan uçuruyor kuşları... O kuşlar ki Süreya' ya ilham... Hayat uzun... Bitmek bilmeyen yorgun kırpınışları...

Kitabı tavsiye ederken "şiddet" kullanılabilir...

Bu kitabın üzerimdeki etkisi büyük. Öyle ki son 20 sayfayı değişmem ciltli kitaplara... Ben de bi Evreka sevinci... Kaçıncı sevinişlerim bilmem ama anlıyorum ki bazı düşünceler karşılık bulmuş. 1+1 her zaman etmez iki diyen collatz teoremine dem vuran bir öz ki...

İnsanın olduğu yerde sorun her daim olacaktır. Göreceli insan, standartlarla yönetilemez. O sorun olacaktır hep ve biz yine de yorulmayacağız aramaktan mutlak düzeni. Hangi ideoloji ? Hangi renk? Hangi çiçek? Hangi şehir? Hangi yemek, meyve, sanatçı, film, ve belki de aşk... Görecelidir insan azizim.

Aldous Huxley' in yüz yıl kalibreli dürbününü mü seveyim, ideal düzenin "ahanda bu" demeyişiyle ortaya çıkan iç burukluğunu mu seveyim, Neo-insan' ın ilkelliğine bağımlılığını mı yoksa natürel yollarla insanı kontrol edilemeyişini mi?

İsrafil mi?
Beklemeyin.

İsarfil içimizde!
Hiç düşündünüz mü? 500 yıl sonra nasıl bir dünya olacak, insanlar nasıl bi düzenle yönetilecek ve yaşayacak? Bildiğimiz dünya düzeni birşekilde yıkılır ve yeni bir dünya düzeni kurulur. Bu yeni dünya örneklemelerine distopya diyoruz. Bu kitap da efsane ve kült bir distopya.

Kimi kitap ansiklopedik bilgi içerirken kimisi şiirsel metinler barındırır. Bir çok romanın temasını insan psikolojisi ve travmaları oluşturur ki dünya klasiklerine baktığımızda okunma oranları bir hayli yüksektir. İnsanların sosyolojik yapısını ve yönetim sistemlerini irdeleyen türden distopyalar ise her zaman çok okunmuş ve çok tartışılmıştır. Örnek olarak, mütevazi kitap sitemizde George Orwell’in kült iki romanı Hayvan Çiftliği ve 1984 kitaplarının okunma oranları, inceleme ve alıntılarının sayılarının binlerce oluşunu gösterebiliriz. Cesur Yeni Dünya kitabınnın ise okunma oranı binlerceyken alıntı ve inceleme oranı düşük kalmış. Nedenini düşündüm, tam bulamadım ama bence incelenmesi gereken bir konu.

Aldous Huxley bu kitapı 1932 yılında yayınlamış. Yazıldığı dönem düşünüldüğünde çok başarılı ve muhteşem bir kurgu görüyoruz. Teknolojik ilerleme tahayyül edilemediğinden ileriki dünyanın tasarımını eksiksiz anlatmak kolay değil tabi düşünün ki internet hayal dahilinde bile değil. Kitabın okunmasını, teknik eksiklikler veya teknolojik öngörülerinden çok, anlatılan yeni dünya düzeni üzerinden yapılması daha doğru olacaktır. Yeni dünya düzeni demişken ne düzen ama... 1984 kitabında Orwell çok karamsar, baskıcı ve mutsuz bir dünyayı okuyucuya sunarken Huxley herkesin mutlu olduğu, sanatın ve edebiyatın olmadığı, insanların tutku ve hırslarının olmadığı bir düzeni düşündürüyor okurlara. Peki bu mümkün mü? Tüm insanların mutlu olması mümkün mü veya gerekli mi? İnsanların iyi yaşaması çok mutlu olmasıyla doğru orantılı mı? Bence değil ya tüm okuyucular bu konuyu çok düşüneceklerdir.

Bindokuzyüzlü yılların başında Henry Ford otomotiv fabrikasında taşıyıcı üretim bandını kullanmaya başladı ki bu adım endüstri üretiminde çok büyük bir devrim oldu. ( Kitabın bir çok yerinde “ Ford aşkına”, Ford bilir” gibi deyimler kullanılıyor.) Cesur Yeni Dünyada da insanlar böyle bir üretim bandında kavanozlarda yetiştirilip bir evreden sonra kavanozdan çıkarılıyor. Bebeklikleri ve çocuklukları şartlandırılarak ve uykuda öğretilerek istenen ideal insan “yetiştiriliyor”... Şartlandırılarak yetiştirilen bu ideal insanların kimyasallarla yaşlanması önleniyor, “herkes, herkes içindir” felsefesine göre bu gençler herdaim istedikleriyle çiftleşebiliyorlar. Kariyer, işyerinde yükselme, icat etme, başarılı olma vs dertleri yok.
( Burada kitaba bir ara vererek anlatılan bu dünyayı çok çok eskiden beri birileri zaten iyi insanlara vaad etmiyor mu? İnsanların sürekli otuzlu yaşlarında kaldığı, ırmaklarının mey aktığı ama bu meyin içene sadece keyif verdiği, cinsel ihtiyaçları için her daim istediğinin bulunduğu, dertsiz tasasız bir yaşam... Tanıdık geldi mi? Bir de ölümsüz olduğu tabi... Peki böyle bir yaşamda bilinci yerinde birisi ne kadar süre mutlu olabilir?... Son gerekli mi?...)

Bu Yeni Dünyada sisteme dahil olmamış yerlilerden oluşan ayrıülkede ise halen normal insanlar var ama çok “ilkeller”. Bu vahşilerden bir genç Cesur Yeni Dünyaya bazı olaylar vesilesiyle giriyor ve düzenin sorgulaması bu vahşi karakter üzerinden yapılıyor. Olay akışı ve dil bakımından okunması kolay olsa da yazar çok zor bir işin altına girmiş ve hakkıyla da bu işin altından kalkmış ki 86 yıldır okunuyor ve tartışılıyor.

Biryerde okumuş veya duymuştum, özgürlüğü “ insanların istediklerini yapabilmelerinden çok, istemediklerini yapmama iradesi” olarak tanımlamıştı birisi. Bana çok doğru bir tanım gibi gelmişti. Özgürlük ve mutluluk ne kadar ilintili olabilir?

İşyeri okuma grubunda seçtik bu kitabı, iyiki de seçmişiz. Tam okunup tartışılacak, çok düşünülecek, çok söz söylenecek bir okuma oldu. Yukarıdaki konularla ilgilenen herkesin kesinlikle okuması ve yorumlaması gerekir diye düşünüyorum.
İyi Okumalar.
Biz, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Fahrenheit 451'in ardından, Cesur Yeni Dünyayı okuyarak Kara Dörtlemeyi tamamlamak istiyordum bugüne kısmetmiş.
Cesur Yeni Dünya'da Huxley'in çarpıcı anlatımı; eski dünya mı? yoksa Cesur Yeni Dünya mı? ikilemini kitaptaki bazı karakterlere yaşattığı gibi okuyucuda yaşatıyor. Kitabın sonundaki "Cesur Yeni Dünya Üzerine" bölümünde David Bradshaw'un dediğine göre Huxley'de bu ikilemi yaşamış ve o da benim gibi ikisinin arasında bir yerde karar kılmış.
Hayata bakış açınızı değiştirecek bu harika kitabı herkese öneriyorum.
Ayrıca ilgilenenlere tavsiyem Kara Dörtlemeyi aşağıdaki sıraya göre okumaları;
Biz (1920), Cesur Yeni Dünya (1932), Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1949) ve Fahrenheit 451 (1953)
Son olarak şunu da belirteyim, Distopya türündeki kitaplardan alınan haz yaşla doğru orantılı insan belirli bir olgunluğa ulaşmadan okuduğu zaman bu tür eserlere hak ettiği değeri veremiyor. İstisnalar mutlaka olacaktır ama 30'lu yaşlar ve sonrası bence en uygun zamanlar.
Cesur Yeni Dünya için sitede çokça inceleme yapılmış.Dile getirilen noktaların tekrarı olmaması bakımından etraflıca bir inceleme yapmaya gerek görmüyorum.Okuduğum birkaç incelemenin oldukça dolu ve tatmin edici olduğunu söyleyebilirim.Ben kendimce ifade edilmediğini düşündüğüm,birkaç alt metin çıktısını paylaşmaya çalışacağım.
İnsanoğlunu Sanayi Devrimine götüren Mekanik değişim 1750 li yllarda başlar.Ancak Modern Sanayi felsefesinin işlerlik kazanması 1900 lü yıllara denk gelir.Modern Sanayi Felsefesinin babası Henry Ford olarak kabul edilir.Ford’un tanımladığı yeni kurallar ile hızlı bir değişim başlar...Bu değişim birçok topluma hızla nüfuz ederek 1900 yıl boyunca(m.s) olgunlaştırılmış toplumsal yaşantının bütün alanlarındaki dinamiklerini yerle bir eder.O güne kadar öğrenilenler büyük ölçüde unutulur_zorunda kalınır_ve yeni bir dünya düzeni benimsenir.Bu düzenin merkezinde Küresel eknominin baronları ve onların adını koydukları “Çağdaş Sistem”vardır.Ve başta insan olmak üzere bütün herşey çağdaş olmak zorundadır.Bir ayakkabı bağcığı bile...Eğer değilse çağdışıdır ve o bağcık ayakkabıyı bağ-la-ya-maz.
Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı da başından sonuna kadar bu yeni sistemin bir eleştirisidir.Kitabın ana kurgusu bu sistemin inşasınn tüm süreçlerine göndermelerle bezelidir.Karakterleri bile o sistemin temsilcilerine ithafen isimlendirilmiştir.Farklı bir bakış açısıyla Huxley’in kehanetleri de diyenler olabilir belki ama,daha önceki filozofların,yazarların,düşünürlerin söylediklerinden farklı tek bir yeni fikir olmaması bu düşünceyi oldukça güçsüzleştiriyor bana göre.
Thomas More’un Ütopya’sını bilimsel ögelerle yeniden yazıp içinden adalet,kişisel özgürlük ve sevgi ögelerini cımbızlayarak ,kopyalamış dersek haksızlık yapmış olmayız bana göre.En büyük fark; More’un Ütopya’sında insan etken,Huxley’de edilgendir.More’un tüm hayali insani,Huxley’in ki mekaniktir.Göz ardı edilmemesi gereken önemli bir konu da şudur;kitapta formülize edilen insan modelini Huxley’nin birçok ifadesinde kutsamış olmasıdır.Bu durum,Ojenik bir toplum ideailini savunan hastalıklı ruh halinin yansımasından başka birşey değil zannımca.Ve yine 1930 larda yaşanan toplumsal,ekonomik ve politik krizlerin çözüm reçeteleridir kendince,Cesur Yeni Dünya’da anlatılan kurmaca-ütopik hikayeler...
Son olarak gözden kaçırılmaması gereken ve bence en önemli ayrıntı ise;dini inanç meselesi.Huxley’in altını çizdiği en önemli nokta budur.Ona göre insan gençken ve ve refah içindeyken Tanrıya sığınma ihtiyaç duymaz...Ne zamanki yaşlanır ve refah seviyesi düşerse Tanrıya yönelir ve bağımsızlığını yitirir.Cesur Yeni Dünya’da insanlar hep genç ve her zaman refah içinde olduğuna göre Tanrıya ihtiyaç yoktur ve tüm insanlar bağımsızdır(!)
Toparlamak gerekirse;mutlaka ve mutlaka okunulması ve uzun uzun üzerine düşünülmesi gereken bir kitap olduğu şüphesiz.Okurken çok fazla araştırma yapma ihtiiyacı duyacağınız için size yeni bilgiler ve kitabın sonunda yeni bir bakış açısı kazandırabilir.Tabiki isteyene...
Keyifli okumalar.
Müthiş bir kitap okudum. 1932'de yazıldığına inanamıyor insan. Bugünü bile aşan bir distopya ile karşı karşıya kaldım.

Kitap, Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nde bir grup öğrencinin gezisiyle başlıyor. Burada birim müdürü öğrencilere nasıl insan üretimi yaptıklarını bölüm bölüm anlatıyor. İnsanlar istenilen şekilde üretiliyor, ileride ne yapacağı, ne düşüneceği, neyi seveceği, neye karşı güçlü olacağı yani insanı oluşturan bütün parametreler oluşturuluyor. Embriyolar için gerekli kuluçka şartları tamamlanıp ileride yapacağı mesleğe uygun şekilde şartlandırma yapılıyor. Müdür şartlandırmayı şu şekilde anlatıyor öğrencilere;

"Mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlar, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek."

Bu tesiste çocukların neyi sevip neyi sevmeyecekleri ait oldukları sınıfa göre belirleniyor. Mesela alt sınıf olan delta iseniz kitaplardan, çiçeklerden nefret edecek şekilde şartlandırmanız yapılıyor. Çünkü kitaplar, çiçekler size zaman kaybettirip yapmanız gereken işi aksatıyor. Farklı sınıfların birbirinden nefret etmesi de sağlanıyor ki toplum içinde yarattıkları düzen bozulmasın. Her sınıf kendi halinden memnun başka sınıftan olmak kesinlikle istemiyorlar. Alt sınıf olan, en çok çalışan deltalar bile iyi ki alfa değilim diyecek şekilde şartlı. Biraz düşününce bugün bile insanların çeşitli şekillerde şartlandırıldığını çok rahat görebiliyoruz. Biz buna algı diyoruz genelde.

Aile yapısı tamamen bozulmuş, anne-baba kelimeleri duyulunca bile bir ürperme geliyor insanlara. Cinsellik serbest, tek eşlilik saçma bulunuyor.

Dini inanç hala var. Ford adlı düzenin kurucusu bir tanrıya inanılıyor, adına ayinler yapılıyor.
Böyle bir yaşam düzeni dışında ayrıkbölge dedikleri Amerikalı yerlilerin yaşadığı bir hayat mevcut. Kitabın asıl akışı buraya geziye giden 2 modern insanın John ile tanışması ile başlıyor. Burdan sonrası da size kalsın.

Kitabın en güzel bulduğum bölümü Denetçi Mustafa Mond ile John arasında geçen sohbetti. Verilmek istenen mesajlar bu bölümde güzelce işlenmiş.

Kitapta özgürlük tanımının en güzel yapıldığı cümle de budur bence.
"Siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz."

Son olarak tabi ki tavsiye ediyorum. Akıcı şekilde okunabilecek, şaşırtıcı bir eser. İyi okumalar...
Freud kokaini insanlığın nevrotik mutsuzluğunda kullanılacak yegane ilaç olarak görüyordu. Bilhassa morfin bağımlılığı tedavisinde kokain'i kullanmayı önermiş hatta arkadaşı Ernst Fleischl von Marxow'un morfin bağımlılığında kokain ile tedaviyi uygulamış, sonuç olarak Marxow'un hem morfin hem de kokain bağımlısı olmasına sebep olarak muhtemelen erken ölümüne sebebiyet vermiştir. O zamanlar uzun vadede etkileri tam bilinmeyen kokain, Freud sonrası uzun klinik araştırmalarla tam bir zehir olduğunu ispatlamıştır.

Freud'un yukarıda ifade ettiğim bu fikrine benzer bir fikir de Huxley tarafından eserde ortaya konmaktadır. Huxley'in zehiri ise şuan uzun vadede etkileri tam bilinmeyen meskalin ve uzun vadede kalıcı hasarlara sebebiyet verdiği ispatlanan LSD üzerinedir. Huxley, ağırlıklı olarak meskalin'in etkileri ve açtığı "algı kapıları" üzerinde durmuştur. Meskalin'in temel etki mekanizması; meskalin'İn alımına müteakip 6-8 saat içerisinde beyne giden şekeri bağlaması, yaşamsal faaliyetler için gerekli şekeri bulamayan beynin "içsel" olarak ifade edilen algı şekline dönmesidir. Hayatta kalmamıza yardımcı olan duyular normal şartlarda sürekli açık ve kullanımda olurken, meskalin bu durumu tersine çevirerek beynin normalde farkında olmadığımız ya da olmamamız gereken halisünasyon formuna geçmesini sağlamaktadır.

Huxley'in bu kimyasalı bizzat deneyimleyip eserinde detaylıca anlattığını, yalnız bu tecrübelerinin zihnin bilinçaltına inmek için yapılan bir çalışma olduğunu da belirtmek gerekir. Burada kendi yorumum olarak bir insanın neden halüsinojen bir kimyasala ihtiyaç duyabileceğini anlamakta zorlandığımı belirtmeliyim. Her ne kadar Huxley, ilgili kimyasalın uzun vadede insana bir zararı olmadığını belirtmişse de aslen klinik bir değer kesinlikle taşımamaktadır. Ayrıca kimyasallar kullanarak bilinçaltına girildiğini varsaysak bile, bilinçaltı kendisini imgelerle ifade ettiği için bu imgelerin yorumlanması sıradan bir insan için mümkün olmayıp; Jung, Freud, Adler, Rank, Reich, Huxley gibi psikoloji profesyonellerinin belki izah edebileceği bir alandır. Eseri okuyucuya, özellikle de genç okuyucuya kesinlikle önermiyorum.
Cesur Yeni Dünya ilginç bir okuma oldu benim için. Daha önce George Orwell'ın 1984'ünü okumuştum distopya olarak. Bu kitap ise farklı bir distopya.
(...)

Yazımızın devamını okumak ve kitabı tanımak için : http://1cay1kitap.com/cesur-yeni-dunya/
Bu kitaba hakkıyla bir inceleme yapamayacağımı hissediyorum ama deneyeceğim.
Bir de spoiler etkisi yapabilecek bilgiler verebilirim.

Yıl 1926 ve yazarımız Amerikaya ilk ziyaretini gerçekleştiriyor. Gördüğü bu sürekli tüketen, alkol, uyuşturucu ve antidepresan üçgeninde debelenen insanlar karşısında çok şaşırıyor ve aynı zamanda rahatsız olmuş olacak ki bu toplumu kötü bir toplum olarak bize sunuyor.
Kitap daha ilk sayfalarından 'ne oluyoruz yahu' dedirtiyor. Birileri şişelerde seri üretim insan yaratıyordu. Ve bu insanların daha doğmadan pardon kuluçkadan çıkarılmadan nasıl özelliklere sahip olacağı belliydi. Neyi sevecekleri veya nefret edecekleri yönünde şartlandırılıyorlardı. Deltaların kitapları ve çiçekleri sevmemesi için yapılan şartlandırma aklıma Watson'ın yaptığı küçük Albert deneyini getirdi. Kısaca bahsetmek istiyorum. Watson bir insanın sonradan korkuya koşullandırılabileceğini kanıtlamak için 8 aylık Albert üzerinde bir deney yaptı. Albert'in önüne beyaz bir fare koydu ve Albert onunla oynarken demirleri birbirine vurup korkutucu sesler çıkarmaya başladı ve bunu sürekli tekrar etti. Artık Albert ne zaman fare görse korkuyordu. Dahası bu koşullanma sadece fareyle sınırlı kalmadı; bebek beyaz ve tüylü olan her şeyden korkmaya başladı, uyarıcıları genellemişti. Bu noktadan sonra kitaba daha bir potansiyel gelecek gözüyle bakmaya başladım.
Deney; https://youtu.be/kISEjxyar7k

Bu şartlanmalar insanları sınıflara ayırıyordu: Alfa, Beta, Gama, Delta, Epsilon. Her sınıfın ayrı bir görevi ve sınırı vardı; Fordizm adındaki üretim sistemi gibi. 1914'te Henry Ford bu sistemle Model T'yi üretti. Yürüyen bir bant üzerinde arabanın parçaları taşınıyor ve herkesin yapması gereken tek bir görevi var, vida sıkmak örneğin. Günlerce, aylarca sadece vida sıkmak. Başka biri de vidayı takıyor ve böyle devam ediyor. Cesur Yeni Dünya'nın yaratıcıları bu sistemi o kadar mantıklı bulmuşlar ki gerçek hayatta da uygulamaya karar vermişler. Ford'un doğuşunu bir milat kabul etmişler ve onu 'bir nevi' Tanrı yerine koymuşlar.
"Bütün haçların üstleri kesildi ve T'ye dönüştüler."
İnsanlar bu durumdan mutlu çünkü buna şartlandırılıyorlar zaten. "Tüm şartlandırmaların amacı budur: insanlara kaçınılmaz toplumsal yargıları sevdirmek." Bu durumdan biraz rahatsız olmaya başladıklarında da bir gram somayla uzun bir tatile çıkabilirler.

Peki insanlar mutlu ve hayatlarından memnunken bu dünya neden kötü bir yer olarak bize sunuluyor? Bu noktada Huxley Vahşi'nin yani hâlâ okuyan, Tanrı'ya inanan ve düşünen şartlandırılmamış insanın gözünden görmemizi sağlıyor bu dünyayı. Bu insanlar gerçekten özgür değiller ki diyor, doğuştan tutsak olarak geliyorlar dünyaya.
Kitabın sonunda Vahşi'ye sunulan iki seçenekten hangisini seçerdim diye sordum kendime, bu gayet mutlu insanlardan biri olmayı istemez miydim? Sonra hayır dedim, ben mutsuz olma hakkını da istiyorum.
Kitap yazıldığı dönemden dolayı 1984'ten daha iyimser bir havada.Bu yüzden bence hiç distopya türü kitap okumadıysanız bu kitaptan başlayabilirsiniz ben 1984'ü daha önceden okudum fakat keşke bunu daha önceden okusaydım diyorum o zaman daha fazla etkileyebilirdi beni.
Kitabın başında yazarın kitabı yazdıktan 14 yıl sonraki açıklamalarına yer verilmiş oradada göreceksiniz yazar bir özeleştiri yapmış kendine.Ama bu kitabı okumaya engel değil tabikide.Zaten kitabın sonundaki sonsöz kısmında yazarın kitaptaki kahramanları oluştururken kimlerden esinlendiği ve nasıl yazdığını okuyunca kitabı daha iyi anlayacak ve seveceksiniz.
Kitabın oluşturduğu dünyadan biraz söz edecek olursak; kitabın başında da uzunca değindiği gibi cinselliğin serbest olduğu herkes herkes içindir anlayışı olan bir dünya ve aile,anne,baba kavramına müstehcen bir şeymiş gibi bakılıyor çünkü artık üreme işlemi doğumla değil kuluçka ve şartlandırma merkezinde şişeleme ile gerçekleştiriliyor.İnsanlar daha doğmadan sınıflara ayrılıyor.Alfa,Gama,Beta,Delta gibi.Uykuda öğrenme yöntemi ile her grup kendi sınıfını benimsiyor ve görevlerine uygun davranıyor.
Yazarın anlattığı dünyada tam bir istikrar söz konusu.İnsanların mutsuz olma ihtimali yok soma adı verilen maddeden alan zihninde büyük bir tatile çıkıyor.Tüm eski kitaplar ve yayınlar yasak tanrı kavramıda yok.
Kitapta iki aykırı karakter var Bernand ve Helmhotz .Bu aykırılıkları şişeleme döneminde yanlış madde verilmesi sonucu oluyor.Bernand yasak bölge denilen günümüz insanlarının yaşadığı bölgeye ziyarete gittiği zaman yanında bir vahşi ile geri dönüyor.Bu vahşi sayesinde aykırı oluşundan dolayı sevilmeyen Bernand çok sevilen bir insan oluyor ama vahşi cesur yeni dünyaya ayak uydurabilecek mi vahşinin,Bernand ve Helmhotz'un sonu ne olacak onu söylemeyeyim. Tam olarak anlatamasam da kitabı okuyunca ne kadar farklı olduğunu anlayacaksınız .İyi okumalar...

Yazarın biyografisi

Adı:
Aldous Huxley
Tam adı:
Aldous Leonard Huxley
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Surrey-İngiltere, 26 Temmuz 1894
Ölüm:
Los Angeles, 22 Kasım 1963
Aldous Leonard Huxley, (d. 26 Temmuz 1894, Surrey-İngiltere – ö. 22 Kasım 1963, Los Angeles). İngiliz yazar.
İngiltere'nin Sussex bölgesindeki Godalming'de doğdu. Birçok ünlü bilim adamı ve sanatçı yetiştirmiş olan Huxley ailesinden geliyordu. Eton College'da okuduğu sıralar gözlerindeki bir rahatsızlık yüzünden kör olma tehlikesiyle karşılaşınca, öğrenimine ara vermek zorunda kaldı. Sonradan Oxford Üniversitesi'ndeki Balliol College'da okudu.
Romanları ve denemeleriyle tanınmış olmasına karşın kısa hikâyeler, şiir, gezi yazıları, film hikâyeleri ve senaryolar ile de uğraşmıştır. Roman ve denemelerinde sosyal norm ve idealleri, bilimin insan yaşamında yanlış kullanılımını eleştirmiştir. Parapsikoloji ve mistik temelli felsefelerle ilgilenmiş ve bu konularda yazılar kaleme almıştır. Özellikle Türkçe'ye "Kalıcı Felsefe" adıyla tercüme edilen "Perennial Philosophy" adlı eseri Perennial Felsefeyi çeşitli çevrelerde yeniden gündeme taşımıştır.

Yazar istatistikleri

  • 530 okur beğendi.
  • 4.696 okur okudu.
  • 242 okur okuyor.
  • 4.874 okur okuyacak.
  • 181 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları