Aleksandr Puşkin

Aleksandr Puşkin

8.0/10
945 Kişi
·
3.223
Okunma
·
445
Beğeni
·
10.735
Gösterim
Adı:
Aleksandr Puşkin
Tam adı:
Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
Unvan:
Rus Şair ve Yazar
Doğum:
Moskova, Rusya, 6 Haziran 1799
Ölüm:
Sankt Petersburg, Rusya, 10 Şubat 1837
Aleksandr Sergeyeviç Puşkin (Rusça: Алекса́ндр Серге́евич Пу́шкин (6 Haziran, 1799 - 10 Şubat, 1837): Rus şair ve yazar. Birçok kişi tarafından en büyük Rus şairi ve Rus edebiyatının kurucusu kabul edilir.rnrnAleksandr Sergeeviç Puşkin, 1799’da Moskova’da doğar. Babası Sergey Lvoviç, soylu bir ailenin ilk çocuğudur. Annesi Nadejda Osipovna Hannibal’in ne kadar soylu biri olduğunu söylememiz için ise dedesi Etiyopyalı Hannibal’in Rus Çarı I. Petro’nun vaftiz çocuğu olduğunu belirtmemiz yeterli olacaktır. Görüldüğü gibi çok soylu bir ailenin üyesidir Puşkin. Annesi ve babası çok kültürlü insanlardır. Puşkin, ilk bilgilerini yabancı eğitmenlerden edinir. Henüz sekiz yaşındayken Fransızcası Rusçası kadar iyidir. On bir yaşına geldiğinde ise özgürlükçü ve alaycı yazarlarına hayran olduğu Fransız Edebiyatı’nı neredeyse ezberlemiştir ve Fransız şiirler ve komediler yazmaya başlamıştır.rnrnDöneminin tanınmış şair ve yazarları, Puşkin’in evine gelip gidenler arasındadır. Ancak hiçbiri onu kendisine rus masallarını anlatan, eski Rus türkülerini söyleyen dadısı kadar etkilemez. Yaşlı dadısı Arina’nın anlattıkları, Puşkin’in çocukluk ruhunda silinmez izler bırakır.rnŞiire başlamasırnrnPuşkin, on iki yaşına geldiğinde, Rus Çarı I. Aleksandr’ın Tsarskoye Selo’da (Çar’ın yazlık köyü) açtırdığı okula yazılır ve buradaki altı öğrenim yılı boyunca tıpkı okulun diğer öğrencileri gibi, Petersburg’a gitme izni bile verilmeden adeta dış dünyadan koparılarak eğitim görür.rnrnPuşkin’in lise yıllarında yazdığı şiirlerinde bile, gerçekçilik eğilimi açıkça göze çarpar. O dönem şiirinde kullanılmayan kaba ve gündelik sözcükleri rahatlıkla kullandığı ve canlı, kıvrak bir zekanın izlerinin görüldüğü şiirleriyle Derjavin’in dahi dikkatini çekmeyi başarır.rnrnArtık ünlü bir şair sayılmaya başlayan Puşkin, bu sıkıcı okul yıllarından sonra büyük bir eğlence susuzluğu ile, Petersburg’un canlı yaşamına dalar. Yazdığı ve birçoğu yasaklanan özgürlükçü şiirleri ve taşlamaları bu sıralarda dilden dile dolaşmaya başlar. Rus edebiyatı tarihinde şiir, ilk kez olarak, herkes üzerinde hayranlık uyandırır. Yeni doğan ve adeta üzerine titrenen bir çocuk gibi coşku ile büyümeye başlar.rnPuşkin 14 yaşında şiir okurkenrnrnRus Çarı I. Aleksandr tarafından Kafkasya’ya atanır ve burada ünlü “Kafkas Esiri” ve “Bahçesaray” adlı destanlarını yazar. Onun edebiyatında ne klâsik şiirin kuralcılığı ne de Romantizmin sahte, fantastik güzellikleri yer alır. O, gerçeği duyumsar, gerçeğin içinden gelir ve onu olduğu gibi anlatmayı ister.rnrnKafkasya’dan dönen Puşkin’in Rusya’daki askeri yönetime karşı oluşundan dolayı dört yıl süreyle başkente girmesi yasaklanır ve ailenin sahip olduğu Mihaylovskoye köyünde yaşamak zorunda bırakılır. Hükümet tarafından oğlunu gözetim altında tutmakla görevlendirilen babası da görevini canla başla yerine getirir.rnrnYirmi dört yaşındaki Puşkin, bu sürgün döneminde yedi yıl sonra tamamlayacağı Yevgeniy Onegin adlı romanını yazmaya başlar. “Çingeneler”, “Peygamber” ve Boris Godunov” isimli önemli eserlerini de yine bu sürgün yıllarında yazar.rnrnBu uzun, sıkıcı ve gergin sürgün döneminden sonra Rus Çarı I. Nikolay tarafından Moskova’ya çağırılan genç şairin kaleminden çıkan her şey artık çarın sansüründen geçecektir. Polis baskınları ve aşk serüvenleri ise Puşkin’in yaşamının ayrılmaz parçaları olur.rnEvliliğirnrnPuşkin, bir baloda eski yüksek rütbeli bir memurun kızı olan Natalya Gonçarova ile karşılaşır ve büyüleyici güzellikteki bu genç kıza aşık olur. Natalya ise edebiyatla hiçbir ilgisi olmayan, Puşkin’i bir şair olarak umursamayan, aklı fikri kendine rahat bir yaşam sağlayacak bir koca bulmakta olan sıradan biridir ve ailesinin de ondan pek bir farkı yoktur. Puşkin Natalya’ya evlenme teklif eder; Natalya ise, şairin evlenme teklifini belirsiz bir tarihte cevaplanmak üzere erteler. Puşkin, bu durum karşısında umutsuzluğa kapılır ve Moskova’dan uzaklaşmak ister. Bu nedenle de, 1829’da, bir gözlemci olarak Rus ordusuna katılır ve Osmanlı topraklarına gelir. Sonradan yazdığı “Erzurum Yolculuğu” adlı eserinde yol izlenimlerini anlatan Puşkin’in, daha başka birçok eserinde de Erzurum’dan aldığı esinler yer bulur.rnrnMoskova’ya dönen Puşkin, Natalya’ya evlenme teklifini yineler. Uzun çekişmelerden sonra Natalya’nın ailesini de ikna etmeyi başarır ve sonunda nişanlanırlar. Natalya ise, bu duruma karşı kayıtsız kalır ve sadece izlemekle yetinir. Natalya’nın bu tutumu da sonuna kadar böyle devam eder. Yaşamını çekilmez kılan bir kayınvalidesi ve kusursuz ama yapay bir çiçek olan eşi vardır artık Puşkin’in. Tabii bir de gerici polisler... Bitmek bilmeyen soruşturmalar ve yasaklamalar yüzünden içi büyük bir acıyla dolsa da Puşkin, yazmaya devam eder. “Yevgeniy Onegin”, “ Don Juan” , “Veba Sırasında Ziyafet” gibi manzum trajedyalarını ve “Dubrovski”, “Maça Kızı” gibi önemli eserlerini bu dönemde yazar. Gogol’la olan arkadaşlığı da bu döneme rastlar. Öyle ki, Gogol’a ünlü Ölü Canlar romanını yazma fikrini Puşkin verir.rnÖlümürnrnBu dönemde hayatına George Charles dAnthès adında biri girer. Puşkin, o sıralarda yazdığı birkaç imzasız mektup aracılığıyla, dAnthès adındaki bu Fransız delikanlısının bayan Natalya Puşkin’e kur yaptığını öğrenir. 1837’de dAnthès’i düelloya çağırır. Bu bir anlamda Puşkin’in ölüme meydan okuyuşudur. Çünkü, dAnthès’in ordunun en iyi nişancılarından olduğu bilinmektedir. Ama Puşkin de askerde egitim almistir ve cesurdurrnrnrn27 Ocak 1837de St.Petersburg yakınında Kara Derenin bir köşesinde düellonun yapılmasına karar verilir. Puşkinin şahidi arkadaşı Danzastır. Düelloda kullanacağı silahı almak için gümüşlerini sattığı iddia edilir.rnrnDüelloda Puşkin tarafından omzundan yaralanan dAnthès, Puşkin’i karnından yaralamayı başarır. Büyük bir soğukkanlılıkla iki gün boyunca can çekişen Puşkin, Ocak ayının soğuk bir öğleden sonrası hayata gözlerini yumar.rnrnŞairin öldüğünü duyunca evinin kapısının önünde toplanan ve Yevgeniy Onegin’in son baskısını kapış kapış tüketen halk, şairin ölümü üzerine neredeyse hükümete karşı bir ayaklanma noktasına gelir. Bu gerekçe ile olayların çıkmasından çekinen polis, bir gece yarısı, şairin tabutunu gizlice kiliseden alır ve Mihaylovskoye köyüne götürerek toprağa verir.rnrnGogol, “Puşkin, olağanüstü bir olaydır.” der; Dostoyevski daha mistik bir tavırla “ Puşkin, bize gelecekten haber veren bir peygamberimizdir.” der. Puşkin, modern Rus Edebiyatı’nın oluşmasına en çok katkıda bulunan yazın ve düşün adamıdır. Puşkin, klasik Batı edebiyatını ve Rus halk ruhunu sentezleyerek, Rus Edebiyatı’nda “gerçekçilik akımı”nı başlatan liderdir.rnrnAleksandr Puşkinin düello günü uğradığı son yer; Peterburg Nevski Prospektde Wolfs şekercisidir (şimdiki Cafe Litteraturnia).Bu cafede Puşkinin balmumundan bir heykeli vardır.
Şöyle böyle, yarım yamalak,
Az öğrenip çok bilmişiz,
Bizde kolaydır hava atmak,
İyi ki eğitilmişiz.
Aleksandr Puşkin
Sayfa 39 - Ayrıntı
Çingenenin birine çıkışmışlar;
'Ne biçim yürüyorsun?' diye.
'Yürümüyorum ki,' demiş, 'dans ediyorum.'
'Müziksiz dans mı olur?'
'Beynin varsa, olur ..'
Oku oğlum, oku. Bilim, hızla gelip geçen
Hayatın tecrübelerini
Kısa zamanda kazanmamıza yarar.
Aleksandr Puşkin
Sayfa 41 - Türkiye İş Bankası
Toplamı 174 sayfa olan bir kitap. İlk 50-60 sayfasını okuyup bir kenara bırakmıştım. Fakat bugün elime aldım ve bitirmeden bırakamadım. Demek içine aldığı yer oralardan sonra başlıyor.

Samimi ve sıcak bir üslubu var. Adından da anlaşılabileceği gibi bir yüzbaşının kızına duyulan aşk son derece yalın bir yaklaşımla gözler önüne seriyor.

Saygı değer bir Rus generalin oğlunu adam edilmesi için yine onun gibi bir asker olan eski arkadaşlarından birinin yanına göndermesi ile başlıyor.

Keyifle okudum. Çevirisi gayet iyiydi. Atasözleri ve deyimler yerli yerindeydi. İsimler Rusça olmasa Türk bir yazar yazdı diyebilirdim neredeyse. Tamam, Türk bir yazar da Rusça isimler kullanabilir diyecekler olacaktır. Ama onları boş verin. Sizin, ne demek istediğimi anladığınızdan yana şüphem yok.

Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
Puşkin'den bahsedebilmek için kaseti geri sarıyorum; ... Puşkin (Rus edebiyatı), Fransa Burjuva Devrimi (Avrupa tarihi ve edebiyatı), Büyük Petro (Rus tarihi), Rönesans (Her şey). İsminin önüne "Deli" yazdığımız I Petro'yu özellikle konuşmamız lazım. Öyle "deli" ki, gidip Avrupa'dan rönesans tohumlarını getirerek Rusya topraklarına serpecek ve Puşkinler, Tolstoylar, Dostoyevskiler, Çehovlar, Lomonosovlar vb. yetişecekler. Rus topraklarında yetiştikleri için "ruslaşacaklar". Bu, Rönesans'ın "ruslaşması"dır. Deli'nin şerefine!.. Puşkin bu sürecin en bariz ve ilk büyük örneklerinden biridir. Rönesans Rusya'ya biraz geç getirildiği için kısa zaman sonra Fransa Burjuva Devrimi de buna eklenmiş oldu. İki kat güç birden..bir arada.. Şimdi kim tutabilir rus ilminin ve edebiyatının gelişme hızını?!

Bahsettiğim gibi bu sürece en bariz örnek Puşkin'dir. Onun eserleri içinde de bu açıdan en dikkat çekeni ve incelenmesi gerektiğini düşündüğüm eseri "Yevgeni Onegin"dir. Sekiz bölümlük manzum romandır (Roman v stihah/Роман в стихах). Ayrıca Puşkin, rus şiirinin (poetry/поэзия) güneşi olarak kabul edilir. Biz çevirilerden okuduğumuz için bunu anlamayacak olmamız ayrı bir konudur. Demek ki, Puşkin manzumesi ve şiirleri ile ön plandadır. Doğal olarak da "Yevgeni Onegin". Çevirmenler kitaba yazdıkları önsözlerinde şiir çevirisinin özellikle Rusça'dan -Puşkin'den- çeviri yapmanın zorluğundan bahsetmişlerdir. Sözlerine kuvvet olarak Nabokov'un çabasını örnek vermişler: << Ünlü yazar [Nabokov] bu romanın İngilizce'ye çevirisi ve yorumu için hayatının 15 yılını vermiştir ve sonunda şiir-romanı düzyazıyla çevirerek, buna 1100 sayfalık bir yorum eklemiştir. >> Ben de Ayrıntı Yayınları'ndan okurken aynı zamanda internetten Rusça okumaya özendim. Bazı mısraları çevirmeye çalıştığımda Nabokov'un da Türkçe'ye tercüme edenlerin de çilesini anlamış oldum. O kadar ki, çoğu mısralar 4-5 satır sonrasına kaydırılmış. Böyle durumda içeriğe yönelik nasıl inceleme ve eleştiri yazabilirim?! Tarih ve edebiyat bilgilerimi kullanarak izlenimlerimi yazmaya gayret ettim.

Kurgu genel hatlarıyla Onegin, Lenskiy, Tatyana ve Olga karakterleriyle trajik aşk hikayesi üzerine kurgulanmıştır. Yevgeni Onegin şehirli, geçimi iyi olan sosyetik bir ailenin mensubudur. Gençliği sosyetik ortamlarda, balolarda, partilerde geçiyordur. Ne var ki Onegin'in iç dünyasında bu yaşam tarzına isyan eden bir şair ruhu vardır. Puşkin, karakterinin samimiyetsiz ortamlardan sıkıldığını ve böyle hayat tarzının onu tatmin etmediğini fazlasıyla dile getirmiş ve betimlemiştir. Onegin'in köyde yaşayan yaşlı ve hasta amcası vardır. Kısa zaman içinde amcası vefat eder ve bu haber üzerine amcasının mirasına sahip çıkmak için köye gider. Böylece, zaten sosyete hayatından bunalmış Onegin için köy hayatıyla tanışma olanağı ortaya çıkmış olur. Tatyana, Olga ve alman asıllı olan rus tabiatlı şair Lenskiy de bu köyde yaşar. Kurgu(kader) bu dört karakteri bir araya getirdiğinde zirve (kulminasya) yapar. Lenskiy Olga'ya aşıktır. Onegin de ondan hoşlanır. Tatyana ise Onegin'e sevdalanır. Mektup yazıp ona saf duygularını itiraf eder. Dur hele Tatyana, ne acele!? Sosyetik, samimiyetsiz ortamdan gelmiş zengin oğlu daha köy hayatını, köylü rusun duygularından anlamaz. Onegin, Tatyana'ın mektubunu küçümser, yalın bulur, karşılık vermez. Al işte sana Tatyana! (Puşkin, zaten ana karakterini islah etmek, iç sesine karşılık bulmak, vicdanını tetiklemek için getirdi sizlerle karşılaştırdı Tatyana! Biliyorum ki, yazarımız özür dilemiştir senden ama maalesef olaylar böyle ilerletilmeli, acı da olsa.) Onegin'in aşkına da Olga'dan karşılık gelmez. Bu noktadan sonra kurgu zirveden inmeye başlar ve bundan sonrası okumak istemeyeceğiniz trajediye dönüşür. Olga için Onegin ve Lenskiy'in düellosu..Lenskiy'in ölümü..Tatyana'nın başka biriyle evlenip şehirde yaşaması..Lenskiy'i öldürdüğü için artık köyde kalamayan Onegin'in şehire dönüşü..İlk önce tanımakta zorlansa da sonra tanıdığı Tatyana ile karşılaşması..Artık ıslah olmuş, iç sesini bulmuş bir Yevgeni Onegin var..Ama bu sefer içi kanasa da reddetme sırası Tatyana'da...

Duyguların ifadesi ve karakter canlandırma konusunda Shakespeare kadar olmasa da (zaten kimse Shakespeare kadar olamaz) çeviriden anladığım kadarıyla Puşkin "büyük" kalem
sahibidir.

Hepsi bunlar mı? Tabii ki hayır. Yazarın değindiği ve eleştirdiği bir çok konu var. Örneğin Fransa Burjuva Devrimi'nin etkisi ve Fransızca modası. Bunun gibi konuları eserden bulup çıkarmak ve eleştirisini yapmak ehli (icazeti) olanların işidir. Bu şiir romanı çevirisiyle yanaşı orijinaline de göz gezdirmek şartıyla tavsiye ederim.

Puşkin kendini yazmış. Bunu iddia aşamasına taşıyamasam da, "içindeki Puşkin"i yazdığını eminlikle iddia ederim.
Bu adam tam bir coğrafi ve epik edebiyat ustası dostum. Puşkin'in şimdilik en sevdiğim eseri kesinlikle bu oldu.

Çocukken bir türlü sevemediğim tarih derslerine girdiğimde hep böyle bir eser okumayı hayal ederdim, bugüne kadar bize sürekli Osmanlı Devleti ve Türklerin kazandığı ya da kaybettiği savaşlar salt bilgiye dayatılarak anlatılmıştı ama hiç Rus bakış açısından ya da başka herhangi düşman bir milletin bakış açısından bu savaşları dinlememiştik. İşte Puşkin sayesinde en azından dönemin Rus bakış açısını dinlemiş oluyoruz.

Puşkin, kendi gözlem yeteneğiyle birlikte tamamen realist bir üslupla yazdığı 1829 Seferi Sırasında Erzurum'a Yolculuk kitabında epik ve pastoral unsurları edebiyatıyla harmanlayarak yazın kronolojisinin sonlarını gayet makyajsız ve olabildiğine gözlemlerine bağlı kalarak getirmiş. 1829lu yıllardaki Osmanlı-Rus Savaşı'nı kendi gördükleriyle ve Rus bakış açısından anlatan Puşkin aslında Rusya, Kafkasya ve Doğu Anadolu Bölgesi coğrafyasını, Kafkasya kültürünü ve bölgenin yerel insanlarının sahip olduğu gelenekleri de bu bağlamda okuruna çok iyi yansıtmış.

İçeriğin beraberinde Puşkin'in diğer öykü ve romanlarında ön plana çıkan Rus milliyetçiliği bu eserinde hiç de belirgin değil. Olabildiğince objektif bir şekilde savaş görüntülerini bize sunan Puşkin, kitabın çevirmeni olan Ataol Behramoğlu'nu da aynı benim gibi etkilemiş :

"Yolda yanlamasına uzanmış yatan genç bir Türk'ün cesedi önünde durdum. 18 yaşlarında bir delikanlıydı bu. Bir kızınkini andıran solgun yüzü henüz tazeliğini yitirmemişti. Sarığı tozlar içinde, yatıyordu. Tıraşlı ensesinde bir kurşun yarası vardı..." Bu tümceler, bütün tarih kitaplarından çok daha belirgin ve elle tutulurcasına gözlerimizin önünde canlandırmaktadır bir savaş alanı görüntüsünü." demiş Ataol Behramoğlu.

Evet, bu kitap ne ATV'nin yaptığı gibi kendini bir milletin milliyetçiliğini basın yoluyla göstermesi konusunda bir iddiada bulunuyor ne de çöpten çıkarılan GTA oyunu şifrelerini FETÖ'nün şifreleri olarak göstermeye çalışıyor. Tamamen saf, realist ve makyajsız bir savaş anlatımına sahip. Puşkin, Rus Edebiyatı, coğrafya ve savaş alanı anlatımı severler kesinlikle okumalı.
Asteğmenin kızı, teğmenin kızı, üsteğmenin kızı, yüzbaşının kızı, binbaşının kızı, yarbayın kızı, albayın kızı, tuğgeneralin kızı, tümgeneralin kızı, korgeneralin kızı, orgeneralin kızı. Puşkin'in edebiyatında rütbelerin hiyerarşisinin bir önemi var mıdır? Hayır, kendisi rütbeler yerine bu kız sıralamasının bile akla göre yapılması gerektiğini düşünen bir yazardır.

"Elbiseni yeniyken, şerefini gençken koru."

Puşkin'in Dubrovski kitabında girizgahını yaptığı epik türdeki ilk halk ayaklanmasını ve Byelkin'in öykülerindeki lirik romantisizmini bir üst seviyeye çıkardığı eseridir Yüzbaşının Kızı.

Ben de 18. yy'da kendimi III. Petro olarak tanıtsaydım Ruslar bana da inanırdı herhalde. Köylülerin III. Petro'nun simasına bakabilecekleri ve karşılaştırma yapabilecekleri bir telefonları yok, kendilerine her para verene ve biraz laf edene kanmak için hazır bekliyorlar. Odun kesmekten ve hayvanları otlatmaktan canları sıkılmış Rus köylülerinin arasında dünyaya gelseydim ben de Rusya'nın kasvetinden ve siyasi sisteminin diktesinden sıkılıp ayaklanmayı isteyebilirdim. Pugaçev de ayaklanırken aynen bunu yapmış zaten. Pugaçev'in ayaklanmasının açıklaması bir bakıma proletaryanın varoluş problemleri olarak belirtilebilir.

Savaşlar arasında sevgi unutulur mu peki? Tam tersine esas sevgi bir savaştır. Hatta savaş olması gerekir. Çünkü sevginin savaşında da bazen iki bazen de ikiden fazla cephe vardır. Siperlerin arkasında savunmaya geçeriz bazen biz de bu kitaptaki Rus askerleri gibi. Karşıdan bir Pugaçev'in bize doğru saldırıya geçtiğini sanırken aslında bu bir bakıma kalıcı sevgiyi unutup unutmadığımızın bir imtihanıdır. Bu savaşın taktiği ise doğaçlama olmalıdır. Sevginin sınırlarına girmeyi istediğiniz zaman planlı hiçbir taktik işe yaramayabilir, hiç beklemediğiniz yerden bir saldırı alabilir veya karşı cephenin askerlerinin triplerine maruz kalabilirsiniz. Pugaçev aslında geçirgen bir zar gibidir, ona düşen insan bir o tarafa bir bu tarafa yalpalayabilir. İşte bu da kitabın ana karakterinin içinde bulunduğu durumun kısa bir özetidir diyebiliriz.

Şiirleriyle epik bir destanı anlatırmışcasına, eleştirileriyle satirik üsluptaki bir eleştirmeni hatırlatırmışcasına, romantiklikleriyle de lirik üsluptaki bir şairi betimlemişcesine harman edebiyatı sunuyor bize Puşkin. Bunu da yaparken dönem şairlerinin ve şiir ürünlerinin arasında kendisine öz eleştiri yapmayı da ihmal etmiyor olgun bir şekilde.

Erzurum Yolculuğu ise kesinlikle bu kitaptan daha iyiydi. Evet, bu kitapta biraz daha aşk ve dramatik tonlar olabilir ama bunları Dostoyevski'nin daha iyi kurguladığını düşünüyorum. Epik ve savaş içerikli bir eser okunacaksa Puşkin, psikolojik ve romantisizmin daha iyi kurgulandığı bir eser okunacaksa Dostoyevski'yi öneririm.
Puşkin'in zengin ve fakir iki derebeyi nesli arasındaki hak kavgasını anlattığı eseridir.

Puşkin ve Dostoyevski gibi isimler eserlerinde genellikle "rütbe sırası" yerine "akıl sırası" fikrini ön plana çıkararak rütbe hiyerarşisini eleştirmeye ve aslında akıl hiyerarşisi gibi bir sistemin olması gerektiğini önermeye, Rus derebeylerine yalakalık yapan bürokrasiyi, polisleri ve hukuk sistemini yine aykırı bir şekilde alaya almaya ve otokrasinin herhangi bir toplumda ne kadar tehlikeli olabileceğini anlatmaya çabalar.

Dindar kisvesinde halkın içinde gezen adamların köy halkını soyup soğana çevirmelerini, hukuk adamı kisvesinde halka adalet dağıttığını söyleyen adamların derebeylerine yaptıkları yalakalıkla haksız davalar elde etmesini fakat tüm bunlara rağmen ülkesini seven halkların içinde her zaman direniş ve gerçek adaleti arama duygusunun bulunduğunu, epik bir romantisizmle anlatır.

#direnkistenevka hashtaginde birleşen, kalbi Rus milliyetçiliğiyle dolu az sayıdaki Rus köylülerinin zenginliğe, soyluluğa, nicel saygınlıklara, yargıçların korkutulmasına ve satın alınmasına, her türlü yasa ve kararnamenin çarpık çurpuk yorumlanmasına, hiçbir hakka sahip olmadan Kistenevka'nın 3-5 ağacının kesilmesine karşı aldıkları tavır ile Puşkin'in halk ayaklanması konusunu ilk kez Dubrovski eserinde işlediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Puşkin okumak isteyenler için Büyük Petro'nun Arabı, Byelkin'in Öyküleri ve Goryuhino Köyü Tarihi ile birlikte yerinde olacak başlangıç eserlerindendir.

Yaklaşık 190 yıl önce yazılmış bu eserle beraber şu an Elon Musk'ın Falcon Heavy resitalini izliyorum. Puşkin, ilerisi için siyasi yönde pek çok doğru tahminde bulunmuş fakat uzay ve astronomi konuları bu Rusların öngörülerinde hiç yok, ondan 2 puan kırdım.
Söz konusu Rus edebiyatı olunca kitaba başlamadan önce insanın bir gözü korkmuyor değil.. Ancak korkmasın o gözler, Rus edebiyatından beklenmeyecek şekilde akıcı, insanı yormayan, ağır bir dile sahip olmayan bir kitaptı. Hiç sıkmadı, aktı gitti.
Konu olarak; Nüfuzlu, zengin bir ailenin oğlu olan 17 yaşındaki Pyotr Andreyiç'in memleketinden oldukça uzağa askere gitmesini, burada yüzbasının kızı olan Marya Ivonovna'ya duyduğu aşkını ve o dönemlerde meydana gelen Pugaçov Ayaklanmasını anlatıyor.
Romantizm, aşk gibi konular bayagı geri planda kalmış olmakla beraber yazarın bunu 17 yaşındaki çocugun hislerine uygun bir şekilde işlemiş olduğunu düşünüyorum. Genel olarak Pyotr'u cok sevdim. Fazla iyi kalpli, cesur ve mert bir delikanlıydı.
1944 baskısını okuduğum bu kitabın yorumuna önsözünü yazmanın daha doğru olacağını düşündüm.

Eski Yunanlılardan beri milletlerin sanat ve fikir hayatında meydana getirdikleri şaheserleri dilimize çevirmek, Türk milletinin kültüründe yer tutmak ve hizmet etmek isteyenlerin en kıymetli vasıtayı hazırlamaktır. Edebiyatımızda, sanatlarımızda ve fikirlerimizde istediğimiz yüksekliği ve genişliği bol yardımcı vasıtalar içinde yetişmiş olanlardan beklemek, tabii yoldur. Bu sebeple tercüme külliyatının kültürümüze büyük hizmetler yapacağına inanıyorum.
İSMET İNÖNÜ
Dostoyevski nasıl Suç ve Ceza kitabında Raskolnikov karakteri tasarımı ve id kavramıyla öldürme ve hırsızlık arzusunu, ego kavramıyla bu olayların sorgulamasını, süper ego kavramıyla ise de Raskolnikov'un kıvranmaları ve bir türlü Napolyon olamayışlarını anlatmak istemişse, Puşkin de Maça Kızı kitabında Hermann karakteri tasarımı ve id kavramıyla kendini gerçekleştirme, kazanma ve elde etme arzusunu, ego kavramıyla bu olayların sürecinde yaşadıklarını, süper ego kavramıyla ise de Hermann'ın kitabın sonucunda elde ettiği saplantıyı anlatmak istemiş.

Maça Kızı, Dostoyevski için hem Kumarbaz hem de Suç ve Ceza kitaplarının ilhamını vermiş olabilir. Zaten Dostoyevski de bu kitabı şöyle nitelendirmiş : "...muazzam bir kişilik, Petersburg döneminin alışılmadık bir tipi... Onda bir Napolyon profili ve bir iblis ruhu var..." E Raskolnikov da kendisini sürekli Napolyon'a ulaştırmaya çalışıp Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisine en üst sıradan girmek istemiyor muydu?

Kronolojik sıraya göre Puşkin okunursa Puşkin'de karakterlerin iç dünyasına ait değişimlerin başladığını, daha keskin ve uç duyguların yer verildiğini ve Rusya'da kapitalist döneme girildiğinin sinyallerini görebileceğiniz Puşkin kitabıdır.
Kitap hakkında gerçekten tartışılacak ve yazılacak çok şey var. Öncelikle yazarın diline değinmek istiyorum, oldukça açık ve sade bir dili vardı bu nedenle uzun bir aradan sonra ilk defa, bu kelime ne anlama geliyor diye, sözlük kullanma gerekliliği duymadım. Puşkin, Dostoyevski tarafından eserlerinde (Puşkin tavsiyesini, en son Ev Sahibesi’nde gördüm) bilhassa okumamızı istediği bir yazardır ve Dostoyevski bir tavsiyede bulunuyorsa mutlaka o yazar, o deneme, o biyografi, o makale, o roman okunmalıdır diye düşünüyorum.
Kitap, tarihteki Pugaçov isyanını, on yedi yaşındaki genç bir subayın gözünden ele almaktadır ve bunu yaparken de o döneme ait tarihi bilgilendirmelerde bulunur.
Puşkin, atmosfer oluşturma anlamında da gayet başarılı bir iş çıkarmış. Yarattığı psikolojik ortam, yer betimlemeleri ve karakterler, sizi hikâyenin ortasına bırakıyor ve her bir karaktere karşı tutumunuz değişiyor ve sürekli olarak karakterler ile alakalı hislerinizle, yargıda bulunma gereksinimi hissediyorsunuz. Ayrıca Puşkin, kitabı otuzlu yaşlarında yazmasına rağmen ana karakterin on yedi yaşında olduğuna dair şüpheye düşmüyorsunuz. Öyle ki, karakterin fevri hareketleri, düşünmeden giriştiği davranışları ve Marya’ya olan aşkı tamda o yaşa ait psikoloji ile yansıtılmış. İşin ilginç tarafı ise olaylar rastlantısal olarak ilerliyor, birde bu rastlantısal olaylara karakterlerin olumlu-olumsuz davranışları müdahil olunca hikâye garip bir hal alıyor. Daha fazla detay vermeden, Dostoyevski’nun tavsiyesine uyup bu hoş kitabı okumalısınız diye düşünüyorum.
Puşkin'in öykü ve romanlarının toplandığı bu eserde on beş adet öykü ve roman bulunmakta. İş Bankası Kültür Yayınları, bu on beş öykü ve romanı zamandizinsel bir sıralama ile okurlara sunmuş. Bunu yapmakla gerçekten de çok iyi yapmış bana göre. Yazarın ilk roman denemesi olan Büyük Petro'nun Arabı'ndaki ve diğer başlangıç eserlerindeki eksiklikler, kitapta ve zamandizinsel sıralamada ilerledikçe çok daha iyi fark ediliyor. Şüphesiz bu da Puşkin'in nereden nereye geldiğini gösteriyor. Kısa bir sürede bu denli ustalaşabilmek kolay şey değil. Bunlar elbette ki zamandizinsel sıralamada çok daha iyi seçiliyor. Çünkü kitap, ortalardan sonra mükemmel bir hale geliyor. Bunun sebebi elbette ki Puşkin'in kaleminin yerli yerine gelmesi denebilir. Dubrovski olsun, Yüzbaşının Kızı olsun diğerlerinden özgün ve çok ileride eserler. Bu değişim elbette ki yazarın yazı dilinde sınırlı kalmıyor. Kitabın başlarındaki eserleri hep benzer konulardan bahsederken, kitabın ortasından sonra eserlerin bahsettiği konular farklılaştığı için eserler kendini okutmaya başlıyor. Ayrıca eserlerinde o bilindik Rus klasiklerinin temelleri de kolaylıkla seçilebiliyor. Tolstoy'u etkileyen savaş ve doğa tasvirlerinden tutun da Dostoyevski'yi ve Gonçarov'u etkileyen karakter analizleri ve daha neler neler. Hakikaten de öyle güzel doğa tasvirleri var ki kitapta adeta Puşkin ile birlikte siz de seyahat halindeymiş gibi hissediyorsunuz. Bu gerçeklikten çıkmak istemiyorsunuz. Doğa tasvirlerinin en çok olduğu 1829 Seferi Sırasında Erzurum'a Yolculuk eserini sona koydukları için yayınevine mi kızayım yoksa bu eseri zamansal olarak en sonda yazdığı için Puşkin'e mi bilemedim. Öyle ki, Puşkin'in bu eserini okurken yavaş yavaş okumak zorunda kalıyorsunuz; tasvirler bitmesin diye. Yanılmıyorsam 1829 Seferi Sırasında Erzurum'a Yolculuk eserini Puşkin kendi anlık kişisel gözlemlerinden yola çıkarak yazmış. Yine aynı eserde anlatımlarını dönemin siyasal kaygılarını bir yana bırakarak resmetmiş Puşkin. Kitabın başında, önsözde verilen örneği ben de vermek isterim: "Yolda yanlamasına uzanmış yatan genç bir Türk'ün cesedi önünde durdum. 18 yaşlarında bir delikanlıydı bu. Bir kızınkini andıran solgun yüzü henüz tazeliğini yitirmemişti. Sarığı tozlar içinde, yatıyordu. Tıraşlı ensesinde bir kurşun yarası vardı..." Hiçbir siyasal düşünceye kapılmadan yazılmış bu bölüm bile Puşkin'in ustalığını kanıtlıyor zannımca. Bir eserde yazarın siyasete girmesi çok kolaydır, asıl zor olan siyaseti eserine bulaştırmamasıdır. İşte Puşkin bunu zorlanmadan başarıyor. Bu, onun ustalığını kanıtlamasının yanı sıra insancıllığını da gözler önüne seriyor. Rus edebiyatının bu öncüsünü okumak ayrı bir keyif verdi bana kitap boyunca. Keşke 38 yaşında hayata veda etmeseydi de daha fazla eser bıraksaydı dedim onu okudukça. Bu kısacık hayata tüm bu kültürel aktiviteyi sığdırmak ise ayrı bir ustalık tabii ki.

Yazarın biyografisi

Adı:
Aleksandr Puşkin
Tam adı:
Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
Unvan:
Rus Şair ve Yazar
Doğum:
Moskova, Rusya, 6 Haziran 1799
Ölüm:
Sankt Petersburg, Rusya, 10 Şubat 1837
Aleksandr Sergeyeviç Puşkin (Rusça: Алекса́ндр Серге́евич Пу́шкин (6 Haziran, 1799 - 10 Şubat, 1837): Rus şair ve yazar. Birçok kişi tarafından en büyük Rus şairi ve Rus edebiyatının kurucusu kabul edilir.rnrnAleksandr Sergeeviç Puşkin, 1799’da Moskova’da doğar. Babası Sergey Lvoviç, soylu bir ailenin ilk çocuğudur. Annesi Nadejda Osipovna Hannibal’in ne kadar soylu biri olduğunu söylememiz için ise dedesi Etiyopyalı Hannibal’in Rus Çarı I. Petro’nun vaftiz çocuğu olduğunu belirtmemiz yeterli olacaktır. Görüldüğü gibi çok soylu bir ailenin üyesidir Puşkin. Annesi ve babası çok kültürlü insanlardır. Puşkin, ilk bilgilerini yabancı eğitmenlerden edinir. Henüz sekiz yaşındayken Fransızcası Rusçası kadar iyidir. On bir yaşına geldiğinde ise özgürlükçü ve alaycı yazarlarına hayran olduğu Fransız Edebiyatı’nı neredeyse ezberlemiştir ve Fransız şiirler ve komediler yazmaya başlamıştır.rnrnDöneminin tanınmış şair ve yazarları, Puşkin’in evine gelip gidenler arasındadır. Ancak hiçbiri onu kendisine rus masallarını anlatan, eski Rus türkülerini söyleyen dadısı kadar etkilemez. Yaşlı dadısı Arina’nın anlattıkları, Puşkin’in çocukluk ruhunda silinmez izler bırakır.rnŞiire başlamasırnrnPuşkin, on iki yaşına geldiğinde, Rus Çarı I. Aleksandr’ın Tsarskoye Selo’da (Çar’ın yazlık köyü) açtırdığı okula yazılır ve buradaki altı öğrenim yılı boyunca tıpkı okulun diğer öğrencileri gibi, Petersburg’a gitme izni bile verilmeden adeta dış dünyadan koparılarak eğitim görür.rnrnPuşkin’in lise yıllarında yazdığı şiirlerinde bile, gerçekçilik eğilimi açıkça göze çarpar. O dönem şiirinde kullanılmayan kaba ve gündelik sözcükleri rahatlıkla kullandığı ve canlı, kıvrak bir zekanın izlerinin görüldüğü şiirleriyle Derjavin’in dahi dikkatini çekmeyi başarır.rnrnArtık ünlü bir şair sayılmaya başlayan Puşkin, bu sıkıcı okul yıllarından sonra büyük bir eğlence susuzluğu ile, Petersburg’un canlı yaşamına dalar. Yazdığı ve birçoğu yasaklanan özgürlükçü şiirleri ve taşlamaları bu sıralarda dilden dile dolaşmaya başlar. Rus edebiyatı tarihinde şiir, ilk kez olarak, herkes üzerinde hayranlık uyandırır. Yeni doğan ve adeta üzerine titrenen bir çocuk gibi coşku ile büyümeye başlar.rnPuşkin 14 yaşında şiir okurkenrnrnRus Çarı I. Aleksandr tarafından Kafkasya’ya atanır ve burada ünlü “Kafkas Esiri” ve “Bahçesaray” adlı destanlarını yazar. Onun edebiyatında ne klâsik şiirin kuralcılığı ne de Romantizmin sahte, fantastik güzellikleri yer alır. O, gerçeği duyumsar, gerçeğin içinden gelir ve onu olduğu gibi anlatmayı ister.rnrnKafkasya’dan dönen Puşkin’in Rusya’daki askeri yönetime karşı oluşundan dolayı dört yıl süreyle başkente girmesi yasaklanır ve ailenin sahip olduğu Mihaylovskoye köyünde yaşamak zorunda bırakılır. Hükümet tarafından oğlunu gözetim altında tutmakla görevlendirilen babası da görevini canla başla yerine getirir.rnrnYirmi dört yaşındaki Puşkin, bu sürgün döneminde yedi yıl sonra tamamlayacağı Yevgeniy Onegin adlı romanını yazmaya başlar. “Çingeneler”, “Peygamber” ve Boris Godunov” isimli önemli eserlerini de yine bu sürgün yıllarında yazar.rnrnBu uzun, sıkıcı ve gergin sürgün döneminden sonra Rus Çarı I. Nikolay tarafından Moskova’ya çağırılan genç şairin kaleminden çıkan her şey artık çarın sansüründen geçecektir. Polis baskınları ve aşk serüvenleri ise Puşkin’in yaşamının ayrılmaz parçaları olur.rnEvliliğirnrnPuşkin, bir baloda eski yüksek rütbeli bir memurun kızı olan Natalya Gonçarova ile karşılaşır ve büyüleyici güzellikteki bu genç kıza aşık olur. Natalya ise edebiyatla hiçbir ilgisi olmayan, Puşkin’i bir şair olarak umursamayan, aklı fikri kendine rahat bir yaşam sağlayacak bir koca bulmakta olan sıradan biridir ve ailesinin de ondan pek bir farkı yoktur. Puşkin Natalya’ya evlenme teklif eder; Natalya ise, şairin evlenme teklifini belirsiz bir tarihte cevaplanmak üzere erteler. Puşkin, bu durum karşısında umutsuzluğa kapılır ve Moskova’dan uzaklaşmak ister. Bu nedenle de, 1829’da, bir gözlemci olarak Rus ordusuna katılır ve Osmanlı topraklarına gelir. Sonradan yazdığı “Erzurum Yolculuğu” adlı eserinde yol izlenimlerini anlatan Puşkin’in, daha başka birçok eserinde de Erzurum’dan aldığı esinler yer bulur.rnrnMoskova’ya dönen Puşkin, Natalya’ya evlenme teklifini yineler. Uzun çekişmelerden sonra Natalya’nın ailesini de ikna etmeyi başarır ve sonunda nişanlanırlar. Natalya ise, bu duruma karşı kayıtsız kalır ve sadece izlemekle yetinir. Natalya’nın bu tutumu da sonuna kadar böyle devam eder. Yaşamını çekilmez kılan bir kayınvalidesi ve kusursuz ama yapay bir çiçek olan eşi vardır artık Puşkin’in. Tabii bir de gerici polisler... Bitmek bilmeyen soruşturmalar ve yasaklamalar yüzünden içi büyük bir acıyla dolsa da Puşkin, yazmaya devam eder. “Yevgeniy Onegin”, “ Don Juan” , “Veba Sırasında Ziyafet” gibi manzum trajedyalarını ve “Dubrovski”, “Maça Kızı” gibi önemli eserlerini bu dönemde yazar. Gogol’la olan arkadaşlığı da bu döneme rastlar. Öyle ki, Gogol’a ünlü Ölü Canlar romanını yazma fikrini Puşkin verir.rnÖlümürnrnBu dönemde hayatına George Charles dAnthès adında biri girer. Puşkin, o sıralarda yazdığı birkaç imzasız mektup aracılığıyla, dAnthès adındaki bu Fransız delikanlısının bayan Natalya Puşkin’e kur yaptığını öğrenir. 1837’de dAnthès’i düelloya çağırır. Bu bir anlamda Puşkin’in ölüme meydan okuyuşudur. Çünkü, dAnthès’in ordunun en iyi nişancılarından olduğu bilinmektedir. Ama Puşkin de askerde egitim almistir ve cesurdurrnrnrn27 Ocak 1837de St.Petersburg yakınında Kara Derenin bir köşesinde düellonun yapılmasına karar verilir. Puşkinin şahidi arkadaşı Danzastır. Düelloda kullanacağı silahı almak için gümüşlerini sattığı iddia edilir.rnrnDüelloda Puşkin tarafından omzundan yaralanan dAnthès, Puşkin’i karnından yaralamayı başarır. Büyük bir soğukkanlılıkla iki gün boyunca can çekişen Puşkin, Ocak ayının soğuk bir öğleden sonrası hayata gözlerini yumar.rnrnŞairin öldüğünü duyunca evinin kapısının önünde toplanan ve Yevgeniy Onegin’in son baskısını kapış kapış tüketen halk, şairin ölümü üzerine neredeyse hükümete karşı bir ayaklanma noktasına gelir. Bu gerekçe ile olayların çıkmasından çekinen polis, bir gece yarısı, şairin tabutunu gizlice kiliseden alır ve Mihaylovskoye köyüne götürerek toprağa verir.rnrnGogol, “Puşkin, olağanüstü bir olaydır.” der; Dostoyevski daha mistik bir tavırla “ Puşkin, bize gelecekten haber veren bir peygamberimizdir.” der. Puşkin, modern Rus Edebiyatı’nın oluşmasına en çok katkıda bulunan yazın ve düşün adamıdır. Puşkin, klasik Batı edebiyatını ve Rus halk ruhunu sentezleyerek, Rus Edebiyatı’nda “gerçekçilik akımı”nı başlatan liderdir.rnrnAleksandr Puşkinin düello günü uğradığı son yer; Peterburg Nevski Prospektde Wolfs şekercisidir (şimdiki Cafe Litteraturnia).Bu cafede Puşkinin balmumundan bir heykeli vardır.

Yazar istatistikleri

  • 445 okur beğendi.
  • 3.223 okur okudu.
  • 39 okur okuyor.
  • 1.787 okur okuyacak.
  • 29 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları