Alev Alatlı

Alev Alatlı

8.2/10
194 Kişi
·
704
Okunma
·
174
Beğeni
·
7.536
Gösterim
Adı:
Alev Alatlı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İzmir, 1944
Alev Alatlı (d. 1944, İzmir) Türk yazardır. Liseyi babasının askeri ataşe olarak görev yaptığı Tokyo’da okudu. Ekonomi & İstatistik lisansını ODTÜ'den, Ekonomi ve Ekonometri yüksek lisansını "Fulbright" bursu ile gittiği Vanderbilt University'den (Nashville, Tennessee) aldı. Bilâhare felsefe öğrenimine başlayan Alatlı, doktora çalışmalarını New Hampshire'daki Dartmouth College’de sürdürdü. İlahiyat konusunda ve düşünce ve medeniyet tarihi üzerinde yoğunlaştı. 1974’te Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde öğretim görevlisi, Devlet Planlama Teşkilatı'nda kıdemli ekonomist olarak çalıştı. California Üniversitesi ile ortak psiko-dilbilim çalışmaları yürüttü. Cumhuriyet Gazetesi bünyesinde Bizim English dergisini çıkaran Alatlı, daha sonra Türk Yazarlar Kooperatifinde (YAZKO) başkan yardımcısı olarak görev aldı.

Filistin davasının tanıtımına yaptığı katkılardan dolayı 1986 yılında Tunus'ta sürgünde bulunan Yaser Arafat tarafından "Özgürlük Madalyası"yla onurlandırılmıştır. Aydınlanma Değil, Merhamet! adlı romanıyla ise 2006 yılında Moskova'da "Mikhail A. Sholokhov 100. Yıl Roman Ödülü"nü kazanmıştır.
İflas eden Aristo mantığının "Ya siyah ya beyaz" gibi ikili kutuplardan ibaret mantık anlayışının yerine hayatı ve kendimizi daha iyi anlamamızı sağlayacak belirsizlik üzerine kurulu Kuantum mantığını, küresel ve yerel dengeleri de içererek anlatımı, çok etkileyici buldum.
Birkaç saat feda ederek rahatça okunabilecek kadar az, o süre sonunda ufku açacak kadar hacimli bir kitap. Alev Alatlı'nın içimizden herhangi birisi gibi yazdığı fakat içimizden herhangi birisinin üzerinde bir incelikle yaklaştığı aydın kesimin despot tutumu üzerine yetkin bir çalışma.

Alatlı, Temmuz 1986'daki tespitinde dönemin aydınlarının sınıfsal baskı oluşturarak yeni fikirlere karşı durduklarını söylüyor. Bir çeşit tekelleşme. Istibdat. Aynı despotizmin, toplumda bir çözülme peyda ettiğini ve bu çözülmenin bizzat aydınlar eliyle oluşturulduğunu da ekliyor.

Bugün de aynı anomali olağanca kudretiyle sürüyor. Yeniye, küllerinden doğuracak olana, medeniyetimize has olana karşı duran aydın kesim bugün de toplumsal çözülmeyi sürdürüyor. Aynı aydın kesim, ithal olmayan her yeniye karşı gardını indirmekten de imtina ediyor.

Zannımca toplumlaşma, bu tarz bir vesayetin müstebitlerine karşı durmakla, fikrin tekelciliğine inkârla sağlanabilir. Nitekim sabit iki nokta birbirine asla paralel olamaz; mutabakat, ilerlemeyle sağlanır.

Bütün bunlarla beraber kütüphanenizi de ilminizi güzelleştirecek bir kitap. Alın, bir köşeye geçin ve farkına varın olan bitenin.
İçerisinde Da Vinci'nin, Machiavelli'nin, Kant'ın, Martin Luther'in, Voltaire'nin, Francis Bacon'un ve diğer birçok isimlere ait metinlerin olduğu derleme bir kitabı inceliyorum. Denis Diderot, John Locke, Vico, Hobbes, Descartes, Shakespeare ve David Hume bile var. Rönesans ve Protestan reformu, erken dönem modernleşme ve bilim çağıyla ilgili hangi çetrefilli yolların aşıldığı, birey merkezli yapılardan sosyal sorunları teşhir etmeye varan yolda hangi tür paradigmalara kafa tutulduğu üzerine farklı okumalar var.

İnsanoğlu için uygun olan eğitimin nasıl olduğu üzerine Da Vinci söz hakkı isterken, Erasmus'a da bir çift laf düşüyor.
Siyaseti irdelerken Machiavelli, Prens'iyle katkıda bulunuyor, Elyot ondan geri durmuyor.
Din ve siyaset ilişkisini (ekonomi, radikalizm, ahlak, hatta zulüm ve tahammül dahil) incelerken Machiavelli yine araya giriyor, Martin Luther düzeltmeler yapıyor, Calvin için din ve kapitalizm arasında bağ kurmak çocuk oyuncağı oluyor.
Mesele birey ve ahlâka mı geldi, Kant'ın esirgeyecek sözü yok. Rousseau ve Diderot keza öyle.
Akıl, doğa, bilim, din, siyaset ve bunların ilişkiselliğinden bahis açmak demek Bacon, Locke, Descartes, Hobbes, Montesquieu'yu konuya dahil etmek için yeterli sebepler demek oluyor. Diğer yandan para ve mal arasındaki ilişki için Hume'a ayrı zaman tanımak gerekiyor.

Hülasa, Batıya yön veren isimlerin karanlıklarından sıyrılmak için ödedikleri bedeller farklı farklı olurken toplamda hepsi -tekrar etmek gerekirse- doğru zannedilen birçok paradigmaya kafa tutuyorlar.

Tam o esnada hangi alanın çözümlenmesi, dahası, bizim için hangi meselelerin çıkmaza girdiği üzerinde düşünürken Desiderus Erasmus, Deliliğe Övgü metnindeki bir parafla imdada yetişiyor. Aynı zamanda da bu uzun ve önemsiz düşüncelerimin paylaşılmasına durduk yere sebep oluyor:
"... Bazı tarikatların keşişleri sanki zehirmiş gibi paradan korkar ama şaraptan ve kadından korkmaz. [...] Bir tarikatın üyeleri kendilerine Cordelier derken, bazıları Colete, bazıları Minor, bazıları Minim, bazıları da Değnekliler der. Bunlara ek olarak Benediktenler, Bernardinler, Bridgetineler, Agustinciler, Williamcılar ve Jacobinler de vardır, sanki Hıristiyan olmak yetmezmiş gibi."

Yukarıdaki metin bize bir şeyleri hatırlatmaya, anımsatmaya yetiyor. Ha yetmez ise, güncel tartışmalarımıza, hezeyanlarımıza, uzlaşamayıp yozlaştıklarımıza bakarsak anlayabiliriz. Sebebi üzerinde düşünmeye fırsat vermeden yine Erasmus kendi toplumlarındaki bozukluklardan yola çıkarak bir sebep sunuyor:
"Okuma bilmezler, bu yüzden edebiyatla hiçbir temaslarının olmayışını dindarlığın zirvesi olarak kabul ederler. [...] anlamadan ezberledikleri mezmurları söylediklerinde Tanrı'nın kulaklarını en güzel yağlarla yağladıklarını düşünürler."

Sebep 'sadece bu değil.' Fakat sebeplerden sadece birisi de bu.

Diğer yandan sarsılan sarsıla ilerlerken düzlüğe çıkmayı başarabilen Batı toplumlarının mihenktaşı diyebileceğimiz tüm metinleri bir arada sunulmuş.

Not gibi not: Dört ciltten oluşur. Muhakkak edinin.
Kitapta anladığım kadarıyla, bir oğlan çocuğunun verilen değerden bahsediliyor, haklı da zaten. Ödüle layık görülmüş gerçekleri gözler önüne seren hoş bir kitap.
Alatlı, ülkemizin düşünen, kültürlü, önemli entelektüellerinden biri ve ben onu çağımızın Cemil Meriç'i gibi görürüm. Konuşarak düşüncelerini ifade etmede çok başarılı olduğunu düşünmüyorum ancak yazılarıyla birikimini ve fikirlerini daha iyi sunuyor.
Nuke Türkiye yazarın farklı kültür, inanç ve milletlerden oluşan roman kahramanları ve her birini kendi düşünce yapıları doğrultusunda konuşturduğu ilginç bir eser. Kitapta en dikkat çekici karakter Günay Rodoplu, bende gerçek dünyada da yaşamış hissini en çok uyandıran karakter o ve ve kanaatimce Alev Alatlı fikirlerine bu karakterle hayat vermiş.
Diana Pavloviç ve eşi David Pavloviç'in bir araştırma için Türkiye'ye gelişleri ve bu karakterler çerçevesinde din, inanç, Türk milletinin düşünce yapısı, yozlaşma vb. pek çok düşünce karşıt fikir ve görüşlerle okura aktarılmış.
Kitapta farklı dillere ait olan sözcük ve kavramların sıkça kullanılması sözlük kullanmayı gerekli kılıyor. Ancak buna rağmen etkileyici bir eser.
Kitaptaki onca farklı fikirden sonra ana fikir bence Günay Rodoplu'nun dilinden aktarılan: "Gördüğün gibi, ne dinsizler, ne de dindarlar için insanlık ahdine vefasızlık yoktur. Ateist olmakla ahlâktan kurtulamazsın.” sözleriydi.
2020 li yıllardan geriye dönüp eski ve bugünkü Türkiye’deki yaşam kalıplarımızı ve alışkanlıklarımızı acımasızca sorgulayan eleştirel bir başyapıt benim için.
Temel felsefesi, Aristoyla başlayan sayısal mantığın hatalı olduğu, olayları siyah ve beyaz olarak değerlendirmenin eksik olduğu ve herşeyin göreceli değerlendirilmesi gerektiği bu eserde küreselleşme ve bencillik ileri boyutta anlatılıyor.
İnsanların birbirini sağlıklı bir şekilde anlayamadığı afazi salgını işleniyor.
Ayrıca herkesin tam bir insan olma becerisini tamamlayamadığı ÖNİNSAN kavramı oldukça etkileyici
Günlük meseleler hakkında gazete yazılarından derlenen bir kitap. Gazete okur gibi okumuştum. Alev Alatlı fikirlerinin güzellikleri ile karşılaştığım ilk kitaplardan biri.
Bu kitabı okumadan önce okurun kendi hayatına bakması gerek sanırım. Huzurlu bir zaman istiyor bu kitap. Nihayetinde huzurunuz kayboluyor ve zihninizde fırtınalar kopuyor. Türkiye toplumunun doksanlara kadarki tahlili yapılıyor ve insanımızın gerçekliği ile yüzyüze kalıyoruz. Aynı zamanda, her alanda kullandığımız mantığın temelleri sarsılıyor ve gerçekliğimizdeki tüm yargılarımız sorgulanıyor, böylece gerçekliğimiz sorgulanıyor. Okunduğu takdirde okuyanda ciddi arayışlara yol açacak bir kitap karşımızda kısacası.
“Eleni olarak doğan, Naciye'ye dönüşen, Türk kocasına dört çocuk doğurduktan sonra eski Hisar göçmeni bir Anadolu Rum'u ile evlenen bir kadının sahiciye yakın hikâyesi” demiş yazar,

Bana sorarsanız, Eleni olarak doğan demiş ya, evlat olması gerekir Eleni’ nin, ama olamamış.
Evlatlık verilmiş, ama evlatlık ta olamamış.
Evin erkeğine cariye olmuş, ama onu da olamamış,
Kapı dışarı edilmiş.

Naciye olmuş dört çocuk doğurmuş, ana olmuş, ama onu da olamamış ki ilk yanlış anlamada kapı dışarı edilmiş. Dört çocuğumun anasıdır denmemiş.

Rum’ un karısı olmuş, ama olamamış ki daha ilk dedikodu da, lafta, söz de canından olmuş.

Kadın eşittir sadece cinsel bir obje olarak bakılan şu pisliğe bulanmış dünya da Eleni sadece ne olmuş biliyor musunuz?

Sadece KADIN olmuş,

İNSAN olamamışların dünyasında….

Her insana bir can diye bakamayanların dünyasında….
Koca hastanede kitabımı yürüttüler ve aylardır da geri getirmediler. Hayır bitirince getirirler diye bekledim ama 800 sayfa olunca bitirmesi zor geldi galiba. Oysa çok iyi gidiyordum. Ben kitabımı istiyorum. :(

Yazarın biyografisi

Adı:
Alev Alatlı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İzmir, 1944
Alev Alatlı (d. 1944, İzmir) Türk yazardır. Liseyi babasının askeri ataşe olarak görev yaptığı Tokyo’da okudu. Ekonomi & İstatistik lisansını ODTÜ'den, Ekonomi ve Ekonometri yüksek lisansını "Fulbright" bursu ile gittiği Vanderbilt University'den (Nashville, Tennessee) aldı. Bilâhare felsefe öğrenimine başlayan Alatlı, doktora çalışmalarını New Hampshire'daki Dartmouth College’de sürdürdü. İlahiyat konusunda ve düşünce ve medeniyet tarihi üzerinde yoğunlaştı. 1974’te Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde öğretim görevlisi, Devlet Planlama Teşkilatı'nda kıdemli ekonomist olarak çalıştı. California Üniversitesi ile ortak psiko-dilbilim çalışmaları yürüttü. Cumhuriyet Gazetesi bünyesinde Bizim English dergisini çıkaran Alatlı, daha sonra Türk Yazarlar Kooperatifinde (YAZKO) başkan yardımcısı olarak görev aldı.

Filistin davasının tanıtımına yaptığı katkılardan dolayı 1986 yılında Tunus'ta sürgünde bulunan Yaser Arafat tarafından "Özgürlük Madalyası"yla onurlandırılmıştır. Aydınlanma Değil, Merhamet! adlı romanıyla ise 2006 yılında Moskova'da "Mikhail A. Sholokhov 100. Yıl Roman Ödülü"nü kazanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 174 okur beğendi.
  • 704 okur okudu.
  • 27 okur okuyor.
  • 622 okur okuyacak.
  • 29 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları