Alev Alatlı

Alev Alatlı

8.2/10
183 Kişi
·
629
Okunma
·
144
Beğeni
·
6.907
Gösterim
Adı:
Alev Alatlı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İzmir, 1944
Alev Alatlı (d. 1944, İzmir) Türk yazardır. Liseyi babasının askeri ataşe olarak görev yaptığı Tokyo’da okudu. Ekonomi & İstatistik lisansını ODTÜ'den, Ekonomi ve Ekonometri yüksek lisansını "Fulbright" bursu ile gittiği Vanderbilt University'den (Nashville, Tennessee) aldı. Bilâhare felsefe öğrenimine başlayan Alatlı, doktora çalışmalarını New Hampshire'daki Dartmouth College’de sürdürdü. İlahiyat konusunda ve düşünce ve medeniyet tarihi üzerinde yoğunlaştı. 1974’te Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde öğretim görevlisi, Devlet Planlama Teşkilatı'nda kıdemli ekonomist olarak çalıştı. California Üniversitesi ile ortak psiko-dilbilim çalışmaları yürüttü. Cumhuriyet Gazetesi bünyesinde Bizim English dergisini çıkaran Alatlı, daha sonra Türk Yazarlar Kooperatifinde (YAZKO) başkan yardımcısı olarak görev aldı.

Filistin davasının tanıtımına yaptığı katkılardan dolayı 1986 yılında Tunus'ta sürgünde bulunan Yaser Arafat tarafından "Özgürlük Madalyası"yla onurlandırılmıştır. Aydınlanma Değil, Merhamet! adlı romanıyla ise 2006 yılında Moskova'da "Mikhail A. Sholokhov 100. Yıl Roman Ödülü"nü kazanmıştır.
İnsan kendini ne yapmışsa odur.
Alev Alatlı
Sayfa 1635 - Varoluşçuluk, Jean-Paul Sartre. İlgi Kültür Sanat Yayınları, Alfa: İstanbul.
Insanoğlu bu dünyaya doğduğunda, içindeki sevgi kıvılcımı küçücüktür. Iste o küçücük kıvılcım insanoğlunun içindeki 'hayr'dır. O kıvılcımın bir hazine gibi saklanması gerekir. Boşvericilik, tembellik, şiddet, hatta mantık bu kıvılcımı boğmaya çalışabilir! Ama, insan sevgi körüğünün başından ayrılmazsa kıvılcım ateş olur, cimrilik, hoyratlık, sevgisizlik küllerini yakar! Sen, sen ol, körügün başından ayrılma Kadıncık kızım! Insanlari sevmekten korkma! Sevmediğin değil, sevdiğin yanlarıni abart! İnsan olmanın kefareti, sevmeyi bilmektir.
Çünkü insanlar babalarının ölümünü mal varlıklarının kaybından daha çabuk unuturlar.
Alev Alatlı
Sayfa 563 - Prens, Niccolò Machiavelli. Alfa Basım, 2. baskı.
Biri kendini diğerlerinin efendisi zannettiğinde diğerlerinden daha da çok köledir.
Alev Alatlı
Sayfa 1114 - Aydınlanma. Toplum: Toplum Sözleşmesi, Jean-Jacques Rousseau. Alfa Basım Yayın, 2014: İstanbul
"Dünya'nın bir yerinde hava kapalıyken, başka bir yerde güneş mutlaka parlıyordur."
Tarih hiçbir zaman devrimcilerin, sosyalistlerin ve demokratların vatanlarına ihanet ettiğini yazmamıştır.
Alev Alatlı
Sayfa 93 - Alfa
Pek az şey dinin amacına, inançta olduğu kadar bilimde de dar görüşlü insanların fizikte yapılan keşiflerle ilham sözcüğünü bağdaştırma çabalarının zarar verdiği kadar zarar vermiştir.
Alev Alatlı
Sayfa 1481 - Alfa Yayınları. 2. baskı. C. DİN. Türlerin Kökenine Dair, Samuel Wilberforce.
Bakın, ben ve benim gibiler bir vaize İslâm'ı, bir Kemalist'e Atatürk'ü Marksist'e Marks'ı, Liberal'e serbest girişimciliği öğretmek için çok geç kaldığımızı fark edip, paniklediğimiz bir dönemden geliyoruz. Uçurumun sadece dövüşenler arasında değil, beyinlerimizde olduğunu idrak ettiğimiz bir dönemden geliyoruz.
Alev Alatlı
Sayfa 171 - İmre Kadizade
... teknolojiye tapınma meselesini sadece silahlara tapınma diye alma. Ürünlere tapınma diye işleyen bir düzenlemeye -işlevi ne olursa olsun- hayranlık diye bak. Mesele şu, artık iş o hale geldi ki günümüz insanının, Türk'ün, ilgisi, artık doğanin ve yaşayanların üstünde değil, mekanik olan, yaşamayan insan yapısı nesneleri üzerinde yoğunlaştı. Insanımız, otomobiline kadınına gösterdiğinden daha fazla ilgi gösterir daha şefkatli davranır oldu. Motordaki en ufak bir arızayı anlamaya çalışırken kadının gözündeki gölgeyi görmüyor bile . Kadınına bir dal götürmeyi akıl edemezken otomobiline vazo takıyor. Otomobilinden gurur duyan, aziz tutan, kendi elleriyle yıkayan, cilalayan, sevecen isimler takan, çocuğuna aynı ilgiyi göstermiyor. Okul aile birliği toplantısına gitmez ama tamirhaneye gider. O hale geldi ki, otomobilsiz hayat kadınsız hayattan daha dayanılmaz olabiliyor.
İflas eden Aristo mantığının "Ya siyah ya beyaz" gibi ikili kutuplardan ibaret mantık anlayışının yerine hayatı ve kendimizi daha iyi anlamamızı sağlayacak belirsizlik üzerine kurulu Kuantum mantığını, küresel ve yerel dengeleri de içererek anlatımı, çok etkileyici buldum.
Birkaç saat feda ederek rahatça okunabilecek kadar az, o süre sonunda ufku açacak kadar hacimli bir kitap. Alev Alatlı'nın içimizden herhangi birisi gibi yazdığı fakat içimizden herhangi birisinin üzerinde bir incelikle yaklaştığı aydın kesimin despot tutumu üzerine yetkin bir çalışma.

Alatlı, Temmuz 1986'daki tespitinde dönemin aydınlarının sınıfsal baskı oluşturarak yeni fikirlere karşı durduklarını söylüyor. Bir çeşit tekelleşme. Istibdat. Aynı despotizmin, toplumda bir çözülme peyda ettiğini ve bu çözülmenin bizzat aydınlar eliyle oluşturulduğunu da ekliyor.

Bugün de aynı anomali olağanca kudretiyle sürüyor. Yeniye, küllerinden doğuracak olana, medeniyetimize has olana karşı duran aydın kesim bugün de toplumsal çözülmeyi sürdürüyor. Aynı aydın kesim, ithal olmayan her yeniye karşı gardını indirmekten de imtina ediyor.

Zannımca toplumlaşma, bu tarz bir vesayetin müstebitlerine karşı durmakla, fikrin tekelciliğine inkârla sağlanabilir. Nitekim sabit iki nokta birbirine asla paralel olamaz; mutabakat, ilerlemeyle sağlanır.

Bütün bunlarla beraber kütüphanenizi de ilminizi güzelleştirecek bir kitap. Alın, bir köşeye geçin ve farkına varın olan bitenin.
İçerisinde Da Vinci'nin, Machiavelli'nin, Kant'ın, Martin Luther'in, Voltaire'nin, Francis Bacon'un ve diğer birçok isimlere ait metinlerin olduğu derleme bir kitabı inceliyorum. Denis Diderot, John Locke, Vico, Hobbes, Descartes, Shakespeare ve David Hume bile var. Rönesans ve Protestan reformu, erken dönem modernleşme ve bilim çağıyla ilgili hangi çetrefilli yolların aşıldığı, birey merkezli yapılardan sosyal sorunları teşhir etmeye varan yolda hangi tür paradigmalara kafa tutulduğu üzerine farklı okumalar var.

İnsanoğlu için uygun olan eğitimin nasıl olduğu üzerine Da Vinci söz hakkı isterken, Erasmus'a da bir çift laf düşüyor.
Siyaseti irdelerken Machiavelli, Prens'iyle katkıda bulunuyor, Elyot ondan geri durmuyor.
Din ve siyaset ilişkisini (ekonomi, radikalizm, ahlak, hatta zulüm ve tahammül dahil) incelerken Machiavelli yine araya giriyor, Martin Luther düzeltmeler yapıyor, Calvin için din ve kapitalizm arasında bağ kurmak çocuk oyuncağı oluyor.
Mesele birey ve ahlâka mı geldi, Kant'ın esirgeyecek sözü yok. Rousseau ve Diderot keza öyle.
Akıl, doğa, bilim, din, siyaset ve bunların ilişkiselliğinden bahis açmak demek Bacon, Locke, Descartes, Hobbes, Montesquieu'yu konuya dahil etmek için yeterli sebepler demek oluyor. Diğer yandan para ve mal arasındaki ilişki için Hume'a ayrı zaman tanımak gerekiyor.

Hülasa, Batıya yön veren isimlerin karanlıklarından sıyrılmak için ödedikleri bedeller farklı farklı olurken toplamda hepsi -tekrar etmek gerekirse- doğru zannedilen birçok paradigmaya kafa tutuyorlar.

Tam o esnada hangi alanın çözümlenmesi, dahası, bizim için hangi meselelerin çıkmaza girdiği üzerinde düşünürken Desiderus Erasmus, Deliliğe Övgü metnindeki bir parafla imdada yetişiyor. Aynı zamanda da bu uzun ve önemsiz düşüncelerimin paylaşılmasına durduk yere sebep oluyor:
"... Bazı tarikatların keşişleri sanki zehirmiş gibi paradan korkar ama şaraptan ve kadından korkmaz. [...] Bir tarikatın üyeleri kendilerine Cordelier derken, bazıları Colete, bazıları Minor, bazıları Minim, bazıları da Değnekliler der. Bunlara ek olarak Benediktenler, Bernardinler, Bridgetineler, Agustinciler, Williamcılar ve Jacobinler de vardır, sanki Hıristiyan olmak yetmezmiş gibi."

Yukarıdaki metin bize bir şeyleri hatırlatmaya, anımsatmaya yetiyor. Ha yetmez ise, güncel tartışmalarımıza, hezeyanlarımıza, uzlaşamayıp yozlaştıklarımıza bakarsak anlayabiliriz. Sebebi üzerinde düşünmeye fırsat vermeden yine Erasmus kendi toplumlarındaki bozukluklardan yola çıkarak bir sebep sunuyor:
"Okuma bilmezler, bu yüzden edebiyatla hiçbir temaslarının olmayışını dindarlığın zirvesi olarak kabul ederler. [...] anlamadan ezberledikleri mezmurları söylediklerinde Tanrı'nın kulaklarını en güzel yağlarla yağladıklarını düşünürler."

Sebep 'sadece bu değil.' Fakat sebeplerden sadece birisi de bu.

Diğer yandan sarsılan sarsıla ilerlerken düzlüğe çıkmayı başarabilen Batı toplumlarının mihenktaşı diyebileceğimiz tüm metinleri bir arada sunulmuş.

Not gibi not: Dört ciltten oluşur. Muhakkak edinin.
Kitapta anladığım kadarıyla, bir oğlan çocuğunun verilen değerden bahsediliyor, haklı da zaten. Ödüle layık görülmüş gerçekleri gözler önüne seren hoş bir kitap.
Alatlı, ülkemizin düşünen, kültürlü, önemli entelektüellerinden biri ve ben onu çağımızın Cemil Meriç'i gibi görürüm. Konuşarak düşüncelerini ifade etmede çok başarılı olduğunu düşünmüyorum ancak yazılarıyla birikimini ve fikirlerini daha iyi sunuyor.
Nuke Türkiye yazarın farklı kültür, inanç ve milletlerden oluşan roman kahramanları ve her birini kendi düşünce yapıları doğrultusunda konuşturduğu ilginç bir eser. Kitapta en dikkat çekici karakter Günay Rodoplu, bende gerçek dünyada da yaşamış hissini en çok uyandıran karakter o ve ve kanaatimce Alev Alatlı fikirlerine bu karakterle hayat vermiş.
Diana Pavloviç ve eşi David Pavloviç'in bir araştırma için Türkiye'ye gelişleri ve bu karakterler çerçevesinde din, inanç, Türk milletinin düşünce yapısı, yozlaşma vb. pek çok düşünce karşıt fikir ve görüşlerle okura aktarılmış.
Kitapta farklı dillere ait olan sözcük ve kavramların sıkça kullanılması sözlük kullanmayı gerekli kılıyor. Ancak buna rağmen etkileyici bir eser.
Kitaptaki onca farklı fikirden sonra ana fikir bence Günay Rodoplu'nun dilinden aktarılan: "Gördüğün gibi, ne dinsizler, ne de dindarlar için insanlık ahdine vefasızlık yoktur. Ateist olmakla ahlâktan kurtulamazsın.” sözleriydi.
Sayın Alatlı, eserinde Türkçe'ye safsata olarak çevirebileceğiniz "Fallacies" kavramını konu almıştır. Mantıksal bu tip eserlere ihtiyacımız olduğu aşikar. Ama bu eserler mümkün mertebe" özgün" olmalı! Yani yazarın kendi görüş ve fikirlerine dayanmalıdır. Yani öyle olsa daha iyi olur diye düşünüyorum.

Aslına bakarsanız esere ilk göz attığımda hayret ettiğimi belirtmek isterim. Zira kitap, içerik olarak Stanford Üniversitesinin konu hakkındaki bir dökümanının Türkçe'ye çevrilmiş ve ülkemizden örnekler serpiştirilerek sayfa sayısı artırılmış versiyonundan başka bir şey değildir. :) Yazar sanırım benim gibi bu tip mevzuları kaynağında araştıran okurlardan bihaberdir.

Hasılı, konuya ilgi duyan bireyler için: https://plato.stanford.edu/entries/fallacies/ linkinde konu başarı ile açıklanmıştır. Üstelik tamamen bedava! Keyifli okumalar dilerim.
Günlük meseleler hakkında gazete yazılarından derlenen bir kitap. Gazete okur gibi okumuştum. Alev Alatlı fikirlerinin güzellikleri ile karşılaştığım ilk kitaplardan biri.
Bu kitabı okumadan önce okurun kendi hayatına bakması gerek sanırım. Huzurlu bir zaman istiyor bu kitap. Nihayetinde huzurunuz kayboluyor ve zihninizde fırtınalar kopuyor. Türkiye toplumunun doksanlara kadarki tahlili yapılıyor ve insanımızın gerçekliği ile yüzyüze kalıyoruz. Aynı zamanda, her alanda kullandığımız mantığın temelleri sarsılıyor ve gerçekliğimizdeki tüm yargılarımız sorgulanıyor, böylece gerçekliğimiz sorgulanıyor. Okunduğu takdirde okuyanda ciddi arayışlara yol açacak bir kitap karşımızda kısacası.
Kitapta yapılan tanımıyla, "Akıl yürütme yetisinin hatalı kullanımı anlamına gelir, bir yöntem sorunundan ibarettir, safsata."
Bir zaman önce, 2001 yılında Boyut Yayınları'ndan çıkan "Safsata Kılavuzu" kitabının bir nüshası internette ücretsiz olarak okuyuculara sunulmuştu. Kitabı bulamadığım için bu ücretsiz nüshadan okumuştum. İlgili kitapta yer alan bilgilerin yer aldığı site hâlâ çalışır durumda ve şu adresten ulaşılabilir: http://www.safsatakilavuzu.com
"Ben Böyle Düşünüyorum!" Demekle Olmuyor kitabı da "Safsata Kılavuzu"nun geliştirilmiş hali oluyor. Eser yedi bölümden oluşuyor. Önce, mantık, düşünmek, dil, şuur, a priori, a posteriori gibi kavramlar ve bunlarla ilgili açıklamalar var. Bu kısımlarda, bilim ve düşünce tarihinden pek çok örnek okuyorsunuz. Önceki kitabın da alt başlığı olan "Laf Ola, Beri Gele" başlıklı dördüncü bölümde safsata türleri 10 başlıkta örnekleriyle açıklanıyor. Altıncı bölüm mantığın üç türünden; klasik mantık, diyalektik mantık ve çok değişkenli mantıktan bahsediyor. Kitabın büyük kısmı, bu çok değişkenli mantıkla ilgili aslında. Son bölüm ise Bart Kosko'nun "Tanrıyı Savunmak" makalesinin bir uyarlamasıyla son buluyor. Bu bölümde Kosko'nun, Harari'nin Homo Deus'undakine benzer gelecek öngörüleri yer alıyor.
Alt başlıklara verilen isimler de ilginç: "pencere". Yazar bunun gerekçesi olarak, Windows işletim sisteminden esinlendiğini söylüyor. Bir de "Necefli Maşrapa" başlıkları var. Bunlar da tek televizyon zamanıyla ilgili; anametni açıklayan bilgiler bu başlıkla verilmiş.
Son zamanlarda okuduğum en akıcı kitaptı. Safsataların hepsini (50'den fazlalar) akılda tutmak kolay olmasa da bunlarla her gün her yerde (sosyal medya, TV, gazete, kitap vd.) karşılaştığımızı düşünürsek, farkındalığı arttıran bir kitap olduğunu söylemek abartı olmayacaktır. Mantıkla kurulmuş gibi görünen bir cümlenin aslında ne kadar çok safsata içerebileceğine şahit oldum. İncelemesini yaptığım bu satırlarda bile o safsatalardan bulunabilir :) Kitabın dizgisinde tuhaf bir durum vardı. Sıklıkla, noktalama işaretleri ile sonraki kelime arasında boşluk yoktu. Bazı kelimeler yineleme olmadıkları halde iki kez yazılmıştı. Bazı kelimelerin ise hecelerinden biri eksikti.
Bilimsel yöntem, bilim tarihi, mantık, bulanık (saçaklı-fuzzy) mantık konularına ilgi duyanların kaçırmaması gereken bir kitap.
Koca hastanede kitabımı yürüttüler ve aylardır da geri getirmediler. Hayır bitirince getirirler diye bekledim ama 800 sayfa olunca bitirmesi zor geldi galiba. Oysa çok iyi gidiyordum. Ben kitabımı istiyorum. :(

Yazarın biyografisi

Adı:
Alev Alatlı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İzmir, 1944
Alev Alatlı (d. 1944, İzmir) Türk yazardır. Liseyi babasının askeri ataşe olarak görev yaptığı Tokyo’da okudu. Ekonomi & İstatistik lisansını ODTÜ'den, Ekonomi ve Ekonometri yüksek lisansını "Fulbright" bursu ile gittiği Vanderbilt University'den (Nashville, Tennessee) aldı. Bilâhare felsefe öğrenimine başlayan Alatlı, doktora çalışmalarını New Hampshire'daki Dartmouth College’de sürdürdü. İlahiyat konusunda ve düşünce ve medeniyet tarihi üzerinde yoğunlaştı. 1974’te Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde öğretim görevlisi, Devlet Planlama Teşkilatı'nda kıdemli ekonomist olarak çalıştı. California Üniversitesi ile ortak psiko-dilbilim çalışmaları yürüttü. Cumhuriyet Gazetesi bünyesinde Bizim English dergisini çıkaran Alatlı, daha sonra Türk Yazarlar Kooperatifinde (YAZKO) başkan yardımcısı olarak görev aldı.

Filistin davasının tanıtımına yaptığı katkılardan dolayı 1986 yılında Tunus'ta sürgünde bulunan Yaser Arafat tarafından "Özgürlük Madalyası"yla onurlandırılmıştır. Aydınlanma Değil, Merhamet! adlı romanıyla ise 2006 yılında Moskova'da "Mikhail A. Sholokhov 100. Yıl Roman Ödülü"nü kazanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 144 okur beğendi.
  • 629 okur okudu.
  • 22 okur okuyor.
  • 562 okur okuyacak.
  • 26 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları